2 Sayfadan 1. 12 SonSon
Toplam 13 sonuçtan 1 ile 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    kemtamin

    Wink Necm Suresinin Sırrı

    Necm Suresi'nin sırrı
    Bu Sure, Kuran'ın iniş sırasına göre 23. Suredir. Sonradan düzenlenen ve yaygın olarak kullanılan şekle göre ise 53. Suredir. İbn-i Abbas ve Katade'ye göre 32. ayeti Medine'de indirilmiş ve ilk ayette Necm, yani yıldız sözü, anıldığı için de bu isim verilmiştir. Sure şöyle başlar.


    "1- Andolsun yıldıza, inerken." Burada geçen "Yıldız" sözü için Arapça'da üç ayrı anlam vardır. a) Yıldız anlamındadır. b) Ot ve çimen gibi sapı olmayan bitkileri anlatır. c) Aralıklı olarak, parça parça verilen bir şeyin parçalarına verilen isimdir. Bu açıdan bakınca haftalık veya aylık dergilerin her bir fasikülüne de "Necm" demek mümkündür. Kuran da parça parça indirildiği için her parçaya Necm denilir. Necm sözünün bu surede ot ve çimen gibi şeyleri anlattığını iddia eden yorumcular da vardır. Bunlar, Rahman Suresi 55/6 ayetinde, otların ve ağaçların da Allah'a secde ettiklerinden bahsedildiğini öne sürerek iddialarının nedenini açıklarlar. Aynı şekilde Kuran'ın, o zamana kadar indirilen parçaları üzerine andedildiğini ileri sürenler de vardır. Ama en fazla kabul gören anlam bu sözle yıldız anlamının kastedilmesidir.

    Arapça mı yoksa akıl mı?
    Arapça'da bir çok sözün birden fazla anlam taşıması ve değişik lehçelerin bulunması, bir çok kabilede aynı sözün değişik anlamlar ifade etmesi Müslüman yorumculara ve tefsircilere demogojik avantaj sağlamaktadır. Bu tür yorumcuların, Kuran'da geçen konularda hemen sığındıkları şey Arap dilinin bu özelliğidir. Hemen karşılarındaki insanın Arapça bilmediğinden, o ifadenin yanlış çevrildiğinden, Kuran'ı anlamak için çok iyi Arapça bilmek gerektiğinden bahsetmeye başlarlar. Onlara göre Kuran'ı sadece kendileri anlayabilir ve diğer insanlar, onlar ne derseler kabul etmek zorundadırlar. Hatta bazıları Arapça bilmezler fakat bunu hiç göz önüne almazlar çünkü onlar için Arapça bilmek, öğretilen ya da kendi deneyimleri ile bulup dört elle sarıldıkları bir şablon cevap demektir. Ama eğer karşılarındaki kimse Arapçayı iyi bilen birisi ise, bu sefer onu, din düşmanlığı, saptırıcılık ve cehaletle suçlarlar. Günümüzdeki televizyon programlarında bunları sık sık görmek mümkündür. Aslında saygın olması gereken etiketler taşırlar fakat saygın ama daha da önemlisi saygılı değildirler. Karşılarındakini dinlemeyi ve cevap vermeyi düşünmezler bile. Sadece karşılarındaki kimseyi konuşturmamaya ve soru sordurtmamaya çalışırlar. Buna aldanmamak gerekir ama daha önce dinimizin din yetkilisi veya ruhban sınıfı ya da otoritesi kavramına karşı çıktığı hatta yasaklamış olduğu unutulmamalıdır.

    Yine Sirius Gizemi
    Sonuç olarak Arapça'nın çok anlamlılığını bir yana bırakırsak, Necm sözünün "Yıldız" anlamında kullanıldığı kesindir. Yorumcular kendi aralarında bu tartışmayı sürdürebilirler fakat bu söz kesin olarak yıldız anlamında kullanılmıştır. Bunun kesin kanıtı da, surenin 49. Ayeti'nde açıkça "Şi'ra Yıldızı" denmesidir ve bu yıldız Sirius'dur. "49- Ve şüphe yok ki odur Şi'râ yıldızının Rabbi." 1. Yani 49. Ayetlerde söz edilen ve adına and edilen yıldız Sirius Yıldızıdır. Sirius galaksimizdeki, dünyamızdan en parlak görünen yıldızdır. Tabii ki, koca galakside çok daha parlak yıldızlar vardır fakat bizim bulunduğumuz konumdan en parlak görünen yıldız odur. Sirius, eski mitlere ve inançlara göre, Dünya'ya gelen eski Tanrıların kendi dünyalarının bulunduğu noktanın, bu boyuttaki izdüşümlerinden birinin koordinatlarındadır. Tabii, antik tanrılar sadece Sirius'tan veya bir başka yıldızdan gelmediler ya da eğer geldilerse onlar tanrıydılar da denemez. Sadece Sirius madde ötesi boyuttaki yıldızın izdüşümündedir diyoruz. Bu yüzden de dünyada değişik zamanlarda, değişik yerlerde Sirius'u çok ciddiye alan bir çok kült kurulmuştur. Eski Mısırlılar için de Sirius çok önemli bir yıldızdı. Hatta Keops Piramitinin, kral odasındaki üst çıkış koridorunun direk olarak Sirius'u gözlemleyecek açıda yapıldığı söylenir.

    Sirius Mirac'a giden yol muydu?
    Söz konusu surede Tanrı, kendi öz boyutundaki bir yıldız veya gezegeni Sirius'la özleştirerek and etmektedir. Ayrıca kendisini o boyutun da Rabbi olarak ilan etmektedir. Tabii Sirius'u yani Sirius'un izdüşümünde olan diğer boyut yıldızını kastederek Sirius ismini kullanıyoruz yani Allah açısından kutsal görülen bir yer midir diye soruyoruz? Daha fantastik açıdan bakarsak, isim "Şİ" ve "RA" hecelerinden kuruludur ve Eski Mısır'ın en büyük tanrısı olan Ra'yı çağrıştırmaktadır. Bu durumda, Acaba Ra ismi de Sirius kökenli bir isim miydi diye düşünmek de olasıdır. Ayetteki iniş sözü, bir çok İslam yorumcusuna göre Hz. Muhammed'in Mirac'ını anlatır fakat bazı otoriteler için Miraç fiziksel değil, astraldır. Tabii tanım olarak astral yolculuk denmez "Rüya" olduğu söylenir. Bazı yorumcular da, "İnme" sözünün Yıldız'ın, Ay'ın veya Güneş'in ufukta alçalmasını kastettiğini ileriye sürerler. Tefsirci Abdülbaki Gölpınarlı ise, mealinde bu ayet için; "Yıldızdan maksat Kuran'dır. Nücumen, yani ayet ayet indiği için bu adla anılmıştır." der. Bu tefsiri Dahhak, Mücahid ve Kelbi gibi tefsirciler de kabul ederler. Arapça'da "tencim", ayırmak anlamındadır, "müneccem", ise ayrılmış demektir. Fakat söz konusu bu yıldıza, Ülker yıldızıdır diyenler de vardır. İbn-i Abbas ve Hasen'e göre ise doğrudan doğruya yıldız anlamındadır. "İnerken" sözcüğüne, kıyamet günü, yıldızın yere düşmesi diyenler de vardır.

    Yaratıcı, yarattığına and içer mi?
    Bize göre ise, durum biraz daha farklıdır. Alemlerin Rabbi Allah'ın Sirius'a özel bir anlam veya bir ayrıcalık taşıdığı akla yakın gelmektedir zira çok daha eskilerde antik tanrılar da daha önce belirtildiği gibi Sirius ile ilgilidir yani onları da Yaratıcı'nın varettiğine ve belki de insanın sahipsiz olmadığını kanıtlamak için bir demo gibi kullandığına inanır veya düşünürsek, Sirius boyutunun tanrısal bir kanal veya kaynak olduğunu da akla getirebiliriz. Yani sanki özel bir boyut kastedilmektedir. Her şeyi yaratan Allah'ın, kendi yarattığı bir şeye and etmesi ilginçtir. Kuran'da bulunan başka ayetlerde de, bir kaç tane daha and sözcüğü vardır. Elbette ki, her şeye gücü yeten ve her şeyi yaratan Allah, içinde and ettiği bir ayet olmayan bir Kuran'ı indirmekten aciz değildir. Dolayısıyla Yaratıcı Allah'ın bir yıldıza veya Mirac'a ya da bir gök cisminin ufukta alçalıp yükselmesine and etmesi gariptir. Ama kendisine özgü nedenlerle Sirius'a yani kendi öz boyutuna ve yıldızına and etmesi, onu kutsal ilan etmesi sanki daha mantıklıdır. Sure şöyle devam eder;

    "2- Arkadaşınız, gerçekten ne saptı, ne ayrıldı. 3- Ve kendi dileğiyle söz de söylemedi. 4- Sözü, ancak vahyedilen şeyden ibaret."

    İki no'lu ayette geçen arkadaşınız sözü tabii ki Hz. Muhammed'i ifade etmektedir. Burada hitap edilen kimseler ise, Hz. Muhammed'i tanıyan ve onunla konuşan kimselerdir. Öyleyse hitap da ona ve "Kuran'ı kendi uydurdu." diyen Kureyş'e ve benzerlerine yönelik olmalıdır. Bunlara karşı "sahibiniz" tabirinin kullanılmasında özel bir anlam vardır. Öyleyse ayetin meali şöyle olmalıdır:

    "Şimdiye kadar sohbetinde bulunarak çok iyi tanıdığınız, aklına ve doğruluğuna güvendiğiniz, sizinle sohbet edip hak yolunu göstermek isteyen arkadaşınız, ne yolunu şaşırdı ne de aklını, ne aldanır ne de aldatılır. O, ne sihirbaz, ne kâhin, ne de mecnundur."

    Uyarı kimlere yapıldı?
    Ama aslında bu ayetler sanki "Kuran'ı, Muhammed kendisi uydurdu." diyen münafıklar için değil daha çok Hz. Muhammed'in yakınlarına ve Kuran'da bazı karışıklıklar olduğuna inanan, Hz. Muhammed'in Vahiy alırken şaşırdığını söyleyen kimselere yönelik gibidir. Çünkü bir çok ayetin şüpheli olduğu konuşuluyor ama bu durum topluma açıklanmıyordu. Böyle bir söylentinin yayılması bir anda Müslümanlığı yok edip, çok kimsenin akın akın eski ilahlara dönmesine neden olurdu. Fakat gizli kalması gereken durumu Hz. Muhammed'in yakınları arasında konuşanlar vardı. Söylentiler yavaş yavaş yayılmaya başlamıştı ve Hz. Peygamber'in, prestiji sarsılabilirdi. Buna derhal el koymak gerekiyordu ve yukardaki 2, 3 ve 4 nolu ayetlerin nedeni buydu. Bu ayetlerle Kuran'a yabancı bir müdahalenin olmadığı, Hz. Muhammed'in asla yanılmadığı ve kendiliğinden de bir şey katmadığı Tanrı sözü ile kesinlikle belirtiliyordu. Üstelik Allah sözünü güçlendirmek için sureye önemli bir yeminle başlıyor. Yani Allah ilk dört ayette şunu diyordu;

    "Yıldıza ve oradan iniş anım üzerine yemin ederim ki, Arkadaşınız ve yol göstericiniz olan Muhammed Kurana hiç birşeyi kendiliğinden koymadı. O asla şaşırmadı, Kendisine vahiy verilirken Cebrail'den asla kopmadı. O sadece kendisine vahyedilen şeyi söyledi..."

    Yani Necm suresi bir cevap, aklama, yeni bir hamle ve yalanlama suresidir fakat acele takip eden ayetlerin de görülmeleri gerekir.

    "5- Ona öğretti kuvvetleri çok çetin. 6- Kuvvetli biri sonra doğruldu."

    Aslında bilinen bir şeydir ki, Kuran'ı Hz. Muhammed'e öğreten Cebrail'dir. Fakat taşıyıcının Cebrail olması, Göndericinin Allah olmasını ve bilginin çıkış kaynağının da asıl öğretici olmasını önlemez. Bu durumda, öğreten Allah fakat taşıyan da her zaman Cebrail'dir. Çünkü Kuran şöyle der;

    "De ki: Onu Rûhul-Kudüs (Cebrail) Rabbinden hak (ve hikmet) gereğince indirdi." (Nahl 16/102) "Onu, er-Rûhu'l-Emin (Cebrail) indirdi." (Şuara 26/193) ayetlerine göre Kuran'ı Allah'ın izniyle Peygamber (s.a.v)'in kalbine indiren "Yahut bir elçi gönderip izniyle dilediğini vahyeder..." (Şura, 42/51)

    Cebrail ile başa çıkılamaz vurgusu
    Bu ayetlerde vahyi getiren elçi Cebrail olduğuna göre Kuran'ı öğretenin o olduğu anlaşılır. Dolayısıyla burada her iki mana da düşünülebilir. İbni Abbas'tan gelen bir rivayette Kuran'ı öğretenin Allah olduğu ifade edilmiş ise de, Hz. Ayşe'den yapılan bir nakle göre ise, söz konusu ayetteki öğretici, Cebrail olarak tefsir edilmiştir. Lafzın zahirî anlamı da bu görüşe daha yakın olduğundan tefsircilerin çoğu, bu manayı tercih etmişlerdi. Nitekim Beydavi; "Şiddetli kuvvetlere sahip bir melek ki o, Cebrail'dir. Zira Cebrail, harikaların gösterilmesinde bir vasıtadır." der. Taberi ise, ayetteki "şedidü'l-kuvva" "çetin kuvvet" sözünü, "şedidü'l-esbâb" "müthiş sebep" diye tefsir eder, Nisaburi de bu sözü, ilim ve amel yönünden müthiş kuvvetler şeklinde yorumlamış ve ardından şunu ilave etmiştir; "Burada öğrencinin faziletinin anlaşılması için öğretmen methedilmiştir. Eğer 'Onu Cebrail öğretti.' denilmiş olsaydı bunun zahiri anlamından öğrencinin fazileti açıkça anlaşılmış olmazdı." demektedir. Burada ayrıca "Ona bir insan öğretiyor..." (Nahl, 16/103) diyenlerin sözüne de bir cevap söz konusudur: Çünkü, "Size ilimden pek az bir şey verilmiştir." (İsra, 17/85), "Çünkü insan zayıf yaratılmıştır." (Nisa, 4/28) ayetlerine göre insan, hem ilmi bakımından mükemmel değildir, hem de zayıf bir yaratıktır.

    Öyleyse taşıyıcının Cebrail olduğunu kabul ediyor fakat övmek için Cebrail'in gücünün vurgulanması fikrine katılmıyoruz. Bu çocukça bir övme ve övünme olmaktadır. Cebrail'in gücünün vurgulanması bir hatırlatma veya uyarı amacından kaynaklanmaktadır. Yani Allah satır aralarında demektedir ki;

    "Kuran'ı gönderen benim. Nakleden Cebrail'dir. Cebrail de öyle güçlü ve kudretlidir ki, hiç bir varlık onunla başa çıkamaz. Hiç bir varlık onu geçemez. Muhammed'in kendiliğinden uydurmadığına da ben şahidim ve sözüme yeminle başladım. Daha nasıl şüphe edebilirsiniz. Kuran'a, Şeytan veya hiç bir varlık müdahale edemez."

    Görülüyor ki, bu büyük yeminler, bizzat Allah'ın tanıklığı ve Cebrail'in gücünün büyüklüğü ile Kuran'a Şeytan'ın müdahale ettiği kesinlikle yalanlanıyor ve şüphe edenlere de göz dağı veriliyor. Devam ediyoruz;

    "7- Ve o, en yüce tanyerindeydi. 8- Sonra yaklaştı, yakınlaştı. 9- İki yay kadar kaldı araları, yahut daha da yakın. 10- Derken kuluna vahyetti, ne vahyettiyse..."

    Bu ayetlerle Allah vahiy veriş mekanizmasını ifade etmektedir. Yay Araplar tarafından o zamanlarda kullanılan bir uzunluk ölçüsüdür, bildiğimiz, ok atmaya yarayan yaydan kaynaklanır. Bununla beraber iki yay başka bir yakınlığı daha ifade eder. Arapların antlaşmaları, anlaşmaları, ittifakları yaylarla yapılan bir törenle mühürlenirdi. Anlaşan iki kabilenin reisleri yaylarını önce üst üste yere bırakırlar, sonra yerden alıp, birer ok atar, böylece bir ve birlik olduklarını gösterirlerdi.

    Hz. Muhammed ve Cebrail ilişkisi
    Peki acaba, 7. 8. 9. 10. Ayetler Hz. Muhammed'in Mirac olayını mı kastediyorlar? Ama bu ayetlerin, Hz. Muhammed'in, Cebrail'i ilk defa gerçek şekli ile görmesini anlattığını söyleyenler de vardır. Denildiğine göre peygamberlerden hiçbirisi, Cebrail'i hakiki şekliyle görmemiştir. Ancak Hz. Muhammed biri yerde, diğeri de gökte olmak üzere iki defa onu görmüştür. Acaba bu kaynaklara göre ayetin manası şöyle olabilir mi? Cebrail Hz. Peygamber'e öğretti, ki o bu durumda bazen insan şekliyle değil, Allah'ın yarattığı gibi hakiki suretinde doğrudan doğruya en yüce ufukta durup, görünmüştü. Bunu dosdoğru semada göründü diye de ifade edebiliriz. Bazıları, öğretti de semada durdu derler, bazıları da kendisine verilen emir üzerine kuvvetiyle ilham etti manasını verirler. İlham edilenin Hz. Muhammed olduğunu bildiğimize göre, o zaman fiilindeki "fa-i takibiyye veya sebebiyye" olarak yani müthiş kuvvet sahibi öğretti de, Hz. Muhammed'e ilham geldi diyebiliriz. Yani ilim ve nübüvvetle yükseldi ve o, ilham yani Vahiy geldiği zaman, en yüksek ufukta doğruldu şeklinde açıklama getirebiliriz. Dikkat edilirse Sure'nin başından beri önce Allah'ın tanıklığı ve yemini ile başlanıp, araya girilmesinin imkansız olduğu ve bu ayetlerde de Vahiy mekanizması ve Cebrail ile Hz. Muhammed'in nasıl yakınlaştığı anlatılıyor. Allah, Hz. Muhammed ve Cebrail üçlüsünün yakınlığı ve araya girilmezliği iyice vurgulanıyor ve de Sure devam ediyor;

    "11- Gönlü, gördüğünü yalanlamadı. 12- Hâlâ münakaşa mı edersiniz gördüğü şeyleri? 13- Ve andolsun ki onu, inerken bir kere daha gördü. 14- En son sidrenin yanında. 15- Mev’a cenneti de yanındaydı. 16- Sidreyi, o sırada neler bürümüş, kaplamıştı, neler. 17- Gözü, ne kaydı, ne haddini aştı. 18- Andolsun ki Rabbinin pek büyük delillerinden bir kısmını gördü."

    Buraya kadar Hz. Muhammed'in Mirac'da gördüğü harikalar anlatılıp, onun asla şaşmadığından bahsediliyor. Sonuç olarak Hz. Muhammed'in çevresindekiler artık iyice ikna olmuşlardır ve sonuç alınmıştır. Bu saptamayı yaptıktan sonra Mekkeliler için hatta İslam öncesindeki Arap toplumu için önemli olan Lat, Menat ve Uzza'yı tanımamız iyi olacaktır


    bülent kısa ve ata nirun un ortak calısmasından ladım





  2. #2
    Teşekkürler kemtamin, ilgiyle okudum.

  3. #3
    Ecenurmarangoz
    tşkkrlerrr..=)

  4. #4
    kemtamin
    bıraz uzun ama hosuma gıtı okudugumda paylasmak ıstedım.ilginze teşekkürler

  5. #5
    den_soner
    teşekkürler güzel bir alıntı olmuş

  6. #6
    vişne
    Bilineni tekrarlamak yerine olgulara böylesine farklı açılarlardan yaklaşmak insan dağarcığına olumlu katkılarda bulunuyor, gelişmesini sağlıyor. Bu ilgi çekici paylaşım için teşekkürler.

  7. #7

  8. #8

    Thumbs up Necm Suresinin Sırrı

    İsim:  necm.jpg
Görüntüleme: 230
Büyüklük:  7,2 KB (Kilobyte)
    Bismillâhirrahmânirrahîm

    Necm Suresi 1- 18. ayetleri
    1, 2, 3. Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı; o, arzusuna göre de konuşmaz.
    4. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.
    5, 6, 7. Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrail) öğretti. Sonra en yüksek ufukta iken asıl şekliyle doğruldu.
    8, 9. Sonra (Muhammed'e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.


    10, 11. Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
    12. Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?
    13, 14. Andolsun onu, Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında önceden bir defa daha görmüştü.
    15. Cennetü'l-Me'vâ da onun yanındadır.
    16. Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.
    17. Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.
    18. Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
    (TDV meali)
    “Kabe kavseyn” sırrı.
    Kabe kavseyn sırrı, Necm suresinin ilk 18 ayetinde gizlidir.
    Bu sırrı kısmen sizlere açmak için, Necm suresinin ilk 18 ayetine başka bir gerçek manası ile bakacağız.
    Hz Resulullah Efendimiz (sav) sanıldığı gibi bir defa Mirac etmemiştir.
    Allahu Tealanın, Resulullah Efendimize olan sevgisi, şu hadisi kudside derin anlamıyla mevcuttur.
    “Levlake levlak lema halaketül eflak” manası;
    “Ey Habibim sen olmasaydın bu Kainatı yaratmazdım.”
    Allahu Tealanın, Habibine olan bu derin sevgisi, Resulullah Efendimizin beden alemine gelmesinden sonra, Resulullah Efendimizde derin bir hasrete sebeb olmuştur.
    Resulullah Efendimizin(sav), Allah aşkı ve hasreti, onu, Nur dağındaki Hira mağarasına çekerek, inziva da Allahu Tealaya olan özlemini artarak yaşamasına sebep olmuştur. Bu hasret karşılıksız değildir.
    Resulullah Efendimiz(sav), yaratıldığı andan beri, Elest gününde yaşadığı, Rabbi ile dolu hatıralarını Hira mağarasında derin derin tahayyül etmekteydi.
    İşte, Resulullah Efendimiz derin bir Allah hasreti içinde iken, Allahu Teala, Cebraili as, habibine göndererek bu hasreti giderdi.
    Cebrail as, hasret gideren ilk ayeti vahyetti. Bu ayet aslında bir davetti. “İkra” kelimesi “oku” manasına geldiği gibi, ayetin o anda ki hitabı Resulullah Efendimiz için özel bir anlam taşıyordu.
    “ikra”= yaklaş.

    “Ikre' bismi rabbikelleziy halak”
    “seni yaratan rabbinin ismiyle yaklaş”
    Alak suresi-1

    “seni yaratan Rabbinin ismiyle oku” manasıda doğrudur. Bu mana Resulullah Efendimizin aynasında biz kullarına hitaptır. Ancak bu ayetin ilk gelişindeki Resulullah Efendimize olan hitabı; “yaklaş”, “yakınıma gel” emridir. Çünkü Allahu Teala habibinin ayrılık üzüntüsünü gidermek istemiştir.

    “Halekal'insane min 'alak”
    “insanı yaratan müşkülünü gideren”
    Alak suresi-2

    Bu ayetin diğer bir anlamıda “insanı alak’tan yaratan” anlamına geldiği gibi, daha birçok anlam taşımaktadır.

    “Ikre' ve rabbükel'ekrem”
    “ yaklaş, kerem sahibi rabbine”
    Alak suresi-3

    İşte, Resulullah Efendimizin, Allahu Teala ya hasret yolculuğunu ve miracını Necm suresinin ilk 18 ayeti haber verir.
    Müteşabih ayetlerin sayısız manaları vardır. Siz, muhterem okuyucularıma
    Necm suresinin 1 ila 18. ayetlerini, Miracın sırlarını açan manaları ile sunuyorum.
    Necm suresi 1- 18. ayetleri

    Bismillahirrahmanirrahim

    1. Ven necmi iza heva
    “yemin olsun, aniden uzaklaşan (yükselen) yıldıza”
    Bu ayette, “yıldız” kelimesi, Resulullah Efendimizin nur bedenini temsil etmektedir. Resulullah Efendimizin nur bedeniyle aniden ışık hızıyla Sidret’’ül Müntehaya yükselişi anlatılıyor.

    2. Ma dalle sahıbukum ve ma ğava
    “yeryüzüne yayılmış, yolunu şaşırmış İnsanlara yol gösteren”

    3. Ve ma yentıku anil heva
    “yeryüzündeki muzdariplere güzel söz söyleyen”

    2 ve 3. ayetlerde bahsedilen Allahu Tealanın ayetleridir. O ayetler biz insanlara yol gösterir.

    4. İn huve illa vahyuy yuha
    “katımızda, o güneş gibi parlayan vahyimizi,”

    5. Allemehu şedidul kuva
    “şiddetli bir tecelli ile öğrettik”

    Miraç ta Allahu Teala, habibi ile cem olmuştur. Bu cem in şiddetli tecellisi ile Resulullah Efendimiz varlığına yayılan ayetleri, Elest gününde olduğu gibi hatırlamış almıştır.

    6. Zu mirrah* festeva
    “aklın ve mülkün bittiği yerde”

    Resulullah Efendimizin miracında ulaştığı yer, yaratılmış tüm galaksilerin ötesinde, yaratılmış hiçbir varlığın olmadığı bir mekandı. Bu mekanda akıllar sükut eder, hiçbir varlık varlığının farkında olmaz. Bu mekan AMA nın kainata olan sınırıdır. Bu sınır düz bir çizgi halinde değildir. Çok boyutlu bir berzahtır. Bu Berzah yaratılma kapısıdır. Elest meydanıdır. Bu mahalde Allahu Tealanın sayısız ŞEN i vardır. (Bkz. Rahman suresi 29)
    Oraya bir İnsanın fizik bedeniyle ulaşması mümkün değildir. Nur bedenle ulaşılır. Nitekim Resulullah Efendimiz bu mahale nur bedeni ile ulaşmıştır.

    7. Ve huve bil ufukıl a'la
    “o ufukta ((sidret’ül müntehada) tüm ihtişamı ile göründü.”

    Bu ayete geçen O zamirinde kastedilen, Cebrail as değildir. Bizzat Allahu Tealanın, Resulullah Efendimize göründüğü halidir.

    8. Summe dena fe tedella
    “sonra tevazu ile eğildi”

    Bu ayette Resulullah Efendimizin yüksek bir tevazu ile Rabbine secde etmesi anlatılıyor. Ayetteki “dena” kelimesi “kabarcık” demektir. Su kabarcığı yarım küredir yarım küreye yandan bakarsanız yay şeklindedir. Burada Resulullah Efendimizin nur bedeni, cem olmak üzere kavs haline gelmektedir. Mana aleminde bu hal çok acayip sırlara gebedir.
    İnsanın Namazdaki halide böyledir. Secde halindeki insan kabarcık şeklini alır. Eğer insan Namazda masivadan beri olursa bu Miracı kısmen yaşar.
    Resulullah Efendimizin, “Namaz Müminin Miracıdır” sözünde bu hale işaret vardır. Ashabı Suffa bu hali bir kere tatdıktan sonra Resulullah Efendimizin kapısında kamp kurmuşlardır.

    9. Fe kane kabe kavseyni ev edna
    “hemen iki yayın birleşmesi gibi birleştiler”

    O secdenin akabinde iki sevgilinin cem olması bu ayetle anlatılıyor. “Kabe kavseyn” sırrı budur. Yaratılmışlar tarihinde ilk defa bir Peygamber Rabbi ile cem olmuştur. Bu hali akıllar almaz. Bu halin ayetle anlatımı çok sırlarla doludur. Hayal etmek mümkün değildir. İki yay yada iki yay eğrisi yüz yüze birleşince oval bir şekil alır. bu hal “kabe” kelimesi ile anlatılmıştır. “kabe” kelimesi yumurta yani oval anlamındadır. Bu anlatımlar, asıl hali anlatmak için remz edilmiştir. Anlaşılması gereken hal, Resulullah Efendimzin nurunun Allahu Tealanın nurunda yok olmasıdır. Ancak bu mahvolmada Resulullah Efendimizin bilinci kaybolmamıştır.

    10. Fe evha ila abdihi ma evha
    “hemen kuluna vahyini yaydı”

    Resulullah Efendimiz, Ayetlerin tamamını bu halde iken hal olarak yaşamıştır.

    11. Ma kezebel fuadu ma raa
    “gönlü gördüklerini yalanlamadı”

    12. Efe tumarunehu ala ma yera
    “kalem gibi büküldü”

    Bu ayet, Resulullah Efendimizin cem halinden, Allahın izniyle tekrar ayrılışını anlatır. Vahyi aldıktan sonra cem deki nur bedeni tomar gibi bükülüp kalem şekline geliyor.

    13. Ve le kad raahu nezleten uhra
    “son menzilini gördü”

    Resulullah Efendimiz, burada Sidrenin yanında bulunan Cennet’ül meva’yıda gezip son menzilini seyretmiştir.

    14. Inde sidratil munteha
    “sidretül müntehanın yanında da görmüştü”

    Resulullah Efendimiz, Elest günündede Cennet’ül meva’yı görmüştü

    15. Indeha cennetul me'va
    “(sidretül müntehanın) yanında cennetül meva vardır”

    16. İz yağşes sidrate ma yağşa
    “sidreyi rahmeti sarmıştı”

    Allahın rahmeti, önce Resulullah Efendimize olan sonrada tüm yarattıklarına olan sevgisidir. Bu sevgi Sidreyi ve Sidreden sonra başlayan Kainatı sarmıştır.

    17. Ma zağal besaru ve ma tağa
    “gördüklerini gönlü aldı (kabullendi) (şaşırmadı)”

    18. Le kad raa min ayati rabbihil kubra
    “yemin olsun yeteri kadar Rabbinin büyük ayetlerini gördü”

    Resulullah Efendimiz, orda gördüğü büyük Ayetler Kuranın içinde gizlenmiştir. Bu Ayetler Allahu Tealanın sayısız sırlarını barındırır.

    Cafer İskenderoğlu'ndan alıntıdır.

  9. #9

  10. #10
    Teşekkürler sizinde bayramınız mübarek olsun.



2 Sayfadan 1. 12 SonSon

Benzer Konular

  1. Kehf Suresinin Sırrı(Yaşanmış)
    Konuyu Açan: Sarmaşık, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 26
    Son Mesaj : 19-Ara-2013, 23:50
  2. Vedduha Suresinin Sırrı
    Konuyu Açan: kuzguncuk, Forum: Kuran-ı Kerim.
    Cevap: 32
    Son Mesaj : 17-Eyl-2012, 09:27
  3. Yusuf Suresinin Sırrı
    Konuyu Açan: camuro, Forum: Kuran-ı Kerim.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 24-Mar-2012, 19:47
  4. yusuf suresinin sırrı çözüldümü??
    Konuyu Açan: pyramid, Forum: Kuran-ı Kerim.
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 24-Eyl-2008, 18:36
  5. Piri Reis 'in Sırrı
    Konuyu Açan: bolsoru, Forum: Doğaüstü Olaylar ve Varlıklar.
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 08-Şub-2008, 16:42

Bu Konu İçin Etiketler

Sitemiz kişiler arası iletişimi sağlayan bir servis sağlayıcıdır. Kişilerin yazdıkları kendi sorumluluklarındadır.
Hukuki gerekçeler ile kaldırılması talep edilen içerikler için lütfen iletişim linkini kullanınız.

Sitemizdeki yazılar telif hakları ile korunmaktadır. İzinsiz alıntı yapılamaz ©estanbul.com