Akvaryumu olanlar arasında Arapça harfleri okumayı bilenler ve bu akvaryumlarında “Lapistes” türü akvaryum balıklarını besleyenler, erkek “Lapistes” balığının kuyruğunda “Tanrı yok Allah var” ibaresini ve sırası ile bazı melek ve kelebek balıklarının kanatlarının bir tarafında La İlahe İlallah diğer tarafında ise “Ya Malikül Mülk“ yani mülkün sahibinin Allah C.C. veya “Allah Şanuhu” (Allahın Şanı yücedir) ibarelerinin mevcudiyetini hayretle müşahede ederler. Allah bize yarattığı bu ufacık balıklar vasıtası ile de Tanrı ve Allah kavramının birbirlerinden tamamen farklı olduğunu işaret etmektedir. İnsan oğlu ise yaşamı boyunca kah ay yüzlü bir dedeyi, kah ağaçları, kah güneşi, kah yıldızları, kah yerleri, kah kendi eliyle şekillendirdiği objeleri, kah bazı felsefecileri bazan başkalarının yaptığı totemleri volkanları, şelaleleri hatta denizi veya baba figürü olarak yücelttiği kimseleri veya Buda ile Hz. İsa gibi bazı peygamberleri Tanrı olarak kabul edip, bazen bilinçli bazense bilinçsiz bir şekilde ilah olarak mabut olarak bunlara tapındılar. Dolayısı ile Tanrı kavramını ve onun temsil ettiği İlahı insan yarattı. Halbuki insanı ve tüm evreni ise Allah yarattı. İnsan oğlunun evren ötesinde olduğunu ve tapınılması gerektiğini sandığı Tanrı Allah kelimesi ile ifade edilen vede tecelliyatı var olan her şeyi kaplayan her şeyde var olan “Ya Kayyum” olan başı evveli ve sonu olmayan Allah’ımızla hiçbir ilgi ve alakası yoktur. Bizim Allahı’ mız Vasıfı isimleri, sıfatları, nicelik ve nitelikleri evrende var olan ve olmayan her şeyi içine alan idrakimizin ötesinde olan yaratılmamış doğmamış doğurmamış olan Allahtır. “O Allah” olmasaydı hiçbir şey var olamazdı.Demek ki varlığın sebebide odur. Bir tasavvuf ehlinin ifade ettiği gibi, “O gizli bir hazine idi bilinmeyi irade etti ve bu nedenle evreni hak etti” Allah ismi yaradanın özel bir isim olması sebebi ile bunun başka bir kelime ile ifade edilmesi imkansızdır. Nitekim Üstad Ahmed Hulûsi “Tanrısallık ifade eden hiçbir kelime asla Allah kelimesinin yerini tutamaz, Allah yerine Tanrı kelimesini kullananlar bunu ya cahillikten ya bilgisizlikten ya da … İdrak yetersizliğinden (bu) konuyu değerlendiremedikleri için yapmaktadırlar” demek sureti ile bu yapılan yanlışlığın nedenine açıklık getirmektedir.
Hz. Muhammed Sav Tanrı yoktur sadece Allah vardır mesajıyla insanları tevhid dini olan İslam dinine davet etmiştir. İslam dininin temeli Allahtan başka ilah (Tanrı) olmadığı hakikatine dayanmaktadır. Dolayısı ile İslamdan Kur’an dan söz edipte kendilerini ilahiyatçı olarak takdim edenlerin yani ilah kavramı ile uğraşanların arifler meclisinde yerleri olduğu söylenemez.
Yunus Emre Hazretleri “İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır” demek sureti ile Allah ilminin insanın kendini bilmekten geçtiğini açık ve seçik bir şekilde ortaya koymaktadır.İslam inancında mademki sadece Allah vardır. Mademki Allahtan gayrisi yoktur. Demekki İslam dinin temeli Teklik ‘tir ve Vahdete dayalıdır . Allah Ahad’ dır Allah Samed’dir . Lem Yelid Velem Yuled Velem Yekunlehü Küfüven Ehad’ dır” . Allah bölünmez parçalanmaz sonsuz sayıdaki her boyutta her başlangıç ve sonsuzlukta olan sınırsız sonsuz tekliktir. Onun bizim sınırlı beş duyumuzla kavranması mümkün değildir. Allah merkezi içi dışı olmayan bir kudret olup, bu gibi anlamlardan beridir. Allah Ahaddır ve onun dışında başka bir varlığın mevcudiyetinden bahsetmek şirktir. Allah eksiksiz gediksiz , deliksiz nufus edilemiyen içine bir şey girip çıkma ihtimali olmayan ve mutlak olandır.Bu açıklananlar Allah kavramını laiki veçhile idrak eden Erenler’in yani tasavvuf yolcusu sufilerin üzerinde birleştiği vahdeniyet ehlilinin tanımlarıdır. Tanrı inancı ise her insanın kendi hayaline göre kurguladığı batıl bir inançtır. Allah insanoğlunun hayal ve tasarrufundan münezeh tek ve mutlak yaradıcımızdır. Muhiddin-i Arabi Hazretleri “Seyredende Seyredilende O” derken çok önemli bir noktaya temas etmekte ve Futuhat, Mekkiye isimli eserinde özetle insanın dünyadaki hayali yolculuğunun amacının “O“’nu yani Allahı bulmak veya en azından ona hiçbir şirke bulaşmadan inanmak sureti ile cehennem azabından kurtulmak olduğunu bizlere anlatmaya çalışmaktadır. İnsanların kimisi vilayet konağının bahçesini, kimisi konağın misafirhanesini kendisine mesken tutar kimisi de Yunus Emre Hazretleri gibi “ Cennet Cennet dedikleri bir kaç köşkle bir kaç huri isteyene ver sen onu bana seni gerek seni “ diyerek büyük bir ilahi aşkla bizlerin tasavvurumuzun hudutları dışında olana varmayı hedeflemektedir.
Rahmet taneleri ve kar tanelerinin her birinin kristalleri birbirinden farklı özellikler taşıması bunların aynı sudan yani ayni menbadan neşet ettiği gerçeğini ortadan kaldırmaz. Derlerki hakikatini arayan her yağmur damlası membaı olan Okyanusuna kavuşur , okyanusa kavuşan damlanın ise Şeyh Nazım hz’lerinin buyurduğu gibi artık damla özelliği ortadan kalkar. Efendi hazretleri şeriyatsız tasavvuf inancının mümkün olamıyacağını ve Şeriyat Okyanuslarının ancak tasavvuf gemisi ile sohbetler yolu ile geçilebileceğini söylemektedir.Şeriat ise mahiyeti itibarı ile Hz. Muhammed S.A.V.’in Allah’ın emri ile bize vaaz ettiği Kur’anı Kerim’in içinde yer alan hayatımızı yaşama şeklimiz ile ibadet usulleri ve efendimizin hadis ve sünnet olarak bize miras bıraktığı ölçüler davranış, yaşam ve fiili ibadet şekillerinin fıkıf ve akaid kaidelerinin tümünden oluşur.
Dinimizin temeli her türlü sirkten ari olarak Allaha iman etmek Namaz kılmak ( Zikir yapmak ) Oruç tutmak Zekat vermektir. Bizlere yapılan teklif Allahın tüm kitap ve peygamberlerine hayır ve şerrin Allahtan geldiğine, öldükten sonra dirileceğimize Allahın meleklerine inanmak ve hali vakti yerinde olanların hacce gitmeleri şeklinde özetlenirken, bizlere vaaz edilen Allah inancımız bu dini bize tebliğ edeninde Allahın en sevgili kulu olduğu ve Allahın alemleri sırf onu var edeceği için onun yüzü suyu hürmetine hak ettiği peygamberi zihşan Hz. Muhammed S.A.V ‘ın Allahın elçisi olduğuna sıddıkıyet içinde inanmak ve onun yaşamını kendimize örnek almaktan geçmektedir.