Toplam 10 sonuçtan 1 ile 10 arası gösteriliyor

Konu: Ömer Hayyam

  1. #1
    ERBEHILM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üy. Tarihi
    Ara-2007
    Konular
    18
    Mesajlar
    59
    Puanlar
    2484

    Ömer Hayyam

    Asıl adı Giyaseddin Ebu'l Feth Bin İbrahim El Hayyam'dır. 18 Mayis 1048'de İranın Nişabur kentinde doğan Ömer Hayyam bir çadırcının oğluydu. Çadırcı anlamına gelen soyadını babasının mesleğinden almıştır. Fakat o soyisminin çok ötesinde işlere imza atmıştır.İlgilendiği ilimler: matematik, fizik, astronomi, şiir, tıp, müzik. Horasan'ın yıldızı; İran'ın; Irak'ı Acemi ve Irak'ı Arabi olmak üzere her iki Irak'ın dahisi, feylesofların prensi Ömer!

    Daha yaşadığı dönemde İbn-i Sina'dan sonra Doğu'nun yetiştirdiği en büyük bilgin olarak kabul ediliyordu. Tıp, fizik, astronomi, cebir, geometri ve yüksek matematik alanlarında önemli çalışmaları olan Ömer Hayyam için “zamanın bütün bilgilerini bildiği” söylenirdi. O herkesten farklı olarak yaptığı çalışmaların çoğunu kaleme almadı, oysa O ismini çokça duyduğumuz teoremlerin isimsiz kahramanıdır. Elde bulunan ender kayıtlara dayanılarak Ömer Hayyam'ın çalışmaları şöyle sıralanabilir:

    Yazdığı bilimsel içerikli kitaplar arasında Cebir ve Geometri Üzerine, Fiziksel Bilimler Alanında Bir Özet, Varlıkla İlgili Bilgi Özeti, Oluş ve Görüşler, Bilgelikler Ölçüsü, Akıllar Bahçesi yer alır. En büyük eseri Cebir Risalesi'dir. On bölümden oluşan bu kitabın dört bölümünde kübik denklemleri incelemiş ve bu denklemleri sınıflandırmıştır. Matematik tarihinde ilk kez bu sınıflandırmayı yapan kişidir. O cebiri, “ sayısal ve geometrik bilinmeyenlerin belirlenmesini amaçlayan bilim” olarak tanımlardı.Matematik bilgisi ve yeteneği zamanın çok ötesinde olan Ömer Hayyam denklemlerle ilgili başarılı çalışmalar yapmıştır. Nitekim, Hayyam 13 farklı 3. dereceden denklem tanımlamıştır. Denklemleri çoğunlukla geometrik metod kullanarak çözmüştür ve bu çözümler zekice seçilmiş konikler üzerine dayandırılmıştır. Bu kitabında iki koniğin arakesitini kullanarak 3. dereceden her denklem tipi için köklerin bir geometrik çizimi bulunduğunu belirtir ve bu köklerin varlık koşullarını tartışır.Bunun yanısıra Hayyam, binom açılımını da bulmuştur.Binom teoerimini ve bu açılımdaki katsayıları bulan ilk kişi olduğu düşünülmektedir. (Pascal üçgeni diye bildiğimiz şey aslında bir Hayyam üçgenidir )

    Bir kitabında da Öklit'in aksiyomlarıyla ilgili çalışmaları toplayan Hayyam, Öklit'in paralellik aksiyomunu başka bir önerme kümesiyle değiştirdi. Bunun sonucunda bugün öklit-dışı geometride kullanılan “geniş, dar ve dik açı hipotezleri” ile ilgili biçimlere ulaştı. Yani öklitdışı geometrinin temellerini atan Hayyam olmuştur. Öklit'in yapıtı üzerine yorumlarında, irrasyonel sayıların da tıpkı rasyonel sayılar gibi kullanılabileceğini kanıtlaması matematik tarihinde bir dönüm noktası oluşturdu. İsfahan'da üç yıl çalışarak kurduğu rasathanede gökyüzünü inceler, bilimsel çalışmalar yapar, hükümdarın özel müneccimi olur, yıldız falına bakardı. Ömer Hayyam kendi doğum tarihini bu kadar net şekilde bir gökbilimci hassasiyetiyle kendisi bulmuştur. 21 Mart 1079 yılında tamamladığı, halk arasında “Ömer Hayyam Takvimi” bugün ise “Celali Takvimi” olarak bilinen takvim için büyük çaba sarf etmiştir. Güneş yılına göre düzenlenen bu takvim 5000 yılda bir gün hata verirken, bugün kullandığımız Gregoryen Takvimi 3330 yılda bir gün hata vermektedir. Eserleri arasında İbn-i Sina'nın Temcid (Yücelme) adlı eserinin yorum ve tercümesi de yer alır.

    Öğrenimi tamamlayan Ömer Hayyam kendisine bugünlere kadar uzanacak bir ün kazandıran Cebir Risaliyesi'ni ve Rubaiyat'ı Semerkant'ta kaleme almıştır. Dönemin üç ünlü ismi Nizamülmülk, Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam bu şehirde bir araya gelmiştir. Dönemin hakanı Melikşah, adı devlet düzeni anlamına gelen ve bu ada yakışır yaşayan veziri Nizamülmülk'e çok güvenirdi. Ömer Hayyam ile ilk kez Semerkant'ta tanışan Nizam onu İsfahan'a davet eder. Orada buluştuklarında O'na devlet hülyasından bahseder ve bu büyük hayalinin gerçekleşmesi için Hayyam'dan yardım ister. Fakat Hayyam devlet işlerine karışmak istemez ve teklifini geri çevirir. Saray entrikalarından hayatının sonuna kadar uzak kalmayı yeğler.

    İlmini genişletmek için zamanın ilim merkezleri olan Semerkand, Buhara, İsfahan'a yolculuklar yapmıştır. 4 Aralık 1131'de doğduğu yer olan Nişabur'da fani dünyaya veda eder.

    Daha çok dörtlük biçiminde yazmış olduğu felsefî şiirlerle tanınan Ömer Hayyam, aynı zamanda matematik ve astronomi alanlarındaki çalışmalarıyla bilimin gelişimini etkilemiş seçkin bir bilim adamıdır.

    Matematiğe ilişkin araştırmaları özellikle sayılar kuramı ile cebir alanında yoğunlaşmıştır. Eukleides'in Elementler'i üzerine yapmış olduğu bir yorumda, işlemler sırasında irrasyonel sayıların da rasyonel sayılar gibi kullanılabileceğini ilk defa kanıtlamıştır.

    En değerli cebir yapıtlarından birisi olan Risâle fî'l-Berâhîn alâ Mesâili'l-Cebr ve'l-Mukâbele'de (Cebir Sorunlarına İlişkin Kanıtlar) denklemlerin birden fazla kökü olabileceğini göstermiş ve bunları, kök sayılarına göre sınıflandırmıştır.

    Bunun dışında, Ömer el-Hayyam'ın üçüncü dereceden denklemleri de, terim sayılarına göre tasnif ettiği ve her grubun çözüm yöntemlerini belirlediği görülmektedir. Buna göre, üçüncü dereceden denklemler, üç terimliler ve dört terimliler olarak ikiye ayrılır ve üç terimliler,

    x3 + cx2 = bx

    x3 + bx = cx2

    cx2 + bx = x3

    olarak ve dört terimliler ise,

    x3 + cx2 + bx = a

    x3 + cx2 + a = bx

    x3 + bx + a =cx2

    cx2 + bx + a = x3 ve

    x3 + cx2 = bx + a

    x3 + bx = cx2 + a

    x3 + a = cx2 + bx

    olarak sıralanır. El-Hayyâm üçüncü derece denklemlerinin aritmetiksel olarak çözülemeyeceğine inandığı için, bu denklemleri koni kesitleri yardımıyla geometrik olarak çözmüş, negatif kökleri, daha önceki cebirciler gibi, çözüm olarak kabul etmemiştir.

    Şimdi, x3 + cx2 = a denklemini nasıl çözdüğünü görelim: Yandaki şekilde, AB = c ve H3 = a olsun. AB'nin uzantısı üzerinde BT = H alınsın ve AB'ye B noktasından bir dikme çıkılsın. BC = H olsun ve BCDT karesi tamamlansın. BCDT karesi üzerine H yüksekliğine sahip bir küp çizilsin. D köşesinden, asimptotları BC ve BT olan EDN hiperbolü ve A köşesinden, AT eksenli ve BC parametreli AK parabolü çizildiğinde, bu hiperbol ile parabol kesişmek zorundadırlar. Kesişme noktaları E olsun. E'den AT ve BC doğrularına iki dikme inilsin ve bunlar EZ ve EL olsun. Bu durumda x = BZ olacaktır.

    Kanıt : EZ2 = AZ . BC (parabolün özelliğinden) *

    (AZ/EZ)=(EZ/BC)

    EZ . BZ = BC . BT = BC2 (hiperbolün özelliğinden)

    (BZ/BC) = (BC/EZ) olur ve ikinci ifadenin karesi alınırsa,

    ((BZ)2 /(BC)2) = ((BC)2 / (EZ)2) elde edilir.

    AZ = BZ + AB olduğuna göre, BC3 = BZ2 (BZ + AB) = (BZ3 + BZ2). AB) elde edilir. BC = H, H³ = a, AB = c olarak verildiğinden, a = (BZ3 + c . BZ2 ) bulunur. BZ yerine x konursa, orijinal denklem elde edilecektir; öyleyse BZ = x olmalıdır.

    Ömer el-Hayyâm'ın astronomi alanındaki çalışmaları da çok önemlidir. Eskiden beri kullanılmakta olan takvimlerin düzeltilmesi için Selçuklu Sultanı Celâleddin Melikşâh (1052-1092), 1074-1075 yılları civârında İsfahan'da bir gözlemevi kurdurmuş ve başına da dönemin en ünlü astronomlarından biri olan Ömer el-Hayyâm'ı getirmişti. Ömer el-Hayyâm ile arkadaşlarının yapmış olduğu araştırmalar sonucunda, daha önce kullanılmış olan takvimleri düzeltmek yerine, mevsimlere tam olarak uyum gösterecek yeni bir takvim düzenlemenin daha doğru olacağına karar verilmiş ve bu maksatla gözlemler yapılmaya başlanmıştır. Gözlemler tamamlandığında, hem Zîc-i Melikşâhî (Melikşâh Zîci) adlı zîc ve hem de et-Târîhu'l-Celâlî denilen Celâleddin Takvimi düzenlenmiştir (1079). Celâleddin Takvimi, bugün kullanmakta olduğumuz Gregorius Takvimi'nden çok daha dakiktir; Gregorius Takvimi, her 3330 yılda bir günlük bir hata yaptığı halde, Celâleddin Takvimi 5000 yılda yalnızca bir günlük hata yapmaktadır.






  2. #2
    -Kapatılmış Üyelik- Muhabbetci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üy. Tarihi
    Tem-2008
    Konular
    150
    Mesajlar
    1.755
    Puanlar
    0

    Thumbs down Ömer Hayyam

    Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok,
    Kızıl dudaklar, mis kokulu şarap yok,
    Sabahlar,akşamlar, sevinçler, tasalar yok,
    Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok....

    Ömer Hayyam imzasını taşıyan bu mısralar, ardındakini aramaya götürüyor bizi... Dile geldiği şartları merak ediyoruz.

    Ve Ebul Feth Ömer Bin İbrahim adıyla buluyoruz onu kayıtlarda...
    1048’e doğru, Selçukluların Horasan ‘ı ele geçirmelerinden bir süre sonra Nişabur’da doğduğunu öğreniyoruz. Yaşam öyküsü hakkında fazla bilgi bulunmuyor elimizde...
    Peki, Kimdir gerçekte Hayyam? Bir yanda devrinin üstadı olma niteliğini kazandıran matematik, cebir ve geometri alanındaki yapıtları, astronomi çalışmaları, hatta Melik adlı yeni bir takvimin hazırlanıp birçok astronomik tablonun ve gözlemin yapılmasına katkısı, felsefi eserleri ...
    Öte yanda bilgiyi ve aklı bir kenara atan bakışı...

    Kimine göre de iflah olmaz bir ayyaş ve dinsiz (! )...

    Bilimsel yönü ve eserleri tartışmasız kabul edilen, ama sıra inançlarına, dünya görüşüne gelince hakkında epeyce zıt anlayışın çarpıştığı bir kişilikle karşı karşıya kalıyoruz. Hemen bir yargıya varmadan önce, onu biraz olsun tanıyabilmek için elimize ulaşan rubailerine daha yakından bakmak sanırım en iyisi...
    Kendini en açık anlattığı alan burası çünkü...

    Hayyam, dünyaya gelip gitmenin sebebini sorar durmadan kendine bu rubailerde ve yaşamın geçiciliğini, her şeyin hayal oluşunu, bizlerin sırça fanus içinde dönüp duran, geçip giden görüntülerden başka bir şey olmadığımız gerçeğini ta içinde yaşar. Alemi meydana getirdiği söylenen dört unsur, onun aleminde şöyle şekillenir:

    Bir suyduk bele düştük, / şehvet ateşiyle dünyaya geldik / ama yel, yarın toprağımızı tozutup gidecek.

    Bu yalın gerçeklik karşısında ise bencilliğin, hırsın, tamahın , böbürlenmenin, mal mülk kavgasına girmenin hiçbir anlamı yoktur. Son kaçınılmazdır.

    İnsan bastığı toprağı hor görmemeli
    Kimbilir hangi güzeldir hangi sevgili
    Duvara koyduğun kerpiç yok mu, kerpiç?
    Ya bir şah kafasıdır , ya bir vezir eli!

    Bundan daha açık nasıl anlatılabilir acaba insanın ölüm karşısındaki durumu!...
    Boşuna kederlenmenin, üzülmenin anlamı yoktur. Onun da ucu bucağı yoktur çünkü. Bilginlerin hiçbiri bu karanlığı yarıp geçememiş ve birer masal söyleyerek uyuyakalmışlardır. Böyle bir alemde tek çare, insanı kendinden geçirip varlık yokluk kaygısını silen ve içini tertemiz eden şaraptan içmektir.
    Halini şöyle anlatır,

    Bir elimizde mushaf bir elimizde kadeh,
    Kimi helale yönelmedeyiz, kimi harama
    Şu ham olgunlaşmamış kubbenin altında
    Ne mutlak kafiriz biz, ne tam Müslüman

    İçindeki dalgalanmaya kimi zaman akıldan tam kopamamanın verdiği şüphe ve inkar vadisine uzanan bir bakışla, kimi zaman da “Suç işlememiz senin rahmetinin bezentisidir” diyen sözlerle yanıt arar. İşte bu noktada çoğu kişi, onu sadece ebedilikten umut kesen ve yok olmayı kabullenemediği için şaraba sığınan bir inkarcı gibi görme yanılgısına düşmektedir.

    Oysa müsbet bilimin getirdikleriyle donanmış bir aklın sonsuzluk ve hiçlik karşısında duyduğu aczdir belki de ifade edilen... Ayrıca kendini tanıma yolunda olanların yaşadığı telvin adı verilen halden hale girişten de söz edilebilir burada...
    Çoğu kez zahitlik kılıfına bürünmüş riyayı, Cenneti mülk edinmeye çalışanları, kaba softaları, başkalarını kınayanları, benliğe, hırsa kapılanları yeren ve birçoğu “şatıh” dairesinde söylenmiş şiirlerdir bunlar.
    Yunus’un bu ne küfürdür ki imandan içeri dediği türden bir inkar dan da söz edebiliriz belki...

    Devrinin ilimlerinde böylesine yetkin olan bir şahsın tasavvufa yönelmemesi düşünülemez...
    Ciltlerce kitaptan daha faydalı olduğunu bildirdiği Silsilet’üt-Tertib adlı risalesinde Hayyam, Allah’ı tanımayı dileyenleri dört grupta toplar. Bunlardan, nakli, akli dellillerle inançları pekiştirmeye çalışan kelamcıları, yalnızca akla dayanan delilleri mantık kanunlarına uygulayıp sonuç çıkaran filozofları, İmamın sözünü hüccet bilip marifete ulaşacaklarını düşünen İsmailileri tutmayıp tasavvufu hepsinden üstün bulduğunu bildirir.

    Din yolunu bilmenin şeriat, o yola göre amel etmenin tarikat, Allah razılığını elde etmek için birleştirmenin hakikat olduğunu söyler. Heva ve hevese uymaya şeriat denemeyeceğini, şeriatsiz tarikatın mümkün olmayacağını, riyazattan ise yalnız hayal doğacağını dile getirir. Ona göre “yol erinin yolcuğu kendinden kendinedir.” Arşa ağdığında, arşın bile kendisine “aradığın sende” dediğini bildirir.

    Bütün sufiler gibi o da insana büyük bir önem verir. Yıldızlar bile insana serpilmiş yem taneleridir. Dünyayı gösteren kadehin konduğu sandık gönüldedir. İnsandan maksat da marifettir.

    Manevi yolculuğunda riyazatı değil aşkı kılavuz edinir. Hayyam ‘a göre “müftüyle şehir vaizinin aşk mahkemesinde dilleri tutulur, Zevalsiz güneş, devlet kuşudur aşk...
    Ancak aşk, bülbül gibi ağlayıp feryat etmek değil, sesi bile çıkmadan ölmek yok olmaktır...
    Sevgiliyle iki başlı tek bedenli bir pergel gibidir, ama bir yerde birleşeceklerdir elbet ve sen, ben perdenin arkasındadır; o perde kalktığında ne sen ne ben kalacaktır.
    Mescidi, medreseleri, kilise ve manastırları dolduranlar cehennemden korkan, cenneti umanlardır. Allah sırlarından haberdar olanlar ise, bu çeşit tohumu gönüllerine ekmezler.”

    Melamet yolunun temsilcilerinden olan Kalenderiye anlayışına yakın bulur kendini... "Bu yola düşülüp yüz-göz, gönül kanıyla yıkanmadıkça, aşk davasına girişmenin, varlıktan geçmedikçe gerçeğe ulaşmanın imkanı yoktur."
    Artık zahit de sufi de onun karşısındadır. Kendisine dinsiz diyen zahide “ben neysem oyum ama bir de kendini tart, bu sözleri söylemek sana mı düşer?” “Üzüm suyuyla sarhoş olmak, zahitliğe dayanıp mağrur olmaktan üstündür.“ der. Daha önce çaldığı seccadesi eskidiğinden yenisini çalmak için mescide ayak bastığını söylerken de maddi ya da manevi beklentilerle buralara gidenleri eleştirir. Sufiye de “hırka giymişsin ama tanrı yarın senden razı olmazsa ne fayda?” diye çatar. Melametin içine daldıkça kendini kınamak için de vesileler arar. Ama bu kınamanın içinde hürlüğün, riyasız ve menfaatlerden uzak olmanın işaretini de verir gibidir.

    Ben ne camiye yararım ne havraya
    Bir başka Hamur benimki başka maya
    Yoksul, gavur, çirkin ****** gibiyim
    Ne din umurumda, ne cennet ne dünya

    Onda cezbeye kapılıp coşma, kendini kainatın kıblesi tanıma gibi haller göremeyiz, kusurunu bilse de Allah kereminden umutsuz değildir. Çünkü Tek‘e hiç mi hiç iki dememiştir.
    Aşkı kılavuz edinirse de, felsefeyi tümden reddetmez. Bu yüzden Şems-i Tebrizi kendisini kınamıştır .Tasavvuf anlayışı, felsefeye dayanan, akıl dairesinde dönen, hikmetle yoğrulmuş bir anlayıştır. Aklı yermekle beraber, tasavvufun üstünlüğünü bile akılla bulur.
    Onun düşünce denizi daima dalgalıdır. Rubaileri incelendiğinde görülecektir ki, zaman zaman şüpheye, inkara uzanmış, hüzne kapılmış, akıl ve bilgiyle tatmin olamayıp her aktığı kabın şeklini ve rengini almış, sonunda tasavvufun üstünlüğünü kabul edip, huzuru teslimiyette bulmuştur.

    Doğduğu yer olan Nişabur’da, 1311 yılında vefat ettiğini öğrendiğimiz Hayyam ‘ın vasiyeti de şöyledir:
    Ölünce beni şarapla yıkayın, tabutumu asma çubuğundan yapın...

    Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim
    Ceyhun nehri kanlı gözyaşımızdır bizim
    Cehennem boşuna dert çektiğimiz günler,
    Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim

    diyen biri için uygun bir istek olmalı...
    Onun inanılmaz güzellikteki dörtlüğü ile yazıya noktayı koyalım....

    Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar boştur boş!
    Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş!
    Şu durmadan kurulup dağılan evrende
    Bir nefestir alacağın, o da boştur boş!

  3. #3
    Zem_heri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üy. Tarihi
    Tem-2008
    Konular
    53
    Mesajlar
    2.003
    Puanlar
    0
    muhabbetçi eline sağlık arkadaşım. o kadar güzel hazırlamışsın ki söyleyecek söz bulamıyorum. Ki ben böyle bir insana bu devirde nasıl bi köşede sızmış ayyaş ataist muamelesi yapıldığını da anlamıyorum. Öyle güzel kavramış ve öyle güzel anlatmış ki gayb alemini ve bu dünyayı. Rubailerde geçenler zaten her müslümanın ilk Kuranı kerimi anlayarak okuduğunda sorduğu şeyler. Ama zaten ulaşacağı yere ulaşmış zaten o yüzden gerek duymamış takkeye cübbeye ))

    Biz aşka tapanlarız, müslüman değil;
    Cılız karıncalarız, Süleyman değil;
    Biz eskiler giyen benzi soluklarız:
    Pazarda sırma satan bezirgan değil.

    Gerçek eren içinde kir tutmayandır;
    Varlığını korkusuzca hiçe sayandır;
    Bu topraklar üstünde en temiz kişi
    Sağlığında toprak kesilmiş olandır.



    Ey can, sana aklı niçin vermiş veren?
    Kendini bil, yolunu bul yitip gitmeden.
    Baykuş gibi ne gezersin viranelikte,
    Yerin akdoğan gibi sultanın emrindeyken?

  4. #4
    -Kapatılmış Üyelik- Muhabbetci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üy. Tarihi
    Tem-2008
    Konular
    150
    Mesajlar
    1.755
    Puanlar
    0
    Rubailer 1-20

    1.
    Ey özünün sırlarına akıl ermeyen;
    Suçumuza, duamıza önem vermeyen;
    Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;
    Umudumu rahmetine bağlamışım ben.

    2.
    Büyükse de isyanım, kötülüklerim,
    Yüce Tanrı'dan umut kesmiş değilim;
    Bugün sarhoş ve harap ölsem de yarın
    Rahmete kavuşur elbet kemiklerim.

    3.
    Tanrım bir geçim kapısı açıver bana;
    Kimseye minnetsiz yaşamak yeter bana;
    Şarap içir, öyle kendimden geçir ki beni
    Haberim olmasın gelen dertten başıma.

    4.
    Rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
    Azığım senden, yolda çaresiz kalmam;
    Mahşerde lutfunla ak pak olursa yüzüm
    Defterim kara yazılmış olsun, aldırmam.

    5.
    Derde gama yatkın yüreğime acı;
    Bu tutsak cana, garip gönlüme acı;
    Bağışla meyhaneye giden ayağımı,
    Kızıl kadehi tutan elime acı.

    6.
    Akıl bu kadehi övdükçe över;
    Alnından sevgiyle öptükçe öper;
    Zaman Usta'ysa bu canım nesneyi
    Hem yapar hem kırıp bin parça eder.

    7.
    Ey zaman, bilmez misin ettiğin kötülükleri?
    Sana düşer azapların, tövbelerin beteri.
    Alçakları besler, yoksulları ezer durursun:
    Ya bunak bir ihtiyarsın, ya da eşeğin biri.

    8.
    Her sabah yeni bir gün doğarken,
    Bir gün de eksilir ömürden;
    Her şafak bir hırsız gibidir
    Elinde bir fenerle gelen.

    9.
    Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim;
    Ceyhun nehri kanlı göz yaşımızdır bizim;
    Cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler,
    Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim.

    10.
    Yaşamanın sırlarını bileydin
    Ölümün sırlarını da çözerdin;
    Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:
    Yarın, akılsız, neyi bileceksin?

    11.
    İçin temiz olmadıksan sonra
    Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
    Hırka, tespih, post, seccade güzel;
    Ama Tanrı kanar mı bunlara?

    12.
    Var mı dünyada günah işlemeyen söyle:
    Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle;
    Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
    Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.

    13.
    Felek ne cömert ne aşağılık insanlara!
    Han hamam, dolap değirmen, hep onlara.
    Kendini satmıyan adama akmek yok:
    Sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya!

    14.
    Bilgenin yüreğinde her dilek,
    Anka kuşu gibi gizli gerek.
    Damla nasıl inci olur denizde:
    Sedefler içinde gizlenerek.

    15.
    Ovada her kızıl lalenin teni
    Bir padişahın kanıyla beslendi.
    Yerden biten şu mor menekşe yok mu?
    Bir güzelin yanağındaki bendi.

    16.
    Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler,
    Bin bir derde düşer, canlarından bezerler.
    Öyleyken, ne tuhaftır, yine de övünür,
    Onlar gibi olmayana adam demezler.

    17.
    Gül verme istersen, diken yeter bize.
    Işık da vermezsen, ateş yeter bize.
    Hırka, tekke, post most olasa da olur,
    Kilise çanları bile yeter bize.

    18.
    Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
    Ne yapacağımı da yazmışın önceden.
    Demek günah işleten de sensin bana:
    Öyleyse nedir o cennet cehennem?

    19.
    İnsan bastığı toprağı hor görmemeli:
    Kim bilir hangi güzeldir, hangi sevgili.
    duvara koyduğun kerpiç yok mu, kerpiç?
    Ya bir Şah kafasıdır, ya bir vezir eli!

    20.
    Hak er geç cimrilerin hakkından gelir;
    Cehennem ateşleri onlar içindir.
    Ne der, dili inciler saçan Muhammet:
    Cömert gavur cimri müslümandan yeğdir.

  5. #5
    fairytale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üy. Tarihi
    Mar-2009
    Konular
    7
    Mesajlar
    146
    Puanlar
    0
    bir türkolog olarak,ömer hayyam şiir dünyasında,rubailerine itibar ettiğim nadir isimlerdendir.rubaileri kadar özel hayatı da ilgimi çekmektedir.tarihte bilinen ilk terörist&suikastçi olan hasan sabbah'ın en yakın 2 arkadaşından biri olduğunu duymuştum.fakat kendisi bu arkadaşının tersine çok hümanist bir kişiliğe sahiptir.masalsı bir anlatımda ömer hayyam'ı okumak isterseniz sizlere semerkand isimli romanı tavsiye edebilirim...
    http://media.bigoo.ws/content/glitter/dividers/dividers_129.gif


  6. #6
    güneşin kızı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üy. Tarihi
    Haz-2008
    Konular
    112
    Mesajlar
    1.802
    Puanlar
    11109
    paylaşım harikulade

  7. #7

    Üy. Tarihi
    Şub-2009
    Konular
    5
    Mesajlar
    447
    Puanlar
    3259
    Alıntı mutsuz_peri Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bir türkolog olarak,ömer hayyam şiir dünyasında,rubailerine itibar ettiğim nadir isimlerdendir.rubaileri kadar özel hayatı da ilgimi çekmektedir.tarihte bilinen ilk terörist&suikastçi olan hasan sabbah'ın en yakın 2 arkadaşından biri olduğunu duymuştum.fakat kendisi bu arkadaşının tersine çok hümanist bir kişiliğe sahiptir.masalsı bir anlatımda ömer hayyam'ı okumak isterseniz sizlere semerkand isimli romanı tavsiye edebilirim...
    semerkand cok severk ve bır cırpıda okudugum bır kıtaptı. omer hayyamı cok dha farklı bır bakıs acısıyla tasvır edıyor.. bu arada cıhanı da es gecmemek lazım.. bırbırlerınden ne kadr farklılar fakt ask onları bırlestryr. cıhan oyle bır cıhan kı koca ımparatrlugu perde arkasndan yonetıyor..ben de tavsıye ederım okumanızı..

  8. #8

    Üy. Tarihi
    May-2011
    Konular
    440
    Mesajlar
    973
    Puanlar
    17026

    Ömer Hayyam (1048-1131)

    Ömer HAYYAM (1048-1131)


    Asıl adı Giyaseddin Ebu'l Feth Bin İbrahim El Hayyam' dır.18 Mayis 1048'de İranin Nişabur kentinde doğan Ömer Hayyam bir çadırcının oğluydu. Çadırcı anlamına gelen soyadını babasının mesleğinden almistir. Fakat o soyisminin çok ötesinde işlere imza atmıştır. İlgilendiği ilimler:matematik, fizik, astronomi, şiir, tıp, müzik. Horasan'ın yıldızı; İran'ın; Irak'ı Acemi ve Irak'ı Arabi olmak üzere her iki Irak'ın dahisi, feylesofların prensi Ömer!

    Daha yaşadığı dönemde İbn-i Sina'dan sonra Doğu'nun yetiştirdiği en büyük bilgin olarak kabul ediliyordu. Tıp, fizik, astronomi, cebir, geometri ve yüksek matematik alanlarında önemli çalışmaları olan Ömer Hayyam için "zamanın bütün bilgilerini bildiği" söylenirdi. O herkesten farklı olarak yaptığı çalışmaların cogunu kaleme almadi, oysa O ismini çokça duyduğumuz teoremlerin isimsiz kahramanıdır. Elde bulunan ender kayıtlara dayanılarak Ömer Hayyam'ın çalışmaları şöyle sıralanabilir:

    Yazdığı bilimsel içerikli kitaplar arasında Cebir ve Geometri Üzerine, Fiziksel Bilimler Alanında Bir Özet, Varlıkla İlgili Bilgi Özeti, Oluş ve Görüşler, Bilgelikler Ölçüsü, Akıllar Bahçesi yer alır. En büyük eseri Cebir Risalesi'dir. On bölümden oluşan bu kitabın dört bölümünde kübik denklemleri incelemiş ve bu denklemleri sınıflandırmıştır. Matematik tarihinde ilk kez bu sınıflandırmayı yapan kişidir. O cebiri, " sayısal ve geometrik bilinmeyenlerin belirlenmesini amaçlayan bilim" olarak tanımlardı. Matematik bilgisi ve yeteneği zamanın çok ötesinde olan Ömer Hayyam denklemlerle ilgili başarılı çalışmalar yapmıştir. Nitekim, Hayyam 13 farklı 3. dereceden denklem tanımlamıştır. Denklemleri çoğunlukla geometrik metod kullanarak çözmüştür ve bu çözümler zekice seçilmiş konikler üzerine dayandırılmıştır. Bu kitabında iki koniğin arakesitini kullanarak 3. dereceden her denklem tipi için köklerin bir geometrik çizimi bulunduğunu belirtir ve bu köklerin varlık koşullarını tartışır. Bunun yanısıra Hayyam, binom açılımını da bulmuştur. Binom teoerimini ve bu açılımdaki katsayıları bulan ilk kişi olduğu düşünülmektedir. (Pascal üçgeni diye bildiğimiz şey aslında bir Hayyam üçgenidir )

    Bir kitabında da Öklit'in aksiyomlarıyla ilgili çalışmaları toplayan Hayyam, Öklit'in paralellik aksiyomunu başka bir önerme kümesiyle değiştirdi. Bunun sonucunda bugün öklit-dışı geometride kullanılan "geniş, dar ve dik açı hipotezleri" ile ilgili biçimlere ulaştı. Yani öklitdışı geometrinin temellerini atan Hayyam olmuştur. Öklit'in yapıtı üzerine yorumlarında, irrasyonel sayıların da tıpkı rasyonel sayılar gibi kullanılabileceğini kanıtlaması matematik tarihinde bir dönüm noktası oluşturdu. İsfahan'da üç yıl çalışarak kurduğu rasathanede gökyüzünü inceler, bilimsel çalışmalar yapar, hükümdarın özel müneccimi olur, yıldız falına bakardı. Ömer Hayyam kendi doğum tarihini bu kadar net şekilde bir gökbilimci hassasiyetiyle kendisi bulmuştur. 21 Mart 1079 yılında tamamladığı, halk arasında "Ömer Hayyam Takvimi" bugün ise "Celali Takvimi" olarak bilinen takvim için büyük çaba sarf etmiştir. Güneş yılına göre düzenlenen bu takvim 5000 yılda bir gün hata verirken, bugün kullandığımız Gregoryen Takvimi 3330 yılda bir gün hata vermektedir. Eserleri arasında İbn-i Sina'nın Temcid (Yücelme) adlı eserinin yorum ve tercümesi de yer alır.

    Öğrenimi tamamlayan Ömer Hayyam kendisine bugünlere kadar uzanacak bir ün kazandıran Cebir Risaliyesi'ni ve Rubaiyat'ı Semerkant'ta kaleme almıştır. Dönemin üç ünlü ismi Nizamülmülk, Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam bu şehirde bir araya gelmiştir. Dönemin hakanı Melikşah, adı devlet düzeni anlamına gelen ve bu ada yakışır yaşayan veziri Nizamülmülk'e çok güvenirdi. Ömer Hayyam ile ilk kez Semerkant'ta tanışan Nizam onu İsfahan'a davet eder. Orada buluştuklarında O'na devlet hülyasından bahseder ve bu büyük hayalinin gerçekleşmesi için Hayyam'dan yardım ister. Fakat Hayyam devlet işlerine karışmak istemez ve teklifini geri çevirir. Saray entrikalarından hayatının sonuna kadar uzak kalmayı yeğler.

    İlmini genişletmek için zamanın ilim merkezleri olan Semerkand, Buhara, İsfahan'a yolculuklar yapmıştır. 4 Aralık 1131'de doğduğu yer olan Nişabur'da fani dünyaya veda eder.

  9. #9
    kekremsi_kedi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üy. Tarihi
    Şub-2009
    Konular
    373
    Mesajlar
    5.485
    Puanlar
    29862

    Ömer Hayyam

    Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim'el Hayyam veya Ömer Hayyam (18 Haziran 1048 - 4 Aralık 1131), İranli şair, filozof, matematikçi ve astronom.

    Hayyam Nişabur'ludur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad'tan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini koparmamıştır. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah'ın Rey kentinden olduğu Nizamül-Mülk'ünde yaşca Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'tan büyük olduğunu ve buna dayanarak aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir . Ama yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk'ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir.

    Bir çok bilim adamınca Batıni, Mutezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hakim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.
    Çadırcı anlamına gelen "Hayyam" takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşına kadar inen caddenin adıdır.

    Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi Binom Açılımını ilk kullanan bilim adamıdır.
    Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubâileri ile ünlenmiştir.
    Geçmişte yaşamış bir çok ünlü kişinin aksine Ömer Hayyam'ın doğum tarihi günü gününe bilinmektedir. Bunun sebebi Ömer Hayyam'ın bir çok konuda olduğu gibi takvim konusunda uzman olması ve kendi doğum tarihini araştırıp gün be gün doğru bulmasına dayanmaktadır.
    Hayyam Rûbailerinde ""abarttığı"" şarap ve zevk düşkünlüğü, ve islama aykırı düşüncelerini yansıtması ile zamanında ve daha sonra rûbailerini okuyan geniş çevrelerce dışlanmış, sapkın olarak nitelenmiştir. Dönemin hükümdarları ile aynı yerde oturabilmesi ve uzun ömrünün gösterdiği üzere, kendisini tanıyanlarca ne dışlanan bir sapkın ne de sefil ve zevk düşkünü bir ayyaştır.
    Hayyam'ın yaptığı ve Celâleddin Melikşah adına Celâli takvimi dediği takvim Gregoryen takvimi kadar sağlıklı olarak nitelenmiştir.

    Pek çok Rûbai ünü sebebiyle Hayyam'ınkilerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158dir. Fakat kendisine maledilenler binin üzerindedir.
    Ayrıca Ömer Hayyam için tarihteki ilk bilinen savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.
    Bir kedi onu ne zaman çağırırsanız yanınıza gelir;tabi eğer yapacak daha iyi bir şeyi yoksa.

  10. #10
    aycayse - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üy. Tarihi
    Tem-2009
    Konular
    41
    Mesajlar
    1.274
    Puanlar
    5805
    Dün özledim de seni coştum birden bire;

    Çıktım senin yerin dedikleri göklere.

    Bir ses yükseldi ta yukarda, yıldızlardan:

    Gafil, dedi; bizde sandığın Tanrı sende!

    -----------
    Varlığın sırları saklı senden, benden;

    Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin ne ben.

    Bizimki perde arkasında dedi-kodu :

    Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben.
    -----------------

    Yaşamanın sırlarını bileydin

    Ölümün sırlarını da çözerdin ;

    Bu gün aklın var, bir şey bildiğin yok:

    Yarın, akılsız, neyi bileceksin?
    -----------
    Her sabah yeni bir gün doğarken,

    Bir gün de eksilir ömürden;

    Her şafak bir hırsız gibidir

    Elinde bir fenerle gelen.
    ---------
    Bir yürek ki yanmaz yürek denir mi ona

    Sevmek haram yüreğinde ateş olmayana

    Bir günü sevgisiz geçirdinse yazık

    En boş geçen günün o gündür inan bana
    kekremsi_kedi bunu beğendi.
    eski sevgilisini unutmak isteyenler, burdan isim yazdırarak fabrika ayarlarına geri dönebiliyorlar.




Benzer Konular

  1. Ömer Hayyam'dan
    Konuyu Açan: sirius, Forum: Şiirler.
    Cevap: 8
    Son Mesaj : 23-Şub-2011, 00:10
  2. Aşk / Ömer Hayyam
    Konuyu Açan: MaRe, Forum: Şiirler.
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 23-Haz-2010, 07:41
  3. Ömer Hayyam
    Konuyu Açan: thechoosen, Forum: Şiirler.
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 07-Oca-2010, 15:24
  4. Hayyam'dan...
    Konuyu Açan: Siddhartha, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 8
    Son Mesaj : 12-Ağu-2009, 18:21

Sayfa Etiketleri:

asimptotu kim buldu

ömer hayyam ın şi̇i̇r anlayişişi

matematikçi ömer hayyamın hayatı

ömer hayyam sanat anlayışı

ömer hayyam ın tasavvuf anlayışı

Sitemiz kişiler arası iletişimi sağlayan bir servis sağlayıcıdır. Kişilerin eylemleri kendi sorumluluklarındadır.
Hukuki gerekçeler ile kaldırılması talep edilen içerikler için lütfen iletişim linkini kullanınız.