5 Sayfadan 1. 123 ... SonSon
Toplam 47 sonuçtan 1 ile 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Göktürk

    Ehl-i Sünnet ve Kütüb-ü Sittesi

    Kuran’ın -Islam ögretisine rıza göstermeyen çesitli fert ve topluluklar, Allah’ın koruması
    nedeniyle Kur’an’ı degistiremeyince -Islam’a saldırmak için baska yollara basvurdular.

    Bu yolları baslıca söyle sıralıyabiliriz:

    1. Peygamber adına yalan hadisler uydurmak,
    2. Uydurulan hadislere dayalı mezhepler meydana getirmek,
    3. Tasavvuf adı altında faaliyette bulunmak suretiyle sofistlik
    Yapmak,
    4. Felsefe yoluyla saldırmak,
    5. Kur’an ayetlerine yanlıs ve batini manalar vermek.
    6. Ayrıca Islam’a, Islam’da olmayan Irkçılık, Babadan ogul'a
    Saltanat, diktatörlük gibi kavramlar ve olusumlar isnat etmek
    ve bunları Islam’a karsı kullanmak.
    Bunları anlatırken genis kitlelere yayılmıs olanlarına agırlık verecek, digerlerine ise kısaca yer vermeye çalısacagım.

    --------------------
    HADIS FAALIYETI :

    Bu faaliyet hicri üçüncü asırdan itibaren baslıca iki dalda gelisme gösterdi. Bunlar Kütüb-i Sitte adı altında ehli sünnetin kabul ettigi rivayetler ile Kütüb-i Erbaa adı altında Imâmiyye Siasının kabul ettigi rivayetlerdir. Bunların durumu su sekildedir:

    A- EHLI SÜNNET VE KÜTÜB-Ü SITTESI:

    Kütüb-i sitte’nin kelime manasından kastedilen, altı kisinin hadis kitapları seklinde olup, bu sahısların kitaplarında 35647 hadis bulunmaktadır. Bu hadisler ayrı ayrı olmayıp, her biri bazen on bes yirmi kerelik tekrarlar halindedirler. Ayrıca bir sahsın kitabında yer alan bir hadis diger bir sahsın kitabında ya aynen ya da biraz
    degisiklikle, büyük çogunlukla yer almaktadır. Öyle ki tekrarlar dikkate alınmasa 35647 hadis 4000 hadisi bile bulmamaktadır. Bu 4000 hadis bir kitaba sıgdırılabilecekken, gerek tekrarlar suretiyle, gerekse serhlerle büyük bir külliyata dönüstürülmüs. Öyle ki inceleme yaptıgımda her biri yüzlerce sayfalık 57 cilde bakmak
    zorunda kaldım. Ayrıca dikkatimi çeken seylerden bir tanesi de bu hadis uydurma faaliyetinin iddia ettikleri gibi fertler tarafından din gayretiyle yürütülmüs bir hareket olmayıp, birbirlerine çagdas kimseler tarafından ve baglantılı olarak yürütülmüs sistemli bir hareket oldugudur. Söyle ki:

    1- Buhâri (Hicri 194-256) tekrarlarıyla birlikte 9082 hadis.
    2- Müslim(Hicri 204-261) “ “ 7275 “
    3- Nesai (Hicri 215-303) “ “ 5724 “
    4- Ebû Dâvud (Hicri 212-275) “ “ 5274 “
    5- Tirmizi (Hicri 209-279) “ “ 3951 “
    6- Ibnû Mace (Hicri 209-273) “ “ 4341 “

    TOPLAM 35647

    Ayrıca diger bir hususta bu sahısların Arap asıllı olmayıp, Buhara, Merv, Horasan tarafında yasayan kimseler oldukları ve Islam'ın yayılmasını engellemek için Kur’an ögretisine karsı bir ekol olusturmus olmaları hususudur. Arap asıllı degildirler derken ırkı söz konusu ettigim zan edilmesin. Ancak sunu demek istiyorum ki, ne sahabeler ne de tabiin tarafından ortaya atılmıs bir hareket olmadıgı gibi, Araplar arasında o döneme kadar hadis ögretisi söz konusu degildi. Islam derken sadece Kur’an ögretisi anlasılıyordu. Zira hadis rivayeti konusunda yasaklarda mevcuttu, ondandır ki bu hareket Mekke ve Medine’nin çok uzagında hicri üçüncü asırda gelistirildi. Hadis diye peygamber adına uydurdukları iftiralara delil olarak yine kendilerince uydurulmus ravi senetlerini gösterdiler. Kur’an’ı ölçü olarak kabul etmediler.
    Bunlara sormak gerekir! Hadis metnini uyduran insanların senedi de uydurmamaya verilmis bir sözlerimi var?

    Yada senedin uydurulmamasına mani olan sey nedir ki, ravi
    zinciri seklinde uydurulmus sened hadisin saglamlıgına delil olabilsin? Is bununla da bitmiyor. Kur’an’ı ölçü olarak kabul etmedikleri gibi, uydurdukları rivayet iftiralarının Kur’an’ı nesh edebilecegini, yani ayetleri iptal edebilecegini iddia ettiler. Ve bu iddia çerçevesinde mezhepler gelistirdiler. Çok ilginçtir, gelistirmis oldukları dört mezhebin imamları da Arap asıllı degildirler. Iddia ettiklerine göre bu imamlar adına olusturulan mezheplerden birine baglı olmak Islâmi bir mecburiyetmis. Ayrıca yukarıda belirttigim, gibi iddia ettiklerine göre hadisin dogruluk güvencesi ancak ve ancak isnat ettigi ravi senedidir. Bu senet uydurmalarını da agırlıklı olarak 5374 hadis ile hayali bir sahıs olan Ebû Hüreyre’ye isnat ettiler.



    --------------------
    Ebû Hüreyre’nin kelime manası “kedinin babası” demektir, ve güya bu bir sahsın takma adı imis. Böyle bir sahıs bilinmedigi gibi ne kendi adı, nede babasının adı bilinmemektedir. Adı hakkında 30 degisik rivayet olup adının ne oldugu tespit edilememistir. Babasının adıyla ilgili de çesitli rivayetler yapılmaktadır El-Kuta El-
    Halebi bunları kırk dört degisik rivayete çıkarmaktadır. Ve bu iddiaların hepsi bir yakıstırmadan öteye gidemez, zira böyle bir sahıs kanaatimce hiçbir zaman yasamamıstır. Hadis ekolünü kuran bu ekip, bu sekilde hayali bir sahsa hadislerini
    dayandırmakla bu yönden yalanlanmalarının yolunu kapatmak istemislerdir. Zira gerçek bir sahsa isnat etmeleri halinde birilerinin çıkıp ta bizim dedemizin dedesinden duymadıgımızı sen kimden duydun deyip onları yalanlıya bilirlerdi. Benim kanaatimce
    hiçbir zaman böyle bir sahıs yasamamıstır.
    Iste hadislerinin gerçek olduguna dair verdikleri en büyük güvencelerden biri bu hayali sahsiyettir. Kaldı ki senedin hadisin sahihligiyle (gerçek olmasıyla) ilgili hiçbir manası olamaz. Hadis metnini uyduranlar kolayca senedi de uydura bilirler. Falan, falana
    söyledi seklindeki bir uydurmanın zorlugu veya imkansızlıgı nedir ki hadisin sahihligine güvence olabilsin. Buhâri’nin altıyüzbin hadisi senedleriyle birlikte ezbere bildigini ve kitabına aldıgı hadisleri bunlar arasından seçtigini iddia etmislerdir, bundan da
    anlasılmaktadır ki senedleriyle birlikte yüz binlerce hadis uydurması mevcuttur ve hadisleri uyduranlar senedlerini de uydurmuslardır. Bu onların kendi ifadeleridir.

    Öyleyse senedli olmalarına ragmen güya sahih görmemistir ve dolayısıyla hadis metniyle beraber senedlerinde uyduruldugunu itiraf etmis olurlar. Bu mantık kitabına aldıgı hadisler içinde geçerlidir. Bir hadisin ne sekilde olursa olsun sened ihtiva etmesi
    onun sahih olduguna delil teskil edemez. Bu konuda daha birçok elestiriler getirmek mümkündür. Kitabın çok hacimli olmasını amaçlamadıgımdan bu kadarla yetiniyor ve isin esasına deginmek istiyorum. Bu kadar yogun bir sekilde asırlardan beri insanlara
    din diye takdim ettikleri ve Kur’an’dan üstün tuttukları hadislerin içerigi nedir ve bunları öneren imamları kimlerdir, bunları belirtecek olursam:

    BUHARI: Künyesi “ Seyhu’l -slam ve -mâmul-Huffaz Ebû Abdullah Muhammed Ibnû Ismail, Ibnû -brahim, Ibni’l Mugire, Ibni’l-Berdizbe el-Buhâri el-Cu’fi” (H.194-256).
    Dogum yeri Buhara olup ölüm yeri de Semerkant’ın Hertenk köyüdür. Görüldügü gibi yasayıp öldügü yer Arabistan’ın çok dısındadır. Kendisinden Müslim ve Tirmizi hadis almıslardır. Tirmizi ile Ebû Dâvud (ö.316) talebeleridir. Müslim kendisine “Müsaade et,
    ayaklarını da öpeyim, ey üstadlar üstadı, ey muhaddislerin seyyidi, Ilel’de hadis hadis doktoru” demisti. Sahihinin en meshur nüshaları Nesefi Nüshası ve Firebri Nüshasıdır.
    Nüshalar arasında farklılıklar vardır. Bazen “Babun” seklinde kalıp hiçbir fıkhı hüküm ifade etmeyen baslıkların yer alması, bazen baslık oldugu halde arkadan hadis kaydetmeden bir baska bab baslıgına geçmesi. Sonrakiler tarafından bu bosluk doldurulmustur. Meshur Çagdasları, Ahmed Ibnu Hanbel, Yahya Ibnu Main, Ali Ibnu’l Medeni, Salih Cezere, Nesefi, Firebri.
    Buhari hadisleri kitabına yazarken sahih olmaları konusunda Allah’a danısmıs oldugu garantisini de vermektedir. Bu hususla ilgili olarak söyle demistir. “Herhangi bir hadisi Sahih’e dahil etmezden önce yıkanıp iki rekat namaz kılarak, Allah’a istihârede
    Bulunup manevi bir isaret aramıs, ondan sonra hadisin sıhhatine hükmetmistir”. “Bu sekilde sıhhati nazarımda sübût bulmayan hiçbir hadisi Sahih’e almadım”der. Ayrıca Sahihini 16 yılda altıyüzbin hadisten seçerek tekrarlarıyla birlikte 9082 hadis yazmıstır, iddiası da vardır. Söyle bir hesap yaparsak bu sözlerin herhangi bir gerçegi ifade etmedigi ortaya çıkar.

    Altıyüzbin hadis için, altıyüzbin defa yıkandıgını ve her bir hadis
    içinde iki rekat namaz kıldıgını söylemekle, böylece (600.000.- : 16.- ) : 365 = 103 kere her gün yıkanmıstır. Ayrıca (600.000.- X 2.- ) : (16.- X 365.- ) = 205 rekat namaz kılmıstır. Her rekatı üç dakika da kılsa 3 X 205 = 605 dakika, bu da yaklasık on saat demektir. Günde 103 kere yıkanıp on saat Namaz kıldıgını ve bunu 16 sene
    devam ettirdigini iddia etmek ciddiyetten uzak bir iddiadır. Zira degil günde 103 kere yıkanmak hiç uyumasa bile en az saatte dört defa giyinip soyunması demektir.






  2. #2
    YEGAN
    teşk paylaşım için emeğine yüreğine sağlık

  3. #3
    Göktürk
    MÜSLIM
    : Künyesi, “El-Imam el-Hâfız Hüccetül- Islam Ebu’l Hüseyn, Müslim Ibnul-Haccâc el el-Kuseyri, en Nisâburi” (H.204-261)


    Horosanın Nisabur kentinde dogup ölmüstür. Müslim, Sahihini bizzat isiterek aldıgı üçyüzbin hadisten seçtigini ifade eder.
    Tekrarları nazara alınmadıgı takdirde kitabında 3033 hadis mevcuttur. Rivayete göre, bir hadis ararken dalgınlıkla bir sepet hurmayı yemis ve hastalanarak ölmüstür. Kitabında yazmıs oldugu hadislerin, bazı senedlerinin ricâlinde sahıslar sayıca farklıdır.
    Bazı metinlerde elfaz degismektedir.



    NESAI : Künyesi. “El-Hafız el-Imam Seyhûl-Islâm Ebu Abdurrahmân Ibnu Suayb Ibnu Ali Ibnu Sinân Bahr el Horâsani el, Kâdi” (H.215-303).



    Aslen Horosanın Nesâ sehrindendir, orada dogmustur. Tahsiline Belh sehrinde baslamıstır. Kitabının adı Kitab’ı el-Müctebâ Mine’s-Sünen (es-Sünenu’s-Sugra)dır. Tekrarlarıyla beraber 5724
    hadis ihtiva eder. Safii fukuhasındandır.




    EBÛ DÂVUD: Künyesi, “El-Imam es-Sebt, Seyyüdü’l Huffâz Süleyman Ibnul-Es’es
    Ibni Ishâk es-Sicistani” (H 212-275). Dogum yeri Horasan Bölgesinin Sicistân sehridir. Kitabı hakkında “ Ben Resûlullah’a nispet edilen Besyüzbin hadisten su Sünen’i seçtim.
    Kitabımın içerisinde 4800 hadis mevcuttur.” der. Ebû Dâvud Sünen’ini kendisinden yüklenip rivâyet izni alan yedi kisi mevcuttur. Bunlardan dört tanesi yaygınlık kazanmıstır. Nüshalar arasında farklar mevcuttur.



    TIRMIZI: Künyesi “Muhammed b. -sâ b. Sevre b. Musa b. Ed-Dahhâk es Sülemi el- Bûgi ed-Tirmizi”



    Tirmizi Orta Asya sehirlerinden Termiz, Türmiz seklinde de telaffuz
    edilen, Tirmiz sehrine nispettir. Tahsilini memleketinde ve Horasan’da yapmıstır.
    Buhari’nin en meshur talebesidir. Bir müddet Buhara’da hadis okutmus. -lelu’l-hadisi Semerkant’ta tasnif etmistir. Anadan dogma âmâ oldugu rivayet edilmekte. Tekrarlarıyla birlikte 3951 hadis yazmıstır.



    IBNÛ MACE: Künyesi, “Muhammed b. Yezid b. Abdullah er-Raba’i el-Kazvini” (209-273).



    Tahran yakınlarındaki Kazvin sehrinde dogmustur ve ölüm yeri de Kazvin’dir. Tekrarlarıyla birlikte 4341 hadis yazmıstır. Ibnu Mace’nin Süneni hicri yedinci asırdan itibaren Kütüb’i Sittenin altıncı kitabı olarak benimsenir. Bazıları altıncı Kitab olarak
    Muvatta’yı görmüstür.



    Görüldügü gibi Kütüb’i Sittenin hiçbir yazarı aslen Arap olmadıkları gibi, seyahat amaçlı olsa dahi Mekke ve Medine taraflarına gittikleri pek bilinmemektedir. Bir iki tanesinin Mekke ve Medine taraflarını gidip gezdikleriyle ilgili kayıt varsa da bence uydurmadır. Zira böyle bir sey vuku bulmus olsaydı Hac ve Umre yaptıklarıyla ilgili
    kayıtlarda mevcut olacaktı böyle bir seye rastlamadım. Bunların ögretileri üzerine bir fıkıh olusturularak mezhepler meydana getirilmistir. Ehli Sünnet adı altında olusturulan dört mezhebin Imamları da aynı sekilde Arap asıllı degillerdir. Bu sahısların ismi
    etrafında olusturulan bütün fıkıh bu Imamlara mal edilmistir yada adı kullanılmıstır.



    Öyle ki Imam Ebû Hanife’den hiçbir Kitab intikal etmemistir, buna ragmen mezhebinin fıkhı ona dayandırılmıstır. Bundan dolayı konular islendiginde falan sahıs su sözü söyledi veya sunu yaptı derken o sözün veya fiilin o sahsa ait olabilecegi gibi, onun adına uydurulmus olabileceginin de dikkate alınması gerekir. Zira Allah’a ve Peygambere iftira edip yalan söz uyduran kimselerin, baskaları adına da yalan söz ve iftiralar uydurmaları gayet mümkündür. Insanlar nasıl ki öbür semavi kitapları degistirdiyseler, Allah, Kûran’ı korumamıs olsaydı onu dahi degistirmeye çaba sarf edeceklerdi. Bundan dolayı amacım bizzat sahıslar olmayıp, asırlardan beri süre gelen uydurma rivayetler ve onları gerçek manada uydurmus olanlardır.



    Konumuza dönüp, dört mezhep imamı konusunda, geçerli kaynaklara dayalı olarak bilgi verecek olursam:



    EBÛ HANIFE: Numan b. Sabit (H.80-150), Arap olmadıgı kesin olmamakla beraber, Türk veya Iran asıllı oldugu hakkında farklı rivayetler mevcuttur. Onun Tirmizli bir Türk kabilesine mensup oldugu söylenmekle beraber M. Ebu Zehra’ya göre ise Farslıdır.



    Abdulbaki Gölpınarlı’ya göre de Ebû-Hanife Nu’man b. Sabit’in babası, Zerdüst dinindeyken Islam'ı Kabul eden Kâbül’lü Zevtâ’dır, bu sahsın adının Tâvus yahut Merzubân oldugunun rivayet edildigi seklindedir.



    Fıkıh ögretisini ögrencileri oldukları iddia edilen Ebu Yusuf (H.113-182) ve Muhammed b. Hasan es-Seybani’ye (H.135-189) isnat ettirilmistir. Ebû Hanife’nin bizzat kendisi tarafından kaleme alınmıs eseri yoktur. Sünnet konusunda onun hakkında dendigine
    göre ravisi güvenilir oldugu zaman Muhaddislerin çogunlugunun egilimine aykırı biçimde Mürsel hadisi delil olarak degerlendirmekteydi. Muhaddislerce zayıf karsılanan ve kendisiyle amel edilemez diye degerlendirilen bir çok hadisi delil olarak ileri sürme yoluna gitmistir.

    Hanefiler söyle söylemektedirler:



    “ Kur’an, mütevatir veya meshur sünnetle nesh edile bilir. Sadece ahad hadisle nesh edilemez”. böylece hadislerin Kur’an’ı nesh edebilecegini yani iptal edebilecegini fıkıhlarına esas Kabul etmislerdir. ( Bak. Dr. Ismail Hakkı Ünal. Imam Ebu Hanife’nin Hadis Anlayısı ve Hanefi Mezhebinin Hadis Metodu. Diyanet Isleri Baskanlıgı Yayınları No.327 Baskı-1994 Sayfa 213 )


    --------------------
    Sonra devam edecegim Efendim..

  4. #4
    Muhabbetci
    Eline yüregine saglik ALLAH razi olsun emeginden....
    Bu sefer kesin taslarlar bizi göktürk

  5. #5
    Göktürk
    Alıntı Muhabbetci Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Eline yüregine saglik ALLAH razi olsun emeginden....
    Bu sefer kesin taslarlar bizi göktürk
    Hocam Daha neler var..
    Bekle hele..
    --------------------
    Alıntı YEGAN Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    teşk paylaşım için emeğine yüreğine sağlık
    Okuyan Gözlere Faydalanan Gönül e saglik Insallah..

  6. #6
    Muhabbetci
    Alıntı Göktürk Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Hocam Daha neler var..
    Bekle hele..
    Biliyorum , onun icin dedim zaten bende..Devam edecek yazmissin...Ferec Hüdür kaleminden alacaksan, kesin taslaniriz..Cünki o kutubbi sitteyi tüm ciplakligi ile ortaya sürmüs
    ----
    Bu arada okumayan varsa tavsiye ederim..Ferec Hüdür" kuttubi sitte elestirisi" ...Okunmanizi kesinlikle tavsiye edebilecegim kitapdir...internet üzerinede okuyabiliriniz ama arayip bulmam lazim linki:ermm:

  7. #7
    Göktürk
    Alıntı Muhabbetci Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Biliyorum , onun icin dedim zaten bende..Devam edecek yazmissin...Ferec Hüdür kaleminden alacaksan, kesin taslaniriz..Cünki o kutubbi sitteyi tüm ciplakligi ile ortaya sürmüs
    ----
    Bu arada okumayan varsa tavsiye ederim..Ferec Hüdür" kuttubi sitte elestirisi" ...Okunmanizi kesinlikle tavsiye edebilecegim kitapdir...internet üzerinede okuyabiliriniz ama arayip bulmam lazim linki:ermm:
    Aynen Öyledir Dostum;

    Bakalim su yanilmaz Ehl-i Sünnet alimleri neler yapmis..
    Görecegiz hep beraber..

  8. #8
    Göktürk
    IMAM MALIK:

    ( H.93-179) Bazıları aslen Yemenli oldugunu söylerken, bazı siyer
    yazarları Imam Malik ve ailesinin Arap olmadıgını söylemislerdir. Büyük atası Ebû Amir’in, Beni Teym kölelerinden oldugu söylenmistir. Imam Malik, üstadının özellikle Ibni Hürmüz oldugunu belirtir. “Yedi, sekiz yıl yalnız ondan okudum, baskalarını bu ise hiç karıstırmadım” der. Hürmüz adı Acem asıllı olanların kullandıgı bir isimdir. Bir rivayette de “ On üç yıl oturup Ibni Hürmüz’den ders okudum”der. (16 yıl rivayeti de vardır) Ondan ögrendiklerini, baska bir kimseden almadıgını söyler. Imam Malik üstadı Ibni Hürmüz’den aldıklarının tamamıyla tesiri altında kalmıs denebilir. Medarik’de Söyle denir: “ Malik derki, Ibni Hürmüz’ü söyle derken isittim” ifadeleri bunu açıkça ortaya koyar. Meshur Kitabı Muvatta da 1826 hadis mevcuttur. Sünnet Kur’an ile
    Tearruz ederse, Bazı hallerde Kur’an’ı sünnete takdim eder, bazı hallerde sünneti Kuran’a hakim kılar. Böylece sünnetin Kur’an’ı iptal edebilecegini Kabul etmistir. ( Bak, Imam Malik , Hayatı-Görüsleri- Fıkıhta yeri, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hilal Yayınları 1984 sayfa 283.)


    IMAM SAFII :

    Ebû Abdullah Muhammed bin Idris bin Abbas Safii (H.150-204).
    Suriye’de (Filistin) dogdugunu söyleyenler oldugu gibi ayrıca Askalan’da (gazze yakınında) Hatta Yemen’de dogdugunu söyleyenlerde vardır. Kureys kabilesinden olmadıgı halde, “kölelik yönünden kuresli sayılmıstır. Zira atası Ebu Lehebin kölesi
    imis” rivayet edilmistir. Ömer, atası Safii’yi Kureys kölelerine katmamıs, Osman onu bunlara katmıs. Imam Safii, Huzey kabilesinin yanında yaklasık on yıl kalarak, kendilerinden Arap dili ve siirini ögrendi. Ana dili Arapça olmayıp Arapçayı sonradan
    ögrendigi anlasılmaktadır. Hocası Imam Malik’tir. El-Risale ve El-Üm isimli kitapları vardır. Safii derki: “Fıkıh ögrenmek isteyen Ebu Hanife’nin iyalidir. Siyer isteyen Muhammed b. Ishak’ın iyalidir. Hadis isteyen Malik’in iyalidir. Tefsir isteyen Mukatil b. Süleyman’ın iyalidir” diyerek tavsiyede bulunur. Ebu Hanife ve Imam Malik’ten bahsettik, diger ikisi ise: Muhammed b. Ishak : (H.85-151). Bilhassa Siyer Megazi çalısmaları vardır. Siyerin dısında müstakil olarak Kitâbu’ssünen telif etmistir. Ibrahim
    b. Sa’d ez Zuhri ondan sadece ahkama dair 17 bin hadis rivâyet etmistir. Yahya’l- Kattan onun hakkında “kezzab” yani yalancı demistir. Ayrıca, hakkında Siilige meyyal oldugu ve kaderi oldugu rivayetleri de vardır. Yalnız ahkama dair 17 bin hadis söylemesi “ne kadar” yalancı olduguna dair kuvvetli bir delildir. (Bak. Ilk üç Asırda
    Islam Cografyasında Hadis. Dr. S. Kemal Sandıkçı. Diyanet Isleri Baskanlıgı Yayınları 299. Baskı 1991 s. 45-46 )

    Diger tavsiye ettigi: Mukatil b. Süleyman Siânın Zeydiye Mezhebindendir. Safii onun kitaplarını okudu, inceledi ve neticede onları da okumaga tesvik etti. Onu bu hususta imam addetti. Bu maddede kendisine basvurulan bir âlim saydı. (Bu konuda bak.
    Imam Safii. Osman KESK-OGLU. Diyanet Baskanlıgı yayınları 1987 s. 46 ).

    Safii’nin kendiside Harun Resid zamanında Siilikle itham edilmis ve takibata ugrayarak, Harun Resid’in huzuruna bu konuda çıkarılmıstır. Kur’an ve Sünnet Konusundaki görüsü: Safii’nin bu konudaki görüsü, Sünnetin Kuran’la nesh edilemeyecegi seklindedir. Resûlullah’ın sünnetini ancak Resûlullah’ın
    sünneti nesh edebilir. Kur’an bir sünneti nesh edemez, nesih olayı olması için bunu baska bir sünnetin ilân etmesi gerekir der. Kuran’ın sünnetle nesh edilip nesh edilemeyecegi konusuna gelince, her ne kadar Kur’an’ı ancak Kur’an nesh eder diyorsa
    da , uygulama konusunda durum hiçte öyle degildir. Örnegin, Kuran’a ragmen, zina olayında Recim cezasını kabul etmekle, sünnetin Kur’an’ı nesh edebilecegini açıkça beyan etmis olur. Yani kısaca iddiası; Kur’an sünneti iptal edemez fakat sünnet
    Kur’an’ı iptal eder seklindedir. (Konu hakkında bak: Imam Safii. Osman KESKIOGLU
    s.238-239. Büyük Safii -lmihali, Yazan Halil Gönenç. Hilâl Yayınları 1979, 2. Baskı s.375.)


    AHMED IBN-HANBEL:

    (H. 164-241) : Anası O’na gebe olarak Merv’den Bagdat’a
    geldi. Merv’de dogdugunu söyleyenler var. Kendisinden yapılan rivayette Bagdat’ta dogdugu söylenmis. Merv asılı olup Arap degildir. ( Yazılarımda Arap degildir derken, bununla o devirlerde ilk etapta Kuran’ın yayıldıgı cografyaya yakınlıga veya uzaklıga
    dikkat çekmek suretiyle Kur’an dısı bazı kültürlerin etkinligine dikkat çekmek içindir.
    Yoksa Islam dini evrensel olup, herhangi bir ırktan olmak veya olmamak avantaj veya dezavantaj degildir.)
    Kitabı “Müsned”de yaklasık 40.000.- hadis vardır. Kur’an’ı esas alıp sünneti terk edenlere red için Kitab bile yazmıstır. Ona göre Kuran’ın batını vardır. Halbuki Kuran’a batın bilgi isnat etmek küfürdür. Zira Kur’an açık manalı bir kitaptır.
    Ahmed, Sünnetin Kuran’a hakim oldugunu, fakat Kuran’ın sünnete hakim olmadıgı ve sünnetin Kur’an’ı nesh yani iptal edebilecegi iddiasındadır. Söyle ki : “Ahmed’e göre sünnet beyan bakımından Kuran’a hakim sayılır, onun ahkamını takrir eder. Satıbi sünnetin Kur’an’a hakim olmasını söyle açıklar. Ulemaya göre sünnet, kitaba hakimdir, Kitab hakim degildir, çünkü kitabın iki ve daha ziyade seye ihtimali vardır.” demekte.“gerek iman itimade, gerek amel ve akla dair olsun, Hadisler arasında bir
    fark yapmazdı.” ( Konu hakkında bak.Ahmed -bn-i Hanbel. Hilâl Yayınları 1984 s.242- 255 Prof. Muhammed Ebu Zehra. Terc. Osman KESKIOGLU .)


    Bütün korkuları Kuran’ın Islam dini ögretisine esas alınmasıdır. Zira Kur’an esas alınmıs olsa ve Peygamber adına ileri sürmüs oldukları sözler Kur’an ölçüsüne vurulsa, bütün iftira ve yalanları hemen ortaya çıkar ve sünnet diye ileri sürmüs oldukları
    sözlerden geriye pek bir sey kalmaz. Bu hususu onlarda kabul eder mahiyette su sekilde itiraf etmektedirler.
    “Imam Ahmed’e gelince, o Imam Safii’nin usulüne uygun hareket eder. Ibni
    Kayyım, Ahmed’in ve Safii’nin görüslerini destekleyerek söyle der: Eger bir kimsenin kitabın zahirinden anlayısına göre Hz. Peygamber Aleyhisselamın sünnetleri red olunacak olursa o zaman sünnetlerin çogu red olunur ve sünnet batıl olur.”


    --------------------
    Bu ifadeler bile, Sünnetle Kuran’ın ne kadar bir birleriyle bagdasmayan bilgiler ihtiva ettigini belirtmeye kafidir.
    Sonuç olarak, Imam Ahmed birçok sözlerinde belirtmistir ki, Islam dinini ögrenilmesi, aynı zamanda Kur’an’a hakim olan! sünnetle mümkündür. Kur’an bilgisi sünnet yoluyla olur, Kur’an sünnete hakim olamaz. Bu din sünnet yoluyla ögrenilir. Islam fıkhının en
    kestirme ve en islek yolu sünnetten geçer. Sünnetin beyanından yararlanmaksızın sadece Kur’an’dan ögrenmege çalısanlar, dogru yolu sasırırlar, hak yolu sasırırlar iddiasındadır. 750 bin hadis arasından seçtigi rivayet edilen. Müsned teki hadislerin 10
    bini tekrarlanmıs hadislerdir. Hadislerin sahihligine ölçü olarak Kur’an’ı degil de kendi Müsned ini kabul ve ve tavsiye eder, Söyle ki: “Resulullah’ın hadislerinden olup olmadıgı konusunda anlasmazlıga düstügünüz rivayetlerle ilgili olarak Müsned’e
    basvurun. Orada bulduysanız delil, bulmadıysanız delil olmaz .” demistir. Mahiyeti ne olursa olsun, Kur’an’ı hadise tabi kılar, söyle ki : “hatta ona göre haberi, vahid olan Hadisler bile, Kuran’ın umumini tahsis eder.” (Ahmed -bn-i Hanbel. Hilâl Yayınları s.245 )

    Görüldügü gibi dört mezhep imamı da fıkıhlarına hadisleri esas almaktadırlar. ittifakla hadislerin Kur’an ayetlerini iptal edebilecegini fakat Kuran’ın hadisleri iptal edemeyecegi iddiasındadırlar. Bu da baska bir ifadeyle, Allah’ın Kuran’la bildirdigi Islam’a, öncelikle hadislerle peygamberin karsı çıktıgı ve peygamberin sözünün Allah sözünden daha üstün oldugu manasındadır. Bu ise Islam dinine saldırı ve peygambere
    büyük bir iftiradır.

    Simdi hadis adı altında, peygambere yaptıkları iftiraları ve bu iftiralara dayalı olarak kabul edilen Islam Dini anlayıslarını örneklerle belirtmeye çalısacagım ve görülecektir
    ki ögretmek istedikleri Islam olmayıp, Kuran’ın Islam ögretisini engellemek gayretleridir. Zira görülecegi gibi birçok konuda Kur’an’a aykırı ve bol bol çeliskili rivayetlerde bulunmak suretiyle, Islami degerlere, Müslüman sahsiyetlere ve Allah’a karsıda saygısızlık etmekten geri durmamıslardır. Bunların ögretileri esas alındıgında hiçbir Islam farzının uygulanması mümkün olmadıgı gibi, Islam'ı ve Tevhidi anlamakta mümkün degildir. Bu öyle bir saldırıdır ki planlı ve kasıtlı olarak yapılmıstır. Çünkü
    önerdikleri sistem ve ögreti bundan baska bir ifadeyle izah edilmeyecegi gibi, kendileri zaman içerisinde açıkça bu amaçlı bir ekip çalısması ortaya koymuslardır. Sia ve Vahhabilik’tede durum bundan farklı olmayıp, sistem olarak ehli sünnettirler. Sırası
    gelince bunları da örneklerle izah etmeye çalısacagım.

    --------------------
    ALLAH’A KARSI IFTIRA VE SAYGISIZLIK ETMELER VE BU
    KONUDA UYDURDUKLARI HADIS ÖRNEKLERI:


    1- Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “ Resûlullah a.s.v. buyurdular ki :
    “ Cehennem içerisine âsiler atıldıkça: “ Daha var mı?” demekten geri durmaz. Bu hal, Rabbu’l-Izze’nin cehennemin içine ayagını koyup, iki yakasını dürüp birlestirmesine kadar devam eder. iste o zaman Cehennem: “Yeter, yeter. Izzet ve keremine yemin
    olsun yeter” der. Cennette fazlalık devam eder. Allah, ona mahsus yeni bir halk yaratır ve bunları cennetin fazla kısmına yerlestirir.
    (Kütüb-i Sitte, Prof. Dr. -brahim Canan, Akçag Yayınları 1992 -Ankara. Cilt 14 s.445 Hadis sırası 5226, Alıntıları: Buhari, Tefsir, Kâf 1. Eymân 12. Tevhit 7, Müslim, Cennet 37, ( 2848), Tirmizi, Tefsir, Kaf, (3268) )
    ( Not: Bundan sonra Ibrahim Cananın Kütüb-i Sitte isimli 18 ciltlik hadis kitapları kaynak gösterildiginde, kaynak ismi K. S . Olarak kısaltılacak ve önüne sıra numarası yazılacak. Örnegin K.S. 5126 gibi.)

    HADISIN TENKIDI: Yıllarca inanç sistemlerini inceledim bunlardan baska Ilahı’nı cehenneme layık görenine hiç rastlamadım. Putperestler dahi, taptıkları putlarına böyle bir seyi yakıstırmazlar, tercümeyi yapan Ibrahim CANAN, asıl metinde geçen cehennemin içine ifadesini tam tercüme etmeyerek, (belli ki, ifade ona da agırgelmis) cehennemin üzerine ifadesini kullanmıs. Halbuki asıl metinde “aleyhe” degil, ifade “fiyhe” yani “içerisinde” seklindedir.
    Bunlar, Allah’ı tecsim ederek ona ayak isnat ettiler ve bu ayagı da cehenneme koydular. Cennet için ise doldurulmak üzere imtihansız halk yaratılacagını iddia ettiler. Cehennemin boslugunu Allah’ın ayagıyla, Cennetin boslugunu ise hiç dünyaya
    gelmemis halkla doldurmak öylemi! Allah, bunların bu küfründen münezzeh ve yücedir. Allah’a ayak isnat etmeleri tesbih degil tecsimdir. Zira cehennem cisimdir ve cisimlerin doldurulması ancak cisim ile olur.

    Allah’ın, cehennemi neyle dolduracagına dair Kur’an’dan mealen:
    - Eger Rabb’in dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı. Oysa, iste ihtilaf edip durmaktadırlar. 11/118
    - Ancak Rabbının merhamet ettikleri, (Bu ihtilaftan) istisna teskil ederler. Zaten Allah, onları bunun için yaratmıstır. Ve böylece, Rabbının “muhakkak cehennemi hep cin ve insanlarla dolduracagım” sözü yerine gelmis olacaktır. 11/119
    - Dileseydik, herkese hidayetini verirdik, (herkesi dogru yola getirirdik). Fakat (hikmetim uyarınca) benden (çıkan) su söz gerçeklesecektir: “mutlaka cehennemi, cinlerden ve insanlardan bir kısmıyla tamamen dolduracagım.” 32/13

    Görüldügü gibi, cehennemin doldurulması konusunda uydurdukları hadis Kur’an’a ters düsmektedir.


    2- Hz. Ebû Hüreyre r.a. Anlatıyor: “Resûlullah a.s.v. buyurdular ki: Sizden biri kardesiyle dövüsünce yüze vurmaktan sakınsın.” (Buhari, Itk 20, Müslim, Birr, 112, (2612). )
    Müslim’in ifadesinde su ziyade var. “... Zirâ Allah Âdem’i kendi sûretinde yaratmıstır.” ( K.S. 3483 Cilt 10 Baskı 1990)

    3- Yine Ebu Hüreyre r.a. Anlatıyor: “Resûlullah a.s.v. Buyurdular ki: Allah’u teala hazretleri, Hz. Adem a.s.mı kendi sureti üzere ve boyunu da atmıs zira olarak yaratınca:.... (K.S. 3382 C.10 S.177 B.1990, alıntısı Buhari, -stizan 1, Müslim, Cennet 28 (2841) ).

    4- -bnu Abbâs r.a. Anlatıyor: Resûlullah a.s.v. Buyurdular ki : Bu gece Rabb’imden bir (melek, elçi olarak) geldi. -Bir rivayette ise söyle demistir: “Rabbim bana en güzel bir surette geldi” -ve : Ey Muhammed.” dedi. “Buyur Rabbim, emrindeyim.” dedim.
    “Mele’i A’la (da bulunanların) nelerde yarıstıklarını biliyor musun dedi.
    “Hayır” dedim. Bunun üzerine elini omuzlarımın arasına koydu. Hatta onun serinligini gögüslerimde hissettim.......” (K.S. 4668 C.13 B 1992 alıntı: Tirmizi, Tefsir Sâd, (3231,3232) ).

    5- Hz. Übey Ibnu Ka’b r.a. Anlatıyor: Resûlullah a.s.v. Buyurdular ki: “Hakk’ın musafaha ettigi ilk kimse Ömer’dir. Ilk selam verdigi kimsede o olacaktır.” (K.S.6012 C.16 B. 1993) Alıntı Ibn!i Mace 104.


    HADISLERIN TENKiDi: Allah’a insan seklin de suret iddia ettiler, öyle bir benzerlikten dolayı yüze vurulmamasını tavsiye ettiler. Aslında istedikleri saygı gayreti degildir. Allah’ın yüzü ile insanın yüzünün aynı oldugunu vurgulamak için yüze vurulmamasını
    tavsiye etmislerdir. Allah’ın eline serinlik atfetmeleri de tecsim vurgulamasıdır, aynı sekilde Allah’ın Ömer ile tokalastıgını ve onun elinden tutup cennete koydugu iddiası da apaçık tecsimdir. Allah’ı tecsim etmek yani cisim saymak apaçık küfürdür.
    Ayrıca Ömer’i Peygamberimiz dahil tüm Peygamberlerden ve Müslümanlar dan üstün olarak rivayet etmeleri, karısıklık çıkarma amaçlı bir yalan uydurmasıdır, yoksa Ömer’i sevdiklerinden falan degildir.

    6- Hz. Ebu Hüreyre r.a. Anlatıyor: Resûlullah a.s.v. buyurdular ki:
    “Üzümü Kerm diye isimlendirmeyin. “Vay su dehrin mahrumiyet ve hüsranına” diye kahırlı söz söylemeyin. Zira Allah’ın kendisi dehr (zaman) dir.”(K.S. 5938 C.16 B.1993 Alıntıları, Buhari Edep 101, Müslim Elfaz 516, (2246, 2247), Ebu Davud, edeb 81
    (4974), Muvatta, Kelam 3.(2.984).)

    HADISIN TENKIDI: Allah hiçbir sekilde zaman olarak tavsif edilemez, zira zamanın kendisi yaratıktır. Geçer ve noksanlasır, baglı oldugu olaya iliskin tükenir. Yoktan var edilmekte ve vardan yok edilmektedir. Dün yok olmustur, yarın yaratılmakla yoktan
    varlıga gelecektir. Var iken yok olan, yokken var olan hiçbir sekilde Ilah olmaz, zira bu hususlar noksanlık ve acizliktir. Allah ise hiçbir sekilde zamanın bu özelikleriyle noksan ve aciz degildir. Zira Allah noksan sıfatlardan münezzehtir.

    Zaman konusunda Kur’an’dan mealen:

    -Insanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir sey olmadıgı uzun bir süre geçmedi mi. 76/11
    Görüldügü gibi zaman gelip geçici bir seydir, Allah zaman olarak tavsif edilemez, hadis diye iddia ettikleri Kur’an’a aykırıdır.

    7- Sahiheyn (Buhari ve Müslim) ve Tirmizi de Ebu Hüreyre’den gelen diger bir hadiste Resûlullah söyle buyurmustur:

    “Allah Teâla hz.söyle buyurdu: “Ben, kulumun benim hakkımdaki zannına göreyimdir.” (K.S.5849 C.16 B.1993 alıntıları Buhari, Tevhit 35, Müslim, Zikr 1, (2675), Tirmizi, Züht 51, (2389) )

    HADISIN TENKIDI : Kullar, Allah hakkında iyi veya kötü zanda bulanabilirler. Bir kimsenin Allah hakkında iftira en kötü zanda bulunması mümkündür, o taktirde iddia ettikleri hadise göre Allah kötüdür manası çıkar ki, Allah’ı öyle bir seyden tenzih ederiz. Allah kullarının zannına göre degil, kendi zatına göredir. Zan kendi basına hakikatten hiçbir sey ifade etmez. Bununla ilgili olarak Kuran’da söyle bildirilmistir.
    Mealen:

    -Onların çogu zandan baska bir seye uymuyorlar. Zan ise gerçekten hiçbir sey kazandırmaz. Muhakkak ki Allah onların ne yaptıklarını bilir.10/36

    -Allah’ı geregi gibi bilemediler. Halbuki Kıyamet günü yer, tamamen O’nun avucu içindedir, göklerde sag elinde dürülmüstür. O, onların ortak kostuklarından uzak ve yücedir.39/67

    -Allah’a yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Onlar Rab’lerine sunulacaklar, sahitler de: “Iste Rab’lerine karsı yalan söyleyenler bunlardır.” diyecekler. Iyi bilin ki Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir. 11/18

    -Bak nasıl Allah’a yalan uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeter. 4/50

    Görüldügü gibi uydurdukları hadis, Kur’an’a aykırıdır ve Allah’a karsı bir iftira ve isyandır.

    8- Ibnu’l -Museyyib, Ata Ibnu Zeyd el- Leysi, Ebu Hureyre r.a. den naklen anlatıyor:

    Resûlullah’a atfen mahserde içlerinde münafıkların da oldugu halde (yalnız) bu ümmet kalacak, derken Allah Tebareke ve Teala onlara evvelce tanıdıklarından baska bir surette tecelli edecek ve:
    -Ben sizin Rabb’inizim, diyecek. Onlar (Allah’ı tanımadıkları için)
    “Biz senden Allah’a sıgınırız! Rabbımız geldigi zaman biz onu tanırız” diyecekler. Bunun üzerine Allah Teala hazretleri (karsılarında) onların tanıdıkları suretiyle tecelli edecek
    ve : “Ben sizin Rabb’inizim” buyuracak. Onlarda:
    “Evet, bizim Rabbımız sensin” diyerek ona tabii olacaklar......(K.S.5072 C.14 B.1992 alıntılar Buhari, Rikak 52, Ezan 129, Tevhit 24, Müslim, -man 299, (182), Tirmizi, Cennet 20, (2560) ) (Sahih-i Müslim,Ahmed Davudoglu, Sönmez nesriyat A.S. C.2 299/665 )

    HADISIN TENKIDI: Birinci seferki, Allah’ın tecelli ettigi iddialarında, Allah’ın kendisine uygun gelmeyen ve münafıklar içlerinde oldugu halde tüm Muhammed ümmetinin onu tanımayacakları bir surette tecelli ettigini iddia etmeleri, Allah’a bir saygısızlıgı ifade
    eder. Zira Allah’ın, hem müminler, hem de münafıklar tarafından reddedilecek, (hasa O’ndan) çirkin bir surette tecelli ettigini iddia etmislerdir. Öyle ki, inancı ve ameli ne olursa olsun Allah’ı kimse begenmemis demektedirler. Ayrıca bu hususu vurgulamak
    için rivayet yalanlarına münafıkları da dahil etmislerdir. Ayrıca, Allah’ın suretten surete sekil degistirme ile tecelli edip göründügünü iddia etmeleri tecsimdir. O tecsim
    edilmekten yani yaratıklara benzetilmekten onlarla bir sayılmaktan münezzehtir.

    9- Ibnu-l Museyyib, Ata Ibnu Zeyd el-Leysi, Ebu Hureyre r.a. Den naklen anlatıyor:

    Resûlullah’a atfen, insanlar Resûlullah a.s.v.’e “ Ey Allah’ın Resulü: Kıyamet günü Rabb’imizi görecek miyiz?” diye sordular. O da: “Siz bulutsuz dolunay gecesinde Ay’ı görmekte süpheye düser misiniz?” diye cevap verdi. Onlar :
    “ Hayır! Ey Allah’ın Resulü.” diye cevap verdiler. Bunun üzerine:
    “Sunu bilin ki siz Rabb’inizi böyle göreceksiniz....(K.S. 5072 C.14 Alıntılar Buhari, Rikak 52, Ezan 129, Tevhit 24 Müslim, -man 299, (182), Tirmizi, Cennet 20, (2560) )

    10- Ebu Zerr r.a. anlatıyor: “Resulullah a.s.v. a’ “sen Rab teala yı hiç gördün mü?” diye sordum. “Nurdur, ben O’nu nasıl görürüm” buyurdular.”( K.S. 5159 C.14 alıntılar, Müslim, -man 291.(178): Tirmizi, Tefsir, Necm,(3278). )

    HADISLERIN TENKIDI: Son hadiste Allah’ın görülmeyecegini tahdis etmeleri, görülecegi hususunda tahdis ettikleri evvelki diger iki hadisle çeliskilidir. Zaten metotlarının ana temellerinden biride budur. Bir konuda bir hadis rivayet ederken o hadise aykırı bir veya birden fazla hadis, tahdis etmeye özenle gayret gösterirler,
    böylece çeliskili hadisleri islerine geldigi yerde kullanmak, hem de zihinleri iyice karıstırmak için bunu yaparlar.


    KURAN HAKKIN DA UYDURDUKLARI HADIS ÖRNEKLERI

    I- KUR’AN TAHRIF EDILMISTIR IDDIALARI:

    11- Aise (r.anha)nın azatlısı Ebu Yunus söyle demistir: -Aise (r. anha) kendisi için bir Mushaf yazmamı emretti ve, “ Namazlara ve orta namazına devam edin ” ayetine gelince bana haber ver dedi. Ben de o ayete varınca kendisine haber verdim. Bana o ayeti namazlara , Orta namazına ve ikindi namazına devam edin, Allah için tevazu halinde namaz kılın” seklinde yazdırdı. Sonra da:
    “Ben bunu Resûlullah s.a.v. den duydum” dedi. (Sünen-i Ebû Dâvud terceme ve serhi, samil yayın evi 1998. Doç. Dr. -. Lütfi Çakan K. Salat (2), Bab 5 H. 410 sayfa 148 C.2)


    HADISIN TENKIDI: Bu hadis uydurmasıyla, Kuran’da noksanlık oldugunu iddia etmislerdir. Zira bahsi geçen ayette ikindi ifadesi mevcut degildir. Söyle ki, Kur’an’dan mealen

    -Namazları ve orta namazı koruyun, gönülden baglılık ve saygı ile Allah’ın huzuruna durun. 2/238

    Olarak ifade edilmistir. Amaçları Kur’an’a olan itimadı sarsmak için zihinleri bulandırmaktır. Bu hususta baska hadis uydurmalardı vardır. Örnegin:

    12- Ubey Ibnu Ka’b (r.a.)’ın anlattıgına göre, Resûlullah (a.s.v.) kendisine: “Allah, sana Kur’an okumamı emretti” demis ve Lem yekunullezine kefere’yu ve bu sureden olmak üzere sunu okumustu: “Allah indindeki din muvahhid Islam dinidir, ne
    Hıristiyanlık, ne Yahudilik nede Mecusilik degildir. Kim bir hayır yaparsa asla zayi olmayacaktır”. Ubey Ibnu Ka’b: “ Bana sunu da okudu” dedi: “Adem oglunun bir vadi dolu malı olsa ikincisini de arar. Ikinciyi de elde etse üçüncüsünü de arar. Ademoglunun iç boslugunu ancak toprak doldurur. Allah tevbe edenleri affeder.”
    (K.S.943 C.4 B. 1988. Alıntısı, Tirmizi, Menakıp ( 3894). )


    HADISIN TENKIDI: Tırnak içindeki ifadeler kendilerince uydurulmus sözlerdir. Kur’an’da bu sekilde ayetler mevcut degildir. Dolayısıyla Kur’an dısında ayet iddia etmislerdir.

    13-......Ebu’d- Derda:
    --Abdullah ibn Mesûd “ Ve’l - leyli iza yagsa..”yı nasıl okuyor diye sordu.
    Ben kendisine (Alkame)
    -- “Ve’l leyli izâ yagsa ve’n -nehari izâ tecelli ve’ zekeri ve’l ünsâ”
    seklinde okudum.
    Ebu’d- Darda:
    --Vallahi Resûlullah beni böyle okutmustur. Ben Resûlullah tan agız agıza böyle ögrendim dedi. ( Sahih- i Buhari, Ötüken yayınları, Mütercim, Mehmet SOFUOGLU, cilt 8 B.1987 Kitabu Fedailü Ashâbi’n-Nebi Rivayet 82 s.3521)

    HADISIN TENKIDI: Böylece Leyl süresi (92/3) Ayette geçen yaratma kelimesinin fazlalık oldugunu, Kur’an’dan olmadıgını iddia etmislerdir. Yani, Kur’an’a ekleme yapılmıs oldugunu iddia etmislerdir.

    Yine rivayet ettiler ki:

    14- ........ Said ibn Cubeyr söyle demistir: Bizler muhakkak Ibn Abbas’ın Yanında bulunduk: O söyle dedi: Bana Ubeyy Ibn Ka’b tahdis edip söyle dedi: Resûlullah (s):....... “ Gemiye gelince, o denizde is yapan yoksulların dı. Onun için ben onu kusurlu yapmak istedim ki, arkalarında her saglam gemiyi zorla almakta olan bir hükümdar vardı” (el-Kehf 79). “Verâehum (= Arkalarında)” sözünü “ Emenehum melikun” (= Önlerinde bir melik vardır ) seklinde okumustur. (Buhari, Kitabu’s-surut 15 Cilt 6 s. 2551 Ötüken 1987 ).

    HADISIN TENKIDI: Bu hadis rivayetleriyle Kur’an’da geçen (18/79) “Verâehum” (=Arkalarında) kelimesini. “Emenehum” (=Önlerinde) seklinde oldugunu iddia etmekle yine Kur’an’da tahrifat oldugunu iddia etmislerdir. Bu kabil örnekler uydurmus oldukları hadislerde epey vardır, böylece elde mevcut Kuran’ın orijinal olmadıgını iddia
    etmek suretiyle insanlarda süphe meydana getirmek istedikleri açıktır. Böyle bir iddia Kuran’ın Allah tarafından korunmus oldugunu inkar manasında oldugu ve bu itibarla da Kur’an’ı inkar etmek oldugu meydandadır. Gerçeklere de aykırıdır, zira dünyada iki ayrı kelime ihtiva eden iki Kur’an mevcut degildir.

    II- KURAN’IN PEYGAMBERDEN SONRA TOPLANMIS OLDUGUNU
    IDDIA ETMELERI:

    15- ............ Zeyd Ibn Sabit el-Ensâri ye atfen yaptıkları rivayette: Ebu Bekir ve Ömer’in görevlendirmesiyle Zeyd diyor ki, “Ben kalktım, Kuran’ın ardına düsüp geregi gibi arastırdım ve onu yazılı bulundugu deri parçalarından, kürek kemiklerinden, hurma dallarından ve hâfızların ezberlerinden bir yerde topladım. Ve el-Tevbe Sûresinden iki ayeti, Ebû Huzeyme el-Ensâri’nin yanında buldum. O iki âyeti ondan baska kimsenin yanında bulmadım.
    Neticede içlerinde Kur’an toplanılan bu sahibeler, Allah kendisini vefât ettirinceye kadar Ebû Bekr’in yanında kaldı ..........................(Buhari, Kitabu’l-Tefsir 199 Cilt 9 s. 4423-4424 Ötüken 1987)

    16-............ Ebû -shak söyle dedi: Ben el-Berâ ( R )’ dan isittim, söyle diyordu: “
    Mü’minlerden oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savasanlar müsâvi olmaz... “ Ayeti indigi zaman, Resûlullah (S) Zeyd’i çagırdı. Zeyd bir kürek kemigi ile geldi ve o ayeti yazdı..... (Buhari, Kitabu’l-Cihâd ve’s-siyer 47 cilt 6, s.2674. Ötüken 1987 )


    HADISIN TENKIDI: Kuran’ın, Peygamber zamanında kitap halinde mevcut olmadıgı, sonradan rast gele bir arastırmayla, hurma dallarından, deri parçalarından, tas levhalardan, kürek kemiklerinden, hafızların ezberlerinden toplanmıs bir kitap oldugu
    hususunda müteaddit rivayetler uydurmuslardır. Öyle ki, Kur’an bu dedikleri seylere yazılı bir Kitab olmus olsaydı, bir ambarı doldurması gerekirdi, bu iddiaları Kur’an’a bir iftira ve saygısızlıgın ifadesidir. Allah, Kur’an’da Kitab indirmis oldugunu ayetlerle
    bildirmistir. Kur’an Kitab halinde Peygamber zamanında mevcut degil idiyse insanlar Kitab mevcut olmadıgı halde, ayetlerde niçin Kur’an’dan Kitab olarak bahsediliyor diye sorarlardı. Peygamber zamanında Kur’an Kitab olarak mevcut idi, ve iddia ettikleri
    gibi, tas parçalarına , hurma dallarına v.s. yazılmıyordu. Ince ceylan derileri üzerine yazılan bir Kitab halindeydi. Bu hususta Kur’an’dan mealen:

    - Andolsun Tûr’a (52/1)
    - Satır satır yazılmıs Kitab’a (52/2)
    - Yayılmıs ince deri üzerine (52/3)
    Ifadeleri Kuran’ın nasıl yazılmıs bir Kitab oldugunu belirtir. Ayetler peygambere inmisti, eger Kur’an ince deri üzerine yazılıp tespit edilmemis olsaydı bu ayetleri duyanlar, siz hangi ince deri üzerine yazılmıs kitaptan bahsediyorsunuz diye sormaz mıydılar! Kuran’ın peygamber zamanında özenle yazılmıs olduguna dair diger bir
    örnek, Kur’an’dan mealen:

    - Hayır, o ayetler bir mesajdırlar. (80/11)
    - Isteyen onları idrak eder. (80/12)
    - Onlar, degerli sayfalardadır. (80/13)
    - Yüksek ve temiz sayfalarda. (80/14)
    Bu örneklerden anlasıldıgı üzere, Kuran’ın sonradan rast gele, tas parçalarından,agaç kabuklarından, kürek kemiklerinden toplanmıs bir kitab oldugu yolundaki rivayetler Kur’an’a uymamaktadır, ve aslı yoktur. Rivayetler uydurulurken, daha öncede belirttigim gibi bazen kasıtlı, bazen de tutarsızlık seklinde bir çok çeliskilere düsülmüstür. Fert ve kisilere kabul ettirmek ve sıkıstıklarında kendilerini kurtarmak için bazen dogrulara da yer vermislerdir. Öyle ki bir konu hakkında bir rivayet uydurduklarında, muhakkak ona muhalif bir veya birden fazla rivayet uydurmaya özen göstermislerdir. Sık sık bu tür çeliskili ifadeleri yan yana
    yazarak okuyucunun bu hususa dikkatini çekmeye çalısacagım. Zira hadis uydurma sistemlerinin kökü budur. Örnegin, Kur’an’ın sonradan rast gele toplanmıs bir kitap oldugunu söylerken baska bir yerde, peygamberin onu Mushaf halinde bıraktıgını
    rivayet etmek onlar için gayet normal bir durumdur. söyle ki, uydurdukları diger bir rivayette söyle diyorlar:

    17- ......Abdülaziz Ibn Rufey’ söyle dedi: Ben Saddat Ibn Ma’kıl ile beraber Ibn Abbas’ın yanına girdim. Saddat Ibn Ma’kıl, Abbas’a:
    -Peygamber (s) bir sey bıraktı mı? diye sordu.
    Ibn Abbas:
    - Mushaf ‘ın iki yanını kusatan ciltler arasında bulunandan baska bir sey bırakmadı, dedi.
    Biz yine beraberce Muhammed Ibnu’l -Hanefiyye’ nin yanına girdik ve ona’da aynı suali sorduk. Muhammed Ibnu’l Hanefiyye de:
    - Iki kapak arasında bulunandan baska bir sey bırakmadı, dedi. (Buhari,Kitâbu Fedail’l -Kur’an 39 Cilt 11 sayfa 5112 Ötüken 1988)

    Bu hadis evvelki hadislerle çeliskili oldugu gibi, Kur’an’ın Peygamber zamanında kitap halinde mevcut oldugunu ve Peygamberin hiçbir rivayet bırakmadıgını itiraf etmislerdir.

    Diger bir rivayette de söyle demektedirler:

    18-.......Enes Ibn Mâlik el -Ensâri den rivayet ettiler ki:........ “Peygamber hücrenin perdesini açtı da, bizlere bakmaya basladı. Kendisi ayakta duruyor ve yüzü de Mushaf yapragı gibi parlıyordu......”
    (Buhari, kitabu’l -Ezân 72 cilt 2 sayfa 707 - 708 Ötüken 1987)

    Bu rivayette de peygamberin zamanında Mushaf’ın yani kitap halinde Kur’an’ın, parlak sahifelere yazılı olarak mevcut oldugunu itiraf etmislerdir. Zira var idi ki peygamberin yüzünü onun sahifelerine benzetmislerdir.Ayrıca, görüldügü gibi 15 ve 16 no lu örneklerde verdigim rivayetler. 17 ve 18 no.lu örneklerde belirttigim rivayetlerle çeliski halindedirler.

    Devam edecek

  9. #9
    Muhabbetci
    1- Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “ Resûlullah a.s.v. buyurdular ki :
    “ Cehennem içerisine âsiler atıldıkça: “ Daha var mı?” demekten geri durmaz. Bu hal, Rabbu’l-Izze’nin cehennemin içine ayagını koyup, iki yakasını dürüp birlestirmesine kadar devam eder. iste o zaman Cehennem: “Yeter, yeter. Izzet ve keremine yemin
    olsun yeter” der. Cennette fazlalık devam eder. Allah, ona mahsus yeni bir halk yaratır ve bunları cennetin fazla kısmına yerlestirir.
    (Kütüb-i Sitte, Prof. Dr. -brahim Canan, Akçag Yayınları 1992 -Ankara. Cilt 14 s.445 Hadis sırası 5226, Alıntıları: Buhari, Tefsir, Kâf 1. Eymân 12. Tevhit 7, Müslim, Cennet 37, ( 2848), Tirmizi, Tefsir, Kaf, (3268) )




    Kurana göre bunu söyleyen Mutlak kafirdir! Cünki ALLAHA cisim isnat etmekdedir, o ise bunlardan münezzehtir!

    Kimlerin bunu rivayet ettigi ilginc gercekdende, iste böyle böyle insanlari ayakda uyutmaya calisdilar...Su terbiyesizlige bak yaw


  10. #10
    Göktürk
    III - KURAN’IN OKUNUSUNU TAHRIF IÇIN UYDURDUKLARI
    HADIS ÖRNEKLERI

    19- .......Ben Abdullah Ibni Mes’ûd’dan isittim, söyle diyordu: Ben bir kimsenin bir ayeti, benim peygamberden isittigim okuyusun hilâfına okudugunu isittim. Hemen elinden tuttum ve onu Resûlullah’a getirdim. Resûlullah (S) : “Her ikinizde güzel
    okudunuz” buyurdu. Su’be dedi ki: Ben Resûlullah’ın sunu da söyledigini zannediyorum:

    “(Kur’an hakkında) sakın ihtilaf etmeyiniz. Çünkü sizden evvelki
    ümmetler kitaplarında ihtilaf ettiler de bu yüzden helak oldular” (Buhari, Kitab’ulhusûmat cilt 5 sayfa 2228 Ötüken 1987)

    20-........ O da Ibn Abbâs (R)’tan tahdis etti ki, Resûlullah (S) söyle buyurmustur:

    “Cibril bana Kur’an’ı bir okunus üzerine okuttu. Ben de durmadan bunun artmasını istedim. Tâ yedi türlü okunusa erisinceye kadar bu dilegimde ısrar ettim”. (Buhari, Kitâbu Bed’i’l-Halk 29 Cilt 7 Sayfa 3035 Ötüken 1987.)

    Yukarıdaki rivayette Kur’an’ın, bir okunus üzerine Cebrail tarafından indirildigi ve peygamberin ısrarıyla yedi okunusa çıkarıldıgı belirtilmistir. Buna ragmen söyle de tahdis etmekten çekinmediler:

    21- “ Übeyy b Ka’b’den (rivayet edilmistir.) Dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) Cebrâil’e rastladı ve :

    Ey Cibril, ben ümmi bir kavme gönderildim. Bunların arasında koca karılar, ihtiyar erkekler, oglanlar, kızlar, hiç kitap okumayan adamlar var, dedi.
    Cibril o zaman :
    - Ey Muhammed, muhakkak’ki, Kur’an yedi harf üzerine nâzil olmustur, demistir.” (Kur’an’ı Kerimin faziletleri ve Okuma Kâideleri. Dr. -smail Karaçam, Marmara ünv. Ilahiyat Fakl. Yayınları No 7 sayfa 21 alıntısı, et- Tirmizi, Sahihu’t -Tirmizi bi serhı’l - Imam Ibni’l Arabi, VI.63. Mısır 1934)

    Tirmizi’nin bu rivayetinde ise Meger ki Kur’an zaten yedi okunus üzerine inmis ve Peygamberin bundan haberi yokmus, bu ise bir çeliskidir. Isin ilginç yanı Kur’an harekeli olup, bir okunustan baska okunmasına imkan yoktur. Sonradan harekelendi iddiaları uydurmadır. Rivayetlere tabii olan kimseler dahi yedi harf iddialarının ne manaya geldigini bundan dolayı bilememektedirler. Dr Ismail Karaçam, yukarda bahsi geçen eserin de bu konuda söyle demektedir:

    “Yedi harf ile ilgili haberlerin çok yogun olmasına her sınıftaki Islam bilginlerinin bu konuda fikir yürütmüs olmasına ragmen, “yedi harf”in manası üzerinde bir fikir birligine varılmamıstır. “Kur’an ilimleri” ile ilgili bir çok eserde verildigine göre,
    üzerinde en çok ihtilaf edilen konu budur. Aynı kaynakların haberlerine nazaran Ebû Hatim b. Hıbbân (354/965) bu konuda 35 ihtilafın varlıgına haber vermis, hatta bunların tamamının 40 kadar oldugu söylenmistir. Biz bunlardan --- ancak--- birkaç tanesini örnek olarak sunacagız:

    1- Alimlerin çogunluguna göre, “Yedi harf”den maksat, Arap kabilelerinden meshur yedisinin lehçeleridir. Fakat yinede bu kabilelerin hangileri oldugu hakkında ihtilaf vardır....

    2- “Yedi harf” tabiri, medlûlü müskül,manası itibariyle mütesabih bir deyimdir. Bu tabirin müskül olmasının sebebi de, “el- Ahruf” kelimesinden gelmektedir. Çünkü “Harf” kelimesi bir çok manalara delalet eden müsterek lafızdır. Müsterek lafız olması hasebiyle de, hangi mananın kastedildigi --kat’i olarak-- anlasılmaz. Dr. Ismail
    Karaçam böylece devam ederek birkaç örnek daha veriyor. (sayfa 22)

    Simdi dense ki, mahiyeti belli olmayan bu tür rivayetleri neden uydurdular? Nedeni ;

    Bir seyin hatalı söylenmesine mazeret kabul edilmisse ve bu mazeret belli degilse, o zaman yapılacak bütün hata ve bozuk uygulamalar bu belirsiz mazerete mal edilebilir. Böylece Kur’an’a bu yönden yapılacak bütün saldırıları mesru göstermeyi amaçlamaktadırlar.
    Yapılan yanlıs okuyuslara yapılacak itirazları engellemek içinde su sekil de rivayet uydurmuslarıdır:

    22- Ebu Hureyre (r.a) hz.anlatıyor:

    “Resûlullah ( a.s.v.)söyle buyurdular: “ Kûr’an
    hakkında münakasa küfürdür” (K.S 1158 C.5 S. 271 alıntısı, Ebû Dâvûd, Sünnet 5, (4603) )
    Bu gibi hadis uydurmalarıyla, Kur’an’ın ihtilaflı okunabilecegini ve bu okunuslar elde mevcut Kur’an’a uymasa dahi müdahale etmemek gerektigini. Hatta münakasa etmenin küfür oldugunu söylemektedirler. Kur’an kelimeleri çesitli sekilde okunamaz,
    harekeli olarak nasıl inmislerse yalnız ve yalnız o sekilde okunurlar. Ve bir okunusla inmislerdir. Degisik okumak kelimeyi degistirmek demektir, bu ise Allah’tan baskası için mümkün degildir. Kur’an’dan, mealen:


    - Rabının kitabından sana vahye dileni oku; O’nun sözlerini degistirecek kimse yoktur, O’ndan baska sıgınılacak bir kimsede bulamazsın. 18/27

    - Elif, lam, ra. Bu kitap; Ayetleri kesinlestirilmis sonrada hakim ve habir olan Allah tarafından uzun uzadıya açıklanmıstır. (11/1)

    Daha önce metotlarının zıt rivayetler uydurmak oldugunu belirtmistim. Bu konuda da söyle rivayetleri vardır:

    --------------------
    23- .......Enesten naklen........

    “-Sizler Zeyd ibn Sabit ile Kur’an’dan herhangi bir seyde ihtilaf ettiginiz zaman, Kur’an’ı Kureys lisanı ile yazınız. Çünkü Kur’an Kureys lisanı ile nazil olmustur,dedi. Onlar da iste böyle yaptılar.( Buhari. Kitabu’l Menâkıb 15 cilt 7 sayfa 3309, ötüken 1987)

    Bu hadis ile Kur’an’ın bir lisan üzerine indigini ve yanlıslıklara ihtilaf edilebilecegini rivayet etmekle, yedi lisan üzerine indigin ve degisik okunabilecegi konusundaki rivayetlerle çeliskiye düsmüslerdir.

    IV - VAHYiN iNiS SIRASIYLA iLGiLi OLARAK UYDURDUKLARI
    ÇELISKILI HADiSLER

    24- Hz Âise’den naklen ...............”(Peygambere ilk gelen Vahiy âlak suresi 1-5 tir)” (K.S. 5563 C 15 S. 389 - b 1992, alıntıları Buhari, Bed’ü’l- Vahiy, Enbiya 21, Tefsir, Alâk Ta’bir 1; Müslim, -man 252, (160); Tirmizi, Menakıb 13, (3636). )

    25- Yahya Ibnu Ebi Kesir anlatıyor: “Ebu Seleme Ibnu Abdurrahman a Kur’an’dan ilk inenin ne oldugunu sordum. “ Ya eyyühe’l - Müdessir (Ey örtüsüne bürünmüs) : (Suresi) dir !” dedi......... (K.S. 5564 C. 15 S. 391 alıntıları, Buhari, Bed’ü’l - Halk 6,
    Tefsir, Müdessir, tefsir, Alak, Edeb 118 ; Müslim, -man 257, (161) )

    Yukarıdaki iki rivayet birbiriyle çeliskilidir.

    V - RESÛLULLAH’IN NEYI VASIYET ETTIGi HUSUSUNDA
    UYDURDUKLARI ÇELISKILI HADISLER

    26- imam Malik’e ulastıgına göre, Hz. Peygamber (a.s.v) sunu söylemistir: “ Size iki sey bırakıyorum. Bunlara uydugunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız: Allah’ın Kitab ı ve Resûlün Sünneti. (Muvatta, Kader 3, (2, 899), K.S. 53 C. 2 S. 328 - 1988)

    27- Yezid Ibnu Erkam (r.a) anlatıyor : Hz. Peygamber (a.s.v) buyurdular ki “Size uydugunuz takdirde benden sonra asla sapmayacagınız iki sey bırakıyorum. Bunlardan biri digerinden daha büyüktür. Bu. Allah’ın Kitabıdır. Semadan arza uzatılmıs bir ip
    durumundadır. (Digeri de) kendi neslim, Ehli Beytimdir. Bu iki sey, cennette Kevser havuzunun basında bana gelip (hakkınız da bilgi verinceye kadar) birbirlerinden ayrılmayacaktır. Öyleyse bunlar hakkında, ardımdan bana nasıl bir halef olacagınızı siz düsünün” (K.S. 54 C. 2 S. 328-329 B. 1998 alıntısı Tirmizi, Menakıb 77.(3790) )

    28- ..........Bize Talha Ibnu Musarruf tahdis edip söyle dedi: ben Abdullah Ibn Ebi Evfâ ( R )’ya:
    - Peygamber (S) vasiyet etti mi diye sordum.
    O : - Hayır ( vasiyet etmedi ), dedi.
    - Bunun üzerine ben :
    -Öyleyse insanlar üzerine vasiyet etmek nasıl farz yazıldı, yahut insanlar nasıl vasiyet etmekle emr olundular? Dedim.
    -Abdullah -bn ebi Evfâ :
    -Resûlullah, Allah’ın kitabı na tutunmak ve onunla amel etmeyi vasiyet etti, dedi.
    (Buhari, Kitabu’l -Vesâyâ 3 cilt 6 sayfa 2583, ötüken 1987 )
    29-......... Resûlullah’a atfen Veda Hüdbesinde : “Mü’minler! Size bir emanet
    bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç sasırmayacaksınız. O emanet Allah’ın kitabı Kur’an’dır.” (Buhari. Kitabu’l - Hac cilt 4 sayfa 1648, Ötüken 1987)

    Görüldügü gibi, örneklerdeki 26 ve 27 ki rivayetler Kendi aralarında çeliskili oldukları gibi, 28 ve 29. Rivayetlerle de çeliskilidirler. Biz ancak Kur’an’dan sorumluyuz, onun için 28 ve 29. rivayetler gerçege uygundur. Sünnet diye uydurdukları rivayetler bir birleriyle çeliskili oldugundan, dogru yolu onlarla bulmak mümkün degildir. Ayrıca Kur’an yeterli olup öyle bir seye ihtiyaçta
    yoktur. Ehlibeyt ise, onlarda bizim gibi ancak Kur’an’a uymakla dogru yolu bulabilirler, kaldı ki bin seneden fazla bir zamandır, ehlibeytten bir kimseyi müsahhas olarak dünyada kimse görmedigi gibi, onları gören kimseyi de gören olmamıstır. Onun için Kur’an’la birlikte ehlibeyt rehberligi diye bir sey olmadıgı gibi, böyle bir seye ihtiyaçta yoktur. Aksine iddialar gerçeklere uymayan hususlardır.

    VI- KURAN’IN ÜCRETLE OKUNUP-OKUNAMAYACAGI KONUSUNDA
    VE RÜKYE ILE ILGILI UYDURDUKLARI RIVAYET ÖRNEKLER

    30- Imrân Ibnu Husyen (r.a.)’ın anlattıgına göre, Imrân, Kur’an okuyan, arkasından da buna mukabil halktan dünyalık talebeden birisine rastlamıstı, ‘ Innâ lillahi ve innâ ileyhi râci’un, deyip arkasından su açıklamayı yaptı: “Hz. Peygamber (a.s.v.)’in söyle
    söyledigini isittim: “Kim Kur’an okursa (isteyecegini) Allah’tan istesin. Zira bir takım insanlar zuhur edecek, onlar Kur’an okuyup, okudukları mukabilinde halktan (dünyalık) isteyecekler. (K.S. 434 C.3 S.243 B.1988, alıntısı Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’an 20,2918 )

    31- Ubade Ibnu’s-Sâmit r.a. Anlatıyor: “Ben ehl-i Suffa’dan bir kısım insanlara yazı ve Kur’an ögretmistim. Onlardan bir adam bana bir yay hediye etti. Ben de: “(Bu yay) benim için (büyük) bir mal degil, onunla Allah yolunda atıs yaparım, gidip Resûlullah
    aleyhissalâtu vesselâm’a soracagım” dedim. Gidip sordum:
    “Ey Allah’ın Resûlü! dedim. Kendilerine yazı ve Kur’an ögrettigim kimselerden biri bana bir yay hediye etti. Bu benim için bir mal da degil. Ben onunla Allah yolunda atıs yaparım! dedim. a.s.v. bana : “Eger atesten bir takı takınmayı seversen kabul et! diye cevap verdi.” (K.S. 5787 C.16 s.249 B.1993 alıntısı, Ebu Dâvud, Büyû’ 37, (3417) )

    30 ve 31. Rivayetlerde, Kur’an okumaktan, Kur’an ve Yazı ögretmekten ücret alınmasının kesin olarak haram oldugunu rivayet ettiler. Buna ragmen su sekilde bir baska rivayette bulundular:

    32- -bnu Abbâs r.a. Anlatıyor: “Resûlullah a.s.v. Buyurdular ki: “Üzerine ücret almada en haklı oldugunuz sey Kitabullah’tır.” ( K.S. 5171 C.14 S. 506-507 B.1992, alıntısı Buhâri, -câre 16, Tıbb 34. )

    Bu rivayette , üzerine ücret almada en mesru olan seyin Kur’an oldugunu tahdis etmeleri açık bir çeliskidir.

    33. Resûlullah’a atfen: Câbir söyle demis “ Benim bir dayım vardı. Akrebe karsı rukye yapardı. Derken Resûlullah rukyeyi yasak etti, Müteakiben ona gelerek:
    - Ya Resûlullah! Gerçekten sen rukyeyi yasak ettin mi? Ben akrebe karsı rukye yapıyorum dedi. Bunun üzerine: “Sizden her kim din kardesine fayda verebilirse bunu yapsın!” buyurdular. (Sahih’i Müslim, Terc. Ahmet Davudoglu, sönmez Nesriyat A.S.
    Cilt 9 62/624)

    --------------------
    <33.> Rivayet kendi içeriginde çeliskilidir, mademki rukye yapmanın bir mahzuru yok idiyse bunu peygamber neden yasakladı? Rukye, bir hastanın iyilesmesi için, onun
    üzerine okuyup üflemeye, muska ve efsûn yapmaya veya hastanın üzerine tükürmeye denir. Rukye yapanlar Kur’an ayetleri okudukları gibi, baska sözlerde söylerler.

    Örnegin:

    34..... Hârice b. Es-Salt, amcasından rivayet ettigine göre: O (Hâricenin amcası) bir kavme ugradı. Kavimdekiler onun yanına gelip;

    Süphesiz sen o zat (Hz. Peygamber)’ın yanından bir sey getirmissindir, bizim için su adama rukye yap, dediler ve kendisine iplerle baglı bir adam getirdiler. Hâricenin amcası sabahlı aksamlı üç gün adama Fâtiha sûresini okudu. Sûreyi her bitirisinde tükürügünü biriktiriyor sonrada tükürüyordu. Adam sanki kösteginden kurtulmus gibi oldu, (iyilesti) (Delinin arkadasları) rukye yapan zata (ücret olarak) bir sey verdiler. Adam, Resûlullah (s.a.)’a gelip durumu haber verdi.

    Efendimiz (s.a.)
    “Ye, ömrüne yemin ederim ki, kimileri bâtıl bir rukye ile yerler, sen ise hak bir rukye ile yersin.” buyurdu. (Ebu Davud, cilt 12 s.496 rivayet 3420 Samil Yayınevi 1991; Ahmet b. Hanbel V. 221)

    Kur’an, içindeki bilgilerden istifade etmek suretiyle, dogru yolu gösteren , nasihat eden, uyaran, Islam dini için gerekli bütün bilgileri ihtiva eden bir kitaptır. O ne ölülerin üzerine okunmak için, nede okunup üflendiginde hastaları iyilestiren bir kitab degildir.
    Hele Kur’an’ın okunup, ondan sonra sifa verir diye hastaya tükürülmesi rivayeti Kur’an’a saygısızlık kastıyla uydurulmustur.

    Kur’an’ın bir rukye kitabı olmadıgı hususunda, Kur’an’dan örnek verecek olursam,
    mealen:

    - Eger kendisiyle dagların yürütüldügü, yâhut arzın parçalandıgı, yâhut ölülerin konusturuldugu bir Kur’an olsaydı (bu Kitab olurdu) Fakat bütün isler Allah’a aittir. Iman edenler hâla bilmediler mi ki, Allah dileseydi bütün insanları hidâyete erdirirdi? Allah’ın va’di gelinceye kadar devamlı olarak inkar edenlere, yaptıklarından dolayı, ya ansızın büyük bir belâ gelecek, ya da o belâ evlerinin yakınına inecek, Allah, vadinden aslâ dönmez. 13/31

    Görüldügü gibi Kur’an okundugunda ne daglar yürür, ne yer parçalanır, ne de ölüler konusur. Onun için Kur’an’dan bir rukye kitabı olarak bahsetmek, Kur’an’ın inis nedenini esas amacından saptırmaya yönelik kasıtlı bir harekettir.

    VII- CIN’LERIN KUR’AN DINLEMELERIYLE ILGILI OLARAK
    UYDURDUKLARI HADIS ÖRNEKLERI :

    Alkame anlatıyor: “Ibni Mes’ud (r.a.)’a dedim ki ’
    -Sizden kimse, cin gecesinde Hz. Peygamber (a.s.v.)’e refâkat etti mi?”
    “-Hayır, dedi, bizden kimse ona refakat etmedi. Ancak bir gece Onunla (a.s.v.) beraberdik. Bir ara onu kaybettik. Kendisini vadilerde ve dag yollarında aradık. Bulamayınca: “Yoksa uçurulmus veya kaçırılmıs olmasın?” dedik. Böylece, geçirilmesi
    mümkün en kötü bir gece geçirdik. Sabah olunca, bir de baktık ki Hira tarafından geliyor.”
    “-Ey Allah’ın Resulü, biz seni kaybettik, çok aradık ve bulamadık. Bu sebeple geçirilmesi mümkün en fena gece geçirdik” dedik.
    - “Bana cinlerin davetçisi geldi. Beraber gittik. Onlara Kur’an’ı Kerimi okudum” buyurdular. Sonra bizi götürerek cinlerin izlerini, Ateslerinin kalıntılarını gösterdi............. (K.S. 786 C.4 S.243 B.1988. Alıntıları, Müslim, salat 150(450); Tirmizi, Tefsir, Ahkâf,(3254); Ebu Dâvud, Tahâret 42,(85). )

    36- Ma’n Ibnu Abdurrahman anlatıyor: “Babam merhumu dinledim. Diyordu ki:

    “Mesruk’a sordum: “Kur’an’ı dinledikleri gece, cinler(n geldigini) Resûlullah a.s.v.’a kim haber verdi?” Bana su cevabı verdi: “Babam, yani -bnu Mes’ud bana bildirdi ki:
    “Onların yani cinlerin geldigini bir agaç haber verdi.” (K.S. 5589 C.15 S.441 B. 1992, Alıntıları Buhâri, Menâkıbu’l-Ensâr 32; Müslim, Sâlat 153,(450). )

    Cinlerin Kur’an dinlemeleriyle ilgili olarak uydurmus oldukları yukarıdaki sözlerin yanında, bu sözleri sanki hiç söylememisçesine söyle demeleri gerçekten ibret vericidir:

    37- -bnu Abbas (r.a.) söyle demistir: “Hz. Peygamber (a.s.v.) Cinlere Kur’an okumadıgı gibi, onları görmedi de..........) (K.S. 846 C.4 S.343 B.1988. Alıntıları, Buhari, Tefsir, Cinn 1, Ezan 105; Müslim, Salat 149,(449); Tirmizi, Tefsir, Cinn,(3320). )

    <37.> Rivayetin devamın da uzunca anlatım ve ifadelerin içinde, Cinlerin Peygamberin haberi olmadan peygamberden Kur’an dinlemis olduklarını söylemeleri Kur’an’a uygun olmasına ragmen, insanların kafalarını karıstırma metotlarının geregi olarak uydurmus oldukları 35 ve 36. Rivayetlerdeki ifadelerle 37. Rivayetteki ifadelerin ayrılık ve çeliskisi dikkat çekici olup, onların zihniyetini yansıtmaktadır.

    Cinlerin Kur’an dinlemesiyle ilgili olarak, Kur’an’dan mealen:


    - De ki! Bana vah yolundu ki, Cinlerden bir topluluk Kur’an dinlediler de söyle dediler: “Biz hârikulâde güzel bir Kur’an dinledik. 72/1

    Yukarıda meali yazılı ifadeler, Cin sûresinde geçmekte olup, buna göre Cinlerin Kur’an dinledigiyle ilgili olarak, peygamberin ancak vahiyle haberi olmustur. Bundan dolayı rivayetçilerin uydurmus oldukları, peygamber kayboldu ve ona agaç bildirdi gibi sözler,
    saygısızca uydurulmus alayvari bos sözlerdir.

    VIII- KUR’AN’I ANLAMA ANLAYISLARI VE KUR’AN’IN NASIL
    OKUNMASI GEREKTIGI KONUSUNDAKI RIVAYET ÖRNEKLERI

    38-............ Ebû Hureyre söyle diyordu: Resûlullah ( S ): “Allah, Peygambere Kur’an’ı teganni etmesi karsılıgı kadar hiçbir sey için mükâfat vermemistir” buyurdu.

    Râvi Ebû Seleme’nin bir arkadası ona “Yetegenne bihi” sözüyle “Yecheru bihi (= Demek istiyor)” dedi (; aslında: Istima’ etmemistir” fakat bundan mûrad bol mükâfattır). (Buhari, Kitabu Fadaili-Kur’an, Hadis 43 S. 5116 C.11 Ötüken 1988 ).

    Teganni etmek sarkı makamıyla söylemek demektir, yani Kur’an’ın sarkı sözü gibi söylenmesi gerektigini rivayet etmislerdir. Bu ise Kur’an’ın okunusuyla ilgili olarak, Kur’an’da bildirilen sekle uymamaktadır.

    Bu konuda Kur’an’dan mealen:

    - Ey örtüsüne bürünen. 73/1
    - Geceleyin kalk, yalnız gecenin birazında (uyu). 73/2
    - Gecenin yarısın da (kalk) yâhut bundan biraz eksilt. 73/3
    - Veyâ bunu artır ve agır agır Kur’an oku. 73/4

    Görüldügü gibi, Kur’an’ın agır agır yani güzel, tane tane ve açık okunması istenmistir. Zira “Tartil” kelimesi bu manaya gelmektedir. Bu itibarla, Kur’an teganni edilemez! O sarkı sözü degildir. Rivayet uydurma olup, Kur’an’a uymamaktadır.

    39- Ammâr Ibnu Yâsir (r.a.) anlatıyor: Resûlullah (a.s.v.) buyurdular ki: (Kur’an’ı Kerimde zikri geçen) sofra gökten ekmek ve et olarak indirildi. Bu mucizeye mahzar olanlara, ihânet etmemeleri ve ertesi gün için, o yiyeceklerden ayırmamaları
    emredildi. Ancak onlar bunu dinlemediler, hem ihânet ettiler hem de yemeklerden ayırıp ertesi gün için sakladılar. Bunun üzerine ceza olarak maymun ve hınzır sûretine çevrildiler”. (K.S. 597 C.3 S.465 B.1988. Alıntısı, Tirmizi, Tefsir, Maide, (3063) ).

    Bu rivayet Kur’an’a uymadıgı gibi. Isa Peygamberin ‘ Havarilerine hakaret kastıyla uydurulmustur. Havarinin kelime manası: Seçilmis halis kimse olup, Peygamberlere taraftar çıkıp yardım edenler hakkında kullanısı ile süyu’ bulmustur.Isa Peygamberin havarileri ve onlara inen sofrayla ilgili olarak, Kur’an’dan mealen:

    - Ve Ben, Havarilere: “Bana ve elçime iman edin” diye vah yetmistim. Onlar : “Biz iman ettik, Sen sahit ol ki, biz Müslümanlardanız!” dediler. 5/111

    - Havariler demislerdi ki: “Ey Meryem oglu -sa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” (-sa) : “Eger mü’min iseniz Allah’tan korkun” demisti. 5/112

    - “ Istiyoruz ki, ondan yiyelim, kalbimiz iyice yatıssın, senin bize dogru söyledigini bilelim ve bizzat görenlerden olalım.” dediler. 5/113
    - Meryem oglu Isa da: “Allah’ım, Rabb imiz, bizim üzerimize gökten bir sofra indir ki bizim için, önce ve sonra gelenlerimiz için (o gün) bir bayram olsun ve ( o olay ), senden bir delil olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın.” dedi. 5/114

    - Allah buyurdu ki: “Ben onu sizin üzerinize indirecegim, ama ondan sonra sizden kim küfür ederse, ben ona alemlerden hiç kimseye yapmayacagım azabı yaparım.” 5/115

    Görüldügü gibi, Isa peygamberin Havarileri Allah’ın vahy etmesiyle iman etmis kimseler olup, Isa peygamberin yardımcılarıydılar. Onların sofradan yemek çalmıs olmaları söz konusu olmadıgı gibi, maymuna ve hınzıra çevrilmis olduklarının rivayet edilmesi bir iftiradır.

    40- Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor:...............Resûlullah (a.s.v) buyurdular ki: Hz. Adem’in yası kırk yıl eksik olarak kesinlesince hemen ölüm melegi geldi. Adem (a.s)
    ona :
    “ - Yani benim ömrümden kırk yıl geride kalmadı mı?” dedi. Melek :
    “ - Iyi ama, dedi, sen onu oglun Davud’a vermedin mi?” Adem inkar etti zürriyetide inkar etti.........( K.S. 614 C.3 S. 488 B. 1998 alıntısı, Tirmizi, Tefsir, A’raf, (3078) 9.)

    Tahdis edilen rivayette, Adem peygamberin ömür süresinden hibe yaptıgı ve dolayısıyla ömür süresini bildigi iddia edilmistir. Bu iddia Kur’an’a uymamaktadır.
    Bu hususta Kur’an’dan mealen:

    -Eger Allah, insanları yaptıkları (her) haksızlıkta cezalandırsaydı, yeryüzünde tek canlı bırakmazdı. Fakat onları takdir edilen bir süreye kadar erteler. Süreleri geldigi zamanda bir saat dahi ne geri kalırlar, nede ileri geçerler. 16/61

    - Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah’ın katındadır. Yagmuru yagdırır ve rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacagını bilmez. Yine hiç kimse nerede ölecegini bilmez. Süphesiz Allah her seyi bilendir, her seyden haberdardır. 31/34

    Görüldügü gibi rivayet edilen hadisin aslı yoktur. Zira ecel takdir edilmis kesin bir süredir, herkesin eceli kendisine aittir. Sürüleri geldigi zamanda bir saat dahi ne geri kalırlar ne de ileri geçerler. Hiç kimsede nerede ölecegini bilmez.

    41- Yine Ibn’u Âbbâs (r.a)’nın anlattıgına göre, kendisine Cenâbı Hâkkın su mealdeki kelamından sorulmustur :

    “ Bilin ki onlar, Kur’an okunurken gizlenmek için iki büklüm
    olurlar. Bilin ki elbiselerine büründüklerinde bile Allah onların gizlediklerini ve açıga vurduklarını bilir. Çünkü O kalplerdeki olanı bilendir.” (Hud 5)

    Ibnu Abbas (r.a) su açıklamayı yapmıstır : “ Bunlar helada soyununca avret mahallerinin açılıp, o manzaralarının semaya ulasmasından, keza hanımlarıyla cinsi mukarenet sırasında soyununca çıplak hallerinin semaya ulasmasından korkup haya
    duyan ( Bu yüzden kendilerine sıkıntı veren ) kimseler hakkında nazil olmustur. (K.S. 660 C. 4 S. 29-30 B. 1988 alıntısı Buhari, Tefsir Hud 1.)

    Hud Suresi 5. Ayetinde, Kur’an’dan kaçmak için peygamberden gizlenip saklanan kimseler tenkit edilmistir. Allah kendisinden hiç bir seyin gizlenemeyecegini belirterek bu sahısları tenkit etmistir. Rivayette ise bu sahıslar, Allah’tan haya duyan sahıslar
    olarak tarif edilmis ve kendilerince övmüslerdir. Bu anlayıslarının Kur’an’la ilgisi olmadıgı gibi, Allah’a karsı -slam da bu sekilde bir tesettür anlayısı olmayıp, Allah tan hiç bir seyin gizlenemeyecegi de açıktır. Haya anlayısları buysa o zaman bilsinler ki,
    Allah’tan hiçbir sey gizlenemez. Hud suresinin bu iddialarıyla hiçbir ilgisi yoktur. Bu konuda Kur’an’dan mealen :

    - Iyi bilin ki, onlar O’ndan gizlenmek için gögüslerini büker (Allah’ın Resulünü görmemek, Kur’an’ı dinlememek için sırtlarını çevirir)ler. Iyi bilin ki onlar, örtülerine büründükleri zaman dahi ( Allah onların) içlerinde gizlediklerini ve açıga vurduklarını hep bilir. Çünkü O gögüslerin özünü bilendir. 11/5

    Ayet Islam dan kaçanlar hakkında inmisken, ayetle hiç ilgisi olmayan uydurma bir nüzul sebebi rivayet edilmis oldugu açıktır.

    42- Ibnu Abbas (r.a) anlatıyor : “Resulullah (a.s.v)’ın arkasında çok güzel bir kadın namaz kılıyordu. Cemaatten bazıları onu görmemek için ön safa kaçıyor, bazıları da en arka safa geliyor, rüku ya vardıgı zaman koltugunun altından ona bakıyordu. Bu
    durum üzerinde Cenabı Hakk su ayeti indirdi : “ And olsun, sizden öne geçenleri de biz biliriz, geri kalanları da biz biliriz” (Hicr,24), (K.S. 671 C.4 S.39 B. 1988 alıntısı, Nesâi, Imamet (2,118);Tirmizi, Tefsir, Hicr, (3122). )

    Sahabedeler hakkında saygısızca uydurulmus bu nüzûl sebebi rivayeti uydurmasının, Hicr Suresiyle hiçbir ilgisi yoktur. Hicr 23-24-25 ayetlerini mealen yazarsak iftira
    ettikleri ortaya çıkar. Söyle ki :

    -Biziz, elbette biz ki, yasatır ve öldürürüz : Gerçek vâris olanda biziz. 15/23
    -And olsun, sizden önce geçenleri de bildik, sonra gelenleri de bildik. 15/24
    -Gerçekten onları toplayacak olan, Rabbin dir. O, hikmet sahibidir, bilendir. 15/25

    Allah bu ayetlerle, yasatıp öldürdügünü, gerçek olarak mülkün kendisine ait oldugunu, ölüp gidenleri bildigi gibi gelecek olanları ; sonraya tehir edilmis olanları bildigini. Ölüp gidenlerle gelecek olanları bir araya toplayacagını bildirmistir. Bu itibarla bu ayetlerin
    onların sapık nüzûl sebebi uydurmalarıyla bir ilgisi yoktur.

    Hz. Enes (r.a), “ Rabbine and olsun ki hepsini yaptıklarından sorumlu tutacagız” (Hicr 92-93) ayetiyle ilgili olarak: “Onlar ‘ La ilahe -llâllah’ demekten sorumlu olacaklar” demistir.”
    (K.S. 675 C.4 S. 43 B. 1998 alıntıları, Tirmizi, Tefsir, Hicr, (3126); Buhari hadisi bab baslıgı olarak kaydetmisti.) )

    Bu ayetler, Kur’an’ın bir kısmını kabul edip, bir kısmını red eden kimseler hakkında inmislerdir. söyle ki Hicr 89-90-91-92-93-94 ayetlerinin meallerini yazarsak durum açıkça anlasılır. söyle ki

    -De ki: Süphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım. 15/89
    -Tıpkı o bölücülere indirdigimiz (azâb) gibi, 15/90
    -Onlar ki Kur’an’ı parça parça ettiler. 15/91
    -Rabb’ın hakkı için biz onların hepsine mutlaka soracagız: 15/92
    -Yaptıkları seylerden. 15/93
    -O halde sen emr olundugun seyi açıkça söyle ve ortak kosanlara aldırma. 15/94

    Görüldügü gibi ayetler müsrikler hakkında indirilmisken, Müslümanlar hakkında indigi
    rivayet edilmis olup, rivayet asılsız bir iftiradır.



5 Sayfadan 1. 123 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Ehl-i Sünnet İtikadi
    Konuyu Açan: kAi, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 10
    Son Mesaj : 21-Nis-2012, 03:16
  2. Ehl-i Sünnet Nedir?
    Konuyu Açan: sevban, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 13
    Son Mesaj : 24-Ara-2010, 13:01
  3. Kıymetli Ehl-i Sünnet Alimi: Ömer Nasuhi Bilmen
    Konuyu Açan: vâcid, Forum: Peygamberler ve Önemli Dini Kişiler.
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 27-Ara-2009, 16:16
  4. Hangi Ehl-i Sünnet?
    Konuyu Açan: gerçek, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 02-Ara-2009, 12:50
Sitemiz kişiler arası iletişimi sağlayan bir servis sağlayıcıdır. Kişilerin yazdıkları kendi sorumluluklarındadır.
Hukuki gerekçeler ile kaldırılması talep edilen içerikler için lütfen iletişim linkini kullanınız.

Sitemizdeki yazılar telif hakları ile korunmaktadır. İzinsiz alıntı yapılamaz ©estanbul.com