Tiyatro Gerçek, 80. doğum yılında Cemal Süreya 'Üstü Kalsın' adlı oyunla sahneye taşıyor.

İki yıl önce “Van Gogh” oyunuyla ünlü ressamın portresini “çizerken”, ressama benzerliğinin yanında oyunculuğuyla da kendisine hayran bırakmıştı. Şimdi de Cemal Süreya’nın 80. doğum yılında, onun “siluetiyle” sahnede Hakan Gerçek.

“Bir biyografi değil bu” diyor. Yine de şairin yaşamından büyük izler taşıyan şiirlerini seslendirirken onun hayatının içine girmiş oluyorsunuz bile. Sürgünler, aşklar, dostları, “haylazlığı”...

Gerçek’in Cemal Süreya’nın şiirlerini “haylaz” bulması boşuna değil. Çünkü ona göre şaşırtan, “ne güzel gidiyordu, ne oldu şimdi birden” dedirten türden; “Onunla yaşıt şairler hep matrak yönlerini anlattılar. Şiirleri kesinlikle alışılmış, kolay değil. Mesela ‘Kadınlar Hamamında Güzin’ şiirini okurken son dörtlüğü birdenbire bambaşka bir şey oluveriyor. Gıdıklarken birdenbire dil çıkarıyor ya da tokatlarken birden gıdıklayıveriyor. Haylaz bir çocuk gibi... Ona, buna bulaşan, aniden çok yıpratıcı bir laf edebilen, sağı solu belli olmayan bir şair. Kendi de söylüyor, ‘Öyle bir yüz düşünün ki üst kısmı ağlarken alt kısmı gülüyor. Böyle bir şiir yazmak istedim’”.

Atilla Birkiye’nin sahneye uyarladığı oyunun ismi de Süreya’nın ölüm üzerine bir şiirinden: “Üstü Kalsın”... Ne diyordu dizeler: “Ölüyorum tanrım, Bu da oldu işte. Her ölüm erken ölümdür, Biliyorum tanrım. Ama, ayrıca, aldığın şu hayat, Fena değildir... Üstü kalsın...”

Gerçek, Süreya’nın hem şiirinden hem de yaşam öyküsünden çok etkilendiğini söylüyor. Özellikle 1938 Dersim olayları sırasında Bilecik’e ailece sürgün edildikleri çocukluk döneminden... “Çok iç burkucu... Bilecik’e gönderiliyorlar. Ama Bilecik’ten İstanbul’a bile gitmeleri yasak. Hatta bir kere gidiyorlar geri gönderiliyorlar. Bunların yaşadığımız topraklarda olması, birbirimize çektirdiğimiz bu azaplar korkunç. Ama o delilik ve yaşanmışlıklar o dehayı doğuruyor, oradan bir Cemal Süreya çıkıyor. Zaten o da ‘Belki de bütün bu duyarlılığım bu çocukluk izlenimleriyle besleniyor’ diyor.”

Bir tesadüf Süreya ve Gerçek’i aynı mekâna düşürmüş. 80’li yılların başları... Bostancı’da şairlerin, yazarların buluştuğu Hatay Meyhanesi. “Konservatuvarda öğrenciyken para buldukça giderdik oraya. Onların bir masaları vardı. Melih Cevdet’le otururlardı. Çok okurdum, ama simasını bilmezdim Süreya’nın. Kulaktan kulağa Cemal Süreya olduğunu öğrenmiştim” diyor.

Şairin Ankara’dan da arkadaşı oyuncu-yazar Yılmaz Gruda ve geçen yıl hayatını kaybeden şair Arif Damar’dan da Süreya’ya dair hikâyeler ve anılar dinlemiş Gerçek. “Ama bu tip oyunlarda çok araştırma yapma taraftarı değilim. Süreya’yı ne kadar hissettiğim, onun bir dizesini ne kadar algıladığım, bunun izleyiciye ne kadar geçtiği önemli. Sahnede ona benzemek zorunda da değilim. Süreya’yı gördüm, sesini duydum. Bu yeterli.”

Sahnede Gerçek’e Tilbe Salim eşlik ediyor. Bora Ebeoğlu ve Cengiz Onural’ın bestelediği oyunun müziklerini ise Gerçek’in “Süreya’nın şair olarak derinliği neyse onun da ses ve duygu derinliği odur” dediği Oya Küçümen seslendiriyor.

(17 Mayıs saat 20.30 İstanbul Kozzy Alışveriş Merkezi-Gazanfer Özcan Sahnesi)