6 Sayfadan 1. 123 ... SonSon
Toplam 55 sonuçtan 1 ile 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    sollitera

    Wink Mıknatısla Lusid Rüya Yada Astral Manyetik Alanlar

    *Arkadaşlar tecrübe eden olursa yazarmısnız

    İnsan beyni manyetik alanlar ile sürekli etkileşim içerisindedir ve hepimiz yeryüzünün manyetik alanı içerisinde hareket etmekteyiz. Bir pusulanın farklı yerlerde aynı yönü göstermesi de yeryüzünün manyetik alanının varlığını göstermektedir. Yeryüzünün manyetik alanı yer zemininden çıkıp gökyüzüne kadar devam etmektedir ve uzayda dünyamızı çevrelemektedir.

    Manyetik alanlarla etkileşime en güzel örneklerden birisi kuşların manyetik alanı hissetmesidir. Örneğin bazı kuşlar göç ederken sadece Güneş ve yıldızların konumuna göre değil aynı zamanda Manyetik alanın yönüne göre de göç ederler. Bilimadamlarının yaptığı bazı deneylerde başının yan tarafına mıknatıs yerleştirilen bazı kuşların yollarını şaşırdıkları gözlemlenmiştir. Çünkü mıknatıs farklı bir manyetik alan oluşturur ve kuşun dünyadaki doğal manyetik alanı algılamasını zorlaştırır. Ayrıca uzay yolculuğu yapan astronotların da uzun süre Dünya manyetik alanından uzak kalmaları sonucunda bazı fiziksel rahatsızlıklar yaşadıkları belirtilmektedir.

    Manyetik alanların sadece şiddeti değil yönü de çok önemlidir. Yeryüzünün manyetik alanı az önce belirttiğimiz gibi dikey bileşeniyle atmosfere kadar devam etmektedir. Yapılan ölçümler bazı bölge veya şehirlerin manyetik alanlarının daha güçlü olduğunu göstermektedir. Mesela maden yataklarının olduğu bölgeler veya bazı dağlar bu güçlü bölgelere örnektir. Güçlü manyetik alanları tespit etmek için özel ölçüm cihazları kullanmalısınız veya Jeofizikçilerin daha önce farklı bölgelerde yaptıkları manyetik ölçümleri incelemelisiniz. Ya da pusula türündeki aletlerin manyetik alandaki hareketlerine bakarak tahmini fikir edinebilirsiniz fakat bu son yöntemle doğru ölçümlere ulaşmak çok zordur. Manyetik alanların hangi bölgelerde daha yoğun olduğu hakkında hazırlanmış "Manyetik Alan Haritaları" vardır ve ayrıca "Maden Tetkik ve Arama" Genel Müdürlüğü’nün de hazırladığı haritalar bulunmaktadır.

    Bazı bölgelerin yani mekanların beynimize ve ruhsal yapımıza daha güçlü tesirleri olduğuna dair dini metinlerde örnekler de vardır. Mesela Hz.Yakup bulunduğu yerden Haran’a doğru yola çıkar ve güneş batıp gece olunca ordaki bir alanda uyur. Başını o yerdeki taşlardan birisine yaslar ve uyur yani başının altına taş koyar. Hz.Yakup uykuya dalınca mucizevi rüyalar görmeye başlar fakat bunlar sıradan rüyalar değildirler. Hz.Yakup bu bölgede uyurken rüyasında yeryüzü üzerine bir merdiven dikildiğini ve başının göklere eriştiğini görmüştür ve onda meleklerin inip çıktığını görmüştür. Hz.Yakup uyandığında bu bölgenin çok özel olduğunu ve buranın göklerin bir kapısı olduğunu söylemiştir.

    Aslında uyku ve rüya konuları ruhsal boyuta geçiş ile çok yakından ilgilidir. Mesela bir Kur’an ayetinde:

    "Allah o canları öldükleri zaman alır; ölmeyenleri de uyuduklarında. Sonra haklarında ölüm kararı verdiklerini alıkoyar, diğerlerini belirlenmiş bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için deliller vardır."(Zümer 42.ayet)

    Gördüğünüz gibi ayette uykunun aynı zamanda ölüm hadisesi ile direkt bağlantılı olduğu vurgulanmaktadır. Dolayısıyla rüyalar sadece anlamsız görüntülerden ibaret değildir ruh boyutuyla da yakından ilgilidir.

    [anyetik alanların uyku esnasında beyinle etkileşimine dair ilginç örnekler de mevcuttur. Mesela yoğun manyetik alanlarının olduğu bölgelerde uyuyan bir kişi hayatında görmediği netlikte ve gerçeklikte düşler-rüyalar görebilir. Hatta günahlardan arınmış insanlar bu rüyaları doğaüstü hallere kadar taşıyabilir. [
    [erçekten de manyetik alanların fiziksel ve ruhsal yapımıza etkileri olup olmadığını denemek isteyenler Uyku esnasında başlarına yakın bir yerde mıknatıs bulundursunlar. Çünkü mıknatısların da manyetik alanları vardır ve bu da beynimizi yakın mesafede etkiler. Büyük bir mıknatıs bulmak biraz zor olabilir. Fakat müzik hoparlörlerinin içinde yani teyplerde sesin geldiği kolonların içerisinde büyük mıknatıslar bulunur. Dolayısıyla uyku esnasında herhangi bir hoparlörü de başınıza yakın tutarak bunu deneyebilirsiniz. (Teyp veya Hoparlörün elektriğe bağlı olmasına gerek yok kapalı olsun. Yani ses gelmesine gerek yok teyp çalışmasın) Ayrıca mıknatısın yani hoparlörün başa göre uzaklığı, yönü ve açısı da önemlidir (Sağ,Sol,Düz,Ters,Uzak,Yakın…v.s ) Farklı denemeler yaparak yani hoparlörün yönünü ve uzaklığını değiştirerek en uygun açıyı ve hoparlörün yerini farklı uyku denemeleri yaparak belirleyin. Fakat bunu sürekli denemek sağlığa zararlı olabilir o nedenle sadece birkaç defa deneme maksadıyla mıknatıs kullanabilirsiniz. (7-8 defa mıknatıs kullanmanın da bir zararı olmaz)[Nitekim asıl önemli olan yer zemininin yani Doğal Manyetik alanın yoğun olduğu alanları tespit edebilmenizdir.(Sağlık açısından Mıknatısı sürekli kullanmayın) Başta da değindiğimiz gibi doğal manyetik alanlar yer zemininden çıkıp atmosfere kadar devam etmektedir yani uzaya kadar ulaşmaktadır. (Mıknatıs sadece deneme içindir fazla kullanmayınız zararlı olabilir)

    Elektromanyetik alanlar Manyetik alanlardan farklıdır. Mesela cep telefonlarından elektromanyetik dalgalar yayılır ve sağlığa zararlı olup olmadığı halen tartışılmaktadır. Fakat manyetik alanların (bizim başından beri bahsettiğimiz manyetik alanların) sağlığa zararlı olduğuna dair bilimsel bir bulgu yoktur.(Bizim bahsettiğimiz manyetik alana Statik yani durgun Manyetik alan da denilir) Mesela birçok hastanede MR dediğimiz Manyetik Rezonans cihazları kullanılmaktadır ve bu cihazlarda çok güçlü manyetik alanlar bulunmaktadır. Sağlığa zararlı olsaydı bu cihazlar günümüz hastanelerinde kullanılmazdı. Fakat dediğimiz gibi diğeri yani Elektromanyetik alanlar zararlı olabilir.





  2. #2
    shadow
    ölüm hadisesi direkt uyku ile bağlantılı yazmışsın,buna katılmam mümkün değil.ayeti kendin çıkarlarınca yorumlama lütfen.bu ayetin tefsirini iyi oku lütfen.kendin tefsir yapma.UYKU




    Beyin, Uyku Esnasında da veri alır


    Geçtiği hayatın ve ortamın şartları aldığı veriye bağlı değil ki!

    Sen şimdi beyninin ver, tabanını 5 duyudan ibaret kabul ediyorsun..Hayır! Beyin aynı anda dışardan gelen sayısız dalgaları da alıyor.

    Bu dalgalar gerek dünya üzerinde sayısız insanların yaydığı dalgalar ve gerekse astrolojik dediğimiz Evrenden gelen dalgalar ve gerekse cin dediğimiz< sayısız varlıklardan gelen dalgalar ve gerekse cennet dediğimiz meleki ortamlardan gelen dalgalar yani beynin veri tabanı sadece 5 duyuya dayalı dünyadan aldığı veriler değil.. Beynin aldığı veriler bütün bu kompleks sistematik veriler. Dolayısıyla ölüm dediğimiz olaydan sonraki yaşamda da beyin bütün bu verileri yüklediği için de ruh bu verilere yabancı değil!

    Ama beynimiz şu anda sadece maddeye bloke durumda değerlendirme yaptığı için biz burada kayıtlıyoruz ama veriler diğer taraftan bilgisayara devamlı giriyor. Biz farkında değiliz. İstesek de istemesek de, gündüz veya gece farkı olmadan, uyku veya uyanıklık diye bir fark olmadan beyin devamlı veri alıyor

    Müslüman veya Müslüman değil gibi bir ayırım olmadan tüm insanlar bu verileri devamlı alıyor ama bunun aldıklarımızın farkında değiliz..Müslümanlar farkında mı?

    Hayır..sadece çok yoğun çalışmalar yapanlar farkında.



    Beyin, Gündüz olduğu gibi,

    gece uyku halinde de radar dalgaları

    yaymaya devam eder


    Rüyada ruh, bedenden çıkıp bir yerlere mi gidiyor; bir yerleri mi görüyor?

    Genel anlatım içinde söylenen, “gece uykuda ruhun serbest kalması, bir yerlere gitmesi; olayları görmesi”, özellikle “kişinin görmediği, bilmediği yerleri rüyasında görmesi” diye anlatılan bir olay var.

    Şimdi, bizim anlatımımızda; ruhun beyin tarafından üretilen dalgalardan meydana geldiği konusu işleniyor. Ayrıca, rüyanın dışında “telepati” diye bir olay da biliyoruz! “Telepati”nin, iki beyin arasındaki karşılıklı gönderilen dalgalar olduğunu da biliyoruz. Yani beynin belli dalgalar göndererek bir diğer beyine ulaştığını; ona çeşitli mesajlar verdiğini biliyoruz!. Fakat bu kopuk kopuk bildiğimiz hususları biraraya getirip bir sonuca varmayı genelde hiç düşünmüyoruz!.

    “Telepati” dediğimiz olayı gerçekleştiren, beyin!

    Esasen bunun benzeri bir hususu hemen herkes de yaşamakta.

    Beynin yaydığı radar dalgaları; uyuduğumuz zaman ruh bedenden ayrılıp; bir yerlere gidip orada bir şeyleri görüp veya birisi ile görüşüp gelmez!

    Bizim tesbitimize göre; beyin, gündüz olduğu gibi, gece uyku hâlinde de radar dalgalarını yaymaya devam eder; ve gündüz beyin, birçok kanaldan veri toplarken; gece bu, özellikle beş duyuya dayalı alanlar kapalı olduğu için, yaydığı radar dalgalarının getirisini beynin görüntü hayâl merkezinde değerlendirerek sùretlendirir.

    Bu algılama, “ruh gitti de falanca ile görüştü“ denen görüntüleri meydana getirir.

    “Dua”, beynin yönlendirilmiş dalgaları olduğu gibi; rüyaların bir kısmı da, beynin radar dalgalarının tesbit ettiği olaylardır!.

    Rüyalar, kâh sizin o ana kadar mevcut veri tabanınızdaki mânâların açığa çıkmasıdır; yani bilgisayarınızın harddiskindeki bir takım verilerin ekrana yansıması, görüntüsüdür; kâh da ekranınıza internet aracılığı ile gelen verilerin bilgisayarınızda işlenerek ekrana yansımasıdır!.

    İşte internetten bilgisayara verilen gelen veriler gibi, beynin radar dalgalarıyla algıladığı bazı dış olaylar, geçmişte ruhun bedenden ayrılıp bir yerlere gidip bir yerlerde görüşmesi veya o yerleri görmesi şeklinde değerlendirilmiştir.

    Tabii bu geçmişte hiçbir şekilde izah edilmesi mümkün olmayan bir olaydır; ki bunu, ancak bugünkü şartlarda böylece açıklama imkânını bulabiliyoruz.

    Bilim ve teknoloji bu düzeye gelebildiği için, telepatinin varlığını kabul eden her insan, beynin radar dalgalarını da doğal olarak kabullenmek zorundadır!.





    Dünya Yaşamın Bir Rüya Olacak…

    Uykudan Uyanır Gibi Yyepyeni Ebedi Bir Yaşama Başlayacak ve O Ortamın Şartlarıyla Başbaşa Kalacaksın!


    Madde bedenle yaşayan ve beş duyu sınırları içinde hapis olan insan, madde ötesi ışınsal yaşam boyutuna geçince, uykudan uyanmış şekline girer ve tüm dünyada yaşadıkları “rüya” hükmünde olur... Buna karşılık içine girdiği ışınsal yaşam boyutu ise onun hakiki dünyası olur... Ki bu da kıyâmete kadar sürer. Kıyâmetten sonra üçüncü defa yeni bir bedenle bâ's olur ki bu da mahşer yaşamı boyunca kullanacağı bedenidir.



    İşte bu madde dünyasına gözlerini kapattığın anda, yeni ortamında gözlerini açacaksın ve bu dünya yaşantısı senin için az evvel yaşadığın bir rüya gibi olacak... Uykudan kalkmışçasına, dünyada yaşadıkların bir değer ifade etmeyecek ve içinde bulunduğun ortamın şartları ile başbaşa kalacaksın!.

    Öyle ise bütün mesele senin, sadece bu dünyada bırakıp gideceğin şeyler için değil; yetecek ölçüde, ölümötesi yaşantıda sana lâzım olacak şeyler için çalışma yapmandır... Bu dünya tarlasında, ruhuna ne ekersen, ölümötesindeki yaşantıda da onun mahsulünü toplayacaksın!

    Eğer bu dünyada yaşarken, sana verilmiş bu ilâhî güçleri, beynine bahşedilmiş bu ilâhî özellikleri keşfedip kullanamazsan, ölümü tattıktan sonra bir daha bunları ortaya çıkarabilmen kesinlikle mümkün değildir. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de tekrar edilen birçok âyet bu hususa işaret eder:

    “Nihâyet onlardan her birine ölüm gelip çattığında;

    -Rabbim ne olur beni dünya yaşantısına geri döndür!.. Tâ ki boşa harcadığım yaşantımı buraya yararlı olacak çalışmalar ile değerlendireyim!.. derler...

    Hayır!.. Bu asla mümkün değildir!.. Artık onların önünde yeniden bedenlenecekleri kıyâmet gününe kadar sürecek olan “berzah” yaşamı vardır.” (23-99/100)

    “Onları cehennem üzerinde durduruldukları zaman görsen...

    -Keşke dünyaya geri dönsek, rabbimizin bildirdiği gerçekleri inkâr etmez, inananlardan olurduk, derler...

    Hayır! Daha önce gizleyip reddettikleri şeyler şimdi apaçık karşılarındadır!

    Eğer dünyaya geri döndürülseler bile, gene yasaklandıkları fiillere dönerlerdi... Muhakkak onlar bu isteklerinde yalancıdırlar...

    Onlar, “bu dünya yaşantısının ötesinde başka bir yaşam yoktur; biz ikinci bir şekilde yaşamımıza devam etmeyeceğiz” demişlerdi.

    Onları o günde yönlendiricileri huzurunda durdurulduklarında bir görsen...

    (O vakit Rableri onlara dedi ki bu ölüm ötesi yaşam) gerçek değil miymiş?.Onlar da: “Rabbimize andolsun ki, evet!” dediler. Rableri de buyurdu: gerçeği inkâr ettiğinizden dolayı tadın azâbı!.. (6-27/30)





    İnsanlar Uykudadu. Ölünce Uyanırlar!


    Şimdi sen kendini bu madde dünyasında bulman hasebiyle, sonunda çürüyüp yok olacak bir beden olarak düşünme; ve böyle düşünmek suretiyle «nefsine zulmetme»!. Kendindeki güçleri «israf» etme!.

    Dünyanın ve dünyevî değerlerin şartlanması içinde, dünyada bırakıp gideceğin şeyler için, kendindeki o sınırsız üstünlükleri mahvetme!.

    Bak âyetlerde nasıl uyarılıyorsun:

    «Biliniz ki, dünya hayatı bir oyuncak, bir eğlence, bir bezenme ve aranızda öğünmedir!. Dünya hayatı ancak aldatıcı ve mağrur edici şeylerdir.» (57-20)

    «Yeterli şekilde kıyâmet gününe hazırlanmamış olan, o günün korkunç azapları karşısında karısını, kardeşini, akrabalarını ve yeryüzünde olan şeylerin hepsini fidye olarak vermek ister, ki böylece kendini kurtarabilsin!.» (70-11/14)

    İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar!. Dolayısıyla, dünya hayatı, geçtiğiniz âlemde, sizin için bir rüya gibi olacaktır... Öyle ise ölmeden önce öl; ki, uykudan dünyada iken uyan!. Gerçekleri gör ve o gerçeklere göre yaşamını düzenle!.

    Dünyada bırakıp gideceğin, öbür âlemde senin için hiç bir değer ifade etmeyecek şeylere enerjini boş yere harcayıp, sonradan telâfi edemeyeceğin israfın yüzünden pişmanlıklara düşme!. Kendini bu beden kabul edip, sadece bedene dönük bir biçimde yaşamak hüsrandan başka bir şey getirmeyecektir... Oraya gidip gerçekleri gördükten sonra, “keşke dünyaya geri dönüp, yapmadıklarımızı yapma imkânımız olsa!” dersiniz, ama bu asla mümkün olmaz!.

    Nitekim bak Kur'ân-ı Kerîm bunu nasıl anlatıyor:

    «O gün Cehennem mahşer yerine getirilir; o gün insan bütün yaptıklarını hatırlar; ancak bu hatırlayış hiç bir fayda sağlamaz.

    -Keşke bu hayatım için bana fayda sağlayacak şeyler yapsaydım!. der...» (89-23-24)

    «Biz sizi yakın olan sıkıntı ve azaplara karşı uyardık!. O gün kişi yaptıklarının neticeleri ile karşılaşacaktır. Bu gerçekleri inkâr edenler ise şöyle diyeceklerdir:

    - Keşke toprak olsaydım!.» (78-40)





    “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar!” Uyarısı

    bilincinize, İdrakınıza mutlaka ulaşmalıdır.

    ki siz bir beden değilsiniz!


    Kendinizi bu kozada bulduğunuz sürece, uykudasınız!

    ‘’İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar!’’ uyarısı size mutlaka ulaşmalıdır!...Kulağınıza değil; gönlünüze, idrakınıza, bilincinize ulaşmalıdır; ki, siz bu beden değilsiniz!

    Ben dediğiniz kelimesiyle işaret ettiğiniz kavram madde değildir!

    Belinizden aşağısı kesilebilir yok olabilir hatta daha yukarılara kadar kesilebilir ama Beninize asla halel gelmez.beninizde asla eksiklik duymazsınız ..ben yaşar devam eder

    “Varolan hiç birşey yok olmaz; yok olan hiç birşey var olmaz” hükmü gereğince Bugün Ben kelimesiyle işaret ettiğiniz kavram mevcutsa bu ben kavramınız asla yok olmayacaktır… Ama bu beden dönüşüme girecektir, bu beden elinizden çıkacaktır.

    Bu beninizi yaşama hali devam edecektir.Ama bu beden gidecek yeni bir beden bas olacak..Nitekim bunu inandığınız tekrar ettiğiniz Amentü’de söylüyorsunuz... Kıyamette, haşr’da, mahşerde değil; ölümü tatmanın akabinde ba’s olacağım. Yani yeni bir bedenle varolacağım, bu beden elimden çıktığı anda…

    RUH adı verilen bir bedenle yaşamıma devam edeceğim.hologramik bir bedenle kabirde yaşamıma devam edeceğim, kıyamete kadar… Kıyametten sonra da yaşamıma devam edeceğim, sonsuza dek…

    Ama nasıl ki şu bedende yaşarken bu beden değilsem gerçekte şuursal varlıksam bilinç varlıksam, düşünsel varlıksam, ruh bedende yaşamıma devam ederken gerçekte ruh bedende değilim!.. Yine kozmik bir bilincin o birimdekii zuhuru olacağım….





    (Şuuri uyku-Bilincin Uuku Hali)


    “Uyku" hâliyle bahsedilen husus,

    "insanlar uykudadır"

    hadîs-i şerîfinde bahsedilen mânâdaki bir uykudur!. Yani, bedenî mânâda "uyku" değil; "şuurî" mânâda "uyku"dan sözedilmektedir bu beyanda!.





    Uyku…

    Bilinçli olarak yaşamı yönlendirememe …


    “Uyku”, kişinin bilinçli olarak yaşamını yönlendirememesi hâlidir!. Bilinçli davranışlar ortaya koyamaması hâlidir... Çevresini, bilincini ve ilmini dilediği gibi değerlendirememe hâlidir uyku!.





    “Nefs”ini Tanıyamamışsan,

    Uyku Hali Kıyamete Kadar Devam Eder!


    Eğer dünyada yaşarken “NEFS”ini tanıyamamışsan; bilincinin gerçek boyutunun değerlerini elde edememişsen; uyku hâli, kıyâmete kadar sürer...

    Kıyâmetten sonra da ebede kadar, sonsuza kadar uyku hâli, gaflet hâli, yani hakikati kavrayamama hâli davam eder!.

    Sonuç, kişideki kendini şu birim olarak görme, hissetme hâli, onun uykuda oluşunun açık ispatıdır!.

    Bu haldeyken boyut değiştirirse kişi, ölümden sonra kıyâmete kadar; ve daha sonraki sonsuz yaşamda dahi kişi, kendini bir birim olarak hissetme hâli olan uykulu yaşamına devam edecektir.

    Yani, “Hakikat”i bilemeden, hissedemeden, yaşayamadan, yaşamını sürdürecek





    İnsan, Gözünün Gördüklerinin Ardına,

    Düşünerek Erebilir!


    Hayvanat gördükleri kadar yaşar, ötesini düşünemez. İnsan ise gözünün gördüklerinin ardına düşünerek erebilir.

    Öyle ise, Ben neyim, nasıl varım. varolan her şeyin ardındaki güç nedir? gibi sorularla düşünmeye başlamalı ve daha da derinliğine gidilerek, bütün ve varlığın aslı ve orijini tanınmaya başlamadır.





    Uykuda Olanın Tüm Algıladıkları,

    “Rüya” Hükmündedir,


    Neydi bu "uyku" hâli?..

    Eğer bir kişi kendini sadece bu et - kemik beden olarak var sanıyor, âlemi de beş duyuyla algıladıklarından ibaret olarak kabulleniyor ise; kendisinin, beden ve ruhun ötesinde "şuur"dan ibaret bir bilinç varlık olduğundan haberdar bile değilse, o kişi hiç uyumadan daima ayakta dolaşsa dahi "uyku" hâlindedir. Ve tüm algıladıkları da rüya hükmündedir.

    "Ölmedikçe" de uyanamaz!.

    "İndimde avam gibi uyuma!. Ki hakikatı göresin!."(*)



    Uykuda olan, kendi hayâlindeki dünyasının görüntüleriyle yani rüyalarla ömrünü tüketir gider.





    Uykudan Uyanmak için Yapılması Gereken Şey,

    Düşünce Dünyanı Beş Duyu Kaydından Kurtarmaktır!


    Uykuda olan, kendi hayâlindeki dünyasının görüntüleriyle yani rüyalarla ömrünü tüketir gider.

    Uykudan uyanmak için ilk yapılması gereken şey, düşünce dünyanı beş duyu kaydından kurtarmaktır.

    Gördüğün kadar düşünmek yerine; düşünebildiğin kadarını görebilmektir amaç!.





    “Ölmeden Önce Ölme” Halini Yaşayamadığın Taktirde,

    Mikrodalga Bedene Geçişle Prpblem Çözülmez!


    "Ölmeden evvel ölünüz!."

    "Biyolojik bedenden ayrılmadan önce, algılama yetersizliğinden oluşan varsayım benliğinizin olmadığını idrâk sûretiyle boyut değiştiriniz"!.

    Niye?...

    Çünkü, "ölmeden önce ölmek" hâlini yaşayamadığın takdirde, biyolojik bedenden mikrodalga bedene geçişle problem çözülmez!..

    Bu geçiş senin "nefs"ini yani hakikatini tanımana yeterli olmaz!... Hattâ, bunun gerçekleşmesi olanaksız olarak, sâbitler yapını!.

    Çünkü, mikrodalga beynin ancak dünyadaki çalışan beyninin kapasitesine sahiptir!..





    “Avam”ın Uykusu


    "Avam gibi uyuma."

    Çünkü sana uyanık olmak yakışır.

    Ne kadar uyanık olursan ol, bir bedene bağlı olarak bu dünyada yaşamak zorunda olduğun sürece, son derece hafif de olsa, sende bir uyku hâli olacaktır. Ama bu hâl, avamın uykusu değildir işte!





    Zat’ıyla Fena Bularak Uyumak


    Bu üç basamaktaki arınmayı (*) gerçekleştirdikten sonra da, "zâtınla fenâ bularak" yaşamına devam et!

    (*) Birinci basamakta, tabiatın isteklerinden kurtulmak.

    İkinci basamakta, nefsin isteklerinden kurtulmak.

    Üçüncü basamakta Ruhun, ki; burada şuur anlamında kullanılmakta, yanlış tesbitlere kaymasından kurtulmaktan sözediliyor.



    “Zâtınla fenâ bulmak” ne demek?..

    "Zâtım" dediğin "öz"ünün gerçekte var olmadığını; "öz"ünün Hakk'a ait olduğunu, O'nun varlığıyla mevcut ve kâim olduğunu; Hakikatının sadece ve sadece "O" olduğunu idrâk et. Ki böylece izâfî ve vehmî benliğinin asla varlık kokusu almadığını anlamış olasın.

    Böylece de "yok"tan varolmuş "ben"liğin, zâtın tekrar "yok" olsun! Ve neticede Bâkî olan VECHULLAH hükmü âşikâr olsun.

    "Her Şey Yok Olucudur; Baki Olan RABBİNİN Vechidi."

    Ki ehli için her an bu böyledir... Ve bu seyr ebeden devam eder.





    PEerdesizlerden Olmak İstiyorsan,

    Günlük Hayatta En Doğal İşlerde Dahi Uyanık Olmalısın!


    Yemek yeme ve içme ve uyuma, İndimdeki yerinde kalben ve basîretinle hazır olmadıkça!"

    "İndimdeki yerinde" ifadesi kişinin hakikatine yönelmesi ve onun gereğini yaşaması için çok önemli bir uyarıdır.

    Demektir ki bu, hakikatinin gereğini yaşamaksızın yaptığın en sıradan işler bile senin için bir eksikliktir!

    Bir insanın hiç bir önem vermeden günlük hayatta en doğal olarak yaptığı işler, yemek, içmek, uyumak gibi bedenî fonksiyonlardır. Oysa yukarıdaki uyarıda bunların dahi "uyanıklık" içinde yapılmasının şart olduğuna işaret edilmektedir.

    Her an her yaptığın işte, kendini bir beden, bir birim, bir beşer olarak kabul etmeyi terkedip, varlığındaki Hakk'ın kuvvet, kudret ve iradesiyle senden bunların çıktığını müşahede etmek zorundasın. eğer, gerçeği gören perdesizlerden olmak istiyorsan!





    ALLAH RASÛLÜ'nün Getirdiği İlmi Değerlendiren,

    O İlim Yokundan Hedefine Ulaşır.

    İlmi Değerlendiremeyen İse, Gaflet Uykusuna Ebeden DEevam Eder!


    Hayatta, çevrenizdeki hiç kimseyi örnek almayın!. Unutmayın ki, kul kusursuz olmaz!. Siz insanlarla, ilim için arkadaşlık edin, dedikodu için değil!.

    Dedikodusu olanın ilmi yoktur; bunu kesin bilin!. İnsanları çekiştirenlerin, bilgisi ne kadar olursa olsun, nefis mertebesi “emmare”dir; bunu hiç aklınızdan çıkartmayın!.

    İlme sarılın ve ilmin yolunda yürüyün!.

    Yazdığım bilgilerden yararlanarak yaşamına yön vermeyenlere; dedikodu ve çekiştirmelere devam edenlere; beni görmek de hiç bir yarar sağlamaz!. Bedeni görmeğe değil, size ulaşan ilmi görmeğe çalışın!. Bedensel beraberlik, dedikodulara ortaklık getirecekse, uzak durmak çok daha hayırlıdr!.

    İnsanların bedenine yönelen, bir gün mutlaka o bedenden kesilecek ve yalnız başına kalacaktır.. İlme yönelen ise, asla mahrum kalmayacaktır!.

    Kişileri örnek alan, o kişinin aklına yatmayan bir davranışı dolayısıyla, bir gün mutlaka önemli bocalamalar geçirir.

    Allah Rasulü’nün getirdiği ilmi değerlendiren ise, asla pişman olmaz; ve o ilmin yolundan hedefine ulaşır.

    İlmi değerlendirmeyen ise, gaflet uykusuna ebeden devam eder…

    Uyanmak, dünyada mümkün olabilir…

    “Mâlik-el mülk, mülkünde dilediği gibi tasarruf etmededir; bunu da başıma musallat eden O’dur”; diyebilirseniz… O zaman, yolda üzerinize havlayarak saldıranla uğraşmaz, Sahibi’ne seslenirsiniz!.

    Havl ve kuvvet Allah’ındır!. Sınanma sırasında yapılacak iş, Mülkün sahibine yönelmektir…

    Yoğun imtihan ve fitne günlerine ilerliyoruz…

    “Ben Allah için varım, O mülkünde dilediği gibi tasarruf eder, ne dilerse onu yapar”; diyebilirsek, yakın veya uzağımızdakilerden bize isabet edenlere rağmen, sonuçta kazanan biz oluruz.

    Yönelişimiz, mülkün Sahibine olmaz da, maşasına olursa, seviyemiz de onun seviyesi olur!. Kınadığımızla aynı koltuğu paylaşırırız!.

    “Allah’a firar edin” âyetini dışa değil, içe doğru olarak algılayamazsak; bunun gereğini yerine getiremezsek; hayâlimizdeki tanrının kulu olarak tüm geleceğimiz yangında geçer!.

    Dostlarım, lûtfen şunu aklınızdan çıkarmayın; yaşadığınız olayların sert dalgaları altında gaflete düşüp, şu gerçekten perdelenmeyin..

    Biz, eğer “Allah”a iman edenlerden isek, “Allah ahlâkıyla ahlâklanmak” ve bunun gereğini yaşamak için varız!.
    --------------------
    Rüya


    Rüyalar, o ana kadar yaşanılanların beyinde semboller şeklinde açığa çıkmasıdır.



    Rüyalar, çeşitli mânâların, o mânâlara uygun sûretlere bürünerek bize görünmesi hâlidir.





    Rüyalar,

    Beyin Veri Tabanındaki Manaların Açığa Çıkmasıdır!


    Rüyalar, kâh sizin o ana kadar mevcut veri tabanınızdaki mânâların açığa çıkmasıdır; yani bilgisayarınızın harddiskindeki bir takım verilerin ekrana yansıması, görüntüsüdür; kâh da ekranınıza internet aracılığı ile gelen verilerin bilgisayarınızda işlenerek ekrana yansımasıdır!.

    İşte internetten bilgisayara verilen, gelen veriler gibi, beynin radar dalgalarıyla algıladığı bazı dış olaylar, geçmişte ruhun bedenden ayrılıp bir yerlere gidip bir yerlerde görüşmesi veya o yerleri görmesi şeklinde değerlendirilmiştir.

    Tabii bu geçmişte hiçbir şekilde izah edilmesi mümkün olmayan bir olaydır; ki bunu, ancak bugünkü şartlarda böylece açıklama imkânını bulabiliyoruz.

    Bilim ve teknoloji bu düzeye gelebildiği için, telepatinin varlığını kabul eden her insan, beynin radar dalgalarını da doğal olarak kabullenmek zorundadır!.





    Bilincin Başka Boyulara Seyahati...


    1987`de fizikçi Alain Wolf, yakaza hâlindeki rüyaları, bilincin başka boyutlara seyahati olarak tanımlamıştır.

    Türkçede “Rüya” dediğimiz şey, Arapçada “rüyet” den gelir. Rüyet, görüş; görülen şey demektir.





    “Rüya”,

    Beyindeki Veri Levhaları; Frenkanslardır!


    “Rüya” beyindeki veri levhaları, frekanslardır. Beyne ulaşan frekansa en yakın frekans, beyinde hangi anlam olarak tasavvur edilmişse önceden , ona uygun sûret olarak , o dalgalar beyinde açığa çıkar ve böylece rüyalar, semboller şeklinde görülmüş olur!

    Meselâ, rüyada ağaç konuşur”... “ağaç konuşması” şeklinde algıladığın şey, esasında bir melek! Ağaç,meleğin beyindeki veri tabanına göre en yakın ya da uygun bir şekilde sembolize olarak deşifre edilip mânâlandırılışıdır! Bu mânâlandırılış, veri tabanındaki tarama esnasında, o frekansın en yakını olan frekanstır.





    Rüyada Görülen Sureler, Dışarıdan Gelmez!


    (Soru: Rüya âlemi, misâl âleminin bir parçasıdır. Rüya âleminde gelişen olaylar belirli rumuzlarla anlatıldığına göre, bu rumuzları değerlendirmedeki yöntem nasıl olmalıdır?..)

    Rüyada görülen sûretler bize dışarıdan gelmez...

    Aynı ilhamın bitişik yatakta yatan iki kişiye geldiğini düşünelim... Birisi beyin verilerine göre başka sembollerle görecektir o mesajı, diğeri başka...

    Gün içinde, aynı astrolojik etkileri alan insanlar, nasıl farklı duygular hissediyorlarsa; bu da beyin açılımlarından ileri geliyorsa... Aynı şekilde rüyada görülen semboller de o kişinin veri tabanına göre sûretlenir!.

    Bu sebeple rüya yorumu, sezgi yollu rüyayı gören kişiyi OKUMAKTAN geçer, kanaatindeyim...





    Rüyada Zamansılığı Yaşıyorsun!


    Düşünürken ve rüyada kendi özgün zamanını daha doğrusu zamansızlığı yaşıyorsun... Bunu, ya zevkle ya da sıkıntıyla yaşıyorsun...

    Zevkle veya mutsuzlukla olmasının sebebi, kabullerin!





    Rüyalar Niçin Yoruma Muhtaçtır?


    Esas itibariyle, her şey yani her görüntü, Allahû Teâlâ'nın çeşitli isimlerinin mânâlarının bir sûrete bürünmüş hâlidir.

    Hattâ daha gerçeğiyle, biz o mânâları, beynimizdeki özel algılama sistemi ile, görüntüler, sûretler şeklinde algılarız.

    Beynin veri tabanının, gecenin içinde bulunulan saatlerindeki meleki=astrolojik tesirler altında, o tesirlerle ilgili konularına göre irrite edilmesi…

    Bunun sonucunda belli bir sentezin oluşması… Bu sentez sonuçlarının peyderpey, belli bir siklusla hayâl merkezine ulaştırılması…Bu dalgaların, konuyla ilgili veri suretleriyle birleşmesiyle de rüya yani görüntünün beyinde oluşması…

    Rüyalar o ana kadar yaşanılanların beyinde semboller şeklinde açığa çıkmasıdır.

    Rüyalar daima beyin sentezlerinin sonuçları ve rüyet merkezinde açığa çıkan beynin veri tabanına GÖRE görüntü sembolleri olduğu için, konunun ehli kişiler tarafından yorumlanmasını yani sembollerin deşifre edilmesini gerektirir.



    Yatay ve Dikey Rüyalar


    Rüyalar bir yatay bir de dikey olmak üzere 2 ye ayrılır. Bu yatay ve dikey dediğimiz rüyalardan dikey rüyalar yaşanılan zaman boyutundan geleceğe dönük zaman boyutuna sıçrama rüyalarıdır. Kişinin kendi özünde üst boyuta sıçramasıyla alâkalıdır.

    İnsanın bildiğimiz madde boyutu; mikrodalga ruh boyutu var… bir de biinç boyutu var. Şimdi bilinç boyutunda öyle bir derinlik var ki, bu yaşadığından 10 sene 20 sene 50 sene sonrasına ulaştığı gibi Kâinatın ilk oluştuğu devreye ya da sana göre milyon veya milyarlarla sonra meydana gelecek zaman boyutuna kadar olabilen dikey sıçrama olayıdır. Çünkü bilinç boyutunda zaman kavramı biter. zaten saniyede 300.000 kilometreye ulaştığın anda zaten zaman sıfır oluyor; zaman duruyor. Onun üstünde boyutsal bir olay var. Şimdi büyük kısmınız boyutsal dediğim zaman anlayamayacak ama benim de daha fazla anlatabilme imkânım yok... Maddeyi anlatmak kolay. Mikrodalga yapıyı da anlatmak kolay… Ama mikrodalga yapının ötesindeki enerji boyutunun değerlerine girmen çok güç.. Ki bu boyuttan zannederim Üst Madde kasetinde bir miktar bahsettim. O kasette enerji boyutu algılarından söz ettim...

    İşte şuur boyutunda zaman kavramı kalkıyor. Zaman kavramı kalktığı içinde 50 sene sonra ile 1 milyon sene sonra aynı mekanda diyeyim veya boyutta diyeyim, ne dersem diyeyim, böyle bir yerde bir arada algılanabiliyor.

    Çok kaba basit bir misal veriyim.

    Bu odada sadece şu yaşadığımız zaman var. Bitişik odada yaşadığımız zamanla 50 sene sonrası birarada serpiştirilmiş her tarafa ama sonraki odaya gittiğimiz zaman orada 50 sene sonrasıyla 5 milyar sene sonrası bir odaya sıkıştırılmış.. Bunun gibi, bunu boyutsal olarak düşünün…





    Rüyada Dikey Yükselme Yapmak,

    Senin Elinde Değildir!


    (Soru: Üstadım, rüyada dikey yükselme elde edebilmek için ne yapmamız gerekir?)

    Rüyada dikey yükselme yapmak senin elinde değildir...



    Dikey ve Yatay Yükselmelerle Kişi

    Geçmiş ve Geleceğe Vukuf Kesbeder!


    İnsan uyku sırasında, beyninin hassasiyeti oranında bedenin duyuları kaydından kurtularak, yükselmeye (urûc) başlar... Bu yükselme ya dikey, ya da yatay bir şekilde olur.

    İnsanın uykudaki yükselmesi eğer yatay şekilde olursa, beş duyunun kaydından kurtulabilme, bedenden uzaklaşabilme gücüne göre, -ki çeşitli faktörler rol oynamaktadır bu durumda- dünya üzerinde gezinti yapabilir ve hiç görmediği yerlere gidebilir ve oraları bilebilir. Kezâ CİNlerle de karşılaşması bu seviyede olur.

    Bir uyku sırasında bedenden uzaklaşan üst yapı, yâni "insan", yâni "dalga beden" yatay bir geziye çıkmış; ve bu arada oraları da görmüştür.

    Nitekim bundan başka, gerek geçmişe ve gerekse geleceğe ait görülen bir çok rüyalarımız, daha sonra bu şekilde gerçekleşmiştir.

    İşte bu tip rüyalar (ki aslı "rüyet" yâni "görüş"ten gelmektedir), hep uyku sırasında üst yapının yatay gezisinden ileri gelmektedir.

    Dikey gezi veya yükselmeye (urûc) gelince...

    Bunu açıklamak için bir örnek vererek konuya girelim;

    Zaman ve mekân denilen şey, başta da bilimsel olarak açıkladığımız gibi izâfi bir şeydir... Yâni, bana veya sana veya bize, "göre" olarak mevcuttur.

    Meselâ sonsuz büyüklükteki bir çölde, başı ve sonu görülmeyecek kadar uzunluktaki bir kervanın ortasında yürüyorsunuz... Gördüğünüz bildiğiniz yerler sadece görüş sahanız kadar olan bir kaç metrelik sahadır.

    Şimdi sizin için belirli bir zaman biriminde, yâni bir saat içinde gördüğünüz yer, o zaman geçtikten ve siz o kadar yürüdükten sonra; "geçmiş" olacak yâni mâzi olacak ve o anda içine girdiği saha da "hâl" olacaktır, az önce "gelecek" iken sizin için...

    Kezâ arkanızdan gelen için de, sizin bulunduğunuz yer "gelecek"; kendi bulunduğu yer de "yaşanan an" olacaktır ki, halbuki orası sizin için "geçmiş"tir...

    İşte böyleyken hal, giden bir helikopter sizi alıp bulunduğunuz yerden ve dikey olarak yükselmeye başlasa ne olur?

    Eskiden bir saatlik süre içinde gördüğünüz bir kaç yüz metrelik saha "yaşanan an" iken, şimdi yükselmeniz oranında görebildiğiniz yer "yaşanan an" sınırı içine girer; ve "geçmiş" ile "gelecek" küçülmeye başlar; "yaşanan an" daimi olarak genişlerken...

    Nihâyet sizin için çıkabilmek mümkün olsa, öyle bir noktaya erersiniz ki, sonsuz büyüklükteki çölde, sonsuz uzunluktaki kervanı tamamıyla görebilirsiniz...

    Yâni kervan ehli için "mekân"-"zaman" mevcut iken; artık siz bu kısıtlamadan kurtulursunuz! Yükselişiniz, sizi bu kayıttan kurtarmıştır.

    İşte insan, madde kaydından kurtulabildiği oranda, dikey yükselme hâlinde -henüz bu dikey yükselmeyi rüyada gerçekleştirmeye sebep olan durumların neler olduğunu bilememekteyiz- geçmişe ve geleceğe vukûf kesbeder.

    Çünkü, "Hiç bir şey yoktan var olmaz ve var olan hiç bir şey yok olmaz" kanunu gereğince, geçmişte şu anki durumumuza göre ‘’geçmiş’’ diyoruz, olmuş bütün olaylar uzayda belirli dalga boyları hâlinde mevcuttur.

    Ve eğer ki bizim elimizde bu dalgaları kulağımıza adapte edecek güçte bir radyo veya gözümüze gösterebilecek yapıda bir televizyon cihazı olsa, biz bütün geçmişi aynen yaşıyormuşçasına görebiliriz.

    Kezâ ‘’gelecek’’ dahi, her an, çok daha üst semâdan (ki "semâ", İslâm terminolojisinde, çeşitli yüksekliklerdeki değişik özellikleri dolayısıyla “katlar” diye anlatılmıştır) dalgalar hâlinde gökyüzüne inmektedir...

    İşte insan belirli oranlarda yükselme (urûc) ile "geçmiş"e ve "geleceğe" dönük görüş sahibi olmakta ve artık onun için bütün bunlar "yaşanan an" boyutuna gelmektedir.

    İşte bu nedenle de bazı insanlar uykularında belirli dikey çıkışları yaparak o devirlere gitmekte; sanki o zamanda o olayı yaşıyorcasına kendisini bulmakta; sonra da dünyaya indiği yâni beden boyutunda uyandığı zaman olup-biteni anlatmaktadır.



    Rüyada Niçin Acı Duyulur?


    Bu hologramik beden, aynen televizyon dalgaları gibidir... Nasıl ki taşıyıcı dalgalara yüklenmiş görüntü ve ses dalgalardır, televizyon dalgaları; işte “insan ruhu” da böylece tüm zihinsel fonksiyonların sonucu olan verileri yüklenmiştir!.

    Beynin ürettiği yüklenmiş dalgalardan oluşmuştur. Beyin tarafından üretilir; ve beyin, kendindeki tüm düşünsel verileri dalga olarak “RUH”a yükler.

    Rüyada duyduğun acı, beynin ruha yüklediğini gösterir... Kabir azâbı dahi bu yüklenmeden dolayıdır.

    Not: Hologramik beden (Ruh)



    Rüyada Yaş Kavramı Yoktur!


    Senin kafanda, düşünebildiğin, ulaşabildiğin en son noktada; “Ben bu beden değilim, ben bir ruh yapıyım” düşüncesi var.. Kendini bir ruh yapı olarak kabul ediyorsun….

    Nitekim, rüyanda da kendini nasıl görüyorsun?.

    Bu madde bedenin ağırlığına sahip olmayan, zaman zaman en olmayacak işleri yapabilen lâtif bir beden olarak hissediyorsun kendini. Hattâ bazen, kendini dahi görmüyorsun.

    Dikkat ederseniz, rüyada yaş kavramı da yoktur, hissedilmez!.



    Rüya Aleminde Lisan Kavramı Yoktur


    Dünya’dan yollanan dalgalar ölümötesi boyuta ulaşır ve ölümötesi boyutta, rüya âleminde olduğu gibi lisan kavramı yoktur. Okunan âyetler orada çeşitli yaşantı içinde olan insana sistemin bazı gerçeklerini hatırlatarak, onun içinde bulunduğu sıkıntıdan bir süre için kurtulmasını sağlar...



    Rüyalarınızda Şu Anki İlminizin

    Ne Kadarını Yaşıyorsunuz?


    Rüyalarınızda, şu anki ilminizin ne kadarını yaşıyorsunuz? Ne kadar, ilminizi rüya boyutunda yaşamınıza geçirebiliyorsunuz?

    Rüya , ölümün kardeşi olduğuna göre!.

  3. #3
    sollitera

    Wink mıknatıs rüyalarımızı etkilermi?

    Geçenlerde çelakıl'ın programında gördüm ve araştırdım aslında konunun mıknatıs rüyalarımızı etkilermi kısmını merak ediyorum.

  4. #4
    shadow
    yazdıklarını lütfen okurmusunuz

  5. #5
    sollitera

    Wink

    okudumda ben daha buralara gelmedim fazla bişey anlamadım açıkcası

  6. #6
    shadow
    benide güldürdün

  7. #7
    Sollitera Mıknatısı uyurken başucumuza koyup daha sonra ne yapacağımızı anlayamadım.
    Ayrıca bu kadar uzun şeyleri okurken inanılmaz kalbim sıkışıyor.Yalnış bile olsa bi konu ortaya konulduktan sonra doğruyu keşke birebir alıntılar yerine kendi fikirlerimizi ortaya koyarak bildirebilsek.Bazıları kitaplardan bazıları ayetlerden alıntılar yapıp hoooopp buraya yapıştırıyor.Konular açılırken buna sözüm yok tabikide ama fikir beyan ederken kişisel olabilirsek herkes için daha iyi olur

  8. #8
    sollitera

    Wink

    Çok Uzun Olmuş Dimi televizyonda anlatılana göre yastığının altına yada başına çok yakın bir yere , hoporlörlerden falan çıkan mıknaslar varya biraz büyükçe koyup manyetik alan oluşturulması gerektiği söyleniyordu.

    Ömer Çelakıla göre deneyimleyin astral bile yapabilirsiniz diyor.

    Ben denedim rüyada gördüm ama sabah ne gördüğümü hatırlamıyordum

  9. #9
    Sollitera 2.söylediğim şey sana değildi.
    Shadowa söylemiştim.
    Konuyu bizi bilgilendirmek için ilk başta uzun olması çok normal daha sonra yanlışları düzeltenler ve fikir beyanedenlerin esas konudan daha uzun ''yorumsuz'' açıklama yapmaları içimi sıkıyor

  10. #10

    Manyetik alanlar ve beynin gizli güçleri

    İnsan beyni dünyanın manyetik alanı ile sürekli etkileşim içinde. Mesela yoğun manyetik alanlarının olduğu bölgelerde uyuyan bir kişi hayatında görmediği netlikte ve gerçeklikte düşler-rüyalar görebiliyor. Hz Yakup gibi…

    İnsan beyni manyetik alanlar ile sürekli etkileşim içerisindedir ve hepimiz yeryüzünün manyetik alanı içerisinde hareket etmekteyiz. Bir pusulanın farklı yerlerde aynı yönü göstermesi de yeryüzünün manyetik alanının varlığını göstermektedir. Yeryüzünün manyetik alanı yer zemininden çıkıp gökyüzüne kadar devam etmektedir ve uzayda dünyamızı çevrelemektedir.

    Manyetik alanlarla etkileşime en güzel örneklerden birisi kuşların manyetik alanı hissetmesidir. Örneğin bazı kuşlar göç ederken sadece güneş ve yıldızların konumuna göre değil aynı zamanda manyetik alanın yönüne göre de göç ederler. Bilim adamlarının yaptığı bazı deneylerde başının yan tarafına mıknatıs yerleştirilen bazı kuşların yollarını şaşırdıkları gözlemlenmiştir. Çünkü mıknatıs farklı bir manyetik alan oluşturur ve kuşun dünyadaki doğal manyetik alanı algılamasını zorlaştırır. Ayrıca uzay yolculuğu yapan astronotların da uzun süre dünya manyetik alanından uzak kalmaları sonucunda bazı fiziksel rahatsızlıklar yaşadıkları belirtilmektedir.

    Manyetik alanların sadece şiddeti değil yönü de çok önemlidir. Yeryüzünün manyetik alanı az önce belirttiğimiz gibi dikey bileşeniyle atmosfere kadar devam etmektedir. Yapılan ölçümler bazı bölge veya şehirlerin manyetik alanlarının daha güçlü olduğunu göstermektedir. Mesela maden yataklarının olduğu bölgeler veya bazı dağlar bu güçlü bölgelere örnektir. Güçlü manyetik alanları tespit etmek için özel ölçüm cihazları kullanmalısınız veya jeofizikçilerin daha önce farklı bölgelerde yaptıkları manyetik ölçümleri incelemelisiniz. Ya da pusula türündeki aletlerin manyetik alandaki hareketlerine bakarak tahmini fikir edinebilirsiniz fakat bu son yöntemle doğru ölçümlere ulaşmak çok zordur. Manyetik alanların hangi bölgelerde daha yoğun olduğu hakkında hazırlanmış "Manyetik Alan Haritaları" vardır ve ayrıca "Maden Tetkik ve Arama" Genel Müdürlüğü'nün de hazırladığı haritalar bulunmaktadır.

    Bazı bölgelerin yani mekânların beynimize ve ruhsal yapımıza daha güçlü tesirleri olduğuna dair dini metinlerde örnekler de vardır. Mesela Hz. Yakup bulunduğu yerden Haran'a doğru yola çıkar ve güneş batıp gece olunca oradaki bir alanda uyur. Başını o yerdeki taşlardan birisine yaslar ve uyur yani başının altına taş koyar. Hz. Yakup uykuya dalınca mucizevî rüyalar görmeye başlar fakat bunlar sıradan rüyalar değildirler. Hz. Yakup bu bölgede uyurken rüyasında yeryüzü üzerine bir merdiven dikildiğini ve başının göklere eriştiğini görmüştür ve onda meleklerin inip çıktığını görmüştür. Hz. Yakup uyandığında bu bölgenin çok özel olduğunu ve buranın göklerin bir kapısı olduğunu söylemiştir.

    Aslında uyku ve rüya konuları ruhsal boyuta geçiş ile çok yakından ilgilidir. Mesela bir Kur'an ayetinde:

    "Allah o canları öldükleri zaman alır; ölmeyenleri de uyuduklarında. Sonra haklarında ölüm kararı verdiklerini alıkoyar, diğerlerini belirlenmiş bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için deliller vardır."(Zümer 42.ayet)

    Gördüğünüz gibi ayette uykunun aynı zamanda ölüm hadisesi ile direkt bağlantılı olduğu vurgulanmaktadır. Dolayısıyla rüyalar sadece anlamsız görüntülerden ibaret değildir ruh boyutuyla da yakından ilgilidir.

    Manyetik alanların uyku esnasında beyinle etkileşimine dair ilginç örnekler de mevcuttur. Mesela yoğun manyetik alanlarının olduğu bölgelerde uyuyan bir kişi hayatında görmediği netlikte ve gerçeklikte düşler-rüyalar görebilir. Hatta günahlardan arınmış insanlar bu rüyaları doğaüstü hallere kadar taşıyabilir.

    Gerçekten de manyetik alanların fiziksel ve ruhsal yapımıza etkileri olup olmadığını denemek isteyenler uyku esnasında başlarına yakın bir yerde mıknatıs bulundursunlar. Çünkü mıknatısların da manyetik alanları vardır ve bu da beynimizi yakın mesafede etkiler. Büyük bir mıknatıs bulmak biraz zor olabilir. Fakat müzik hoparlörlerinin içinde yani teyplerde sesin geldiği kolonların içerisinde büyük mıknatıslar bulunur. Dolayısıyla uyku esnasında herhangi bir hoparlörü de başınıza yakın tutarak bunu deneyebilirsiniz. (Teyp veya hoparlörün elektriğe bağlı olmasına gerek yok kapalı olsun. Yani ses gelmesine gerek yok teyp çalışmasın) Ayrıca mıknatısın yani hoparlörün başa göre uzaklığı, yönü ve açısı da önemlidir (Sağ, sol, düz, ters, uzak, yakın v.s ) Farklı denemeler yaparak yani hoparlörün yönünü ve uzaklığını değiştirerek en uygun açıyı ve hoparlörün yerini farklı uyku denemeleri yaparak belirleyin. Fakat bunu sürekli denemek sağlığa zararlı olabilir o nedenle sadece birkaç defa deneme maksadıyla mıknatıs kullanabilirsiniz. (7-8 defa mıknatıs kullanmanın da bir zararı olmaz)

    Nitekim asıl önemli olan yer zemininin yani Doğal Manyetik alanın yoğun olduğu alanları tespit edebilmenizdir. (Sağlık açısından mıknatısı sürekli kullanmayın) Başta da değindiğimiz gibi doğal manyetik alanlar yer zemininden çıkıp atmosfere kadar devam etmektedir yani uzaya kadar ulaşmaktadır. (Mıknatıs sadece deneme içindir fazla kullanmayınız zararlı olabilir)

    Elektromanyetik alanlar manyetik alanlardan farklıdır. Mesela cep telefonlarından elektromanyetik dalgalar yayılır ve sağlığa zararlı olup olmadığı halen tartışılmaktadır. Fakat manyetik alanların (bizim başından beri bahsettiğimiz manyetik alanların) sağlığa zararlı olduğuna dair bilimsel bir bulgu yoktur.(Bizim bahsettiğimiz manyetik alana statik yani durgun manyetik alan da denilir) Mesela birçok hastanede MR dediğimiz Manyetik Rezonans cihazları kullanılmaktadır ve bu cihazlarda çok güçlü manyetik alanlar bulunmaktadır. Sağlığa zararlı olsaydı bu cihazlar günümüz hastanelerinde kullanılmazdı. Fakat dediğimiz gibi diğeri yani elektromanyetik alanlar zararlı olabilir.



6 Sayfadan 1. 123 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Lüsid Rüya Görmeyi Öğrenmeye Hazırlık
    Konuyu Açan: Mira, Forum: Rüyalar.
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 26-Haz-2012, 10:43
  2. Lusid Rüya Olumlamaları
    Konuyu Açan: silvia., Forum: Çekim Yasası.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 08-Haz-2012, 19:19
  3. Rüya Yardımıyla Astral Seyahat Nasıl Yapılır?
    Konuyu Açan: pyramid, Forum: Astral Seyahat.
    Cevap: 10
    Son Mesaj : 13-Mar-2011, 20:31
  4. Manyetik Alanlar
    Konuyu Açan: seashell, Forum: Enerji Sistemleri (Reiki, Feng Shui vb).
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 05-Nis-2009, 15:59
  5. Lusid Rüya Ve Astral Seyahatın Kabalistik Rehberi
    Konuyu Açan: Göktürk, Forum: Astral Seyahat.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 29-Ara-2008, 00:04
Sitemiz kişiler arası iletişimi sağlayan bir servis sağlayıcıdır. Kişilerin yazdıkları kendi sorumluluklarındadır.
Hukuki gerekçeler ile kaldırılması talep edilen içerikler için lütfen iletişim linkini kullanınız.

Sitemizdeki yazılar telif hakları ile korunmaktadır. İzinsiz alıntı yapılamaz ©estanbul.com