Kedinin yeryüzünde ilk ortaya çıktığı tarihi kesin olarak söylemek mümkün olmasa da, bu tarihi milyonlarca yıl öncesine götürmek olasıdır. Kedinin anayurdunun Kuzey Afrika olduğu ise, artık kabul edilen bir görüştür. Kedi kemikleri ve kafatası parçaları tarihöncesi devirlerden beri arkeolojik kazılarda ele geçmektedir. Konya yakınındaki Hacılar'da, İsrail'deki Jericho'da, İndüs Vadisi'ndeki Harappa'da ve Kıbrıs'ta Khirokitia'da tarihöncesi döneme (neolitik) ait kedi kemikleri ve dişleri bulunmuştur. Tunç çağlarına girdiğimizde ise buluntu miktarı artmaktadır. Troia kazılarında, erken tunç dönemine tarihlenen kedi kalıntıları ele geçmiştir. Ancak, ilginçtir ki, evcil kedinin anayurdu olarak kabul edilen Mısır'da tarih öncesi dönemden, hatta eski krallık döneminden (MÖ 2686-2118) günümüze kalan kedi kalıntısı yoktur. Evcil kedilerin eski Mısır sanatında resmedilmesi ise yaklaşık olarak MÖ 2000 yılından itibarendir. Böylece, evcil kedinin tarihini günümüzden 4000 yıl öncesine götürebiliriz.



Kedi Neden Önemli?


Genelde eski çağ toplumları için kedinin neden önemli ve kutsal sayıldığı anlamamız için, önce, kediyi böylesine önemli yapan özellikleri bilmemiz yerinde olacaktır. Bunlar: 1- Salgın hastalıkları taşıyan ve tahıl ambarlarına zarar veren fare ve sıçan gibi kemirgenler ile yılanlar ve böcekler için önemli bir silahtır. 2- Doğuştan varolan avlanma hünerleri, 3- Yavruları uğruna kendi canlarını feda etmeleri, 4- Etkili gece görüşü (insana göre altı kat fazla), 5- Uzun mesafalere yolculuk ettikten sonra (bazen 100 km.'den fazla), başladıkları noktaya geri dönebilmeleri, 6- Nem ve hava basıncındaki değişiklikleri hissedebilmeleri, 7- Sarsıntıdan önce sergiledikleri davranışla depremi önceden sezmeleri.


Eski Mısırlılar, kedilerin karanlıkta parlayan gözlerinin güneş tanrıları Amon-Ra'yı simgelediğine inanırlardı. Atum-Ra, güneşin batmasından sonra yeraltı dünyasının karanlığında parıldamaya devam ederdi.
Mısır kedisine ilişkin bilgileri, o dönemde yapılmış kedi resimlerinden ya da kedi heykelciklerinden elde ettiğimiz gibi, özellikle Herodotos (Historia), Diodorus Siculus (Bibliotheken) ve Claudius Aelianus (De Natura Animalium) gibi eskiçağ yazarlarından da elde etmekteyiz.

Eski Mısır'da kedi tasvirleri, Orta Krallıktan itibaren görülmesine karşın, evcil kedi tasvirleri Yeni Krallık (MÖ 1570-1070) ve Geç Dönem (MÖ 1070-332) sanatında sık görülür. Bir kedinin dinsel bir bağlamda görülmesine en erken örnek, bir dizi fildişi büyü bıçağında bulunur. Bu bıçaklar MÖ 2000-1500 arasına tarihlenir. Bu bıçaklar hayvanlar ve mitolojik yaratıklarla süslenmişti. Koruyucu işlevleri vardı; yani, onu taşıyan insanı günlük tehlikelere karşı koruyordu: hastalıktan, kazadan, akrep ve yılan sokmasından vb. Kedinin insanlarla birlikte ilk görülmesi, Orta Mısır'daki Beni Hasan'dadır. Burada bulunan III. Baket'in mezar duvarında resmedilmiş kedinin evcil mi, yoksa ehlileştirilmiş mi olduğu açık değildir. Kedinin popülaritesinin doruk noktasına ulaşması ise Ptolemaioslar döneminde (MÖ 332-30) olmuştur.

Günümüz kedisinin en yakın yabani akrabası olan Felis silvestris libyca (Afrika yabani kedisi), sarımsı kahverengi, sarı-gri tüylü ve çizgilidir. Bugünkü Mısır kedilerinden biraz daha büyüktür. Ancak günümüz Mısır kedileri arasında hâlâ Antik Mısır kedisini andıran kediler görülebilir. İlk köken tarihi ne olursa olsun, MÖ 2. binyıl Mısır'ında kedi evcil bir hayvandı ve Felis sylvestris libyca'dan türemişti. Eski Mısırlılar evcil kediye "miu/miyu" diyorlardı ki bu sözcüğün "miyav" ile benzerliği dikkat çekicidir.


ESKİ YUNAN DÜNYASINDAKİ KEDİ


Ege dünyasında, geç tunç çağına (MÖ 1700-1200) ait duvar resimlerinde ve diğer sanat eserlerinde bazı kedi tasvirlerine rastlamaktayız. Örneğin Thera (Santorini) adasındaki Akrotiri'de bulunan bir duvar resminde yabani bir kedi ağaçların arasında ördekleri tutmaya çalışmaktadır. Ancak buradaki hayvanın kedi mi yoksa kedigillerden başka bir hayvan mı olduğu açık değildir. Keza bir kedinin ördek yakalarken tasvir edilmesi Girit mühürlerinde de karşımıza çıkmaktadır. Yine Girit'teki Mallia sarayında bulunmuş bir sürahi ve iki maşrapa, kedi rölyefleri ile süslenmiştir. Ayia Triada ve Knossos duvar resimlerinde çalılar arasında kuş avlamaya çalışan kedi tasvirleri vardır. Doğu Girit'te Palaikastro'da pişmiş topraktan bir kedi başı bulunmuştur.


Girit'ten Yunanistan'a geçtiğimizde, yine geç tunç çağına (MÖ 1700-1200) ait bazı kedi tasvirlerini görmekteyiz. En çarpıcı örneklerden biri Mykenai'daki mezarlarda ele geçmiştir. Tunçtan bir hançer üzerinde ördek avlayan kediler resmedilmiştir.

Kedinin, klasik ve Helenistik çağ Eski Yunan dinindeki yerine ilişkin doğrudan kanıt pek yoktur. Ancak, Yunan dünyasında Artemis ile Roma dünyasında da Diana ile ilişkisi vardır. Nitekim Eski Yunanlar Mısır Tanrıçası Bastet'i kendi tanrıçaları Artemis ile eş tutuyorlardı. Artemis ile kedinin ortak yanları da vardı. Artemis'in hünerlerinden biri de kedinin vücuduna girebilmesiydi (metamorfoz). Bazı Yunan yazarlar kedinin, Athena Glaukopis (Parlayan Gözlü Athena/Kedi Athena) için kutsallığını vurgular. Bu arada kedilerin MÖ 5. yüzyıl Atina'sındaki mezar taşlarında da resmedilmiş olduğunu söylemeliyiz.


ESKİ ROMA'DA KEDİ

Kuşkusuz, kedilerin İtalya'da görülmesi, Romalıların Mısır'ı ele geçirdikleri MÖ 30 yılından itibaren olmamıştır. Kedi, çok daha önceleri, MÖ 8. yüzyılda başlayan kolonizasyon hareketi döneminde, Eski Yunanlarla birlikte Güney İtalya'ya getirilmişti. Yukarıda da gördüğümüz gibi, İtalya'da kediye ilişkin en eski kanıtlar, Güney İtalya'daki Rhegion ve Taras kentinin dışında kedi tasvirlerine Chiusi'de bulunmuş MÖ 6. yüzyıla tarihlenen bir Etrüsk ayaklı kâsede rastlamaktayız. Kâsenin ağız kenarı boyunca dizilmiş dört kedi başı vardır. Keza, MÖ 5-4. yüzyıla ait Apulia ve Campania vazolarında da kediler resmedilmiştir.

İmparatorluk dönemine geldiğimizde Roma'da kedilere ilişkin tasvirlere daha sık rastlamaktayız. En çarpıcı örneklerden biri Pompei'de bulunmuş ve MS 1. yüzyıla tarihlenen mozaiktir. Burada bir kedi çalılıklar arasında kuş avlamaktadır.
İmparatorluğun Latince konuşulan bölgelerinde karşımıza çıkan ilginç bir durum da, kişi adlarında karşımıza çıkmaktadır. Cognomen ya da lakap olarak "küçük kedi" veya "yavru kedi" anlamına gelen Felicula veya Felicla adını da taşıyan kadınlar; keza "kedi" anlamına gelen Cattus ve Catta ile "küçük kedi" anlamına gelen Cattulus veya Cattula adını taşıyan erkek ve kadınlar vardır. Bu tür bilgilerin çoğunu mezar taşlarından almaktayız.

Erken Hıristiyanlık devrinde Romalılar kedilere karşı iyi davranıyorlardı. Kilise, yaklaşık üç yüz yıl boyunca İsa'nın öğretilerine sadık kaldı. Pagan komşularıyla barış içinde yaşayan Hıristiyanlar hayvan kurbanına karşıydılar ve çoğu kez de pagan tanrılara kurban edilmiş hayvanların etlerini yemiyorlardı. Koyun ve sığır gibi bazı hayvanların kutlamalar gibi bazı önemli olaylar vesilesiyle öldürülüp etleri yense de, kediler yalnızca kurban ediliyor ama etleri yenmiyordu. Kedi eti, yalnızca kıtlık veya açlık döneminde yenirdi. Denebilir ki Roma İmparatorluğu'nun ilk üç yüz yılında pagan inancında olanlar ile Hıristiyanlar ve kediler, barış içinde birarada yaşadılar. Bizans döneminde de kediye kötü davranıldığına lişkin bir kanıt yoktur.


ORTAÇAĞDA KEDİ


Kedinin değerine ilişkin bir kayıt 10. yüzyıl civarında yazılmış olan Gal Kralı Hywell Dda'nın ünlü kanunlarında yer almaktadır. Burada kedinin değeri için şunlar yazılıdır: "Bir kedinin fiyatı dört pence'dir. Özellikleri; görmesi, işitmesi, fare öldürmesi, pençelerinin eksiksiz olması, yavrularına iyi davranması ve onları yememesidir. Bu özelliklerinden herhangi biri kusurlu olduğunda, alınan ücretin üçte biri iade edilmelidir." Bu kayıt bize kedinin ortaçağdaki önemini göstermektedir. Ancak, Hıristiyan kilisesinin de kışkırtmasıyla, yaklaşık olarak 1000-1700 yılları arasında kedilerin ve sahiplerinin başına gelenler, önceki yüzyıllara göre kediler hakkındaki fikirlerin çok değiştiğinin kanıtıdır. Bu zaman diliminde milyonlarca kedi ve onların sahibi olan yüzlerce kadın zalimce davranışlara maruz kalmış ve öldürülmüşlerdir. Özellikle 14-17. yüzyıllar arası kedi ve sahiplerinin katliama kurban gittikleri yıllardır. İngiltere'deki ilk büyücü davası 1566'da, I. Elizabeth döneminde görüldü. Evlerinde kedi besleyen Agnes Waterhouse ile kızı Joan büyücülükle suçlanıp idam edildiler. Avrupa'daki katliamların başlıca nedeni, kedilerin ruhunda eski pagan Tanrıların kalıntılarının bulunduğu ve şeytanla işbirliği içinde olduklarının düşünülmesiydi. Kedi besleyen yüzlerce insan da (özellikle kadınlar) yanlış olarak büyücülükle suçlanmış ve bu yüzden öldürülmüştür. Aslında bu düşüncelerin temelinde Hıristiyan teolojinin rolü vardı. Şeytana ve insanlıktan çıkmaya ilişkin görüşlerin Hıristiyanlıkta uzun bir geçmişi vardır. Bu nedenle önce Yahudiler, sonra Ortodoks Katolik Hıristiyanların dışındaki Hıristiyanlar (heretikler) ve paganistler Hıristiyanların gazabına uğradı. 11. yüzyılda paganistler, heretikler ve Yahudiler Batı Avrupa'da katledildiler. 12. yüzyılda kilise, siyah kedinin şeytani gücü simgelediğine inanıyordu. Şeytanın ve diğer şeytani ruhların kedide, özellikle siyah kedide barındığı düşünülüyordu. Yani şeytan, siyah pelerinini kediden almıştı.

Ancak günümüz Hıristiyan dünyasının tavrı da, ortaçağ Hıristiyan dünyasından çok farklıdır; kedi köpekle birlikte insanın en yakın dostu olarak görülmekte ve evlerde beslenmektedir. Yüzyıllardır bir yandan Tanrı mertebesine çıkarılan, bir yandan kurban edilen, bir yandan lanetlenerek katledilen, bir yandan da sevilerek beslenen kedinin başına gelenler herhalde hiçbir hayvanın başına gelmemiştir.