Toplam 7 sonuçtan 1 ile 7 arası gösteriliyor
  1. #1
    KıRıK

    Wink Kalbe Peygamber Aşkı Düşünce...

    Bir Yahudî din adamı, yani bir hahamdı. Şam’da hayat sürmekteydi. Günün Tevrat’ını satır satır okumuş, âdetâ ezberlemişti. ALLAH’ın gönderdiği Tevrat değildi Tevrat. Bir çok âyeti değiştirilmiş, aslından uzaklaştırılmıştı. Ancak ne kadar değiştirilmiş olsa da bazı gerçekler yok değildi. Bunlardan birisi de Peygamberimizden (asm) bahseden âyetlerdi.

    O günlerde son Peygamber çıkmış, insanları doğru yola dâvet etmeye başlamıştı. İslâmiyet gün geçtikçe yayılıyor, kuvvet buluyordu. Haham ise bunları duydukça için için kavruluyordu.

    Bir de Tevrat’taki Hz. Muhamed’den (asm) bahseden âyetler yok mu? Onlar ise onu bütün bütün çileden çıkarmıştı. İlk gün dört sayfada Peygamberimizden (asm) söz edilmekteydi. O sayfaları çıkarıp yırttı. İkinci gün bu sekize çıkmıştı. Onları da yırttı. Üçüncü gün 24 yerde gördüğü aynı hakikat onu deliye döndürmüştü. Yırt yırt bunun sonu nereye varacaktı? Düşünceye daldı. Bu bir ikazdı. İlâhî bir îkaz. Neresine baksa son peygambere bir işaret bulmak mümkündü. Kitabın hepsi de yırtılamazdı ya!

    Evet, Hz. Muhammed olsa olsa son peygamber olabilirdi. Bu gerçek görmezlikten gelinemezdi. Artık kararını verdi. Medine’ye gidecek, ona îmanını belirtecekti. Önce bir haham arkadaşına uğradı. “Yeter arkadaş, bizim bu yaptığımız” dedi, “Ben ona inandım. Medine’ye gidiyorum.”

    “Şaşırdın mı sen? O bir sihirbazın tekidir. Gidip de ne yapacaksın?” diye karşılık verdi haham arkadaşı.

    Kalbine iman aşkı düşen haham, “Hayır gideceğim” diyordu. “Şimdiye kadar kendimizi aldattığımız yeter. İş senin bildiğin gibi değil.”

    Yola koyuldu. Uzun yolları tepip Medine’ye vardı. Köşe bucak Resûlullah’ı (asm) aramaya başladı. Karşısına nûr yüzlü birisi çıktı. Ona sordu. “Ben bir yabancıyım. Son Resûl’le müşerref olmaya geldim. Beni onun huzuruna götürür müsünüz?” dedi.

    Bu nûr yüzlü insan Selmân-ı Fârisî’ydi. Resûl adını duyar duymaz ağlamaya başladı. Çünkü Kâinatın Efendisi (asm) ebedî âleme göç etmişti. Bunu bir aylık yoldan tâ çölleri aşıp gelen adama nasıl anlatacaktı? Bu gerçeği ona nasıl söyleyecekti? Onu alıp pâk kabrine götürmek istedi. Yolda yanına Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’yi de (ra) aldı. Mezarlığa vardılar. Büyük bir üzüntüyle Resûlullahın (asm) mezarını gösterip, “İşte o senin inanıp da yollara düşüp görmek istediğin zât burada yatıyor. O daha dört gün önce aramızdan ayrılıp âhiret yurduna gitti.

    Gözyaşları sel olup akmaya başladı. Bu ayrılığa onun sevgili dostları nasıl dayansınlardı? Yeni Müslüman da kendini tutamadı. Gözyaşlarını pınar edip, “Onu gören varsa hiç olmazsa onları göreyim” diyor, dikkatle yüzlerini süzüyor, özelliklerini soruyor, öğrenince de, “VALLAHi,” diyor. “Bunlar Tevrat’ta okuyup öğrendiklerime tıpa tıp uyuyor.”

    Sonra da Peygamberimizin (asm) bir elbisesini istedi. Getirdiler giydi. Peşinden Kelime-i Şehâdet getirip, duâya başladı: “Ey Rabbim! Sen merhametlilerin en merhametlisisin. Eğer benim Sana ve Resûlüne olan îmanımı kabul ettiysen bu benim için en büyük mutluluk! Sana sonsuz hamd ü senâlar olsun.

    “Ben Resûlünsüz duramam artık. Buracıkta benim canımı al da ona bir an önce kavuşayım.”

    Duâ kabul olmuştu. Biter bitmez adam yere yıkıldı. Arzuladığı yüce Resûle kavuştu.
    --------------------



    Nice âşıklar gördüm, nicedir görürlermiş seni
    Sâdık vezirlerinle dolaşırmışsın ümmetini

    Yaralıları ziyarete gelirmişsin Efendim.
    Nerdesin, öldürücü yokuşlarda kaldım; ben yetim.

    Ruhanî değilim, nasıl varam huzûr-u yakîne?
    Kader geçit verir mi acep ol Ravza-i Pâkine?

    Ne kadar isterdim, şöyle sancılı bir 'off..' diyeyim;
    Ya sen gelesin imdada, ya da ben göçüp gideyim.

    'Hû..' söyler her nefesim; sen ki damarlarımda kansın
    Ciğerlerim kebab olmuş ne gam!, varsın dünyam yansın!

    Bir başka canan istemez gönlüm; bağlandım gamzene!
    Vurulmuşum sevda özümden, tutulmuşum Sidre'ne...

    Sesini özledim kimsesiz gecelerde;
    Hep ağladım için için;
    Bekledim seneler boyu eşiklerde;
    Başımı koydum kurbanlık için;

    Ağlıyorsam, sanma ki kırılmışım; kör olur gözüm
    Ofluyorsam, hiç bıkmadım bekçilikten; yanar özüm

    Kırılası kalem!, dilim kurur böyle sitemimden;
    Bîzârım Allah (c.c)'ım., benim şikâyetim hep nefsimden.

    Acı yazdım, bir yüz bularak engin şefkatinden
    incinme, uykusuz gecelerime ver; Raûfsun sen.

    Ne desem ki; çok seviyorum seni, çok.. sevgime ver
    Himmetin olmazsa, kabul etmez beni gökler ve yer.

    Âh bir sarılsaydım boynuna kucak kucak aşkımla!
    Âh bir tutsaydım ellerinden; öpseydim doya doya!
    Öpseydim kadem-i şerifinden çatlak dudağımla!
    Çökseydim dize ve eriseydim sohbet ocağında!..

    ilk aşkım diyemem, lâkin aşılmaz aşkımsın inan!
    Çatlarsa bir gün kalbim; 'Ahmedim..' yazsın her damla kan!

    Kesilirken veda sözüm; 'Habîbim..' desin tükensin!
    Zira sen, ölmüş hissiyatımda açan kardelensin...

    Alıver ipimi eline..çek, sür beni ardın sıra!. ..........
    Koşmazsam hâinim; tek, 'Sahibim' sen olduktan sonra.

    Beklerim susuz ekmeksiz, bu kapı senin kapınsa.
    Buyursun Azrâil, varılacak yer senin yanınsa...

    Bir Kutlu'nun seccâdesine yüz sürdüm, öyle geldim
    Cennet köyünün toprağını öptüm öptüm de geldim

    Şiir şiir aşkımı kabul eder misin Efendim ?
    Bir kerecik olsun bana da 'Gel!' der misin Efendim?

    Canım, Cananım, Cinânım, Melceim, Mededresânım!

    Lütfet elini bîçâreye ki sensiz perişanım...
    Yak beni yak perişanım efendim...




    Konu Olcix tarafından (14-Nis-2012 Saat 20:20 ) değiştirilmiştir.

  2. #2

    Kalbe Peygamber Aşkı Düşünce

    Bir Yahudî din adamı, yani bir hahamdı. Şam’da hayat sürmekteydi. Günün Tevrat’ını satır satır okumuş, âdetâ ezberlemişti. Allah’ın gönderdiği Tevrat değildi Tevrat. Bir çok âyeti değiştirilmiş, aslından uzaklaştırılmıştı. Ancak ne kadar değiştirilmiş olsa da bazı gerçekler yok değildi. Bunlardan birisi de Peygamberimizden (asm) bahseden âyetlerdi.

    O günlerde son Peygamber çıkmış, insanları doğru yola dâvet etmeye başlamıştı. İslâmiyet gün geçtikçe yayılıyor, kuvvet buluyordu. Haham ise bunları duydukça için için kavruluyordu.

    Bir de Tevrat’taki Hz. Muhamed’den (asm) bahseden âyetler yok mu? Onlar ise onu bütün bütün çileden çıkarmıştı. İlk gün dört sayfada Peygamberimizden (asm) söz edilmekteydi. O sayfaları çıkarıp yırttı. İkinci gün bu sekize çıkmıştı. Onları da yırttı. Üçüncü gün 24 yerde gördüğü aynı hakikat onu deliye döndürmüştü. Yırt yırt bunun sonu nereye varacaktı? Düşünceye daldı. Bu bir ikazdı. İlâhî bir îkaz. Neresine baksa son peygambere bir işaret bulmak mümkündü. Kitabın hepsi de yırtılamazdı ya!

    Evet, Hz. Muhammed olsa olsa son peygamber olabilirdi. Bu gerçek görmezlikten gelinemezdi. Artık kararını verdi. Medine’ye gidecek, ona îmanını belirtecekti. Önce bir haham arkadaşına uğradı. “Yeter arkadaş, bizim bu yaptığımız” dedi, “Ben ona inandım. Medine’ye gidiyorum.”

    “Şaşırdın mı sen? O bir sihirbazın tekidir. Gidip de ne yapacaksın?” diye karşılık verdi haham arkadaşı.

    Kalbine iman aşkı düşen haham, “Hayır gideceğim” diyordu. “Şimdiye kadar kendimizi aldattığımız yeter. İş senin bildiğin gibi değil.”

    Yola koyuldu. Uzun yolları tepip Medine’ye vardı. Köşe bucak Resûlullah’ı (asm) aramaya başladı. Karşısına nûr yüzlü birisi çıktı. Ona sordu. “Ben bir yabancıyım. Son Resûl’le müşerref olmaya geldim. Beni onun huzuruna götürür müsünüz?” dedi.

    Bu nûr yüzlü insan Selmân-ı Fârisî’ydi. Resûl adını duyar duymaz ağlamaya başladı. Çünkü Kâinatın Efendisi(asm) ebedî âleme göç etmişti. Bunu bir aylık yoldan tâ çölleri aşıp gelen adama nasıl anlatacaktı? Bu gerçeği ona nasıl söyleyecekti? Onu alıp pâk kabrine götürmek istedi. Yolda yanına Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’yi de (ra) aldı. Mezarlığa vardılar. Büyük bir üzüntüyle Resûlullahın(asm) mezarını gösterip, “İşte o senin inanıp da yollara düşüp görmek istediğin zât burada yatıyor. O daha dört gün önce aramızdan ayrılıp âhiret yurduna gitti.

    Gözyaşları sel olup akmaya başladı. Bu ayrılığa onun sevgili dostları nasıl dayansınlardı? Yeni Müslüman da kendini tutamadı. Gözyaşlarını pınar edip, “Onu gören varsa hiç olmazsa onları göreyim” diyor, dikkatle yüzlerini süzüyor, özelliklerini soruyor, öğrenince de, “Vallahi,” diyor. “Bunlar Tevrat’ta okuyup öğrendiklerime tıpa tıp uyuyor.”

    Sonra da Peygamberimizin (asm) bir elbisesini istedi. Getirdiler giydi. Peşinden Kelime-i Şehâdet getirip, duâya başladı: “Ey Rabbim! Sen merhametlilerin en merhametlisisin. Eğer benim Sana ve Resûlüne olan îmanımı kabul ettiysen bu benim için en büyük mutluluk! Sana sonsuz hamdü senâlar olsun.

    “Ben Resûlünsüz duramam artık. Buracıkta benim canımı al da ona bir an önce kavuşayım.”

    Duâ kabul olmuştu. Biter bitmez adam yere yıkıldı. Arzuladığı yüce Resûle kavuştu.

    Kaynak: Şaban DÖĞEN

  3. #3
    Esna

    Kalbe Peygamber Aşkı Düşünce,Tavsiye Ederim



    Bir Yahudî din adamı, yani bir hahamdı. Şam’da hayat sürmekteydi. Günün Tevrat’ını satır satır okumuş, âdetâ ezberlemişti. Allah’ın gönderdiği Tevrat değildi Tevrat. Bir çok âyeti değiştirilmiş, aslından uzaklaştırılmıştı. Ancak ne kadar değiştirilmiş olsa da bazı gerçekler yok değildi. Bunlardan birisi de Peygamberimizden (asm) bahseden âyetlerdi.

    O günlerde son Peygamber çıkmış, insanları doğru yola dâvet etmeye başlamıştı. İslâmiyet gün geçtikçe yayılıyor, kuvvet buluyordu. Haham ise bunları duydukça için için kavruluyordu.

    Bir de Tevrat’taki Hz. Muhamed’den (asm) bahseden âyetler yok mu? Onlar ise onu bütün bütün çileden çıkarmıştı. İlk gün dört sayfada Peygamberimizden (asm) söz edilmekteydi. O sayfaları çıkarıp yırttı. İkinci gün bu sekize çıkmıştı. Onları da yırttı. Üçüncü gün 24 yerde gördüğü aynı hakikat onu deliye döndürmüştü. Yırt yırt bunun sonu nereye varacaktı? Düşünceye daldı. Bu bir ikazdı. İlâhî bir îkaz. Neresine baksa son peygambere bir işaret bulmak mümkündü. Kitabın hepsi de yırtılamazdı ya!

    Evet, Hz. Muhammed olsa olsa son peygamber olabilirdi. Bu gerçek görmezlikten gelinemezdi. Artık kararını verdi. Medine’ye gidecek, ona îmanını belirtecekti. Önce bir haham arkadaşına uğradı. “Yeter arkadaş, bizim bu yaptığımız” dedi, “Ben ona inandım. Medine’ye gidiyorum.”

    “Şaşırdın mı sen? O bir sihirbazın tekidir. Gidip de ne yapacaksın?” diye karşılık verdi haham arkadaşı.

    Kalbine iman aşkı düşen haham, “Hayır gideceğim” diyordu. “Şimdiye kadar kendimizi aldattığımız yeter. İş senin bildiğin gibi değil.”

    Yola koyuldu. Uzun yolları tepip Medine’ye vardı. Köşe bucak Resûlullah’ı (asm) aramaya başladı. Karşısına nûr yüzlü birisi çıktı. Ona sordu. “Ben bir yabancıyım. Son Resûl’le müşerref olmaya geldim. Beni onun huzuruna götürür müsünüz?” dedi.

    Bu nûr yüzlü insan Selmân-ı Fârisî’ydi. Resûl adını duyar duymaz ağlamaya başladı. Çünkü Kâinatın Efendisi (asm) ebedî âleme göç etmişti. Bunu bir aylık yoldan tâ çölleri aşıp gelen adama nasıl anlatacaktı? Bu gerçeği ona nasıl söyleyecekti? Onu alıp pâk kabrine götürmek istedi. Yolda yanına Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’yi de (ra) aldı. Mezarlığa vardılar. Büyük bir üzüntüyle Resûlullahın (asm) mezarını gösterip, “İşte o senin inanıp da yollara düşüp görmek istediğin zât burada yatıyor. O daha dört gün önce aramızdan ayrılıp âhiret yurduna gitti.

    Gözyaşları sel olup akmaya başladı. Bu ayrılığa onun sevgili dostları nasıl dayansınlardı? Yeni Müslüman da kendini tutamadı. Gözyaşlarını pınar edip, “Onu gören varsa hiç olmazsa onları göreyim” diyor, dikkatle yüzlerini süzüyor, özelliklerini soruyor, öğrenince de, “Vallahi,” diyor. “Bunlar Tevrat’ta okuyup öğrendiklerime tıpa tıp uyuyor.”

    Sonra da Peygamberimizin (asm) bir elbisesini istedi. Getirdiler giydi. Peşinden Kelime-i Şehâdet getirip, duâya başladı: “Ey Rabbim! Sen merhametlilerin en merhametlisisin. Eğer benim Sana ve Resûlüne olan îmanımı kabul ettiysen bu benim için en büyük mutluluk! Sana sonsuz hamd ü senâlar olsun.

    “Ben Resûlünsüz duramam artık. Buracıkta benim canımı al da ona bir an önce kavuşayım.”

    Duâ kabul olmuştu. Biter bitmez adam yere yıkıldı. Arzuladığı yüce Resûle kavuştu.

    Şaban DÖĞEN



  4. #4
    Allah razı olsun melekcıgım yine çok güzel bir paylaşım...

  5. #5
    Esna
    amin cumlemizden canim ;
    ONU CANI GONULDEN SEVMEYE ASIK OLMAYI NASIP ETSIN RABBI..
    bizim icin hayatini harcamis bir elci..

  6. #6
    “Ben Resûlünsüz duramam artık. Buracıkta benim canımı al da ona bir an önce kavuşayım.” Alah razı olsun melekçim çok güzel bir paylaşım olmuş

  7. #7
    Esna
    amin cumlemizden ders cikarmak lazim az da olsa bisi hisetmek lazim okurken

    okudugunuz icin sagolun arkadaslar.



Benzer Konular

  1. Peygamber efendimizi rüyada görmek
    Konuyu Açan: star67, Forum: Havas & Hüddam.
    Cevap: 39
    Son Mesaj : 06-Şub-2013, 14:14
  2. Prof. Dr. Sadettin Ökten, Kalbe Düşünce
    Konuyu Açan: _mostar, Forum: Televizyon Programları ve Diziler.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 18-Mar-2012, 11:36
  3. Osmanlı Padişahlarının Peygamber Aşkı
    Konuyu Açan: Esna, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 12-Şub-2011, 17:52
  4. Sahabenin Peygamber Aşkı ( Abdullah Bin Huzafe )
    Konuyu Açan: Esna, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 12-Şub-2011, 17:33
  5. Sahabedekİ Peygamber AŞkı
    Konuyu Açan: KıRıK, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 13-Kas-2008, 11:36
Sitemiz kişiler arası iletişimi sağlayan bir servis sağlayıcıdır. Kişilerin yazdıkları kendi sorumluluklarındadır.
Hukuki gerekçeler ile kaldırılması talep edilen içerikler için lütfen iletişim linkini kullanınız.

Sitemizdeki yazılar telif hakları ile korunmaktadır. İzinsiz alıntı yapılamaz ©estanbul.com