9 Sayfadan 6. İlkİlk ... 45678 ... SonSon
Toplam 86 sonuçtan 51 ile 60 arası gösteriliyor
  1. #51
    rahip
    siz haklısınız fakat hakikatte bizde haklıyız çünkü hu diyen tehlikededir.
    hu diyen keşke başarsaydı ama bazan yarıda kalır.
    işte bu yüzden biz diğerlerini okuruz





  2. #52
    asal
    hı harfini çıkararak sürekli hı hı hı deyip duracazmı yani nasıl?*

  3. #53
    rahip
    Alıntı asal Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    hı harfini çıkararak sürekli hı hı hı deyip duracazmı yani nasıl?*

    bahsini ettiğim mutasavufun hu demesidir sevgili asal

    ha ise ilkten yazdığım gibidir

  4. #54
    physcscl
    rahip diğer harflerinde sırlarını yazar mısın?

  5. #55
    hande09
    Alıntı rahip Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    evet ama bu ha ebcedin 8inci harfidir okurken boğazımızı sıkarak sesi çıkaracağız
    ebcedin 8.harfi nasıl ha oluyor.."dal" dır..siz neye dayanarak bunu söylüyorsunuz? açıklar mısınız? yani ebced dediğinz arapça elif be te se .....değil mi? yani sizin dediğiniz "ha" harfinin üstünde noktası olan..yani gırtlaktan söylenen..aynı "Ğayn" gibi öyle mi?...biraz açıklama yapabilir misiniz?

  6. #56
    rahip meraba bu konunun gündeme tekrar gelgdiği iyi oldu senden çok rica ediyorum bize diğer harflerinde maddi manevi sırlarını yazarmısın kardeşim senin çalışmaların ve bilgilerin çok değerli bence bizimle paylaşırsan çok sevirim

  7. #57
    manner
    vermiş olduğun bilgi için teşekkür ediyorum. benimde sorum bunu içimizden tekrarlasak olurmu yoksa sesli mi söylememiz gerekmektedir.
    --------------------
    mrb. arkadaşlar yorumlarınızı okudum ve bende konuyla ilgili bazı bilgiler sunmak istedim.Çoğumuz neden Kuran-ı Kerim arapça o dönemin dili arapça olduğu için mi diye düşünüyoruz aslında bununla alakası yok. Aşşağıda size bana mantıklı gelen bir kitaptan alıntıyı koyuyorum. Umarım bende faydalaı birşeyler vermiş olurum.

    - Niçin biz bu kelimeleri Arapça olarak söyliyelim?.. Aynı kelimelerin Türkçe karşılığını söylesek olmaz mı?..
    Allâh (TANRI'dan sözediyorlar elbette), sanki Türkçe anlamaz mı ki biz Türkçe okuyamıyoruz?..

    Bilelim ki. Sesle duyduğumuz bir kelime, yapılan işin en son safhasıdır!.. Olay beyinde, o anda içten -yani kozmik boyuttan- veya kozmik âleme ait bir varlıktan gelen; ya da dıştan -yani çevremizdeki algılamakta olduğumuz herhangi bir varlıktan- gelen bir impalsla yani bir dalga - ışınsal etki ile başlar.
    Bu gelen etki neticesinde, önce beynin biomanyetiği, sonra bioelektriği ve daha sonra da bioşimik yapısı tesir alır. Bioşimik yapı aldığı tesir ile kendisindeki verileri bir araya getirdikten sonra, çıkan neticeyi tekrar bioelektrik kata dönüştürerek, ilgili sinir sistemini uyarır ve hangi organla ilgili bir durum sözkonusu ise olayı ona aktarır. Ve biz, o organdan yansıyan bir eylem olarak, sonucu algılarız!..
    Yani esas olan, dışta algıladığımız ses - görüntü değil, bir üst boyutta cereyan eden dalga-bioelektrik-bioşimik üçlü sistemidir!..
    Şâyet, beynin bu ana çalışma sistemini kavrayabildiysek; anlıyacağız ki, önemli olan, kelimenin harf dizilişinden oluşan lisan değil, kelimeleri meydana getiren frekans-titreşimdir!..

    evren ve içinde her boyutta varolan, tüm varlıklar orijini itibariyle kuantsal kökenli dalga varlıklardır. Ve dahi bu dalga yapıların her biri, bir anlam taşımaktadır.

    Bu ışınsal kökenli varlıklar tanımına uygun olarak, salt enerji varlıklar, belli bir anlam taşıyan ve o anlama yönelik görev yapan varlıklar olarak "MELEK" kavramı ile dinde açıklanmıştır.

    Nitekim, "Melek" kelimesinin aslı "melk"ten gelir ki "güç, kuvvet, enerji" anlamındadır.

    İşte, evrensel manâda her titreşim - frekans bir anlam taşıdığı gibi, beyne ulaşan her kozmik ışın, frekans dahi bir anlam ihtiva eder biçim de evrende yerini alır.İnsan ise, KENDİ ÖZ GERÇEĞİNİ, "ALLAH"I TANIMAK için varedilmiş yeryüzündeki en geniş kapsamlı birimdir!..
    İnsan'ın kendini bu beden sanması, Kur'ân tâbiri ile "aşağıların en aşağısında varolması"; buna karşılık özünün hükümleriyle yaşaması ise "cennet hayatı" diye tanımlanmasına yol olmuştur.. Bu yüzden insana tek bir görev düşmektedir:
    KENDİNİ ÖZ YAPISINDA TANIMAK!..

    Bunu da din, "NEFSini bilen RAB'bini bilir" diye formüllemiştir.

    İşte, madde boyutunu asıl sanan beyin, kesitsel algılama araçlarının -beş duyu- kaydından ve onun getirdiği şartlanma blokajından kendini kurtarabildiği takdirde; mikrodalga evren gerçeğini farkedecek, idrâk edecek ve o gerçek boyutta, gerçek yerini almak için, gerçek varlığını hissetme arzusu duyacaktır.
    Bu arzu onun dalga yapıyla ilintisini güçlendirecek ve neticede farkedecektir ki, kendisinde meydana gelen tüm olaylar, dalga anlamların açığa çıkışından başka bir şey değildir.
    Yâni beyin, dalga anlamları, bildiğimiz boyuta transfer eden ve bu arada da, bir yandan bu kavramları dalga bedene yüklerken, diğer yandan da dışarıya yayan muazzam bir cihazdır.
    "ZİKİR", ancak işte bu anlattıklarımızın kavranılmasından sonra anlaşılabilecek, idrâk edilebilecek bir sebebledir ki, bize geldiği gibi Arapça orijinal kelimelerle yapılan çalışmadır.
    Zirâ, her bir kelime, harf; belli bir frekansın-titreşimin beyinde ses dalgalarına dönüşmüş halidir.
    Her frekans bir anlam taşıdığına göre; kelimeler, belli anlam taşıyan frekansların, ses dalgalarına dönüşmüş halidir ki; bu da "zikir kelime ve kavramlarını" oluşturur.
    Yâni, belirli evrensel anlamlar, kuantsal anlamlar, evrende dalga boyları, titreşimler halinde mevcût olduğundan; bunların ses frekansına dönüşmüş haline de kelimeler dendiğinden; o anlamların titreşimine en uygun kelimeler Arapça olduğu için, zikir kelimeleri Arapça olmuştur.
    Dolayısıyla, siz o kelimeyi değiştirdiğiniz zaman, asla o frekansı tutturamaz ve asla, o istenilen frekansın ihtiva ettiği anlama ulaşamazsınız.
    İşte bu sebebledir ki.
    Kişi, Allâh Resûlünün, Kur'ân-ı Kerîm'in insanlara idrâk ettirmek istediği sırlara ermek ve evrensel gerçeklere vâkıf olmak istiyorsa, zikir kelimelerini geldiği gibi, yâni Arapça orijinalinde olduğu gibi, tekrarlamak mecburiyetindedir.
    Ve dahi, en az hayatında bir kere, kesinlikle, Kur'ân-ı Kerîm'i Arapça orijinal kelimeleriyle beyninde tekrar etmek ve bunu RUHUNA yani dalga bedenine yüklemek zorundadır!.. Ki, ölümötesi yaşamında sonsuza dek kendisinde bulunan bu bilgi kaynağından yararlanabilsin!
    Ayrıca, bundan çok daha basit bir sebebi de vardır bu kelimelerin arapça olarak orijinaline uygun biçimde tekrar edilmesi zorunluluğunun...
    Bu Arapça kelimeleri, eğer, Türkçe'ye çevirmeye kalkarsanız, bazen bir sayfa, bazen daha fazla yazmak zorunda kalırsınız; o anlamı verebilmek, o manâyı kavraya bilmek için. Oysa, bunu tek kelime olarak tekrar imkânı mevcutken!..
    Bilmem anlatabildik mi, "ZİKİR" daima, niçin geldiği orijinaliyle yapılmalıdır.

  8. #58
    laseki
    bildiğim kadarıyla 28 harfin(arap harflerinin) hepsinin Astrolojiyle ve Gezengelerle alakası var.
    Eski kitaplarda yazar.
    Ama nedir ne dedğildir bilmiyorum, buda onunla alakalı herhalde,
    Bilen bir arkadaş yazsın...
    --------------------
    Alıntı dishiaslan2009 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    kutsal kitaplar vahiy edildikleri peygamberin ait olduğu ırkın dilinde indirilmiştir.hep böyle olmuştur bu.bunda abartılacak yada arapçayı göklere çıkartacak bir durum yok.nasılki tevrat ibranice ise Kur'an-ı Kerim'in de arapça olması kadar doğal bir şey yoktur.bunun tek açılımı şartlanma...harfle olacak işler değil bunlar...
    Arapça'nın kendine has birçok özelliği vardır.
    İbraniceninde olabilir bilmiyorum.
    Meselâ tılsımlar hep arapçadır.
    Bu havassla uğraşanlarda bilir harflerin dahi hadimleri vardır.
    Ayrıyetten arapça bildğimiz gibi sami dilidir.
    Sami dillerini konuşan çok fazla Peygamber "aleyhimusselam" gelmiştir.
    Arapça özellikle şuanki hali tüm sami dillerini toplar niteliktedir.
    Arkadaşın sırları var demesi doğal olmaz mı?
    Ayrıyetten mutasavvıflardan Süryaniceninde(oda sami dilidir) sırlı olduğunu söyleyen çok zat vardır.
    Hatta ruhların Süryanice konuştuğunu söylerler.
    İşin milliyetçilikle alakası yok.250 senelik geçmişi olan bir ideolojiyle bunlara bakmak elbette yanlış olur.

  9. #59
    rahip asal arkadaşın dediği gibi hı hı hı deyipmi duracağız bunun yerine esma zikretsek daha iyi olmuyormu?

  10. #60
    rahip
    Elbette allahın isimleri zikredilse ne güzel olur ama bazan bir kimse bir isimle zikrederde bir iş için .ama bir türlü olmaz fakat bir çok insan bu ikisini bir sanır allahtan bir şey istemek ayrı söz konusu etki ve tehsiri elde etmek için okunanlar (tılsım veya isimler )ayrıdır biz tehsir için olanı söylüyoruz



9 Sayfadan 6. İlkİlk ... 45678 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Bilinmeyen Yönleri ve Sırları ile Son Üç Peygamber
    Konuyu Açan: Lighthouse, Forum: Astroloji, Fal ve Kehanetler.
    Cevap: 9
    Son Mesaj : 16-Kas-2014, 19:39
  2. Besmele-i Şerifenin Sırları
    Konuyu Açan: esmanur, Forum: Dilek Duaları.
    Cevap: 360
    Son Mesaj : 16-Kas-2014, 05:50
  3. Duha Suresinin Sırları
    Konuyu Açan: zalim, Forum: Kuran-ı Kerim.
    Cevap: 51
    Son Mesaj : 16-Ağu-2014, 22:20
  4. İmam Cafer Sadık (A.S.) Açısından Haccın Bazı Sırları
    Konuyu Açan: teoka, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 01-Ara-2012, 13:34
  5. Şın Harfinin Sırları
    Konuyu Açan: rahip, Forum: Büyü.
    Cevap: 49
    Son Mesaj : 07-Mar-2010, 16:23
Sitemiz kişiler arası iletişimi sağlayan bir servis sağlayıcıdır. Kişilerin yazdıkları kendi sorumluluklarındadır.
Hukuki gerekçeler ile kaldırılması talep edilen içerikler için lütfen iletişim linkini kullanınız.

Sitemizdeki yazılar telif hakları ile korunmaktadır. İzinsiz alıntı yapılamaz ©estanbul.com