İnsan Hakları, II

4. İnsan Haklarının Korunması

İnsan hakları, ulusal ve uluslararası düzeyde olmak üzere iki şekilde korunabilir.
1. İnsan Haklarının Ulusal düzeyde Korunması

İnsan hakları, anayasa ve yasalarla,insan haklarını korumakla yükümlü devlet organlarıyla,sivil toplum kuruluşları aracılığıyla ve insan hakları danışma kurullarıyla korunur.
İnsan Haklarını Korumakla Yükümlü Devlet Organları: a-Anayasa mahkemesi b-Danıştay c-Sivil Toplum Örgütleri d-Yargı Organları
2. İnsan Haklarının Uluslar Arası Düzeyde Korunması

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi; Yukarıda belirttiğimiz temel hakları güvence altına almaktadır. AİHS'de tanınan hakların sözleşmeyi kabul eden devletlerden biri tarafından ihlal edildiği iddiasında olan herkes bu iddiasından dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurabilir.[3]
İnsanlık insan haklarına kolay ulaşmamıştır. Daha özgür, daha mutlu bir dünya isteyen insan, haklarına gelebilecek her türlü tehlikeye karşı korunmalıdır. İnsan haklarının korunmaması durumunda, toplumda huzur, güven kalmaz. Devlete güven azalır. Güçlüler güçsüzlerin hak ve özgürlüklerini elinden alır. İnsanlar arasında ayrımcılık artar. Toplum millet ve devlet olma özelliğini yitirir. Başka bir devletin koruması altına girer.
İnsan haklarının korunduğu ülkelerde bireyler, huzurlu ve mutludur. Kendi hak ve özgürlüklerinin gelişmesinin, başkalarının hak ve özgürlüklerine bağlı olduğu bilinciyle herkesin haklarına saygı gösterirler. Böyle toplumlarda bireyler daha üretken ve yaratıcı olurlar.

Kişilerin hak ve hürriyetleri anayasada düzenlendiğine göre: bu hak ve hürriyetlerin tanımlanması, açıklanması ve korunması ile ilgili maddelerin bulunması gereklidir.

Anayasa bir devletin kuruluşunu, yapısını, temel organlarının görev ve işleyişlerini, vatandaşların hak ve özgürlüklerini düzenleyen temel yasadır. Anayasaya aykırı yasa çıkarılamaz. Anayasamızda devletin, insan haklarına saygılı olması temel bir ilke olarak ele alınmıştır. İnsan hakları anayasada: temel hak ve ödevler adı altında üç bölüme ayrılmıştır. Kişi hakları ve ödevleri, sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler, siyasal haklar ve ödevler.

İnsan haklarını koruma görevi, anayasanın 40. maddesinde açıklandığı gibi devlete verilmiştir. Devlet bu görevini: yasama, yürütme, yargı organları aracılığı ile yerine getirir. insan haklarının yalnızca devlet tarafından korunması yetmez. Sivil toplum kuruluşları da insan haklarını koruma konusunda kendilerine düşen görevi yerine getirmelidir.

Vatandaşlarına değer veren, insan haklarına saygı gösteren ülkeler, bu hakların korunup geliştirilmesi için danışma kurulları kurarlar. Hukukçular, düşünürler, politikacılar ve diğer uzmanlardan oluşan bu kurullar, insan hakları ile ilgili sorunları inceleyip, çözüm önerilerini hükümet yetkililerine bildirirler.

İnsan hakları ile ilgili uluslar arası kuruluşların kurulduğu ya da belgelerin kabul edildiği günler, insan haklarıyla ilgili özel günler olarak kabul edilmiştir. Başlıca özel günler: İnsan Hakları Günü, Birleşmiş Milletler Günü, Dünya Çocuk Günü, Çevre Koruma Haftası ve benzeridir.

Ülkeler, kendi sınırları içerisinde milli düzeyde insan haklarını korumuş olsalar bile, uluslar arası düzeyde de korunmasına yardımcı olmaları gerekmektedir. Dünyada bazı ülkeler insan haklarını milli düzeyde bile koruyamaz durumdadır. Böyle bir ülkenin vatandaşları, insan haklarından yoksun olarak yaşamaktadırlar.

Devletler: insan haklarının uluslar arası düzeyde korunması için, çareyi uluslar arası kuruluşlar kurmakta bulmuşlardır. Uluslar arası kuruluşlar, insan hakları konusunda ilke ve kuralları saptayan, böylece ülkelere bu konuda rehberlik eden kuruluşlardır. İnsan haklarını uluslar arası düzeyde korumak için kurulan, uluslar arası kuruluşlara üye olan ülkeler, imzaladıkları protokole uymak zorundadırlar. İnsan haklarını korumada, uluslar arası belgeler önemli bir yere sahiptir. Bu belgeler: insan haklarını korumakla görevli uluslar arası kuruluşlar tarafından hazırlanır. Üyelerinin onaylarını aldıkları sözleşmeler vardır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bunlardan biridir. Gönüllü kuruluşlar bölgesel olabildikleri gibi evrensel de çalışabilmektedirler.

Demokratik rejimi güçlendiren ve geliştiren en önemli kurum, eğitim kurumudur. Eğitim, demokrasinin yaşamasında en önde gelen faktörlerden birisidir. Demokratik düşünce ve uygulamalar da eğitimin gelişmesinde önem taşımaktadır. Demokrasi ve insan hakları birbirinden ayrılamayan iki önemli gerekliliktir. Demokrasi olmadan insan hakları: insan hakları olmadan da demokrasi olamaz. Demokrat insan olmadan, insan haklarını korumak mümkün değildir.

İnsan haklarına karşı duyarlı vatandaşlar, gördükleri olumsuzlukları, ilgili yerlere bildirerek, eleştiriler yaparak ve kamuoyu oluşturarak gerekli tedbirlerin alınmasına da yardımcı olurlar. Bildiklerini davranışa dönüştürmüş olan çağdaş insanlar, çevreye, diğer insan ve canlılara karşı oldukça duyarlıdırlar.[8]
5. İnsan Haklarının Hukuk Yoluyla Korunması

Bilindiği gibi İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin Başlangıç maddesinde, hukuk düzeninden söz edilir. Bu dünyadaki eşitsizliklerin giderilmesi, insanların şiddet araçlarını da kullanarak başkaldırı yolunu seçmemesi ve savaşların ortadan kaldırılması için bir koşul olarak görülür. İnsanlar dünyanın her yerinde Bildiri'de yer alan haklara, özgürlüklere sahip olacaklar ve bu hak ve özgürlükleri hukuk düzeni tarafından korunacak, böylece insan olma onuruna sahip olmaklık bakımından hem eşitlik sağlanacak hem de hakları ve özgürlükleri tanınmış, tanımlanmış ve kullanılması güvence altına alınmış olacaktır. Bildiri içeriğindeki hukuk düzenine ilişkin maddeler ile başlangıç maddesindeki, "İnsanın zulüm ve baskıya karşı son çare olarak ayaklanmak zorunda kalmaması için insan haklarının hukuk düzeni ile korunmasının temel bir gereklilik olması"nı bu çerçevede yorumlamak gerekir.

İnsan haklarının hukuk yoluyla korunmasında iç hukuk ve ulusal üstü hukuk ayrımını da yapmak durumundayız. Böyle olması da doğal karşılanmalı. İnsan haklarının evrenselliği genel kabul görmüş bir tezdir. İnsan hakları hiçbir ülkenin iç sorunu olarak görülmemesi, tüm dünyada insan haklarının korunması ve gözetilmesi anlamana gelmektedir. Belirtilen durumda, evrensel ölçekte, bölgesel ölçekte, sözleşme ve mekanizmalarla insan haklarının hukuk yoluyla korunmasından söz edebiliriz. İç hukuk bakımından koruma, insan haklarının iç hukuktaki düzenlemelerle korunmasını gündeme getirir. Bu en başta, o ülkenin hukuk düzeninin "insan hakkı" olarak kabul edilen hakları bir biçimde tanıması ile olanaklıdır. Ya maddi yasalarda hakların yansıtılması ya da taraf olunan sözleşmelerdeki hakların doğrudan doğruya uygulanması yoluyla mümkün olabilecektir. Ancak bu noktada, iç hukuk düzeninin insan haklarını ve temel özgürlükleri korumaya elverişli, etkin örgütlenmesi önem taşır. Hukuk korumasına, maddi yasalar ile ilgili boyutu yanında yargının öne çıkan özelliği nedeniyle yargısal koruma da diyebiliriz. Bağımsız ve tarafsız yargı temeldir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni, insan haklarının hukuk yoluyla korunmasında bölgesel korumaya örnek olarak gösterebiliriz. Sözleşmenin yapılandırdığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi örneğin Türkiye kamuoyu tarafından bilinmektedir. Herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı giderek artan bir ilgi ile, iç hukukta sorununa çözüm bulamadığında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmaktan söz edebiliyor. Bu yolu artı güvence olarak görüyor. Yine bölgesel bir sözleşme olan Avrupa İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi çerçevesinde İşkenceyi Önleme Komitesi, yargısal koruma dışında, yarı yargısal organlar tarafından insan haklarının korunmasında önemli işlevleri olan bir mekanizmadır. Özellikle Türkiye'deki ölüm oruçları dönemindeki ziyaretlerinde, gözaltı birimlerine yaptığı baskınlar ve hazırladığı raporlarla, Komite etkisini göstermiştir.

Birleşmiş Milletler ekseninde de hukuk yoluyla koruma mekanizmaları bulunmakta. Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşme çerçevesinde oluşturulan, İnsan Hakları Komitesi, Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi çerçevesinde Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Önlenmesi Sözleşmesi çerçevesinde Irk Ayrımcılığının Önlenmesi Komitesi, Kadınlara Karşı Her Tür Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşme çerçevesinde Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi, İşkence ve Diğer Acımasız, İnsanlık Dışı ve Onur Kırıcı Muamele veya Cezalandırmaya Karşı Sözleşme çerçevesinde İşkenceye Karşı Komite ve Çocuk Hakları Sözleşmesi çerçevesinde Çocuk Hakları Komitesi'ni bu çerçevede sayabiliriz.[9]
6. İnsan Haklarının Kamuoyu Gücüyle Korunması

İnsan haklarının korunmasında, insan haklarının bilgiye dayalı olarak kavranmasının önemi yadsınamaz. İnsan haklarını bilgiye dayalı olarak kavrayabilmek, ilk bakışta "okulu" akla getirebilir. Kuşkusuz her yaş grubundan insanın eğitimi ve özellikle çocukların insan hakları eğitimi önemlidir ve bu konuda geliştirilmiş teknikler de bulunmaktadır. Ancak Türkiye örneğinde olduğu gibi, devletlerin okullardaki insan hakları eğitimi ile ilgili programlarında ciddi sorunlarla karşılaşma riski bulunmaktadır. Seçilen kitaplardaki insan hakları anlayışı tek bir anlayıştır. Neredeyse birbirinin kopyası ders kitapları bulunmaktadır. Üstelik ders kitapları, vatandaşlık ve insan hakları dersi olarak verilmekte, vatandaşlık bölümü tamamen militarist zihniyeti çocuklara aşılamaya yönelik bir içerik taşımaktadır. Okullarda, vatandaşlık derslerinde ödevlerden söz edilmektedir. Askerlik yapmak, vergi vermek ödevlerinden. Ayrıca, içeriği yurttaşlar tarafından bilinmeyen milli güç unsurları, milli güvenlik, milli güvenlik siyaset belgesi gibi kavramlar ezberletilmeye çalışılmaktadır. Üstelik, çerçevesi 12 Eylül Askeri Darbesi ile çizilmiş anti demokratik, otoriter özellikli Anayasa ve yasaların ne denli demokratik bir içeriğe sahip oldukları ve insan haklarına ne denli saygılı bir sisteme sahip olduğumuz çocuklara aşılanmaya çalışılmaktadır. Durum böyle olmasına karşın, kimi insan hakları belgelerinin bilgisinin verilmesi, kimi araştırma konularının ve soruların çocuklara ödev olarak verilmesi, çocukları ve velileri araştırmaya sevk etmektedir. Bu durum çocukların haklar ve özgürlüklerin bilgisine ulaşma olanağını artırmakta, radyo ve televizyonlara yansıyan olaylarla o belgelerdeki hakları ve özgürlükleri karşılaştırarak uygulamalara yönelik soru sormalarına yol açmaktadır. Ayrıca ders kitaplarında insan hakları konusu tartışmaya da açılmıştır.

İnsan haklarının korunması için, tek başına devletlerin hukuk düzenlerini insan haklarına dayandırması yetmemektedir. O devletlerin yurttaşlarının, haklarının ve özgürlüklerinin bilincine sahip olması gerekir. Dolayısıyla, hakların ve özgürlüklerin çıplak bilgisine sahip olmaktan değil, kavramadan söz etmek durumundayız. Bu ise, "tek başına okulda öğrenilen şey" olmaktan çıkarır insan haklarını..,

İnsan haklarının kamuoyu gücüyle korunmasını iki boyutlu düşünmek durumundayız: her bir ülkenin iç kamuoyu ve uluslararası kamuoyu. Türkiye'de de dünyada da insan haklarının kamuoyu vardır. Özel olarak insan hakları konularına duyarlı ve bu konulardaki gelişmeleri izleyen, örgütlenen, tepkiler ortaya koyan bir kamuoyu her iki alanda da bulunmaktadır. Bu da insan haklarının evrenselliği tezine uygun bir gelişmedir. Örnek olsun, tüm dünyada yaygın örgütlenmesi ve belirli hak kategorilerinde ısrarlı, sürekli ve düzenli çalışmalarıyla Amnesty International (Uluslararası Af Örgütü), FIDH (Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu), Artıcle 19, Human Rights Watch (İnsan Hakları İzleme Örgütü), IHF (Uluslararası Helsinki Federasyonu) sayılabilir... Bu ve benzeri örgütlerin Birleşmiş Milletler organlarında Birleşmiş Milletler Şartı'ndan kaynaklı danışmanlık statüleri de bulunmaktadır. Aynı şekilde her bir ülkede de ulusal insan hakları örgütleri bulunmaktadır. İnsan hakları örgütlerinin insan hakları belgelerine yansımış konumlarını çeşitli belgelerde görebiliriz. AGİT 1991 Moskova Belgesi, BM Viyana İnsan Hakları Konferansı Belgesi (1993), BM İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi (1998) sayılabilir.[9]
7. Türkiye İnsan Hakları Hareketi

Türkiye'de insan hakları alanındaki ilk örgütlenmeler, 1940'lı ve 60'lı yıllara dayanıyor. Üç ay gibi kısa ömürlü oldu bu örgütler. 12 Eylül 1980 darbesi ile tüm Türkiye'de sıkıyönetim ilan edildi. Dernekler, siyasi partiler, sendikalar kapatıldı. 650 bin kişi gözaltına alındı. İşkence sonucu 123 kişi yaşamını yitirdi. İşte bu koşullarda, tutuklu ve hükümlü aileleri cezaevlerinde yaşanan sorunlardan kaynaklı olarak harekete geçtiler. Bir arayış başlamıştı. Yeni bir örgütlenmeye gidilmeliydi. Başta işkence olmak üzere cezaevleri sorunları ile ilgilenecek bir örgütlenme. Giderek bu arayış, avukatları, hekimleri, gazetecileri, akademisyenleri, yazarları kapsadı. Yıl 1985 idi ve tüm bir yıl boyunca, özellikle Ankara ve İstanbul'da tartışmalar yoğunlaştı. Öncelikle dernek modelinde bir örgütlenme konusunda ortak görüş oluştu. İkinci olarak, bu örgütün ilgi alanı yalnızca cezaevi ve yalnızca işkence ile sınırlı olmayacaktı. Bu bir insan hakları örgütü olmalıydı ve tüm insan hakları alanlarını ilgi alanında tutmalıydı. Üçüncü ve temel tartışma noktalarından birisini, dernek formatındaki örgütlenmenin şubeli mi olacağı yoksa sınırlı sayıda kurucu ve üyesinin bulunduğu bir modelde mi örgütleneceğiydi? Bu tartışma da aşıldı. Şubeli, dolayısıyla yaygın örgütlenmeye dayalı ve çok üyeli bir yapısı olmalıydı bu derneğin. Adı, Ankara'da Onur İş Hanında, Ekin Bilar'ın bürosunda geniş katılımlı bir toplantıda kondu. "İnsan Haklarını Koruma Derneği", "İnsan Haklarını Savunma Derneği", gibi sıfatları içeren öneriler tartışıldı. İnsan Hakları Derneği adında karar kılındı. İşlemlerini tamamlayan 98 kişi, kurucu sıfatını kazandı. 17 Temmuz 1986 tarihinde İçişleri Bakanlığı'na verilen dilekçe ile İHD tüzel kişilik kazandı. İçişleri Bakanlığı, insan hakları gibi geniş bir alanda dernek kurulamayacağını, 2908 sayılı yasanın 1. maddesinde tek bir amaç için dernek kurulabileceğini, oysa İHD'nin amacının çok geniş, genel ve soyut olduğu belirtiliyordu. İtirazlar aşıldı. Derneğin amacı tüzüğünün 2. maddesinde şöyle belirlendi: "Derneğin tek ve belirli amacı, 'insan hak ve özgürlükleri' konusunda çalışmalar yapmaktır."
İnsan hakları kavramının Türkiye'de popüler bir kavram olarak duyulmaya başlanacağı bir süreç başlamıştı. Çok hızlı bir gelişme kaydedildi şubeleşme yolunda. Örneğin, 1988 yılında 16 şube birden kuruluyordu. Paneller, sempozyumlar, protesto gösterileri, raporlar düzenliyordu İHD. İHD, 1989 yılında çok önemli bir kurumun Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın kurulması kararını alıyordu. Vakıf, işkence görenlerin tedavisi ile uğraşan bir uzmanlık örgütü olacaktı. Nitekim öyle de oldu. Alanında tüm dünyada tanınan bir örgüt yaratılmıştı böylece. İHD, 1987 ve 1999 yıllarında iki kez ölüm cezasına karşı kampanya düzenledi. Dört kez düşünceye özgürlük, iki kez DGM'ler kapatılsın, iki kez genel af, iki kez barış, bir kez kayıplar bulunsun, bir kez 1402'likler kampanyası düzenledi. 16 yıl boyunca, yalnızca genel merkez etkinliği olarak tam 68 değişik konulu, konferans, kurultay, sempozyum, panel, yürüyüş, gece düzenledi. Her ay, her yıl insan hakları raporları yayınladı. Aylık bültenler ve 30'a yakın kitap yayınladı. Avukatlar için 1994 yılında "Hukukçuların Bireysel Başvuru Hakkı Açısından Eğitimi", 1995 ve 1996 yılında öğretmenler için, "Eğiticilerin Eğitimi", 1999-2000 "İnsan Hakları Aktivistlerinin Eğitimi", 2001-2002 "Mülteci Hakları" projelerini uyguladı. Türkiye'deki belli başlı ulusal insan hakları örgütlerini, İHD (1986), TİHV (1990), Mazlum-Der (1990) ve TİHAK (1999) olarak sayabiliriz.[9]
8. İnsan Haklarının Korunmasında Eğitimin Yeri

İnsanlığın 21. yüzyıla taşıdığı yüksek ve ortak değerlerinden biri insan haklarıdır ve yüzyıla damgasını vuracaktır. Her gün yeni boyutlar kazanan insan haklarının, gelecek kuşaklara üstün ve tartışmasız değerler olarak intikal ettirilebilmesi için, insan hakları eğitiminin yaygın ve etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekir.

İnsan haklarının korunması ve yaşama geçirilmesi için kişilerin insan haklarının farkında olmaları, onları kullanma ve korumayı samimiyetle istemeleri, bu hakların neden korunması gerektiğinin bilincine vararak benimsemeleri yönünde eğitim gereklidir. İnsan hakları eğitimi; insan haklarına saygıyı gerçekleştirmenin, insan haklarını kullanma ve korumanın, demokrasiyi iyi bir yaşam biçimine dönüştürmenin, ihtiyaç duyulan “özgür, etkin ve katılımcı yurttaş” yetiştirmenin temel amaçlarındandır. Bilgilendirmenin yanı sıra ihmallere yol açan tutum ve davranışları değiştirme ve kaldırma açısından da son derece önemlidir. Günümüzde ülkelerin insan haklarına verdiği önem gelişmişlik düzeyinin temel ölçütü hâline gelmiştir.

Birleşmiş Milletler Avrupa Konseyi ve Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilâtı başta olmak üzere, çeşitli uluslar arası kuruluşlarca hazırlanan insan hakları ile ilgili sözleşmeler ve kabul edilen belgelerde insan hakları eğitimine yer verilmiştir. İnsan hakları eğitimine yer veren ilk uluslar arası belge, 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesidir. Beyannamenin başlangıç bölümünde, toplumdaki tüm birey ve organların eğitim ve öğretim yoluyla iki amacı gerçekleştirmek için çaba göstermeleri istenmiştir:
İnsan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı geliştirmek.
İnsan haklarının ve temel özgürlüklerin evrensel ve eylemsel olarak tanınmasını ve uygulamasını sağlamak.
İnsan hakları eğitimi alanındaki en kapsamlı uluslar arası belge ise UNESCO Genel Konferansınca 1974 tarihinde kabul edilen; uluslar arası anlayış, iş birliği, barış, eğitim, insan hakları ve temel özgürlüklere ilişkin eğitim tavsiyesidir.

Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilâtı (AGİT) çerçevesinde 1975 tarihli Helsinki Son Belgesi, 1976 yılından bu yana Avrupa Konseyinin yıllık çalışma programlarının özel bir bölümü, 1978 ve 1985 tarihlerinde Bakanlar Komitesinin kabul ettiği iki kararında, insan hakları eğitimine ilişkin somut önerilere yer verilmiştir.

İnsan hakları eğitimi ve öğretimi konusunda yapılan uluslar arası toplantılarda çeşitli öneriler kabul edilmiştir. Bu çerçevede 1993 yılında Viyana'da yapılan İnsan Hakları Dünya Konferansının sonuç belgeleri olan Viyana Bildirgesi ve Eylem Programında; “insan hakları eğitim-öğretiminin, halkın bilgilendirilmesi, topluluklar arasında uyumlu ve istikrarlı ilişkileri gerçekleştirmek, güçlendirmek, karşılıklı anlayış, hoşgörü ve barışın gelişmesinde yardımcı olmak açısından zorunlu olduğu” belirtilmiştir. Konferansta, ülkelerin cehaletin ortadan kaldırılması çalışmaları ve eğitimi, insan kişiliğinin tam geliştirilmesi, insan hakları ve temel özgürlüklere saygının güçlendirilmesi için doğru yönlendirilmeleri gereği vurgulanmış, ülkelere ve kuruluşlara, resmî-özel bütün öğrenim kurumlarının müfredatlarına insan hakları, insancıl hukuk, demokrasi ve hukukun üstünlüğü konularını dahil etmeleri için çağrıda bulunulmuştur.

Bu çağrıya karşılık olarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 23 Aralık 1994 tarihli kararıyla, 1994-2005 yıllarını İnsan Hakları Eğitimi On Yılı ilân ederek bir Eylem Plânı kabul etmiştir. Eylem Plânında İnsan Hakları Eğitimi On Yılı çalışmalarının uluslar arası insan hakları belgeleri hükümlerine dayalı olduğu belirtilmiştir. Bu belgeler; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (26. md.), Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslar Arası Sözleşmesi (12. md.), Çocuk Hakları Sözleşmesi (29. md., Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi (10. md.), Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Uluslar Arası Sözleşmesi (7. md.), Viyana Bildirgesi (33. ve 34. Prg.) ve Viyana Eylem Programı (78-82. Prg.) olarak sıralanmıştır. Bu belgelerdeki hükümler uyarınca İnsan Hakları Eğitimi On Yılı Eylem Plânının amaçları, “Eğitim, bilgilendirme ve bilgi yayma yoluyla bilgi ve beceriler kazandıracak tutum ve davranışlar şekillendirerek evrensel insan hakları kültürünü oluşturmak” olarak tanımlanmıştır.[4]