Fransa’da 1897 yılında ortaya çıkan, gözlemle birlikte bilimsel deneyi de uygulayan. edebiyat akımı. Bu akım içinde yer alan Sanatçılar, bilim ile endüstriyi çağdaş dünyaya özgü güzellik olarak görmüşlerdir. Bu görüşün ve akımın öncüsü Fransız romancısı Emile Zola’dır(1840-1902).Deneysel bilimlerdeki Olguculuk ve Gerekircilik yöntemini edebiyata aktarmıştır. Bu yöntemin yaslandığı ilkelere göre, doğa olaylarında aynı koşullar altında aynı nedenler nasıl aynı sonuçları doğuruyorsa toplumsal ve ruhsal olaylarda da aynı yasa geçerlidir.

Şöyle ki, insanın huy ve davranışlarını anlatabilmek için, soyunu sopunu ve içinde yetiştiği çevreyi incelemek gerekir. Bu bakımdan sanatçı bir bilim adamı gibi davranmalı; olayları ve insanları bir fizikçinin, bir doğa bilgininin gözüyle incelemelidir.

Zola da böyle bir yaklaşım içinde oluşturmuştur yapıtlarını.Romanlarına kahraman olarak seçtiği kişileri, soyaçekimin ve içinde yetiştikleri doğal ve toplumsal çevrenin koşullarına göre incelemeyi denemiş, bu deneyiminin ürünü olan romanlarına deneysel roman adı vermiştir.

Doğalcılığın kurallarına uygun yapıtlar verebilmek amacıyla İkinci İmparatorluk Döneminde bir aile çevresini ele almış, Rougon-Macquari İkinci İmparatorluk Döneminde Bir Ailenin Doğal ve Toplumsal Tarihi başlığı altında 20 ciltlik bir roman dizisi yazmıştır. Bu dizide bir ırkın başına gelen, sinir ve kanla ilgili hastalıkların nasıl birbirini izlediğini göstermiştir. Meyhane, Germinal, Toprak, Therese Raquin diziyi oluşturan romanların başında gelir. Bu romanlarda çevre ile soyaçekimin insanlar üzerindeki etkisini gösterir. Öte yandan bu romanlarda anamalcı düzenin gerçek yüzünü de tanıtmaktan geri kalmaz. İnsanın insan tarafından nasıl sömürüldüğünü, yaşamın korkunç koşullarının insanı nasıl hayvanlaştırdığım yansıtır.

Naturalizm akımını geliştirip onu estetik açıdan bir ölçüde zenginleştiren adlardan biri de Guy de Maupassant (1850-1893) olmuştur. Tombalak, Ay Işığı, Küçük Roque gibi öykü yapıtlarında; Bir Hayat, Güzel Dost, Ölüm Gibi Kuvvetli, Pierre ve Jean... gibi romanlarında insanı ve çevresini, karakter ve onu oluşturan toplumsal ortamı bir bütün olarak, gözlemci ve yalın bir anlatımla yansıtmıştır. Yaşamı çözümsel yönden ele almış, çelişkileriyle görüntülemiştir:

«Köylüler, askerler, masalarında ge­viş getiren, gırtlaklarına kadar kırtasiyeciliğe batmış bürokratlar; genç burjuva bohemler, hanımefendiler, taşra eşrafı, refahı yerinde, ama vahşi bakışlı çiftlik sahipleri, bir kuruşu bile sayan ve elinden geldiğince para yapmaya bakan açgözlü küçük burjuva, küçük lokanta sahipleri, genelev işletmecileri, yosmalar, büyük işadamları, parababaları, gazeteciler, taşra rahipleri, denizciler, rahibeler, küçük tüccarlar, doktorlar; lekeli ya da saf bir aşk; her yönüyle amansız çıkar çatışmaları, aile bağlarının çözülmesi, duyguların ve bir bütün olarak burjuva toplumunun çürümeye yüz tutması, basit insanların vatanseverliği, burjuvazinin nüfuz ticareti, taşra hayatındaki budalalıklar, sonu gelmez servet mücadelesi, insan ilişkilerinde korkunç, acımasız tavır...» bütün yönleriyle Maupassant’ın yapıtlarında sergilenmiştir.

(Boris Suchkov)