2 Sayfadan 1. 12 SonSon
Toplam 14 sonuçtan 1 ile 10 arası gösteriliyor
  1. #1

    Atatürk'ün Oğlu Abdürrahim Tuncak


    90 yaşındaydı. 90 yılın 22'sini Atatürk'le geçirmişti. Büyük bir tesadüf üzerine ku­rulan hayatı, ilginç serüvenler, müthiş ta­nıklıklar ve deşifre edilmemiş sırlarla doluydu. Hepsini beraberinde götürdü. Söylenen, M.Ke­mal'in O'nu Van'da görüp evlat edindiğiydi. Ça­nakkale zaferinden sonra 1916'da Doğu Cephe­si'ne tayin olan M.Kemal, orada karşılaştığı sefa­letten çok etkilenmiş ve öksüz çocuklardan biri­ni yoldaş olarak yanına almıştı.
    8 yaşındaki o çocuğun adı Abdürrahim'di.

    Ana babasının kim olduğunu bilmeden büyü­dü. M.Kemal O'nu İstanbul'a getirip Akaretler'de Zübeyde Hanım'ın yanına yerleştirdi. Zübeyde Hanım'ı anne, Makbule Hanım ile kendisinden 13 yaş büyük olan Fikriye Hanım'ı abla bildi.

    1917'de Kemal Paşa'nın Suriye Cephesi'nde yakalandığı bir kum fırtınasında kör olduğu ha­beri gelince Zübeyde Hanım Abdürrahim'i kaptı­ğı gibi Halep'e koşmuştu. Neyse ki Paşa'nın göz­lerinin durumu o kadar ciddi değildi. O gezide Kemal Paşa, Abdürrahim'e bir yerel kıyafet diktirtti ve birlikte fotoğraf çektirdiler. M.Kemal'i, Arap giysileri içindeki bir çocukla gösteren ünlü fotoğraf işte böyle doğdu. Abdürrahim, ilkokulu İstanbul'da okudu. Savaşın en zorlu döneminde yine Mustafa Kemal'in yanında, bu kez Anka­ra'daydı. O yıllarda da Fikriye Hanım kendisini okula götürüp getiriyor, dersleriyle ilgileniyor, an­ne şevkati gösteriyordu.

    Ancak 1923'te işler değişti. Önce Zübeyde Hanım kendisine 20 lira miras bırakarak vefat et­ti. Ardından M.Kemal, Latife Hanım'la evlendi. İz­mir'deki nikah töreninde artık 15 yaşında olan Abdürrahim de vardı. Nikah sonrası Kemal Paşa, O'nu kayınpederi Muammer Bey'e emanet etti.

    Latife Hanım O'nun Ankara'daki evine taşınır­ken, O da Latife Hanım'ın İzmir'deki evine yer­leşti. Bir süre İzmir'de okudu. Yazları Ankara'ya gelip Çankaya sırtlarında Latife Hanım'la at sür­dü. "Anne" saydığı Fikriye Hanım'ın ölüm habe­rini de İzmir'de aldı. 2 yıl sonra M.Kemal boşan­ma kararı alınca Latife Hanım'la yeniden yer de­ğiştirdiler: Latife Hanım İzmir'e, Abdürrahim An­kara'ya döndü.

    Artık üniversite çağındaydı. Kemal Paşa, "oğlu"nun kendisi gibi asker olmasını istemedi. "Artık harp zamanı geçti, şimdi iktisadiyatı ve fenni öğrenmeliyiz" dedi. Abdürrahim'i mühen­dislik eğitimi için Berlin Üniversitesi'ne yolladı. Abdürrahim, elektrik mühendisi olarak Türki­ye'ye dönüp Ankara elektrik ve Havagazı İşletmesi'nde çalışmaya başladı. Yedeksubaylığını yaparken Dolmabahçe Sarayı'nda kaldı. Savarona yatının satın alınması görüşmelerinde tercü­manlık yaptı.
    "Babası"ndan O'na Sadrazam Talat Paşa'nın "Çanakkale muzafferiyeti hatırası" olarak hediye ettiği iki halı ile Cumhuriyet'in 10. yılında İş Ban­kası tarafından armağan edilen bir otomobil kal­dı. Otomobili Anıtkabir Müzesi'ne hediye etti. Halıları unutulmaz bir dönemden kalan kutsal emanetler olarak evine serdi.

    Ne gösterişi sevmiş, ne "babası"nın adını kul­lanmaya tenezzül etmişti.
    Emekli olunca evine çekildi. Ortalıkta görün­mez, gazetecilerle görüşmezdi.
    Mete Akyol, nefis bir röportajla O'nu Türkiye kamuoyuna tanıtana kadar adı bile duyulmadı pek...
    Gazetelerde çıkan fotoğrafları Atatürk'e o ka­dar benziyordu ki, herkes O'nun üvey değil, ger­çek evlat olduğuna inanmaya başlamıştı. 4 yıl önce Mete ağabey, hazırladığım bir belgesel ve­silesiyle beni Abdürrahim Bey'e götürmüştü. Son derece sade döşenmiş bir evde, boyu, yüzü, burnu, alın açıklığı, geriye taranmış saçlarıyla gerçekten de Atatürk'ün son dönem fotoğrafla­rına tıpa tıp benzeyen bu zarif beyefendi ile tanış­tım.

    Uzun uzun sohbet ettik, birbirinden ilginç anı­lar dinledik. Belgeseli izlerken adeta o günlere döndü; bir şarkı çalmaya başlayınca gizli gizli gözyaşlarını kuruladı. Laf, 'Atatürk'ün gerçek oğ­lu olma" iddialarından açılınca yeniden sessizliğe gömüldü. Bu konuda eşine bile bir şey söyleme­miş olduğunu farkettim. Üsteleyince, "Bazı sırlar benimle mezara gidecek, lütfen buna saygı gös­terin" dedi. Saygıyla boyun eğdik ve vedalaştık.
    Bir dönemin sessiz tanığı, önceki gün sırlarıy­la mezara gitti.
    Geride pek az servet, özenle saklanmış binbir anı ve çoklarına ibret olması gereken bir yaşam bıraktı.

    Can Dündar





  2. #2
    Bursa'da da Atatürk'ün oğlu olduğu söylenen biri vardı.Bursa'da Paşa Çiftliği diye bir yer var, söylentiye göre Atatürk sık sık bursa'ya gelirken orada bir kadınla ilişkisi oluyor ve kadına Bursa'da geniş araziler veriyor,işte oyerin adının Paşa Çiftliği olması da bu sebebten... O kadından da bir oğlu oluyor...Adam halen yaşıyorsa 80'li yaşlarında olmalı. Bursa'da kalburüstü herkes bu söylentiyi biliyor ve resmi zevatın da o adamdan Atatürk'ün oğlu olarak sözedip görüştüklerini duydum. Ben şahsen görmedim ama bir dostum bana onunla tanışmasını şöyle anlattı:
    "Yahu ben de hikayedir sanıyordum,bir mecliste sohbet sırasında Atatürk'ün oğlu geliyor dediler,ben de şaka sandım, içeriye biri girdi, aaaaa,Atatürk! Adam aynı Atatürk kardeşim, tıpkı basım gibi!"

    Ama nihayetinde resmi bir kabul yok tabii, bunlar söylentiden ibaret... Ancak kesin olan birşey var, Atatürk de çok çapkın adammış hakikaten... Yıllar önce bir gazetede Atatürk'le ilişkisi olduğu söylenen bir kadınla röportaj vardı.Tabii kadın oldukça yaşlanmıştı artık,diyordu ki: "O yataktan başka birşey bilmezdi..." Amma şaşırmıştım, "herhalde" dedim, "Atatürk beğendiği kadının çapına göre davranıyordu..."

  3. #3
    Yıllar önce bir gazetede Atatürk'le ilişkisi olduğu söylenen bir kadınla röportaj vardı.Tabii kadın oldukça yaşlanmıştı artık,diyordu ki: "O yataktan başka birşey bilmezdi..." Amma şaşırmıştım, "herhalde" dedim, "Atatürk beğendiği kadının çapına göre davranıyordu..."

    Kuyruk acısı olduğu belli...Atatürk yataktan başka bir şey bilmeseydi, o kadın şimdi onlarca fransızın, ingilizin, yunanın tecavüzüne uğramış bir kadın olarak veriyor olurdu o röportajı..

  4. #4
    Atatürk manevi evlatlarını yanında ayırmaz ,ölümünden sonra bile onların geleceğini düşünerek vasiyetine alırken gerçek oğlu olduğu söylenen bu kişiyi neden devamlı yanında tutmamıştır,Abdürrahim Tuncak küçükken onu manevi evlat edinerek himayesine almıştır annesi Zübeyde Hanım tarafından büyütülmüştür,bu iddiaya asla inanmam gerçek dışı,ne yapacağını şaşırmış Atatürkün ölüsünden bile korkanların ortaya attığı saçmalıktır.

    --- Sonraki mesaj ---

    Ne gösterişi sevmiş, ne "babası"nın adını kul­lanmaya tenezzül etmişti.
    Cümledeki anlama bakınca hayrete düşüyor insan Atatarkün adı bir gurur abidesidir,helekide iddia edildiğigibi babasıysa değilmi,nasıl bir çelişkidir bu .

  5. #5
    Alıntı frezya Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Atatürk manevi evlatlarını yanında ayırmaz ,ölümünden sonra bile onların geleceğini düşünerek vasiyetine alırken gerçek oğlu olduğu söylenen bu kişiyi neden devamlı yanında tutmamıştır,Abdürrahim Tuncak küçükken onu manevi evlat edinerek himayesine almıştır annesi Zübeyde Hanım tarafından büyütülmüştür,bu iddiaya asla inanmam gerçek dışı,ne yapacağını şaşırmış Atatürkün ölüsünden bile korkanların ortaya attığı saçmalıktır.

    Çünkü Atatürk'ün manevi evlatlarını yanında tuttuğunu söylediğiniz yaşlarda (ki küçük Ülkü dışında hiçbiri yanında değildir, çünkü okumaktadırlar) Abdürrahim yetişkin bir delikanlıdır ve yurtdışında mühendislik okumaktadır...
    Bu konuda çeşitli rivayetler var, bence incelemek lazım... Fikriye Hanım'la uzun süre metres hayatı yaşadığı halde neden evlenmediği de ayrı bir merak konusudur bence...
    Nihayetinde Atatürk'ün özel hayatıdır ne beni ne seni ilgilendirir tabii, ama milletinin üstünde bu kadar etkili olmuş bir adamın özel hayatının da merak edilmemesi oldukça zor. Atatürk hakkındaki gerçekler mümkün olduğunca ortaya çıkmalı ki ona atfedilen yalanlar dolanlar da ortadan kalksın. Mesela Atatürk'ü sabah akşam içen bir alkolikmiş gibi göstermek isteyenler var.Oysa Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün rakı sofrasının aslında bir imtihan ve tefekkür yeri olduğunu çok güzel anlatır.
    Birgün yurt gezisinde bir ilde yemek yenecekmiş, Atatürk ve maiyeti sofraya oturmuşlar rakı şişeleri gelmiş kadehler doldurulmuş.Ama halk da Atayı merak ettiğinde tüm pencereler vatandaşların yüzleriyle doluymuş, herkes sofraya bakıyor.Vali rahatsız olmuş ve perdeleri kapattırmaya kalkmış.Atatürk hemen engellemiş,demiş ki: "Şimdi halkımız bizim yemek yiyip rakı içtiğimizi görüyor,bunda bir beis yoktur, ama perdeleri kapattırdınız mı bu sefer dansöz filan da oynattığımız gibi gerçek olmayan zanlara kapılacaklar!"

    Bunun gibi, eğer özel hayatıyla ilgili benzer şeyler de açığa çıkarılmalı ki Sabetayistlerin ve İbranilerin yönlendirip bir takım faşistlerin de sürdüregeldikleri yalan-dolan bilgiler,söylentiler ortadan kalksın.

  6. #6
    Atatürk'ünmü çocuğu varmış, kafalarda üretilirse çocukları olur niye olmasın.
    yakında torunlarıda olur, Ah be Gülüm.

  7. #7
    ATATÜRK’ÜN MANEVİ OĞLUNUN KIZINDAN ŞOK İDDİA...


    30 Ekim 2008 Perşembe 09:33









    Abdürrahim Tuncak’ın kızı Nuray Çulha, filme itiraz etti: "Babam 1908 doğumlu. Üç aylıktan itibaren o evde. 5 yaşında sünnet edildiğinde Zübeyde Hanım’ın yatağında çekilmiş sünnet fotoğrafı bile var"

    Mustafa filminin yankıları sürüyor. Atatürk’ün 8 yaşında Van’da evlat edindiği anlatılan Abdürrahim Tuncak’ın kızı Nuray Çulha, filme itiraz etti: “Babam 1908 doğumlu. Üç aylıktan itibaren o evde. 5 yaşında sünnet edildiğinde Zübeyde Hanım’ın yatağında çekilmiş sünnet fotoğrafı bile var”


    Can Dündar’ın yönettiği “Mustafa” filminde, Atatürk’ün 1916’da Doğu’da görevliyken 8 yaşındaki Abdürrahim’i evlat edindiği anlatılıyor ve Halep’te ikisinin birlikte çekildiği fotoğrafa yer veriliyor. Ancak, bu bilgilerin yanlış olduğunu iddia eden Abdürrahim Tuncak’ın kızı Nuray Çulha, VATAN’a çarpıcı açıklamalarda bulundu. 62 yaşındaki Nuray Çulha ’Babam 3 aylıktan itibaren Atatürk’ün evindeydi“ dedi.



    * Atatürk babanızı 1916’da evlat edinmedi mi?



    Babam 1908 doğumlu. Atatürk’ün annesinin Kuran’ında yazıyor. Zübeyde Hanım, babamın doğum tarihini Kuran’a kaydetmiş. ”Abdürrahim 1908“ diye yazıyor. Bir de kızı Naciye’nin ölüm tarihini yazmış. Atatürk’ün Naciye isminde bir kızkardeşi ölüyor veremden. Onun ölümünden sonra Akaretler’deki eve geliyorlar.



    * Yani 8 yaşından çok önce Atatürk ile birlikteydi.



    Atatürk’ün babamla resmi 1917’de çekilmiş. Babam 1908’de doğduysa, 1917’de 9-10 yaşında oluyor. Babam kendini bildiği zaman Akaretler’de Atatürk’ün evinde buluyor. 3 aylıktan itibaren o evde.



    * Babanız ne zaman evlat edinilmiş?



    Evlat edinilmiş diye bir şey yok. Babamın Akaretler’deki evde sünneti yaptırılıyor. 5 yaşındayken sünnet yatağında çekilmiş resmi var.



    * Yani kendi oğlu mu?



    Ben böyle bir şeyi söylemeye söz sahibi değilim.



    * Peki Atatürk ile resmi nasıl çekilmiş?



    Atatürk annesi Zübeyde Hanım’ı Halep’e çağırıyor ve ’çocuğu da al gel’diyor.



    * Neden çağırıyor?



    1917’de kum fırtınasında kör oldu diyorlar. Anne çok üzülüyor. Atatürk telgraf üstüne telgraf çekiyor ve ’Bir şeyim yok. Ama müsterih olmak istiyorsan ’çocukla bana gel’ diyor. Kara trenle 10 günde Halep’e gidiyorlar. Oraya ulaştıklarında Atatürk ’Bak diyor gözüm görüyor, hiçbir şeyim yok’ diyor. Bir hafta kalıyorlar. Ordunun terzisi babama oranın yerel kıyafetini dikiyor. Atatürk ”Şimdi resim çektireceğiz, tam asker oldun ama tabancan yok“ diyor. Kendi tabancasını çıkarıyor ve babamın beline takıyor. O zaman fotoğraf makinesi bir tek ordunun doktorunda varmış. Doktor resmi çekiyor. Yani Halep’te evlatlık alınma diye bir şey yok. O zamana kadar zaten o evde yaşıyor, okullara gidiyor. Ben Atatürk’ün kızkardeşine babaanne derdim, onun arzusu üzerine.



    * Neden?



    Karıştırmayın. Bundan yıldığımız için babam gazetecilerden uzak durdu. Babamdan ne duyduysam onu söylüyorum. Babam öldüğünde güzel bir cenaze merasimi oldu Bebek Camii’nde. İstanbul Belediye Reisi Tayyip Erdoğan bana dedi ki ’Daha büyük bir camide daha güzel bir şekilde yapalım merasimi.” Ama babam istemedi. Ancak bilenler geldiler. Cenazede üniversite rektörleri ve çok basın vardı. Orada bana çok sual soruldu neden açıklamıyorsunuz diye ’Konuşmuyorum acım büyük Mete Akyol ile konuşun’ dedim.



    ‘AKARETLER’DEKİ EVDE İKİ BAKICISI VARDI’



    Abdürrahim Tuncak ’ın kızı Nuray Çulha, babasının ilk olarak Akaretler’deki evde Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım ve kız kardeşi Makbule Hanım ile birlikte yaşadığını söylüyor ve “2 tane de bakıcısı var. Birine Ayşe Abla derdi. Akaretler’deki evde otururken ilkokula gidiyor. Atatürk 1919’da Samsun’a çıkarken İngilizler öldürecekler diye o evi Şişli’ye taşıyor. Yani Şişli’deki ev ikinci oturdukları ev. Evin kirası 1 Lira olduğu için o sıra ödeyemeyecek durumdalar. Çünkü Atatürk Anadolu’da ve maaş yollayamıyor. O yüzden tekrar Akaretler’e geliyorlar” diyor. Bu fotoğrafta da Abdürrahim Tuncak, Zübeyde Hanım, Makbule Hanım ve bakıcılarıyla birlikte görülüyor.
    Annesi Fikriye Hanım mıydı?
    Atatürk, Fikriye Hanım’la bir konuşmasında Abdürrahim için ’bizim çocuğumuz’ diye bahsediyor

    Atatürk’ün manevi oğlu Abdürrahim Tuncak, 90 yıllık yaşamı boyunca ilk ve son kez gazeteci Mete Akyol’a konuşmuştu. Türkiye, Atatürk’ün manevi oğlu ile Akyol’un yaptığı röportaj sayesinde tanıştı. 24 Mayıs 1981’de Milliyet Gazetesi’nde “Atatürk’ün varlığı bugüne değin açıklanmayan manevi çocuğunu bulduk!” manşetiyle duyurulan ve 15 gün yayınlanan anılarıyla Atatürk’ün yakınları dışında pek kimsenin tanımadığı 73 yaşındaki Tuncak’ın fotoğraflarını görenler şaşkınlığını gizleyemedi. Özellikle kaş ve burun yapısı ise Atatürk’e tıpatıp benzemesi hep aynı soruyu gündeme getirdi. “Acaba Abdürrahim Tuncak Atatürk’ün öz oğlu muydu?” Akıllardaki bu soruya Tuncak “Bazı sırlar benle mezara gidecek” diye karşılık vererek bir yerde Atatürk’ün öz oğlu olduğunu ima etmiş oluyordu. Peki ya annesi kimdi? Mete Akyol’un edindiği izlenime göre annesi Atatürk’ün ilk beraber olduğu kadın yani Fikriye’ydi.



    * Atatürk ile manevi oğlu arasında benzerlikler nelerdi?



    Sesi aynı. Hal ve tavırlar,



    siluet olarak aynı Atatürk’tü. Röportaj sırasında Akaretler’deki eve gittik. “Şurada şu vardı” diyerek bir şeyi işaret etmişti. O hareketi tamamen Atatürk’tü.



    * Sizce annesi kimdi?



    Bütün olay Fikriye Hanım üzerinde toplanıyor. Albümünde gazetelerde kesilmiş Fikriye Hanım’ın resimleri hep öndeydi. Abdürrahim Bey, Latife Hanım’ı sevmezdi. Kızıyla sıkıştırdık. ”Kızım bu yaşta Atatürk’ün oğluyum desem arkamdan teneke çalarlar. Adama bak delirmiş derler. Ne bana birisi bunu söyledi, ne belge var ama gözümü açtığımda 3.5 yaşındaydım Akaretler’deki evdeydim. Hayattaki şerefim, biyolojik oğlu olmak bir tarafa onun yetiştirildiği evde ve onu yetiştiren bir anne tarafından yetiştirilmiş olmamdır“ dedi.



    * Fikriye Hanım ile ilgili başka ne anlatmıştı?



    O zaman Abdürrahim Tuncak, Muzaffer Bozok ile okula gidiyor. Bir akşam Atatürk Fikriye Hanım’a ”Abdürrahim’in notları yüksek geliyor Fikriye. Bizim çocuğumuz olduğu için iltimas mı geçiyor? Git bir kontrol et“ diyor. Ertesi akşam Fikriye Hanım ”Gittim konuştum hocasıyla. Hak ettiği notlardır dedi“ diye anlatıyor. Atatürk Latife’yle evlenmeye karar veriyor ama Latife’nin babası, Abdürrahim bende kalsın deyince İzmir’e onun yanına gönderiliyor ve orada okula gidiyor. Ne zamanki Latife’ye güle güle denildi, işte o zaman Abdürrahim Köşke döndü.
    (VATAN)

    kaynak: ATAT


  8. #8
    Türk halkının Atatürk’ünün hayatını olayları saptırarak anlatanlardan öğrenmeye de ihtiyacı yoktur. Ne Atatürk’ün fikirlerini yozlaştırabilir ne de özel hayatını anlatıyor gibi görünerek yaptıkları başkalarına mal edebilir ve onurlu yaşamını karalayabilirler. Tarih olayların gerçekleştiği zaman kesitinde olduğu gibi katkısız yazılmasında somutlaşır. Sonradan yaşanmamış olayları ve olasılık ihtimallerini gerçeklik çizgisine çekmeye çalışarak değil...

  9. #9
    Alıntı frezya Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Türk halkının Atatürk’ünün hayatını olayları saptırarak anlatanlardan öğrenmeye de ihtiyacı yoktur. Ne Atatürk’ün fikirlerini yozlaştırabilir ne de özel hayatını anlatıyor gibi görünerek yaptıkları başkalarına mal edebilir ve onurlu yaşamını karalayabilirler. Tarih olayların gerçekleştiği zaman kesitinde olduğu gibi katkısız yazılmasında somutlaşır. Sonradan yaşanmamış olayları ve olasılık ihtimallerini gerçeklik çizgisine çekmeye çalışarak değil...
    Frezya, Atatürk'ün bir oğlu varsa ve bu açıklanmamışsa (ki gerçeği biz bilmiyoruz) bunun nasıl olup da Atatürk'ü "karalayan" birşey olduğunu lütfen bize de açıklar mısınız ?

  10. #10
    Beray.
    Hayattaki şerefim, biyolojik oğlu olmak bir tarafa onun yetiştirildiği evde ve onu yetiştiren bir anne tarafından yetiştirilmiş olmamdır“ dedi.


    Gayet net ve anlamlı bir cevap olmuş bence...



2 Sayfadan 1. 12 SonSon

Benzer Konular

  1. Atatürk'ün Zekası, Davranışları ve Çalışma Biçimi
    Konuyu Açan: teoka, Forum: Atatürk.
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 17-Eyl-2012, 00:04
  2. Atatürk'ün Yaşamındaki Kronolojik Olarak Olayları
    Konuyu Açan: teoka, Forum: Atatürk.
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 07-Şub-2008, 00:36
  3. Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi
    Konuyu Açan: teoka, Forum: Atatürk.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 05-Şub-2008, 01:52
  4. Cevap: 1
    Son Mesaj : 26-Oca-2008, 01:47
Sitemiz kişiler arası iletişimi sağlayan bir servis sağlayıcıdır. Kişilerin yazdıkları kendi sorumluluklarındadır.
Hukuki gerekçeler ile kaldırılması talep edilen içerikler için lütfen iletişim linkini kullanınız.

Sitemizdeki yazılar telif hakları ile korunmaktadır. İzinsiz alıntı yapılamaz ©estanbul.com