Ruhun'a bakış!

Ertelersin… İnsanoğlu yaşamından her şeyi erteler. Bazen de yaşamayı ertelersin. Hayattan tat almayı, nefes almayı. Çıkmazlara sokarsın kendini ertelediğin her şeyden kurtulmak için. Ertelersin, kaçmak için, yozlaşmak için belki de uzlaşmak için ama ertelersin. Dedim ya insanoğlu her şeyi erteler. Mevsimler gelir geçer. Hayat sen ertelesen de devam eder dünya asla aksatmaz dönmesini, güneş kısıtlamaz seni ışığından. Akar gider en kıymetli hazinemiz olan zaman ve nasıl geçip gittiğinin dahi farkına varmadan. Sanki sonu yokmuş gibi… Tükenirsin… Ardında bıraktığın onca şeyin yükünü taşırsın omuzlarında. Doğru ya da yanlış bir karar alırsın hayatta ve onun sonuçları neticesinde yaşarsın. Kimi zaman istemediğin kararlar da verirsin. Çaresiz kaldığın zamanlar da olur. Yine de her şeye rağmen hayat, devam eder. Varlığın bir hiç uğrunaymış gibi hissettiğin günler gelir. Boşlukta gezinir ruhun. Hiçbir şeyin tadı olmaz. Nereye gidersen git, ne yaparsan yap içinde anlamsız olan bir şeyler daima seni rahatsız eder. Terslik var bilirsin ancak nerde bulamazsın… Yalnız kalırsın… Aslında çevrende konuşan bir dolu insan vardır. Sana akıl veren, seni cahil hükmüne koyup zaten bildiğin kalıplaşmış düşüncelerden söz eden. Koca bir kalabalıkta yalnız adamı oynarsın. Kimse anlamaz seni. Bazen farkına bile varmazlar varlığını. Sende onları istemezsin yanında ki zaten seni koca kalabalıkta yalnızlık yaşatanlar da onlardır. Kabuğuna çekilirsin ve biraz hüzün biraz gözyaşı… derdine derman olur mısralar. Kalemin vardır senin, dökülür hece hece sayfalarına.. unutursun o kuru gürültüyü. Ruhuna bahar gelir. Ve başlarsın gönülden bir şiir doğurmaya… Tüm zamanlardan sesleniyorum sana, Geçmişim, geleceğim tüm varlığım! Tüm sıfatlarla çağırıyorum seni, Ömrüm, yaşam kaynağım! … Canın acır… Bir an seslendiğin yaşamın senden çok başka diyarlarda nefes aldığını fark edersin. Sevgiliyedir oysa tüm övgüler lakin doğru olana yapıldığında. Sorgularsın, yaşamı, düşleri, arzularını ve tabi ki kendini… Sonra durulur ve farkına varırsın, her şeyi ertelediğini. En son ne zaman kendin için uyandığını, güzel bir günde nefes aldığını, aşkı iliklerine varana kadar yaşadığını… senden başka her şeyin anlam kazandığı bir hayatının olduğunu anlarsın çok geç kalmış olsan da… Tazelenirsin… Kırılan tüm umutların ardından kalkmasını bilmek gerekir ki işte o zaman yaşadıkların değerli olur, kaybettiğin sandığın zamandan ne kadar çok şey kazandığını fark edersin. Yalnızlığının asla mümkün olmadığını, yalnızken bile seninle atan bir kalbin olduğunu fark edersin, yeter ki bakmayı bil. Dokunursun… Önce yaşama el atarsın ve içine dalarsın en kuytu köşelerinden kalbine, can damarına. Sonra yavaş yavaş daha derinlere dalarsın. Bir topluma karışırsın mesela ardından kişilere ve bir fert olursun sende. Sıra kendine dokunmaktadır. Korkularına dokunursun. Acılarına, yaralarına, düşlerine ve kabine. Aslında et ve kemikten ibaret değildir yaşadığın alem ki ruhun çeker tüm sancıları sen farkında olmadan. Herkesin dilinde vardır bir “Sol yanım!” onu hissedersin sende sol yanında… bir şeyler fısıldar sürekli. Dışarıdan hisseden “nabız” der lakin o sevgilinin ismidir. Allah der kimi yürekler kimisi beşer kimisi dünya. Ama orda bir can vardır ki o canın aşkı ile yaşarsın ve tekrar dile gelir kalemin aşkla akar bu sefer nida nida ömrüne… Ey çıkmazlarımın sebebi, Yürek yangınım, Sana geliyorum. Kabul et beni Allah’ım. Sana geliyorum Rabbim, duy beni.. Değişir her şey. Ve buradan sonra sözler kifayetsiz, lisanım anlamsız kalır…