Atatürk, Doğum Gününü Kendi Seçti: 19 Mayıs
İngiltere Büyükelçisi Morgan, Bakanlığımıza baş vurarak Cumhurbaşkanımızın doğum günü dolayısıyla İngiltere kralı VIII. Edward tarafından kendisine özel ve içten bir kutlama telgrafı gönderileceğini söylemiş ve Atatürk'ün doğum gününün bildirilmesini rica etmiştir. Durumu arz eder ve İngiltere Büyükelçiliği'nce istenilen bilginin, uygun görüldüğü takdirde bildirilmesine izinlerinizi rica ederim."
Dışişleri Bakanlığı tarafından Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'ne gönderilen 10 Kasım 1936 tarihli bu yazıyı kendi sine uzatan Genel Sekreter Hasan Rıza Soyak'a Atatürk eliyle "Dur" işareti yaptı, sonra yazıyı sesli okumasını istedi. Hasan Rıza Soyak yukarıdaki yazıyı yüksek sesle okuduktan sonra Atatürk, o an birlikte çalış makta olduğu Afet İnan'a döndü ve yanıtını onun da izlemesini istediği bir el hareketi yaptı: "Benim doğum günümün, 19 Mayıs olduğunu bildiriniz" dedi.
Genel Sekreter Soyak, Atatürk'ün bu yanıtını elindeki kağıdın alt bölümündeki boşluğa kurşun kalemle şöyle not etti:
"Cumhurbaşkanı Atatürk'ün doğum tarihi, 19 Mayıs 1881'dir."
İngiltere Kralı Edward'ın bu ilgisinin nedeni, iki ay önce Türkiye'ye yaptığı gezisinde
edindiği izlenimleri ve bizzat tanıdığı Atatürk'e karşı duyduğu kişisel hayranlıktı. Arıburnu Cephesi'nde Orgeneral Fahrettin Altay'ın karşılayıp Çanakkale'de Türk Şehitliği'ni, İngiliz Mezarlığı'nı ve birkaç cepheyi gezdirdiği Kral Edward'ı Atatürk, İstanbul'da rıhtımda bekliyordu.
Deniz o gün dalgalıydı ve kralı taşıyan motor inip çıkıyordu. Rıhtıma çıkmak istediği bir sırada konuk kralın eli yere değdi ve tozlandı. O anda Atatürk, kralın rıhtıma çıkmasına yardımcı olmak üzere elini uzatmıştı. Kral, Atatürk'ün kendisine uzattığı elini tutmadan önce, mendilini çıkardı ve tozlanan elini silmek istedi. Atatürk, o ünlü sözünü işte o an söyledi:
"Vatanımın toprağı temizdir" dedi. "O toprak, elinizi kirletmez."
Sonra da konuğunun elini sıkıca kavradı ve kendine çekerek rıhtıma çıkmasına yardımcı oldu.
Atatürk, çeşitli yerlerini gezdirdiği İstanbul'u konuğuna denizden de göstermek istedi. Ertuğrul Yatı konukları önce, Boğaziçi'nin sahillerine, oradan Büyükada'ya götürdü. Kral ve konukları Yörükali Plajı'nda denize girdikten sonra Moda Koyu'na geldiler ve Moda Deniz Kulübü tarafından onurlarına düzenlenen deniz yarışlarını izlediler.
Yat gezisi ve yarışlar sırasında konuk kral, çevresindeki hemen herkesin dikkatini fazlasıyla çekecek denli, yanındaki Bayan Simpson'la ilgileniyor, ona alışılmışın dışında bir özen gösteriyordu. Zaman zaman çevresinden koparca-sına bir dalgınlıkla derin düşüncelere dalıyor, yüzünü büyük bir üzüntü ifadesi kaplıyordu. Bayan Simpson'un durumu da ondan farklı değildi.
Atatürk, konuklarını bu üzüntülü havadan çıkarmak ve onları biraz olsun neşelendirmek için büyük çaba harcıyor, üstün bir evsahipliği sergiliyordu. Bir ara Bayan Simpson yerinden kalkarak birkaç metre öteye gitti ve elindeki dürbünle karşı kıyıyı izlemeye başladı. Kral Edward da yerinden kalktı ve Atatürk'ten izin istercesine bir tavırla onu başıyla selamdı, telaşla Bayan Simpson'un yanına gitti. Tüm konuklar merakla, onun bu durumunu izliyorlardı. Atatürk yanındakilere eğilerek, bir gözlemini değerlendirdi:
"Kralın bu bayana karşı büyük bir zaafı olduğunu görüyorum" dedi. "Korkarım ki bu bayan yüzünden tahtını kaybedecek... "
Atatürk'ün o an gördüğü bir gerçeği, çok geçmeden tüm dünya gördü. Kral Edward, Bayan Simpson'a olan aşkı uğruna İngiltere tahtını terk etti.
***
Moda Koyu'ndaki yarışlardan sona Atatürk, konuklarını Ertuğrul Yatı ile Florya'ya götürdü.
Orada konuklarını, İngiliz geleneklerine göre düzenlenmiş bir ziyafet masası ve İngilizler'in damak tadına göre hazırlanmış yemekler bekliyordu.
Atatürk, İngiliz mutfağını bilen aşçılar ve İngiliz geleneklerine göre ziyafet masası düzenleyen deneyimli görevliler buldurmuş, kralın onuruna vereceği ziyafeti onlara hazırlatmıştı.
Kral Edward, onun bu özeninin hemen ayırdına varmış ve ziyafet sonrası teşekkürlerini bildirdikten sonra duygularını, içtenlikle söylediği şu sözüyle belirtmişti: "Kendimi İngiltere'de, sarayımda zannettim... "
Yabancı bir konuğuna verdiği ziyafette bir garsonun, elindeki çorba kasesini yere düşürmesi karşısında Atatürk'ün "Bu millete yalnızca hizmetçilik yapması öğretilemiyor" dediği olayın, bu ziyafette geçtiği ileri sürülmektedir.
Yemekte Atatürk ile konuğu arasındaki şu karşılıklı konuşma ise, uzun yıllar halk arasında yinelenmiştir. Konuk kral, evsahibi Atatürk'e soruyor:
"Türkiye bir savaş anında ne kadar asker çıkarabilir?" diyor. Atatürk hemen karşılık veriyor: "Bu düşmana ve savaşa göre değişir" diyor. "Gerekirse, kadınıyla erkeğiyle bütün Türkler askerdir. Fakat talim görmüş, savaşa her an hazır bir milyon askerimiz vardır."
Kral da hemen karşılık veriyor: "Demek bir savaş çıktığında Türkler, bir anda iki milyonluk bir savaşa her an hazır kuvvete sahiptirler."
Atatürk, konuğunun bir yanlış hesaplama yaptığını sanarak onu düzeltiyor:
"Hayır" diyor. "Yetişmiş asker, nüfusun yüzde yedi-sekizi olarak hesaplanır."
Kral Edward, Atatürk'ün söyledikleri duyuyor; ama onu dinlemiyormuş gibi yapıyor ve gülümseyerek bir önceki sözlerinin sonunu getiriyor:
"Ben doğru hesap yaptım, Ekselans" diyor. "Bir milyon askerden oluşan ordunuz ve... Bir milyon da şahsen siz... İkisinin toplamı iki milyon etmez mi?"
Konukları Türkiye'den ayrılırken Atatürk onların emrine Cumhurbaşkanlığı Özel Treni'ni verdi; kendi de onlara "Güle güle" demek için hareket saatinden çok önce Sirkeci Garı'na geldi, kral ve beraberindekileri yolcu salonunun kapısında karşıladı.
Birkaç kez teşekkür edip, trene binmek üzere ayrılırken kral, Atatürk'ü İngiltere'ye davet etti:
"Sizin de bir gün Londra'yı şereflendireceğinizi ümit ederim" dedi.
Onun bu davetine Atatürk, "İngiltere'yi görmek her zaman arzum olmuştur" diyerek karşılık verdi.
Kral, Atatürk'ün yanında duran Başbakan İsmet İnönü'yü de davet ettiğini bildirdi. İnönü'nün karşılık vermesini beklemeden, İnönü adına bu davete de Atatürk karşılık verdi:
"O hemen gelecektir" dedi.
Atatürk, krala iki sandık Türk sigarası göndermişti. Kral, bu sigaralar için de teşekkür etti Atatürk'e... "İçimi çok güzel ama" dedi. "Alışmaktan korkuyorum."
Sonra da kendini tutamadı, isteğini açıkca söyledi:
"İngiltere'ye gittikten sonra bunlardan bir miktar daha göndermenizi rica edeceğim" dedi.
Atatürk'ün "Emredersiniz" demesinden sonra da bu kez, Büyükada, Florya ve Deniz Köşkü'ne hayran kaldığını, plajlarımızın kumunun yumuşaklığını hiç unutmayacağını söyledi.
Ve tren hareket ederken, bir de söz verdi Atatürk'e:
"İleride yine geleceğim ülkenize" dedi.
Tren Türkiye sınırından geçip, Bulgaristan'a girdikten sonra ise kral, Sofya'dan bir teşekkür telgrafı gönderdi.
Ve Atatürk, hemen yanıtladı bu telgrafı:
"Bütün kalbimle çok güzel bir yolculuk ve başkentlerine mutlu bir geri dönüş diliyorum..."
Dünya bu geziyle yakından ilgileniyordu. İtalya bir yıl önce Habeşistan'ı istila etmişti. Dünyada sıkıntı yaratan bu olay Türk-İtalyan ilişkilerinde gerginliğe yol açmıştı. Türk-İngiliz ilişkileri ise önemli bir gelişme gösterdi. Türkiye, Milletler Cemiyeti'nin İtalya'ya karşı yaptırımlarına da katıldı. İtalya'nın gösterdiği sert tepki üzerine İngiltere 1935 Aralık ayında İspanya, Yugoslavya, Yunanistan ile birlikte Türkiye'ye dayanışma önerdi. "Akdeniz Paktı" adı verilen bu karşılıklı garantiler Türkiye İngiltere arasındaki yakınlaşmayı daha da güçlendirdi. Montrö Antlaşması'nın mürekkebi kurumadan İngiliz kralının İstanbul'a gelip Atatürk'ü ziyareti dünyanın gözlerini bu geziye çevirmişti.
1 Kasım 1936 günü TBMM 5. Dönem 2. Toplantı yılını açış konuşmasında bu geziden söz etti:
"Tanışmaktan mutluluk duyduğum, İngiltere'nin kralı ile aramızda oluşan dostluğun, uluslarımızın eğilimlerine uygun olarak iki hükümet arasında eylemli olarak gelişen içtenlikli ilişkiler üzerinde yararlı etkiler yapacağı kuşkusuzdur. Türkiye'nin hakkını teslim etmekle yüksek dostluk ve anlayış gösteren Montrö Antlaşması'nı imzalamaları, aynı zamanda kritik süren uluslararası durumun bu önemli döneminde durulması için herkesin çalışması gereken genel barış işine de, değerli hizmet etmiş oldular..."
Kral İngiltere'ye dönünce Atatürk'e armağan olarak iki sandık viski gönderdi. Atatürk bu viskilerden çok hoşlandığını, içerken onu anımsayacağını söyledi. Ancak Atatürk'ün doğum gününü öğrenmek için telgraf gönderdikten bir ay sonra 12 Aralık 1936 günü kral, aşkı uğruna krallık tahtını terk etmek zorunda kaldı.
Onun, Amerikalı dul Bayan Wallis Warfield Simpson ile evleneceğini açıklamasına Anglikan Kilisesi ve İngiliz hükümeti karşı çıktı. Kilisenin ve hükümetin bu tutumu karşısında kral, radyodan İngiliz ulusuna heyacanlı bir konuşma yaptı ve şu açıklamayı yaparak tahtına veda etti:
"Bana inanınız ki, İngiltere kralı olmak gibi ağır bir sorumluluğu yüklenmem ve görevlerimi layıkı ile yapabilmem, sevdiğim kadının desteği olmadan olanaklı değildir."
Atatürk'ün öngörüsü gerçekleşmişti. İngiltere kralı, sevdiği kadın uğruna tahtını terk etmişti.
Ve ilk kez kendinin öğrendiği Atatürk'ün doğum gününü ise, kutlayamamıştı.
17 Mayıs 1937 tarihinde yeni kral VI. George taç giydi. Onun tahta çıkışını Atatürk, bir telgrafla kutladı. İki gün sonra İngiltere'nin yeni kralı Atatürk'e, şu ifadeyi içeren bir kutlama telgrafı gönderdi:
"Doğum gününüzün yıldönümü nedeniyle Ekselansınıza yürekten kutlamalarımı ve aynı zamanda sağlık ve uzun ömürler dileklerimi sunmakla içten bir zevk duyarım."
Tam 70 yıl önce 19 Mayıs 1937 günü Atatürk'e ulaşan bu telgraf, yaşamı süresince onun aldığı ilk doğum günü kutlama mesajıydı.
İngiltere kralı VI. George Atatürk'e bir yıl sonra 19 Mayıs 1938'de de bir doğum günü kutlama telgrafı gönderdi. Bu telgraf ise, yaşamı süresince Atatürk'ün aldığı ikinci ve son doğum günü kutlama mesajıydı.
O telgrafı aldığında Atatürk, Mersin'deydi. Hatay sorununu çözmek için hasta bedenine aldırmadan Viranşehir'deki tarihi kalıntıları, portakal bahçelerini geziyordu.
İngiltere kralının kutlama telgrafına teşekkür yanıtını, Silifke'den gönderdi.
Atatürk'ün gerçek doğum günü ve hatta gerçek doğum yılı kesin olarak bilinmemektedir. Onun çağdaş Türkiye'yi yaratmasından önce pek çok kişinin doğum günü bilinmiyordu. Çoğunlukla o yıla yakın olaylar ve mevsimlerle bağlantılar kurularak parmak hesapları yapılıyordu. Zübeyde Hanım oğlunu "Erbain (Kırk gün soğukları) sürerken" doğurduğunu söylerdi. Aslında Ali Rıza Efendi oğlunun doğumunu o yıllardaki geleneğe uyarak evin duvarında asılı Kur'an-ı Kerim'in kapağına not düşmüştü; ama bu Kur'an daha sonra kaybolmuştu. 1934 yılına değil kayıtlarda Atatürk'ün doğum yılı 1880 olarak yazıldı. Eski cüzdanında doğum yılı Rumi takvimle 1296 olarak yazılıydı. Bu tarih 13 Mart 1880, 12 Mart 1881 dönemine denk gelmektedir. 1934 yılında Soyadı Yasası'nın yürürlüğe girişiyle kimlikler yeniden düzenlenirken Atatürk'ün doğum yılı 1881 olarak yazıldı.

Yaşar Öztürk/Bütün Dünya