2 Sayfadan 1. 12 SonSon
Toplam 12 sonuçtan 1 ile 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    majisyen

    Einstein'ın Din ve Tanrı Hakkında ki Görüşleri

    Einstein’dan din karşıtı görüşler

    DIŞ HABERLER SERVİSİ En büyük kuramsal fizikçi Albert Einstein, yeni ortaya çıkan 1954 tarihli bir mektubunda, dinler için ‘insan zaafının ifadesi, çocukça, ilkel efsaneler’ diyor

    Gelmiş geçmiş en büyük kuramsal fizikçi olarak gösterilen Albert Einstein’ın, din ve Tanrı inancına itibar etmediği ve özellikle ömrünün son yılında bu kavramlar için “çocukça, ilkel efsaneler” nitelemelerinde bulunduğu ortaya çıktı.

    ‘İlkel efsaneler’
    The Daily Telegraph’ın haberine göre, ünlü bilim adamı, yeni ortaya çıkarılan ve 3 Ocak 1954 tarihini taşıyan bir mektubunda, dinlerin “çocukça” ve “ilkel efsaneler” olduğunu savunduktan sonra bu olgunun hangi zorlama ve incelikli yorum yapılırsa yapılsın değişmeyeceğini vurguluyor.

    Einstein için dinin anlamı
    Din ve Tanrı konusundaki görüşleri her zaman tartışma yaratan ve dinsel içerikli en ünlü sözü “Tanrı zar atmaz” olan Einstein, bu sözü nedeniyle Tanrı inancı olan bir bilim adamı olarak algılanıyordu. Ancak Einstein, yeni ortaya çıkan söz konusu mektubunda, filozof Eric Gutkind’in görüşlerine yanıt verirken, yaşamının son döneminde dini duygularının son derece zayıf olduğunu hatta din karşıtı görüşlere sahip olduğunu ortaya koyan ifadelere yer veriyor. Einstein, “Tanrı sözcüğü benim için insanın zaaflarının bir ifadesi ve ürünü olmanın ötesinde bir anlam taşımıyor. İncil de yüce bir kitap ama yine de ilkel efsanelerden oluşan bir koleksiyon ve aynı zamanda oldukça çocukca” diye yazıyor.

    Yahudiler seçilmiş değil
    Bu mektubu yazdıktan bir yıl sonra 76 yaşında ölen Einstein, kendisi de Yahudi olmasına rağmen eleştiri oklarını Yahudilerin inancı Museviliğe karşı yöneltmekten çekinmiyor.
    Yahudilerin Tanrı tarafından seçilmiş bir kavim olduğu şeklindeki inancı geçersiz bulan Einstein, “Bence Musevilik de tıpkı öteki dinler gibi en çocukça hurafelerin yeniden canlandırılmasından başka bir şey değil. Mensubu olmaktan memnuniyet duyduğum ve zihnen bana çekici gelen Yahudiler de öteki insanlardan farklı özelliklere ve meziyetlere sahip değil” diyor.

    Açık artırmada satılacak
    “Hayat tecrübem Yahudilerin öteki insanlardan daha iyi olmadıklarını gösteriyor” diyen Albert Einstein, “Onların seçilmiş kavim olduğunu gösteren herhangi bir şey görmüyorum” ifadelerini kullanıyor.
    Einstein’ın söz konusu mektubunun şimdiye kadar özel kişilerce muhafaza edildiği, İngiltere’deki Bloomsbury müzayede şirketi tarafından satışa çıkarılacağı ve 8 bin sterline alıcı bulabileceği belirtildi.

    Milliyetin sitesinden alınmıştır.

    Ayrıca Albert Einstein ve Stephen Hawking din ve tanrı ile ilgili diğer sözleri:

    ALBERT EINSTEIN

    Ünlü fizikçi A. Einstein'ın Tanrı'ya inandığı çok söylenir. Fakat Einstein'ın Tanrı'dan bahsederken kastettiği ile teistlerin Tanrı'dan kastettiği aynı şey değildir. Bakın Einstein Tanrı konusunda neler demiş:

    "Hayatın gelişmesi ve yüceltilmesine ilişkin temel ahlaki ilkelerin öneminin bilince çıkarılmasında, kural koyucu inancına özellikle de ödüllendiren ya da cezalandıran bir kural koyucuya gereksinim olmadığından eminim."
    M.Berkowitz'e mektup, 25 Ekim 1950

    "Yarattıklarını cezalandıran ve ödüllendiren ya da bizim yaşayacağımız bir irade türüne sahip bir tanrı düşünemiyorum. Bedensel ölümden sonra kişinin yaşamını sürdürdüğüne ne inanırım, ne de inanacağım..."
    1930, Ideas and Opinions, s.80

    "Algılanamaz bir varlığın olduğunu varsaymak....algılanabilir dünyada bulduğumuz düzenliliği anlamaya yardımcı olmaz."
    "Tanrı nedir?" diye soran bir Iowa öğrencisine mektup, Temmuz 1953

    Einstein panteist görüsü benimsemişti kesinlikle bir teist değildi.
    Benim Tanrım Spinoza'nın Tanrısıdır demiştir

    STEPHEN HAWKING

    "Bazı fizikçilerin Kuantum Fiziğinin Enerji madde dönüşümü ile Doğu Mistisizminin Yaratılış-Yok oluş çevrimleri arasında bir bağlantı bulma konusunda bu kadar istekli olmaları hakkında ne düşündüğünü sordum.

    'Doğu Mistisizminin evreni bir illüzyondur ' dedi Hawking. 'Onunla kendi çalışması arasında bir bağ kurmaya çalışan fizikçi, fizikçi olmaktan çıkmıştır.'

    Kuantum'un öncüsü Niels Bohr da, Kuantum Mekaniğinin, dinsel, mistik, ya da parapsikolojik kurgular için sıçrama tahtası olarak kullanılmasının, yararsız bir çaba olduğunu açıklamıştı.
    Stephen Hawking'in Evreni
    John Boslough Sayfa 117

    'Kozmoloji üzerine ne zaman ders verilse, ben Büyük Patlamadan önce ne olduğunu sık sık sormuştum. Önce'nin olmadığı, şüpheyle karşılanır. Çünkü Büyük Patlama zamanın ortaya çıkısını sağladı, bir şey ona sebep olmuş olmalıdır. Fakat 'neden' ve 'etki' zamana ait kavramlardır. Ve zamanın varolmadığı durumlara uygulanamazlar. Bu yüzden soru anlamsızdır.'
    Sayfa 96

    'Zamanı meydana getirmeye Tanrı'nın sebep olduğunu söylemek ne manaya gelir? Sebeplilik zamansal bir etkinliktir. Zaman daima sebep olunmuş şeyden önce var olmalıdır.Tanrı'nın nahiv imgesinin evrenden önce varolması, 'zaman' önceden yok idiyse, açıkça saçmalıktır.'
    Sayfa 106
    Paul Davies
    God and the New Physics (Tanrı ve Yeni Fizik)

    Ayrıca, Milliyet gazetesinden bir haber:
    Fizikçi Stephen Hawking, evrenin varoluşunu açıklamak için bir Tanrı'ya ya da ilahi bir güce gerek olmadığını, evrenin varoluşunun fizik kurallarıyla açıklanabileceğini söyledi. Profesör Hawking'in bu açıklaması, fizikçi ile din adamları arasında şiddetli bir tartışmanın fitilini yaktı. Daha önce, evrenin 15 milyar yıl önce "Big Bang" yani "Büyük Patlama"yla oluştuğunu söyleyen Hawking, 1988'de yayımladığı "zamanın Kısa Tarihi" isimli kitabında evrenin yaradılışının Tanrı'ya mal edilmesi konusundaki endişelerini dile getirmişti.
    'Büyük Patlama'nın sırrı'
    Stephen Hawking, bu kez daha da ileri giderek tezinin alanını genişletti... Hawking'in tezi şu: "Görünür olan üç boyut var. Dördüncü boyut zaman.. Ancak bunların ötesinde bir de beşinci boyut var ki bu, evren ve zamandan oluşuyor. 'Büyük Patlama'nın nedeni de beşinci boyuttaki şartlar..." 'Başka güç aramayın'
    Fizikçi bu konuda da şu yorumu yapıyor: "Bu durum, zamanın, her şeyin başlangıcı olduğu anlamına gelir. Her şeyin nasıl başladığını anlayabilmek için evrenin dışında bir güç aramaya çalışmamalıyız."
    Hawking, görüşlerini Temmuz'da Cambridge Üniversitesi'ndeki bir konferansta kamuoyuna duyuracak.
    (28 Mayıs 2002 - Milliyet)





  2. #2
    buskas
    Dünya şans eseri bing bang ile varoluyor ,
    milimetrik hesaplar üzerinde kurulu oluyor (Oksijen oranı, dünyanın güneşe uzaklığı, besin zincirleri vb.. yüzlerce şey) Buda şans eseri
    Bu ne tesadüf , bu ne şanstır ya.

  3. #3
    Einsein'ın en buyuk buluşlarından biri biliyorsunuz enerjinin korunma kanunu yani e=mc2 (Fizikte az uğraştırmadı bizi). Bu formulun anlamı enerji yoktan var edilemez vardan da yok edilemez. Sadece madde ve enerji birbirine donusturulebilir (Madde enerjinin sogumus halidir). Bir maddeyi enerjiye cevirmek icin cok buyuk bir güç ışık hızı gereklidir. Işık hızını aştığınızda ise.... aşamazsınız evrenin sınırıdır.

    Aslında e= mc2 formulu eksik verilmiş bir formul. formulun yanında bir carpan daha var ve bu çarpan bilincli olarak formulden cıkartılmıştır. formulu verilmeyen çarpanla birlikte uygularsanız ışık hızını aşmış olursunuz ve meleki aleme (takyon uzayı) cıkarsınız. (Meleklerin nur denen salt enerji varlıklar oldugunu biliyorsunuz. Ayrıca melekler bizler gibi enerjiyi sogurarak tuketerek degil her gecen an biraz daha fazla enerji yayarak yasarlar. Bunu Kur'an-ı Kerim'de Allah C.C. "Allahın ordularının sayısını, gücünü siz bilmezsiniz" diye farklı ayetlerde acıklıyor.) Bu da Allah'ın varlıgına gider. Carpan neden cıkartılmıştır konusu biraz siyasi onu yazmak istemiyorum.

    Enerjiniz (nurunuz) hiç eksilmesin.
    --------------------
    Evet Big-Bang den sonraki herşey fizikle acıklanıp formule dökülebilir. Adamların acıklayamadığı zaten Big-Bang den önceki durum. Hawking buna 5. boyut demiş, evrenle zamanın birleşimi. 5. Boyutu bilinç olarak acıklarlar, yani sonsuz bilinç. Allah'ın C.C. yaratıcı gücü(El-Halik) ve ilminin(El-Alim) tecellisi olsa gerek 5. boyut.

  4. #4
    ENOICHION
    bu konuda sürekli gazetelerde haber çıkıyor 5 gün öncede bir gazetede müzayede de satılacak bir mektubundan bahsediyordu bu zatın yalnız cok ilginçtir bu bilim adamı yakın dönemin bilim adamı ve soğuk savaş zamanının bütün gizli örgütleri peşindeyken ve bu kadar göze batan buluş ve ilkelere imza atmış iken nasıl olmuşta kendini bu sırlar içinde koruyabilmiş deşifre olmamış ki hala bir çok bilinmezi yada bilinmemesi gerekeni mevcut ve çözülmeyi yada anlatılmayı bekleyen bir hayatı olmuş. bu konuda bilgi verdiğin için teşekkürler.

  5. #5
    Lucky
    Einstein ateistdir; Tanrı ile ilgili söylediklerinin bu nedenle hiçbir değeri yoktur.

  6. #6
    majisyen
    Alıntı majisyen Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Olay, sadece enerjinin maddeye dönüşmesidir. Bu enerji kâinattaki bütün zerrelere her an ulaşmaktadır ve tekrar kaynağına geri dönmektedir. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:

    34/SEBE-2: Yalemu mâ yelicu fîl ardı ve mâ yahrucu minhâ ve mâ yenzilu mines semâi ve mâ yarucu fîhâ, ve huver rahîmul gafûr(gafûru).

    (O, Allah) yere gireni ve ondan çıkanı, semadan ineni ve oraya yük selen i bilir. Ve O, Rahîm'dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden), Gafûr'dur (mağfiret eden, günahları sevaba çeviren).



    Herşeyin çift yaratılması ve her âlemin kendi içinde zıddı ile kaim kılınması yani dengede olması sebebiyle nötrünoların teşekkül etmesi için mutlaka dört âleme ait enerji kürelerinin bir araya gelmesi gerekirBu çift yaratılma ve zıtların birlikte bulunması gibi iki özellik, aynı zamanda her âleme sağ ve sol spinli olmak üzere, iki çift nötrüno ve karşıt nötrüno ile anti-nötrüno ve karşıt anti-nötrüno'nun gelme sebebini de teşkil eder. Çünkü nötrüno ancak karşıt nötrüno ile anti-nötrüno da ancak karşıt anti-nötrüno ile çiftleşerek beraberce bir aksiyonda bulunabilirler.


    Kur'ân-ı Kerim'de Allahû Tealâ'nın arşının evvelce su üzerinde olduğuna işaret buyurulmaktadır.

    Dünya üzerinde bilinen sadece bir tek hız kanunu vardır. Einstein'in ortaya koyduğu bu hız kanunu, kinetik enerji ile ilgilidir. Bir kütleye, ona hız verecek olan enerji tatbik edildiğinde üst hız sınırı muhakkak ışık hızının altında olacaktır. Işık hızına ulaşınca artık hızı arttırmak için verilen enerji hızı arttıramaz, buna mukabil kütlenin büyümesine sebep olur. Bu kanuna göre, ışık hızına ulaşılabilse, kütle sonsuz olurdu. Bu kanun sadece madde (matter) adını verdiğimiz kesimin var olduğu ve sadece bir tek âlemin mevcut olduğu varsayımlarına dayalıdır. Bir tek kütle vardır. Kütle, bu âlemin kütlesidir ve bu âlemde hareket halindedir. Bu varsayımın sonucu, ışık hızının altında bir hızın elde edilmesidir. Ancak maddeye baktığımız zaman, onun oluşumu konusunda ve muhtevası konusunda ilmin bildiğini zannettiği hemen herşeyin yanlış olduğu ortaya çıkmıştır


    Maddeyi meydana getiren enerji, nötrüno adı verilen İlâhi enerjidir. Allah'tan, asıl kaynaktan gelir ve bütün mahlûkları oluşturur. Bu enerjinin Kur'ân-ı Kerim'deki adı "emr"dir (Ref: 2). Her nötrino 4 âleme ait 4 enerji küresinden oluşur. Bunlar 2 çift enerji küresi teşkil ederler. Karşıt istikamette iç içe dönen her çift devamlı enerji üretirler.


    Hem nötrinolarda hem de elektronlarda dört âleme ait enerji küresi de vardır. Ancak daima primer çiftteki en üst hızda dönen küre, ait olduğu âlemin enerji küresidir

    Meselâ Einstein, fotonların parçacık özelliğini tespit ettikten sonra öldü. Ama sırrı çözemeden bu âleme veda etti. Çözebilseydi, bu dünyada çok büyük değişiklikler söz konusu olacaktı. Eğer Yarım Ağırlıklar Kanunu olmasaydı, zahirî âlem, gayb âlemi, emr âlemi ve bunların karşıtları oluşamazdı. Çünkü Allahû Tealâ, böyle bir dizaynda iç içe üç tane vücut koymuştur; fizik vücudumuz, nefsimiz ve ruhumuz. Her biri başka bir âlemin varlığıdır. Sadece elektronun temelini teşkil eden kürelerden; birincinin, ikincinin, üçüncünün, dördüncünün başka âlemlere ait olarak yaratılması sebebiyle, âlemleri oluşturmuştur.

    Madde ve maddeötesinin gerçekte, tek bir tümel yapının göresel katmanları olduğunu farkedip kavrayan bir kişi için, bunlardan daha anlamsız soru olamaz!... Bugünkü algılama aracımıza göre, şu içinde bulunduğumuz katman "madde"dir!... Bu bedenden ayrılıp ışınsal bedene geçtiğimiz anda da, o beden yapımıza GÖRE, o katman "madde olarak algılanacak"tır!...


    Gerek kerâmet adı verilen yoldan evliyaullahın "keşif" ve "fetih" sonucu erdikleri; ve gerekse de istidrac yollu gerçekten sapmış kişilerin bildikleri "algılayamadıklarımız" hep bu durum sonucudur...

    Varlık âleminin; algılayamadığımız alt boyutlarında, santimetrenin milyarda biri kadarlık dalga boylarından, kilometrelerce uzunluğundaki dalga boylarına kadar, sayısız fakat her biri bir mânâ ifade eden dalga boylarından oluşan bir yapı olduğunu farkederiz. Bu yaratılmışlar boyutudur. "Ef`al" âlemidir!


    Ama bir insanın bu dünyada doğup büyümesi yetişmesi sırasında aldığı çeşitli yanlış bilgiler, şartlanmalar, içinde bulunduğu perdelilik hali, onu herşeyden ayrı mustakil bir varlıkmış gibi bilgiyle donatır ve dolayısıyla kişi “ben” dediği zaman şu etten kemikten meydana gelmiş bedeni düşünür ve Allah’ı da bu bedenin ötesinde bir yerde varolan adeta bir tanrı gibi tahayyül eder.

    Buna o kendini korumak isteyenler, daha sistemi çözememiş bir halde iken dahi inanırlar; bunu kabul ederler… Bu gerçeği kabul ederler ve ona göre de yaşantılarını düzenlerler.


    yani çeşitli şekillerde madde-enerjisel olarak bedenleşebilen olabilirlikler dünyasıdır. Bu yüzden atom ve parçacık kavramlarını kullanmak istemiyorum, bunların yerine Eylemcik veya olaycık kavramlarını tercih ediyorum. Eylemcik çok küçücük bir süreçtir.


    Hislerimiz bu bağlamda biraz belirsizdir. Onlar eylemdir, sınırlarında cereyan ederler. Biz herhangi bir şeyi içimizde hissettiğimizde, biz bunu içimizde bir şey çağrışıyor şeklinde açığa vururuz. Buna bir çok yönlü rezonans olarak hissederiz. Kuantum fiziğindeki alanlar madde ötesi olmaktan ziyade ayni zamanda bizim inandığımız üç boyutlu alanlarla ilgisi olmayan tamamen faklı alanlarda tesir eder. Bu tamamen saf bir bilgi alanıdır, Kuantum kodu seklinde. Bunun kütle ve enerjiyle ilgisi yoktur. Bu bilgi alanı yalnız benim içimde olmayıp bütün evrene yayılmıştır. Evren tümeldir, çünkü kuantum kodu sinir tanımaz. Yalnızca Tek`lik vardır.

    İnsan gibi yasayan bir yapı temel olarak değişken bir sistemdir. İnsan görülebilen durağanlığını dinamiksel dengeleme ile muhafaza eder. Bunun içinde sürekli bir enerji tedariki gerekmektedir.
    başka bir yazımdan alıntı yaptım umarım biraz daha açıklama olur...

  7. #7
    phycansu
    Einstein ateist falan değildir... sadece içinde bulunduğu dini benimsememektedir... bence biraz haklıdırda... tamam biz ışıktan varlıklarız.... fakat ne olursa olsunn fizik ve metafiizik bir bütün.... dünyayı fizikten soyutlayamayız.. herşeyi fizik açıklayamaz burada devreye metafizik girer... ama metafizikte tek başına yetmz. bence hayatta olmayan bir ışığa fazla yükleniyorsunuz... iki sözünden biri ışık olan bu insan tamam biraz egoist olabilir bencil olabilir... sırf doğruları bulmak uğruna karısını bırakıp gitmiş olbilir.. ama einstein fizikle metafzik arası dengeyi bulmuştur

  8. #8
    Lucky
    Einstein'in yarattığı Tanrı kendisini bağlar. İnsanın yarattığı dayanaksız, uydurulmuş Tanrı'ya inananı nasıl tanımlamak gerekir?
    --------------------
    Albert Einstein: 'Tanrı zar atmaz'


    Albert Einstein, bilim dünyasını sarsan 3 teorisinini ortaya atalı tam 100 yıl oldu. 1905'te gündeme getirilen teoriler dünyada geniş yankı bulan etkinliklerle anılıyor.


    05 Kasım 2005 12:20


    Zaman gazetesinden Vedat Molinas'ın yorum yazısı:


    Albert Einstein: "Tanrı zar atmaz"



    1905’te öne sürdüğü üç ayrı teorisiyle bilim dünyasını altüst eden, bilinmezlerle dolu evreni çözme yolunda büyük adımlar atılmasına neden olan Albert Einstein -’Annus mirabilis’-’mucize yıl’ın 100. yılında tüm dünyada geniş kapsamlı anılırken ülkemizde birkaç yayın dışında sessizlik devam etti.

    Kuantum teorisi tartışmalarında meslektaşı Niels Bohr, atomaltı parçacıklarının düzenli hareket etmediğinde ısrar ettiğinde, Einstein, ‘Tanrı zar atmaz’ diyerek evrende olağanüstü bir düzen olduğuna inandığını belirtmek istemişti. Yoksa o, bugünlerde ortaya çıkan ‘Akıllı tasarım’ teorisinin fikir babası mıydı? Einstein sadece bilim adamı değil, yılmaz bir insan hakları savunucusu ve aktif bir savaş karşıtıydı da…

    Yıl 1932. Ünlü psikanalist Sigmund Freud’a ABD’den gönderilen bir mektupta kısa bir soru vardır: “Sevgili Sigmund, insanlardaki özellikle aydın dediğimiz eğitimli kesimde bile var olan bu kin, nefret, bu yok etme dürtüsünün kaynağı nedir?” Yanıt ise daha da kötümserdir: “Üstadım, insanda iki temel dürtü vardır. Biri sevmeye, üretmeye yönelik, diğeri ise saldırgan dürtüler. Yani aşk ve nefret şeklinde özetleyebiliriz. Bunlar sizin de çok iyi bildiğiniz çekme-itme kutupları gibi düşünülebilir. Her ikisi de insanda var oluşundan beri vardır ve birini bile kaldırmayı düşünmek beyhude bir çaba olacaktır…’’

    100 yılında Einstein...

    Yıl 1945. On milyonlarca insanın öldüğü savaştan sonra, Sigmund Freud’a soruyu soran kişi, “savaşı kazandık; ama barışı asla” der bir üniversite konuşmasında. Dünyanın en büyük dâhîsi ilan edilen, yüzyılın insanı diye nitelenen, atomu, uzayı ve bilimin bilinmeyenlerini formüle eden kişi, barışı formüle edememenin üzüntüsünü tüm benliğinde hissediyordu. Carnegie Hall, da barış yararına verdiği keman resitallerinin, boş zamanlarında sadece beynini dinlendirdiği yelkenli uğraşısına benzediğini fark ediyordu artık. Zira barış, ham bir hayaldi dünya için, insan için. Albert Einstein... Çok özel ve çok ayrıksı bir insan.

    Bu yıl, işte bu büyük ‘devrimci’nin dünyayı altüst eden teorilerini kamuoyuna duyurduğu yılın 100. yılı. ‘Annus mirabilis’ - ‘keşif’ veya ‘mucize’ yıl diye adlandırılan 1905’te, genç bilim adamı evreni temelinden sarsıyordu. İşin tuhaf tarafı, sarsıntının bugün bile devam ediyor olması. Zira bilim, onun da nitelediği gibi sürekli ilerlemek zorunda olan bir disiplin.

    26 yaşındaydı

    Ne yapmıştı ki pekâlâ 100 yıl önce? 26 yaşındaydı. Tamamlayıp yayınladığı çalışmalarda bilimde ve toplumsal yaşamda mutlak, sağduyuya dayalı doğruların söz konusu olmadığını, görelilik -izafiyet- kavramının yaşamın her alanında etkili olduğunu gösteriyordu. Zamanın, dünyada ve uzayda aynı hızla ilerlemediğini, ışığın bile kütle çekimi nedeniyle eğrilebileceğini, maddelerin küçük bir parçasının bile devasa bir enerjiye sahip olduğunu ve bugün bile tartışılan, big bang teorisinin temel başlangıç noktası olan, uzayın cisimler tarafından büzülmesi fikirlerini ortaya atar. Bu iddialar ileride birer birer doğrulanacaktı. Bugün insanın hizmetinde olan, net televizyon görüntüleri, dijital kamera, güneş enerjisi, lazer ışın tedavileri, hatta bugün yeni yeni kullanılan yön tayin sistemi, GPS, hep bu teorilerin özünden çıkan teknolojik kazanımlar. Evrenin kökenini, tarihini ve biçimini araştıran bugünkü modern kozmolojinin de temelini atan yine o. Einstein, izafiyet teorisini anlamakta zorluk çeken bir öğrencisine şöyle sorar: “Oğlum, söyle bakayım, sevgilinle geçirdiğin 1 saat mi, yoksa sıcak bir fırında geçireceğin bir saat mi sana daha uzun gelir?” Sınıfta alkış kopar. Mesele anlaşılmıştır...

    Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük bilim adamı Newton’un pabucu dama atılmıştır artık. Uzayın, zamanın, yaşamın mutlak ve değişmez öğelerden kurulu olduğunu iddia eden Newton anlayışı yerle bir olur. Başlarda, Yahudi olduğundan özellikle Almanya ve Fransa’da ‘Yahudi bilimi’ icat etmekle suçlanan Einstein, bağımsız fizikçi ve bilim adamlarının deneyleriyle hep haklı çıkacaktır ileride.

    Doğduğu ülkesinden nefret ettirdiler

    1931’de doğduğu ülkesi, vatanı Almanya’yı terk ettiğinde bir daha dönemeyeceğini biliyordu. ABD’de kurduğu yeni yaşamında, her şeye analitik yaklaşan bir insan olmasına rağmen ölümüne kadar Almanya ve Almanlardan nefret edecekti. Gelmekte olan yıkıcı savaşı hissettiği anda, Freud’un ‘beyhude çaba’ nitelemesine rağmen savaş karşıtı sözleri ve eylemleriyle gündeme oturur. Hayatın acı bir ironisi olarak, onun teorilerinden hareketle; ama ona rağmen atom bombası yapımı için kurulan bilimsel kurula katılmayı reddeder. Ve savaşlar, kıyımlar, insanın insanı yok etmeye yönelik dürtüsü dünyaya hakim olmaya devam eder… “Kazanılan savaş; ama kaybedilen barıştan” sonra hedefi tekti: “Nasıl barışa kavuşabiliriz?”

    Büyük İskender, barışın ancak ve ancak dünyanın tamamının istila edilmesiyle gelebileceğine inanarak hayatı boyunca savaşmış ve insan öldürmüştü. Nihayetinde aklında yatan ‘mutlak evrensel barış’tı. Ama başaramadı. Kim bilir belki de bundan esinlenen Einstein, II. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Birleşmiş Milletler’e başvurarak acil olarak bir ‘dünya hükümeti’ ve anlaşmazlıklar için de ‘evrensel mahkeme’ kurulmasını önerir. Ütopya olduğunu biliyor muydu acaba? Sosyalist aydınlardan, başta Bertold Brecht’ten ‘fırçayı’ yer; zira bu düşünce “sadece emperyalistlere yarayacak bir oyundur”... Einstein ise dilini çıkararak gençlere yönelik umutsuz söyleşisinde, “Eğer bizden daha adil, barışçıl ve daha sorumlu olmazsanız sizi şeytan alsın!” der...

    Ona göre yaratılışta şansa yer yok...

    Kuantum teorisi tartışmalarında Einstein, evrenin yaratılışı ve ‘Tanrı’ kavramları hakkında düşündüklerinin ipuçlarını verir. Çağdaşı ünlü kuantum fizikçisi Niels Bohr’un, atomaltı parçacıklarının madde içindeki hareketleri ile ilgili olarak iddia ettiği ‘öngörülemezlik’ teorisine şiddetle karşı çıktığında, “Çünkü Tanrı zar atmaz’’ der. Sinirlenen Bohr ise, “Tanrı ne yapması gerektiğini bilir” der. Einstein’a göre evrenin işleyişinde, şans, ihtimal gibi belirsizliklere yer yoktu.

    “Tanrı’ya inanıyor musunuz?” sorusuna şöyle cevap verir: “Var olan her şeyin uyumlu bir birlikteliğinde ortaya çıkan Tanrı’ya evet ;ama insanların günlük işleriyle ilgilenen, cezalandırıcı veya mükafatlandırıcı Tanrı’ya hayır”.

    Bugünlerde gündemde olan, evrenin ‘akıllı bir tasarımcı tarafından yaratıldığı’ fikrini temel alan teorinin fikir babası olabilir miydi?? Ona kulak vermeye devam edelim, kararı siz verin: “Ben daha çok Spinoza’nın panteistik -Tanrı her yerdedir- anlayışına inanıyorum. Ve bu bakış açıma da ‘din’ diyorum; hem bilimle hem de rasyonel düşünceyle uyumlu bir din”. Ve daha da önemlisi; insanın, davranışlarını, bu büyük gücün yarattığı insan aklıyla yönlendirebileceğine, buna da doğru eğitimle ulaşılabileceğine inanır. Hemen ‘ateist’ damgası yer.

    Hiç bozuntuya vermeden, ‘ateistler kürelerin arasındaki müziği duymayanlardır’ şeklinde, kimseye yaranamadığı bir söyleme başvurduğunda “yalnızlığını” iyice hisseder. Son yıllarını, ‘müthiş uyumlu bir düzenin’ varlığını kanıtlayabileceği ‘Büyük Birleşik Alan Teorisi’ çalışmalarına ayırır. Ama başaramaz. 18 Nisan 1955’te, Princeton’da, dünyanın gizini içinde saklayan denklemi doğrulayamadan âşık olduğu evrenine 76 yaşında veda eder. Son nefesini verirken hastanedeki hemşireye anlamadığı birtakım Almanca sözler mırıldanır. Öğrencilerine hep söylediği gibi, “Hayat her zaman bir şey olmaktır, asla mevcut olmak değildir.” dediğini tahmin etmek zor olmasa gerek…

    Hepimiz yitip gideceğiz bir gün. Lakin 100 yıl sonra bile bazılarımız ‘bir şey’ olmaya devam edecek sonsuza değin…

  9. #9
    xeyn
    Albert Einstein'in öğrencilik yıllarından bi hikaye ..

    Bir universite profesoru ogrencilerine su soruyu sorar;

    -'Var olan herseyi Tanrimi yaratti?'

    Cesur bir ogrenci ayaga kalkar ve yanitlar.

    -'Evet herseyi Tanri yaratti!'

    Profesor sorusunu yineler ve ogrenci yine 'evet efendim ' diye
    yanitlar. Profesor devam eder;

    -'Eger herseyi yaratan Tanri ise ve seytan var olduguna gore seytani
    da Tanri yaratmis olur ve calismalarimizda uyguladigimiz 'Kesinlestirme'
    prensibine gore de Tanri seytandir.Ogrenci boyle bir onerme karsisinda
    sasirir ve yerine oturur.Profesor ise ogrencilerine bir kez daha
    Tanri'nin icindeki kaderin bir efsane oldugunu kanitlamaktan oturu
    oldukca mutludur.Bu arada bir ogrenci ayaga kalkar ve

    -Bir soru sorabilirmiyim profesor? der.Profesorde sorabilecegini
    soyler. >
    Ogrenci ayaga kalkar ve 'Soguk varmidir? diye sorar.

    Profesor; Nasil bir soru bu boyle,tabiki vardir ' diye yanitlar. 'Sen
    hic soguktan usumedinmi?'

    Ogrenci ; -'Aslinda, fizik yasalarina gore soguk yoktur.
    yasamda/realitede biz sogugu sicakligin yoklugu olarak dusunuruz.Herkes
    veya nesneler o enerji oradaysa veya bir sekilde enerji iletiyorsa onu
    deneyimler.Ornegin,Absolute 0 (-460 derece F) sicakligin kesin
    yoklugudur (hic olmadigi seviyedir).Tum maddelerin bu seviyede reaksiyon
    verme ozellikleri bozulur ve degisir.Soguk yoktur,o yalnizca sicakligin
    yoklugunda duyumsadiklarimizi tarif etmek icin yarattigimiz bir kelimedir'
    der ve devam eder,

    - Profesor, karanlik varmidir?

    Pofesor ;

    -'Tabiki vardir'. Ogrenci yanitlar,

    -'Korkarim gene yaniliyorsunuz efendim.Cunku,Karanlik ta
    yoktur.Yasamda/realitede karanlik isigin yoklugudur.Biz isik uzerinde
    calisabiliriz ama karanligi calisamayiz.Gercekte,biz Newton'un prizmasini
    kullanarak beyaz isigi kirar ve renklerin cesitli dalga uzunluklari
    uzerinde calisabiliriz.Ama karanligi olcemeyiz.Bir basit isik isini
    karanlik bir mekani aydinlatarak karanligi kirmis olur yani karanligi
    gecersiz kilar. Siz belli bir mekanin/uzayin ne kadar karanlik oldugundan
    nasil emin olursunuz? Isigin miktarini olcersiniz! Bu dogrudur degilmi?
    Karanlik insanlik tarafindan , isigin olmadigi yer/mekan icin kullanilan
    bir kelimedir. Son olarak ogrenci profesore gene sorar;

    -'Efendim seytan varmidir? Bu kez profesor pek emin olamamakla
    birlikte yanitlar;

    -'Tabiki, acikladigim gibi, biz onu her gun ,her yerde onu
    goruruz.Seytan/kotuluk bir kisinin baska bir kisiye her gun
    sergiledigi insaniyetsizliginin bir ornegidir.O , dunyadaki islenmis tum
    suclarda,siddette yer alir.Bunlarin tumu seytanin kendisinden baska
    bir sey de degildir.' der.

    Ogrenci devam eder; -'Seytan yoktur efendim.Yani o kendi basina
    yoktur. Seytan basit olarak Tanrinin yoklugudur.O aynen karanlik ve soguk
    ta oldugu gibi insanin tanrinin yoklugunu tarif etmek uzere yarattigi bir
    kelimeden ibarettir.Tanri seytani yaratmadi. Seytan/kotuluk insanin
    tanrisal sevgiyi yureginde duyumsamadigi zaman deneyimlediklerinin bir
    sonucudur.O aynen sicakligin olmadigi yere gelen soguk ya da isigin
    olmadigi yere gelen karanlik gibidir.
    Profesor yerine oturur. Genc ogrencinin adi Albert Einstein'dir.

  10. #10
    aşikar
    merhaba kimseye ukalalık taslamak veya ahkam kesmek istemiyorum...,

    ANCAK kendisini yaradanını tanımyan ve ona büyüklük taslayan; yaradılışı anlamamış veya muhakeme edememiş hiçbir insan bence zeki değildir.

    kendisine öyle bir kibirle güveniyosa şunu bilinki Einstein aptaldır.Kesin ve Kati olarak varlığı bilmemek ve yok demek için bile bile gerçeği reddecek bir kibiir ve zaaf içinde olmak gerekir.

    Einstein 'dan daha zekileride bu yeryüzüne gelmiştir.Ama galiba kendisi ya dinle alakası kalmayan incil veya tevrat bu sonuca kapılmış yada kibiriyle büsbütün kör olmuş olabilir...ANCAK burnumuzun dibinde olan ALLAH AZZE VE CELLE nin azamet ve keremini görmemmek sadece APTALLIKTIR...

    biraz ağır olabilir ama ALLAH yok yorumu yapmak çok aşağılık ve nankörce bir davranıştır



2 Sayfadan 1. 12 SonSon

Benzer Konular

  1. Ken'din'e Tanrı Gibi Bak...
    Konuyu Açan: abaji, Forum: Deneme & Makaleler.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 10-Haz-2011, 22:12
  2. Kutsal kitap ve Tanri isimi hakkinda,ceviriler hakkinda ve *fx*
    Konuyu Açan: melkem, Forum: Hristiyanlık.
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 31-Tem-2010, 19:13
  3. Burçlar Hakkında Tasavvuf Ehlinin Görüşleri
    Konuyu Açan: kariyb, Forum: Astroloji ve Burçlar.
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 01-Kas-2009, 15:43
  4. Atatürk' ün Din Hakkındaki Görüşleri
    Konuyu Açan: frezya, Forum: Atatürk.
    Cevap: 17
    Son Mesaj : 24-May-2009, 18:50
  5. din günü hakkında
    Konuyu Açan: nadide, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 60
    Son Mesaj : 30-Oca-2009, 16:24
Sitemiz kişiler arası iletişimi sağlayan bir servis sağlayıcıdır. Kişilerin yazdıkları kendi sorumluluklarındadır.
Hukuki gerekçeler ile kaldırılması talep edilen içerikler için lütfen iletişim linkini kullanınız.

Sitemizdeki yazılar telif hakları ile korunmaktadır. İzinsiz alıntı yapılamaz ©estanbul.com