2 Sayfadan 1. 12 SonSon
Toplam 13 sonuçtan 1 ile 10 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kendini Beğenmişlik Hastalığı (Narsistlik)...

    Nergis çiçeğine adını veren Narkissos'un öyküsü hemen her çağda şairlere esin kaynağı olmuş bir öyküdür. Narkissos, Eski Yunan da, Olimpos dağlarında Tanrıların hüküm sürdüğü dönemde çok yakışıklı bir gençmiş ve Tanrıça Hera’nın da eşlerinden biriymiş. Ekho adında bir peri de Narkissos’u gördüğü andan itibaren ona büyük bir tutkuyla bağlanmış. Hera bunu öğrenmiş ve Ekho’yu cezalandırmak istemiş. Ekho dağlardaki peri arkadaşlarının yanına gidip hep birlikte konuşurlarken Hera çıkagelmiş ve tüm periler etrafa kaçışmış. Bir tek Ekho orada kalmış. Hera onun Ekho olduğunu hemen anlamış ve ona büyü yapmış: “Bundan sonra tek kelime bile söyleyemeyeceksin. Ancak birisi konuştuktan sonra ağzını açabileceksin. Söyleyebileceğin şeyler de söylenen cümlenin son kelimesi olacak. Asla ilk kelimeleri söyleyemeyeceksin.” Ekho bu duruma çok üzülmüş. Gizlice Narkissos’u hep izliyormuş, ancak konuşamadığı için hiç yanına yaklaşamıyormuş. Bir gün Ekho’ya umut doğmuş. Narkissos: “Kimse var mı burada?” demiş ve Ekho hemen “burada” demiş; ama görünebileceği bir yere çıkmamış. Ardından Narkissos “gel” demiş ve Ekho’da “gel” demiş ve saklandığı yerden çıkmış. Narkissos karşısında bir peri görünce hemen kaçmış. Sonra Narkissos’a aşık olan kızlardan biri Tanrılardan onu cezalandırmaları için yardım istemiş. Tanrılar da ona sadece kendisini sevmesi için bir lanet okuması görevini Tanrıça Nemesis’e vermiş. Narkissos bir gün çok susamış ve göl kenarında su içerken suda yansımasını görmüş ve o ihtişamlı yakışıklılığı çok hoşuna gitmiş. Kendisine olan sevgiyle yanıp tutuştuğunu ve bunu sadece ölümün çözebileceğini düşünmüş. Anında su kıyısında erimeye başlamış. Ruhu ölüler ırmağından yeraltına, Persephone’nin diyarına inerken son kez sudaki yansımasına bakmış. Hemen oraya periler gelmiş ve etrafta Narkissos’u aramaya başlamışlar. Cesedini gömmek istiyorlarmış, ancak hiçbir yerde ceset bulamamışlar. Bu sırada cesedinin eridiği yerde de çok güzel sarı bir çiçek açmış. Cesedini bulamayan periler onun anısına bu çiçeğe Narkissos (nergis) adını vermişler.

    Narkissos'un öyküsünü en güzel anlatanlar arasında Latin şairi Ovidius’da vardır. Narkissos yalnız kendi güzelliğine âşık olur. Kadınları küçümseyip hiçbiri ile görüşmez. Onu gizlice seven Nymphe (orman perisi) Ekho bu duruma çok üzülür ve tek başına bir mağaraya çekilip orada kendiliğinden erir, bütün vücudu yok olup, kanı buhar olur. Ovidius der ki; “onun sesinden ve kemiklerinden başka bir şey kalmadı; sesi ses olarak saklandı, kemikleri bir kaya biçimini aldı.” O günden beri dağ başlarında görülmez; fakat acı ile kıvrandığı derin ormanların içinde, kendisini çağıranlara ses verir.

    Aphrodite, hor görülen bu zavallı Nymphe'nin öcünü alır. Bir gün Narkissos, bir pınarın duru suları üzerine eğilince suda kendi aksini görür ve ona yani kendisine delice âşık olur. Durup ona uzun uzun bakar; bundan hem zevk hem de acı duyar. Aşk içini yakmıştır bir kere o da kendi aşkından erir, biter. Onun yerine, adını taşıyan ve güzel delikanlının hayatını hatırlatan sarıçiçek biter. Bir başka bir anlatışa göre ise; Narcissus küçük bir gölcükte sürekli olarak suya akseden kendi görüntüsünü seyredermiş. Narsisizm yani kendini sevme bu efsaneden adını almıştır. Narcissus göl kenarında kendini hayran hayran seyrederken ölmüş ve bir yıl sonra öldüğü yerde mis gibi kokan çiçekler çıkmış, Tanrıların Tanrısı Zeus'un kızı Echo (Eşo) açan çiçeği çok beğendiği ama asla yüz bulamadığı Narcissus'un göbeğine benzettiği için, bu mis gibi kokan çiçeğe narcissus adını vermiş ve dilimize nergis olarak gelmiştir.

    Narsisizm ve narsisistik kişilik bozukluğu birden farklıdır ve ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Narsisizm veya özseverlik, kişinin kendisine duyduğu cinsi arzu, kabaca tabirle kişinin kendisine âşık olması olarak tanımlanan bir terimdir. Narsisizm, ilk kez Ellis tarafından 1898′de kullanılan terimdir. Eğer, kişi kendini aşırı beğeniyorsa ve seviyorsa; aynaya, fotoğrafa veya ekrana baktığında kendine hayranlık duyuyorsa ve bu hayranlığın ardından, “iyi ki varım, ben muhteşem bir varlığım, Tanrım ne kadar mükemmelim” diyorsa; bunu da toplumdaki diğer kişilerin gözlerine batırmaktan zevk alıyorsa; o kişi üst derecelerden bir narsistir.Sigmund Freud; narsisizmi “dış dünyadan soyutlanan libidonun yani cinsel enerjinin egoya yönlendirilmesi” şeklinde açıklamıştır. Horney’e göre narsisistik kişinin diğer insanlarla duygusal bağları çok zayıftır ve sevme kapasitesini yitirmiş olmanın boşluğunu yaşar. Yani narsisizm kendini sevmeyi değil, kendine yabancılaşmayı simgeler. “Ayna ayna söyle bana var mı benden daha güzeli” sözü narsisizmin simgesi olmuştur. Yani herkes onlara, onlar kendilerine hayrandır.

    NKB-Narsisistik kişilik bozukluğu olan kişiler, başkalarının düşünce ya da isteklerine gereken ilgiyi gösteremeyen kişilerdir. Plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde aynı yukarıda anlatılan narkissos gibi erirler veya çökerler. Üstünlük duygusu, beğenilme gereksinimi, hayranlık beklentisi ve empati yapamama NKB’nuntemel özellikleridir.

    Diğer insanlara kıyasla özel ve üstün biri olduğunu düşünen narsist kişinin tüm çabası; yaşadığı dünyada yeterli, değerli, sevilen, hayranlık beslenen, anlamlı ve meşru bir varlık olduğunu diğer insanlara tasdik ettirmektir. Bu nedenle narsisizme “Kendini Beğenmişlik Hastalığı” da denir.
    NKB tanısı alanların %80’ni erkektir.

    DSM-IV tanı ölçütleri:
    Aşağıdakilerden en az beşinin olması ile belirli, genç erişkinlik dönemimde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya çıkan, üstünlük duygusu, beğenilme gereksinimi ve empati yapamamanın olduğu sürekli bir kişilik örüntüsüdür.

    1-Kendisinin çok önemli olduğu duygusunu taşır.
    2-Sınırsız başarı, güç, zekâ, güzellik veya kusursuz sevgi düşlemleri üzerine kafa yorar.
    3-Özel ve eşi bulunmaz birisi olduğuna ve ancak başka özel veya toplumsal durumu üstün kişilerin kendisini anlayabileceğine ya da ancak onlarla arkadaşlık edebileceğine inanır.
    4-Çok beğenilmek ister.
    5-Hak kazandığı duygusu vardır.
    6-Kişilerarası ilişkileri kendi çıkarı için kullanır, amaçlarına ulaşmak için başkalarının zayıf taraflarını kullanır.
    7-Empati yapamaz.
    8-Çoğu zaman başkalarını kıskanır ya da başkalarının kendisini kıskandığını sanır.
    9-Küstah, kendini beğenmiş davranış ve tutumlar sergiler.

    Gabbard, NKB’nun 2 tipini tanımlamıştır.
    1-Kayıtsız Narsist: Diğerlerinin tepkilerinin farkında değildir. Kibirli ve agresiftir. Kendisiyle meşguldür. Dikkat merkezi olmaya ihtiyaç duyar. “Vericisi var ancak alıcısı yoktur.” Duygularının incinmesinden etkilenmez görünür.

    2-Tedirgin Narsist: Diğerlerinin tepkilerine yoğun bir duyarlılık gösterir. Ketlenmiş, utangaç veya kendini silicidir. Dikkati kendinden çok diğerlerine yönelmiştir. Dikkat merkezi olmaktan kaçınır. Aşağılanma ve eleştiri kanıtı elde etmek için diğerlerini dikkatle dinler. Kolaylıkla incinen duygulara sahiptir; utanç duymaya ve kendini aşağılanmış hissetmeye eğilimlidir.

    Genellikle kendini beğenmiş, soğuk, mesafeli, kibirli, üstten bakan, hak etmişlik duygusuyla olayları değerlendiren ve çekici görünen narsist kişi, gerçekte bilinçdışında kendilik değerlerinde, kendine güven ve saygı duymada ciddi sorunlar yaşayan kişidir. Yani bir nevi iç dünya ile dış dünyanın bir zıtlığı söz konusudur.

    Tetiklenmedikleri, tahrik edilmedikleri ya da bir travmaya uğramadıkları sürece ciddi bir davranış bozukluğu göstermeyebilen narsist kişiler, sosyal ve mesleki alanda oldukça başarılıdırlar. Peki, bu durumda bir kişinin narsist olup olmadığı nasıl anlaşılır? Bu sorunun yanıtı için aşağıdaki kriterlerin o kişide olup olmadığına bakmak gerekir:

    —Kendi kişisel öneminden, geçmiş ve şimdiki başarılarından sürekli bahsederse,
    —kibirli davranıyorsa,
    —bazen kendini alçak gönüllülük ve alttan alma ile gizlemeye çalışıyorsa,
    —çok önemli, yetenekli, başarılı biri olduğuna inanıyorsa,
    —karşısındaki kişinin dinlemesini ve onay vermesini bekliyorsa,
    —ilişkide olduğu kişiyi sömürücü bir biçimde kullanmaya eğilimliyse,
    —karşısındaki kişiye, farkında olmadan, sıradan bir kişi veya nesne gibi bir his yüklüyorsa,
    —kendi kendine yeten bir kişilik tipi sergiliyorsa,
    —düşüncelerinin önem ve tutarlılığını devamlı vurguluyorsa,
    —toplumdaki şahsi itibarını ön planda tutuyorsa,
    —aşırı derecede hayranlık beklentisi içindeyse,
    —eleştiriye tahammülsüzlük gösteriyorsa,
    —başkalarının söylediklerine pek ilgi göstermiyorsa,
    —hak edecek bir şeyler yapmadığı halde kendisine özel biriymiş gibi davranılmasını bekliyorsa, bir kişinin narsist olup olmadığıanlaşılabilir.

    İnsanların takdirini, onayını, sevgisini, beğenisini ve hayranlığını kazanmanın peşinde koşan narsistler;kendilerinden memnuniyet duymak, rahat ve huzurlu olabilmek, kendilerini sevilebilir hissetmek için her zaman ve her ortamda mükemmel veya kusursuz görünmeye ihtiyaç duyarlar. İnsanların hayranlığını kazandıklarında, onların gözünde mükemmel göründüklerinde, takdir edildiklerinde veya gözlerinde yücelttikleri kişinin onayını hissettikleri durumda; kendilerini başarılı, dengeli, iyi, sevilebilir, güven dolu ve mutlu hissedebilirler. Bu olmadığı takdirde hissettikleri başarısızlık, umutsuzluk, bunalım, huzursuzluk, sıkıntı ve çökkünlüktür.

    Narsistlerin duygusal yaşamları sığdır, duygusal derinlikten yoksundurlar, diğer insanlardaki karmaşık duygulanımları fark etmede başarısızdırlar. Borderline (sınır) kişiler gibi çabuk alevlenen ve çabuk sönen duygulanımlara sahip olabilirler, terk edildiklerinde veya hayal kırıklığına uğradıklarında görünüşte depresyona benzeyen tepkiler verirler. Ancak bu tepkiler yakından incelendiğinde değer verilen kişinin kaybı karşısında duyulan hakiki bir üzüntüden çok, intikam arzularıyla yüklü kızgınlık ve kin içeren duygular olarak fark edilebilir. Yani gerçekten, yürekten veya derinden bir üzüntü duyamazlar, yas yaşayamazlar.

    Narsistler, genellikle, ortalıkta kasılarak gezen, ün, şan ve şöhreti seven, hava atan, çaka satan kişilerdir. Sıradan insan olmak korkuları nedeniyle hep daha çok şey isterler. Hep el üstünde tutulmak, baş tacı edilmek ve övülmek isterler. Hep özel olmak, hep özel muamele görmek veya özel hissedilmek isterler. Öztürk’e (1994) göre; kendilerini fiziksel ve ruhsal yönden aşırı beğenen ve üstün gören, sürekli beğeni, ilgi ve onay bekleyen; gittikleri her yerde hemen özel bir yeri hak ettiğine inanan kişilerdir. Kendilerini özel gördükleri için herkese geçerli kuralların kendileri için geçerli olmadığına inanırlar.

    Yetinme duygularının olmaması çok hırslı olmalarına neden olur. Kendilerinin gerçek sınırlarını bilemezler. Kendilerini bir bütünün parçası gibi görmedikleri ve her şeyi kontrol edebilecekleri duygusu yaşadıkları için sürekli gerilim halindedirler. “Mezarlıktan ıslık çalarak geçmek” pek çok insanın yaptığı şeydir. Kişi gerçekte korkuyordur ama korkmuyor taklidi yapmak zorundadır. İşte bunun gibi narsistlerin bir kısmı eksiklik, değersizlik ve aşağılık duygularını bastırmak için kendilerine güveniyor rolü yaparlar. Fakat bu rolü içselleştirdikleri için güvenli gözükürler. Narsistin kendini beğenmesi ve büyüklenmesi ile bir öteki insanın gözündeki hayranlığına muhtaç olması anlaşılması çok zor ve çelişkili bir durumdur. Yani gerçekte ne olduğundan ziyade nasıl göründüğünü daha çok önemseyen narsist kişi için görünenle iç dünya aynı değildir. Bu nedenle kendini devamlı olarak dışarıdan bir gözle izleyen narsist kişi için imaj ve dışarıya karşı nasıl göründüğü çok hayati bir önem taşır. Özbenliğiyle dışarı yansıttığı imajı arasındaki bu zıtlık narsist kişinin yapaylık, yapmacıklık ve sahtelik hissi yaşamasına yol açar. Ancak sevgiyi, beğeniyi, hayranlığı veya başarıyı elde ettiğindeyse aslında sevilenin sahte kendiliği olduğunu hisseder, içten içe gerçekten sevilmediğini bilir. Bu farkındalık da elde ettiği hayranlığın keyfini ve coşkusunu gölgeler. Bu yüzden gerçek mutluluğu, bir kedinin kuyruğunu yakalayamaması gibi, asla hissedemezler, sadece mutluymuş gibi yaparlar. Hakiki gereksinimlerini hiçbir zaman tatmin edemeyen narsistlerin başarıları ve tatminleri ancak onlara yalancı ve geçici bir mutluluk yaşatır. Yani her türlü sözde tatmine rağmen tam anlamıyla mutlu ve tatminkâr olamamaları tipik yakınmalarıdır. Kronik tatminsizlik ve memnuniyetsizlik hissi narsist kişiler için oldukça karakteristiktir. Şu an, daima kusurlu ve eksiktir, umut hep karşı kıyıdadır, hep bir umutla sürekli başarı, hayranlık, ideal aşk, ideal partner peşinde sonsuz bir arayış içinde koşar durur. Bu arada hayat geçip gider.

    Çoğu zaman terapiye başvurma sebepleri arasında en başta gelen ve tarif etmekte zorlandıkları;
    —derin bir boşluk,
    —can sıkıntısı,
    —anlamsızlık,
    —tatminsizlik,
    —umutsuzluk veya
    —karamsarlık hisleri yaşarlar. Bu hislerini bastırmak ve içsel boşluklarını doldurmak için narsistler çeşitli şekillerde eyleme vurma adını verdiğimiz davranışlar sergilerler. Eyleme vurma; bilinçdışı bir arzu veya dürtünün eylem şeklinde doğrudan ifadesidir. Yani bilinçdışı fantezilerin dürtüsel davranışla yaşama geçirilmesidir. Eyleme vurma ilk kez Freud tarafından ortaya atılmıştır. Narsistlerde görülen eyleme vurmalar;

    —derinliği ve geleceği olmayan gelişigüzel yüzeysel ilişkiler,
    —anlamsız veya sapkın cinsel etkinlikler,
    —alkolizm,
    —madde kullanımı,
    —aşırı başarı hırsı,
    —iş koliklik,
    —ideolojik, dinsel ve grupsal fanatizm, şeklinde sıralanabilir.

    Narsist kişiler diğer insanlara yönelik ilgi ve empati yoksunluğu sergilerler. Empati yani başkalarının ne hissettiğini anlama yetenekleri gelişmemiştir. Yani çevrelerindeki insanların duygularına ve düşüncelerine empati göstermezler, gösterir gibi göründüklerinde ise; o kişinin minnettarlığını harekete geçirip onu kendi beğenilme ihtiyaçları doğrultusunda davranmaya zorlarlar. Aldıkları kararlar başkalarını etkilese de onlar için bunun bir önemi yoktur. Benmerkezci düşünürler. İş arkadaşlarının yanı sıra mahremini paylaştıkları eşleri ve çocukları da bu durumdan paylarını alırlar.

    Kendinde görmeye tahammül edemedikleri, kurtulmaya veya saklamaya çalıştıkları eksiklik veya kusurlara karşı oldukça hassastırlar ve bu özelliklere sahip olduğunu düşündükleri kişileri küçümser, aşağılar ve değersizleştirirler. Yani insanlara değer vermezler. Mevcut tüm başarılar ön görü, zekâ, strateji, güç ve kararlılık sayesinde onların bir eseridir. Ancak tıpkı yüzlerce yıl önce Mevlana’nın dediği gibi insan, kendi kusurlarını gidermeden başkasıyla uğraşmamalıdır. Zaten kendisi de aynı kusuru işlerken başkasını o kusurdan men etmesi de çok faydalı olmayacaktır.

    “Karşısındakinde gördüğün suç, sendeki suçun cinsindendir. Önce o huyu kendi tabiatından atman gerek. Sendeki çirkin huy, sana onda göründü. O sana âdeta bir aynadır”
    Mevlana

    Kendini sürekli biçimde olması gerekenden eksik hisseden narsist kişi gözünde yücelttiği kişiye özenir, onu görünüş ve davranış olarak taklit edebilir. Başkalarını olduğu kadar kendini de acımasız bir biçimde eleştirebilir. Kendini iyi hissetmek, büyüklük ve üstünlük hissini pekiştirmek için sürekli bir şeyler yapmak zorunda hisseden ve performans zorlantısı içinde olan narsist kişi; sürekli olarak mükemmel olması gerektiğine inandığı imajını diri tutacak eylemlerde bulunur. Eylemlerinde kendisini onaylayan ve alkışlayan kendi benliğinin uzantısı olarak gördüğü bir kitle yaratır. Canlı ve cansız tüm nesnelerin kendi mükemmelliğini yansıttığına inanır. Oturduğu ev, bindiği araba, giydiği kıyafetler, gittiği mekânlar, beraber olduğu partnerler, ilişki içinde olduğu tüm insanlar narsistin mükemmelliğinin bir kanıtı olacak seviyede olmalıdır. Dünyayı şöhretli, zengin, büyük ve önemli insanlar ile aşağılanabilir, değersiz, düşük kalitede insanlar şeklinde ikiye böler. Narsist kişi, ilişkide bulunduğu insanlardan sevilme ve hayranlık gereksinimlerini kusursuz biçimde karşılamasını bekler. Âdete buna hakkı olduğuna derinden inanır, ya hayranlık bekler ya da yücelttiği insanın gücüne sığınmak ister. Bu beklentisi karşılanmadığında şiddetli bir hüsran ve öfke yaşar, ilişkide olduğu insanı değersizleştirerek, ona hakaret ederek karşılık verir. Değersizleştirmeyi hayal kırıklığı olarak yaşantılar ve meşrulaştırır.

    Bilinçdışı olarak çocuksu bir beklentiyle dünyanın arzusuna göre şekillenmesini ve gereksinimleri doğrultusunda vaziyet almasını uman narsist kişi; tıpkı borderline bir kişi gibi, duygusal yatırımlarda bulunduğu “iyi kişi” düşüncelerine, duygularına veya beklentilerine uygun davranmadığında birden onu “kötü kişi” haline dönüştürebilir. Yani hayat bazen iyidir, bazen kötüdür, narsistin mahremindeki insanlar da duruma göre iyidir, duruma göre kötü olabilir. Devamlı takdir edilme, sevilme, adam yerine konulma, itibar görme, iltifat bekleme çabasındadırlar. Övgü, hayranlık dolu bakışlar narsist kişinin en temel besin maddelerinden biridir. Lehte muamele görmeye, kayrılmaya, el üstünde tutulmaya, hep önde olmaya hakları olduğunu düşünürler. Büyük, önemli, zengin ve güçlü gruba değil de alt gruba ait olmaktan çok korkan narsist kişi için sıradan olmak, fark yaratamamak veya dikkat çekememek çok aşağılayıcı ve korkutucu olabilir. Mükemmel görünmediğini hissettiğinde kendini değersiz, önemsiz, yetersiz, zavallı, kusurlu, hiçbir işe yaramayan ve bir hiç gibi hisseden narsist kişide bu dönemlerde;

    —hipokondriya (hastalık hastası olma),
    —öfke patlamaları,
    —hakaret etme,
    —aşağılama,
    —depresip mizaç,
    —uykuya meyil (regresyon),
    —toplumdan kaçma (şizoid geri çekilme),
    —ölüm anksiyetesi,
    —fantezik dünyaya kayma veya sık sık fantezi kurma,
    —cinsel sapkınlıklar,
    —sık mastrübasyon yapma veya
    —paranoid kaygılar yoğunlaşabilir. Çünkü narsistin bilinçdışı olarak tüm gayreti kendisine derin bir ıstırap veren değersizlikle yüklü özbenliğini inkâr etmektir. Mükemmel olmaktaki başarısızlıkları şiddetli utanç duygularını açığa çıkartabilir.

    Sıklıkla kalıbının adamı olamadıklarından yakınan narsist kişiler bazen kendilerini olgun veya yetişkin hissedemezler, çocuksu hissederler. Bu nedenle de günlük yaşamlarında üzerlerine düşen yetişkinlik sorumluluklarını adeta bir görev gibi veya zorlanıyormuşçasına yerine getirirler. Hayatlarının sorumluluğunu almaktan, varoluşsal ihtiyaçlardan kaynaklanması gereken kendi gerçek arzularını gerçekleştirmekten kaçınırlar. Yani kendi arzuları peşinde gitmektense ötekilerin arzusunun bir parçası olmayı tercih ederler.

    Narsistler yapılan eleştirilere, bir yarışta kaybetmeye, başarısızlığa, düzensizliğe ve hata yapmaya karşı oldukça hassastırlar, bu durumda kendilerini yetersiz, değersiz, incinmiş ve küçük düşmüş hisseder. He türlü eleştiriye kapalıdırlar. En samimi, en dostça eleştirilerden bile rahatsız olurlar ve kendisini eleştirenlere düşmanca bir tutum sergilerler. Çünkü kendisini eleştiren kendini bilmez kişiler (!) onun değerini anlayamayan, kötü niyetli ve derinlemesine düşünemeyen zavallılardır. Bu nedenle eleştiriye karşı öfkeyle tepki verirler. Küçük bir düzensizliği, eleştiriyi ve hatayı tehdit olarak algılarlar.

    Narsistler için başarısızlık; rekabet içeren bir ortamda birinci, önde gelen ya da tercih edilen kişi olamamak anlamını taşıyabilir. Çünkü rekabeti çok severler, ihtiraslı ve doyumsuz yapıları nedeniyle hep ölesiye mücadele ederler. Güç ve statü takıntıları nedeniyle kazanmak için ellerinden ne gelirse yaparlar. Hatta hile yapmaktan veya yalan söylemekten çekinmezler. Machiavelli'nin “gayeye ulaşmak için her yol mubahtır” felsefesini çok severler. Kuralları ustaca atlatmak, insanları enayi yerine koymak ve başkalarını kullanmak onlara keyif verir. Kullandıkları kişiyle işleri bitince ona sırtlarını dönerler veya vefasızca davranırlar. Çünkü vefasızlık ve nankörlük narsistlere göre normal bir davranıştır. Yani narsist kişilerin insanlarla ilişkileri sömürücüdür. İlişkilerini sanki bir limonun suyunu sıkıp posasını bir kenara çıkarırmış gibi yaşarlar. İnsanlar onun için ya içinden alınıp çıkarılacak besinlere sahip veya içi boş ve değersiz olarak görünürler. Narsistin çevresindeki insanlar âdeta onu doyurmak, onun tarafından kullanılmak ve sömürülmek, ona biricik, özel, ayrıcalıklı, önemli ve üstün biri olduğunu hissettirmek için vardır. Bu nedenle muhatap aldıkları kişiyi kendilerine hayran etmeye çalışırlar. Ancak muhatap olduğu kişi, mutlak itaat eden bir hayran durumuna gelirse o zaman artık onunla ilgilenmeyi bırakır, yeni muhataplar ararlar, çünkü o artık kendisinin hayranı olan zavallı ve değersiz biridir.

    Sevgi ve hayranlık bekleme hakkı narsist kişinin iç dünyasında önemli bir yer tutar. Sevmek ve sevilmek için başarılı, kusursuz, mükemmel veya hayranlık uyandırıcı olmak gerektiğine inanır.

    Bilinçdışı olarak sevilmemekten ve değer görmemekten yakınan narsist kişiler aslında kimseyi gerçekten sevmezler ve değer veremezler. Yani narsist kişinin asıl sorunu aslında sevilmemek değil sevememektir. Sevdiği kişi, yürekten bir sevgiyle bağlanılan biri değil bilinçdışı çatışmalarına karşı ona güven veren, onu dengede tutan ve ona güç veren bir kalkan gibidir. Birini çok fazla seviyor görüldüğünde bile samimi değildir ve çok ince bir istismarı içerir. Çünkü narsist bir kişi için sevgi, o insana, kendisinin bir uzantısı, kendisine haz vermekle veya hayran olmakla yükümlü biri olarak davranması anlamına gelir. Bu durumda narsistlerin sevecen ve saygılı görüntülerine aldanmamak gerekir. Yapaydırlar, çıkarlarını sevmektedirler, koşullu sevmektedirler. Yani narsistler gerçekte insanları sevemezler, kendilerinden nefret ettikleri gibi insanlardan da nefret ederler. Narsist kişi kendini seven değil kendinden nefret eden kişidir. Çünkü kendine yabancılaşmış ve bilinçdışında kendini değersiz, yetersiz, eksik, kusurlu ve küçük gören narsist kişi; gücünü özbenliğinden değil duygusal yatırımda bulunduğu diğer insanların gözündeki hayranlık dolu ışıltılardan alır. Tüm savunmaları nefret ettiği özbenliğini bastırmak ve hayranlık elde etme yoluyla ilişkide olduğu diğer insanların nezrinde kendini sevilebilir hale getirmeye yöneliktir. Ancak bu durumda, kendilik değerini yükseltebilir ve dolayısıyla kendini iyi hissedebilir. Bu nedenle çevrelerindeki insanları sevilme ve hayranlık ihtiyaçları doğrultusunda davranmaya zorlarlar.

    Narsist kişiler spontane değildir, içinden geldiği gibi davranamazlar. Yaralı ve kusurlu benliklerinin açığa çıkacağından kaygılandıkları, incineceklerini düşündükleri ve değersizliklerinin ortaya çıkacağından koktukları için kendiliğinden gelişen, aniden oluşan veya birdenbire meydana gelen durumlardan kaçma eğilimindedirler. Bu nedenle hissiz, ölçülü, mesafeli, kontrollü ve hesapçı davranırlar, spontane olamazlar, içsel dünyalarında çok yoğun bir yalnızlık yaşarlar. Samimi, yakın ilişki kuramamaları, kendilerini içtenlikle birine adayamamaları, kendilerini olduğu haliyle, tüm spontanlıklarıyla ortaya koyamamaları, ortaya koydukları takdirde içsel güçsüzlükleri nedeniyle travmaya maruz kalacakları endişesi sosyal hayatta sıkıntılı ilişkiler geliştirmelerine yol açar. Kendilerini oldukları haliyle serbestçe ifade edememeleri, gerçek duygularını yaşayamamaları nedeniyle insanlarla ilişkilerinde kaynaşmış hissedemezler, ayrı tutulma, dışarıda kalmışlık ve dışlanmışlık hisleri yoğundur.

    Narsist kişiler kendilerini “güçlü” hissedemediklerinde “bir Tanrı gibi tüm güçlü” olma fantezisi kurarken; bilinçdışında kendini “hiç” hissettikleri için de “biricik” olmak ister. Bilinçdışı bir Tanrı gibi olma fantezileri nedeniyle başarılarını veya yeteneklerini abartırlar, kendilerini çok farklı ve özel bir kişi olarak algılarlar. Kendilerini her şeyden çok sever görünürler. Başarı ve gücün dayanılmaz ağırlığı altında ezilirler. Hatta sorumlu oldukları insanlar veya kurumlar için risk alabilirler. Büyüklenmeciliğin yanı sıra, tıpkı borderline kişiler gibi, güçlü gördüğü kişilerin özelliklerini abartması ancak ilk kusurlarında ya da yaşadığı hayal kırıklıklarında hızla gözden düşürmesi narsist kişinin tipik davranışlarından biridir.

    Başkalarını kıskanır, başkalarının da kendilerini kıskandığına yürekten inanırlar.Kronik ve yoğun haset, derinden hissedilen kıskançlık duyguları narsist kişilerin duygusal yaşamlarının temel bir özelliğidir.Narsist kişiler, kendilerinin sahip olmadığına sahip olan veya yalnızca hayattan zevk alıyor görünen insanlara karşı oldukça yoğun haset duyarlar. Aynı şekilde kendilerini mükemmel hissettiklerinde de diğer insanların onlara haset ettiklerini düşünürler. Haset duydukları insanların açığını ararlar. Açıklarını tespit ederlerse onları harcamak için ellerinden geleni yaparlar, son derece kincidirler.

    Duygusal ilişkilerinde hâkim taraf olmak isterler. Tatmin edici ve gerçek bir yakınlığı içeren duygusal ilişkiye giremez veya sürdüremezler. İlişkileri genelde kısa sürer veya oldukça sorunludur. Kişilik yapıları gereği kendilerini duygusal olarak içtenlikle birine adayamazlar. Çünkü yakın ilişkiler; kendini ifade etme, ortaya koyma ve empati becerisi, gerektiğinde ötekinin gereksinimleri adına kendi gereksinimlerini ikincil plana alabilme özverisi ve esnekliği gerektirdiği için narsist bireyin zorlandığı bir ilişki tarzıdır. İlişkileri her zaman gizli bir gündeme sahiptir. Yüzeyde aşk ve sevgi veren bir yapı gösterseler bile altta büyüklenmeci benliği ayakta tutacak sevilme ve hayranlık beklentilerini yatmaktadır. Ancak yakın duygusal ilişkiler; insanlardan ve kendinden sakladığı yaralı, boş, değersiz hissedilen ve hiç de mükemmel olmayan gerçek benliğin açığa çıkma veya fark edilme riskini de taşıdığı için narsist kişinin kaçındığı ilişkilerdir.

    Narsist kişilerin çoğu kez bağımlı bir yapı sergilediği düşünülür. Sonu gelmez ve asla doyum bulmayan sevilme ve hayranlık talepleri yoğun, mutlak ve ısrarcıdır. Çünkü sevilme ve hayranlık bekleme notasında diğer insanlara âdeta bağımlıdırlar. Bu şekilde kendilerine dair olumsuz hisleri bilinçdışında tutabilmektedirler. Nitekim bu bağımlılık onları kişilerarası ilişkilerde kırılgan ve alıngan hale sokar.

    Ancak öte yandan, derin bilinçdışı düzeyde insanlara yönelik yoğun güvensizlikleri ve kuşkuları nedeniyle herhangi birine gerçekten samimiyetle güvenemez, ilişkilere kendilerini emniyet duygusu içinde teslim edemezler. Bağımlı olmak; muhtaç olmak, nefret etmek, haset duymak, kendini sömürülme, aşağılanma, kötü muamele görme ve tahrik edilmeye açık hale getirmek anlamına geldiği için narsist kişilerin en büyük korkusu, bir başkasına bağımlı olmaktır. Ötekine bağımlılığı bir zayıflık olarak değerlendirirler. Kendine yeterlilik fantezileri ile bağımlılık gereksinimlerine karşı kendilerini korurlar. Davranış düzeyinde yeterlilik fantezileri kendini katı bir gurur, güçlü ve kendine yeterli görünme, gerçekten ihtiyaç duyduğu birşeyi talep edememe, reddedilme kaygıları, muhtaç duruma düşmekten korku duyma, böyle bir durumda kendini aşağılanmış hissetme ve sosyal hayatı aksatacak derecede içedönük kaçınmacı davranışlar biçiminde açığa vurur.

    Her şeyin en iyisini bilen veya en güzelini düşünen narsist kişi; başkalarının fikirlerinin kendi fikrinden önemli ve üstün olmadığına inanır, bu nedenle de diğer değersiz insanlarla oturup sohbet edilmesine, mevzuların tartışılarak doğruya ulaşılmasına gerek yoktur. Zaferden sonra İngiliz gazeteci Atatürk’e sorar:

    —“Başarınızın sırrı nedir?”
    —“İyice dinlerim” demiştir. Daha sonra yaveri sorar:
    —“Paşam bu dinlediklerinizin içinde öyleleri var ki şaşırıyorum. Nasıl olsa onun fikrine iştirak etmeyeceksiniz.” Atatürk yanıt verir:
    —“Bazen hiç umulmadık bir insandan ben çok şey öğrenmişimdir. Hiçbir fikri değersiz görmemek lazımdır. Kendi fikrimi uygulasam bile dinlemekten zevk alırım.” Bu hikâyeden asla ders çıkaramayacak olan narsist kişiler, her şeyi bildiklerine inandıkları için kimseye ihtiyaç duymazlar.

    Karşıdakilere sadece onaylama veya dinleme görevi verirler, fikir sorar gibi yaptıklarında da, daha önce söylediklerinin onaylanmasını beklemektedirler. Fikir danışmak veya yardım istemek onlar için çok zor bir durumdur. Çünkü yardım istenecek kişiye “o kim ki?” veya “söyledikleri doğru ancak bu durum için geçerli değil” mantığıyla yaklaşırlar. Atatürk; “ben bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem, o işe neler mani olur diye düşünürüm, engelleri ortadan kaldırdın mı iş kendi kendine yürür” derken aslında narsist liderlere örnek olmaya çalışmıştır. Çünkü Atatürk bir konuyu ne kadar detaylı bilirse bilsin, o konuda uzman ve tecrübesi olan kişilerle beraber olur ve kararlarının daha da doğru ve kesin olmasını sağlardı.






  2. #2
    NPD olan biri ile beraber olmak, ondan ayrilmak cok zordur..
    Boyle biri ile beraber oldugunuzu anladiginizda arkaniza bile bakmadan gitmelisiniz..

    Hemde hic dusunmeden...

    Emegine saglik canim..

  3. #3
    Anladığımızda iş,işten geçmezse tabi.Çok haklısın,böyle kişilerle arkadaşlık kurulmaz.Her zaman zarar verir insana...

  4. #4
    Elbette. Ozellikle bu kisilik bozuklugunda olan biri ile beraberlik icinde oldugunuzda o kadar cok vakalarini gordumki, eger dedigin gibi zamaninda farkina varmasanki cogu kisi bunu hemen anlayamiyor cunku o kadar ustalikla sizi kontrol altina aliyorlar..
    Aslinda hayatlarinda olan kisilerde onlar icin sadece obje.
    Ve empati diye bir duygulari gelismemis..
    NE kadar severseniz sevin, ne kadar asik olursaniz olun, NPD olan biri ile beraberseniz, ne olursa olsun bu iliskiden cikin...
    ELbette NPD olupta tedaviyi kabul edenler, ilerleme gosterenler var ama cogu doktora geldiginde NPD belirtileri ile gelmiyorlar.

  5. #5

  6. #6
    ayy ben hastaymisim))))))) kendimi pek begenirim doktorraami basvursam neci )

  7. #7
    elahanim, kendimizi hepimiz begeniriz
    NPD sinifina girmezsiniz kendinizi begenmekle
    Ayrica hepimizde saglikli narsisizm vardir..

  8. #8
    Alıntı ReYhaN Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    elahanim, kendimizi hepimiz begeniriz
    NPD sinifina girmezsiniz kendinizi begenmekle
    Ayrica hepimizde saglikli narsisizm vardir..
    iyi sevindirik oldum yüregime kola serpdin saolasin ))

  9. #9
    Alıntı elahanim30 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    iyi sevindirik oldum yüregime kola serpdin saolasin ))
    Sizde sagolun..

  10. #10
    insan kendini beğenmesse çatlar ölürmüş lafını; insan narsist olmassa çatlar ölürmüş diyede değiştirebiliriz yani özde narsistlik fenada bişi değilmiş hani



2 Sayfadan 1. 12 SonSon

Benzer Konular

  1. Kendini Beğenme Hastalığı; Ucub
    Konuyu Açan: SimqEE, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 6
    Son Mesaj : 25-Şub-2011, 16:32
  2. Kendini Olgun Sanma Hastalığı... Hz. Mevlana
    Konuyu Açan: Renesme, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 11
    Son Mesaj : 04-Mar-2010, 18:27
  3. Sarılık Hastalığı Tedavisi
    Konuyu Açan: volkancmrt, Forum: Rukye ve Tedavi.
    Cevap: 31
    Son Mesaj : 17-Şub-2010, 22:03
  4. Kleptomani(çalma hastalığı)
    Konuyu Açan: teoka, Forum: Ruh Sağlığı.
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 22-Haz-2009, 20:02
  5. Sara Hastalığı
    Konuyu Açan: teoka, Forum: Beyin ve Sinir Sistemi Sağlığı.
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 21-Ara-2007, 23:49
Sitemiz kişiler arası iletişimi sağlayan bir servis sağlayıcıdır. Kişilerin yazdıkları kendi sorumluluklarındadır.
Hukuki gerekçeler ile kaldırılması talep edilen içerikler için lütfen iletişim linkini kullanınız.

Sitemizdeki yazılar telif hakları ile korunmaktadır. İzinsiz alıntı yapılamaz ©estanbul.com