Gerçeğimsi olayları yer, zaman ve kişi göstererek ayrıntıya girmeden anla­rın yazı türüdür. Öykülerin kişileri azdır, öykü bir tek olayı anlatır.

Sabaha Emir’e göre öykü;
“Öykü, hayatın bir boyutunu, bir parçasını uzun uzun çözümlemelere kalkışmadan ele alır. Ve yine denebilir ki, öykü hayatın bir kesimini türlü esintilerle, bu ılımlılık hüneriyle okuyucunun gözüne çarptırılmasıdır; Duyularda tatlı bir ürperti yaratma, zihni dolaylı bir şekilde harekete geçirme, kısa ve tatlı ezgiler gibi vicdana seslenme gözlerin önüne kısacık, kimi kez şaşırtıcı, kimi kez acı, tablolar serip okuyucuyu uyandırmalıdır.

Öte yandan, edebiyat sanatının amacını kısa boyutluı İçinde kısacık bir solukla yerine getirip, bakışları insana, onun alınyazısına, iç ve dışçatışmalarına çevirmedir;
Yeni bir çözüm yolu, yeni bir hayat felsefesi, yeni bir barınak arayan okuyucuya ışık tutmadır; İnsanın küçük ama anlamlı çizgilerde, düşündürücü boyutlarda yakalama, hayat enstrümanında hoş ve etkili bir kompozisyon yaratmadır”İyi öykülerin sayısı azdır. Çünkü iyi bir öykü yazmak gerçekten zor bir iştir.

Bu konuda Hermann Keşten şöyle der:
“İyi bir öykü edebî bir şanstır. Bu ba­l midini iyi öyküler pek azdır. İyi öykücüler de azdır, bütün hayatları müddetime bir avuç ya da düzineden fazla iyi öykü yazmış öykücüler, Hoffman, Gotfied,Keller,Boccacio,Maupassant ve Çehov gibi öykücülerdir. İyi bir öykü, olayların dü şünmeye değer tarafı ile öykücünün kliniklerinde bulunun kişisel bir üslûbun karışma­madan meydana gelir. İyi bir öykü, bütün edebî yönelişlerden ve denemelerden daha kuvvetlidir; zamanın ve öykücünün üslûbundan da kuvvetlidir.”

Öyküde bir olay vardır. Bu olay başlangıçtan sonuca doğru giden herhangi bir olayın bir anlık parçasıdır. İşte öyküler, o bir anlık parça içerisindeki insanı incelerler. Ancak herhangi bir şey veya bir hayvan da öykünün konusu olabi­lir. Öykülerin kısa, kişilerin sayıca az ve yaşantılannm yalnız bir tek yönünün anlatılması en belli başlı özelliğidir. Bu sebeple kısa öyküler, yoğun ve dolgun bir nitelik taşırlar. Maurice Blanchot, “öykü, insan yaşantısında küçük bir bölüm, anlık duygulanmalardır” der.

Ahmet Hamdi Tanpınarim deyişiyle;
“Öykü yazarı, tek bir çekirdeğin etrafında bütün sanat yeteneklerini toplamak zorundadır. İnsanlar arasında yaşarken, çevreyi ve toplumu gözlerken, yaşam ve gözlem izlenimlerini zihin­de kristalize ederken içinde her zaman var olan öykü esintisine soluk, hareket ve canlı­lık vermesini bilmelidir.”
İyi bir öykü ince bir üslûp ister. Monotonluktan uzak kalmak, hareketli, canlı, samimi ve kıvrak bir üslûp kullanmak öykünün vazgeçilmez şartların-d andır.

Ancak parlak bir üslûp, karakter betimlemelerini gölgelememelidir. Öyküde canlılık özgün betimlemeler ve konuşmalarla sağlanmalıdır.S. Kemal Karaalioğlu “öykü canlı bir dille yazılmalı, gerçek dünya ile yaratılan hayal dünya arasında sağlam bir ilgi bulunmalıdır.

Bu ilgi, bizi öykü boyunca sürük-lemeli;
anlatım sağlam bir birlik ve özenli bir düzen üzerine oturtulmalıdır. Bunun için, ilgi çekici bir konu seçilmeli; konu sağlam bir plana dayanmalı; fikirler birliğe dikkat edilerek yazılmalı; konu hayal ürünü bile olsa gerçeğe uygun olarak istenmeli­dir.”

Öykünün kuruluşunda serim, düğüm ve sonuç bölümleri bulunur.
Serim bölümünde çoğunlukla kişiler ve karakterler tanıtılır. Olaya hazırlık yapılır. Olayın geçtiği yer, yani dekor belli başlı nitelikleri söylenerek bu bö­lümde betimlenir.

Düğüm bölümünde olay başlatılır, okuyucunun merakı giderek artırılır. Kişi konuşmaları da bu bölümdedir. Yazar, farklı yapıda cümlelere yer vere­rek, konu ile ilgili örnekler alarak çeşitliliği sağlamaya çalışır.Sonuç bölümünde olay bir sonuca bağlanır, merak giderilir





Kaynak:
Öykü (Hikaye) ve Öykünün Özellikleri
Makale Kafe