Hiçbir şey bilmiyorsun
Kim olduğunu bilmek istiyorsun. Sana yol gösterecek çok az şey olduğu ya da hiçbir şey olmadığı için, kendinin tarihöncesindeki büyük göçlerin, fetihlerin, ırza geçmelerin, kız kaçırmalarının ürünü olduğunu kabul ediyorsun; yolculuk yapan tek insan sen olmadığına ve insan toplulukları on binlerce yıldır yeryüzünde dolaştıklarına göre, ata soyunun uzun ve dolambaçlı kesişmelerle sürmüş olan yolculuğunun çok çeşitli topraklara ve krallıklara yayıldığını ve sonunda 1947’de seni dünyaya getiren annenle babana gelene kadar kim bilir kim kimi o da kimi o da kimi o da kimi o da kimi döllemiştir, diye düşünüyorsun. Soyağacında ancak büyükannenlerle büyükbabanlara kadar gidebiliyorsun, anne tarafından büyük- büyükbabanlarla ilgili de kırıntı kabilinden biraz bilgi var, demek oluyor ki onlardan önceki kuşaklar hakkında ya hiçbir şey bilmiyorsun ya da birtakım boş varsayımlar, körü körüne tahminler yürütüyorsun.

Bir doğum ve doğum günü
Daha şimdiden arkadaşlarının pek çoğu gitti, ama asıl bundan sonra gelecek olan tufanı bekle. Neyse ki doğum günü olayı gürültüsüz patırtısız geçti, sessiz sakin bir şekilde Brooklyn’de arkadaşlarınla yemek yedin ve varmış olduğun o akıl almaz yaş hiç kurcalamadı kafanı. Üç Şubat, yani yirmi iki yaşına girdiği sabah, beklenenden on dokuz gün önce doğum sancıları başlayan annenin doğum gününden bir gün sonra, doktor bayıltılan annenin karnından seni forsepsle çekip çıkardığında saat geceyarısını yirmi geçiyormuş, annenin doğum günü biteli yarım saatten az olmuş. O yüzden doğum günlerinizi hep birlikte kutlardınız, şimdi annenin ölümünden dokuz yıl sonra bile saat şubatın ikisinden üçüne geçtiği anda ister istemez onu düşünüyorsun.

Hayatının kışına girdin
Aksırmak ve gülmek, esnemek ve ağlamak, geğirmek ve öksürmek, kulaklarını kaşımak, gözlerini ovuşturmak, burnunu hınkırmak, boğazını temizlemek, dudaklarını ısırmak, dilini alt dişlerinin arkasında gezdirmek, ürpermek, osurmak, hıçkırmak, alnındaki teri silmek, parmaklarını saçlarının içinden geçirmek – bu şeyleri kaç kez yaptın? Kaç kez taşa çarpmış ayakparmağı, kaç kez ezilmiş parmak, kaç kez bir yerlere çarpmış kafa? Kaç tökezleme, kayma, düşme? Kaç kez göz kırpma? Atılmış kaç adım? Elinde kalemle geçirilmiş kaç saat? Kaç kez öpmek ve öpülmek? Bebeğini kollarının arasında tutuyorsun. Karını kollarının arasında tutuyorsun. Yataktan kalkıp pencereye giderken soğuk yer döşemesine çıplak ayaklarınla basıyorsun. Altmış dört yaşındasın. Dışarıda hava gri, neredeyse beyaz, görünürde güneş yok.