Toplam 7 sonuçtan 1 ile 7 arası gösteriliyor
  1. #1

    Her Sey Onu Anlatıyor...( Allah'ın İsimleri )

    Evet, bu kainatın sahibi ve bu alem sarayının sultanı ve bu mülkün maliki olan zatın adı Allah'tır. Ve o kitabında kendinden bahsederken “enellah” "ben Allah'ım" diyor.

    Bu ismi diğer isimlerden ayıran bazı özellikleri vardır. Şimdi bunları anlamaya çalışalım:

    - Kur'an'da ilk inen ayet besmeledir. Ve Allah ismi besmelede geçen üç isimden ilkidir. Demek Allah ismi Kur'an'da nazil olan ilk isimdir.

    - Allah ismi, esmâ-i hüsnâ içinde asıldır; diğer isimler ise bu isme izafe edilir. Mesela, "Şafi, Allah'ın bir ismidir." denilir, ama "Allah, Şafi'nin bir ismidir." denilmez. Ya da "Rahman Allah'ın bir ismidir." denilir, ancak "Allah Rahman'ın bir ismidir." denilmez.

    - Allah ismi ism-i alemdir, yani özel isimdir. Mecaz yoluyla da olsa başkası için söylenemez. Bu isim Allah'a has ve ancak ona işaret eden bir isimdir. İlahlık davasına kalkışan Firavun dahi “Ene rabbükümü-l a’la” “Ben sizin yüce rabbinizim." demiş fakat “Enellah” “Ben Allah'ım." diyememiştir. Allah'ın Rab ismini kullanırken, Allah ismini kullanmaya cüret edememiştir. Yine Mekke müşrikleri kabenin etrafını 360 putla doldurmuşlar, her birine farklı isimler vermişler, ama hiç birine Allah diyememişlerdir. Demek bu isim ancak Allah'a mahsus bir isimdir

    - İmana girmek kelime-i şehadet ile mümkündür. İmanın temeli olan kelime-i şehadet ise ancak Allah ismi ile kabul olur. Mesela, bir gayri müslim, Müslüman olmak için “eşhedü en lâ ilâhe illallâh…” yerine “eşhedü en lâ ilâhe illerrahman” veya "eşhedü en lâ ilâhe illelmelik” dese, İslam'a girmiş olmaz. Çünkü Allah ismi tek ve ortaksız olarak Cenab-ı Hakk'ın zatını ifade eden has bir isimdir. Has isimlerde ortaklık manasını düşünmek mümkün değildir. Bunun için bu isimde hakiki bir tevhid vardır. Diğer isimlerde bu hakiki tevhid olmadığından ve onlar ile Allah'ın birliği ikrar edilmediğinden iman kabul edilmez.

    - Allah ismini teşkil eden harfler birer birer kaldırılsa mana yine de bozulmaz. Bu özellik diğer isimlerde yoktur. Mesela, Melik isminde “mim” harfi kaldırılsa ”lik” olur ki hiçbir mana ifade etmez. Ya da “Samed” ismindeki “sad” kaldırılsa “med” olur ki bu da hiçbir mana ifade etmez.

    Halbuki Allah isminin lafzında bir camiiyyet, yani toplayıcılık vardır. Mesela baştaki elif kaldırılırsa “lillah" olur, bu da Allah demektir. “Lillah” daki birince "lam" kaldırılsa “lehu” olur, bu da ona işaret eder. Bu “lam” da kaldırılsa “hu” olur ki yine Allah'ı ifade eder.

    Hatta “hu” daki gizli “vav” kaldırılıp, “he” kalsa, yine Allah'a delalet eder. Çünkü “hu” isminin de aslı ”he”dir. Vav asıl değil, ilavedir. Bu sırdan dolayı her canlı teneffüs ederken “he, he, he” demek süretiyle Allah'ı zikretmektedir.

    - Allah isminin manasında toplayıcılık vardır, diğer isimlerde bu yoktur. Diğer isimler yalnız bir manaya işaret ederler. Mesela “Hadi” ismi sadece “hidayet veren” manasında, “Nafi” ismi ise sadece “menfaat veren” manasında ve “Halik” ismi sadece "yaratıcı" manasındadır. Fakat Allah ismi, bunlardaki ve diğer isimlerdeki manaların hepsini toplu bir şekilde ifade eder.

    Nasıl ki güneş dediğimizde yedi renk, ısı ve ışık gibi sıfatlara sahip olan bir ışık kaynağı aklımıza gelir ve bu sıfatları kendinde bulunduramayan güneş olamaz. Aynen bunun gibi “Allah” ismi denildiğinde, bütün kemal sıfatları ve isimleri kendinde bulunduran Zat-ı Akdes akla gelir. Bu isim ve sıfatları kendinde bulunduramayana Allah denilemez. O halde madem Allah'tır, bütün kemal sıfatlarla sıfatlanmıştır. Bunun içindir ki, bu manadaki topluluğu düşünerek Allah diyen bir kimse Cenab-ı Hakk'ı bütün isim ve sıfatlarıyla zikretmiş olur.

    Allah’a Tanrı Denilir mi?

    Bu bölümde Allah'a tanrı denilemeyeceğinin delillerini göreceğiz:

    - Allah’ın isimleri Ehl-i sünnet itikadınca tevkifidir. Yani Allah hakkında, Allah'ın bildirdiği isimleri söylemek caiz olup, bunlardan başkalarını söylemek caiz değildir. Mesela Allah'a "Alim" denir, fakat aynı manada olan “fakih" denmez; yine Allah'a cömert manasında "Cevad" denir, ancak aynı manada olan "sahi" ismi denilmez. Çünkü Allah kendisini fakih ve sahi isimleriyle tanıtmamıştır. Bunun için Allah yerine Tanrı demek de caiz değildir. İmam Gazali der ki: "Bir insana bile kendimizden dilediğimiz gibi ad koyamazsak, nasıl olur da Allah hakkında bu cüreti gösterebiliriz."

    - Tanrı ilah ve mabud demektir. Mesela, pek çok Hindunun tanrısı öküzdür, Mecusilerin tanrısı ateştir, denilmektedir. Başka dilerde de ilah ve mabud manasında farklı kelimeler kullanılmıştır. Allah ismi ise yabancı dillerde yapılan tercümelerde aynen kullanılmıştır. Çünkü bu ismin karşılığında hiçbir dilde hiçbir kelime yoktur.

    - Allah ismi Kur'an'da 2806 defa geçmesine rağmen, bir defa bile tanrı kelimesi geçmemektedir. Hem Cenab-ı Hak Kur'an'da defalarca “Benim ismim Allah'tır, beni Allah diye çağırınız, bana Allah diyerek ibadet ediniz, Allah diyerek yalvarınız,.." demekte, ancak hiçbir ayette "ben tanrıyım, bana tanrı deyin" dememektedir. Hadis-i şeriflerde de tanrı ismi geçmemektedir. O halde Allah'a kendi istediği ismi söylemeyip de müşriklerin ona ortak koştukları, batıl mabudlarına verdikleri tanrı ismiyle onu çağırmanın ne kadar yanlış olduğu ortadadır.

    Acaba bir hükümdar, emri altında bulunan kimselere "Benim adım Ahmed'dir. Beni Ahmed ismi ile çağırınız." dese, onlar da farzımuhal “Hayır Efendimiz, bizim canımız sana Ahmed demek istemiyor, biz sana Osman diyeceğiz; ikisi de altı üstü isim değil mi?" deseler ve öyle de çağırsalar, o padişah nasıl çok kızarsa, aynen öyle de Allah ismi yerine onun emretmediği, belki de sevmediği "tanrı" ismini söylemek ve o isimle ibadet etmek, gazabı ilahiyeye vesile olur.









    Konu beliza tarafından (18-Kas-2012 Saat 23:59 ) değiştirilmiştir. Sebep: video telif hakkı nedeniyle silinmiştir.

  2. #2
    Kainat, Insan, Kuran , Hz Muhammed ( SAV) ..hersey onu anlatiyor..ama insan anlamamakta gormemekte direniyor...bir kac ornekle: her kis kuruyan dallar baharda HAYY ve MUHYI esmalariyla tekrar diriliyorlar...
    annenin cocuguna sevkati VEDUD isminin tecellisi....Ahiret ADL isminin tecellisi, bize yani insanliga sunulan onca nimet basta saglik, vucudumuz, yiyecek,icecek KERIM, REZZAK, MUKIT, LATIF isimlerinin tecellileri, dunyadaki onca guzellik ( cicek, hayvan, manzara) CEMIL esmasinin tecellisi, herseydeki mukemmel duzen mukemmel uyum ( cocugun dogar dogmaz anne sutunun hazir olmasi ve daha nize mucizeler) HAKIM isminin tecellisi....hersey ve hersey SADECE ONU anlatiyor, ama ne yazikki INSAN anlamak istemiyor...

  3. #3
    RAHMAN: Bütün mahlukatına sayısız nimetler ve rızıklar veren, onların ihtiyaçlarını gören ve yarattıkları hakkında hayır ve rahmet dileyen manasındadır.
    Şu âleme baktığımızda gözümüzle görüyoruz ki birisi var, yeryüzünü bir sofra yapmış, o sofrayı en leziz yiyecekler ile doldurmuş ve o sofraya bütün canlıları davet etmiş. Şimdi gelin hayalen bu sofralarda gezelim:
    İşte hayvanatın sofrası! Bakın, her hayvana layık olduğu ve ihtiyaç duyduğu rızık veriliyor.
    1. İşte balıklar! Onları besleyen ne de güzel besliyor, rızıkları ağızlarına kadar konuluyor. Kim onları böyle zahmetsizce besleyen?
    2. İşte denizlerin dipleri! Karanlık, ıssız, acı bir su, kum ve çaresiz mahluklar! Ancak hiçbirinin rızkı unutulmuyor, hiçbiri aç bırakılmıyor ve ihtiyaçları mükemmel bir şekilde karşılanıyor. Kim onları böyle merhametle besleyip denizin dibini onlara Rahmanî bir sofra yapan? Ve o sofradan istifade edebilmeleri için gerekli cihazları onlara takan?
    3. İşte böcekler! Küçücük, zayıf ve âcizler! Ama ne kadar da kolay besleniyorlar. Muhtaçlar. Güçleri yok. Kimi elsiz, kimi gözsüz, kimi ayaksız. Ancak ihtiyaçları ve rızıkları ellerinin yetişmediği yerlerden ne de mükemmel veriliyor. Kim, bu âcizlere merhamet edip ihtiyaçlarını gören?
    4. İşte âciz ve merhamete muhtaç yavrular! Rızıkları umulmadık ve ellerinin yetişmediği bir yerden, münasip bir vakitte ve ihtiyaç nispetinde onlara veriliyor. Yardımlarına koşuluyor. Hâlbuki ihtiyaçlarının yüzde birini karşılamaya kendi güçleri yetmez. Demek onların ihtiyacını bilen, onları merhamet ve şefkatle besleyen perde arkasında birisi var. Kim bu zat? Cevabı Kur’an versin:
    “Yeryüzünde rızkı Allah’a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. O, onların karar kıldıkları yerleri de emaneten durdukları yerleri de bilir. Onların hepsi apaçık bir kitaptadır.” (Hud, 11/6)
    Ve Rahman’ın o sofrasından istifade eden diğer muhtaçlar! Şimdi de Rahman’ın sofrasında misafir olan bitkiler taifesine bakalım! Hayvanlara kıyasla daha âciz ve daha fakir! Ama âcizliklerine binaen Rahman olan Allah onları daha zahmetsiz besliyor. Rızıkları ayaklarına gönderiliyor. Bazen oluyor sıcaktan ve susuzluktan feryat eden o bitkilere bir bulut ordusu ile imdat ediliyor. Güneş başlarında lamba ve soba, toprak altlarında mineraller ile dolu bir mahzen. Ciğerleri hükmünde olan yaprakları ile havayı teneffüs ediyorlar.
    Kim, bu bitkilerin feryadını işitip cansız mahlukatın elleriyle onlara yardım eden?
    Ve şimdi bu Rahmanî sofranın en şerefli misafirine geldik! Sofranın kurulmasının sebebi, yeryüzünün halifesi ve Rahman olan Allah’ın has muhatabı olan insan! Bakalım şerefine sofraların kurulduğu insan için Allah neler hazırlamış ve Rahman isminin tecellisini o sofralarda nasıl göstermiş!
    Acaba Rahman olan Allah’ımız, rahmetinin bu kadar süslü meyveleriyle kendini bize sevdirmek istese. Mukabilinde insan ibadetle kendini O’na sevdirmese. Hem bu kadar türlü türlü nimetlerle muhabbet ve rahmetini gösterse. Mukabilinde insan şükür ve hamd ile ona hürmet etmezse bu insan, insan ismine layık mıdır?
    Hâlbuki bütün bu nimetlerin veriliş sebebini Rabbimiz kitabında şöyle beyan etmiştir:
    “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların hoş ve temiz olanlarından yiyin ve Allah’a şükredin! Eğer yalnız O’na kulluk ediyorsanız.” (Bakara, 2/172)
    Konu beliza tarafından (19-Kas-2012 Saat 00:02 ) değiştirilmiştir. Sebep: video telif hakkı nedeniyle silinmiştir.

  4. #4
    Rahim: Yarattıklarına merhamet eden, acıyan ve şefkat gösteren manasındadır.
    Allah Rahim’dir; rahmetiyle bütün âlemleri kuşatmıştır.

    • Merhametiyle şu âlemi yoktan icat etmiş,
    • Her bir varlığa kendine mahsus bir elbise giydirmiş,
    • Her birini farklı şekillerde terbiye etmiş,
    • Vazifelerini öğretmiş,
    • Hayatını devam ettirebilmesi için lazım olan cihazlarla teçhiz etmiş,
    • Maddi ve manevi bütün ihtiyaçlarını şefkatle karşılamıştır.

    Şimdi o rahmet denizinden birkaç damlayı hep beraber görelim!
    Büyük bir ateş görseniz, bir hortumdan çıkan su ile söndürülüyor. Lakin hortumu tutan eli görmeseniz, ateşi söndürmek fiilini hortumun kendisine verebilir misiniz? Elbette, hayır! Çünkü ateşi söndürmek için failinde hayat, ilim, kudret gibi sıfatların bulunması gerekir. Hayatı olmayan, ateşi bilmeyen, hortumu tutamayan ateşi söndüremez. Hepsinden önemlisi, söndürmek merhametin neticesidir; rahmeti olmayan bu fiile fail olamaz. Ve bütün insanlar bir araya gelse o ateşi bu hortumun kendisinin söndürdüğüne bizi inandıramaz.
    Acaba yeryüzünün ateşini söndürmek, yaşamak ateşinin hararetini dindirmek için, hortum hükmündeki bulutlardan suyu damla damla kim indiriyor?
    Elbette, cansız, şuursuz bulutlar bu merhameti ve şefkati hissettiren fiile fail olamaz. O hâlde bulut hortumunu tutan el kim? Kur’an bu sorumuza cevap versin:
    “İnsanlar ümitlerini kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini her tarafa yayan O’dur. Övülmeye layık olan gerçek dost O’dur.” (Şura,42/28)
    İşte yağan her bir damla Rahim isminin bir tecellisidir. Ve rahmetin başka tecellileri!
    Zehirli bir böceğin karnında şifalı ve en tatlı bir balı bizim için pişirmek ve o böceğin eliyle bize ikram etmek elbette, o böceğin işi olamaz. Demek balı yapan böcek değil, Allah’ın rahmetidir.
    Ve bahar mevsiminde cennet hurileri tarzında bütün ağaçlara en güzel elbiseleri giydirip çiçek ve meyvelerle süslendirip onların elleri hükmünde olan kuru dallarıyla lezzetleri farklı, renkleri farklı, kokuları farklı, şekilleri farklı meyvelerle bizi beslemek, elbette rahmetin bir tecellisidir. Yoksa o kuru ağaçlar bizi tanımaz ve bize merhamet etmez.
    Ve elsiz bir böceğin eliyle bize ipek gibi yumuşak bir elbiseyi bize giydirmek rahmetin neticesidir. Yoksa o elsiz böcek yemyeşil dut yaprağını yiyip bembeyaz bir ipeği bizim için çıkartamaz.
    Ya inek, deve, koyun ve keçi gibi hayvanlara ne demeli! Onlara yemyeşil otu yedirip kan ve fışkıları arasından bembeyaz, besleyici bir sütü çıkarmak ve o hayvanı bir süt fabrikası yapmak elbette, rahmetin işidir.
    Ve o koca Güneş’i Dünyamız’a soba ve lamba yapmak, Ay’ı kandil ve takvim yapıp yıldızlarla semanın yüzünü süslendirmek elbette, rahmetin bir tecellisidir.
    Şimdi rahmetin insandaki cüzi bir tecellisine bakalım:
    - Acaba gözümüz olmasaydı ne yapardık? Kapkaranlık bir âlem!
    - Ya kulaklarımız olmasaydı? Sessiz bir âlem!
    - Ya dilimiz olmasa ve ona tat alma duygusu verilmeseydi? Konuşmanın ve lezzetin olmadığı bir âlem!
    - Ya burnumuz olmasaydı? Kokunun olmadığı bir âlem!
    Elbette, böyle bir âlemde yaşamak ne kadar zor olurdu. Acaba el, ayak, parmak gibi maddi; akıl, korku, şefkat ve muhabbet gibi manevi hediyeler olmasaydı ne yapardık? Demek her bir azanın takılışında rahmetin bir tecellisi görünüyor.
    İnsanları böyle maddi ve manevi aza ve duygularla süsleyen Allah, hayvanlara da bu âlemden istifade edebilmeleri için lazım olan cihazları takmıştır. Kuşa kanat takıp uçmayı, balığa yüzgeç verip yüzmeyi öğretmiş ve her canlıya rahmetiyle muamele edip hayatının devamı için gerekli olan vücudu ve azaları vermiş. İşte Allah’ın rahmeti her şeyi böyle kuşatmış.
    Cenab-ı Hak, rahmetinin eserleriyle kendisini bize Rahim ismiyle tanıttırmak istiyor.
    İşte! İnsanın vazifeleri:

    • Bahsettiğimiz ve bahsedemediğimiz rahmetin aynalarında Rahim ismini görmek.
    • O isim ile Allah’ı zikir ve tefekkür etmek.
    • Nimetlerine karşı şükür ve hamd etmek.
    • Ve rahmetin bir cilvesini kalbine yerleştirip mahlukata Allah hesabına şefkat göstermektir.

    İnsan bu vazifeyi gördükçe insan-ı kâmil ismine layık olacak ve ahiret âleminde de ebedî saadete nail olmakla Allah’ın rahmetine mazhar olacaktır.
    Konu beliza tarafından (19-Kas-2012 Saat 00:02 ) değiştirilmiştir. Sebep: video telif hakkı nedeniyle silinmiştir.

  5. #5
    Melik, sultan ve padişah demektir. Cenab-ı Hak Melik’tir; bu kâinatın sultanı ve padişahıdır. Her şeyin anahtarı O’nun yanında ve her şeyin dizgini O’nun elindedir. Her şey O’nun emriyle halledilir.
    Nasıl ki muhteşem bir saray görsek, o sarayın sultansız ve sahipsiz olması mümkün değildir. Biz sultanı görmesek de o saray, varlığı ve ihtişamı ile sultanının varlığına ve ihtişamına delalet eder.
    Acaba böyle bir saray bile maliksiz, sultansız olamazsa; kâinat sarayının sultansız, şu âlem memleketinin padişahsız ve şu mülkün maliksiz ve sahipsiz olması mümkün müdür?
    Kâinat öyle bir saraydır ki, yıldızlar o sarayın kandilleridir. Dünya ise o sarayda sadece küçücük bir odadır. Güneş o odanın lambası ve sobası, Ay ise gece lambasıdır. Şimdi kâinat sarayında küçük bir gezinti yapalım ve o Sultan-ı Ezel ve Ebed olan Allah’ın saltanatının haşmetini ve Melik isminin tecellisini bir parça da olsa görelim!
    Dünyamız’ın lambası olan Güneş, Dünyamız’dan 1.300.000 defa daha büyüktür.
    Bizim galaksimiz olan Samanyolu galaksisinde ise, iki yüz milyar ile üç yüz milyar arasında yıldız vardır. Her biri Güneş büyüklüğünde üç yüz milyar yıldızın kapladığı alanı hayal edebilir misiniz? Acaba bu kadar yıldızı birbirine çarptırmadan gezdiren kim?
    Bilim adamları 800.000.000 galaksiyi keşfetmişlerdir. Kendi itiraflarıyla bekli de kâinatın milyonda birini ancak keşfedebilmişler. Acaba kâinatın büyüklüğü ne kadardır?
    Güneşin merkez sıcaklığı 20.000.000 santigrat derecedir. (Suyun yüz derecede kaynadığı malumdur.) Eğer Güneş’ten toplu iğne ucu kadar bir madde getirebilseydik, 160 km uzaklıktaki bir maddeyi yakabilirdi. Eğer bütün Dünya odun ve kömür olsaydı, Güneş’in bir günlük ihtiyacını karşılayamazdı. Acaba güneş sobasını söndürmeden yakan kim?
    Güneş’in Dünya’ya uzaklığı 150.000.000 km’dir. Samanyolu galaksimizin çapı ise 100.000 ışık yılıdır. (Işığın saniyedeki hızı 300.000 km’dir) Eğer saniyede 10.000 km hızla giden bir rokete binseydik, Galaksimiz’in bir yanından öbür yanına gitmek için 15.800.000.000 yıla ihtiyacımız olacaktı.
    Bilim adamları 1.400 adet kuyruklu yıldızı tespit etmişlerdir. En kısasının kuyruk uzunluğu 300.000.000 km.dir.
    Güneşimiz’in, Dünya’dan 1.300.000 defa daha büyük olduğunu öğrenmiştik. Şimdi dikkat edin! Hayalin dahi tasavvur edemeyeceği bir yıldızdan söz edeceğiz: Betaklus yıldızı. Bu yıldız o kadar büyüktür ki, çapı iki yüz elli Güneş büyüklüğündedir. Hacimce Güneş’ten on binlerce defa daha büyüktür.
    Ve intizamla hareket eden muhteşem bir ordu görsek, ama kumandanını görmesek; o ordunun meliksiz, sahipsiz ve başıboş olabileceğine ihtimal verebilir miyiz? Elbette hayır!
    Çünkü askerlerin terbiyesi, düzenli hareketleri, silahlarının verilmesi, elbiselerinin değiştirilmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması gibi hâller ispat eder ki, bu ordu bir kumandana ve melike bağlıdır ve onun emriyle hareket ederler.
    Acaba böyle küçücük bir ordunun bile idaresi, terbiyesi, beslenmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması gibi hâller, kumandansız ve meliksiz olmaz ve tesadüfe havale edilemezse, şu yeryüzünde yüz binler muhtelif taburlardan oluşan hayvanlar ve bitkiler ordusunun kumandansız ve meliksiz olması mümkün müdür?
    Bu öyle bir ordudur ki, milletleri farklı ve silahları farklı ve elbiseleri farklı ve talimatları farklı ve suretleri farklı ve erzakları farklı.
    İşte böyle bir ordunun meliksiz ve kumandansız olması hiç mümkün müdür? Bu ordunun öyle bir meliki var ki, hiç birini unutmaz ve hiçbir işi birbirine karıştırmaz.
    İşte bu ordu, misalimizdeki ordudan ne kadar büyükse, büyüklüğü ve mükemmelliği nispetinde kumandanları olan Allah’ı, Melik ve Sultan ismiyle bizlere tanıttırır.
    Bizim vazifemizse: Kâinat sarayına bakıp bu sarayın sultanı olan Allah’ı,
    “Ey mülkün sahibi Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de onu çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini de zelil edersin. Hayır senin elindedir. Muhakkak ki sen her şeye kadirsin!”(Al-i İmran, 3/26)
    ayeti ile zikir etmek ve zemin yüzündeki ordulara bakıp bu orduların kumandanı olan Allah’ı,
    “Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Fetih, 48/7)
    ayetiyle yâd etmek, O’nu Melik ismiyle tesbih ve tefekkür etmek ve her şeyin kendisine itaat ettiği O Melik’e itaat ederek ona abd ve kul olmaktır.
    Konu beliza tarafından (19-Kas-2012 Saat 00:03 ) değiştirilmiştir. Sebep: video telif hakkı nedeniyle silinmiştir.

  6. #6
    Allah'ın varlıgına ve birliğine inanmayan insanları anlayamıyorum. Onlarda beni anlayamıyorlar. Ama ben onları daha çok anlayamıyorum. Çünkü varlığı bir temele dayandırmak zorunda hissediyorum. İnanmayan insanlar inanan kişilerin düşünmediğini ve batıl şeylere inandıklarını, mantıklı olmadıklarını söylüyorlar. Ama tam tersi değil mi? Eğer düşünürsen inanmaz mısın? Çünkü sonsuz boşlukta yuvarlak bir kürenin üzerindesin. Bunun neresi "mantıklı" allahaşkına? Evet mantık diyoruz. Haydi başlayalım mantığa madem. Sonsuzlukta olmak çok mu mantıklı birşey. Hayır yani "babanın evindede mi ....." derler ya gelinlere. Bende diyorum babanın evindede mi sonsuzluktaydın? 2+2 = 4 olduğu için 2+3 = 5 sonucuna varabilirsin. Ama 2+2'yi bile bilmiyoruz ki. Biryerdeyiz. Evrim teorisiyle, fizik kanunlarıyla sadece sonucu söyleriz ki Allah zaten bunları yarattığını söylüyor. Gelip hah bak yercekimi var! diye atlamaya gerek yok. Zaten yarattım diyor.

    Tabii ki herkese saygımız var. İnanmayanada, bizim inanmadıgımıza inanada. Fakat dedigim gibi cevabı olmayan şeyler var. Hepimiz biriz. İnansakta inanmasakta.

  7. #7
    Alıntı AndroBuddy Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Allah'ın varlıgına ve birliğine inanmayan insanları anlayamıyorum. Onlarda beni anlayamıyorlar. Ama ben onları daha çok anlayamıyorum. Çünkü varlığı bir temele dayandırmak zorunda hissediyorum. İnanmayan insanlar inanan kişilerin düşünmediğini ve batıl şeylere inandıklarını, mantıklı olmadıklarını söylüyorlar. Ama tam tersi değil mi? Eğer düşünürsen inanmaz mısın? Çünkü sonsuz boşlukta yuvarlak bir kürenin üzerindesin. Bunun neresi "mantıklı" allahaşkına? Evet mantık diyoruz. Haydi başlayalım mantığa madem. Sonsuzlukta olmak çok mu mantıklı birşey. Hayır yani "babanın evindede mi ....." derler ya gelinlere. Bende diyorum babanın evindede mi sonsuzluktaydın? 2+2 = 4 olduğu için 2+3 = 5 sonucuna varabilirsin. Ama 2+2'yi bile bilmiyoruz ki. Biryerdeyiz. Evrim teorisiyle, fizik kanunlarıyla sadece sonucu söyleriz ki Allah zaten bunları yarattığını söylüyor. Gelip hah bak yercekimi var! diye atlamaya gerek yok. Zaten yarattım diyor.

    Tabii ki herkese saygımız var. İnanmayanada, bizim inanmadıgımıza inanada. Fakat dedigim gibi cevabı olmayan şeyler var. Hepimiz biriz. İnansakta inanmasakta.
    Allah'a inanmak bir sorumluluk ister. Bazı insanlar bu sorumluluktan kaçmak için, inanmıyorum diyerek kendilerine bir bahane bulmuş oluyorlar.

    Allah'a inanan kişinin, namaz kılması lazım, oruç tutması lazım, malından bir kısmını fakirlere zekat olarak vermesi lazımdır.

    Adam bunları yapmak istemediği için, inanmıyorum diyerek sıyrılmaya çalışıyor. Diğer yandan, Allah’a inananlar, günah işlememeleri gerekiyor, içki içmemeleri gerekiyor, giyimine dikkat etmesi gerekiyor. Yani iş sadece inandım demekle bitmiyor, inancının gereğini yerine getirmesi gerekiyor.


    Bu gerekleri yapmak istemeyenler, kendilerince göz açık davranarak inanmıyorum diyorlar. Ancak her şeyin bir hesabı olduğu gibi, bu hayatın da bir hesabı vardır. İnanmayanlar hesap verirken çok zorlanacaklardır

    Alinti..



Benzer Konular

  1. Atatürk ve Din İle İlgili Her Şey / Tek Başlık
    Konuyu Açan: Fatih, Forum: Atatürk.
    Cevap: 335
    Son Mesaj : 19-May-2012, 16:07
  2. Her Şey Allah'ı Tesbih Ediyor
    Konuyu Açan: İnciseL, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 23-Şub-2012, 16:19
  3. Her şey Allah'a muhtaçtır
    Konuyu Açan: haktalabesi, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 03-Ara-2010, 20:06
  4. Yalnız Allah der Bu Gönül Her Şey İçin!
    Konuyu Açan: waterlily, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 21-Ara-2008, 22:25
  5. Her Şey Otobüs Yolculuğunda Ortaya Çıktı
    Konuyu Açan: gizemlikorsan19, Forum: Spiritüalizm.
    Cevap: 26
    Son Mesaj : 20-Mar-2007, 19:45

Bu Konu İçin Etiketler

Sitemiz kişiler arası iletişimi sağlayan bir servis sağlayıcıdır. Kişilerin yazdıkları kendi sorumluluklarındadır.
Hukuki gerekçeler ile kaldırılması talep edilen içerikler için lütfen iletişim linkini kullanınız.

Sitemizdeki yazılar telif hakları ile korunmaktadır. İzinsiz alıntı yapılamaz ©estanbul.com