Toplam 2 sonuçtan 1 ile 2 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kan Grubu Nasıl Belirlenir?Kan Nakilleri Nasıl Yapılmalıdır?..

    Aşağıdaki sorular kan verici ve kanı alacak olan kişiyi korumak amacıyla düzenlenmiştir. Unutmayın ki verdiğiniz kan korumasız, kanı reddetme şansı olmayan masum bir hasta ya da yeni doğmuş bir bebeğe verilebilir. Örneğin AİDS testiniz negatif olsa bile AİDS virüsü taşıyor olabilir, kendinizi iyi hissetseniz dahi bu virüsü bulaştırabilirsiniz. Formu doldurduktan sonra kafanızda kan verme konusunda hala şüpheleriniz varsa kimseye bir açıklama yapmadan kan bankasını terkedebilir veya kan bankası doktoruyla özel olarak görüşebilirsiniz.


    ○Bugün kendinizi kan verecek kadar iyi sağlıklı hissediyor musunuz?
    ○Bugüne kadar size kan vermeniz gerektiği söylendi mi?
    ○Hastane, doktor, hemşire, iğne, kan tutma v.b. korkularınız varmı?
    ○Son 2-3 ay içinde kan veya kan ürünü (plazma, trombosit v.b.) verdiniz mi?
    ○Son 3 gün içinde aspirin yada aspirin benzeri ilaç kullandınız mı?
    ○Son 3 gün içinde dişhekimine gittiniz mi?
    ○Son 1 ay içinde aşı yaptırdınız mı?
    ○Son 1 ay içinde ilaçla veya başka bir şekilde tıbbi tedavi gördünüz mü?
    ○Şeker hastası mısınız? veya tedavi görüyormusunuz?
    ○Sara (epilepsi) hastası mısınız? veya tedavi görüyormusunuz?
    ○Bugüne kadar kalp, akciğer, böbrek hastalığı geçirdiniz mi?
    ○Bugüne kadar hiç sarılık (10 Yaş sonrası), karaciğer iltihabı, karaciğer hastalığı geçirdiniz mi?
    ○Son 1 yıl içinde sarılıklı veya hepatitli bir şahısla yakın ilişki içinde oldunuzmu? ○Size hepatit immünglobülini (serumu) verildi mi?
    S○on 1 yıl içinde kan veya kan ürünü verildi mi? Doku veya organ nakli yapıldı mı?
    ○Son 1 yıl içinde önemli hastalık (doktor kontrolünde), ameliyat geçirdiniz mi? veya size
    cerrahi bir müdahelede bulunuldu mu?

    ○Bu güne kadar kanser, kan hastalığı veya kanama problemli bir hastalık geçirdiniz mi?

    ○Son 3 yıl içinde yurt dışında bulundunuz mu?

    ○Son 1 yıl içinde kulak veya cildinizin başka bir yerini deldirdiniz mi? Döğme, akupuntur, yaptırdınız mı? Kaza ile iğne batması oldu mu?

    ○Bu güne kadar pıhtılaşma (hemofili gibi) hastalığı nedeniyle faktör konsantresi kullandınız mı? Böyle bir uygulama içerisinde olan şahısla bir kez dahi olsa seks yaptınız mı?
    ○1 yıl içinde kuduz aşısı oldunuz mu? Sahipsiz veya şüpheli bir hayvan tarafından ısırıldınız mı?

    ○Son bir yıl içinde frengi (sifiliz) testiniz pozitif oldu mu? veya bu süre içinde sifiliz bel soğukluğu hastası oldunuz mu? veya Tedavi gördünüz mü?

    ○Bu güne kadar size büyüme hormonu (growth hormon) verildi mi?

    ○Verem hastalığı geçirdiniz mi? Yakın zamanda tekrarladı mı?

    ○Sedef hastalığı geçirdiniz mi? Bu hastalık için ilaç kullandınız mı? (Tegison)

    ○Sivilce tedavisi için ağızdan ilaç alıyor musunuz?

    ○Son 3 yıl içinde sıtma hastalığı geçirdiniz mi? Sıtma hastalığı tedavisi gördünüz mü?

    ○Son 1 yıl içinde para karşılığı seks yaptınız mı?

    ○Bugüne kadar homoseksüel biriyle, son 1 yıl içinde yabancı uyruklu biriyle seks yaptınız mı?

    ○Bugüne kadar uyuşturucu (eroin, esrar v.s.) kullandınız mı? Uyuşturucu kullanan biriyle bir kerede olsa seks yaptınızmı?

    ○AİDS misiniz? Şüpheleriniz var mı? Bu özellikte olan biriyle bir kere bile olsa seks yaptınız mı?

    ○Kan testi yaptırmak için mi bağışta bulunuyorsunuz?

    ○Bugüne kadar; beklemediğiniz hızlı kilo kaybı, gece terlemeleri, deri altında veya üstünde mavi mor lekeler, bir aydan fazla süren bezeler, 10 günden fazla süren yüksek ateşli hastalık, uzun süreli tedaviye cevap vermeyen ishal, ağız içinde beyaz lekeler, alışmadık yaralar oldu mu?

    ○Kadınlar için: Son iki ay içinde düşük yaptınız mı? Kürtaj oldunuz mu? Hamile misiniz? Hamilelik şüphesi duyuyor musunuz?
    Yukarıdaki açıklamaları okudum. Kan vermem konusunda bir sakınca olmadığını düşününüyorum. Kan alacak olan doktor hemşire laboratuar teknisyenlerini kan vermenin oluşturabileceği tıbbi yan etkilerinden kanun karşısında kendim veya vekillerim tarafından yapılacak olan her türlü şikayet ve tazminat taleplerinden sorumlu tutmayacağımı bildiririm.

    RED NEDENİ: BAĞIŞ YAPANIN
    PROTOKOL NO: ADI SOYADI:
    İMZASI

    Kimler kan verebilir?

    Donör: Kan bağışı yapan kişi.
    Yaş: 18 - 65 yaşları arasında olan her sağlıklı kişi kan verebilir.
    Sıklık: Erkekler,en sık 2 ayda bir; kadınlar ise, en sık 3 ayda bir olmak üzere ve yılda toplam 4 üniteyi geçmemek koşuluyla kan verebilirler.
    Vücut Ağırlığı: 50 kg'ın üzerinde olan herkes kan bağışı yapabilir.
    Miktar: Bağışlanan kan standart olarak 450 mL'dir. İnsan vücudunda toplam 5000-6000 mL kan olduğu düşünülürse, bu miktar, toplam kan hacminin sadece % 7,5-9' u kadardır.Kan bağışını takiben, eksilen sıvı hacmi, damar dışındaki sıvının, damar içine geçmesiyle saatler içerisinde karşılanır. Hücrelerin yenilenmesi süreci ise, 2 ay kadardır. Düzenli aralıklarla yapılan kan bağışının sağlık açısından herhangi bir sakıncası olmadığı gibi, aksine bir çok yararı mevcuttur.
    Anemi: Kansızlık, elbetteki kan bağışı için engeldir. Günlük yaşamın olağan sayılabilecek ve çoğunlukla psikolojik kaynaklı olan halsizlik, bitkinlik gibi durumlar, anemi olarak algılanmamalıdır. Anemi tanısı, kan testleriyle yapılmaktadır. Kan bağışı için kriter hemoglobin değeridir..
    Saklama: Kanın saklanma süresi, torba içindeki antikoagülan solüsyonun niteliğine bağlıdır. Bugün kullanılmakta olan torbalarda bu süre 35-42 gündür.Bu süre, kanın tüketimi için fazlasıyla yeterli bir depolama süresidir.
    Sterilite: Kan torbaları, tek kullanımlık ve steril olarak imal edilmektedir. Bu sebeple, kan bağışı sırasında donöre herhangi bir hastalık bulaştırılması söz konusu değildir.
    Yan Etki: Kan bağışının, kilo aldırma, zayıflatma, halsiz bırakma, kaşıntı ve bağımlılık gibi yan etkileri yoktur.
    İlaç Kullanımı: Almış olduğunuz ilaçlar, kanınıza geçmektedir. Bu ilaçlardan bazıları kan bağışı yapmaya engel teşkil eder.Kan bağışından önce, eğer sağlığınız açısından mecbur değilseniz, ilaç almayınız. Almak durumundaysanız, kan verip veremeyeceğinizi kan merkezi doktorlarımıza danışabilirsiniz.
    1. Aspirin kullanımı: Kan bağışına engel değildir. Sadece, trombosit amaçlı kal alımında veya tromboferezde dikkat edilmelidir.
    2. Tegison (Sedef hastalığında kullanılan bir ilaç) kullananlar, ilacı kestikten 3 yıl sonra kan verebilir.
    3. Accutan veya benzeri retinoik asit türevi ilaçları kullananlar, ilacı bıraktıktan 4 hafta sonra gönüllü donör olabilir.
    4. Faktör konsantresi kullananlar, donör olamazlar.
    Tansiyon: Sistolik kan basıncı 180 mmHg'yı, diastolik kan basıncı ise, 100 mmHg'yı aşmamalıdır.

    Kimler kan veremez?

    1. Hepatit B (Hiçbir zaman kan veremezler)
    2. Hepatit C (Hiçbir zaman kan veremezler)
    3. AIDS (Hiçbir zaman kan veremezler)
    4. Sıtma (Tedavinin sağlanmasından 3 yıl sonradan itibaren kan verebilirler)
    5. Frengi geçiren hastalar, iyileşmeden 1 yıl sonra kan verebilirler.
    6. Creutzfeldt-Jacob hastalığı olanlar, hiçbir zaman kan veremez.
    7. Chagas Hastalığı ( Alınan kan sadece fraksinasyon amaçlı kullanılabilir)
    8. Tüberküloz (Tedavinin sağlanmasından 5 yıl sonra kan verebilirler)
    9. Diabet (İlaç kullanmayan veya ilaç kullandığı halde, kan şekeri regüle edilmiş olanlar kan verebilir)
    10. Anemi (Anemi teşhisi konmuş kişiler kan bağışçısı olamazlar)
    11. Gebeler kan veremez. Doğum veya gebeliğin sonlan(dırıl)masından 6 hafta sonra kan verebilirler.
    12. Koroner kalp hastalığı, angina pektoris, ciddi kardiyak aritmi, serebrovasküler hastalıklar, arteriyal tromboz veya rekküren venöz trombozu olan kişiler kan veremezler.
    13. Allerji ( Astım hastaları kan veremez. Polen allerjisi olanlar ise, sadece allerjileri oldukları dönemde kan veremezler.)
    14. Otoimmün hastalığı olanlar kan veremezler.
    15. Kanama diatezi (Kanama eğilimi) olanlar ömür boyu kan veremezler.
    16. Bronşit (Kronik bronşit hastaları kan veremez)
    17. Kronik nefrit ve pyelonefritli hastalar kan veremez. Akut glomerulonefrit geçirmiş olanlar ise, iyileşmeden 5 yıl sonra bağış yapabilir.
    18. Malign (Habis) hastalığı olanlar, gönüllü donör olarak kabul edilmezler.
    19. Brusella almış olanlar, tam iyileşmeyi takiben iki sene sonra kan bağışı gönüllüsü olabilirler.
    20. Epilepsi hastaları, kan veremezler.
    21. Osteomyelit geçirmiş hastalar, tam düzelmeden 5 yıl sonra kan verebilirler.
    22. Cerrahi: Büyük ameliyatlardan sonra 6 ay boyunca kan bağışı alınmaz.Mide rezeksiyonu geçirenler ise, hiçbir zaman donör olamazlar.
    23. Transfüzyon: Kan veya kan ürünü alan donörler, 1 yıl boyunca kan veremezler.
    24. Attenüe virus aşısı yapılmış olanlar 3 hafta kan veremez.( Su çiçeği, sarı humma, kızamık, kızamıkçık, oral polio, kabakulak)
    25. Ölü bakteri aşısı olanlar, 5 gün donör olamazlar.( Kolera, tifo, antrax)
    26. İnaktif virus aşısı ve toxoid alanlar ise 3 gün kan veremezler ( Polio-injeksiyon , influenza, rabies, difteri, tetanoz)


    Kan Bağışı nasıl yapılır?


    Kan merkezine gelen gönüllüler yani donörler, ilk olarak donör formunu doldurur. Bu form, kişinin donör olup olamayacağını anlamaya yönelik bazı sorulardan oluşmaktadır. Formun ikinci sayfasında ise, kişiye ait kimlik, adres ve bağış bilgileri bulunmaktadır. Donör olabilmek için gerekli koşullardan biri, Hemoglobin düzeyinin istenilen değerlere sahip olmasıdır. Toplumumuzda oldukça sık rastlanan anemi hastalığı, yani kansızlık, elbetteki kan bağışı için en sık karşılaşılan engeldir. Erkeklerde 13,5 g/dL'nin, kadınlarda ise,12,5 g/dL'nin üzerindeki hemoglobin değerleri donör olunması için yeterlidir. Bu testler, kan merkezlerinde Bakır Sülfat Solüsyonu kullanılarak yapılmaktadır.


    Kişinin hemoglobin düzeyi, kan bağışı için uygunsa, arteriyal tansiyon ölçümüne geçilir. Sistolik tansiyon 180 mmHg'nın, diyastolik tansiyon ise 100 mmHg'nın üzerinde olmadığı sürece, kan bağışı yapılabilir. Kan alma yatağına uzanan gönüllü donörler, kan alımı için uygun bir damar belirlenir ve antiseptik bir solüsyonla, içten dışa doğru dairesel olarak cilt temizliği yapılır. Antiseptik solüsyonun etkinliğini sağlayabilmesi için kuruması beklenmelidir. Bu süre, kullanılan sıvıya bağlıdır, ancak genellikle 30-45 sn kadar beklemek yeterli olur. Ardından sterilite şartlarını bozmamak kaydıyla, damara girilir.

    İğnenin damara sokulmasıyla birlikte kan torbası dolmaya başlar. Torba içindeki antikoagülan sıvı ile kanın iyice karışması sağlanmalıdır. Bu işlem manuel olarak yapılabileceği gibi, otomatik kan alma cihazları (Sağ alttaki fotoğraf) ile daha sağlıklı olarak gerçekleştirilebilir.

    Kan alma işlemi yaklaşık olarak 6-10 dakika kadar sürer. Bu süre komponent imalatı açısından önemlidir. İğnenin damardan çıkarılmasınından sonra, cilt bölgesi tekrar dezenfekte edilir ve steril bir gazlı bezle kapatılır. Donörün birkaç dakika kompres yapması sağlanır. Kan torbasının seti kapatıldıktan sonra iğneye doğru olan kısım kesilir. Setin bu kısmından alınan kan örneği test çalışmalarında kullanılır. İğne kısmı da kesilerek setten ayırılır.

    Gönüllü donör,bağıştan sonra ikram bölümüne alınır ve yiyecek-içecek ikramı yapılır.

    Kan Vermenin Faydaları

    Kemik iliğinin yağlanmasını önleyip, kan yapımı canlı tutulur.
    Verilen kanın yerine, anında vücuttan genç hücreler dolaşımına katıldığı için, bağışçı daha dinç ve canlı olur.
    Kandaki yüksek yağ oranı düşer.
    Kan bağışı kalp krizi ihtimalini %90 azaltır.
    Kan bağışlayan kişide baş ağrısı, stres, yüksek tansiyon, yorgunluk gibi rahatsızlıkların giderilmesinde çok büyük katkısı olur.
    Kan bağışçısı her kan verdiğinde:
    AIDS , Hepatit B , Hepatit C , Sifiliz
    Kan grubu taramasından ücretsiz olarak yararlanmış olur.
    Trafik kazasında yaralanan bir kimsenin, kan uyuşmazlığı olan bir bebeğin, kan bulunmazsa ölecek bir hastanın sizin verdiğiniz kanla kurtulmasının, size verdiği manevi duygu ölçüsüzdür. Bağışınız çok insancıl ve onurlu bir davranıştır.

    Sürekli ve düzenli kan bağışlayanlara:
    10 bağışta Bronz Madalya
    25 bağışta Gümüş Madalya
    35 bağışta Altın Madalya
    40 bağışta Plaket verilerek taltif edilir.


    Kan bağışında bulunanlara KAN SİGORTA KARTI tahsis edilir. Bu kart gerçekleşmesini arzu etmediğimiz acil kan ihtiyaçlarında size ve soyadınızı taşıyan tüm yakınlarınıza tüm Kızılay Kan Merkezlerinden azami öncelikli kan alma ve sosyal güvencesi olmayanlar için ücretsiz kan temin edilmede kullanılır.

    Kan bağışı tecrübeli hekimlerimiz tarafından muayene edilerek gerçekleştirilir.

    Bağışladığınız kanlara hangi işlemler uygulanır?

    Kan bağışından sonra kanınızın hangi grup (A,B,O,AB ve Rh tipi) olduğu tespit edilir.

    4 ana kan grubu olmasına rağmen 400 den fazla grup ve faktör bilinmektedir.Gerekli durumlarda bazı alt gruplar da araştırılmaktadır.

    Kan grubu tespitinden sonra kanınızda AIDS, Hepatit B , Hepatit C, Sifiliz hastalıkları araştırılmaktadır. Yapılan testlerde bu hastalıklardan herhangi birine karşı iki kez üst üste şüpheli bulunan kanlar imha edilmektedir.

    Günümüzde hastaların artık nadiren tam kan ihtiyacı olmaktadır. Bu nedenle kan grubu bakılmış ve tarama testleri yapılmış kanlar kan bankalarında son derece yararlı bölümlere ayrılarak kullanılana dek uygun ısı ve ortamlarda saklanır. Kanlardan elde edilen ürünlerin her biri farklı hasta ve hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır.

    Genellikle tek bir bağış kanı birden çok hastanın ihtiyacını kartılamaktadır.


    Kan Grupları

    Ülkemizde ve dünyada yaygın olarak kullanılmakta olan kan grup sistemleri, ABO ve Rh sistemleridir. ABO grup sistemine göre kan grupları, A, B, AB ve O grubu diye dörde ayrılırken, Rh sistemine göre ise, RhD Pozitif ve RhD Negatif diye ikiye ayrılır. Her iki sistem birlikte kullanıldığından, ortaya sekiz farklı kan grubu çıkar. Ancak kan grupları, sadece bununla sınırlı değildir. Bazı kişilerde hem ABO grup sistemine ait alt gruplar (A1,A2,gibi) ve hem de Rh sistemine ait alt gruplar (D,d,C,c,E,e,gibi) bulunmaktadır. Bir kanın "Rh Negatif" diye nitelenebilmesi için bu alt grup antijenlerinden hiçbirinin bulunmaması gerekir. Ülkemizde CD pozitifliğine oldukça sık rastlanırken, DE pozitifliği daha nadirdir.Genel olarak bakıldığında Rh D pozitifliği %85-90 arasında değişmektedir.

    Kanda Yapılan Testler

    Bağışlamış olduğunuz kanlarda, yapılması zorunlu olan testler,özellikle kan teması ile bulaşan hastalıklara yöneliktir. Hepatit B, Hepatit C, AIDS ve Frengi hastalığı ile ilgili tarama testleri, alınan tüm kanlarda yapılmaktadır. Özellikle Hepatitlerin toplumdaki rastlanma sıklığının oldukça yüksek olduğu düşünülürse, bu tarama testleriyle gerek Kan bağışı yapan gönüllü ile kanı alacak olan hastanın bir çok riske karşı korunması sağlanmaktadır. 1997-1999 yıllarını içeren test sonuçları aşağıdaki tabloda özetlenmiştir.

    Tarama Testi Yapılan Test Sayısı Pozitif Sayısı Rastlanma Oranı
    HBsAg (Hepatit B) 50.428 2402 % 4,76
    Anti-HCV Ab (Hepatit C) 49.331 585 % 1,19
    Anti-HIV 1/2 Abs (AIDS) 49.815 0 % 0,0
    RPR (Sifiliz) 48.615 31 % 0,06

    Hepatit B (HbsAg) , Hepatit C (Anti-HCV Abs) ve HIV (Anti-HIV Ab)' ın taraması için ELISA yöntemi kullanılırken; Frengi taramasında RPR testi kullanılmaktadır.

    Kanın Yapısı

    Kan vücutta;
    · Oksijen alışverişi
    · Enerji sağlayan karbonhidratların dokulara dağılması
    · Proteinlerin dokular arasında dağılımı
    · Hormonların ilgili dokulara giderek burada fonksiyonlarını yerine getirmesi
    · Atık ve toksik maddelerin vücuttan atılması için ilgili organlara taşınması
    · Mikroplarla savaşta bağışıklık sisteminin yaptığı antikorların hastalık bölgelerine taşınması için hayati öneme sahip bir dokudur. Fonksiyonlarını içinde taşıdığı çeşitli hücreler ve plazma adı verilen sıvı sayesinde yapar. Görevlerini yerine getirirken akışkan, fakat bir yaralanma anında korunması için pıhtılaşabilir özellikte olması gerekir. Pıhtılaşma işlemi kanın plazma adı verilen sıvı kısmındaki çeşitli proteinler tarafından sağlanır.
    Kanın hücresel elemanları kemik iliğinde yapılır. Başlıca 3 grupta incelenebilir.

    Eritrositler (Alyuvarlar)
    Lökositler (Akyuvarlar)
    Trombositler

    Eritrositler: Kana kırmızı rengini veren alyuvarlardır. İçinde taşıdıkları hemoglobin molekülü ile hücrelere oksijen ve hücrede enerji sağlama sırasında yakılan oksijenin metaboliti karbondioksiti dışarı atmak üzere akciğere taşır. Eritrositlerin ortalama yaşam süresi 120 gündür.
    Lökositler: Vücuda giren canlı cansız her çeşit yabancı maddeyi tanımak ve onlarla savaşmak için görev yaparlar. Bir kısmı doğrudan mikroplarla savaşırken, başka bir kısmı yabancı molekülleri ve mikropları tanıyarak sistemi uyarır, diğerleride mikropla savaşmak üzere antikor denen spesifik proteinleri üretir. Akyuvarların yaşam süresi değişiktir. 48 - 72 saat ile yaşam boyu canlı kalabilirler.
    Trombositler: Bir yaralanma halinde yaralanan bölgeyi ilk tamir etme ve bu bölgede pıhtı oluşması için bir dizi olayı başlatma görevi olan hücrelerdir. Bu hücrelerin yaşam süresi 7 - 9 gündür.

    Görüldüğü gibi kan hücreleri kemik iliğinde sürekli olarak yapılan, yaşayan ve ölen hücrelerdir. Bir bakıma kan hücreleri sürekli olarak yenilenen hücrelerdir. Kemik iliği ise sürekli olarak çalışan ve gereksinime uygun miktarda hücre üreten bir fabrikadır. İnsan vücudunda 70 ml / kg kadar kan vardır. ( 70 kg ağırlıkta biri için yaklaşık 5 litre ) Bu kanın % 35 - 40 kadarı hücresel elemanlardan oluşmuştur.

    Kanınızdan hangi ürünler elde edilir?


    Kan Ürünü Saklanma Süresi Kullanıldığı Durumlar
    Tam Kan 35 gün Masif kanamalarda
    Eritrosit Süspansiyonu 42 gün Eritrosit sayısını artırır. Travma,
    Cerrahi
    girişimlerde, yanıklarda , Anemi
    (kansızlık) tedavisinde
    Trombosit Süspansiyonu 5 güne kadar Trombosit fonksiyon

    bozukluklarında, Trombosit
    sayısındaki azlığa bağlı
    kanamalarda
    Taze Donmut Plazma ve
    Kriopresipitat 1 yıl Bazı koagülasyon

    hastalıklarında, Yanık ve
    kanamalardaki plazma
    kayıplarında , Lösemi ve diğer
    kanser tedavisi sırasında

    Kendi ihtiyacınız içinde kan bağışalayabilirmisiniz?

    Yakın tarihde bir ameliyat olacaksanız ve bu ameliyat sırasında kan ihtiyacınız söz konusu ise ihtiyacınızı kendiniz karşılayabilir, başka birinin kanına maruz kalmayabilirsiniz.OTOLOG KAN olarak isimlendirilen, kisinin kendisi için verdigii kan veya kanlar , son kullanma tarihine veya ihtiyaç anına dek kan bankasında saklanır. Doğal olarak kendinize ait olan bu kanın gene sizin için kullanımı sırasında transfüzyona bağlı herhangi bir problem ortaya çıkmayacaktır. İleri tarihde planlanmış ameliyatı olan sağlıklı ve kansızlığı bulunmayan herkes otolog donör olabilir.



    Kan Uyuşmazlığı

    Bu sayfada yer alan bilgiler "Dr. Çağatay Nuhoğlu" tarafından yazılmış olup, Çocuk Sağlığı Sitesi içerisinden edinilmiştir. Kendilerine desteklerinden ötürü teşekkürü borç biliriz.

    "Kan uyuşmazlığı" genel kanının aksine, karı koca arasında değil, gebelik döneminde anne ile karnındaki bebeği arasında söz konusu olabilen normal dışı bir durumdur. Hangi kan grupları arasında ve nasıl bir uyuşmazlık olduğunu anlatmadan önce kan gruplarını tanımlamak gerekir. Kanımızda oksijen taşımakla görevli kırmızı kan hücrelerinde bulunan proteinler esas alındığında klasik olarak dört ana kan grubu tanımlanır: "A", "B", "AB" ve "O" grubu .. Bir de "Rh" söz konusudur. Birey, "D" proteinine sahipse Rh pozitif (+), değilse Rh negatif (-) olarak ifade edilir. Rh (-) kişilerin vücudunda D proteini hiç yoktur ve bağışıklık sistemi için tamamen yabancı bir maddedir.

    Normal koşullarda hamilelik döneminde anne ve bebeğin kanları birbirine karışmadan plasenta (eş) aracılığıyla oksijen, karbondioksit ve besi öğelerinin karşılıklı alışverişi gerçekleştirilir. Anne Rh (-), bebek Rh (+) ise ilk gebelikte herhangi bir sorun olmaz. Bebek doğarken zedelenen damarlardan bir miktar bebek kanı, Rh (-) annenin kanına karışabilir. Böylece annenin bağışıklık sistemi tamamen yabancısı olduğu bir proteinle, "D" proteini ile tanışır ve ona karşı tepki geliştirir. O maddeyi tanımadığı için yok etmek ister. Beyaz kan hücrelerinin D proteinini yok etmek üzere ürettiği -o maddeye özgü- sıvısal maddeleri (antikorlar) kullanarak hedefine ulaşır. Annenin kanında bir tane bile bebek kan hücresi kalmaz, tümü yok edilir. Bu savaş sona erdiğinde geriye "anti-D antikorları" adı verilen sıvısal maddeler ve bunları gereksinim duyulduğunda her an yeniden üretebilecek akıllı beyaz kan hücreleri kalır. İkinci gebelikte çocuk eğer yine Rh (+) kana sahipse annenin kanında hazır bulunan bu sıvısal maddeler (antikorlar) kolayca plasenta (eş) engelini aşarak anne karnındaki bebeğin kanına karışırlar. Bebek kırmızı kan hücreleri yok edilmeye başlanır. Çocuğun kemik iliği, karaciğer ve dalağı yok edilen kırmızı kan hücrelerinin yenilerini üretir ve eksilen kanı yerine koyar. Bu aşırı kırmızı kan hücresi yıkımı ve yapımı sürecinde "bilirubin" adı verilen ve fazlası zararlı olan bir madde açığa çıkar, bebekten anneye geçer, annenin karaciğeri tarafından yok edilir. Bebeğin karaciğeri henüz bu maddenin tümünü zehirsizleştirebilecek kadar gelişmemiştir. Eğer üretilen kırmızı kan hücresi miktarı yok edilenden az olursa sonuçta bebek ağır bir kansızlığa maruz kalır, hatta ölebilir. Eğer arada bir denge varsa bebek bir ölçüde kansızlıkla doğar veya sağlıklı olarak dünyaya gelir. Sorun asıl o zaman belirginleşir. Çünkü kan hücreleri hala parçalanmakta, yenileri yapılırken gereken maddeler anneden temin edilememekte, çocuk kendi depolarını kullanmaktadır. Üstelik açığa çıkan sarı boyar madde niteliğindeki "bilirubin" bebeğin karaciğeri tarafından yeterince vücuttan uzaklaştırılamamaktadır. Kanda belli bir düzeyi aşan "bilirubin" göz aklarına, cilde ve sonunda asıl zararını gösterdiği beyin ve sinir sistemine yerleşerek yaşamı tehdit etmektedir. Yenidoğan sarılığının ağır şekillerinde, tedavi edilmeyen çocuklarda adalelerin sertleşmesi, zeka geriliği gibi kimi geri dönüşümsüz sinir sistemi bozuklukları meydana gelmektedir.

    Yenidoğan sarılığı olan bebeklerde sarı boyar madde "bilirubin"i vücuttan daha kolay uzaklaştırmak için belli bir dalga boyundaki ultra viyole (kızıl berisi) ışınları kullanılmaktadır. Bebeklerin uygun sıcaklık ortamı sağlayan küvöz ya da yataklarda ultra viyole ışığıyla tedavisine "fototerapi" denir. Yeterli olmadığında bebeğim göbek kordonundan takılan bir sistemle, uygun bir Rh (-) kanla "kan değişimi" işlemi gerçekleştirilerek yaşamsal tehlike atlatılır. Geç kalınan durumlarda araz kalması olasıdır. Körlük, şaşılık, sağırlık, felç gibi ..

    Mademki kan uyuşmazlığı ve sonuçları bu kadar ağır olabiliyor, o halde Rh (-) anneler için koruyucu bazı önlemler alınması gereklidir. Bir anne adayı eğer Rh (-) kana sahipse, ilk doğum, kürtaj ya da düşüğünden hemen sonra, bebeğinden kendisine o anda geçmiş olabilecek Rh (+) bebek kan hücrelerine karşı annenin bağışıklık sisteminde tepki oluşmadan önce girişimde bulunulmalıdır. Bunun için özel olarak hazırlanmış bir serum vardır: "Anti-D İmmun Globulin". Bu madde doğumdan (ya da düşük veya kürtajdan) hemen sonra anneye kaba etten iğne şeklinde yapılmalıdır. "Anti-D İmmun Globulin" kana karışır, bebekten geçmiş olan Rh (+) kan hücrelerini derhal yok eder. Annenin bağışıklık sistemi ne olduğu anlamadan işlem tamalanır. Bir süre sonra "Anti-D İmmun Globulin" doğal ömrünü tamamlar ve kanda yok olur. Oysa anne kendisi "antikor" geliştirmiş olsaydı bu sıvısal madde uzun süre kanda kalacak, gerekirse onu yeniden üretebilme yeteneği olan beyaz kan hücreleri tarafından eksikliği tamamlanacaktı. Pasif olarak verilmiş olan "Anti-D" için eksikliğin tamamlanması diye bir konu söz konusu değildir. Zamanla yok olan "Anti-D İmmun Globulin" bu sayede annenin sonraki hamileliklerinde çocuk için bir sorun oluşturamaz. Yalnız unutulmaması gereken bir konu bu immun globulinin herbir gebeliğin son bulumunda yeniden uygulanmasının gerekliliğidir. Kan uyuşmazlığı genel olarak ilk bebekte sorun oluşturmaz. Sonraki Rh (-) çocuk için zaten bir problem yoktur.

    Rh uygunsuzluğu kadar ağır seyretmese de "kan grupları" arasında da uygunsuzluk söz konusu olabilir. Genellikle annenin "O" bebğin "A", "B" veya "AB" olduğu durumlarda meydana gelir. Farklı mekanizmalarla ama aynı aynı prensiplere dayanan süreçler yaşanır. Fakat daha seyrek olarak yaşamı tehdit eden boyutlara ulaşır.

    Sonuç olarak Rh (-) olan annelerin Rh (+) doğabilecek çocukları için önceden hazırlıklı olunmalıdır. Eğer anne ve baba her ikisi de Rh (-) iseler genetik kurallarına göre Rh (+) bebekleri olamaz. Eğer anne Rh (-), bab Rh (+) ise çocuk Rh (-) de olabilir, Rh (+) de. Bu genel bilgi de göz önünde bulundurulmalı, doğum sonrası bebek kan grubu tayin edilmelidir. Anne Rh (-), bebek de Rh (-) ise uygunsuzluk yoktur, anneye anti-D immun globulin yapmak gerekmez. Annenin Rh (+) olduğu durumlarda çocuğun Rh'ı ne olursa olsun Rh uygunsuzluğu olmaz. Eğer anne ve baba her ikisi de "O" grubu kana sahiplerse çocukları mutlaka "O" grubu olur. Bu durumda anne ve bebek arasında grup uygunsuzluğu olamayacağı açıktır. Anne "O", baba "A" ise çocuk "O" veya "A"; anne "O", baba "B" ise çocuk "O" veya "B"; anne "O" baba "AB" ise çocuk "A" veya "B" olur ama "O" veya "AB" olamaz. Annenin "A" ya da "B" olduğu, çocuğun "B" ya da "A" olduğu durumlarda uyuşmazlık nadirdir, hafif seyreder. Ayrıca bazı alt kan grubu uygunsuzluklarında, hatta hiçbir uygunsuzluğun olmadığı kimi sıra dışı durumlarda kan uyuşmazlığıyla benzer klinik tablolar görülebilir, yenidoğan sarılığı meydana gelebilir.

    Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek için gebelikte sağlıklı ve düzenli izlem ön koşuldur. Anne baba adayları, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı arasında işbirliği bu sürecin temelini oluşturmaktadır. Uygun bir gebelik yönetimi ve doğuma uzman gözetiminde hazırlık, kan uyuşmazlığı gibi yaşamsal bir sorunun bile kolaylıkla halledilmesini sağlayacaktır.



    KAN GRUPLARI

    Bütün insanlarda alyuvarların yapısı birbirine benzer, ancak hücrenin yüzeyinde yer alam ve karbonhidrat yapısında olduğu düşünülen antijen moleküllerinin bazıları bireylere bazılarıda ırklara özgü farklılıklar gösterir. Kan naklinde alıcı ile vericinin antijenlerine saldırır ve alyuvarların aglütinasyonuna neden olur.
    1900’lerde kandaki bu tepkimeleri inceleyen Karl Landsteiner alyuvarlarındaki antijenin ürüne göre 4 ana kan grubu olduğunu buldu. A antijeni taşıyanlar A grubu, B antijenini taşıyanlar B grubu , hm A hem B grubu antijeni taşıyanlar AB, hiç antijen taşımayanlar 0 grubu olarak adlandırıldı. Ayrıca her insanda plazmada kendi alyuvarlarında bulunmayan antijene karşı antikor oluştuğu saptandı.



    RHESUS SİSTEMİ (RH TAYİNİ)

    Kan gruplarının kalıtımı menel kanunlarına göre olur. Mendel kanunlarına göre eğer ana – babanın kan grupları bilinirse çocukların kan grubu tayin edilebilir. Anne ile dölüt arasında uyuşmazlık olaylarına yol açan RH etkenide önemlidir. Birçok kan naklinde alıcı ile vericinin kan grupları birbirini tuttuğu ve wiener adlı Amerikalı bilim adamları 1940 yılında RH etkenini bularak bunun nedenini çözmüşlerdir. Adı geçen bilim adamları macocus Rhesus maymunların kanını tavşanlara enjekte ederek tavşanların kanında sonradan Anti RH olarak adlandırdıkları özel bir bağışıklık cisminin meydana geldiğini görmüşlerdir.
    Bu bağışıklık cismi Rhesus maymunlarının alyuvarlarında bulunan bir antijenin etkisi ile meydana gelmişti. Landsteiner ve wiener araştırmalarına devam ederek içinde Anti RH bağışıklık cismi meydana gelmiş tavşan kanını beyaz ırktan insanların %85’inde alyuvarların kümeleşmesine yol açtığını %15’inde açmadığını saptamışlardır. Bu buluştan beyaz ırktan insanların %85’inde RH etkeni bulunduğu %15’inde bulunmadığı sonucunu çıkarmışlardır. Böylelikle kanında RH etkeni bulunan kimselerin kanı RH(+), bulunmayanların kanı RH (-) olarak adlandırmışlardır.


    RH UYUŞMAZLIĞI

    RH (-) kanı taşıyan bir kadın RH (+) bir erkekten gebe kalırsa kadının kanında RH etkenine karşı bağışıklık cisimleri meydana gelir. Bu bağışıklık cisimleri plesentadan geçerken dölütün kanını tahrip ederler. RH uyuşmazlığı hareket eksikliği ve zeka geriliğine yol açar. Tedavisi kan değişimi ve Anti RH iğneyle mümkündür.


    KAN TESTLERİ

    Crossmatch testi:
    · Hasta serumunda verilecek eritrositlere karşı reaksiyon gösterebilecek irregüler antikorların aranması, verilecek kanda hasta eritrositleri ile reaksiyona girebilecek irregüler antikorların aranması şeklindedir.
    1 damla vericinin eritrositi ile 2 damla alıcının serumu bir tüpe 1 damla alıcının eritrositi ile 2 damla vericinin serumu bir tüpe konur. Tüpler santrifüjde çevrilerek aglütinasyon olup olmadığına bakılır. Kanın alıcıya verilebilmesi için aglütinasyon olmamalıdır.

    Coombs testi:
    · Kan uyuşmazlığını belirlemek, eritroblastozis fetalis gelişip gelişmediğini tespit etmek amacıyla yapılır. Bunun için çocuğun kordon kanı kullanılır. Coombs testi hemolitik anemilerin çeşitlerini ayırt etmede de kullanılabilir.

    KAN HÜCRELERİNİN NORMAL DEĞERLERİ

    Eritrosit : 4,5 – 5 milyon
    Lökosit : 5000 – 10000
    Trombosit : 200000 – 400000
    Hemoglobin : 12 – 15 gr.
    Hemotokrit : % 42 – 52
    Sedimantasyon : 1 saatte 1 – 9 mm
    Glikoz : % 80 – 120 mg.
    Protein : % 6 – 8 gr.
    Albümin : % 3,8 – 6,7
    Globulin : % 1,2 – 3,2
    N.P.N. : % 25 – 40 mg.
    Kolesterol : %150 – 190 mg.
    Trigliserid : %70 – 130 mg.
    Üre : % 20 – 50 mg.

    Kan NakliKan Nakli Kan hacminin azalmış olduğu durumlarda, özellikle bir yaralanma sonucu çok miktarda kan kaybetmiş bir yaralının tedavisinde en kesin ve esaslı sonucu veren bir tedavi şekli.

    İlk kan nakli bir Musevi doktor tarafından Papa Sekizinci İnnocent üzerinde denenmiş, ancak hem papayı hem de kan alınan üç genci kurtarmak mümkün olmamıştır (1492). Bu olay daha önce genç kimselerin kanını içmek veya kan banyosu yapmakla daha genç ve dinç kalınacağı konusundaki Avrupa’daki inanca rağmen, kan nakli konusunun uzun seneler ele alınmamasına yol açmıştır. 1600 yıllarında Richart Lewer, melankolik bir hastaya koyun kanı nakletmiş, ancak meydana gelen hemoliz (alyuvarların erimesi) neticesi hasta ölmekten zor kurtulmuştur. Bu olay, kan nakillerinde meydana gelen hemolize dikkatleri çekmiş ve bu yönde çalışmalar yapılmıştır. Fransa’dan sonra İtalya’da da sonu facialarla biten bu tür kan nakilleri yapılmaya başlanınca, zamanın papası bu uygulamayı yasaklamış ve kan nakilleri uzunca bir süre gene unutulmuştur.

    1818’de James Blundell insandan insana yaptığı 10 kan naklinden beşinde başarılı olmuştu. 1900’de Stesher ve Wiener ABO kan gruplarını ayırt etmişlerdir. İki yıl sonra da De Costello AB kan grubunu bulmuştur. 1914’te sodyum sitratın kan pıhtılaşmasını önleyici etkilerinden faydalanılarak konserve kan kullanılmaya başlanmış ve o zamana kadar mevcut olan alıcı ve vericinin birlikte bulunmaları konusu ortadan kaldırılmıştır. Bu husustan faydalanan Fransızlar, Birinci Dünya Savaşında kan naklini başarıyla kullanmışlardır.

    1936’da Robertron’un Chicago’da ilk kan bankasını gerçekleştirmesinden sonra, kan nakli İkinci Dünya Harbinden başlayarak standart bir metod ve özel teşkilatlanmış ekipler tarafından geniş çapta kullanılır ve uygulanır hale getirilmiştir.

    Kan nakli şu durumlarda yapılabilmektedir:

    1. Kanın oksijen taşıma yeteneğinin azaldığı haller:

    a) Anemi (kırmızı hücrelerin sayıca azlığı+kansızlık),

    b) Bazı zehirlenmeler.

    c) Kanamalar neticesi kan hacmindeki azalma.

    2. Pıhtılaşmayı sağlayan kan faktörlerinin azlığı (hemofili vb.).

    3. Enfeksiyon hastalıkları.

    4. Kan proteinlerinin azaldığı haller.

    Kan naklinin yapılmasının tehlikeli olduğu haller de vardır. Yaygın akciğer hastalıkları, bazı kalp hastalıkları (kalp yetmezliği, kalp krizi), kanın kıvamının arttığı haller (aşırı su kaybı), had böbrek yetmezliği gibi hallerde, kan nakli yapılması mahzurludur.

    Kan nakli için en uygun yol, koldaki toplardamarlardır. Kan nakli vericiden alıcıya doğrudan doğruya yapılabilirse de, yaygın uygulamada konserve kan kullanılmaktadır. Vericiden alınan 350 ml kadar kan, içinde 120 ml sitrat tamponlu dekstroz solüsyonu bulunan vakumlu kaplara çekilir ve kullanılıncaya kadar +4°C’de saklanarak korunur. Kan, gerektiği zaman tekrar vücut sıcaklığına kadar ısıtıldıktan sonra kullanılır.

    Kan alınacak kişilerde şu şartların bulunması gerekir: Tansiyon düşüklüğü olmamalı; son üç dört haftadan beri ateşli bir rahatsızlık görmemiş olmalı; verem, frengi, sıtma ve bulaşıcı sarılık geçirmemiş olmalı; astım, kurdeşen gibi allerjik hastalığı bulunmamalı; son kan verişinden sonra iki ay kadar bir süre geçmeli; AIDS hastası veya taşıyıcısı olmamalıdır.

    Kanın cam şişe yerine plastik kaplarda saklanması daha avantajlıdır. Çünkü taşıması kolaydır, kırılma tehlikesi yoktur. Kanın şekilli elemanları, özellikle pıhtılaşma elemanları olan trombositler, daha uygun süre yaşarlar. Kurallara uygun olarak alınan ve saklanan bir konserve kanda dört beş gün sonra, kırmızı hücrelerde erime başlar. Mikroplar, sıcaklık ve sarsıntı bu erimeyi artırır. Konserve kanda yirmi birinci günde bu erime oldukça önemli boyutlara ulaştığından, bu süreden sonra kanın kullanılması mahzurludur. Kan nakline bağlı olarak ortaya çıkabilecek çeşitli istenmeyen reaksiyonların yanısıra ölüm tehlikesi de vardır. Bu reaksiyonlar, taze kana göre bekletilmiş kanda daha sık görülür. Bugün daha dikkatli yapılan kan nakilleri sonucu tehlikeler azalmıştır.

    Kan nakli yapılan hastaların çoğunda yirmi dört saat kadar devam eden bir ateş yükselmesi görülür. Ateşle birlikte bulantı, kusma, baş, gövde, kol ve bacaklarda ağrılar, nadiren de kurdeşen, anjionörotik ödem ve anaflaktik şoka kadar gidebilen üzücü tablolar ortaya çıkabilir. Bunlara kana karışan mikroplar, yabancı maddeler, altgrup uyuşmazlıkları ve kanın soğuk olarak takılması gibi sebepler yol açmaktadır. Hafif ateş yükselmesi tedavi gerektirmez. Kan nakli sırasında titreme ve ani ateş yükselmeleri olursa, kan verme işlemi hemen durdurulmalı ve sebebi araştırılmalıdır. Bir de daha az görülen, fakat çok daha tehlikeli olan hemolitik reaksiyonlar vardır ki bunlar, ekseriya verilen kanın alıcı kanı ile uygunluk göstermemesinden veya hemolize olmuş kanın naklinden ileri gelir. Bu durumda titreme, kusma, bel ve başağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, idrarda kızarma, sarılık, idrar miktarının giderek azalması, böbrek yetmezliği ve ölüm görülür. Böyle durumları önlemek için kan vermeden önce, kan gruplarının uygunluğu kontrol edilmeli, kullanılacak malzeme tamamen mikropsuz olmalıdır.

    Bunlardan başka kan nakli ile alıcıya frengi, sıtma, tifo, bulaşıcı sarılık ve AIDS gibi hastalıklar nakledilebilir. Kalbi ve akciğeri hasta olanlara fazla kan vermek de tehlikeli olabilir. Kan verme sırasında, damara hava ve kan pıhtısı girme riski de vardır.

    Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki, çok mühim bir tedavi vasıtası olan kan nakli, bilgi ve dikkat isteyen, aksi takdirde ölüme kadar giden reaksiyonlara yol açabilen bir tedavi vasıtasıdır.

    Kan bankaları: İhtiyaç hasıl olduğunda bir verici bulabilmek, son derece güç bir olaydır. Bu sebeple acil cerrahi merkezlerinde, büyük hastahanelerde, büyük şehirlerde kan bankaları kurulmuştur. Kan bankalarında gruplarına göre sınıflanan kan gerektiğinde kullanılır.

    Bankalardaki kan bir pıhtılaşma önleyici (antikoagulan) maddeyle birlikte saklanır. Kana karıştırılan bu madde, asid-sitrat-dekstroz kompleksidir. Bir kan, bankada yirmi bir günden fazla kalırsa nakil işinde kullanılmaz.



    Plazma da çeşitli durumlarda hastalara verilebilir. Bunun verildiği hastalıklar, kan hücrelerinin normal, plazmanın ve pıhtılaşma faktörlerinin eksik olduğu hallerdir. Plazma, kandan santrifüje edilerek ayrılır. Bir buzdolabında birkaç hafta boyunca saklanabilir.





  2. #2
    KAN NAKLİ HAKKINDA BİLGİLER

    Kan nakli, kan bağışları yoluyla elde edilen kanın çeşitli nedenlerle kan kaybetmiş ya da kanının ana elemanlarından (akyuvar, trombosit ya da pıhtılaşma faktörleri gibi) biri eksik olan kişilere damar yoluyla verilmesidir.
    Kan bankaları kan bağışı yapan kişilerden kanın uygun şartlarda alınmasından, bu kanların çeşitli işlemlere tabi tutulmasından ve ihtiyacı olan kişilere verilmesinden sorumlu kuruluşlardır.
    Bir kişinin kan bağışında bulunabilmesi için ön koşul o kişinin sağlıklı olmasıdır. Gerekli muayeneler yapıldıktan sonra kan bağışlayan kişiden yaklaşık olarak 500 mililitre kan alınır. Kansızlığı olmayan, kalp ve dolaşım sistemi uygun çalışan bir kişiden alınan bu miktar, kan bağışlayan kişide hiç bir problem yaratmaz. Yaklaşık dört haftada bu verilen kan üretilerek tekrar yerine konmuş olur. Kan bağışlanması belli kanunlara tabidir ve 18 yaş altında ve 65 yaş üstünde olan kişiler kan bağışında bulunamazlar. Kanında Hepatit B ya da AIDS gibi bir enfeksiyon hastalığı olduğu bilinen ya da kalp ve dolaşım sistemine ait hastalığı, ya da kan hastalığı olanlar da kan bağışında bulunamazlar.
    Bağış yoluyla alınan kanlar hangi işlemlerden geçer?
    Alınan kanlar Hepatit B, sifiliz, HIV (AIDS etkeni) ve diğer enfeksiyon etkenlerinin varlığı açısından incelenir. Daha sonra kanlar özel torbalarda ve belli ısılarda saklanmak üzere ya olduğu gibi tam kan şeklinde ya da çeşitli bölümlere ayrılarak kan bankasında muhafaza edilir.
    Her torbanın üzerinde kanın grubu, alınma tarihi ve son kullanma tarihi mutlaka belirtilmiştir.
    Taze kan ve banka kanı arasındaki farklar
    Alınan kan ilk 5-7 gün içinde taze kan olarak kabul edilir. Kan alındıktan sonra ilk birkaç satte akyuvarlar, iki gün sonra trombositler tümüyle yokolur. Pıhtılaşma faktörleri de genellikle iki gün sonra önemli oranda azalmış olur.
    Kan eskidikçe hücre parçalanması sonucu ortaya çıkan potasyum kanın potasyum seviyesini artırır. Bu durumda banka kanı içinde temel olarak yanlızca alyuvarları bulunduran bir kandır. Mümkünse her durumda taze kan verilmelidir. Ancak ciddi kan kayıplarında son kullanma tarihi geçmediği sürece banka kanı da gerekli miktarlarda verilebilir.
    Bağışlanan kandan elde edilebilen ürünler
    Bağış yoluyla elde edilen bir kan direkt olarak torbalandığında o kandan yanlızca bir kişi faydalanabilir. Halbuki gelişmiş yöntemler kullanılarak kanın elemanları ayrıştırıldığında bir ünite kandan daha fazla sayıda kişinin faydalanması sağlanır. Kanaması olan birine tam kan yerine yanlızca eritrosit suspansiyonu verildiğinde tam kandan geriye kalan diğer maddeler (lökositler, akyuvarlar, plazma) diğer ihtiyacı olanlarda kullanılabilir.
    Tam kan:
    Vericiden alınan bir ünite tam kan hiç bir ayırma işlemine tabi tutulmadan sitrat maddesi katılarak pıhtılaşması önlenir. Yaklaşık 400-450 mililitredir. Hematokrit değeri %35-40 civarındadır. Buzdolabında (+) 4 derecede 21 gün dayanır. Verildiğinde hastanın hematokrit değerini %3 artırır.
    Buzdolabından çıkarılan kan ısındıktan sonra kullanılmazsa atılır, tekrar buzdolabına konmaz.
    Eritrosit (alyuvar)suspansiyonu:
    Plazması azaltılmış yoğun bir kandır. Eritrositleri yoğunlaştırılmış olduğundan hematokrit %65-70 civarındadır. Özellikle dolaşım yüklenme riski olan hastalar başta olmak üzere mümkün olan her durumda eritrosit süspansiyonu kullanılır. Verilen hastanın hematokrit değerini %3 artırır. Buzdolabında (+)4 derecede 3-5 hafta dayanır. Ek olarak yıkanma işlemine tabi tutulursa 12 saat içinde kullanılmalıdır.
    Lökosit (akyuvar) suspansiyonu:
    Bağışlanan kandan lökositler ayrılarak elde edilir. Nötropeni (kanda akyuvar düşüklüğü) sonucu gelişen enfeksiyonların önlenmesinde ya da tedavisinde kullanılır. 12 saat içinde kullanılmalıdır.
    Trombosit suspansiyonu:
    Bağışlanan kandan yanlızca trombositlerin ayrılmasıyla elde edilir. Çeşitli nedenlerle trombosit sayısı düşmüş olan hastalarda kanamanın önlenmesi ya da tedavisi için kullanılır. Bir ünitesi trombosit sayısını 5-10 bin artırır. Bir ünite tam kandan (yani bir vericiden) özel yöntemlerle 8-10 ünite trombosit suspansiyonu elde edilebilmektedir. Ağır trombositopenilerde (trombosit sayısı düşüklüğü) etkili olabilmesi için arka arkaya altı üniteye kadar vermek gerekir. Elde edilen suspansiyonlar oda ısısında saklanır ve üç gün içinde kullanılır. Buzdolabında saklanırsa trombositler kısa zamanda parçalanır.
    İnsan albümini:
    Çok sayıda kan bağışlayıcısı kanından elde edilen albüminin birleştirilmesiyle elde edilir. Çeşitli nedenlerle kan albümin değerleri düşmüş olan insanlarda kullanılır. Çok fazla sayıda bağışlayıcıdan elde edildiği için enfeksiyon riski diğerlerine göre yüksek bir üründür.
    Taze dondurulmuş plazma:
    Bağışlanan kandan plazmanın (kanın sıvı kısmının) ayrılmasıyla elde edilir. Pıhtılaşma faktörlerinin harcandığı yaygın damariçi pıhtılaşması (DIC) gibi ölümcül durumların tedavisinde hayat kurtarıcıdır. Elde edildikten sonra buzdolabında (-)30 derecede saklanır.
    Pıhtılaşma faktörleri:
    Bağışlanan kanın plazmasında pıhtılaşma faktörleri de teker teker ya da gruplar halinde ayrıştırılarak eksiği olan kişilere verilebilir (fibrinojen, kriyopresipitat, antihemofilik faktör gibi).
    Gama globulinler (nonspesifik ve spesifik immunglobulinler):
    Kanın serumunda (proteinlerin de bulunduğu sıvı kısım) kişinin savunma sisteminin ürettiği antikorlar yeralır. Bunlar ayrıştırılıp çeşitli vericilerden elde edilenler biraraya getirildiğinde çeşitli hastalıkların önlenmesinde ya da tedavisinde oldukça etkili olabilir (Hepatit B serumu, tetanoz serumu gibi). Bu sayede elde edilen bağışıklığa pasif bağışıklık adı verilir. Pasif bağışıklık hastanın vücudu bağışıklığı kendisi aktif olarak sağlayamadığı durumlarda ya da hızlı bir şekilde bağışıklık sağlanması gerektiğinde (hepatit B'li olduğu bilinen birisiyle temas durumunda olduğu gibi) kullanılır.
    Kan naklinin uygulanma kuralları
    Kan nakli enfeksiyon, hemoliz reaksiyonu ve allerjik reaksiyonlar gibi ciddi riskleri olabilen bir durumdur. Bu yüzden gerçekten gerekli olan durumlarda ve yeterince kullanılır.
    Kan grupları hakkında genel bilgiler
    İnsanların kan grupları A ve B adı verilen iki farklı yapıtaşının varlığı ya da yokluğuna ve Rh faktörü adı verilen bir kan grubu faktörünün varlığı ya da yokluğuna göre belirlenir. Bir insanın alyuvar hücre yüzeylerinde yanlızca A ya da B yapıtaşlarından biri ya da A ve B yapıtaşlarının ikisi beraber bulunabilir, veya bu yapıtaşlarından hiç biri bulunmayabilir. Bu olasılıklardan herbiri için Rh faktörünün varlığı ya da yokluğu söz konusu olabilir.
    Bu durumda insanlarda A Rh(+) (Rh faktörü var anlamında); A Rh(-) (Rh faktörü yok anlamında); B Rh(+); B Rh (-); AB Rh(+); AB Rh(-); 0 Rh(+) ve 0 Rh(-) olmak üzere sekiz ayrı kan grubundan biri bulunur.
    A-B-0 ve Rh yapıtaşları dışında alyuvar yüzeyinde klinik açıdan çok fazla önem taşımayan ve kan grubu belirtilmesinde kullanılmayan bazı alt gruplar da bulunmaktadır.
    Bireyin kan grubu anne ve babasından kalıtımla aldığı özellikler sonucu belirlenir. %45 insanda 0 grubu, %40 insanda A grubu, %10 insanda B grubu; %5 insanda da AB grubu bulunur. %85 insan Rh(+) kan grubuna sahiptir. Bu nedenle AB Rh(-) ve B Rh (-) kan grupları en az bulunan kan gruplarıdır.
    Bir insanın kendi dokusunun bir parçası olmayan her madde ve transplantasyonla vücuda yerleştirilen her organ yabancı bir madde olarak işlem görür. Bu yabancı maddelere antijen (kendi genetik yapısına uymayan anlamında) adı verilir. Bu antijenler girdiği bedenin savunma sistemini harekete geçirir. Antijenler kan grubu yapıtaşları dışında bakteriler, virüsler, protozoalar gibi maddeler ve böbrek, karaciğer ya da kalp gibi nakledilen organlar olabilir.
    Savunma sistemi kendisine yabancı olan bir maddeyle karşılaştığında o maddeyi yok etmek amacıyla harekete geçer ve o maddeyi tanıyabilen antikor (yabancı cisme karşı üretilen "cisim" anlamında) adlı kimyasal maddeler üretir. Antikor antijeniyle anahtar-kilit ilişkisi içindedir ve antijeni gördüğü yerde bağlanarak parçalamaya ve sistemden uzaklaştırmaya çalışır.
    A grubu kanın alyuvar yüzeyinde yanlız A antijeni, B grubu kanın alyuvar yüzeyinde yanlız B antijeni, AB grubu kanın alyuvar yüzeyinde hem A hem de B antijeni bulunur. 0 grubu kanın alyuvar yüzeyinde antijen bulunmaz. Rh(+) kanda alyuvar yüzeyinde Rh (ya da D) antijeni bulunur.
    A grubu kanın serumunda B antijenine karşı antikor, B grubu kanın serumunda A grubuna karşı antikor, 0 grubu kanın serumunda ise hem A hem de B antijenine karşı antikor doğal olarak hazır bulunur. AB grubu kanın serumunda ise ne A ne de B antijenine karşı antikor bulunmaz. Rh(-) olan bir kanın serumunda ise Rh antijenine karşı antikor ya hazır bulunur ya da ilk karşılaşmada hızla üretilir (Rh uygunsuzluğu olan bir evlilikte Rh(-) anne adayının Rh(+) bebeğinin alyuvarlarının Rh antijenlerine karşı antikor üretmesi bunun en güzel örneğidir.
    Bir kişiye uygun olmayan gruptan kan nakli yapıldığında nakil yapılan kişinin serumunda bulunan antikorlar verilen kandaki kan grubu antijenlerini tanıyarak antijenin bulunduğu alyuvarları parçalamaya başlarlar. Hemolitik reaksiyon (alyuvarların parçalanması) adı verilen bu olay hayatı tehdid eden bir durumdur. Bu nedenle kan nakli ancak uygun kann grubuyla yapılmalıdır.
    En ideali kan transfuzyonunun A-B-0 ve Rh grubu aynı olan kan grubuyla yapılmasıdır.
    Aynı gruptan kan bulunamadığında aşağıdaki şemaya uyularak kan nakli yapılır:
    Rh(+) kan grubuna sahip bir kişi alyuvar yüzeyinde Rh antijeni içerir, ancak serumunda Rh antijenine karşı antikor içermez. Bu yüzden gerekli durumlarda Rh(-) kan grubundan kan alabilir.
    Rh(-) kan grubuna sahip bir kişi ise alyuvar yüzeyinde Rh antijeni içermez, ancak serumunda Rh antijenine karşı antikor içerir, ya da ilk karşılaşma sonrasında bu antikorları hızla üretmeye başlar. Bu yüzden ancak Rh(-) kan grubuna sahip biri, Rh(-) bir gruptan kan alabilir.
    0 kan grubuna sahip bir kişi alyuvar yüzeyinde hiç antijen bulunmadığı için her gruba kan verebilir. Ancak serumunda hem A hem de B'ye karşı antikor bulundurduğundan kendi grubudışında kalan kan gruplarından kan alamaz.
    AB kan grubuna sahip bir kişinin alyuvar yüzeyinde hem A hem de B antijeni bulunur. Bu yüzden kendisi dışındaki hiçbir gruba kan veremez. Ancak serumunda A ya da B'ye karşı antikor içermediğinden her gruptan kan alabilir.
    A kan grubuna sahip bir kişi alyuvar yüzeyinde A antijeni içerir. Bu yüzden B grubuna ve 0 grubuna kan veremez. Serumunda B'ye karşı antikor bulundurduğundan B'den ve AB'den kan alamaz.
    B kan grubuna sahip bir kişi alyuvar yüzeyinde B antijeni içerir. Bu yüzden A grubuna ve 0 grubuna kan veremez. serumunda A'ya karşı antikor bulundurduğundan A'dan ve AB'den kan alamaz.
    Bu bilgiler ışığında 0Rh(-) kanın kendisi dışında hiç bir gruptan kan alamadığını ve AB Rh(+) kan grubuna sahip bir kişinin gerekli durumlarda her gruptan kan alabildiğini söyleyebiliriz. Bu nedenle 0 Rh(-) kan grubu "genel verici", AB Rh(-) grubu da "genel alıcı" olarak tanımlanır.
    Acil kan nakli yapılması gereken birine ne kendi kan grubundan ne de alabileceği gruptan kan bulunamadığı durumlarda 0Rh(-) kan verilebilir. 0 Rh(-) genel verici olduğundan grubu kesin olarak 0Rh(-) olarak tayin edilmiş bir kan çok acil durumlarda diğer kişinin kan grubunu tayine gerek kalmaksızın verilebilir.
    Uygun kan bulunana kadar kanaması olan hastaya sıvı tedavisine devam edilir. Sıvı tedavisinde kanın sıvı kısmının damar içinde kalmasına ve böylece damar sisteminde basıncın düşmesine engel olmak amacıyla plazma genişletici olarak adlandırılan maddelerden faydalanılır. Bu maddeler sentetik olarak üretilen ve molekül ağırlıkları nedeniyle kanın içindeki sıvıyı kendilerine çekerek damar içi sıvı volümünü sabit tutmaya yarayan maddelerdir.
    Kan nakli yapılmadan önce yapılan uygunluk testi
    Kan ihtiyacı olan bir insana uygun gruptan kan bulunduğunda kanı vermeye başlamadan önce verilecek kandan alınan numuneyle nakil yapılacak kişiden alınan kan numunesi birleştirilir. Mikroskop altında yapılan incelemede gruplar birbirine uymuyorsa antikorların alyuvarlara bağlanması sonucu kümeleşmeler meydana gelir. Bu durumda muhtemelen ya nakil edilecek kişinin ya da nakil yapılacak kanın grubu yanlış belirlenmiştir.
    Çok nadiren gruplar uygun olmasına karşın bir altgrup uyuşmazlığı söz konusu olabilir.
    Yukarıda bahsedilen bu teste cross-matching (çapraz karşılaştırma) adı verilir. Bu testte kümeleşme görülmesi kan hastaya nakledildiğinde hastanın damarı içinde de aynı olayın meydana geleceğini gösterir. Böyle bir durumda o kan kesinlikle hastaya verilmez. Çapraz karşılaştırma yapmadan kan naklinin yapılabileceği tek durum genel verici olan 0Rh(-) kan ile yapılan nakildir.

    Kan nakli esnasında ya da sonrasında ortaya çıkabilen istenmeyen durumlar
    Erken dönemde ortaya çıkan durumlar
    Hemolitik reaksiyon (nakledilen kanın alyuvarlarının parçalanması)
    Kan nakli esnasında ortaya çıkan en tehlikeli durumdur. Kişiye uygun olmayan kan grubundan kan verilmesine bağlı olarak kan naklinin ilk 30 dakikasında ortaya çıkar. Bazı durumlarda tarihi geçmiş kanın verilmesi de hemolitik reaksiyona yolaçabilir.
    Özellikle A-B-0 grup uyumsuzluğunda belirtiler daha şiddetli olur. Kanı alan kişinin serumunda bulunan antikorlar verilen kanın alyuvarlarının yıkılmasına neden olur. Kanın verildiği toplardamar boyunca sıcaklık artışı ve ağrı, terleme, çarpıntı ve taşikardi (nabız hızlanması), hipotansiyon (tansiyon düşüklüğü), bel ağrısı, kanamaya eğilim sık görülen belirtilerdir. Uygun müdahale ve tedavi yapılmadığında şok ve ölüm görülebilir. Hemoliz sonucu ortaya çıkan hemoglobin (alyuvarların en önemli yapıtaşı) idrarda çıkar, parçalanma sonucu ortaya çıkan bilirubin de sarılık görülmesine neden olur. İleri durumlarda ilk önlemler başarılı olsa bile geçici böbrek yetmezliği gelişebilir. Böbrek yetmezliğinin parçalanan alyuvarlardan açığa çıkan maddelerin böbrek damarlarında yarattığı bozukluktan kaynaklandığı düşünülmektedir.
    Bazı durumlarda hemoliz kan naklinden 2-14 gün sonra ortaya çıkabilir. Hemen ortaya çıkan hemolitik reaksiyona göre daha selim seyreder. Hafif sarılık ve idrarda hemoglobin saptanması dışında bulgu vermeyebilir.
    Hemolitik reaksiyon saptandığı anda hemen transfuzyona sonverilir ve aynı damardan serum verilmeye başlanır. Çapraz karşılaştırma tekrarlanır, kan grupları tekrar belirlenir. İlk idrarda hemoglobin görülmesiyle tanı konur ve uygun tedaviye başlanır. Şoku önlemeye ve böbrekleri korumaya yönelik olarak sıvı tedavisi, kortizon ve diüretik (idrar söktürücü) ilaçlardan faydalanılır. Bazı durumlarda dializ gerekebilir.
    Febril reaksiyonlar (ateş yükselmesi)
    Kan naklinde %3-4 oranında rastlanır. Alıcıda verilen kanın trombosit ve lökositlerine (akyuvarlar) karşı antikor bulunmasına bağlı meydana gelir. Antikorlar bu hücreleri parçaladığında açığa çıkan pirojen (ateş yükseltici) maddeler nedeniyle vücut ısısı yükselir.
    Bazı durumlarda steril olmayan kanda bulunan bakterilerden açığa çıkan pirojen maddeler de ateş yükselmesine neden olabilir.
    Febril reaksiyon kan verilmesinden sonraki 1-3 saatte ortaya çıkar. Titreme, ateş, başağrısı ve kusma gözlenir. Bakterilere bağlı değilse 1-2 saat içinde kendiliğinden düzelir.
    Febril reaksiyon ortaya çıktığında kan nakil hızı yavaşlatılır. Soğuk uygulama ile ateş düşürülemezse ateş düşürücüler ve antihistaminik ilaçlar (allerji tedavisinde kullanılan ilaçlar) verilir.
    Dolaşım yüklenmesi
    Verilen kan miktarının gereğinden fazla olması ya da kısa zamanda hızla kan verilmesi durumunda özellikle kalp ve dolaşım hastalığı bulunanlarda, yaşlılarda ve çocuklarda dolaşım yüklenmesi ortaya çıkabilir. Bu durumda kalbin yükü çok fazla arttığından sol kalp yetmezliği ve akciğer ödemi meydana gelebilir.
    Gebeler nispeten daha genç olduklarından ve kan volümü fizyolojik olarak zaten artmış olduğundan gebelikte bu durumla nadiren karşılaşılır.
    Dolaşım yüklenmesi riski bulunanlarda tam kan yerine eritrosit suspansiyonu verilmesi dolaşım yüklenmesi riskini belirgin şekilde azaltır.
    Gram negatif sepsis
    Verilen kanda yüksek miktarlarda gram(-) bakteri ve bunların ürettiği toksinlerin bulunması sonucu meydana gelen nadir bir durumdur. Ölüme neden olabilir.
    Kan nakliyle birlikte kana geçen bakteri miktarı çok fazlaysa yarım saat sonra ateş, titreme, kusma, bazen kanlı diyare ve septik şok gelişebilir. Endotoksinlerin yaptığı yaygın damariçi pıhtılaşma (DIC) nedeniyle kanamalar meydana gelebilir. Hastalarda genellikle ilk 6 saatte ölüm olur.
    Gram(-) sepsisin hemolitik reaksiyonla ayırıcı tanısı yapılmalıdır. Tedavide sıvı, antibiotik ve kortizon verilir.
    Kan gram(-) bakteriler için çok uygun bir besiyeridir. Üremeyi engellemek için kan buzdolabından çıkartılınca fazla beklenmeden nakledilmelidir.
    Allerjik ve anafilaktik reaksiyonlar
    Kan naklinde %1 oranında görülürler. Belirtiler hemen ortaya çıkar. Ürtiker (ciltte kaşıntılı kabarıklıklar), kaşıntı, anjionörotik ödem, larinks (gırtlak) ödemi ve astım şeklinde gözlenebilir.
    Nadiren anafilaksi (allerjinin en ağır ve ölümcül şekli) gelişir. Ürtiker ve kaşıntı en sık görülen belirtilerdir.
    Bu reaksiyonlar atopik (allerjik bünyeye sahip) kişilerde daha sıktır.
    Hemen transfuzyon kesilerek antihistaminik ve kortizon tedavisi yapılır.
    Anafilaksi çok nadirdir. Bu durumda ek olarak dolaşım sistemi de iflas
    ettiğinden tedavide ek olarak adrenalin de kullanılır.
    Hipotermi (vücut ısısının düşmesi)
    Buzdolabından yeni çıkmış kanın ısıtılmadan hızla verilmesi esnasında ortaya çıkan bir durumdur. Vücut ısısının düşmesine ve ileri durumlarda kalbin durmasına neden olabilir.
    Hava embolisi
    Genellikle hızlı yapılan transfuzyonda meydana gelir. Kanın verildiği setten hastanın damarına belli bir miktarın üzerinde hava verilmesine bağlıdır. Ani nefes darlığı, siyanoz (vücutta morarma) ve senkop (bayılma) gibi belirtilerde hava embolisinden şüphelenilir. Verilen havanın akciğer atardamarına geçmesini engellemek için hasta başaşağı sol yanına yatırılır. Ender görülen bir durumdur.
    Banka kanının fazlaca verilmesinde karşılaşılan durumlar
    Banka kanında hücre parçalanmasına bağlı olarak başta trombosit ve lökositler oldukça azalmıştır. Hücre parçalanması kanda potasyum artışına ve kanın pH derecesinin asitleşmesine yolaçar. Bu durumda özellikle kalp üzerinde çok ciddi yanetkiler ortaya çıkabilir. Ayrıca banka kanının muhafazasında kullanılan sitrat adlı madde alıcı kanının kalsiyumunun düşmesine, bu da ileri durumlarda hipotansiyon (tansiyon düşüklüğü) ve kalp iletim sisteminde bozuklukların ortaya çıkmasına neden olabilir.
    Masif (yoğun) transfuzyonun tehlikeleri
    24 saat içinde 5 litre ve daha fazla kan verilmesi durumunda masif transfuzyondan bahsedilir. Genellikle banka kanı kullanılmak zorunda kalındığından istenmeyen durumlar ortaya çıkabilir. Pıhtılaşma faktörleri olmayan ve trombositleri azalmış olan banka kanı nakledildiğinde kanamaya eğilim artar. Ayrıca beklemiş kanda hiperpotasemi ve pH değerinin asit olması istenmeyen durumların ortaya çıkmasına neden olur.
    Banka kanının hazırlanmasında kullanılan sitrat kan kalsiyumunu bağladığında da çeşitli tehlikeler ortaya çıkar.
    Fazla miktarda kan verilmesi durumunda eritrosit suspansiyonu ve beraberinde taze dondurulmuş plazma verilmesi bu riskleri azaltabilir
    Geç dönemde ortaya çıkan durumlar
    Trombofilebit
    Kan nakli için kullanılan damarın iltihaplanmasıdır. Metal iğneler kullanıldığında ve nakil için kullanılan damar 12 saatte bir değiştirildiğinde bu risk ortadan kalkar.
    Enfeksiyon geçişi
    Başta Hepatit B, Hepatit C ve HIV (AIDS etkeni) olmak üzere sifiliz (frengi), malarya (sıtma) ve kanla bulaşan birçok etken kan nakli esnasında verilen kandan alıcıya bulaşabilir.
    Kan naklinde Hepatit C bulaşma riski %3-%5, HIV bulaşma riski ise 1/50000-1/100.000 arasındadır.
    Nakil esnasında bu enfeksiyon etkenlerinin geçişini önlemek amacıyla yapılan ileri incelemeler nakledilecek kandaki enfeksiyon etkenini bazen saptayamayabilir. Bunun en iyi örneği kan bağışında bulunan kişinin bağıştan hemen önce AIDS etkenini kapmış olmasıdır. Yapılan test HIV'e karşı kişinin vücudunda oluşan antikoru saptayan bir test olduğundan bağışı yapan kişinin vücudunda HIV olmasına rağmen henüz antikor oluşmadan yapılan inceleme virüs varlığını saptayamamaktadır.
    Görüldüğü gibi kan nakli oldukça fazla sayıda ve bazen ölümcül olabilen yanetkileri olan bir uygulamadır. Bu yüzden kan naklinin yanlızca gerekli durumlarda uygulanması çok önemlidir.



Benzer Konular

  1. Kan Grubu Özellikleri
    Konuyu Açan: Lucky, Forum: Estanbul Cafe.
    Cevap: 57
    Son Mesaj : 12-Kas-2011, 15:46
  2. Adem Havva ve Kan Grubu Meselesi
    Konuyu Açan: Death is Road to Awe, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 17
    Son Mesaj : 03-Eki-2011, 18:34
  3. Ağaçların Yaşı Nasıl Belirlenir
    Konuyu Açan: hayatkardelen, Forum: Genel Kültür.
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 19-Tem-2011, 00:43
  4. Cinsiyet Nasıl Belirlenir?..
    Konuyu Açan: Renan, Forum: Anne ve Bebek Sağlığı.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 21-Nis-2011, 10:36
  5. Üzerinizde Büyü mü Var ? Nasil Belirlenir ?
    Konuyu Açan: hectorss, Forum: Büyü.
    Cevap: 7
    Son Mesaj : 01-Ağu-2009, 13:28
Sitemiz kişiler arası iletişimi sağlayan bir servis sağlayıcıdır. Kişilerin yazdıkları kendi sorumluluklarındadır.
Hukuki gerekçeler ile kaldırılması talep edilen içerikler için lütfen iletişim linkini kullanınız.

Sitemizdeki yazılar telif hakları ile korunmaktadır. İzinsiz alıntı yapılamaz ©estanbul.com