Adnan Oktar

Kod adı: Harun Yahya


HER ŞEY 13 YIL ÖNCE BAŞLADI

Sorunlar ne zaman başladı?

- 13 yıl önce. Bizim dört numara Tuğba, Adnan Hocacılar diye tabir edilen insanlarla görüşmeye başladı. Başta ciddiye almadık. Geçici bir şey zannettik. Fakat sonra baktık ki, öyle değil. Durum ciddi. Önce gündüzleri birkaç saat kayboluyordu, sonra geceleri de gelmemeye başladı. Derken evi de terk etti, mürit oldu.

Diğer dört kardeş, nasıl tavır alıyordu?

- Oktar başta, Tuğba’nın tamamen saçmaladığını düşünüyordu. Hatta dalga geçiyordu. Diğerleri de fevkalade karşıydı, Tuğba’ya cephe aldılar. Ama Tuğba, zaman içinde hepsini Adnan Hoca’nın yanına götürdü.

Hepsini mi?

- Hepsini! Yıllar içinde 5 çocuğum, sonra da iki torunum onlara katıldı. Zincirleme oldu. Birbirlerine tesir ettiler. Toplu paranoya gibi. Hüma, ABD’de Georgetown’da okuyordu, kocasına çok aşıktı. Dört günlüğüne geldi. Sadece dört gün. Geliş o geliş. Tuğba, onu da Adnan Hoca’ya tanıştırdı. Dört gün içinde, o yanıp tutuştuğu kocasını boşayıverdi. Bitti. Bir daha Amerika’ya dönmedi. Herkes şaştı kaldı. Mani olamadık. Sonra Eda’yı aldılar. Bilgi Üniversitesi’nde okuyordu, en küçük kızımız. Okulu da bıraktırdılar...

Bu arada çocuklarınızı geri kazanmak için ne yapıyorsunuz?

- Elimizden ne geldiyse yaptık. Anlattık: "Bu kadar iyi eğitim aldınız, mesleğinizi yapmanız lazım, çalışmanız lazım, aile kurmanız lazım..." Yalvardık ama dinletemedik.

Ne diyorlardı?

- Ne diyecekler? Onlara göre İsa mesih, Adnan Oktar da mehdi. İkisi ele ele verip, bütün dünyaya hakim olacaklar. Çocuklarımız buna inandılar.

NEREDE YAŞADIKLARINI BİLE BİLMİYORUM

Bu çocuklar bunca yıldır nerede yaşıyor?

- Bilmiyorum.

Nasıl yani?

- Bilmiyorum işte. Soruyorum, "Tedbiren söyleyemeyiz!" diyorlar. Sadece 18 yaşındaki küçük torunumla oğlum Oktar, alt katımızda yaşıyorlar. Kızlarımın nerede yaşadığını 13 yıldır bilmiyorum.

Bari dört kız kardeş, birlikte mi yaşıyorlarmış?

- Hayır. Onlar için aile, kardeş ya da evlat önemli değil. Böyle kavramlar yok. Bir arada değiller, yabancılarla yaşıyorlar. 20 yaşındaki torunum bile annesiyle değil. Kendinden 15 yaş büyük bir adamla kalıyor.

Hiç mi hafiyelik yapmaya kalkmadınız? Çocuklarınızın peşine düşmediniz?

- Yaptık. Yapmaz mıyız? Hiçbir netice elde edemedik. Çünkü evler devamlı değişiyordu. Onlar lütfederse, görüşebiliyorduk. Yanlarında bir yabancıyla eve geliyorlardı.

Anlamadım...

- Kızlarımdan biri eve geliyor değil mi? Yanında tanımadığım iki kızla birlikte geliyor. Bu toplulukta hiçbir çocuk, annesi babasını yalnız başına göremez. Belli mi olur belki etki altında filan kalır. Yanında hep birileri olacak. Yemek masasına bile o yabancı birileriyle birlikte oturulur. Banyoya bile gitse yanındadırlar. Ve Adnan Oktar hakkında kötü bir laf etmeye kalkışırsanız, apar topar çocuklarınız evi terk eder. Zaten bu mahkeme yüzünden de, son altı aydır çocuklarımızla görüşmedik. Bize yaptıkları tehdit şu: "Bizi görmek istiyorsanız, Bilim Araştırma Vakfı ve Adnan Oktar hakkında, tek bir kötü söz etmeyeceksiniz. Edersiniz, bizi hayatınızın sonuna kadar unutmak zorunda kalırsınız..."

Peki oğlunuz alt katınızda oturuyor, onunla görüşebiliyor musunuz?

- Evet ama ilişkimiz çok resmi. Oğlumuza biz bakıyoruz. Beyin cerrahı olmasına rağmen çalışmıyor. "Muayenehane açalım, mesleğine geri dön" diyoruz, kabul etmiyor. Daha önemli vazifeleri varmış...

Neymiş onlar?

- Dünyanın her tarafında Adnan Oktar için konferanslar veriyor. Yaratılış ve evrim teorisini anlatıyor...

"Biz bakıyoruz" derken, harçlık mı veriyorsunuz?

- Yurtdışına giderken, hayır. Bulunduğu yer gönderiyor. Ama onun dışında, bütün ev ihtiyaçlarını, giyeceklerini, yemeğini, telefon paralarına kadar aklınıza gelen her şeyini biz karşılıyoruz.

Biraz tuhaf değil mi, oğlunuz 43 yaşında...

- Öyle söylemeyin. Oğlum, bir mucize eseri hayatta. Çok ağır hastalıktan kurtuldu. Tanrı onu bana bağışladı. Elimde değil...

Adnan Oktar, belli ki oğlunuzun alt katta oturmasına ses çıkarmıyor, kızlarınızdan ne istiyor?

- Bilmiyorum. Onları bizden mümkün olduğu kadar uzak tutmaya çalışıyor.

Peki torunlarınız gideli ne kadar oldu?

- Birkaç yıl. Onları da tek başlarına göremiyorum. Yatıya kalamıyorlar. Ziyarete geldiklerinde yanlarında hep birileri oluyor.

Torunlarınızın annesinin için rahat mı?

- Büyük kızım, iktisat profesörü ve milletvekili Tevfik Ertüzün’le evliydi. Damadım ve kızım, kardeşlerini kurtarabilmek için çok uğraştı. Olmadı. Başaramadılar. Sonra Tevfik, bence şaibeli bir araba kazasında rahmetli oldu. Kızım, iki oğluyla kalakaldı. Bize sığındı. Çok yumuşak, melek gibi bir kızdır. Bir de şimdi görün onu. Yüz çizgileri sertleşti, bambaşka biri haline geldi. Maalesef onu da içlerine aldılar, oğullarıyla birlikte. Ama bir gün kurtulacaklarına inanıyorum. Kendilerini sorgulayacaklar ve gerçeği bulacaklar. Bunu başaranlar var. Onlar gruptan çıkıyor. Evleniyorlar, iş kuruyorlar, hayata geri dönüyorlar...

Kurtulanlar, o dönemi nasıl tanımlıyorlar?

- "Kabus" diye, "Uyandım ama onlarca senem boşa gitti..." diye anlatıyorlar.

Peki siz nasıl açıklıyorsunuz bu durumu?

- Açıklayamıyorum. Bu çocuklar, benim bildiğim çocuklarım değil. Bambaşka bir karaktere büründüler. Sanki içleri boşaltılmış gibi. Gözleri donuk. Robot gibi.

Kendi yollarını, kendi iradeleriyle çizmiş olamazlar mı?


- Hayır, bence olamazlar. Tamamen bir beyin yıkama faaliyeti. Hipnoz mudur, metapsişik bir şey midir, çözebilmiş değilim.

Peki talep etsem benimle konuşurlar mı?

- Deli misiniz, tabii ki konuşurlar. Emin olun, karşınızda son derece düzgün, eğitimli, kibar ve zeki çocuklar görürsünüz. Şöyle diyeceklerdir: "Ne alakası var? Tabii ki kendi isteğimizle buradayız. Biz yaşını başına almış insanlarız, kendi kararlarımızı kendimiz verebiliriz!" Hatta daha da ileri gidip, anneleri babalarını olmayacak şeylerle suçlayacaklardır.

Peki dersem ki, aileniz neden sizi yalnız göremiyor, neden nerede yaşadığınızı bilmiyorlar. Ne cevap verecekler?


- "Yok efendim böyle bir şey!" diyecekler. "Annemizin, babamızın, ne yazık ki akli dengesi yerinde değil" bile diyebilirler.


Yarabbi diyorum bu bir korkulu rüya elbet uyanacağız

Hálá çocuklarınızı kazanacağınızı söylüyorsunuz. Bunu nasıl yapacaksınız?

- İnşallah sonunda kazanacağız. Onlara tekrar kavuşacağım. Umuyorum. Elimizden geleni yapıyoruz. Kendilerini sorgulayacaklar. Akıllanacaklar. "Annemize babamıza ne yapıyoruz?" diyecekler.

Bu son olay üzerine diğer çocuklarınızla görüştünüz mü?

- Hayır, hiçbiriyle görüşmedim. Çünkü son zamanlarda, bizim, diğer ailelerle birleştiğimizi, bir araya geldiğimizi hissediyorlardı. Bir duvar gibi birlikteyiz artık ailelerle, bu yolda beraberiz. Ankara’ya gidişlerim oldu, bazı görüşmeler yaptım. Bazı şeyleri maalesef duyuyorlar. Son olarak kızlarım, "Böyle yaparsan, bizi kaybedersin" diye rest çektiler. Zaten altı aydır eve uğramıyorlardı. "Aleyhimize birtakım şeyler yapıyorsun, bunu duyduk. Mahkemeye çıkacakmışsın, Ankara’da bazı insanlarla görüşmüşsün. Ya vazgeç ya da bir daha bizi göremezsin." "Sizden çok memnunum" diye bir kağıt yazarsam beni affedeceklermiş...

Ne demek o?

- "BAV topluluğundan çok memnunum. Hiçbir şikayetim yoktur" diye bir kağıt imzalamamı istiyorlar.

Annelerin, babaların bir araya gelmesinden neden bu kadar rahatsızlar?

- Çünkü yeniden BAV’a ve Adnan Oktar’a karşı bir hareket başlıyor. Yıllarca kimseyi bize tanıştırmadılar. Evimize arkadaşlarını getirdiler, isimleri farklı söylediler. Hakiki soyadlarını asla söylemediler. Kimin kızı dersin, cevap vermez. Çünkü ailesiyle temasa geçmenden korkuyor. Ama işte sonunda aileler bir araya geldik.

Daha önce de aileler bir araya geldi bir sonuç alınamadı. Herkes şikayetlerini geri çekti...

- Doğru, orada bir hata yaptık. Daha doğrusu, hepimiz aldatıldık. "Adnan Oktar nişanlandı, artık evleniyor" dendi. "Çocuklar evlerine dönüyor. Bu adam, artık evlatlarımızı rahat bırakıyor. Bundan sonra hayat normale dönecek. Evlenecekler, iş hayatına atılacaklar." Madem öyle dedik, çocuklarımız ceza görmesinler diye dilekçelerimizi geri aldık. Ama bu sefer kararlıyız. Sonuna kadar gideceğiz. Nasıl bir derttir bu. Allah kimseye vermesin. Bazen, "Yarabbi" diyorum, "Bu bir korkulu rüya, elbet uyanacağız..."


Baba Prof. Cevat Babuna

O GÜN MAHKEMEDE O SÖZÜ SÖYLEYEN BENİM OĞLUM DEĞİLDİ, ROBOT GİBİ

43 yaşında beyin cerrahı oğlunuz, nasıl oldu da sizin için, "Bahçıvanın geri zekalı oğluna cinsel tacizde bulundu annem" diyebildi?

- Bunu söyleyen adamın, benim çocuğum Oktar’la hiçbir alakası yok. Oktar, ahlakı düzgün sevecen bir çocuktur. O gün mahkemede konuşan başka biriydi. Yandan gördüm. O yüzü tanımıyorum. Oğlum Oktar’ın yüzü değil. Benim de aklım almıyor. Onlara söyleneni yapıyorlar. Robot gibi. Koşulsuz itaat ediyorlar. Ama ben, beni assalar, vursalar ya da öldürseler, asla annem-babam hakkında böyle şeyler söylemem. Bu yüzden neler olduğunu açıklayamıyorum.

Ne hissettiniz?

- Şoke oldum. Kahroldum. Bir annenin yaşayabileceği en büyük acı. Atamazsın, satamazsın. Evladım o benim. O günden beri telefonlarımız susmuyor. Bütün Türkiye durumun vahametini gördü. Oğlum çok ağır bir hastalıktan kalktı. Bir mucize eseri, Allah onu bana bağışladı. Birilerinin sıkıştırmaları yüzünden strese girip hastalığı nüksederse, yemin ederim bunun hesabını sorarım...

"Bunlarda her tür numara var. Karşılarındaki insanı yıldırmak için her şeyi yapıyorlar. Bir Ebru Şimşek, bir de Fatih Altaylı yılmadı. Öyle insanlar ki, 300 tane dava açıyorlar. Uğraş uğraşabilirsen. Bir davayı burada kazanıyorsun, bir bakıyorsun, başka bir mahkemede başka bir iftiradan dava açılmış. Bunlarda yalancı şahit de bol. Yalan fevkalade mübah bir olay. İnsanları çocuklarıyla karşı karşıya getiriyorlar. Annesine karşı yalancı şahitlik yaptırıyorlar mesela. Kız çıkıyor diyor ki mesela, ’Annem gruptan para istedi sizin hakkınızda şikayetçi olmayayım diye, para verilmeyince benim nerede olduğumu bilmediği konusunda şikayette bulundu’. Hakim anneye bakıyor, annenin kolunda Louis Vuitton filan var bu arada, yani belli ki kadının paraya filan ihtiyacı yok, ’Ne diyorsunuz?’ diyor. Anne hakime bakıyor, ’Ne diyebilirim Hakim Bey, o benim kızım’ diyor."

ANNEYİ SEVMEK ALLAH’A ŞİRK KOŞMAKMIŞ

Peki sizi öyle ağlarken, perişan vaziyette görünce etkilenmiyorlar mı? Onların annesisiniz...

- Ah, ah. Anneye babaya şefkat göstermek, ilgi yapmak, onların felsefesine göre Allah’a şirk koşmak. Evladına da sevgi göstermeyeceksin. Kızım Ceyda mesela, özellikle oğullarından uzak duruyor. Nadiren de olsa görüştüğümüzde usulen öpüşüyorum çocuklarımla. Asla eskiden olduğu gibi gerçekten, samimi kucaklaşamıyoruz. Aramızda hep bir duvar var.

Hiç kendi kendinizi sorguladığınız oluyor mu? "Acaba, bir yerde hata mı yaptık?" diye...


- Sorgulamaz olur muyum? "Ne yaptık da, böyle oldu?" diyorum. Yedi çocuk birden. Neden böyle bir girdabın içinde girdiler? Kendime bakıyorum, sorun bende mi diye, suç bulamıyorum. Düşünüyorum da, yapabileceğim her şeyi yaptım. Zaten kocamın psikiyatr arkadaşları da bana, "Suçu kendinde arama, bu bir beyin yıkama faaliyeti" diyorlar.

Sizce çocuklarınızda manevi bir boşluk mu söz konusu acaba?


- Ne alakası var? Orada çocukları günde 14 saat çalıştırıyorlar. Rahat değiller ki. Manevi boşluk doldurma filan söz konusu değil ki. Bilgisayar başında, gece yarılarına kadar kitap yazıyorlar. Sohbet edecek zamanları bile yok.

Peki sizin için maddi bir kayıp da söz konusu mu?

- Çocuklarımı kaybetmişim, maddiyatın lafı mı olur? Ama maddi kayıp da var. Bırakın çocuklarımızın üzerine yaptığımız dükkanları, şunları bunları... Rahmetli damadımdan torunlarıma kalan mülkler, evler, çiftlikler, milletvekili maaşı bile gitti. Vakfa devredildi.

Nereden biliyorsunuz devredildiğini?

- Hiçbiri ortada yok. Sahipleri değişmiş.

H�rriyet - Adnan Oktar bana 5 �ocuk, 2 torun bor�lu


-----------------------
Tuğçe, birgün annesi ile birlikte Beyoğlu Muammer Karaca Tiyatrosu'nda bir panele katıldı. İşte o gün annesi Tuğçe'nin "Adnan Hocacılar"ın arasına düştüğünü anladı. Ancak, kızını o çevreden kopmaya ikna edemedi.

Tuğçe, artık tarikatın dini toplantılarına katılıyor, Seçkin ile birlikte "Kardeşler" denilen grupla görüşüyordu. Sonunda Adnan Hoca'yla tanıştı. Genç kızı Silivri'deki çiftlikte gören Adnan Oktar'ın ilk sözü, "Sende islamı görüyorum" oldu. Ve Hoca, o akşam, Tuğçe'nin Kandilli'deki villada kendisine getirilmesini istedi. Bahadır Güven, Tuğçe'ye Adnan Hoca'ya sunulmak üzere hazırlanmasını söyledi. Tuğçe, Adnan Hoca'nın cariyesi olacaktı. Ancak, polis baskını genç kızı bu tuzağa düşmekten kurtardı. Gözaltına alınanlar arasında Tuğçe de vardı. İlk başta konuşmak istemedi. Ama diğer genç kızların durumunu görünce nasıl bir uçurumun kenarından döndüğünü anladı. Ve tarikatın çirkin yüzünü bir bir anlattı.

Özkan ARSLAN-Bekir BATU-Tülay ACAR (SHA)

"Çırılçıplak soyup bakıyordu.."

TUĞÇE düştüğü tuzağı şöyle anlattı:

"KULELİ, Kanlıca, Rasathane, Maltepe ve Dragos'ta evleri, villaları vardı. Bizi buradaki dini toplantılara götürüyorlardı. Bu toplantılarda, Adnan Hoca ve Adnan Hocacılık üzerine bilgiler veriliyor, normal cinsel ilişkinin nikah yapmadan gerçekleşirse zina olacağı anlatılıyordu. Ancak anal ve oral seksin dince sakıncası olmadığı özellikle telkin ediliyordu.

BİR genç kızı örgüt evine getiren erkek ilk anal birleşmeyi yapıyor, daha sonra o kızı Adnan Hoca'ya götürüyordu. Kız Adnan Hoca'nın yanında yalnız bırakılır, çırıl çıplak soyulduktan sonra sözde muayene edilirdi. Çekinen kızlara, Adnan Hoca, "Beni doktor gibi gör, çekinme. Ben sağlıklı mısın, diye kontrol ediyorum" derdi. Hoca "olur" verirse, kız tarikatta kalır, aksi halde örgütle ilişkisi kesilirdi."

Genç kızın tarikatın içyüzünün aydınlatılmasını sağlayan bu ifadesine, DGM'nin hazırladığı iddianamede de yer verildi. Ve Tuğçe, bir sanıktan çok mağdur olduğu için serbest bırakıldı. Şimdi genç manken, ailesinin onu gönderdiği bir yerde dinlenip, atlattığı tuzağın, son anda uyandığı kabusun izlerini silmeye çalışıyor. Mesleğine ve okuluna döneceği günü bekliyor.

16 ERKEKLE YATTIM
Seks kölesi gibi kullanılan kızlardan Ş.E'in itirafları ise ibret verici boyutta. Erdilek, "Örgüt, her ay 200 milyonluk cep harçlığımın 4'te 3'ünü alırdı" diyerek başladığı ifadesini, "Ecir felsefesi, erkeğin cinsel ilişki ile mutlu edilmesini öngörüyordu. Mutlu olan erkek, kardeşinin de mutlu olmasını sağlardı bu felsefeye göre. Yani bir kız, birçok kardeşle birlikte olurdu. Ben 16 erkekle cinsel ilişkiye girdim" diye bitiriyor.

Seçkin'in üzüntüsü

ONUNLA aynı kaderi paylaşan arkadaşı Seçkin Pililer de benzer yollarda tarikata girmiş. Tarikatın kirli yüzünü polise anlatan Seçkin, ifadesinde Adnan Hocacılar'ın genç kızları kandırma yöntemlerini ayrıntılarıyla anlattı. Buna göre Adnan Hocacılar, üniversite okuyan ya da medyada boy gösteren kızların peşine düşüyor, onlarla ilişki kurup yavaş yavaş tarikata çekiyordu.

"Ahmet Abi" Adnan Hoca'nın kod adı
ADNAN Oktar'ı, kamuoyu Adnan Hoca olarak tanıdı. Gerçek adı olan Adnan Arslanoğulları, 19 harften oluştuğu için müritlerine 19 rakamının Mehdiliğin habercisi olduğunu telkin etti. Şantaj ve seks tarikatında, aynı zamanda peygamberimiz Hz. Muhammed'in isimlerinden biri olan "Ahmet" ismini kullandı. Müritleri de ona hep "Ahmet Abi" diye hitap etti. Erkek müritleri, tuzaklarına düşürdükleri kızları "Ahmet Abi"lerine götürdüler. Bazı yazı ve özellikle masonluk ile islami konulardaki kitaplarını ise "Harun Yahya" kod adını kullanarak yayımladı. Kendisine önce Ahmet adını yakıştıran ve Mehdiliğini ilan eden Adnan Oktar'ın "Harun Yahya" takma adı ise Hz. Musa ve Hz. İsa'nın yardımcılarının adlarından oluşuyor.

S A B A H O N L I N E 15.01.2000

------------------------

Önceki gece tutuklanıp cezaevine konulan Adnan Oktar'ın 7 ayrı hastaneden şizofren raporu bulunuyor.
S A B A H O N L I N E 20.11.1999
-----------------------------------------

'Adnan Hoca çete lideri'

Ayrılmak isteyene şantaj
Kararda, dört erkek ve üç kadın üyenin Oktar'ın talimatları doğrultusunda örgütü yönettikleri belirtildi. Kararda, "Örgüt yöneticisi ve örgüt adına faaliyette bulunanların, Oktar'ın belirlediği kurallarla uyguladıkları farklı cinsel anlayışlarını devam ettirebilmek için yaşı küçük çocukların da bulunduğu kızları lüks yaşam tarzıyla etkileyip gruba kattığı, ayrılmak isteyenlere karşı gizli kamera görüntülerini kullandıkları anlaşılmıştır" denildi.
Radikal-çevrimiçi / Politika / 'Adnan Hoca çete lideri'

Adnan Hoca'ya 3 y�l hapis - Mynet Haber
--------------------------------

Adnan Hoca 19 rakamının uğuruna inanıyordu. Gerçek adı Adnan Arslanoğulları, 19 harften oluşuyordu. Ve bu 19'un Mehdiliğin habercisi anlamını taşıdığını iddia ediyordu.

Zamanla müritlerine, kıyametin yaklaştığını, Mehdi'nin ortaya çıkmak üzere olduğunu telkin etmeye başladı.

27 Mart 1988 tarihli Nokta Dergisi'nde, Mehdi konusuna, kendince usturuplu yaklaştı:

Nokta: Geleceği söylenen Mehdi'nin fiziksel özellikleri nelerdir?

Adnan Oktar: İkiyüze yakın alamet sayılıyor. Mesela, orta boylu, geniş alınlı, kaşı kavisli gibi.

Nokta: Yaş söyleniyor mu?

Adnan Oktar: Rivayetlere göre 30-40 yaşları arası deniyor.

Nokta: Siz Mehdi misiniz?

Adnan Oktar: Ben Peygamber Efendi'mizin neslinden değilim. Çocuklara alametlerden söz edince beni Mehdi sanmışlar.
HURRIYET INTERNET

--------------------

İnternetin en popüler sitelerinden Ekşi Sözlük’ün yayını, Adnan Hoca lakaplı Adnan Oktar’ın başvurusu üzerine mahkeme kararıyla durduruldu.
Adnan Oktar’ın, Ekşi Sözlük’te hakkında yer alan ifadelerle ilgili başvurması üzerine, Eyüp 3. Asliye Hukuk Mahkemesi “ek$i sozluk - kutsal bilgi kaynagi'' adresinden yayın yapan sitenin yayınının durdurulmasına karar verdi.

Ek�i S�zl�k kapanacak! / T�rkiye / Milliyet �nternet
---------------------------


Kızımı Adnan Hoca'dan kurtarın
13 Mayıs 2007 Pazar 08:32
"Tam 3 senedir ne anneler günü biliyorum ne de bayram... Ne olur kızımı onların elinden kurtarın" diye seslendi...

Kızımı Adnan Hoca'dan kurtarın haberi - 13 Mayıs 2007 Pazar 08:32
----------------------------
Aslında bu adı duymak bile tüylerimi ürpertir. İnsanlardan nefret etmek gibi bir adetim yok. İstesem de edemem pek.. Ama birkaç isim var listemde.. Adnan Hoca bunlardan biri.. Etrafına topladığı ´Mürid´ adlı gençlere ise acırım.. Öfke dolu bir acıma..
Uluç´tan Adnan Hoca´ya teşekkür! haberi GÜNCEL haberleri haberiHaber7 haber7.com - Güncel Haberler, Son dakika haberleri - Bu noktada haber var

------------------------------