Gazneli ve Karahanlı geleneklerinin izlerini taşıyan Selçuklu sanatının ilk özgün mimarlık örnekleri medreselerdir. Orta avlulu ve dört eyvanlı şemanın uygulandığı bu medreselerde dershanenin yanı sıra öğrenci ve öğretmenlerin kaldığı hücrelerle yemekhane gibi mekânlar vardı. Aynı mimarlık anlayışından yola çıkarak geliştirilen mescidi cumaların tipik özellikleri dikdörtgen biçimli bir avlu, bu avlunun çevresini saran revaklar ve her kenarın ortasında yer alan eyvanlardı. Once lafa han’da, daha sonra Gülpayegün, Gazvin, Zevvare, Ardistan gibi şehirlerde inşa edilen bu tip camilerde ana eyvanla mihrap arasındaki bölümü bir kubbe kaplıyordu.

Selçukluların İslam mimarlığına kazandırdığı bir başka önemli yapı tipi sultanlar, emirler ve büyük devlet adamları için yapılmış anıtsal mezarlardır. Türkistan ve İran’da örneklerine rastlanan bu mezarlar, kümbetler ve kubbeli türbeler olmak üzere iki gruba ayrılır. Büyük çadırlara benzeyen ve genellikle tuğladan yapılan kümbetler plan olarak kare, çokgen yahut dairesel biçimliydi. İki katlı olan ve çoğunda bir mihrap bulunan kümbetlerin üzeri kubbeyle veya içten kubbe, dıştan koni ve bazen piramit biçimli külahla örtülüydü. En ilginç Selçuklu kümbetleri arasında Meşhed’deki Kümbeti Radkün, Horasan’daki Kümbeti Kişmar, Meraga’daki kumbeti Kırmız ve Gürgen’deki Kümbeti Kabus sayılabilir. Plan olarak kare biçimli olan türbelerde kaidenin üstünde kemerli bir galeri yer alıyordu. Çatı ise yüksek bir kasnağa oturtulmuş bir kubbe biçimindeydi. Selçuklu türbelerinin en güzel örneklerinin başında Merv’deki Sultan Sencer Türbesi, Damgan’da ki Kırkkızlar Türbesi ve Tua’taki Gazali Türbesi gelir.

Selçuklular ana ticaret yolları üzerinde birçok kervansaray kurmuşlardı. Bunların en önemlileri Meşhed-Serahs arasındaki Ribatı Şerif, Damgan-Simnan arasındaki Ribatı Anuşirvan ve Nişabur-Sebzevar arasındaki Ribatı Zafarani’ydi.

Selçuklu yapılarının iç ve dış yüzeylerini alçı, mermertozu ve kireç karışımıyla elde edilen bir harçtan yapılma süslemeler kaplardı. Günümüze yalnız kları ulaşmış saraylarda da kullanılan bu süslemelerde çeşitli arabesk motifler, hayvan ve kuş motifleri, ayrıca av ve saray yaşamı sahneleri görülür.

Camiler

Karahanlı ve Gazneli camileri tanınmadan önce, Türk cami mimarisi, İran'da Büyük Selçuklularla başlatılıyor ve bu yüzden mimari gelişmede birçok problemler aydınlatılamadığı gibi, sürekli değişen hipotezler ortaya atılıyordu. Bugün mihrap önü kubbesi ile bir mekân birliği gösteren camilerin, Karahanlı ve Gazneli mimarisinde ele alındığı son yıllardaki araştırma ve kazılarla anlaşılmıştır.

Selçuklular, İran'da Türk mimarisinde daha önce başlayan gelişmeleri toplayıp değerlendirerek, büyük ölçüde anıtsal bir cami mimarisi yaratmışlar, ondan sonra, bütün İran ve Orta Asya'da dört eyvanlı, avlulu ve mihrap önü kubbesi ile, onların cami tipleri hakim olmuştur.



İlk Selçuklu camii, en önemli kısımları Melikşah zamanında (1072-1092) yapılmış olan Isfahan Mescid-i Cuması'dır. Kitabelere göre, büyük mihrap kubbesi ile bunun tam karşısında avlu dışında kuzeydeki küçük kubbeli mekân, Melikşah zamanında, dört eyvanlı avlu ve revaklar da bütün ana hatlarıyla yine Selçuklular devrinde meydana gelmiştir. Bundan sonra cami, otuza yakın kitabe ile belirtilen uzun bir devrede çeşitli ilâve ve değişikliklerle genişletilmiş,XIX. ve XX. yy.'larda da tamirler geçirmiştir.



Bir defada, avlulu, mihrap önü kubbeli olarak gerçekleştirilen cami; "Zavvare Ulu Camii" (1135)' dir. Bu camiden sonra, bütün İran - Orta Asya'da bu plân şeması uygulanmaya başlanmış ve Selçuklular'dan sonra da devam etmiştir. Ancak bu şema, mihrabın her yandan görülmesini engellediğinden, çeşitli yerlere mihrap yapmak gerekmiştir. Eyvanların çok yüksek görünmemesi için revaklar iki katlı yapılmıştır. Ardistan'daki Mescid-î Cuma da (1160) bu grup tandır ve İran'daki Selçuklu camilerinin en göze çarpan eserlerindendir.



İran'da, daha önce yapılan Selçuklu camileri, tuğladan, hafif sivri, tromplu kubbeleri ile küçük ölçüde, İsfahan'da Melikşah kubbesinin devam eden varyasyonları olarak görünürler. Bunlardan ilki olan Gülpayegân Camii (1108-1118), kare bir mekân üzerine, mukarnaslı tromplarla çok hafif sivrilen bir kubbeden ibarettir. Cami, XIX. yy.'da Kaçarlar zamanında dört eyvanlı hale getirilmiştir.



Kazvin şehrinde gene XII. yy’ın başlarında (1113 veya 1119) yapılmış olan Mescidi Haydariye, kare bir alan içinde daha farklı bir plan şeması gösterir. Oldukça geniş tutulan açık avlu, yapının bütününe hakimdir. Avluyu dar hacimler halinde çevreleyen küçük mekanlar dış duvarlara paralel olarak devam eder. Kuzeydeki eyvanın karşısına düşen hacim gene eyvanlı bir giriştir ve 10 m’den biraz daha geniş çaplı bir kubbeyle örtülü olan ana mekana girişi sağlar. Bu mekanın avluya doğru taşırılarak önemle vurgulanmış olması, mimari tasarımda kubbe-mekan ilişkisinin araştırıldığını anlatır. Günümüze ulaşabilen mihrap duvarının süslemeleri diğer yapılardan farklıdır. Tuğla duvar örgüsü üzerine alçı kabartmalarla zenginleştirilmiş olan bu yüzey, enli bordürler ve sivri kemerlerle bölünmüştür.

Selçuklu kubbelerinin daha İsfahan'da tamamen gelişmiş olan zengin iç yapılarına karşılık, dış görünüşleri her türlü süslemeden uzak, sık tuğla örgüsünden, kübik masif yüzeyler halindedir. Kübik blok üzerinde, sekizgen bir geçiş bölgesinden sonra hafifçe sivrilen kubbe silueti, sağlam bir ifade kuvveti ile Selçuklu kubbesini sembolize eder. Gaznelilerde daha önce ele alınan kubbe-eyvan birleşmesi, en başarılı şekli ile Selçuklularda geliştirilmiştir. Selçuklulardan önce, İslâmiyet devrinde ne doğu ne de batı İran'da kubbe ile eyvanın birleştiği bir tek örnek görülmemiş ve Selçuklular bunu yeniden bulmuşlardır.



Büyük Selçuklu camilerindeki minareler, genel olarak Karahanlı minarelerinin özelliklerini sürdürmektedir. Zaman zaman Gazneli formlarına yakın örnekler de görülür. Büyük Selçuklular İran'da, ince uzun silindirik gövdeli minareleri yeğlemişlerdir. Bunların en eski örneklerinden biri, Damgan Mescid-i Cuması'nın 1058 tarihli minaresi olup, düz silindirik gövde tuğlaların, değişik biçimde dizilmesiyle baklava ve geometrik motifler ve kûfî kabartmalı yazıt kuşağıyla süslenmiştir (Selçukluların ilk çini bezemeli minarelerindendir). Daha sonra yapılanlar, bu biçimi geliştirip zenginleştirmiştir.



Türbeler ve Kümbetler



Büyük Selçuklular zamanında, camilerde olduğu gibi türbelerde de gelişme, Karahanlılara ve Gaznelilere bağlanmaktadır. İsfahan'ın güneyinde Albakûh'da, Kümbed-i Ali ve Damgan'da Cihil Duhteran (40 kız), 1056'da, Tuğrul Bey zamanında yapılmış iki kümbettir. Mukarnas kornişle nihayetlenen, dümdüz alçak sekizgen gövde üzerinde, bir kubbe ile örtülü olan Kümbed-i Ali, İran'daki tuğla kümbetlerin aksine, taştan bir yapıdır. Kubbenin üstünde, herhalde, sekizgen piramit bir külâh bulunuyordu.

Tuğladan silindirik gövde üzerine, konik külâhlı bir kümbet olan Cihil Duhteran, gövdenin üst kenarında, geniş kûfî kitabe kuşağı, bunun üstünde ve altında tuğladan, geometrik frizleriyle dikkati çeker.

Demavend'de bulunan bir kümbet (XI.yy.), düşey çizgilerinin belirginliği, içten kubbe, dıştan pramit çatılı oluşuyla diğerlerinden ayrılır. Dehistan'da, meşhed denilen mezarlıktaki küm betler (XII. yy. başları), yalın tuğla mimarilerine karşılık, değişik plânları ile dikkati çekerler. Silindirik ya da yukarıya doğru daralan sekizgen gövdeler yarım silindir ya da dik köşeli kulelerle bölünmüşlerdir. Cephelerde sivri kemerli, yüzeysel nişler vardır; önlerinde alçak bir eyvan biçiminde giriş mekânı bulunur.



Merv'deki ünlü Sultan Sencer Türbesi (1157), Selçuklu türbe mimarlığının şaheseridir. Kare plânı ile Karahanlı türbelerine dönüşü simgeler. Sekiz köşeli piramit çatıyla örtülü yapı, geometrik düzenli, ince tuğla örgüler arasına yerleştirilmiş firûze çinilerle bezenmiştir.

Orta Asya’da Merv kentinde mimar Muhammed bin Atsız tarafından yapılan Sultan Sencer Türbesi’nin, 17m çapında yıldız biçiminde kaburgalı kubbesi, o güne kadar gerçekleştirilen kubbelerin en büyüğüydü. Günümüze ulaşamamış olan dış kubbe, firuze renkli sırlı tuğlayla kaplıydı. Duvarları 6m kalınlığında yapılmış, duvarlardan kubbeye geçiş, tonoz bingiler ve köşelere yerleştirilmiş geometrik düzende tuğla örgülü payelerle gerçekleştirilmiştir.

Büyük Selçuklu Devleti’nin son parlak döneminin hükümdarı Sultan Sencer, melik olduğu 39 yıl boyunca başkent Merv’in büyük bir kültür merkezi olmasında önemli rol oynamıştı. Sultanın ölümünden önce Büyük Selçuklu Devleti’nin görkemini yansıtacak biçimde inşa edilmesini istediği türbesinin adını kendisi koymuştu: “Darül ahiret” (Ahiret evi). Sencer Türbesi “Devlethane” adıyla da anılırdı.

Selçuklu türbe mimarlığının gelişimini yansıtan bir başka yapı, Tus'da İmam Gazali'ye bağlanan türbedir(1111). Türbe, dışa taşkın giriş eyvanı, kare plânı, kubbeli ana mekânı ve arkaya doğru uzanan tonoz örtülü üç bölümden oluşan plânıyla dikkati çeker.



Gazvin-Hemedan arasındaki Harakan bölgesinde bulunan ve İran Selçuklu sanatının pek çok özelliğini biraraya getiren erken tarihli iki kümbet, yöre halkı arasında Koşa İmam (çifte imam) adıyla bilinir. Birbirinden 30 m uzakta yapılan bu iki mezar anıtı sanat tarihine I. ve II. Harakan kümbetleri olarak geçmiştir. I. Harakan Kümbeti’nin girişindeki yazıtta Alparslan döneminde, 1067-1068 yıllarında Ebu Said Bicar ibn Sad takafından Zencanlı mimar Muhammed bin Mekki’ye yaptırıldığı yazılıdır. Tamamiyle tuğladan ve sekizgen planlı olarak yapılan kümbet, köşelerinden silindirik payelerle desteklenmiştir. Üstünü örten külah bugün yok olduğu için sadece alttaki kubbenin tuğla örgüsü görülür.



Adını firuze renkli çinilerinden alan Kümbeti Kabud (Mavi Kümbet), Meraga şehrinin en dikkati çeken yapılarındandır. Kesme taş kaide üzerine oturtulan yapı kütlesi, tuğlaların farklı biçimlerde dizilmesiyle zengin bir yüzey dekorasyonu gösterir. Yazıtına göre 1197’de tamamlanmış olan eserin saçaklık kısmındaki zengin mukarnaslı korniş, en seçkin örneklerinden biridir. Bunun altında, çiçekli küfi yazı kuşağı bütün cepheleri çepeçevre dolanır. Cephelerin birleştiği köşeler silindirik payelerle yumuşatılmış, kabartma şeritler halinde yükseltilen geometrik örgü cephelerin alt yarısında ustaca dolaştırılmıştır.



XII. yy’da en parlak dönemini yaşayan Selçuklu mimarisinin çok değişik bir kümbet uygulaması Hemedan şehrinde görülür. Kare planlı Kümbeti Aleviyan özellikle cephe mimarisiyle dikkati çeker. Taçkapıyı iki yandan destekleyen yivli kuleler değişik bir uygulamadır. Sivri kemerli uzun nişler en tepedeki kitabeye kadar çıkar ve düşey hareket etkisini güçlendirir.

Güney Azerbaycan’da Meraga gibi, Kuzey Azerbaycan’da Nahcivan’da, mezar anıtları, kümbetler bakımından çok zengin bir merkez olarak dikkat çeker. Bu iki merkezin, mimari bakımdan böyle parlak bir gelişme göstermesi 1146 da kurulmuş olan Azerbaycan Atabeklerinin sanat ve imar aşkını açıkça belirtmektedir. Nahcivan’da 1162 tarihli Yusuf bin Kuseyr kümbedi, Selçuklu öncülerine uygun olarak tuğladan sekizgen gövde üzerine sekizgen piramit çatılı bir yapıdır.

Nahcivan’da asıl şahane mezar anıtı, İldeniz’in hanımı Mümine Hatun için oğlu Kızıl Arslan tarafından 1186 da yaptırılan 25 m. boyundaki büyük kümbettir. İçten silindirik, dıştan on köşeli olarak yapılan bu tuğla kümbetin piramid çatısı yıkılmıştır. Kenarları dar ve uzun bir mihrap nişi şeklinde olup dikdörtgen silmelerle kavranmaktadır. Daha yukarıda küfi kitabe kuşağı ve sonra, piramit çatıyı taşıyan mukarnas frizi göze çarpar. Firuze çiniler, örgülü kûfi kitabeleri ve geometrik süslemeleri renklendirir. Süslemeler, hiç boşluk bırakmayacak şekilde bütün yüzeyleri kaplamaktadır. Mimar Acemi bin Ebubekir, asıl şaheserini, ikinci eseri olan bu abide ile meydana getirmiştir. İki tarafında silindirik minarelerle sivri kemerli bir portalden, kümbet çevresi ne giriliyordu. Bu abidevi giriş yıkıldığından, kümbet ortada kalmıştır, Böyle çifte minarelerin, Anadolu Selçuklu medreselerinde ne kadar büyük bir rol oynadığı düşüniilürse, Nahcivan nune Hatun kümbedinin önemi bir kat daha artar. Karahanlılarda, Ayşe Bibi türbesinde, iki tarafında, köşelerdeki minarelerden sonra Azerbaycan yolu ile bu gelenek Anadolu’ya gelmiş en büyük eserlerini orada vermiştir.



Azerbaycan’da kümbetler böyle parlak bir gelişme gösterirken, İran’ın doğusunda Horasan’da Türklerin İran’a getirdikleri diğer kümbet tipleri otağların tuğladan abideler halinde ebedileşmiş şekilleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan Radkan (Doğu) da Mili Radkan adıyle tanınan kümbet, 22 in. boyunda silindirik ve konik çatılı tuğladan bir yapıdır. Oniki köşeli alçak bir kaide üzerinde 36 yuvarlak paye ile yivlenmiş silindirik gövde, üzerinde konik çatıyı taşımaktadır. İçten kubbe ile örtülüdür. Kon külah, firuze renkli dikdörtgen çinilerle kaplıdır. Gövdenin üst kenarında da firuze çiniden kesil kufi harflerle 1,50 m. genişlikte bir kitabe kuşağı dolanmaktadır. Bunun sırları, çok yerde dökülmüş, bazı yerlerde kalmış, kitabenin yandan fazlası da silinmiştir. Bunun altında yuvarlak payelere doğru sarkan, saçak motiflerini andıran bir palmet frizi, payelerin üst kenarını boydan boya çevirmektedir. Yuvarlak payeler üzerinde aşağıdan yukarıya kadar geometrik baklavalar şeklinde sıralanmış firuze çiniler göze çarpar.

Medreseler

Şiîliğe karşı Sünnîliği geliştirmek ve devlet memurlarını yetiştirmek üzere, ilk devlet medreseleri, XI. yy. başlarında, Gazne'de kurulmuştur. Büyük Selçuklular zamanında bu öğretim müesseseleri, geniş bir devlet teşkilâtı haline getirilmiş, devlet memurları bu yatılı okullarda yetiştirilmiştir. Bunlardan birincisi, Nişabur'da kurularak ilk defa medrese adını almıştır.

Büyük Selçuklular'dan Hargird ve Rey'de, Melikşah zamanında yapılmış iki medrese kalmış, maalesef diğer bütün medreseler kaybolmuştur. Horasan'da Hargird Medresesi tam bir harabe olup,tonozu yıkılmış kıble eyvanından başka bir şey görünmez. Ayakta kalan kıble eyvanı 7.04 m. genişlikte olup, yan duvarları üçer sivri kemerlerle dışarıya açılmaktadır. İyi cins sarı tuğladan, yüksek kabartma çiçekli kûfî kitabesi, bitin İran'da en şahane yazı olup, şimdi Tahran Müzesi'nde bulunmaktadır. Harfleri, zeminden 8-10 cm. yükselen, 90 cm. genişliğindeki kitabenin üst yarısı rumî ve palmetlerden süsleme halindedir.

Godard'ın, 1937'de, Rey'de meydana çıkardığı ikinci dört eyvanlı medresenin zengin şituk süslemeli mihrabı, kıbleye tam uygun değildir. Birbirine eşit kuzey-güney eyvanları da, doğu ve batı eyvanlarından daha küçük olarak, genel kaideye aykırıdır. Creswell, bunun bir eve benzediğini ve öğrenci hücrelerinin de bulunmadığını ileri sürerse de, mihrabı çevreleyen kûfî kitabeler, ev fikrine uygun değildir.

Kervansaraylar

Karahanlı ve Gazneliler'in geliştirdikleri kervansaray mimarisini, Büyük Selçuklular kuvvetle ele alarak, anıtsal eserler meydana getirdiler. Damgan - Sümnan yolu üzerinde, Ehvan' da, Ribat Anuşirvan olarak tanınan kervansaray, kare plânda, kale gibi sağlam duvarlı, köşelerde ve yanlarda silindirik kulelerle takviyelidir. Dört eyvanlı ve payeler üzerine revaklı avlu etrafında uzun dikdörtgen biçiminde, yan yana simetrik odalar, köşelerden üçünde, dört eyvanla çevrili küçük kubbeler halinde daireler vardır. Bu daireler, Samerra'dan ve Abbasiler'den gelmedir.




Nişapur-Merv yolunda bulunan ve 1154-1155 tarihinde elden geçirilmiş olan Ribatı Şerif kervansarayı, yaklaşık 1114-1115 tarihlerinde inşa edilmiştir. Eyvanlardan birindeki yazıtta Sultan Sencer’ın (1118-1157) ve karısının adı geçmektedir. Yapı değişik bir görüşe göre, 1088 tarihinden itibaren Merv valisi olan Şerafeddin Ebu Tahir bin Sadedin bin Ali tarafından yaptırılmış olmalıdır. Ancak yukarıda belirttiğimiz 1114-1115 yıllarına tarihlenen ilk yapı, Melikşah’ın oğlu Ebuşüca Muhammed dönemine rastlamaktadır.

Tuğrul Bey zamanına rastlayan Ribat Zafaranî , teknik bakımdan bazı gelişmelerle değişik bir plân gösterir. Kare biçiminde, köşeleri kuleli, ortasında dört eyvanlı avlu ile simetrik olarak tek tek sıralanmış odaları olan bir yapıdır ve girişin sağında cami vardır.

Saraylar

Selçukluların merkezi Merv, Sultan Sencer'in ölümüne kadar parlak bir imar faaliyeti görmüş, daha sonra Harizm'de, Ürgenç onun yerini almıştır. Merv'de kalan eserlerden oldukça iyi durundadır. Dört kilometre kare bir alanı çeviren surlar 15 m. yükseklikte ve her 15 m.'de 4 m. çapında yarım silindirik bir kule ile takviyeli olup, ayrıca bir hendek ile korunmuştur. İçerisi duvarlarla bir ark ve şehristan olarak düzenlenmiştir. Saray ve kışlalar ark denilen bölümdedir. Eski meskûn şehrin ortasında bir havuz, büyük bir cuma camii ve Sultan Sencer'in türbesi yer alıyordu.

Selçuklular'ın XI. yy.'da Merv'deki sarayları 45 x 39 m. ölçüsünde 50 odalı, çok gösterişli bir yapı idi. Doğuda bulunan esas girişten dört eyvanlı ve 16 x 16 m.lik avluya geçiliyordu. Bunun yanında cephesi yarım sütunlarla dekorlu bir yapı içindeki dikdörtgen salon, belki sultanın kütüphanesi olabilir.