Toplam 2 sonuçtan 1 ile 2 arası gösteriliyor
  1. #1

    Fakirliğin Sebepleri !

    bugün yayınladığım haberden sonra aklıma geldi .
    evet fakirliğin sebepleri .büyüklerimizden duymuşuzdur çoğumuz .
    bir kaç kaynaktan aktarayım dedim .


    Peygamberimiz aleyhi's-salâtü ve's-selâm buyurmuş ki: "İnsana yoksulluk yirmi dört şeyden hasıl olur:

    1. Ayakta bevl etmek (işemek),

    2. Cünüp iken taam etmek (yemek yemek)

    3. Ekmek ufağın(ı) hor tutup basmak,

    4. Soğan ve sarımsak kabuğun(u) ateşe yakmak,

    5. Alimlerin önünce yürümek,

    6. Atasına ve anasına adıyla çağırmak,

    7. Rast geldiği ağaç ve süpürge çöpüyle dişin(i) kurcalamak,

    8. Elin(i) balçık yumak,

    9. Eşik üzerine oturmak,

    10. Bevl ettiği (işediği) yerde abdest almak,

    11. Çanağı ve çömleği yumadan (yıkamadan) taam (yemek) koymak,

    12. Esvabını (elbisesini) üstünde dikmek,

    13. Yüzünü eteği ile silmek,

    14. Aç iken soğan yemek,

    15. Evinde örümcek komak,

    16. Sabah namazın(ı) kılıp mescitten ivelikle (çabuk) çıkmak,

    17. Erken pazara varıp ve pazardan geç çıkmak,

    18. Yoksul kimseden ekmek satın almak,

    19. Çıplak yatmak,

    21. Kapkaçağı örtüsüz koymak,

    22. Çerağı üfürmek,

    23. Her şeyi "bismillah" demeden işlemek,

    24. Şalvarını ayakta giymek." Bunlar cümle yoksulluk getirir, müminler hazer etmek (sakınmak) lazımdır.

    Dahi bir adam sabah namazına erken uyanayım derse, yatacak vakit "înna a'taynâke" sûresin(i) okusa sonra "ya Rabbi beni sabah namazına vaktiyle uyandır" dese bi-iznillâhi tâalâ ol adam sabah namazına vaktiyle uyanır.


    (Mızraklı İlmihâl)

    erzurumlu ibrahim hakki'nin 1756 yilinda kaleme aldiğı marifetname adlı eserinde fakirliğin sebebleri
    günah işlemek
    yalan söylemek
    sabah vakti uyumak
    bir gün bir gecede sekiz saatten çok uyumak
    soyunup çıplak yatmakçıplak iken abdest bozmak
    bir yanı üzerine yaslanıp ekmek yemek
    ekmek kırıntılarını yere dökmek
    cenabet iken ağzını yıkamadan yemek
    soğan ve sarımsak kabuklarını yakmak
    geceleyin evi süpürmek
    çöpleri evin içinde biriktirmek
    yaşından büyüklerin önünde yürümek
    anne ve babasını isimleri ile çağırmak
    eline geçen çer çöple dişlerini kurcalamak
    toprak ve çamur ile ellerini ovalamak
    eşik üzerinde oturmak
    kapının bir kanadına dayanmak
    helada abdest almak
    elbisesini üzerinde dikmek
    yüzünü yıkayınca yeniyle ya da eteği ile silmek
    evde örümcek yuvasını saklamak
    namazı kılmada gevşek davranmak
    sabah namazını kıldıktan sonra camiden erken çıkmak
    her sabah çarşıya erken gitmek
    çarşıdan eve geç dönmek
    dilencilerden ekmek kırıntılarını satın almak
    kendi evladına beddua etmek
    biti ateşe atmak
    gece kapların ağzını açık bırakmak
    mumu, kandili nefesle söndürmek
    boğumlu kalemle yazmak
    dişi kırık tarakla taranmak
    anne, baba ve üstadına duayı unutmak
    sarığını otururken sarmak
    ayak donunu ayakta giymek
    dilenciye kızıp boş çevirmek
    kısıp ihtiyacından az harcamak
    israf edip haddinden çok harcamak
    geçim işlerinde gevşek davranmak
    kapısız evde yalnız yatmaktır.


    bunların doğru yada hurafe olabileceği hakkında yorum yapmıyorum sadece sunum yapıyorum.
    fakat aklıma peygamber efendimiz zamanında yaşanan şu meşhur olay geldi.

    "Ya Sa'lebe! Şükrünü ya-
    pabildiğin az mal, şükrünü yapa-
    madığın çok maldan hayırlıdır."
    MEDİNE müslümanlarından Sâlebe'nin mala, mülke karşı aşırı derecede hırsı vardı. Zengin olmak istiyordu, hem de mutlaka zengin olmak! Hattâ benliğini saran bu şiddetli zengin olma arzusu, onu Resûlullahtan duâ istemeye kadar sevketti. Nihayet bir gün Peygamberin huzuruna çıkarak:
    - Yâ Resûlellah, Allaha dua et de zengin olayım dedi.
    Allahın Resûlü Sâlebe'nin bu isteğine şöyle cevap verdi:
    - Şükrünü yapabildiğin az mal, şükrünü yapamadığın çok maldan hayırlıdır.

    Bu söz Sâlebe'ye kâfi gelmişti. Bir müddet bu Hadîsin mânâsı üzerinde düşünerek benliğini saran ille de zengin olma arzusundan birazcık olsun kurtuldu. Fakat hırs onun yakasını bir türlü bırakmıyordu. Zamanla, ihtirası yeniden depreştiği için tekrar müracaat etti:
    - Yâ Resûlellah, duâ et de zengin olayım.
    Bu sefer biraz daha açık, ağır konuşan Resûl-ü Ekrem:
    - Ben senin için kâfi bir örnek değil miyim? dedi. Ve ilâve etti:
    - Allah'a yemin ederim ki, isteseydim şu dağlar altın ve gümüş olarak arkamdan akıp geleceklerdi; fakat ben istemedim.

    Elinde bu kadar ilâhi kudret -bulunmasına rağmen, Resûlüllahın evinde haftalarca çorba pişmediği, ekseri günleri oruçlu bulundukları, çoğu zaman birkaç hurma tanesi ile bir arpa ekmeğinden ibaret iftar sofrası, herkesin bildiği bir hakikattı. Sâlebe bunları da düşünerek bir müddet daha isteğinden vazgeçmişti.
    Kendi kendine:
    - Zengin olursam fakir fukaraya daha iyi yardım ederim, daha çok sevap kazanırım diye kuruyor ve nihayet üçüncü olarâk bir müracaat daha yapmayı düşünüyordu. Nitekim müracaatını yaptı da; hem de söz vererek dedi ki:
    - Seni hak Peygamber olarak gönderene yemin ederim ki, eğer beni zengin ederse, fakir fukarayı koruyacak, her hak sahibine hakkını vereceğim.
    Sâlebe'nin bu kadar ısrarına karşı dayanamayan Resulüllah:
    - Yâ Rabbi, Sâlebe'yi istediği mala kavuştur. diye dua etti.

    Bu dua üzerine koyun alarak sürü otlatmaya başlayan Sâlebe, daha evvel bütün namazlarını Resulüllah'ın cemaati olarak kıldığı için kendisine "Cami kuşu" adı verildiği halde, bu sefer, sadece öğle ve ikindiyi mescidde kılabiliyor, diğerlerini koyunların ardında, bazan da kazaen ifa edebiliyordu.

    Kisa zamanda çoğalan, bereketlenen koyunlar, Medine yakınlarına sığmaz oldular; uzak çöllere, sulak yaylalara gitmek zarureti ile karşılaşan Sâlebe, artık öğle ve ikindi namazlarına da gelemiyor, sadece Cumaları mescidde görülüyordu. Nihayet çöldeki meşgalesi, ona Cuma namazlarını da unutturdu. Arada sırada sürü ile uğradığı yolların üstünde rastladığı yolculardan "Ne var, ne yok?" diye soruyor; sonra da koyunların ardından ıssız çöllere doğru tekrar dalıp gidiyordu.

    Artık umumi meselelerle alâkası kesilmiş, sadece şahsını ve şahsî işlerini düşünüyor, koyunlarını nerede daha iyi otlatabileceğinden başka bir şey hatırına gelmiyordu.
    Bir gün Resûlüllah'ın:
    - Sâlebe görülmüyor, nerededir? diye sorması üzerine:
    - Koyun aldı, sinek kurtları kadar çoğaldı; buralara sığmaz olduğundan şimdi çöllerde sürüsünün ardında dolaşıyor. dediler. Resûlullah:
    - Sâlebe'ye yazık oldu, yazık!... buyurdu.
    İşte bu sırada sadaka Âyeti nâzil olarak, (indirilerek) mâli durumu düzgün olan müslümanların geçim sıkıntısı içinde bulunan kardeşlerine yardım etmeleri emredildi. Bu âyet-i kerimenin emrine büyük bir istekle uyan müslümanlar, mallarının bir kısmını geçim sıkıntısı içinde yaşayan kardeşlerine seve seve verirlerken Sâlebe:
    - Bu sizin yaptığınız düpe düz haraççılıktır. diyerek yardım toplayan memurlari boş çevirdi. Haberi duyan Resûlullah, üzülerek " - Yazık oldu Sâlebe'ye" sözünü tekrarladı.

    Sâlebe'nin evvelâ " - zengin olursam her hak sahibine hakkını vereceğim." diye yemin edip sonra da bu kadar değişik tavır göstermesi üzerine "Berâe" sûresindeki şu Âyet-i Kerîme nâzil oldu (Mealen)
    "- Münafıklardan bazıları da mal, mülk verip zengin ettiği takdirde Allah'a fazla bağlanıp fakir fukaraya daha çok yardım edeceklerine dair söz verirler, ne zaman ki Allah onlara bu istediklerini ihsan eder, zengin olurlar; o zaman Allah'a verdikleri sözü unuturlar, cahillik edip fukaranın hakkını vermezler." Bu Âyet-i Kerime, Sâlebe'nin münafıklar sınıfına düştüğünü bildirmesi üzerine, akrabalarından biri
    şiddetli teessüre kapılarak gidip Sâlebe'ye durumu haber verdi ve fukaranın hakkını vererek kendisini münafıklıktan hemen kurtarmasını istedi.

    Bunun üzerine Sâlebe, Resûlullah (SAV) müracaat ederek fukaranın hakkını getirdiğini söylediyse de Resülullah üzüntülü bir eda ile:
    "- Senin yardımını alamam artık Sâlebe... Allah (cc) men'etti; haydi git." diye mukabelede bulundu.
    Resûlullah'ın âhirete teşrifinden sonra Hazret-i Ebu Bekir'e müracaat eden Sâlebe sırasiyle Hazret-i Ömer ve Osman (R.A.)'a da müracaat ettiyse de:
    "- Resûlullah'ın almadığı yardımı biz nasıl kabul ederiz? diye hepsinin reddi ile karşılaştı. Hazret-i Osman (Radiyallahu anh) zamanında vefat ederken Sâlebe'nin kulaklarına şu sözler geliyordu:
    "- Yâ Sâ,lebe! Şükrünü eda ettiğin az mal, şükrûnü ifa edemediğin çok maldan hayırlıdır."
    Ne yazık ki artık çok geçti. Pişmanlık fayda vermedi.
    "





  2. #2
    Carlos Slim Helu,garanti ayakta işemiyor o zaman.Bill Gates de sabah namazlarını aksatmadan kılıyor, Allah kabul etsin.Zaten Mark Zuckerberg Facebook'u "Bismillah" diyerek açmıştır.Örnekler çok uçuk geliyorsa,kafanızı kaldırp dünyaya bakın.Ya da bırakın dünyayı Türkiye'ye bakın.

    Yazılan sebepler mekruh olarak görülebilir yani beğenilmeyen davranış olarak ki,bir kaç madde mekruh olarak bile değerlendirilemez.Bunları tutup da fakirliğe yormak abesle iştigal eder ama ortaya atan Hz Muhammed'in ağzıyla attığı için,tutulması da kolay oluyor.



Benzer Konular

  1. Çakraların Kapanış Sebepleri
    Konuyu Açan: wzuhal, Forum: Enerji Sistemleri (Reiki, Feng Shui vb).
    Cevap: 16
    Son Mesaj : 27-Nis-2012, 23:59
  2. Aile Içi Şiddetin Sebepleri Ve Çeşitleri
    Konuyu Açan: NİFO, Forum: Kadın, Şiddet ve Dayak.
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 12-Eki-2011, 09:48
  3. Sûrelerin İniş Sebepleri Hakkında
    Konuyu Açan: maiadam, Forum: Kuran-ı Kerim.
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 13-Haz-2011, 14:57
  4. Aldatmanın Başlıca Sebepleri
    Konuyu Açan: aris, Forum: Aşk-İlişkiler-Evlilik.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 23-May-2008, 11:04
Sitemiz kişiler arası iletişimi sağlayan bir servis sağlayıcıdır. Kişilerin yazdıkları kendi sorumluluklarındadır.
Hukuki gerekçeler ile kaldırılması talep edilen içerikler için lütfen iletişim linkini kullanınız.

Sitemizdeki yazılar telif hakları ile korunmaktadır. İzinsiz alıntı yapılamaz ©estanbul.com