Toplam 8 sonuçtan 1 ile 8 arası gösteriliyor
  1. #1
    küL kediSi

    Exclamation Hz. Ali Yaşamı ve Biyografisi

    Alevilerin Soyu Hz. Muhammed'e Dayanır (Kanıt) - Hz. Ali Hayatı

    Mekke'de, Fil Yılı'nın (Amm’ul- Fil) 30. ayının 13. ya da Recep ayının 13. günü, bir başka görüşe göre de Zilhicce ayının yedinci günü, Kabe’nin içinde dünyaya geldi (M.S. 599). Annesi Fatıma Ali'yi doğurmak üzere iken Kabe duvarına dayandı. Bu esnada duvarın yarıldığına ve bir sesin içeri gelmesini söylediğine inanılır.[12] Dördüncü gün dışarı çıktığında Fatıma'nın kucağında bir erkek çocuğu vardır. Ebu Talib ve ailesine müjde verilir, Muhammed herkesten önce gelerek bebeği kucağına alır ve Ebu Talib'in evine kadar kucağında taşır (o sıralarda Muhammed, eşi Hatice bint Hüveylid ile birlikte amcasının evinde kalmaktadır[13] ve evliliğinin henüz ikinci ya da üçüncü yılındadır [14]).
    Hz. Ali, milâdi takvime göre 21 mart 598'de doğmuştur. 24. 01. 661 tarihinde ise, İbn Mülcem adlı hain tarafından zehirli bir kılıçla şehit edilmiştir.

    Hz. Ali, İslam Peygamberi Hz. Muhammed'in amcasının oğludur.(Alevilerin soyu Hz. Ali'ye dayanıyorsa ve Hz. Ali ile Hz. Muhammed öz akraba ise alevilerin soyu Hz. Muhammed'e dayanmaktadır ve alevilik asıl peygamberlerin soyunun devamıdır. Alevilik sonradan doğmuştur fakat kökü, soyu peygamberlere dayanır...) Hz. peygamberin yanında, onun eğitimi ile büyümüştür.

    ilk İslamiyet’i kabul eden kişidir. Ayrıca Hz. Peygamberin damadıdır da, dolaysıyla Peygamber soyunun sürdürücüsüdür.

    Hz. Ali, Müslümanlığı ilk kabul eden kişi olarak son nefesine kadar da İslamiyet için çalışmıştır. Savaş meydanın da hiç yenilmemiştir. Bilgelikte, yiğitlikte, cesurlukta, fedakarlıkta üstüne insan yoktur. Hz. Ali, sadece yaşadığı süre içerisin de değil, onu takip eden yüzyıllarda da zalimin korkusu, mazlumun dostu olmayı sürdürmüştür. Hz. Ali'ye kinli haydutlar ve İslam düşmanı putperestler, Hz. Ali'ye yapamadıklarını evlatlarına yapmaya çalıştılar. O zamanın Ebu süfyan'ları, sonra Muaviye, Mervan, Yezit olarak Hz. Ali'nin soyunu kurutmak istediler.

    Nitekim Hz. Ali'de dahil her On İki İmam da şehit edilmiştir. Hiç birisi vadesiyle hakka yürümemiştir. Hz. Ali'ye ve soyuna yapılan haksızlıklar, katliamlar dolayısıyla Hz. Peygambere yapılıyordu. Cahilliye döneminde Arap toplumunun başına bela olan putperest köleci bezirganlar, görünürde Müslüman olup öz olarak bezirganlığı sürdüren bu kişiler, Hz. Peygamber döneminde yapamadıklarının adeta acısını çıkartıyordu. Ebubekir'le başlayan süreç Yezit'e kadar uzanıyor, oradan da Yavuz Selim'e kadar gidiyordu. Bu süreçten günümüze kadar sayısız acılar yaşandı. insanlık tarihinde görülmedik vahşi katliamlar yapıldı. Bu sürece dair anlatılacak çok şey var ve bunlar dün olmuş gibi güncelliğini koruyor.

    Çünkü günümüzde de bu misyon en inceltilmiş haliyle sürüyor. Bu misyon kirli, ikiyüzlü bir misyondur. Hz. Muhammed'in torunlarını katletmek ve ondan sonra da ona salavat etmek ikiyüzlülük değil de nedir? Maalesef İslam tarihinde bunlar yaşandı ve günümüze dek etki bırakacak kadar güçlü yaşandı. Hz. Ali'yi tanımaya devam ediyoruz. İslamiyet, başta Hz. Ali'nin soylu mücadelesi olmak üzere gelişmeye devam ediyordu. Bu gelişme beraberinde bir çok sorunu da getiriyordu. Bu sorunların başında da eski putperest bezirganların Müslümanlığı kabul etmesiydi. Bunlar İslamiyet'i özümsedikleri için Müslüman olmuyordular. Bunların tek gayesi gelişen İslamiyet’in kazandığı değerlerin üzerine konmaktı.

    Nitekim daha Hz. Peygamber hakka yürümeden, bu bezirganlar fitne fesada başlamışlardı. Hz. Peygamberin hakka yürümesinden sonra ise saldırılarını alenileştirip sıklaştırmaya başladılar. Bu saldırıların hedefi Hz. Ali'ydi, dolayısıyla Hz. Peygamberdi.
    İslamiyet gelişen ve güçlenen bir din olarak kendi kurumlarını da yaratıyordu. Bu kurumların en önemlisi de halifeliktir. Halife olan kişi İslam toplumunu dini ve siyasi olarak yönetmekle görevli olan kişidir. Bu anlamda halifelik önemlidir. Hz. Peygamberin kendisinden sonra halifenin kim olması gerektiği konusunda hadisleri vardır. Hz. Peygamber bir çok sohbetinde kendisinden sonra Hz. Ali'yi halife olarak tanıtmıştır. Ve o zaman herkes bu halifeliği onaylamıştır.

    Ne var ki Hz. Peygamberin vefatından kısa bir süre sonra, -ki bu süre daha Hz. Peygamber defin edilmeden öncedir- eski putperest bezirganlar kendi halifelerini seçmişlerdi. Hz. Ali, Hz. Peygamberin defin işleriyle uğraşırken onlar kendi halifelerini seçiyorlardı. Hz. Ali, sadece bir yönüyle değil, bütün özellikleriyle halifeliği hak eden kişidir. Bu özellikleri; ilk Müslüman olan kişidir, bütün ömrü İslamiyet için çalışmakla geçmiştir, bilgelikte, cesurlukta, fedakârlıkta üstüne yoktur. Ayrıca Hz. Peygamberin soyunu sürdürendir. Bütün bunlara ek olarak Hz. Peygamberin hadisleri var. Örneklersek: "Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır. Ali'yi sevmeyen beni de sevmiyordur. Bir kimse Ali'ye saygısızlık etti mi ban saygısızlık etmiştir." Bunlara benzer onlarca örnek.

    Bütün bunlar dünya insanlığının kabul ettiği genel gerçeklerdir. Bu gerçekleri günümüzün Sünni din bilginleri de kabul etmektedir. Ne yazık çıkarları el vermediği için ikiy üzlülük yapmaktalar.

    Bütün bunların herkesin kabul ettiği genel doğrular olduğunu belirttik. Bir de biz Alevilerin Hz. Ali hakkında bize özgü doğrularımız ve tanımlamamız var. Bunları da yeri geldiğinde belirtmeye çalışacağız.

    Hz. Ali gücü olmasına, hakkı olmasına rağmen halifelik için kavgaya girişmedi. İslamiyet’in zarar görmemesi için Ebubekir'in halifeliğine ses çıkarmadı. Taraftarlarına dünya malının geçici olduğunu telkin edip onları kavgadan uzaklaştırdı. Ne var ki bu eski putperest bezirganlar sadece dünya malı ile yetinmediler. Bu putperest bezirganlar insanlığa umut olan İslam dinini de kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya başladılar. Cahilliye dönemindeki eski gelenekleri tekrar yaşamaya/yaşatmaya başladılar. Ama bu sefer aralarında bir fark vardı.

    Bu fark da, cahilliye dönemindeki gerici geleneklerin İslam adı altında yaşatılmaya başlanmasıydı. Halbuki Hz. Peygamber sadece putları yıkmamış, aynı zamanda bu gerici gelenekleri de yıkmıştı. Hz. Ali burada önemli bir rol oynuyordu. Bu rol de bütün bu gerilikleri teşhir etmekti. Hz. Ali görevini layıkıyla yerine getirip, daha çocukken putlara attığı taşları söze dönüştürüp bu putperest bezirganlara fırlatıyordu. Eskinin büyük putperest bezirganları, önlerine çıkan bu engeli aşmak için olmadık hilelere baş vuruyorlardı. Hz. Ali bütün sorunları teker teker aşıyordu.

    Hz. Ali sabırlıydı, bu sabrı kimse gösterememiştir. Hz. Ali mücadelesini daha bir azimle sürdürdükçe bu putperest bezirganlar çıldırıyorlardı.

    Ebubekir'in ölümünden sonra putperest bezirganlar yerine Ömer'i halife olarak seçtiler. Tekrar tekrar belirtmekte yarar var, Hz. Ali'yi savaş meydanında yenen olmamıştır. Hz. Ali hiç bir savaştan kaçmamıştır, bu anlamda gücü, yiğitliği tartışılmazdır. Ama bütün bu yiğitliğe rağmen Hz. Ali, halifelik kavgasına girmemiştir. Bütün haksızlıklara, kışkırtmalara, tahriklere rağmen. Hz. Ali bunu yaparken bir tek gayesi vardı. O da; İslamiyet zarar görmesin.

    Nitekim Ömer'in ölümünden sonra bu sefer Osman'ı halife ettiler bu bezirganlar. Hz. Ali sabırlıydı, sabrı en büyük silahtı. Bu putperest bezirganlar sadece Hz. Ali'yle savaşmıyorlardı, aynı zamanda kendi içlerinde de büyük anlaşmazlıklar, çelişkiler vardı. Bu çelişkiler sonucunda Osman öldürüldü. Osman’ın ölümünden sonra, nihayet Hz. Ali halife oldu. Baştan beri olması gereken şimdi oluyordu. Bu putperest bezirganlar tayfası bu halifeliği mecburen de olsa kabullenmek zorunda kalıyordu.

    Bu döneme dair ciltler dolusu değerlendirilme yapıla bilinir. Çünkü bu dönem İslam tarihinin en belirleyici dönemidir.

    Hz. Ali halife olmuştu olmasına ama bu putperest bezirganlar boş durmuyordu. Hz. Ali bu putperest bezirgan tayfasının yaptığı tahribatları onarmakla meşgulken, onlar Hz. Ali'yi ortadan kaldırmanın planlarını yapmaktaydılar. Bu planların sonucu, Hz. Ali 24. 01. 661 tarihinde ibn mülcem adındaki katil tarafından zehirli bir kılıçla şehit edilmiştir.
    Hz. Ali'nin şahadeti İslam tarihinde kanlı bir dönemin başlangıcı olmuştur. O tarihten bu yana, başta Hz. Ali'nin soyu olmak üzere, Hz.Ali 'yi sevenler onun yolunda yürümek isteyenler insanlık tarihinde rastlanmamış katliamlara,baskılara maruz kaldılar. Bu katliamlar ve baskılar günümüze kadar da geliyor. Ve aradan 1400 yıl geçmesine rağmen, hâlâ Hz. Ali'nin yolunu tutanlar, yani Aleviler kendilerini açıktan ifade edemiyorlar.

    Hz. Ali'nin kişiliğini, mücadelesini, olguları ve olayları ele alış tarzını, insan ve doğa ilişkilerini anlatmak yüzlerce cildi kapsayacak bir çalışmadır. Biliyoruz ki Hz. Ali İslamiyet’in, Hz. Peygamberden sonra en büyük temsilcisidir. Bu anlamda tarih boyunca insanlar en zor dönemlerinde Hz. Ali'yi çağırmışlardır

    Başka bir kaynak...
    Kabe’de doğmuş olan tek kişidir. Annesi Fatima’dır. Haşim’in oğlu Esed’in kızıdır. Babası ise, Ebu Talib’dir. Ebu Talib de Haşim’in oğlu olan Abdülmüttalib’in oğludur. Bu nedenle Ali, anne ve baba soyu bakımından tam bir Haşimi’dir. Annesi adını, “arslan” anlamına gelen “Esed” veya “Haydar” koymak isterse de Muhammed’in isteğiyle “Ali” konur. Diğer adlarsa ona lakap olarak verilir. Daha sonraları bu lakaplara, “Tanrı rızasını kazanmış” anlamına gelen “Murtazâ” da eklenir. Künyeleri “Ebü’l-Hasan”la “toprak babası” anlamına gelen “Ebü’t-Turâb”tır. Bu son künyeyi kendisine Hz. Muhammed verdiğinden, Ali genellikle bu künyesini yeğlemiştir.

    Hz. Muhammed, Ali beş yaşındayken yanına alarak bakımını üstlenir. Bu durum 18. yaşına dek sürer. Böylece Ali’yi Peygamber Muhammed eğitmiş, kişiliğini kazanmasına yardımcı olmuştur. Halk deyimiyle Ali, Peygamber’in “çarkından çıkmış”tır.

    Hz. Ali, Muhammed’in peygamberliğine ilk inananlardan ve bu nedenle ilk Müslümanlardandır.[2]

    Hz. Muhammed’e peygamberlik vahiyi geldiğinin ikinci günü ona inanan ve peygamberliğini kabul eden, dahası her türlü gücüyle onun hizmetine giren ilk kimse olur. Bu bağlılık ömrünün sonuna dek kesintisiz sürer. Kuran’ın “Mushaflık” döneminde 22 yıl “vahiy yazmanlığı” yapar. Bu, kolay kolay kimselerin ulaşamayacağı bir görevdir.

    “İlk Müslümanlar”ın kimler olduğu tartışmalara boğulmuştur. Bunlar Muhammed’in; eşi Hatice, yeğeni Ali, kölesi Zeyd gibi en yakınlarından oluştuğu bilinmektedir. Ne var ki Sünni çevreler buna “dostu” Ebu Bekir’i de eklemeye çalışırlar. Oysa, Ebu Bekir’in ilk Müslümanlardan olmadığı bilinmektedir. Mısırlı Hıristiyanlardan Afif el-Kindi Mekke’ye gelişi sırasında Hz. Muhammed’in Hacerü’l Esved taşının önünde namaz kıldığını, arkasında ise bir kadın, bir erkek ve bir de köle olduğunu yansız bir gözlemci olarak kitabında belirtir. Doğallıkla bunlar Hatice, Ali ve Zeyd’dir.[3]

    Kaynak: Bydigi Forum

    Hz. Ali’nin Peygamber’e, onun düşüncelerine bağlılığı zaman zaman yaşamını da ortaya koyacak biçimde sürer. Peygamber’in Medine’ye göçü sırasında yatağına yatarak, ölüm tehlikesini göğüsler. İslam’ın kabulünde yaşamını ortaya koyar ve savaş alanlarının bir numaraları savaşçısı olur. Bir “İslam militanı”ymış gibi canla-başla savaşır, çalışır. Bu alanda hiçbir özveriden kaçınmaz. Bu yararlılıklarından ötürü Ali kendilerine cennet vaadedilen on kişi (“aşere-i mübeşşere”) arasındadır. Peygamgamber’in isteğiyle oluşturulmuş ve onun ölümünden sonra da çalışmalarını yürüten altı kişilik meclisin üyesidir.[4]

    Bunlar Ali için önemli konumlardır.
    Hz. Ali, “İslam devrimi”nin Peygamber’den sonra bir numaralı adamıdır. Peygamber Muhammed’i, “madde ve manâda temsil yeteneği bakımından” en yüce kimsedir. Kendisine halifelik sırasının çok sonraları gelmesi, onun değerini düşürmez. Bu durum, dönemin siyasal çalkantılarının bir sonucudur. Ali, son nefesine kadar Peygamber’den ve onun yolundan ayrılmamıştır. Hz. Muhammed’e ilk inanan kişidir. Ali’nin Hz. Muhammed’e bağlılığı kuşkusuz; “tam bir teslimiyet içinde ve aşk düzeyinde”dir. Ali için; bütün güzellikler, iyilikler, idealler Hz. Muhammed’e bağlılıktan ibarettir.

    Peygamber’in Medine’ye göçü sırasında onun yatağına yatarak ölümü göğüslemesi, Peygamber için “ölüme bile gitmeyi şeref bildiği” içindir. Ali’nin ilim ve irfan açısından sahabelerin en önde gelenlerinden olması konusunda kimsenin kuşkusu yoktur. Hz. Muhammed’in temsil ettiği bilim ve hikmet değerlerinin insanlara ulaştırılmasında Ali biricik addır. Alevi-Şiilerin tümü, Sünni tasavvufi tarikatların / ekollerinse bir bölümü soy ve inanç kütüklerinin Peygamber’e bağlandığı noktaya hiç çekinmeden Hz. Ali’yi yerleştirmişlerdir. Bu nedenle tasavvuf tarihinin Hz. Ali’ye verdiği ad, “Şah-ı Velâyet” olmuştur.

    Ali, züht ve takvada ileri düzeylere ulaşmış sahabeler içerisinde yer alır. Ona, en üst düzey (mertebe) biçilmiştir. İslam düşünce ve ahlâkının “dünyaperest Emevi bezirgânları”nca karartılmaya, yozlaştırılmaya ve gericileştirilmeye gidildiği dönemlerde “peygamberane yaşama dönüş” ve “dünya perestliğe” bir tepki olarak ortaya çıkan tasavvufi hareketler bireysel ve toplumsal bir disiplin olarak Fatıma ile Ali’nin sergiledikleri yaşamın bir örnek alınışı gibidir.

    Ali, bir “feta” olarak Müslüman gençliğinin “ideal tipi”dir. Bunu özellikle Fütüvvet çevreleri ile Şii, Alevi, Ahi ve Bektaşi toplulukları benimseyerek, eğilimlerine öz olarak kazandırmışlardır. Bu çevrelerin “Kamil / yetkin / olgun insan tipi” de yine Hz. Ali’dir. Ali ve Ehlibeyt sevgisi dinsel, ruhsal, ahlâksal, toplumsal ve siyasal bir olgudur.[5]

    Peygamber Muhammed’in yolunun özünü kavrayan, yakalayan Ali, bu yolla / ideolojiyle bütünleşir. Bu nedenle Aleviler, bu kendilerinin de sahiplendikleri ve izledikleri yola “Muhammed- Ali Yolu” derler. İslam’ın ana damarı ve anayolu budur. Bu yolu; Ehlibeyt, yine bu soydan gelen Oniki İmamlar ve seyyidler sürdürürler. Alevilerse bu yolun bağlıları, inanırları olurlar. İslam’daki “mezhep” adı altındaki Sünni nitelikli siyasal ve toplumsal hareketlerin hepsi Muhammed-Ali bütünlüğünden çatlaklar yaratarak, araya sızmak doğrultusunda olmuştur. İslam’daki iktidar kavgalarının, kanlı savaşların, mezhep akımlarının nedeni hep budur.

    Tarihçiler ilk kaynaklara ve söylenenlere (rivayetlere) dayanarak Hz. Ali’nin karakteristik tipini belirlerler. Bunlara göre; Ali esmer, gür sakallı, saçları önden dökük, büyük ve elâ gözlü, güler yüzlü, güzel yüzlü, orta boylu, iki omuzunun arası geniş, pazuları ve baldırları kalın, mafsalları ince, pençeleri aslan gibi güçlü, oldukça cesur, insan güzeli, her savaşta ve vuruşmada başarmış, buna karşın yumuşak huylu, alçak gönüllü, hoşgörülü, cömertliğiyle ünlenmiş ve bunu ilkeleştirmiş, insanlıklı, tapınıma düşkün, insan ilişkilerinde ve yönetimde adil, paylaşımcı ve özverili, usta konuşmacı düzeyinde çok iyi konuşan, belâgatle söz söyleyen biridir.[6]

    Hz. Ali, Peygamberle birlikte İslam’ın ilk döneminin tüm savaşlarına katılmış, İslam’ı yapılandırmaya ve kurumlaştırmaya çalışmıştır. Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarında Hz. Muhammed’in yanında vuruşmalara katılmış, olağanüstü başarılar göstermiştir. Bu savaşlarda önemli vuruşmacılardan / dövüşçülerden biridir. Peygamber Uhud’da “Zülfikâr” olarak adlanan kılıcı Ali’ye verek onun değerini bir kez daha teslim eder. Ali bu savaşta 90 yara alacaktır.

    Hendek Savaşı’nda İslam tarafının dövüşçülerinin yitik vermeleri üzerine Ali Peygamber’den ısrarla izin istemiş, Peygamber başındaki “imame”yi ona giydirerek, savaşa sokmuş ve “mücessem iman mücessem şirkle savaşmakta” demiştir. Ali, yalnız Tebük savaşına katılmamış, Peygamber’e vekâleten Medine’de kalmış, sivil halkı korumakla görevlendirilmiştir. 628’de Fadek’te Yahudi Sa’d kabilesine karşı yapılan savaşı yönetmiştir. Aynı yıl yapılan “Hudeybiye Barış Antlaşması”nın metnini Hz. Ali kaleme almıştır.

    Mekke’nin alınması günlerinde Kabe’deki putları ve resimleri Peygamber Ali’yi omuzlarına çıkartarak kırdırmış ve temizletmiştir. Peygamber, Taif’deki putheneyi yıktırma ve putları kırdırma işini Ali’ye yaptırmıştır. Bedir Savaşı’nda sancaklardan Peygamber’in sancağını Ali taşımıştır. Hayber saldırısında Ebubekir’le Ömer’in başarısız olmaları sonucu Peygamber sancağı ona taşıtmıştır. Bu görevlendirme üzerine şunu söyler: “Yarın sancağı öyle bir kimseye vereceğim ki, o Tanrı’yı ve elçisini sever, Tanrı ve elçisi de onu severler.

    O kaçmaz, fethetmedikçe de geri durmaz”. Hayber’de kale kapısını kalkan olarak kullanışı söylenceleşir. Mina’ya, Peygamber onu görevlendirmiştir. 632 yılında yapılan Yemen seferini o yönetir ve Hamdanilere Müslümanlığı kabul ettirir.[7]

    Ali, Peygamber Muhammed’in hem kuramsal, hem de uygulamalı iyi bir izdaşıdır. Kuran’ın vahiyiyle başlayan İslam öğretisini en iyi bir biçimde anlamaya çalışan ve bunu topluma benimsetenlerin başında gelir. Bu nedenle Ali, İslam’ın özüne ve ruhuna bağlıdır. Bu alanda herhangi bir makam, saygınlık, çıkar kaygısı yoktur. O, sürekli İslam’ın gönüllü eri olmayı yeğlemiştir. Bu durum biraz da Peygamber Muhammed’e aşırı bağlılığından ve ona olan inancından-güveninden kaynaklanmaktadır.

    Ali’nin İslam içindeki konumu sürekli tartışılmıştır. O, Peygamber Muhammed öğretisinin iyi bir savunucusu olarak İslam’ın merkezindedir. İslami ana kolun temsilcisidir. Sürekli devletçi oluşunun, zor günlerde devleti düze çıkarmayı üslenmesinin nedeni budur. O, Muhammed’i Müslümanlığı sürdürmeye çalışmıştır. Diğerleri ise bu çizgiden ayrılmalar göstermiş;

    Ali’yi, soyunu ve izdaşlarını baskı altına alarak kendilerine özgü geliştirdikleri bir çizgiyi İslam’ın aslı ve kendisidir diye iktidar gücüyle kabul ettirmişlerdir. Zamanla İslam’ın yönetimini ele geçiren bu çevreler kendi öğretilerini Peygamber’in ana çizgisi ve asli öğreti, Ali çizgisini sördüren öğretileri de “İslam’dan sapma” olarak göstermeyi başarmışlardır. Şiiliğin mezhep kabul edilmeyişi, Aleviliğin İslam’ın dışında gösterilmeye çalışılması hep bu nedenlerden kaynaklanmaktadır.

    Ali, Kuran ayetlerinin öğrenilmesi ve öğretilmesi işinin en içtenlikli erlerinden biridir. Hz. Muhammed’in yanında olmasının da rolü olsa gerek, gelen vahiy ayetlerini ilk belleğine yerleştiren ve öğrenen sürekli o olmuştur. Hatta daha sonraları Kuran’ın derlenmesi yıllarında Ali bu belleğinde tuttuğu ayetleri bir araya getirmiş, kitaplaştırmıştır. Özellikle, Alevi / Şii dünyasında “Ali Kuranı” olarak adlandırılan Kuran böyle doğmuştur.[8]

    Ali derlemesi, Kuran’ın Peygamber’den sonra kitaplaştırma işindeki kuşkulara ve düşülen çelişkilere çözüm getirecek niteliktedir.

    Ali, iyi bir Kuran yorumcusu olarak bilinir. Kuran’ın geliş ve yaşama geçiriliş döneminin her aşamasını bizzat Peygamber’in yanında ve onunla birlikte geçirmesi, onu bu açıdan olanaklı kılmıştır. Alevilik / Şiilik, Ali’nin Kuran yorumundan çıkmış ve bu yorumu esas almıştır.

    Ali’nin İslam’ın kurumlaşmasında önemli rolü olmuştur. Halife Ömer, “Hicret Olayı”nın Hicri takvimin başlangıcı olarak alınıp yeni bir takvim düzenlemeyi Ali’nin önerisiyle yapar. İslam’ın ilk halifeleri kendisine garazkârane davranmalarına karşın, İslamiyet’in rayına oturması, toplumsal birlik ve düzenin sağlanması için bu halifelere yardımcı olmaktan kaçınmamış, “danışmanlık” yapmıştır. Eyaletlerden gelen şikâyetleri araştırması ve gidermesi için Halife Ömer’i uyarma işini üstlenmiş, Osman’ın yandaşlıkları ve haksızlıkları nedeniyle yaşamının tehlikeye girmesi sonucu Ali halifeyle küskünler arasında ilişkiyi kurma işini üstlenmiş, evinin kuşatılması sırasında bile çocuklarıyla birlikte onu korumaya çalışmıştır.

    Osman’ın öldürülmesi sırasında toplum oldukça bozulmuş, huzur kalmamıştır. Ali, kendisine ısrarla önerilen halifeliği üstlenmekten tereddütler geçirmişse de, devletin merkezinden ve ilk kuruculardan olmanın verdiği sorumlulukla bu görevi en kötü döneminde üstlenmiştir. Beş günlük tereddütten sonra halifeliği kabul eder ve 24. haziran 656 günü Medine’de peygamber mescidinde kendisine bağlılık yemininde (biat) bulunulur. Bu tören için minbere ilk çıkan halife Ali olur. Medine’den ayrılır ve bir daha da dönmez.

    Hz. Ali dönemi tümüyle iç karışıklıklarla geçer. Ayşe, Talha ve Zübeyr onun halifeliğini kabul etmemiş ve Basra’ya çekilmişleridir. Bu nedenle Ali bunlar için Basra üzerine yürür. “Cemel Olayı” bu kentin önünde 4. ekim 656 tarihinde yapılır. Ali savaşı kazanır. Ali’yi oldukça üzen bu olay sonucunda Talha ile Zübeyr ölür, Ayşe ise Peygamber’in eşi olması nedeniyle duyulan saygıdan dolayı gözetim altına alınarak, Medine’ye gönderilir. Hazinede birikmiş parayı ihtiyaçlılara dağıtır.

    Astar’ın ön çalışmalarından sonra Küfe’ye girer. Oradan Medain’e gider. Şam’da bağımsız saltanatını kurmuş olan Muaviye ile Sıffın ovasında haziran-temmuz-ağustos 657 aylarında 110 gün süren “Sıffın Savaşı” yapılır. Savaş kazanılmak üzereyken, Amr b. As’ın Muaviye’yi bir “hile”yi kullanması önerisiyle, Kuran sayfaları mızraklara takılarak Ali’nin ordusunun savaşı durdurmalarına yol açılır ve Muaviye orduları kesin bir yenilgiden kurtulur. Bunun sonucunda “Hakem”e gidilir. Kurnazlığıyla ünlü Amr Muaviye’nin, saflığıyla ünlü Musa el-Eşari ise Ali’nin hekemleri olurlar. Ali, istemeyerek de olsa Musa’nın kendisini temsil etmesini kabul eder. Şubat 658’de hakem toplanır.

    Musa, damadı Abdullah b. Ömer’in halifeliğini düşünmektedir. Amr’ın sözlerine de kanarak, Osman’ın öldürülmesinde Ali’nin suçlanmasına yanaşır ve Osman’ın öcünün alınmasında Muaviye’yi yetkili görerek, temsil ettiği Ali’yi halifelikten alır. Aslında bu Amr’ın düzenidir. Musa bu düzene çekilmiştir. Amr da Musa’nın kararına katılarak Ali’nın görevden uzaklaştırılmasını benimser. Temsil ettiği Muaviye’yi halifeliğe atar.

    Ali’nin hakemi kabul etmesine karşı çıkan bir grup, ondan ayrılarak Abdullah b. Vahbalrasibi’nin başkanlığında toplanırlar. Sonuçta Ali’yi sorumlu tutarlar. Ali’den kopan bu topluluk “Hariciler” adıyla anılırlar. Başşızlıktan yanadırlar. Nihilist hareketlere girerler. Kargaşalık çıkarırlar. Kararlı bir politikaları ve bir sistem anlayışları yoktur. Ali; 17. temmuz 658’de bu topluluk üzerine düzenlediği “Nehrevan Savaşı” ile, bu kesimi etkisiz kılarsa da, İslam toplumunun sonraki dönemlerinde bu kesimin yıkıcılıkları uzun zaman sürecektir. Zamanla kimi mezheplere karışarak eriyip kaybolacaklardır.

    Sıffın Savaşı ve hakeme gidilmesi Ali’nin yönetiminde ve yaşamında dönüm noktasıdır. Oysa Ali, istemeyerek, zorunlu olarak hakeme gitmiştir. Yandaşlarınca zorlanmıştır. Bu olaylar İslam toplumunun bölünmesinde etken olur. Ali’ye bağlı olan kesimler “Şiiler” adıyla varlıklarını sürdürler. “Aleviler” bu kesimin ve akımın paralelinde zamanla oluşur ve ad alırlar. Şiiler ve Aleviler ödünsüz Ali yanlısıdırlar ve Ehlibeyt seveni olarak günümüze kadar varlıklarını aynı içerikte sürdürmüşlerdir.

    Bir üçüncü grupsa; Muaviye ve Ümeyyeoğullarının yanında yer alan kesimdir ki, bunlar “Emeviler” adıyla adlandırılırlar. “Sünnilik”in temelini bu topluluk ve akım atar. Zaten, “Ehli sünnet vel cemaat” sözünün de babası bilindiği gibi Muaviye’dir.[9]

    Bu söz, Muaviye’nin Ali’ye karşı yürüttüğü karalama kampanyası sırasında doğacak, giderek bu akımın içerisi dolacak ve genel İslamlığa egemen bir mezhep durumuna dönüşecektir.

    Muaviye, Şam’ı başkent edinerek Suriye’ye yerleşir. Devletinin güçlerini orada toparlar. Ali, Küfe’yi merkez edinerek Irak topraklarına ağırlık verir. Savaştan sonra da Küfe’ye çekilmiştir. Orada Haricilerden Abdulrahman İbnü’l Mülcem al-Sarimi tarafından 27. ocak 661 tarihinde zehirli bir kılıç darbesiyle vurulur. İki gün sonra ölür. Öldürüldüğünde 63 (veya 65) yaşlarındadır.[10]

    Fırat’ın dalgalarını engelleyen su bendinin yanına defin edilir. Daha sonraları burada Necef kenti (bugünkü Meşhed-i Ali) kurulur. Türbesinin bulunduğu yer, Necef-i Eşref adıyla anılmaktadır. Ali, 4 yıl 9 ay yönetimde kalmıştır. Dönemi tümüyle iç çatışmalarla geçmiştir. Öldüğü zaman da toparlanamamış bir İslam-Arap devleti vardır.

    İç çekişmelerin doğurduğu uygunsuz tutumlar nedeniyle Ali’nin mezarı gizli tutulmuştur. Ama Ehlibeyt’ten ve Oniki İmamlardan olan kimseler Necef’teki mescidde Zarih denilen sandukasını ziyareti sürdürmüşlerdir. Kabrini, ilk kez Abbasi halifelerinden Harun-ür Reşit 786 yılından sonra belirleyerek yaptırmıştır. Kabrin üzerine bir bina kurulmuştur. 892’den sonra Dâ-i Sagıyr denilen Zeydü’l-Hasani oğlu Muhammed, yapıyı onartmış ve yeniden düzenlemiştir. 979’da Azus-üd-Devle Fenâ Husrev ibni Büveyd Deylemi türbeyi birbakıma yeniden yaptırmış ve birçok vakıf bağlamıştır.

    Daha sonraları yangında zarar gören türbe halkın yardımıyla 1358’de yeniden yapılmıştır. 1636’da Şah Safi’nin yardımıyla türbenin yeniden onarımı başlamış, bu çalışmalar 1642’de Şah II. Abbas döneminde bitirilmiştir. Nadir Şah 1741’lerden sonra kubbeyi ve iki minareyi altınla kaplatmıştır. Son dönemlerde Nasirüddin Şah 19. yüzyılın ortalarında türbeyle mescidini onartmıştır. Sultan Abdülaziz de altınla işlenmiş iki büyük şamdan armağan etmiştir.[11]

    İmam Ali, Hz. Muhammed’in en çok değer verdiği ve güvendiği biridir. Medine’ye göçüldükten beş ay sonra göçmenlerle (muhacir / Mekkeliler) ensar (yerliler / Medineliler) arasında dayanışmaya dayanan Alevilerin sonradan musahiplik geleneğinin ilk kaynağı olarak gördükleri bir kardeşlik kurulur. Peygamber de, Ali ile kardeş olur. Ali’yi kendilerinin kardeşi, veziri ve vasisi olarak çevreye sunar.
    Kaynak: Bydigi Forum

    Ali, 622 yılının sonlarında Peygamber’in kızı Fatıma’yla evlenir (Hicret’in 1. yılı, Muharrem ayının 21. perşembe günü).[12] Fatıma, örnek bir kadın tipidir. Yeni oluşturulan İslam toplumunda ideal kadın örneğidir. Her türlü kirden, kötülükten arınık anlamına gelen “Betül” sanıyla anılır. Ebubekir’le Ömer de Fatıma’yı istemelerine karşın, Fatıma da babası Hz. Muhammed de Ali ile evlenmesinden yanadırlar. Bu evlilikten Hasan ile Hüseyin doğarlar ve Peygamber Muhammed’in soyu, yani Ehlibeyt’i bu evlilikten sürer. 606 yılında doğan Fatima, babasından 3-4 ay sonra, yani 12. kasım 632 yılında 26 gibi genç bir yaşta ölür. Ali, aynı yıl iki önemli desteğini yitirmiştir.

    Ali, Fatıma’nın sağlığında ikinci bir evlilik yapmaz. Arap geleneğini çiğneyerek tekeşli olarak kalır. Ancak onun ölümünden sonra evlilikleri olur. Fatıma’nın ölümünden sonra, 7-8 hanımla evlenmiştir.[13]

    Bu evliliklerin tümünden 18’i kız 18’i erkek olarak 36 çocuğu olur.[14]

    Veda Haccı dönüşünde Gadiri Hum’da 16. mart 632 günü Peygamber Ali’yi yanına alarak minbere çıkar ve topluma Kuran’la Ehlibeyt’ini bıraktığını söyler. Toplumun yanlışa düşmesini bu iki öğenin önleyeceğini belirtir. Ali’nin elini tutarak; “Ben kimin mevlasıysam, Ali de onun mevlasıdır” diyerek kendisinden sonra İslam Devleti’nin yönetimine Ali’yi önerir. Bu öneriden sonra Ali oradan bulunanlarca kutlanır. Dahası kutlayanlardan biri de, sonradan bunları duymazlıktan-görmezlikten gelecek, Ali’ye karşı amansız erk savaşımı yürütecek ve Peygamber’in isteğini çiğneyecek olan Halife Ömer’dir.

    Gadiri Hum günü Şii / Alevi / Bektaşi toplumu için Ali ve Ehlibeyt’e ilişkin kutlu günlerdendir. Kutlanması, bu toplumlarca inançsal geleneğin içine alınarak sürdürülür.

    Hz. Muhammed haziran 632 yılında ölür. Yerine İslam Devleti’ni yönetme işi gündeme gelir. Bu iş, halifeliktir. Bu alanda, Haşimoğulları, muhacirler ve ensar etkindir. Söz sahibi konumundadırlar. Haşimoğulları genellikle Hz. Ali üzerinde durmaktadırlar. Fakat politikanın tüm öğeleri çalıştırılarak, Ali devletin yönetiminden uzak tutulur. Bu durum Halife Osman’ın öldürülmesiyle doğan kargaşa ortamına ve devlet krizine dek sürer. O koşullarda iş başa düşmüştür. Ali zorunlu olarak yönetimi kabul eder.

    Her zor günde Ali vardır. Hz. Ali devletin ve toplumun geleceği için bunların hiçbirinden kaçınmaz, görevini canla-başla yürütür.





  2. #2
    küL kediSi
    güncel.....

  3. #3
    Arkadaşım polemik olabilecek gereksiz bir konu. Alevilik kelimesi yaklaşık 200 yıldır kullanılmaktadır. Alevilik İslamla kesiştiği noktalar kadar ilahi ve ilahi olmayan bir çok din ilede kesişmektedir. Alevilik arasında dahi islama ait olup olmadığı yada köklü eski bir din olup olmadığına dair görüşler var.

    Ayrıca Hz.Ali'nin alevi olduğuna dair Kuran'ı Kerimde bir ayet yok bildiğim kadarıyla.Ayrıca hadis kitaplarındada bildiğim kadarıyla Hz.Ali'nin alevi olduğuna dair bir işaret yok bildiğim kadarıyla. Böyle bir konu açıldığına ya Kur'anı Kerimden yada Sahih hadis kitaplarından (buhari ,tirmizi ...) kaynağınız vardır diye düşünüyorum ???

  4. #4
    maviankh
    “Size iki emanet bırakıyorum!”
    Son yıllarda, “Ehli Beyt” ve “Kerbela olayı” geçen hafta olduğu gibi her 10 Muharremde yazılı ve görsel basında geniş yer almaktadır Haberler objektif olarak değil, tek taraflı verildiğinden şikayetle bu iki konuda, “Ehli sünnet”in “görüşünü” soran okuyucularıma muteber kaynaklarda geçen konu ile ilgili bilgileri sunmak istiyoru
    Ehli sünnet İslam büyükleri Ehl-i Beyti sevmenin her mümine farz olduğunu bildirmişlerdir
    Bunlarda Resûlullah’ın zerreleri vardır
    Onlara kıymet vermek, saygı göstermek her Müslümanın vazîfesidir
    Ehl-i Beyt ile ilgili Peygamber efendimiz buyurdu ki:
    “Benden sonra size iki emanet bırakıyorum
    Bunlara yapışırsanız, yoldan çıkmazsınız
    Birisi, ikincisinden daha büyüktür
    Biri Allahü teâlânın kitâbı olan Kur’ân-ı kerîmdir ki, gökten yere kadar uzanmış, sağlam bir iptir
    İkincisi, Ehl-i Beytimdir
    Bunların ikisi birbirinden ayrılmaz
    Bunlara uymayan Benim yolumdan ayrılır
    “Ümetimden Ehl-i Beytimi sevenlere şefâat edeceğim
    Büyük İslâm âlimi İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki: “Babam çok âlim idi
    Her zaman Ehl-i Beyti sevmeyi tavsiye ve teşvik buyururdu
    Bu sevgi insanın son nefeste imanla gitmesine çok yardım eder, derdi
    Vefât edeceklerinde başSon anlarında şuurları azaldığında kendilerine bu nasîhatleri hatırlattım ve o sevginin nasıl tesir ettiğini sordum
    ucunda idim
    O hâldeyken bile: “Ehl-i Beytin sevgisinin deryasında yüzüyorum’’ buyurdular
    Dinimiz “ölçülü” olmayı emredir
    Bunun için sevgide ve düşmanlıkta haddi aşmamak, dinimizin dışına çıkmamak lazımdır
    Çünkü, bir kimse ne kadar, zalim olursa olsun, ne kadar alçakça işler yaparsa yapsın, açıkça dini inkâr etmedikçe, inanılacak şeylere inandığı müddetçe, Müslümandır, buna kâfir denilemez
    Denilirse bunu söyleyen dinden çıkar
    Günah ne kadar büyük olursa olsun, küfre taşmadığı müddetçe imanı götürmez
    Yezid, zalimliğine, caniliğe sebep olmasına rağmen, İslâmiyete düşman değildi
    Namaz kıldığı İslamiyeti yaymak için cihad ettiği tarihi bir gerçektir
    Babası Hazret Muaviye, Eshab-ı kiramdandı, Resulullahın kayın biraderi ve vahiy katibi idi
    Onun zamanında İslamiyet geniş bir coğrafyaya yayıldı
    İstanbul’u fethetmeye gelen ordunun başında Yezid vardı ve emrinde Hz
    Halid bin Zeyd ve Mesleme gibi büyükler bulunuyordu
    Hal böyle olunca, Yezid’in ve babası Hz
    Muaviye’nin Müslüman olmadığını hangi dil söyleyebilir? Burada Yezid’in yaptıklarını savunacak halimiz yok; zaten hiçbir Müslüman bunu yapmaz
    Onu sevmez, fakat sevmemek ayrı, küfürle itham etmek ayrı
    Maksadımız onu temize çıkartmak değil dinimizin ölçüsünü bildirmektir
    Hazret-i Muaviye ehli beyti çok severdi
    Şu vasiyeti ehli beyt sevgisini açıkça göstermektedir
    Muaviye vefâtına yakın, çok hastalandı
    Öleceğini anlayınca oğlu Yezîd’i çağırtarak dedi ki:
    “Ey oğlum! Hazret-i Hüseyin’e, çocuklarına, kardeşlerine, kardeşlerinin çocuklarına, bütün akrabasına iyi davran!
    Ey Yezîd! HzHüseyin ile istişare etmeden, halk hakkında hiçbir iş yapma
    Senin yanında onun emrinden daha yüksek emir, onun elinden daha yüksek el olmasın
    Onsuz ve onun çoluk çocuğu olmadan bir şey yeme ve içme Ondan ve onun çoluk çocuğundan önce kimseyi giydirme
    Ey oğlum! Biz sadece onun babasının ve dedesinin köleleriyiz
    Ey oğlum! Bir harcama yaparsan yarısı HzHüseyin için olsun Onun üzülmesinden ve kızmasından çok sakın Çünkü onun dedesi Resûlullah efendimiz önce gelenler ve sonra gelenler hakkında şefaat edecektirOnun babası HzAli bin Ebî Tâlib kıyamet gününde Kevser Havuzunun suyundan dağıtacaktırLiva-i Hamd onun elindedir Annesi Fâtımat-üz-Zehrâ kadınların efendisidiBüyük annesi Hadîce-i Kübrâ’dıAllahü teâlâ onlar sebebiyle bizi doğru yola ilettiOnlara ve çoluk çocuğuna herkesin iyilik etmelerini tavsiye et Onları râzı et Hazret-i Hüseyin, çoluk çocuğu, akrabâları ve Benî Hâşim hakkında ileri gitme!”
    Mehmet Oruç

  5. #5
    Alevilik Peygamber Efendimizden sonra oluşmuş birşeydir,Bu konuda size katılmıyorum..

  6. #6
    küL kediSi
    Alıntı axemail Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Arkadaşım polemik olabilecek gereksiz bir konu. Alevilik kelimesi yaklaşık 200 yıldır kullanılmaktadır. Alevilik İslamla kesiştiği noktalar kadar ilahi ve ilahi olmayan bir çok din ilede kesişmektedir. Alevilik arasında dahi islama ait olup olmadığı yada köklü eski bir din olup olmadığına dair görüşler var.

    Ayrıca Hz.Ali'nin alevi olduğuna dair Kuran'ı Kerimde bir ayet yok bildiğim kadarıyla.Ayrıca hadis kitaplarındada bildiğim kadarıyla Hz.Ali'nin alevi olduğuna dair bir işaret yok bildiğim kadarıyla. Böyle bir konu açıldığına ya Kur'anı Kerimden yada Sahih hadis kitaplarından (buhari ,tirmizi ...) kaynağınız vardır diye düşünüyorum ???


    Alıntı MABELİM Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Alevilik Peygamber Efendimizden sonra oluşmuş birşeydir,Bu konuda size katılmıyorum..
    Gözünüzle mi okuyorsunuz ? Evet sanırım öyle fakat iyi anlayamamışsınız galiba. Soyunun dayanması farklı birşeydir. Ben Hz. Muhammed Aleviydi diye bir şey yazmış mıyım ? Hayır...! Aleviler Hz. Muhammed'in soyundandır dedim. Çünkü Hz. Ali'nin devamıdır aleviler. Hz. Alide peygamberimizin öz mü öz akrabasıdır. Yani onlar alevi değil ama biz onların devamıyız aleviler olarak ve soyumuz onlara dayanıyor. Kim ne derse desin, tarihsel olarakta dinsel olarakta böyle. Mantık çerçevesi ve objektif bakan her göz be zihin bunu açıkça görebilir. İyi günler...

  7. #7
    Aleviyyun
    Alıntı küL kediSi Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Gözünüzle mi okuyorsunuz ? Evet sanırım öyle fakat iyi anlayamamışsınız galiba. Soyunun dayanması farklı birşeydir. Ben Hz. Muhammed Aleviydi diye bir şey yazmış mıyım ? Hayır...! Aleviler Hz. Muhammed'in soyundandır dedim. Çünkü Hz. Ali'nin devamıdır aleviler. Hz. Alide peygamberimizin öz mü öz akrabasıdır. Yani onlar alevi değil ama biz onların devamıyız aleviler olarak ve soyumuz onlara dayanıyor. Kim ne derse desin, tarihsel olarakta dinsel olarakta böyle. Mantık çerçevesi ve objektif bakan her göz be zihin bunu açıkça görebilir. İyi günler...
    Kül kedisi, yukarıda yazdığın ilk yazıda biraz abartmışsın.
    Aleviler, peygamber soyundan değildir, Ehlibeyt'in velayetine bağlı müslümanlardır.
    Peygamber efendimiz (s.a.a.v), Hz. Ali'nin taraftarlarına, velayetine bağlı olan müslümanlara "Alevi" ismini vermiştir.


    Alevilik; Kaynağını Kuran’dan alan, Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) hadisleri ve Ehlibeyt imamlarının (a.s.) öğretileriyle şekillenen İslam’ın özüdür, sırat-ı müstakimdir. Yani doğru ve hak olan yoldur.
    Alevilik, Hz. Ali’nin (a.s.) taraftarı (Şiası) olmak demektir. Onun taraftarı olmak demek Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) taraftarı olmak demektir; yani Allah’ın taraftarı olmak demektir.
    Aleviliğin esası; yüce Allah’ın kelamı olan Kuran-ı Kerim, Hz. Muhammed ve Ehlibeyt imamlarına dayanır. Aleviliğin gizeminde yatan saygının, sevginin ve hoşgörünün kaynağını imamların hayatlarında ve Alevilerin tarihinde bulmak mümkündür.

    Şunu söyleyim, yazılan yazıların konu başlığıyla da bir ilgisi yok.

  8. #8
    Burdayim24
    islam dan önce kirklar var dir bunu ilk önce kafamisa koyalim , alevilik ordan gelme dir simdi ehyli beyt aylesi hz Muhammed (s.a.a.v.) ve hz ali ,hz ayse ve hz fatma dir da cok isimler var bunlar hebsi ehyli beyt aylesi dir ve simdi hz Muhammed (s.a.a.v.) ölürken ve tek hz ali yanindaydi yani medinaya gitiler simdi hz ebu bekir ve hz ömer ve hz osman bunlar da o günde secim yabiyorlardi yani kim hz muhammed s.a.a.v sonra secilsin diye ,, ve bu ayrimcilik dir demi hz ali sis nasil yabarlar bir mantikli düsünün selamlar



Benzer Konular

  1. Yaşamı Bilinçaltı Mesajlarla Canlandırma Metotları
    Konuyu Açan: Daphne, Forum: Pozitif Düşünce.
    Cevap: 9
    Son Mesaj : 16-Tem-2010, 14:16
  2. Kaşık Bükme Videosu (kanal d mehmet ali birand)
    Konuyu Açan: Daphne, Forum: Doğaüstü (Paranormal).
    Cevap: 12
    Son Mesaj : 03-Ara-2008, 05:20
  3. Çocuğun Bundan Önceki Yaşamı
    Konuyu Açan: uAcansu, Forum: Spiritüalizm.
    Cevap: 20
    Son Mesaj : 21-Ağu-2008, 12:43
  4. Hz. Ali Peygamberimize(sav) Sorar
    Konuyu Açan: erenler, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 24-Şub-2008, 19:56
  5. Alâeddîn Ali Bin Sadreddîn Erdebilî
    Konuyu Açan: Fatih, Forum: Peygamberler ve Önemli Dini Kişiler.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 17-Şub-2008, 01:41
Sitemiz kişiler arası iletişimi sağlayan bir servis sağlayıcıdır. Kişilerin yazdıkları kendi sorumluluklarındadır.
Hukuki gerekçeler ile kaldırılması talep edilen içerikler için lütfen iletişim linkini kullanınız.

Sitemizdeki yazılar telif hakları ile korunmaktadır. İzinsiz alıntı yapılamaz ©estanbul.com