Doğal bir liman olan Haliç, tarih boyu İstanbul kentinin bir ticaret merkezi olduğu gibi önemli bir yerleşim alanı olma özelliğini de taşımaktaydı, istanbul`un kent tarihi içerisinde Haliç kıyıları çeşitli milletlere ve dinlere ev sahipliği yaptığı gibi yahudilerin de İstanbul`daki ilk yerleşim yerleriydi. Haliç Yahudileri`nden bahsetmekle aslında İstanbul Yahudileri`nin büyük bir bölümünü ele almış olmaktayız,

Haliç`te bilinen en eski Yahudi yerleşimi olarak Galata kabul edilmektedir. Doğu Roma İmparatoru II. Teodosios (408-450) döneminde, bugünkü Galata civarında yoğun bir Yahudi yerleşimi bulunduğu bilinmektedir. Bu dönemde şehir içinde yasamaları yasaklanan Yahudiler şehir dışı yani sur dışı yerleşimi olan Galata civarına yerleşmişlerdi.

Bizans`ın Hazar Devleti`yle[1] olan münasebetleri sonucu 626 tarihinde bir Hazar muharibinin İstanbul`a gelişinden itibaren Bizans başkentinde Karayim nüfusu görülmeye başlamıştır. Haliç kıyılarında bugünkü Karaköy olarak adlandırdığımız Galata civarında Karaylar`ın bir köyü kurulmuştur. Daha sonraki tarihlerde Eminönü ve sonrası Hasköy Semti önemli bir Karay yerleşimi olacaktır.

Bu yeni Yahudi nüfusu, Haliç kıyılarının liman ve iskele çevresinde Yahudi Mahallelerini oluşturmuştur.

Tarih içerisinde Galata dışında Halic`in önemli Yahudi yerleşim noktaları Eminönü Bahçekapı ve Yenicami civarı, Hasköy, Kasımpaşa ve Balat idi. Bu yerleşimler Haliç`in liman ve tersane noktalarıydı.

4. ve 5. yüzyıllarda bugünkü Sirkeci bölgesinde yer alan Norion Limanı`na yakın Halkoprateia (Bakırcılar) mevkiinde küçük bir Yahudi yerleşimi ve sinagogu bulunmaktaydı. Buradan kovulmaları üzerine Galata civarına yerleşmişlerdir. Bunun sonrası tarih içerisindeki zamanın koşullarının uygunluğuyla Eminönü civarı ve bilhassa Bahçekapı liman bölgesinde yoğun olarak yer almışlardır. Eminönü Tahtakale`deki yerleşim de dahil olmak üzere buradaki Yahudi nüfus Bizans döneminden itibaren Cumhuriyet dönemine değin yani 1950`li yıllara kadar bölgedeki yerleşimlerini daima korumuşlardır.

1597 yılında Eminönü`nde Yeni Valide Camii`nin inşaatı başladığı zaman burada bulunan Karayim Yahudilerden kırk kadar üyesinin kayd-ı hayat şartıyla vergiden muaf tutularak Hasköy`de iskân ettirilmesiyle[2] eski bir Yahudi yerleşim alanı olan Hasköy`de Yunanca konuşan Bizans`tan kalma Romaniyot Yahudileri ve 1492 tarihinde Sultan II. Bayezid`in getirterek yerleştirdiği Safarad Yahudileriyle Yahudi nüfusu hızla artmıştır.

Safarad Yahudileri denilen ise, İspanya`dan ve Portekiz`den (1497) kovulan Endülüs Yahudileri olup, Akdeniz dünyasından Osmanlı Devletine getirtilerek büyük bir kısmını İstanbul`a yerleştirilen Yahudi nüfusdur.

1648 yılında Kmietnitzki katliamından kurtulan Doğu Avrupa Yahudileri (Eskenaz Yahudileri)`nin de İstanbul`a getirilerek Hasköy`e ve Balat Semtleri`ne yerleştirilmeye başlanmasıyla[3], Galata ve Eminönü`nden sonra Haliç kıyılarında İstanbul`un en büyük yahudi yerleşim yerleri oluşmuştur.

Cibali semti`nin Haliç kıyısında bulunan keleşte, odun emtia depoları ve kalafathaneleriyle Haliç limana yönelik iş kollarının çevresinde yer alması nedeniyle Osmanlı döneminde bir iki yüz yıl kadar bir Yahudi yerleşimi olarak kullanılmıştır. Cibali Kapısı`na Porta Puteae", "Porto del Pozzo" veya "Porta lubalica" dendiğini söyleyen Petrus Gyllıus`dan ayrı Cibali Kapıya verilen bu isimlerden bir diğeri de Ispigas Kapısı olmuştur. Bu adlar 18. yüzyıla kadar semtte oturmuş olan İspanya kökenli Yahudilerden kalmıştır.

1261 yılında itibaren haçlıların İstanbul`u terk etmesinden sonra Haliç`te yeni bir Yahudi yerleşim yeri olarak görülmeye başlanan Kasımpaşa (Pegai) daha çok Yahudi mezarlığı olarak kullanılmıştır. Buradaki Yahudi mezarlığıda III, Murad döneminde (1574-1595) 23 Ekim 1583 tarihli bir irade ile Hasköy Çıksalın`a taşınmıştır.

Bizans dönemine dek bir haliç Yahudi yerleşim yeri olarak uzandığı iddia edilen Balat, bir Yahudi semti olarak Fatih Sultan Mehmed tarafından oluşturulmuştur. Museviler için Balat bölgesinin her zaman tarihi bir önemi olmuştur. Bunun nedeni ise yüzyıllardan beri İstanbul`a göç eden veya sürgün olan bütün Museviler buraya yerleşerek kendi aralarında kaynaşmışlardır. Böylece her yüzyılda olduğu gibi Fetihten sonra da Makedonya`dan ve İspanya`dan göç eden Yahudiler de bu semte yerleşmişlerdir.

Fatih vakfiyesinde bir Musevi semti olan Balat`a ilk yerleştirilenler, Makedonya`nın Kastorio Şehrinden getirilen 100 kadar fakir Musevi ailesi olduğu belirtilmektedir. Aileler burada geldikleri semtin adını taşıyan Kastorya Sinagogu`nu inşa edip çevresine yerleşmişlerdi. İstanbul ve Haliç çevresi artık Museviler için bir yerleşme yeri olarak devam etmeye başlamıştır. 1492`de İspanya`dan, 1497`de Portekiz`den ve İtalya`dan Balat Semti`ne gelen Museviler, Geruş, Neve Şalom, Messina ve Montias sinagoglarını kurmuşlardır. 1599`da Rodos`tan gelenlerin bir kısmının yine Balat`a yerleştikleri görülmüştür. 1660`taki büyük Ayazmakapı yangınına kadar Eminönü bölgesinde Bahçekapı, Tahtakale ve Yemiş İskelesi*nde oturdukları bilinen Museviler ise bu yangından sonra Balat`ta iskan edilmişlerdir.

Böylece 17. yüzyıldan itibaren, daha önceleri Bizans Musevisi Romaniyotların ağırlıkta oldukları Balat`ta, diğer Musevi grupların da katılmasıyla etkin bir cemaat oluşmuş ve zaman içinde cemaatler birbirine karışmıştır.

Balat, Fatih devri sonrası kayıtlarda mescitsiz bir mahalle olarak bilinirken 16. Yüzyılda bu özelliğini yeni inşa edilen mescid ve tekkelerle kaybetmiştir.

19. yüzyılda İstanbul`un Altıncı Daire-i Belediye sınırlan içinde kalan Balat`ta her biri bir haham tarafından yönetilen 7 dinsel grup ya da cemaat vardı. 19. yüzyıl tarihli haritalarda Dış Balat, Tahta Minare, Karabaş, Dubek, iç Balat, Kasturya ve Istipol çevreleri ve Ayvansaray`ın üstlerine doğru Lonca Mahallesi`nde, Musevi ağırlıklı bir halk yasıyordu. İstanbul`un 19. kapısı olan Balat Kapısı`nın dış tarafında Musevilerin, iç tarafında ise çeşitli cemaatlere mensup (Müslüman, Ermeni ve Rum ) kalabalık bir halk kesimi meskundu.

Eğrikapı`da bulunan fakat 1840`lı yıllara kadar kullanılabilen Yahudi mezarlığında bu tarihlerden sonra yer kalmaması nedeniyle define kapatılarak, Hasköy`deki mezarlık kullanılmaya başlanmıştır.

Balat semti`nin karşı kıyısı olan Hasköy`le ilgili olarak; 1642 tarihinde İstanbul`u ziyaret eden seyyah Samuel Bar David, Balat ve Hasköy`de Karayimlerin bulunduğunu yazarken, 1685 yılında İstanbul`a gelen ve kendisi de Karayim olan Benjamen Behar Eli Yeruşalmi Hasköy`deki İstanbul (Cosdina= Costantinople) adlı Karayim sinagogunu ziyaret ettiğini kaydetmiş, İstanbul`da yaşayan tüm Karayimlerin Hasköy`de toplandığını ifade etmiştir.

Hasköy`de yaşayan Karayim Yahudileri diğer Yahudilerden farklı olarak, Bizans kökenli olanları Rumca, Kırım Karayimleri ise Türkçe konuşmaktaydılar. Ayrıca sinagoglara da Rumca veya Türkçe isim vermekteydiler. Sarkis Sarraf Hovhannesyan`in 1800 yılında tamamladığı eserinde Hasköy`de yaşayan Yahudiler arasında ayrı çarşı ve pazan bulunan bir miktar Karayim Yahudisi`nin bulunduğu belirtmektedir. İstanbul`daki Karayim mezarlığı yine Hasköy`deki Sefarad mezarlığının bir köşesinde yer alır.

Yukarıda belirttiğimiz üzere, İstanbul`un önemli ve büyük bir nüfusunu içinde banndıran Hasköy, Balat Semti`nde de olduğu gibi, 1715, 1756 ve 24 Temmuz 1660 tarihli sur içi yangınları sonucu bir çok göç almıştır. Bunun yanında 1661 yılında Edirne-Sirkeci Demiryolu inşası sebebiyle Sirkeci Yahudileri de Pîrîpasa`ya (Hasköy`e) yerleştirilmişlerdir[4]. Böylece buranın yahu di nüfusu daha da artmıştır.

Haliç bölgesine baktığımızda Yahudi nüfusunu ağırlıklı olarak Balat, Hasköy ve Galata-Pera Semtleri kapsamaktaydı. Ve bu özelliklerini İstanbul`da yüzyıllar boyu sürdüreceklerdir.

Evliya Çelebi, 17. yüzyıldaki Hasköy`den bahsederken; Pîrîpasa`da Yahudileri`n bulunduğunu ve Halic`in bu kuzeydoğu kıyısında, on Yahudi mahallesinin yer aldığını yazar. Bu mahallelerin adları ise şöyle idi: 1. Hasköy (merkez) Vabatco lakalde, 2. Parmakkapı, 3. Maalem ya da Keçecipiri, 4. Arabacılar, 5. Kordova, 6.Yenimahalle, 7. Şeyh Salih (Çıksalın), 8. Kalaycıbahçe, 9. Sarayiko, 10. Pîrîpasa.

19. yüzyıldan itibaren Hasköy; İstanbul`daki Yahudiliğin merkezi haline de gelmişti. Hasköy`ün nüfusu ile ilgili olarak Ludwig August Frankel, 1859`da yılında, Hasköy`de 4000 Yahudi, Pîripaşa`da 1500 Yahudi olduğunu söyler. 19. yüzyıl ortalarında Hasköy`de aşağı yukarı 25.000 Yahudi nüfusu barındığı iddia edilmektedir.

Kutsal metinleri okuma ve yazma dışında okul eğitimi olmayan Yahudi cemaatinde, 19. yüzyıl ortalarından itibaren çağdaş okulların kurulması teşebbüslerinin, ilk örneklerinin de görüldüğü yer Hasköy`dür. Osmanlı Yahudileri`nin kurduğu ilk laik Yahudi okulu Abraham Kamondo tarafından Hasköy Pîripasa`da 1854 yılında kurulmuştur. Kamondo Enstitüsü alan bu okuldan başka, merkezi Fransa`da bulunan Alliance Israelite Üniverselle Okulu (AIU) Ağustos 1874 yılında kız çocuklarının devam edeceği bir okul olarak açılmıştır. Erkek çocukları için ise adı geçen okulda ancak Ocak 1877 yılında eğitim başlamıştır.[5]

Çağdaş eğitimin verildiği bu Yahudi okulları yanında “Kur`an kursu” niteliğinde Yahudi din okulları olan ` “Yeşiva”ların sayıları bir hayli fazla idi. Kamondo Yesivası, Kula Yesivası, Maalem Yeşivası bunlara birer örnektir. Yesivalardan ayrı daha çok ilahiyat enstitüleri özelliğini taşıyan okulların da açıldığı Hasköy`de bunlara örnek; 1898`le kurulan Şu`le-i Maarif Okulu`dur.

19. yüzyılın sonlarına doğru bölgede meydana gelen yangın ve veba salgınları sonucu Hasköy semtinden Rabanit ve Karayim Yahudilerinin büyük bir kısmı Galata ve istanbul`un çeşitli semtlerine göç etmişlerdir. Yüzyılımızda İsrail Devleti`nin kurulması ve bölgenin cazibesini kaybetmesi ile de Hasköy`den 1940`lı yıllardan itibaren başlayan göçle günümüz Hasköy`ünde iki Yahudi esnaf ile bir işveren ve ihtiyarlar yurdunda bulunan bakıma muhtaç yüz kadar yaslı kalmıştır. Halen Karayim Sinagogu`ndan başka Rabanit Yahudilerine ait Maalem Sinagogu`nun ibarete açık olduğu Hasköy`de Karay ve diğer Yahudilere ait olan ve gecen yüzyılın önemli bir yerleşim ve mesire yeri olarak da kullanılan Çıksalın Mahallesi`nde büyük bir alanı kaplayan Yahudi mezarlığı bulunmaktadır.

Galata bölgesinde ise, en yoğun yahudi nüfusu 5. yüzyılda Bizans imparatoru Theodosius tarafından suriçinden kovulan yahudilerin Galata sırtları olan Stenum veya Stauor diye ifade edilen mevkii de mecbur edilmeleri ile baslar.

11.yüzyılın ikinci yarısında yine sur içinde ikamet etmeye başlayan Yahudiler, şehir dışındaki Galata-Pera`ya nakledilmişlerdir. Ünlü seyyah Benjamen de Tudela 1176`da İstanbul`u ziyaret ettiğinde Pera Semti`nde Museviler`in yaşadığını yazmaktadır. Bizans`ı işgal amacı ile gelen Dördüncü Haçlı Seferi orduları 1203`de kent önüne vardıklarında ilk geceyi Galata Kulesi civarındaki Stauor veya Estamor diye bilinen Musevi mahallesinde geçirmişlerdi. 1432`de Bizans`ı ziyaret eden Burgonya Dükü Bertrandin de la Broguiere de, Pera Semti`nde yaşamakta olan yahudilerden bahsetmektedir. Eremya Çelebi de 17. yüzyılda Tophane`nin sahil kesiminde Yahudilerin oturduğunu yazmaktadır.

Karaköy Semti`nin adı konusundaki bir başka varsayım ise Bizans döneminde Hasköy`den bugünkü Karaköy`e doğru uzanan bölgelerde, Karay Musevileri`nin yerleşmiş bulunmalarından ötürü bölgeye `Karai Köyü` dendiği yolundadır. Bu, zamanla Karayköyü ve Karaköy`e dönüşmüştür.

Bizans döneminde burada Karay Musevileri çoğunluktaydı. Karayimler veya Karaylar olarak da bilinen ve Orta Asya kökenli bir Türk boyu olan bu grup 6. yüzyılda Kafkasya`ya, oradan Ukrayna`ya göçmüşler, Hazarlar`la kaynaşmışlar ve onların Museviliği resmi din kabul etmelerinden sonra, Museviliğin Talmud`u reddeden bir mezhebini oluşturmuşlardı. 1172 yılında İstanbul`a gelen Tudelalı Bünyamin, Seferha adlı eserinde İstanbul`un genelinde 500 kadar Karay`ın yaşadığını yazmaktadır ve bu eser aynı zamanda, Karaylar`ın İstanbul`da yaşadığını gösteren ilk belge niteliğindedir. Bu karay yerleşimleri Halic`in iki yakası üzerindeydi.

Asırlar boyu aralarındaki dini inanç farklılıklarından dolayı Karaylar, diğer Yahudilerden daima ayrı kalmışlardır. Hahamlarda bir ortodoks Yahudi ile bir Karayın evliliğini hiçbir zaman geçerli kabul etmemişlerdir.

Yaşayan Yahudi topluluğunun kendi içinde mahallelere göre ayrılan bir idari taksimatı bulunmaktaydı. Bu idari bölümlemelere "Hatgogot" ya da "Haşgogot" denilmekteydi. Bu hasgogot`ların başında o yerin efendisi anlamına gelen "marediatro" adında dinî ve hukukî birtakım haklara sahip kişiler bulunmaktaydı. Yukarıda belirtilen Hasköy`ün Yahudi mahalleleri birer hoşgogot bölgesi idi. Haliç kıyı yerleşimlerinde yaşayan Karayim ve Eşkenaz Yahudileri ise yarı bağımsız diğer Yahudilerden ayrı alt gruplar halinde idi.

Bizans yahudileri, yani Romaniyotlar, Haliç kıyılarının ilk yahudileridir. Bunun yanında, Karay Yahudileri de İstanbul`da meskun eski bir Yahudi cemaatidir. 1492 yılından itibaren gelmeye başlayan Safarad (Endülüs ve akdeniz) ve 17. yüzyılda gelen Eşkanaz (Doğu ve Orta Avrupa) Yahudileri`yle İstanbul ve Haliç kıyıları, eski dünyanın dört bir yanından toplanan, Yahudi cemaat çeşitliliklerinin yaşandığı bir bölge olmuştur.

Haliç Sinagogları

Sinagog sözcüğü eski Yunanca kökenli olup syn-beraber ve ago-getirmek köklerinden oluşmaktadır. Anlam olarak "beraber olmak" manasını taşımaktadır.

Osmanlı dönemi İstanbul`u ve Haliç sinagoglarıyla ilgili olarak, klasik devir bir cami formu gibi bir sinagog mimarisinden bahsedemeyiz. Kendilerine özgü genel bir mimari stili yoktur. Sadece bir mescid geleneği gibi bir yapılanma sekline sahip olduklarını söyleyebiliriz. Bir sinagog binası olarak kullanılan ibadethane de bazı özellikler esas alınmış ve bunların olmasına dikkat edilmiştir. Binyıllar boyu yaşanan sürgünler ve göçler sonucu, bir bina formu oluşmadığı gibi, kutsal kabul edilen kitap ve emanetler dışında mekan pek önem taşımamıştır.

Bizans dönemi Romaniyot yahudileri, sinagoglarına Karaylar gibi Rumca isimler verirlerdi. Bunun yanında yahudi cemaatlerinde bir gelenek olması hasebiyle göç edilen yerlerin isimleri de sinagoglara verilirdi. Böylece göç yollarının takibi de mümkün olmuştur.

Bir sinagogda bulunması gereken esaslar, asıl biçimlenmeyi oluşturmuştur. Haliç sinagoglarında biz, bu ana özellikler dışında, tarihi olayların, dönemin anlayış ve zevkinin, bölgesel etkilenmeler ve bölgesel inşa geleneklerinin oluşturduğu değişmeleri görmekteyiz.

19. yüzyıla kadar Osmanlı dönemi İstanbul ve Haliç sinagogları, benzer mimari özellikler olarak dışarıdan pek dikkat çekmeyen küçük ve orta ölçekli yapılar olup, etrafları yüksek duvarlarla sağırlaştırılmıştı. Bu yüzyıldan itibaren Batı mimari fortmatlarında, abidevi ölçülerde dikkat çekici sinagogların inşa edildiğini görmekteyiz. Bunun nedeni de 3 Kasım 1839 tarihli Tanzimat fermanı ile Osmanlı devleti içerisinde yaşayan gayri müslimlerin büyük ölçekli, kubbeli ve abidevi ibadethaneler yaptırma yasağının kaldırılmasıdır.

Tarih boyunca İstanbul şehri genelinde kesin olmamakla beraber 38 adet sinagog bilinmektedir. Bu sinagoglardan 20`si Halic`in iki yakasında inşa edilmiştir. Bugün de olduğu gibi Sirkeci`yi de içerisine alan Eminönü, karşı kıyı Galata-Karaköy, Balat ve Hasköy Semtleri`nde bu mimari örnekleri görebiliriz.

İstanbul ile bir sınır çizecek olursak bir sinagogda olması gereken ana özellikler şunlardan ibaretti:

a) Kutsal Dolap, Ehal (Aron ha Kodes) "sinagogda Kudüs`teki mabet yönüne bakan ve içinde sefer toralarının muhafaza edildiği dolap"

b) Teva, `Tora`nın konulup okunduğu dua okuma kürsüsüdür. Sefarad yahudilerinde teva, Eskanaz yahudilerinde bima diye ifade edilir".

c) kadınlar mahfeli

d) Parohet "ehalin önüne asılan perde" yer almaktadır.

Haliç sinagoglarına has olmamakla beraber, İstanbul`un dışında, Bursa ve Kırklareli`ndeki sinagoglarda da mekânın orta kesiminde kiremitli ahşap çatı altında bir kubbe ile karşılaşılmaktadır. Sembolik bir özellik de taşıyan bu kubbenin yerini bir çok yapı örneğinde (Yanbol ve Parmakkapı Sinagoglarında) olduğu gibi tonoz bir örtü yer almaktadır. Hasköy Maalem ve Balat Ahrida ve îstipol sinagoglarında olduğu gibi tevanın üstüne denk gelen bir kubbe örneğini de görmekteyiz. Çatı altında yer alan ve iç mekân içerinde mimari biçimlenmeye ayrı bir hava veren bu kubbe veya tonoz örtü Yahudi tasavvufunda ayrıca bir önem taşımaktadır. Mısır`dan sürüldükten sonra çöllerde 40 yıl boyunca yaşamak zorunda kalındığında, İsrailoğulları`nın çeşitli malzemelerle yaptıkları çardak altında barınmalarını sembolize ettiği kabalaist bir üslupla açıklanabilir. Sukot bayramında yapılan ve Suka denilen; sembolik anlamda cennetin göründüğü çardak da bir anlamda bu örtü sisteminin temelini oluşturur.

Haliç sinagogları ile ilgili önemli son özellikleri de belirleyecek olursak; Halen mevcut olan ve günümüze ulaşmamış ama elimizde bulunan fotoğraf belgelerine göre, Haliç`in iki yakasında inşa edilmiş sinagoglar üç gruba ayrılmaktadır:

1. Üst örtüsü ile beraber tamamı kagir olanlar (Örn: Hasköy; Parmakkapı ve Esgher, Balat; Cana Sinagogları)
2. Duvarları kagir, üst örtüsü ahşap olanlar (Örn: Hasköy; Maalem, Balat; Ahrida ve Yanbol)
3. Tamamı ahşap olarak inşa edilmiş olanlar (Örn: Hasköy; Karayim, Balat; Istipol sinagogu)
--------------------
Hasköy Sinagogları

1865 yılında ruhanî lider durumunda, bölgedeki Yahudi cemaatlerini yöneten 65 şef (haham) bulunmaktaydı. Yine 18. yüzyılla ilgili bu yüzyılın başlarında Hasköy`de 148 haham olduğu da ileri sürülmektedir. Hasköy`de Müslümanların oturduğu tek mahalle olan Keçecipîrî Mahallesi`nin yanı sıra, Buradaki on ayrı Yahudi grubunun yaşadığı on mahalleye 16. yüzyıl ortalarında Eminönü`nden nakledilen sekiz Karayim cemaati ile Hasköy (Pîrîpaşa), yirmi cemaati içeren bir Yahudi yerleşimi haline gelmiştir. 19. yüzyılda Hasköy`de yaklaşık onbir bin Yahudi yasamaktaydı. Ve on üç sinagog bulunmaktaydı.

Maalem Sinagogu

Hasköy`deki sinagogların içinde Maalem Sinagogu tasarımı, mimari ayrıntıları ve süsleme programlarıyla ayrıcalıklı bir yere sahiptir, ibadet mekanının merkezinde bulunan ve kırma cati altında gizlenen bağdadî kubbe, Osmanlı mimarisinde, sivil yapıların yanı sıra özellikte mescidlerde ve tarikat yapılarında, en azından 16. yüzyıldan itibaren uygulanan bir çözümdür. Günümüze ulaşmış özgün bir örnek olarak 16. yüzyılın sonlarına ait, Topkapı semti dışındaki Takkeci Cami Tekkesi gösterilebilir. Ayrıca bugünkü Çırağan Sarayı`nın yerinde bulunan 1622 tarihli Beşiktaş Mevlevîhanesi`nin semahanesinde de kırma çan altında kalemisleri ile bezeli bir ahşap kubbenin bulunduğu bilinmektedir.

Diğer taraftan erkeklerin kullandığı ibadet mekânının, kadınlara mahsus kafesli fevkani mahfillerle kuşatılması da, Musevîlikle İslâmiyet`in ortak bir geleneğinden kaynaklanmakta, benzer çözümler hemen bütün Osmanlı mescidlerinde ve tarikat yapılarında görülmektedir. Ayrıca cephelerde gözlenen çift sıralı pencere düzeni, 19. yüzyıla ait bir gayrimüslim yapısında Osmanlı mimari geleneklerinin sürdürülmesi açısından dikkat çekicidir. Bu arada mimari ayrıntılarda ve süsleme programında gözlenen Batı kökenli öğeler Batılılaşma dönemi Osmanlı yapılarında görülenlerin aynısıdır. Özellikle figüratif öğelerin görülmediği, muhtemelen hayalî Tevrat sahnelerini veya cennet manzaralarını ifade eden manzara resimleri, geç dönem Osmanlı mimari bezemelerinde karşılaşılan manzaralarla ilginç bir paralelliğe işaret eder.

Maalem Sinagogu`nda diğer sinagog yapılarından farklı olarak doğu-batı ekseni üzerinde değil de Ehal (kutsal dolabın) güneye bakacak şekilde, güney-kuzey yönüne yerleştirilmiştir. Bu özelliği de dikkate alınarak Maalem Sinagogu`nun yakınında yer alan Parmakkapı Sinagogu`na ait BOA`ndaki Ekim 1804 (evâil-i Receb 1219) ve Kasım 1832 (Rebiülevvel 1250) tarihli iki fermandan anlaşılacağı üzere, söz konusu tarihlerde yapıdaki onarımlar Osmanlı Devleti`nin Hassa başmimarı tarafından gerçekleştirilmiştir. III. Selim dönemindeki onarımda (Ekim 1804) Hassa başmimarı ibrahim Kami Efendi`nin görev almış, II. Mahmud dönemindeki onarım da (Kasım 1832) Abdülhalim Efendi tarafından gerçekleştirilmiştir. Maalem sinagogu yakınındaki bu ibadethaneyi tekrar müslüman mimarların inşa etmesi ve de tekke yapılarının tevhidhane bölümleriyle fonksiyonel ve mimari benzerlikler bulunması Maalem Sinagogu`nun da inşası ile ilgili aynı düşüncelerin oluşmasını meydana getirmektedir.

Sinyaro Sinagogu

İlk inşası 1660 tarihli sinagog binası, 6 Ekim 1804 (Recep ayının başları evâil-i Recep 1219) tarihli fermandan anlaşıldığı üzere, aynı yıl içerisinde geçirmiş olduğu bir yangın sonucu yenilenmek üzere tamir edilmeye başlanılmıştır. Yangından önceki mimarisi aynen uygulanan ibadethane binası, 20. yüzyılın ilk çeyreği içerisinde bölgede sık sık meydana gelen yangınlarda tahrip olmuş ve aynı yüzyılın ikinci çeyreğinde terk edilmiştir.

Karayim Sinagogu (Kal Ha Kadoş Be Kuşta Bene Mikra)

İnşa tarihi kesin bilinmemekle beraber S. Şişman "İstanbul Karayları" adlı makalesinde kuruluşunun Bizans`a kadar indiğini yazmaktadır. 16. yüzyılda harap vaziyetteki ibadethane 1536 yılında tamir edilmiş, 1729`da yanmıştır. Kırım Karayimlerinin maddi yardımları ile tekrar inşa ettirilen sinagog 1774 tarihinde bir yangın daha geçirmiştir. Bu yangın sonrası 1776 yılında I. Abdülhamid`in izni ve Kırım ve Mısır`daki Karayimlerin yardımları ile 1780 yılında inşası bitirilmiştir. 1842 tarihinde Sultan Abdülmecid`in izni ile büyük bir onarım geçirmiş, 17 Mayıs 1918 yılındaki Hasköy yangınında bir zarar görmemesine rağmen cemaatin azalmasıyla gittikçe sessizlesmiştir. Halen İstanbul`daki Karayim cemaatinin çok azalmış olmasından dolayı ancak
bayramlarda ve özel günlerde açılmaktadır.

Parmakkapı Sinagogu

6 Ekim 1804 (Recep ayının başlan evâil-i Receb 1219) tarihli, III. Selim`in saltanat yıllarına ait fermanda Hasköy Yangınında tahrip olmuş olan Parmakkapı Sinagogu`nun da onarımına izin verilmektedir. Sinagog bu izin üzerine aynı eski ölçülerine uygun olarak yenilenmiş ve orijinal ahşap örtüsü kagir tonoza dönüştürülmüştür.

II. Mahmud dönemine ait 11 Kasım 1832 (Rebiülevvelin sonu 1250) tarihli ikinci bir fermanda ise Parmakkapı Sinagogu`nun onarımı ile ilgili başka bilgilerle karşılaşılmaktadır. İbadethanenin bu fermana ait bir de Şeyhülislâm Mekkîzade Mustafa Asım Efendi`nin onarımın tasdikine dair bir fetvası da bulunmaktadır.

Esgher Sinagogu

1912 tarihli Annuaire Orientale`de ismi kayıtlı olan sinagogun inşa tarihi bilinmemektedir. Yapıda gözlenen tuğla boyutu, mimari ayrıntılar ve cephe düzenlemeleri 19. yüzyılın ilk yarısına ait olabileceğini gösterir.

Çıksalın Sinagogu

Bugünkü Çıksalın Yahudi Mezarlığına en yakın sinagog binasıydı. 19. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiştir. 1998 yılında yıktırılarak, semt hastanesi yapılmak üzere aynı planda betonarme
olarak tekrar inşa edilmiştir. Konumlandırıldığı eğimli arazinin yapısına uygun olarak iki katlı sinagog binasının üst kan (ikinci kat) asıl ibadet mekanıdır. Bu kat semerdan çatı altında ahşap tonoz örtülüydü. Alt kat ise yesiva (okul) olarak kullunılmıştı. ibadethane 1950 yılların sonuna doğru terk edilmiştir.

Balat Sinagogları

Bizans dönemine kadar bir haliç Yahudi yerleşim yeri olduğu iddia edilen Balat, bir Yahudi semti olarak Fatih Sultan Mehmed tarafından oluşturulmuştur. Fatih Vakfiyesi`nde Balat`a ilk yerleştirilenlerin; Makedonya`nın Kastorio kentinden getirilen 100 kadar yoksul Yahudi ailesi olduğu belirtilmektedir. Aileler geldikleri semtin adını taşıyan" Kastorya Sinagogunu inşa edip çevresine yerleşmişlerdir. Ayrıca Ohri ve Bulgaristan Yanbol`dan getirilen diğer Yahudi ailelerin iskân ettirilmesi ile bölge nüfusu arttırılmıştır, 1492 ve 1497 yılında İspanya, Portekiz ve İtalya`dan, 1599`da Rodos`tan, 1660 yılında da sur içi yangınlarından zarar gören Yahudiler`in getirilerek buraya yerleştirilmesiyle Balat, İstanbul Yahudileri için önemli merkezlerden biri olmuştur. Balat`in ünlü sinagogları Hevra, Selaniko, Eliav, Neve Şalom, Yanbol`dur. Verîa ve Ahrida, Fener bölgesinde Çana Sinagogu bulunmaktadır. 19. yüzyılda yaptırılan Or-Ahayim Musevi Hastanesi`nin 1922 yılında şimdiki yerine taşınan sinagogunu da bu ibadethanelere dahil edebiliriz.

Balat Semti tarihinde yer almış ama bugün mevcut olmasa da isimleri bilinen sinagoglardan biri de Hevra Sinagogu (Kal de la Lonca)`dur. 17 Mayıs 1874 yangınında kalkmıştır. Geruş Sinagogu da (İspanya Sürgünü anlamında) 1911 yangının da aynı akıbete uğramıştır. Karabaş Mahallesi`nde bulunan Pol Hadaş Sinagogu da günümüze ulaşamayan Balat Sinagogları`ndandır.

Ahrida sinagogu

En az 550 yıldır devamlı hizmet veren sinagogdur. Ahrida (Ohrida) isminden de anlaşılacağı üzere Makedonya`nın Ohri şehrinden gelen Yahudiler`ce kurulmuştur. Bugünkü sinagog binası mevcut yanyana iki sinagogun aralarındaki duvar yıkılarak birleştirilmeleri ile oluşmuştur. 10 Mayıs 1694 tarihli ferman ile yenilenmiş olan sinagog binası, 1709 ve 1823 yıllarında tekrar tamir görmüştür, 1881 yılında da büyük bir onarım geçirmiştir, içerisinde yer alan Teva (kürsüsü) ile ünlü bir yapıdır.

Yanbol Sinagogu

Bulgaristan`ın Yanbol kasabasından göç eden Yahudi cemaat tarafından yaptırılmıştır. Bizans döneminde aynı yerde mevcut başka bir sinagog binası üzerine inşa edilmiş olduğu, 10 Mayıs 1694 tarihli fermandan anlaşılmaktadır. 1895 yılında esaslı bir tamir geçirmiştir, İstanbul`da orijinal tezyini ile ahşap tonozlu tek sinagogdur.

Selaniko Sinagogu

Fatih Sultan Mehmed döneminde (1451-1481) Selanik`ten getirilip Balat`ta iskan edilen Museviler tarafından kurulmuştur. Balat Semti, Demirhisar Caddesi üzerinde yer alan sinagog binası bugün dört duvar şeklinde ibadet dışıdır.

Kasturiya sinagogu

Makedonya`nın Kasturiya kasabasından göç eden Yahudiler taralından inşa edilmiştir. 19. yüzyıl başlarında yeniden inşa edilen ibadet binası, aynı yüzyıl içerinde çeşitli eklemelerle gelişerek büyümüştür. Ahşap olan asıl ibadet binası 1937 yılında terk edilmiştir. Tamamen yıkılmış olan binadan bugün sadece avlu giriş kapısı mevcuttur.

Veria (karaferya)

Makedonya`nın Veria Kasabasından göç edenler tarafından kurulmuştur. 1890 Balat yangınında da kullanılamayacak hale gelmiş ve üzerine başka yapılar inşa edilmiştir.

İstipol sinagogu

1694 tarihli bir fermandan Makedonya`nın Ichtip kasabasından göç eden Yahudiler tarafından kurulmuştur. 16 Cemaziyelahir 1316 (1899) tarihli bir fermandan da anlaşıldığı üzere sinagogun, daha önceki bir tarihte "temellerine kadar" yanmış ve yeniden inşasına izin verildiği anlaşılmaktadır. Bu tarihten sonra tamamen ahşap olarak inşa edilmiştir. Bugün ibadete kapalıdır.

Çana

Küçük ölçekli bir sinagog binasıdır. Bina son dönemlerinde Hamambaşılık mahkemesi niteliğinde de ve bet din toplantı mekanı olarak da kullanılmıştır. Kagir tonozlu bir üst örtüye sahip sinagog binası ilk olarak Romaniyot Yahudilerine ait olup, 1663 yılında Sefarad Yahıdileri`ne satıldığını Galante`den öğrenmekteyiz.[6]

Unkapanı ve Cibali

Osmanlı döneminde bir iki yüz yıl kadar Yahudi yerleşimi olarak kullanılmıştır. Cibali Kapısı`nın isimlerden bir diğeri de Ispigas Kapısı olmuştur. Bu adlar 18. yüzyıla kadar semtte oturmuş olan ispanya kökenli Yahudilerden kalmıştır. 1864 tarihli Hahamhane Nizamnamesi Takannot ha-Kehilla`nın 11. maddesine göre Hahambaşılık Kançelaryası ve Hahambaşı İkametgahı Cibali`de bulunmakta idi.[7]

Unkapanı Sinagogu

Cibali ile Unkapanı Semden arasında Abdülezel Paşa Caddesi üzerinde bulunmaktaydı. 1698 yılında Avram Pasa tarafindan inşa edilmiş küçük ölçülerde bir ibadethane îdi. 1985 yılında cemaatin rızası ile yıktırılmıştır.

Eminönü ve Sirkeci

Bizans`ta 9. yüzyıldan itibaren Yahudiler Haliç`in güney kıyısında, özellikle günümüz Bahçekapı ile Ayasofya arasında kalan (ve dolayısı ile Sirkeci`yi de kapsayan) bölgede ikamet etmekte idiler. Mahallenin surlardan denize doğru çıkış kapısı olan Porta ludece veya Porta Heb-raica (Musevi veya ibrani Kapısı) bazı tarihçiler tarafından Sarayburnu önlerinde sanılmışsa da çoğunluk gerçek yerinin Yeni Cami civarında (günümüz Bahçekapı semtinde) olduğu hususunda birleşmektedir. 13. yüzyılın baslarında Bahçekapı Semti`nde bir sinagog yapısının mevcut olduğu ve istanbul`u işgal eden Dördüncü Haçlı Seferi ordusundaki Flaman askerlerin Latinlerin`de yardımı ile 1204`de Musevileri sinagoglarında tahrik etmeleri ile çıkan olaylarla başlayan bir yangının rüzgarın da tesiri ile kısa bir zamanda yayılarak Aya Sofya`ya kadar olan tüm bölgeyi yok ettiği bilinmektedir.[8] Beth Avraam ve Çorapçı Han sinagogları ile çoğunluğu Sirkeci ve Mahmutpaşa esnafi yaklaşık 130 kişiden oluşan mensubuna hizmet veren iki sinagog bulunmaktadır.

Semtin en eski sinagog binası ise bugün Eminönü Yeni Camii Hünkar Kasrı yanında, Arpa Emini Sokağı üzerindeki Nimet Abla Piyanyo büfesi bitişiğinde bulunmakta idi. 1945 yılından sonra İsrail`e olan göçler sonucunda bölgede cemaat kalmaması nedeni ile bu tarihten itibaren terk edilmiştir. 1934 ve 1964 yılı İstanbul Şehir Rehberlerindeki yer alan haritalar üzerinde görülebilen sinagog binası, sahibi mütevelli tarafından lokanta olarak kullanılmak üzere kiraya verilmiştir. Daha sonraki tarihler de Denizcilik Bankası binası olarak kullanılan bina, halen bir işyeri hükmündedir.

Chicago Üniversitesi, Tarih Bölümü`nden Marrc David Baer ise, bölgedeki Yahudilerin iskan olayını makalesinde işlerken İlgili sinagog binasıyla ilgili, tamamen çarpıtarak ve kelime oyunları ile sinagogun zorla el konularak yıktırıldığını anlaşılmaz bir ön yargı ile ifade etmektedir. Paspates ise, Eminönü`ndeki sinagog`un bulunduğu arsa kanunen satılmadığı için cemaate hazineden yıllık 32 kuruş ödendiğini ekler. (Alexandros Georgios Paspates, Etudes Sur Leş Tchinghianes Ou Bohemiens de I`Empire Ottoman, İstanbul 1870).

Sirkeci sinagogu

Sirkeci Garı arkasında yer alan sinagog binası bu semtteki en yeni sinagog binasıdır, İstanbul`un işgal yıllarında ibadete açılmıştır.

Çorapçı Han Sinagogu "Kal Kadoş Çorapçı Han"

19. yüzyıla damgasını vuran ünlü Osmanlı bankerlerinden Avram Kamondo`nun maddi desteği ile 1880 yılında Rus göçmenlerin kurduğu bir sinagogdur. Bu sinagog binasına benzer veya geleneğinde diyebileceğimiz, Karaköy Semti`nde, Ortodoks Rus hacılar için yine hanların üst katında yapılmış şapeller bulunmaktadır.

Galata ve Pera

Galata ve Pera semtleri, bir çok Yahudi grubu ve Yahudi inancı içerisindeki çeşitli kollan, ibadethaneleri ile birlikte bünyesinde barındıran bir Haliç semti olarak İstanbul Şehri içerisinde gösterir. Bilhassa 19. yüzyıl Galata ve Pera semtleri, ticari ve sosyal hayat için büyük bir öneme sahipti. Bu yüzyıl içerinde, Haliç kıyıları üzerinde ilk abidevi sinagog binaları inşa edilmiştir. 1915 tarihli David Trietsch`in "O/e Juden der Tür/cet" adlı eserinde İstanbul`da onbin kadar Aşkenaz Musevisi`nin yaşadığını yazmaktadır. Bu oranın büyük bir bölümü ise Galata-Pera semtleri ve çevresinde ikamet etmekteydiler. Galata ve Pera bölgesinde üç Aşkenaz sinagogu inşa edilmişti. Abidevi ölçülerde yapılmış ve bugün de ibadete açık olan Yüksek Kaldırım Aşkenazi Sinagogu dışında, Galata Zürefa Sokak`ta Polonyalı Yahudiler`in kurduğu, daha sonraki tarihlerde Gürcü kökenli Yahudiler`in kullandığı,
1897 inşa tarihli Ör Hodes ile Felek Sokak`ta yer alan; İstanbul`da yaşayan Edirne ve Trakya kökenli İstanbullulara bir nevi dua evi olarak tahsis edilmiş, Tofre Begadim sinagogları vardır. Bu iki sinagog ise ibadete kapalıdır.

Semtin en yeni kurulan cemaati ise 1862 yılında oluşturulmuş olan İstanbul İtalyan Musevi Cemaati`dir. (Comunita hraelitico-haliana di İstanbul)

Hahambaşılık Makamı da 1909 yılından beri bu bölgede Beyoğlu Yemenici Sokak`taki binada faaliyetine devam etmektedir.

Zülfaris Sinagogu "Kal Kadoş Galata"

Sinagog Karaköy Caddesinden Yüzbaşı Sabahattin Evren Caddesine girdikten sonra sağ taraftaki Perçemli Sokağı`nın sonunda yer almaktadır.

Museviler daha önceleri Balat ve Hasköy`de yerleşmişken özellikle, 19. yüzyılda Galata`ya taşınmaya başlamışlardır. Bölgenin ticaretle ilgili ağırlığı, Museviler için çekici olmuştur. Bu duruma bağlı olarak da, yöredeki sinagog sayısı artmaya başlamıştır. Bunlar arasında Karaköy`deki Zülfaris Sinagogu bölgenin tarihi en eskiye giden sinagogudur.

Sinagoga ait kayıtlarda binanın isminin Kal Kadoş Sinagogu olarak geçmesine karşılık günümüzde bilinen ismi sokağın eski adı olan "Zülf-i Arus"tan almıştır.

Sinagogun 1671 yılından beri var olduğu bilinmektedir. Ancak bu yapı bazı nedenlerle yıkılıp yerine 19. yüzyılın baslarında eski sinagogun temelleri üzerine yükseltilmiş ve günümüze kadar gelen bina inşa edilmiştir. İlk inşa edildiğinden 19. yüzyılın ilk yarısına kadar hakkında fazla bir şey bilinmeyen yapının, Ehal etrafındaki mermer çerçevesi 1882 yılında Samuel Malki tarafından yaptırıldı. 1890 yılında 19. yüzyılın en tanınmış bankerlerinden olan Kamondo ailesi sinagogun onarımı için gerekli parayı borç vermiş ancak paradan faiz almayacağını belirtmiştir. 1904 yılında bakımsız kalan sinagog, İstanbul`un bu derece merkezi bir noktasında yer alması ve gerek Musevi gerekse diğer dinlere mensup yabancı halkların sinagogu bu şekilde görmeleri hoş olmayacağı gerekçesiyle Galata Musevi Cemaati Konseyi tarafından Jak Bey de Leon`un başkanlığında restore edilmiştir.

Sinagog kurulusundan günümüze kadar pek çok törene sahne olmuştur. Bu törenlerin bazıları düğün törenleri gibi neşe içinde geçerken, bazıları da ölülerin arkasından yapılan dualarla matemle geçmiştir. Bunlardan biri 1856 yılında Kırım Savaşı sırasında ölen Musevi askerler için devlet erkanın da katıldığı dini törendir.

II.Meşrutiyet, Osmanlı siyasi yapısına bir takım değişiklikler getirdiği gibi Musevi Cemaatinin Hahambaşısı Moşe Levi`nin istifasına sebep olmuş ve yeni hahambaşının seçilmesi için yapılan ilk seçimler bu sinagogda gerçekleşmiştir. Bu seçim sonrasında Haim Nahum hahambaşı olarak görev almıştır.

Bu sinagogda pek çok düğün töreni yapıldığı malûmdur. Ancak kayıtlarda geçen en eski düğün törenin 6 Ağustos 1903 tarihli olması dikkat çekicidir.

Zamanla yıpranan yapı 1968 yılında esaslı bir tamir gördü. 1979 yılında Trakya kökenli Musevilerin ibadetine tahsis edildi ve sadece Cumartesi günleri açık tutulma kararı alındı. Daha sonraları ise cemaatinin bulunmamasından dolayı geçici olarak kapatıldı.

Sinagog 1992 yılında 500. yıl kutlamaları dolayısıyla, orijinalliğine dokunulmadan restorasyona başlanmış ve Türk Musevi Müzesi olarak herkese açılmıştır. Günümüzde Museviliğe ait eşyaları, simgeleri, kültürel yapılarını merak edenlerin gidebileceği farklı bir mekandır. Müze Pazartesi-Persembe 10:00-16:00 arası ile Cuma-Pazar 10:00-14:00 saatlerinde gezilebilmektedir.

İtalyan sinagogu "Kal de loş Frankos"

Bölgenin en yeni Yahudi cemaati olan İtalyan Yahudileri`nin Şair Ziya Pasa Yokuşu`nda faaliyet gösteren Sinagoglarının insaası 1886 yılında verilen resmi izin öncesi tamamlanmıştır. Duvarları kagir, üst örtüsü ahşap ve dıştan görülen küçük kubbelidir. U biçimli kadınlar mahfili yapı içini dolanmaktadır.

Tofre Begadim Sinagogu (Terziler Sinagogu)

Aşkenaz Terziler Birliği tarafından inşa ettirilmiştir. Sultan II. Abdülhamid`in izni ile inşasına başlanan sinagog binası 8 Eylül 1894 tarihinde ibadete açılır. Bina dar ve yukarıya doğru yükselen mimarisi ile dikkati çeker, iki katlı kadınlar mahfelinin düzenlemesi ve kubbesi iç mekan görünüme değişik bir hava kazandırmaktadır. Bugün Askenaz cemaatinin Schncidertempd kültür merkezi olarak kullanılmaktadır.

Yüksek Kaldırım Aşkenazi Sinagogu


Avusturya kökenli Askenaz Yahudileri tarafından inşa edilmiştir. Döneme göre diğer Yahudi grupları içerisinde Avusturya kökenli Yahudiler daha aristokrattılar. Yapının mimarı Gabriel Tedeschi`dir. 1900 yılında inşa edilmiştir. Polonya etkili tahta pagoda stilinde Ehal ve Tevası ile Sefarad ve Romaniot sinagoglarından değişik bir görünüm arzeder.[9] Üst örtü ve kubbe biçimi Taksim Aya Triada Rum Kilisesi mimarisi ile benzerlik göstermektedir.

Kenesset (apollon) sinagogu

Büyük Hendek Caddesi`nde Apollon Sineması`nın kiralanarak ibadethaneye çevrilmesi ile oluşturulmuş bir sinagogdur. Yahudi takvimine göre l Nisan 5683, miladi takvime 18 Mart 1923 tarihinde ibadete açılmıştır. 1982 yılında da ibadete kapatılmıştır.

Neve Şalom

Haliç bölgesinin en yeni sinagog binasıdır. İstanbul`un da en büyük sinagog binasıdır. Bu nedenle İstanbul Yahudileri`nin merkez sinagogudur, iki defa bombalı saldırıya da uğramıştır. Son saldırı 2003 yılında gerçekleşendir. İbadethane 1951 yılında tamamlanmıştır. Mimarları Elio Ventura ve Bernard Motola`dır. İbadethane ayrıca diğer yapı birimleri ile de bir kültür merkezidir. Kubbeli asıl ibadethane bölümü büyük kütlesel yapısıyla nisbeten soğuk bir görünüme sahiptir. Haliç bölgesindeki tek aktif mikve buradadır.

*“Haliç Yahudileri ve Sinagogları”, Dünü ve Bugünü İle Haliç Sempozyum Bildirileri Kitabı, İstanbul Ocak 2004, 139-167.

Kaynakça

Anonim

1996 Yahudilikte Kavram ve Değerler, İstanbul.

Ahmed Refik

1988 Hicri XII. Asırda İstanbul Hayatı, İstanbul.

1932 Hicri XIII. Asırda İstanbul Hayatı (1200-1255), İstanbul.
1935 XVI. Asırda İstanbul Hayatı, İstanbul.

Akın, Nur

2002 Galata ve Pera, İstanbul, 194-

Akıncı, Nilüfer

1981 İstanbul`da Balat Semti ve Çevresi Havraları, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü, Bizans Sanatı Kürsüsü Yayınlanmamış Lisans Tezi, İstanbul.

Alexandros Georgios, Paspates

1870 Etudes Sur Leş Tchinghianes Ou Bohemiens de PEmpire Ottoman, İstanbul.

Bali, Rifat

1997 "Türkiye Yahudileri ve Alliance" Okulları", Tarih ve Toplum, 165, (Eylül), 60-61.

Edmondo De Amicis

1993 İstanbul (1874), cev: Beyhun Akyavaş, Ankara, 52.

Grosman, Moşe - Sebilci, R. Frayman, M.

2000 Yüksekkaldırım`da Yüz Yıllık Bir Sinagog, Askenazlar, İstanbul.

Galante, Avram

1947 Türkler ve Yahudiler, İstanbul.

1953 Fatih Sultan Mehmed Zamanında İstanbul Yahudileri, İstanbul.

Tarihsiz Histoire deş juifs de Turquie, 8 cilt, İstanbul.

Göncüoğlu Süleyman Faruk

1997 "Hasköy", İslam Ansiklopedisi, yay. Türkiye Diyanet Vakfı, XV., 388-390.

1998 "Maalem Sinagogu", Art Dekor, 63 (Haziran), l 38-144.

2002 "Hasköy Karayim Sinagogu (Kal Ha Kadoş Be Kuşta Bene Mikra), İlgi, 103, 28-35.

Grosman, Moşe

1992 Dr. Markus (1870-1944), I, İstanbul.

Güleryüz, Naim

1992 İstanbul Sinagogları, İstanbul.

Tayla, Hüsrev

1995 "Lale Devri Öncesi Bir Osmanlı Eseri, Balat Ahrida Sinagogu Restorasyonu," Ekrem Hakkı Ayverdi Hatıra Kitabı, İstanbul.

İnciciyan, P.G.

1976 XVIII. Asırda İstanbul, yay. Hrand D. Andreasyan, İstanbul.

Janin, Raymond

1950 Constantinople Byzantine, Paris.

Koestler, Arthur

1984 Onüçüncü Kabile (The Thirteenth Tribe), İstanbul.

Mantran, Robert

1990 XVII. Yüzyılın İkinci Yarısında İstanbul, 2 cilt, çev. Mehmed Ali Kılıcbay-Enver Ozcan, Ankara.

Baer, Marc David

1999-2000 "17. Yüzyılda Yahudilerin Osmanlı İmparatorluğu`ndaki Nüfus Ve Mevkilerini Yetirmeleri", Toplum ve Bilim, 83, (Kış, 202-223)

Ovanda, Silvyo

1994 "Yahudi Okulları" Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi,yay. Kültür Bakanlığı-Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, VII., 402403.

1994 "Karay Sinagogu" Dünden Bugüne,İstanbul Ansiklopedisi, yay. Kültür Bakanlığı-Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, IV., 464.

1994 "Karaylar" Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, yay. Kültür Bakanlığı - Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, IV, 464-465.

Öz, Tahsin

1962-65 İstanbul Camileri, 2 cilt, Ankara.

Özbay, Kemal

1976 Türk Asker Hekimliği Tarihi ve Askeri Hastahaneleri, 3 cilt, İstanbul

Özsavcı, Tarık

1965 İstanbul Yangınları (1923-65), İstanbul.

Öztin, Feriha

1994 10 Temmuz 1894 İstanbul Depremi Raporu, Ankara.

Pardoe, Julia

1997 18. yüzyılda İstanbul, cev. Bedriye Şanda, İstanbul.

Rodrigue, A.

1990 French Jews - Turkish Jews, İndiana Universty-Press.

Rozen, Minno

1994 Hasköy Mezarlıkları, Univeristy of Pennsylvania,Tel Aviv.

Sarkis Sarraf

1996 Payitaht İstanbul`un Tarihçesi, cev. Elmon Hançer, İstanbul.

Hovhannesyan, Tudela`lı Benjamin

2001 Ortaçağ da İki Yahudi Seyyalim Avrupa, Asya ve Afrika Gözlemleri, Ratisbon`lu PETACHİA, cev. N. Arslantaş, İstanbul.


[1] Hasköy, İstanbul`daki en eski Yahudi yerleşim bölgesi olarak Bizans döneminde Karayim (Karay, Karayit) Yahudilerinin çoğunluğu ile dikkati çeker. Orta Asya kökenli bir Türk boyutlunda Yahudi inancını kabul ederek Karayim olmuştur. Karayim Yahudileri 6. yüzyılda Kafkasya`ya oradan Ukrayna`ya göç etmişlerdir.

Hazarlar, Türk veya Türklerle akraba bir boy olup, Volga`nın batı tarafında, Payitahtının İdil olduğu güçlü imparatorluk kurmuşlardır. 736`da karkaslarda İslam ordularıyla savaşıp galip gelmişlerdir. Ardından Hazar Hanı ve çevresi 740 yılında Musevi dinini kabul edip Yahudileşmişlerdir. Hazarlar 10`ımcu yüzyıldan itibaren güçlerini yitirip tarih sahnesinden çekilmişlerdir. Doğu Avrupa Yahudilerinin (Eşkenazlar, Ashkenazim) Hazarların soyundan geldikleri ileri sürülmüştür. [Arthur Koestler, Onücüncü Kabile (The Thirteenth Tribe), İstanbul 1984).

[2] A.G. Paspates, 1597 yılında Eminönün`de Yeni Camii inşaatı başladığı zaman, bu caminin yerine sahip olan Karayim
Yahudileri`ne Hasköy`de evler verildiğini ve bu cemaatin Hasköy`e nakledilen kırk kadar üyesinin hayat boyu vergiden muaf
tutulduklarım kaydeder. Ayrıca Eminönü`ndeki sinagog`un bulunduğu arsa kanunen satılmadığı için cemaate hazineden yıllık 32 kuruş ödendiğini ekler. (Alexandros Georgios Paspates, Etudes Sur Leş Tchinghianes Ou Bohemiens de I`Empire Ottoman, İstanbul 1870). İlgili sinagog binası, Eminönü Yeni Camii Hünkar Kasrı yanında, Arpa Emini Sokağı üzerindeki Nimet Abla Piyanyo büfesi bitişiğinde bulunmakta idi. 1945 yılından sonra İsrail`e olan göçler sonucunda bölgede cemaat kalmaması nedeni ile bu tarihten itibaren terk edilmiştir. 1934 ve 1964 yılı İstanbul Şehir Rehberleri`nde yer alan haritalar üzerinde görülebilen sinagog binası, sahibi mütevelli tarafından lokanta olarak kullanılmak üzere kiraya verilmiştir. Daha sonraki tarihler de Denizcilik Bankası binası olarak kullanılmış olup, halen bir iş yeri binası olarak kullanılmaktadır. Chicago Üniversitesi, Tarih Bölümü`nden Marrc David Baer ise, bölgedeki Yahudilerin iskan olayını tamamen çarpıtarak ve kelime oyunları ile sinagogun zorla el konularak yıktırıldığını tamamen ve anlaşılmaz bir ön yargı ile ifade etmektedir. (Bkz. Marc David Baer, "17. Yüzyılda Yahudilerin Osmanlı İmparatorluğu`ndaki Nüfus ve Mevkilerini Yetirmeleri", Toplum ve Bilim, 83, (Kış 1999-2000), 202-223).

[3] Naim Güleryüz, "Yahudiler", Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, IV., (1995), 407.

[4] Avram Galante, Histoire des Juifs de Turquie I, 172; Sermet Muhtar Alus, İstanbul Kazan Ben Kepçe, İstanbul 1995, 1491

[5] AIU okulları Türkiye Yahudilerinin son derece kötü olan eğitim durumlarını ciddi bir ölçüde düzeltmiş, bir çok gence meslek kazandırmıştır. Meslek kazandırmanın yanı sıra Batı kültürüyle de tanışmalarına vesile olmuştur. Ancak AIU eğitimi gören yahudi gençlerinde körü körüne bir Fransız kültürü hayranı olmalarını sağlamış, Türk toplumundan ve kültür hayatından koparmıştır. Yahudi toplumu içerisinde AIU mezunu gençler ile Fransızca bilmeyip İspanyolca (Ladino) konuşan yahudi toplumu arasında gerginlik meydana getirmiş, benzeri eğitimden geçmemiş yahudi halkını "avam" olarak görmüştür. Osmanlı Döneminde de Cumhuriyetin ilk dönemlerinde Türk toplumuyla bütünleşmemiş yahudi toplumunun yaşadığı topraklara daha da yabancılaşmalarını sağlamıştır. Halen yahudi toplumunun Türk toplumundan kopuk ve kendini tecrit etmiş şekle dönüşmesinde birincil derecede etkin rol oynamıştır. (Bkz. Aron Rodrigue, Türkiye Yahudilerinin Batılılaşması Alliance" Okulları 1860-1925, Ankara 1997; Rifat Bali, "Türkiye Yahudileri ve Alliance" Okulları", Tarih ve Toplum, 165, (Eylül 1997), 60-61.)

[6] Avram Galante, Histoire des Juifs de Turquie (tarihsiz), I, 291

[7] 23 Kasım 1854`de Hasköy`de Piri Paşa semtinde öğretime acılan modern ilkokulun tutucu hahamlar ile ilerici laikler arasında yarattığı ve geniş boyutlara ulaşan ihtilafından sıkılan Abdülaziz 21 Sefer 1280 (1864) tarihli iradesi ile Musevi Cemaati`nin 1856 tarihli Hatt-ı Hümayun esasları dairesinde bir reform tasarısı hazırlayarak onay için Bab-ı Ali`ye sunmasını istedi. Hahambaşı Yakir Geron tarafından davet edilen bir komisyonca hazırlanan Hahamhane Nizamnamesi (Statüko Organiko de la Komunidad Israelita) 23 Şevval 1281 (1864) tarihinde Takvim-i Vekaiye`de yayınlandı ve 19 Zilhicce 1281 (3 Mayıs 1855) tarihinde yürürlüğe girdi. (Naim Güleryüz, İstanbul Sinagogları, İstanbul 1992, 26, 28).

[8] Naim Güleryüz, istanbul Sinagoglan, istanbul 1992, 29; Buondelmonte`nin Liber Insularum Archipelagi İstanbul haritası (Paris Milli Kütüphanesi) Enc.JucLV., 918

[9] Naim Güleryüz, İstanbul Sinagogları, İstanbul 1992, 83.