2 Sayfadan 1. 12 SonSon
Toplam 11 sonuçtan 1 ile 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Zem_heri

    Simya Nedir? Simyacı Kimdir ?

    Simya
    Yazan Frater S.A. (Dr. W.W. Westcott)
    Maddenin yapısını inceleyen bilim, Kimya, Ortaçağı ve Kadim Kemi'nin torunudur. Önüne konulan Arapça "AL" öneki aynı İbranice "He" öneki gibi "O" anlamına gelir, dolayısıyla "O kimya" veya "Al-kemi" denilir ve Element, metal ve minerallerin öz nitelikleriyle ilgilenen Yüksek Kimyayı beliriyor [veya dilimizde daha aşina olduğumuz "simya" adını alıyor], oysa modern bilim daha ziyade pratik yaşam ve ticari kullanımla ilgilenir.
    "Alkemi" sözcüğün en eski kullanımı İmparator Konstantin'in devrinde yaşayan Astronom Julius Firmicus Maternus'in eserlerinde olduğu inanılmaktadır. Firmicus şöyle yazmıştır: "Doğduğunda Ayı Satürn evinde bulunan kişinin Simyada hünerili olması gerekir". Anlaşılan aynı zamanda bir astrologmuş, ama hangi evi demek istiyor? Satürn'ün Gündüz evi (Kova) mı, yoksa Akşam evi (Oğlak) mı? Yoksa o modern astrologlar gibi bunlardan birini, Kova'yı Uranüs'e mı atfediyordu?
    Paris İmparator Kütüphanesi bilinen en eski simya eserini muhafaza ettiği söylenir. Yaklaşık olarak 400 yılında yazılan "Altın ve Gümüşü elde etmenin Kutsal İlimi" adlı bu Grekçe eserin yazarı Panopolis'li Zosimus'tur. En eski bilinen bir sonraki eser de 480 yılında Aeneas Gazius tarafından Grekçe dilinde yazılmıştır.
    Ortaçağı yazarları simyaya "Hermetik Sanat" olarak tanımlayarak menşeini Zümrüt Tableti yazan tarih öncesi Mısırlı yarı-tanrı veya ruhsal öğretmen Hermes Trismegistos'e (üç kez yüce) atfetmiştir. Eski bir Grek yazarına göre Hermetik sırlar Hermes'in mezarında gömülü olup bu sırları arayan Büyük İskender tarafından mezarı açılıp belgeler bulununcaya dek saklı kalmışlardı, ancak ona danışmanlık yapan alimler onu çözememişlerdi. İşte bu şeklide, zaman zaman insanlığın sahip olduğu bilgelik anlaşılmaz hale gelip kayboluvermişti.
    İskenderiye şehrinde entelektüel özgürlük kalktığından beri, bilimsel başarıları hemen hemen tamamen ilimde büyük adımlar atan Araplara sınırlı kalmıştı. Yine de Hıristiyan manastırlarında bulunan bazı keşişler inzivada bu konuları araştırdılar ve simyager ve majisyen olarak ün saldılar ve hatta bunlardan bazıları aynı zamanda kilisede mevkii sahibi oldular, Vikar, Abbot veya Başpiskopos oldular. En çok başarı sağlayanlar en az şey yazdılar, dolayısıyla hemen hemen bizce bilinmemektedir.
    Simya konusunda bir sürü kitap yazılmıştır, bunlar çeşitli sınıflara girerler:— iyi, kötü ve vasat; bilgili ve düzeysel; bilgeli ve ahmakça — yazarları arasında iyi, önemli, saçma ve sahtekar kişiler de var. Bunun sebebi simya farklı boyutlarda varolan bir ilim oluşundandır; ve her boyutunda gerçek ve başarılı Simyagerler olmuştur; düşük boyutlarında ise şarlatanlar fırsat kovalamıştır ve safsatalar yazanlar olmuştur.
    Simyanın bazı modern öğrencileri akılcı eserler bırakmıştır, bazılar saçmalamıştır, ama günümüzde bu konuda yanılgılar genelde aşırı yanlı fikirleri beyan etmekten kaynaklanmaktadır. Bazı modern yazarlara göre simya delalettir, bazıları da tüm simyanın kimya olduğunu ısrar etmiştir ve günümüzde yaygın olan bir üçüncü grup tüm simyanın Din olduğunu savunmaktadır.
    Bütün bu görüşlerin kısmen yanlış olduğuna kesinlikle eminim — bu konuda orta yolu tercih ederim.
    Simya ilmi dört planda varolup irdelenmiştir ve öğretilmiştir.
    [Maddi] Assiah aleminde Kadim okült Kimya, üstatların Kimyası maddelerin bilgisi ve kullanımına, 'cisimlerin Cevherine' majikal beceri ve İrade Gücüyle etki yapmayı ilave etmiştir. Burada dönüşüm fiziksel bir gerçektir. — Bu hem uygulanmıştır, hem de yalandan iddia edilmiştir ve bu konuda gerçek eserler de yazılmıştır.
    Yetzirah aleminde psişik simya, canlı formları yaratma sanatı uygulanmıştır, ama bu konu ender olarak öğretilmiştir.
    Briah aleminde Zihinsel Simya — Sanat ve dahilik eserlerinin yaratımı, ruh sahibi müzik, resim ve heykel — bu uygulanmıştır ama sadece yakın zamanlarda açıkça öğretilmiştir.
    En Yüksek Planda, Ruhsal Alemde uygulama birkaç gizlenmiş üstat dışında bilinmemekteydi; ama bazı iyi ve gerçek filozoflar bu konuda eserler bırakmışlardır. Kurumsallaşmış kiliselerden kaynaklanan zülüm ve ölüm tehdidinden savulmak üzere insan menşei ve nihai mukkaderatı, Tanrıdan menşei ve ona tekrar dönüşü hakkındaki fikirlerini şifreli bir dille örtme gereğini görmüşlerdir.
    Kimyagerlik perdesi arkasında heteredoksluğun cezasından kurutuldular, üzerlerinde kimya aletlerinin bulunmamsıyla Simyagerlere öngörülen baskı ve işkenceden kurtuldular.
    İlk başta söz edilen maddi simyada çok az uygulayıcı başarılı olduğunu iddia etmiştir ve birçoğu bu uğraşta yaşamlarını yitirdiler. Bu günümüzde dahi, maddenin dönüşümünde başarılı olup itiraf eden hiç kimsenin yaşamı güvende olamaz. Adi metallerin Altın ve Gümüşe dönüştürülebileceği ve bunun tarih boyunca sıkça yapıldığı konusunda tamamen ikna edilmiş durumdayım. Ama bu sadece kimyayla mümkün olamaz ve sadece bir Üstadın arınmış yaşamı ve geçirdiği talimin mümkün kıldığı fiziksel süreç üzerinde İradeyle ve "Doğanın Ruhu" üzerinde gücünü kullanmasıyla olabilir.
    Gerçek simyager başarısını dünyaya yayacak son kişi olacaktır — eğer bunu yaparsa, olası olarak gücünü kaybedecektir. Önceden sonuç veren iksir ve tozları, günümüzde artık gücünü yitirir — zira İsis, Mabedinin bakire saflığıyla oynanmasına tahammül etmez. Kişisel çıkarlar ve ün salmak sonuçta pratik majikal çalışmalarda başarıyı yitirir ve başarı sağlayabilecek en son öğrenci arkasına dönüp nefsi duygulara, kibre ve Şeytanın ihtiraslarına pay veren olacaktır.
    Hiç kimse zengin olmak uğruna Simyayı irdelemesin. Hiç kimse ihtiraslarını tatmin etmek için Okültizmi irdelemesin; bu affedilmez bir günahtır. Dolayısıyla diyebiliriz ki, Maddi Simya bile yüksek ve asil bir sanattır, zira başarı arınmışlığın, Üstatlığın ve ruhsal gücün kanıtıdır. Sadece kimyager, sınırlı alanı içinde kişilik özellikleri ne olursa olsun, egosu ne denli kirli de olsa sadece entelektüel beceriyle başarı sağlayabilir.
    Konu dışı bu sözlere mazur görünüz, ama simyanın ahlaki ve ruhsal bir yönü de vardır, ama diğer yandan sevgili arkadaşım Anna Kingsford'un her simya sürecinde Din ve ahlak öngörmesiyle hataya düştüğünü düşünüyorum. Simyagerler her şeyden önce üç şey üzerinde bilgi iddia etmişlerdir ve öğrencilerini bunları irdelemelerini teşvik etmişlerdir:
    Kırmızı İksir Adi metalleri Altına dönüştürür.
    Beyazı İksir Adi metalleri Gümüşe dönüştürür.
    Elixir Vitae [Dirilik İksiri] Bitkilere ve Hayvanlara uygulanır, yaşamı yoğunlaştırır, uzatır ve genişletir.
    Sağlık ve uzun ömür arzu edilecek niteliklerdir, zira sanat uzundur. İnanıyorum ki birinci ve ikinci güçleri için değil de, yüce ruhsal bir mevkiye vakit kaybetmeden ulaşmak üzere, Üstat için ömrü uzatma sanatına sağlayan Elixir Vitae — önemliydi ve diğerleri sadece ona giden bir basamaklar olarak aranmaktaydı, zira kısa yaşam sürelerinde daha fazla vakit kaybı yaşardı.
    Muhakkak ki, 'İçsel Üstatlık' erişildikten ölümün akıbetinde uzun bir dinlenme ve tekrar çocukluk çağı yaşanması yerine yıllarca yaşamı uzatmanın avantajı vardır. İnsanlara yol gösterecek gerçek öğrenci, belki de daha yüksek yaşamlarda topluluklara rehberlik edecek kişiler için uzun ömür mutlaka bir avantajdır.
    Dünya yaşamının ötesine geçen bir ruhsal gelişim (Doğululara göre) en yüksek Budalık veya Aydınlama şekli değildir. Şefkat Budası ruhsal mutlulukları feda etmişti ve halen dünyada sürünenlere destek olmak üzere, yol göstermek üzere dünyasal yaşama dönüş yapmıştı... işte en yüksek ruhsal erişim budur.
    Dolayısıyla, dünyasal yaşamları yüzlerce yıl varan üç Gül Haç üstadına inanıyorum. Gerek yaşadıkları yıl sayısı, gerekse de adaları alegoriktir, belki de sadece semboliktir, ama üstatlıkta gelişme süreci, Büyük Ruhları dünya üzerinde çalışmaya bağladığı konusunda bir hakikati ifade etmektedirler. Böyle bir yararlılık amacı, burada aramıza giren ve Üstat C.R.'un sembolik şeklini tefekkür eden herkes için de geçerlidir.
    Eğer bana neden simya kitaplarının Gümüş ve Altına dönüşümle doludur diye sorulsa, yanıt olarak bunların Elixir Vitae sanatına gerekli ön adımlardır derim ve doğal olarak inisiye olmayandan neredeyse tamamen örtülü olan üçüncü üstün basamaktan daha fazla ilgi ve deneyim gerektirmiştir ve daha fazla uygulayıcısı olmuştur.
    Bu sözlere ek olarak, ayrıca birçok simya eserinin yazıldığı zamanının kimyası açısında yazıldışı ve gerçekten Altın elde etmek isteyen ve ruhsal konularda sezgileri olmayan o zamanının kimyagerleri tarafından Altına dönüşümün gerçek deneylerini kapsamadığını söyleyebilirim, ancak bu amaçları sadece başarısızlık sonuçlanmıştır.
    Assiah aleminde fiziksel kimya ve simyaya dönelim — bazı Altın cisimlere yıldırım çarpmıştır ve değişime uğradığı gerçeği inkar edilmemiştir. Bu değişimde yüzeylerinde Kükürt parçaları bulunmuştur — Bu olayın temelinde ne yatar? Ya kadim simyada öğretildiği gibi kükürt Altında bulunmaktaydı veya şimşekte Kükürt vardı, oysa modern bilim şimşeğin elektrik olduğunu ve kükürt içermediğini öğretir. Ancak başka şeylere yıldırım çarptığında kükürt bulunmamaktadır.
    Hermetik doktrin bütün Maddenin özde bir olduğunu ve ruhun en fazla düşmüş şekli olduğunu öğretir, Lux'un [nur] pasif şeklidir:
    Ruh — Madde
    Aktif — Pasif
    Hareket Ettiren — Hareket Eden
    Tek Eus'tan [?] iki zıt tezahür etti, sonra üç ilke ve dört element — bütün madde planlarında, tek baz Grek filozofların Hyle'idir. Sonrada Homojen — varyasyon türedi. Heterojen gelişmeyle ortaya çıktı. Assiah alemindeki Sefirotik etkiyle tüm farklılıklar ortaya çıktı ve zaman içerisinde formlar ve karışımlar üretildi. Çağlar boyunca atomların somutlaşmasıyla modern kimyanın elementleri, Metaller ve Metaloitler, halojenler ve topraklar belirgin ve kalıcı şekillerde yapılaştı. Mölekül yapıları sabitleşti ve oluşum zamanlarından bu denli uzakta günümüzde, Kali Yuga'da bilinen maddi süreçlerde modern anlamda elementler haline gelmiştir. Ancak iddia edebilirim ki, Üstat için bunlar halen değişime ve ayrışıma tabidir, ama Üstatlık dışında bile bazı sözümona Elementler dahi modern bilim tarafından ayrışmaya tabi tutulacaktır. Ancak modern bilim sağladığı ilerleme konusunda gurur duyarak gün geçtikçe otoritesi konusunda mutlak bir inanç talep edecek kadar ileri gidebilmektedir. Modern bilim hatasını gösterecek kişiyi susturup kürsüden indirmek durumundadır. Modern Bilim önceden Dinin gösterdiği bağnazlığı aratmamaktadır.
    Dolayısıyla Metaller ve bildiğimiz Elementler çağların işiyle oluşmuş, belirlenmiş ve mevcut özelliklerine sabitleşmiştir. Doğanın yavaş süreci, ısı, ışık, elektrik, yoğunlaşma, basınç ile metaller taşların damarlarına işlenmiştir. Bazı ani ve şiddetli etkiler de olmuştur, belki bazı metaller Doğanın yavaş sürecinden ziyade bu şiddetli etkiler tarafından ortaya çıkmıştır.
    Kim bilir, belki de saf bir şekilde bulunan altın Yıldırım ve depremler sonucunda ortaya çıkmıştır. Yoğun basınç ve ısı mevcut karışımlara yeniler eklemiştir. Altının ağırlığı yoğundur. Yoğun basınç böyle saf ve homojen bir şeyi yaratma olasılığı vardır.
    Simyagerler, günümüzde Element olarak bilinen Metallerin hep öyle olmadığını — basit maddeler olmadıklarını öğretirlerdi. Simyagerlerin "Elementleri" haller ve süreçlerdir. Her metalin, örneğin kurşunun bir "Metalik Kök" ve bazı başka maddeler — kükürt içerdiğini inanıyorlardı. Kükürtlerin özellikleri ve miktarı Metali beliriyordu. Adi ve dönüşmeye kolay girebilen bir metali alarak ve evreden evreye bu kükürtleri arındırarak her bir metalin sırayla yaratılabileceğini ve sonunda Altın yaratılabileceğini öğretiyorlardı. Bu teorinin doğru olduğunu ve astralda çalışırken aynı zamanda fizik planda çalışarak uygulamasının olası olduğunu inanıyorum. Ama bu şekilde altın yaratılabilirse, Cui Bono? Ne işe yarar? Bu şekilde hiçten Altın edildiği anda değeri de düşer — Altının değerli kılan şey, karşılığında ekmek ve lüksü satın alan şey onun nadir olmasıdır. Eğer onu anında yaratılabilme olasılığı gerçekleşirse, toz kadar değeri olur.
    Dönüşümde başarılı olan simyagere gelince, ki bir üstat olarak başarır, o öyle bir yapıya sahip olacaktır ki, zenginlik ve ün onun için bir amaç olmayacaktır. Bilecektir ki, kazanıldığında, kendilerine yardım etmeyenlere verildiğinde zenginlik kötü harcanmış olacaktır. Bilecektir ki, bireysel gelişim, ulusal gelişim ve dünya gelişimi dilenmeye değil, bireysel, ulusal ve dünyasal çabaya dayanır.
    Bir arkadaşa, komşuya yardım etmek veya arzu edilen bir şeyi elde etmek üzere küçük bir dönüşüm yapabilme isteğinin gaflet olduğunu ve gerçekleştiğinde de kötülük olacağını inanıyorum.
    Aramızda çabalarına karşılık olarak böyle bir mükafat arzu etmemiş kim yoktur ki?
    Dünyada bunu istemeyecek kaç kişi vardır? Dünyada zengin olup da günlük yaşamlarında sadece kendilerine gerekli olana ve daha fazlasına sarf etmeyen, kalanı da bir arkadaş, komşu, ihtiyacı olana veren kaç kişi vardır? Ah! — ben bir inisiyeyim farklı davranırım der misiniz? Arkadaşım — daha büyük fırsatla, daha büyük sorumluluk gelir. Ne böyle düşüneni ne de sizi bu konuda yargılamam, ama bütün kalbimle şu anda dönüşüm gücüne olmadığım için Tanrıya şükrediyorum. Tanrı bilir — ve ben bilirim — düşmek, yoldan sapmak ne denli kolaydır.
    Sürekli konu dışına çıkıp Ruhsal hususlara girmekteyim, oysa maddi ve fiziksel metot hakkında bir çift laf söylemek niyetindeydim. Ama bunları yine de erteleyip iki sunmak isterim, biri Simya süreci üzerinde bir betim, diğeri de alegorik ve efsanevi dilde Simya sürecini anlatan bir Fransız şiirin İngilizce tercümesidir. İlk astrolojiktir, astroloji simya ile yakından ilintilidir. İkincisi şiirsel bir güzellik taşır ve tefekküre değerdir.
    İlk aşağıdadır:
    Büyük Çalışma Güneşin Satürn'ün Gece evinde bulunduğu zaman başlamalıdır.
    Siyahlık kırk gün sonra Güneşin Satürn'ün Gündüz evinde olduğu zaman gözükür.
    Jüpiter'in Gece evine girdikçe siyahlık kararır ve Koç'a girince bir ayrışım oluşur.
    Güneş Luna'nın (ayın) Yengeç evine girince Luna'nın beyazlığı oluşur.
    Güneş, özel değişim şeklini kendi evi Aslana girince başlar.
    Kırmızı metal bakırın, Venüs Gündüz evi Terazide Kırmızı oluşur, sonrada Akrep takip eder,
    ve Çalışma Jüpiter'in Gündüz evi Yay'da tamamlanır.

    Bu alegorik betimin iyi bir örneğidir, şüphesiz fiziksel bir temeli de vardır, — ve açıkça astral evrim planında şeylerin, hususların, mevsimlerin ve süreçlerin Ruhuna hitap etmektedir.
    İkinci aşağıdadır:
    I

    Bilgelerin bahçesinin altın kapısı içinde,
    Yedi fıskiyeli bir çeşme eşliğinde
    Hesperia Ejderhası yatar.
    O muhteşem fışkırmalar kutsal kahinin düşünde
    Sürekli yanan çalılar gibi,
    Asya kiliseleri gibi gözükür,
    Kanatlı ejderha üç kez
    Sihirli suları içmeli
    Sonra pulları üstünden
    Patlayarak dökülmeli
    Kalbi ikiye bölünmeli,
    İçinden akmalı bir sıvı
    Bir ilahi şekil çıkmalı
    Ve Güneş ve Cynthia ve siz
    Sihirli Anahtar sizin olacaktır.


    II

    Hermes'in hayaletli hücresine yakın
    Kara çamların gölgelerini attığı
    Bilgeliğin kutsal korularında
    Üç güzel çiçek vardır
    Mor renkli menekşe
    Bütün çiçekler arasında üstün kokulu
    Süt beyaz saf zambak
    Ve aşkın eflatun çiçeği.
    Kırmızı Güneş sana bir işaret verecektir,
    Dolanan dereciklerin sulandırdığı
    Safir renkli menekşe parladığı yerde,
    Manzarasız altın dereden
    Bir menekşe toplayacaksın —
    Ama ah—dikkat, dikkat ! —
    Zambak ve Amaranth
    En fazla dikkatini gerektirir

    III

    Kristal bir göl içinde,
    Pırlanta gibi parlayan gözlü,
    Güneşin ilk ışını Roseate
    Bin balık oynar
    Su içinde bir ağ
    Altından yapılı bu ağı
    Eğer hava kabarcıkların parladığı yere atılsa
    Bir balık yakalayıp tutar.

    IV

    Tepeleri güneşe yakın olan
    En eski dağlar arasında
    Ebedi nehirler
    Parlayan kanallardan akar
    Bu nehirler altındandır
    Böylece dünya krallarının
    Sayısız hazineleri yuvarlar,
    Ama Harika Taşın(1) parladığı
    Kadim Dağları arayan
    Çok uzaklarda dolaşmalı
    Bilinmeyen diyarları ve denizleri aşmalı.

    Sefirot'a [Sefira veya kabalistik kürelerin çoğul hali, Sefiralar gibi] metalleri eşlendirmek için halen iki sembolik şema size öğretilmiştir — belirli tekabülleri kurmak ve bu Metallerin simya ilişkilerini ortaya koymak üzere — her birini geçerli kılabilecek nedenler vardır. Burada modern kimyanın tanıdığı metalik olmayan 10 hafif elementleri Dekada eşleştiren geliştirdiğim başka bir şema veriyorum:


    Binah = Nitrojen, her zaman bir gaz — çok pasif — ne yaşamı ve de yanmayı destekler.
    Flüorür = bir gaz — çok aktif, neredeyse tamamen soyut.
    Klor = bir gaz — altın gibi sarı renkli, yakıcı, aşındırıcı.
    Bromin = daha ağır, kırmızı bir sıvı.
    İyot = kırmızı bir Bakır ve hermafrodit Pirinci.
    Karbon Tifereth'dir, metal olmayan elementler arasında en kayda değerdir — çok başka elementlerle birleşir — bütün bitki ve hayvanlar karbon bazlıdır.
    Fosfor ve Kükürt Yesod ve Malkuth'u temsil eder, ikisi katı elementtir ve şemayı tamamlar.
    Bu eşleştirmeler ilginçtir ve daha da genişletmek mümkündür. Bunun dışında gerçek metalleri de saflık derecelerine göre, G.D. formlarına ek olarak saf Temel Hyle veya 'tek maddeye' yaklaştıkça Kimyasal Sıralamalarıyla Sefirot'a eşleştirmek mümkün olabilir. Sefirot'un her biri tedricen öncekine göre daha az yüce olan tecellilerdir. Onlar plandan plana, alemden aleme inerler ve her bir sonraki öncekine kıyasla daha maddi olarak düşünülebilir. Assiah'ta benzeri orantılarda Metaller, metaloitler ve diğer maddeler olarak ayrışımlar olabilir. Durum böyle olduğunda Simyanın derece derece arındırma teorisi her bir metali doğal olarak bir üstündeki metale dönüştür. Kurşunu Bakıra, Bakırı Gümüşe ve Gümüşü Altına, Hayat İksirin (Elixir Vitae) Altını, Bitkisel ve Hayvansal yaşamın Altını. I
    Simya bütün metallerin Felsefi Merkür ve onu sabitleştiren Kükürtten oluştuğunu öğretirdi.
    Felsefi Merkür bilinen cıva — tek sıvı metal — değildir. Kimyagerlerin Hidrojeni de değildir.
    Bu Merküre Hydrardgyram derlerdi — sıvı, gümüş renkli — Gümüşün Suyu. Öğretilerine göre bu 'düşük sıcaklık kaynaşması' durumunda Gümüştür — ona 'Proteus' = 'değişik formlar içeren' derlerdi. Simyagerler Altını son derece ağır olarak buldular, dolayısıyla çok ağır olan başka metallere denemeler yaptılar — kurşun, cıva ve bakır. Zira onların dönüşüm basamaklarında Altına daha yakın olduklarını veya her bir ağır metalin daha az dönüşüm ve arınma süreçlerine gereği olduğunu inanıyorlardı.
    Örneğin, Kurşunun ağırlık olarak Altına yakın olduğunu ve bundan dolayı Kurşunun neredeyse tamamen Felsefi Merkür ve Altından oluştuğunu ileri sürüyorlardı. Eğer Kurşunda Felsefi Merkür dışındakileri yakıp kaldırabilecek bir ajan bulunursa ve kalan Felsefi Merkür Kükürtle sabitleşebilirse, o zaman elimizde sonuç olarak Altın kalır.
    Eşit kütlelerin orantılı ağırlıkları şöyledir: —

    Altın 19
    Cıva 14
    Kurşun 11
    Gümüş 10
    Bakır 9
    Demir ve Kalay 7
    Antimon 6
    Arsenik 5
    ‘Elementler’in birçoğu, 1750-1800 yılları arasında (özellikle bileşik madde olarak bilinen Potas ve Soda, 1807'de Davey tarafından) analizle bölünmüştür.
    Bu bölme ilk başta Ayrışma ile yapılmıştır, zira birçok mineralde az miktarda Altın bulunur.
    İkincisi Olgunlaştırmayla, Merkürü inceltmeye, arındırmaya ve sindirmeye yönelik işlevlerle, böylece o daha ağır bir maddeye ve nihai olarak Altına dönüştürür.
    Onlar Merkürü, Altın ve Diğer bir Unsurun alaşımı olarak görürler: Ateş kullanarak ve tutuşturma için uygun maddelerle; kirlilik ve katışıklar yakılarak çıkarılır ve Altın kalır.
    Üçüncüsü, adi metalleri Felsefe Taşıyla kaynaştırarak mükemmel bir dönüşüm oluşacağı söylenmekte, tortu yakılarak yok edilir ve Metalik kök Altın olarak ortaya çıkar.
    Simya argümanın örneği olarak, şöyle yazılmaktadır, "eğer 19 ons Kurşun alırsak ve 8 onsunu giderecek şekilde uygun ajanla kaynaştırırsak elimizde 11 ons kalır ve bu saf Altından başka bir şey olmaz, çünkü Altın ve Kurşun 19'un 11'e karşı orantısıdır. Aksi taktirde, eğer düşürme süreci 19'a 14 olursa, sonuç Merkür olacaktır, ama süreç devam ettirilip 11'e düşürülebilir, o zaman aradaki basamak olmadığı duruma eşit bir şekilde yine de sonuç Altın olur."
    Diğer bir bakış açısından, şöyle yazılmaktadır "Felsefe taşı en ince, sabit ve yoğun ateşli maddedir ve erimiş metalle eklendiği vakit, adeta manyetik bir erdemi varmışçasına metalin Merkür unsurunu diriltir ve kirden arındırır ve sonuçta elde erimiş saf bir Sol [Altın] kütlesi kalır."
    Ama daha önce belirttiğim gibi, saf kimyasal deneylerle uğraşmak yararsız olur. Simyasal süreçleri yerine getirmek, aynı anda hem Astral planda, hem de fizik planda işlem yapmak gerektirir. Eğer, ısı ve nemle birlikte, İrade gücüyle, yaşam gücüyle, elektrikle aynı zamanda çalışabilecek konumda değilseniz, hiç bir yeteri sonuç alınamaz.
    Bildiğim kadarıyla, dönüştürme gücü başka majikal edintilerle birlikte gelebilir—Labor omnia vincit. O herhangi bir Dereceyle bağışlanamaz, ama zaman zaman belirli öğrenciler tarafından elde edilir. Herhangi birinizde doğabilir veya majikal olay en beklenmedik zamanda oluşabilir!
    1Mitoloji Sözlüğü—Hermetik (Le Dictionaire Mytho—Hermetique) şöyle yazar "Bahçede bulunan Çeşme" çeşitli kaynaklardan geldiği için yedi metallerin 'Prensibi', 'Bilgelerin Merkürü'dür ve yedi gezegenin etkilerinden oluşmuştur. Ama esasen sadece Güneş babasıdır ve Ay annesidir. Üç kez içen ejderha maddeyi fetheden arınmadır. Adını siyah renginden alan ejderha, Gri rengi siyahın yerine aldığında pullarını veya derisini kaybeder. Sadece Güneş ve Ay size yardım ettiğinde başarırsınız. Ateşi kullanarak Gri rengini Ayın Beyazlığına dönüştürürsünüz (ve sonra da, son evre olarak Güneşin kırmızısını elde edersiniz). "Balıklar" ısıtılan potada hava kabarcıkları anlamına gelir. "Göl" çoğu zaman imbik veya şişe anlamına gelir.
    ALINTIDIR
    Buradan da anlaşılacağı gibi simya kimya gibi sadece elementlerin birbiriyle karışımı ile bir şeyler elde edilebilin bi ilim. Değildir.





  2. #2
    xerto
    eline sağlık güzel kardeşim :

  3. #3
    the_frost
    Güneş > Altın

    Ay > Gümüş

    Merkür > Cıva

    Venüs > Bakır

    Mars > Demir

    Jüpiter > Kalay

    Satürn > Kurşun

    Bunlar içinden Altın ve Gümüş mükemmel metaller olup diğerleri mükemmel olmayan metallerdir. Bir teoriye göre metaller demir > bakır > kurşun > kalay > cıva > gümüş > altın sırasını izleyerek altına dönüşmekte , bu süreç döngü şeklinde devam etmektedir.

  4. #4
    pheslick
    Alıntı Zem_heri Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Simya
    Yazan Frater S.A. (Dr. W.W. Westcott)
    Maddenin yapısını inceleyen bilim, Kimya, Ortaçağı ve Kadim Kemi'nin torunudur. Önüne konulan Arapça "AL" öneki aynı İbranice "He" öneki gibi "O" anlamına gelir, dolayısıyla "O kimya" veya "Al-kemi" denilir ve Element, metal ve minerallerin öz nitelikleriyle ilgilenen Yüksek Kimyayı beliriyor [veya dilimizde daha aşina olduğumuz "simya" adını alıyor], oysa modern bilim daha ziyade pratik yaşam ve ticari kullanımla ilgilenir.
    "Alkemi" sözcüğün en eski kullanımı İmparator Konstantin'in devrinde yaşayan Astronom Julius Firmicus Maternus'in eserlerinde olduğu inanılmaktadır. Firmicus şöyle yazmıştır: "Doğduğunda Ayı Satürn evinde bulunan kişinin Simyada hünerili olması gerekir". Anlaşılan aynı zamanda bir astrologmuş, ama hangi evi demek istiyor? Satürn'ün Gündüz evi (Kova) mı, yoksa Akşam evi (Oğlak) mı? Yoksa o modern astrologlar gibi bunlardan birini, Kova'yı Uranüs'e mı atfediyordu?
    Paris İmparator Kütüphanesi bilinen en eski simya eserini muhafaza ettiği söylenir. Yaklaşık olarak 400 yılında yazılan "Altın ve Gümüşü elde etmenin Kutsal İlimi" adlı bu Grekçe eserin yazarı Panopolis'li Zosimus'tur. En eski bilinen bir sonraki eser de 480 yılında Aeneas Gazius tarafından Grekçe dilinde yazılmıştır.
    Ortaçağı yazarları simyaya "Hermetik Sanat" olarak tanımlayarak menşeini Zümrüt Tableti yazan tarih öncesi Mısırlı yarı-tanrı veya ruhsal öğretmen Hermes Trismegistos'e (üç kez yüce) atfetmiştir. Eski bir Grek yazarına göre Hermetik sırlar Hermes'in mezarında gömülü olup bu sırları arayan Büyük İskender tarafından mezarı açılıp belgeler bulununcaya dek saklı kalmışlardı, ancak ona danışmanlık yapan alimler onu çözememişlerdi. İşte bu şeklide, zaman zaman insanlığın sahip olduğu bilgelik anlaşılmaz hale gelip kayboluvermişti.
    İskenderiye şehrinde entelektüel özgürlük kalktığından beri, bilimsel başarıları hemen hemen tamamen ilimde büyük adımlar atan Araplara sınırlı kalmıştı. Yine de Hıristiyan manastırlarında bulunan bazı keşişler inzivada bu konuları araştırdılar ve simyager ve majisyen olarak ün saldılar ve hatta bunlardan bazıları aynı zamanda kilisede mevkii sahibi oldular, Vikar, Abbot veya Başpiskopos oldular. En çok başarı sağlayanlar en az şey yazdılar, dolayısıyla hemen hemen bizce bilinmemektedir.
    Simya konusunda bir sürü kitap yazılmıştır, bunlar çeşitli sınıflara girerler:— iyi, kötü ve vasat; bilgili ve düzeysel; bilgeli ve ahmakça — yazarları arasında iyi, önemli, saçma ve sahtekar kişiler de var. Bunun sebebi simya farklı boyutlarda varolan bir ilim oluşundandır; ve her boyutunda gerçek ve başarılı Simyagerler olmuştur; düşük boyutlarında ise şarlatanlar fırsat kovalamıştır ve safsatalar yazanlar olmuştur.
    Simyanın bazı modern öğrencileri akılcı eserler bırakmıştır, bazılar saçmalamıştır, ama günümüzde bu konuda yanılgılar genelde aşırı yanlı fikirleri beyan etmekten kaynaklanmaktadır. Bazı modern yazarlara göre simya delalettir, bazıları da tüm simyanın kimya olduğunu ısrar etmiştir ve günümüzde yaygın olan bir üçüncü grup tüm simyanın Din olduğunu savunmaktadır.
    Bütün bu görüşlerin kısmen yanlış olduğuna kesinlikle eminim — bu konuda orta yolu tercih ederim.
    Simya ilmi dört planda varolup irdelenmiştir ve öğretilmiştir.
    [Maddi] Assiah aleminde Kadim okült Kimya, üstatların Kimyası maddelerin bilgisi ve kullanımına, 'cisimlerin Cevherine' majikal beceri ve İrade Gücüyle etki yapmayı ilave etmiştir. Burada dönüşüm fiziksel bir gerçektir. — Bu hem uygulanmıştır, hem de yalandan iddia edilmiştir ve bu konuda gerçek eserler de yazılmıştır.
    Yetzirah aleminde psişik simya, canlı formları yaratma sanatı uygulanmıştır, ama bu konu ender olarak öğretilmiştir.
    Briah aleminde Zihinsel Simya — Sanat ve dahilik eserlerinin yaratımı, ruh sahibi müzik, resim ve heykel — bu uygulanmıştır ama sadece yakın zamanlarda açıkça öğretilmiştir.
    En Yüksek Planda, Ruhsal Alemde uygulama birkaç gizlenmiş üstat dışında bilinmemekteydi; ama bazı iyi ve gerçek filozoflar bu konuda eserler bırakmışlardır. Kurumsallaşmış kiliselerden kaynaklanan zülüm ve ölüm tehdidinden savulmak üzere insan menşei ve nihai mukkaderatı, Tanrıdan menşei ve ona tekrar dönüşü hakkındaki fikirlerini şifreli bir dille örtme gereğini görmüşlerdir.
    Kimyagerlik perdesi arkasında heteredoksluğun cezasından kurutuldular, üzerlerinde kimya aletlerinin bulunmamsıyla Simyagerlere öngörülen baskı ve işkenceden kurtuldular.
    İlk başta söz edilen maddi simyada çok az uygulayıcı başarılı olduğunu iddia etmiştir ve birçoğu bu uğraşta yaşamlarını yitirdiler. Bu günümüzde dahi, maddenin dönüşümünde başarılı olup itiraf eden hiç kimsenin yaşamı güvende olamaz. Adi metallerin Altın ve Gümüşe dönüştürülebileceği ve bunun tarih boyunca sıkça yapıldığı konusunda tamamen ikna edilmiş durumdayım. Ama bu sadece kimyayla mümkün olamaz ve sadece bir Üstadın arınmış yaşamı ve geçirdiği talimin mümkün kıldığı fiziksel süreç üzerinde İradeyle ve "Doğanın Ruhu" üzerinde gücünü kullanmasıyla olabilir.
    Gerçek simyager başarısını dünyaya yayacak son kişi olacaktır — eğer bunu yaparsa, olası olarak gücünü kaybedecektir. Önceden sonuç veren iksir ve tozları, günümüzde artık gücünü yitirir — zira İsis, Mabedinin bakire saflığıyla oynanmasına tahammül etmez. Kişisel çıkarlar ve ün salmak sonuçta pratik majikal çalışmalarda başarıyı yitirir ve başarı sağlayabilecek en son öğrenci arkasına dönüp nefsi duygulara, kibre ve Şeytanın ihtiraslarına pay veren olacaktır.
    Hiç kimse zengin olmak uğruna Simyayı irdelemesin. Hiç kimse ihtiraslarını tatmin etmek için Okültizmi irdelemesin; bu affedilmez bir günahtır. Dolayısıyla diyebiliriz ki, Maddi Simya bile yüksek ve asil bir sanattır, zira başarı arınmışlığın, Üstatlığın ve ruhsal gücün kanıtıdır. Sadece kimyager, sınırlı alanı içinde kişilik özellikleri ne olursa olsun, egosu ne denli kirli de olsa sadece entelektüel beceriyle başarı sağlayabilir.
    Konu dışı bu sözlere mazur görünüz, ama simyanın ahlaki ve ruhsal bir yönü de vardır, ama diğer yandan sevgili arkadaşım Anna Kingsford'un her simya sürecinde Din ve ahlak öngörmesiyle hataya düştüğünü düşünüyorum. Simyagerler her şeyden önce üç şey üzerinde bilgi iddia etmişlerdir ve öğrencilerini bunları irdelemelerini teşvik etmişlerdir:
    Kırmızı İksir Adi metalleri Altına dönüştürür.
    Beyazı İksir Adi metalleri Gümüşe dönüştürür.
    Elixir Vitae [Dirilik İksiri] Bitkilere ve Hayvanlara uygulanır, yaşamı yoğunlaştırır, uzatır ve genişletir.
    Sağlık ve uzun ömür arzu edilecek niteliklerdir, zira sanat uzundur. İnanıyorum ki birinci ve ikinci güçleri için değil de, yüce ruhsal bir mevkiye vakit kaybetmeden ulaşmak üzere, Üstat için ömrü uzatma sanatına sağlayan Elixir Vitae — önemliydi ve diğerleri sadece ona giden bir basamaklar olarak aranmaktaydı, zira kısa yaşam sürelerinde daha fazla vakit kaybı yaşardı.
    Muhakkak ki, 'İçsel Üstatlık' erişildikten ölümün akıbetinde uzun bir dinlenme ve tekrar çocukluk çağı yaşanması yerine yıllarca yaşamı uzatmanın avantajı vardır. İnsanlara yol gösterecek gerçek öğrenci, belki de daha yüksek yaşamlarda topluluklara rehberlik edecek kişiler için uzun ömür mutlaka bir avantajdır.
    Dünya yaşamının ötesine geçen bir ruhsal gelişim (Doğululara göre) en yüksek Budalık veya Aydınlama şekli değildir. Şefkat Budası ruhsal mutlulukları feda etmişti ve halen dünyada sürünenlere destek olmak üzere, yol göstermek üzere dünyasal yaşama dönüş yapmıştı... işte en yüksek ruhsal erişim budur.
    Dolayısıyla, dünyasal yaşamları yüzlerce yıl varan üç Gül Haç üstadına inanıyorum. Gerek yaşadıkları yıl sayısı, gerekse de adaları alegoriktir, belki de sadece semboliktir, ama üstatlıkta gelişme süreci, Büyük Ruhları dünya üzerinde çalışmaya bağladığı konusunda bir hakikati ifade etmektedirler. Böyle bir yararlılık amacı, burada aramıza giren ve Üstat C.R.'un sembolik şeklini tefekkür eden herkes için de geçerlidir.
    Eğer bana neden simya kitaplarının Gümüş ve Altına dönüşümle doludur diye sorulsa, yanıt olarak bunların Elixir Vitae sanatına gerekli ön adımlardır derim ve doğal olarak inisiye olmayandan neredeyse tamamen örtülü olan üçüncü üstün basamaktan daha fazla ilgi ve deneyim gerektirmiştir ve daha fazla uygulayıcısı olmuştur.
    Bu sözlere ek olarak, ayrıca birçok simya eserinin yazıldığı zamanının kimyası açısında yazıldışı ve gerçekten Altın elde etmek isteyen ve ruhsal konularda sezgileri olmayan o zamanının kimyagerleri tarafından Altına dönüşümün gerçek deneylerini kapsamadığını söyleyebilirim, ancak bu amaçları sadece başarısızlık sonuçlanmıştır.
    Assiah aleminde fiziksel kimya ve simyaya dönelim — bazı Altın cisimlere yıldırım çarpmıştır ve değişime uğradığı gerçeği inkar edilmemiştir. Bu değişimde yüzeylerinde Kükürt parçaları bulunmuştur — Bu olayın temelinde ne yatar? Ya kadim simyada öğretildiği gibi kükürt Altında bulunmaktaydı veya şimşekte Kükürt vardı, oysa modern bilim şimşeğin elektrik olduğunu ve kükürt içermediğini öğretir. Ancak başka şeylere yıldırım çarptığında kükürt bulunmamaktadır.
    Hermetik doktrin bütün Maddenin özde bir olduğunu ve ruhun en fazla düşmüş şekli olduğunu öğretir, Lux'un [nur] pasif şeklidir:
    Ruh — Madde
    Aktif — Pasif
    Hareket Ettiren — Hareket Eden
    Tek Eus'tan [?] iki zıt tezahür etti, sonra üç ilke ve dört element — bütün madde planlarında, tek baz Grek filozofların Hyle'idir. Sonrada Homojen — varyasyon türedi. Heterojen gelişmeyle ortaya çıktı. Assiah alemindeki Sefirotik etkiyle tüm farklılıklar ortaya çıktı ve zaman içerisinde formlar ve karışımlar üretildi. Çağlar boyunca atomların somutlaşmasıyla modern kimyanın elementleri, Metaller ve Metaloitler, halojenler ve topraklar belirgin ve kalıcı şekillerde yapılaştı. Mölekül yapıları sabitleşti ve oluşum zamanlarından bu denli uzakta günümüzde, Kali Yuga'da bilinen maddi süreçlerde modern anlamda elementler haline gelmiştir. Ancak iddia edebilirim ki, Üstat için bunlar halen değişime ve ayrışıma tabidir, ama Üstatlık dışında bile bazı sözümona Elementler dahi modern bilim tarafından ayrışmaya tabi tutulacaktır. Ancak modern bilim sağladığı ilerleme konusunda gurur duyarak gün geçtikçe otoritesi konusunda mutlak bir inanç talep edecek kadar ileri gidebilmektedir. Modern bilim hatasını gösterecek kişiyi susturup kürsüden indirmek durumundadır. Modern Bilim önceden Dinin gösterdiği bağnazlığı aratmamaktadır.
    Dolayısıyla Metaller ve bildiğimiz Elementler çağların işiyle oluşmuş, belirlenmiş ve mevcut özelliklerine sabitleşmiştir. Doğanın yavaş süreci, ısı, ışık, elektrik, yoğunlaşma, basınç ile metaller taşların damarlarına işlenmiştir. Bazı ani ve şiddetli etkiler de olmuştur, belki bazı metaller Doğanın yavaş sürecinden ziyade bu şiddetli etkiler tarafından ortaya çıkmıştır.
    Kim bilir, belki de saf bir şekilde bulunan altın Yıldırım ve depremler sonucunda ortaya çıkmıştır. Yoğun basınç ve ısı mevcut karışımlara yeniler eklemiştir. Altının ağırlığı yoğundur. Yoğun basınç böyle saf ve homojen bir şeyi yaratma olasılığı vardır.
    Simyagerler, günümüzde Element olarak bilinen Metallerin hep öyle olmadığını — basit maddeler olmadıklarını öğretirlerdi. Simyagerlerin "Elementleri" haller ve süreçlerdir. Her metalin, örneğin kurşunun bir "Metalik Kök" ve bazı başka maddeler — kükürt içerdiğini inanıyorlardı. Kükürtlerin özellikleri ve miktarı Metali beliriyordu. Adi ve dönüşmeye kolay girebilen bir metali alarak ve evreden evreye bu kükürtleri arındırarak her bir metalin sırayla yaratılabileceğini ve sonunda Altın yaratılabileceğini öğretiyorlardı. Bu teorinin doğru olduğunu ve astralda çalışırken aynı zamanda fizik planda çalışarak uygulamasının olası olduğunu inanıyorum. Ama bu şekilde altın yaratılabilirse, Cui Bono? Ne işe yarar? Bu şekilde hiçten Altın edildiği anda değeri de düşer — Altının değerli kılan şey, karşılığında ekmek ve lüksü satın alan şey onun nadir olmasıdır. Eğer onu anında yaratılabilme olasılığı gerçekleşirse, toz kadar değeri olur.
    Dönüşümde başarılı olan simyagere gelince, ki bir üstat olarak başarır, o öyle bir yapıya sahip olacaktır ki, zenginlik ve ün onun için bir amaç olmayacaktır. Bilecektir ki, kazanıldığında, kendilerine yardım etmeyenlere verildiğinde zenginlik kötü harcanmış olacaktır. Bilecektir ki, bireysel gelişim, ulusal gelişim ve dünya gelişimi dilenmeye değil, bireysel, ulusal ve dünyasal çabaya dayanır.
    Bir arkadaşa, komşuya yardım etmek veya arzu edilen bir şeyi elde etmek üzere küçük bir dönüşüm yapabilme isteğinin gaflet olduğunu ve gerçekleştiğinde de kötülük olacağını inanıyorum.
    Aramızda çabalarına karşılık olarak böyle bir mükafat arzu etmemiş kim yoktur ki?
    Dünyada bunu istemeyecek kaç kişi vardır? Dünyada zengin olup da günlük yaşamlarında sadece kendilerine gerekli olana ve daha fazlasına sarf etmeyen, kalanı da bir arkadaş, komşu, ihtiyacı olana veren kaç kişi vardır? Ah! — ben bir inisiyeyim farklı davranırım der misiniz? Arkadaşım — daha büyük fırsatla, daha büyük sorumluluk gelir. Ne böyle düşüneni ne de sizi bu konuda yargılamam, ama bütün kalbimle şu anda dönüşüm gücüne olmadığım için Tanrıya şükrediyorum. Tanrı bilir — ve ben bilirim — düşmek, yoldan sapmak ne denli kolaydır.
    Sürekli konu dışına çıkıp Ruhsal hususlara girmekteyim, oysa maddi ve fiziksel metot hakkında bir çift laf söylemek niyetindeydim. Ama bunları yine de erteleyip iki alıntı sunmak isterim, biri Simya süreci üzerinde bir betim, diğeri de alegorik ve efsanevi dilde Simya sürecini anlatan bir Fransız şiirin İngilizce tercümesidir. İlk alıntı astrolojiktir, astroloji simya ile yakından ilintilidir. İkincisi şiirsel bir güzellik taşır ve tefekküre değerdir.
    İlk alıntı aşağıdadır:
    Büyük Çalışma Güneşin Satürn'ün Gece evinde bulunduğu zaman başlamalıdır.
    Siyahlık kırk gün sonra Güneşin Satürn'ün Gündüz evinde olduğu zaman gözükür.
    Jüpiter'in Gece evine girdikçe siyahlık kararır ve Koç'a girince bir ayrışım oluşur.
    Güneş Luna'nın (ayın) Yengeç evine girince Luna'nın beyazlığı oluşur.
    Güneş, özel değişim şeklini kendi evi Aslana girince başlar.
    Kırmızı metal bakırın, Venüs Gündüz evi Terazide Kırmızı oluşur, sonrada Akrep takip eder,
    ve Çalışma Jüpiter'in Gündüz evi Yay'da tamamlanır.

    Bu alegorik betimin iyi bir örneğidir, şüphesiz fiziksel bir temeli de vardır, — ve açıkça astral evrim planında şeylerin, hususların, mevsimlerin ve süreçlerin Ruhuna hitap etmektedir.
    İkinci alıntı aşağıdadır:
    I

    Bilgelerin bahçesinin altın kapısı içinde,
    Yedi fıskiyeli bir çeşme eşliğinde
    Hesperia Ejderhası yatar.
    O muhteşem fışkırmalar kutsal kahinin düşünde
    Sürekli yanan çalılar gibi,
    Asya kiliseleri gibi gözükür,
    Kanatlı ejderha üç kez
    Sihirli suları içmeli
    Sonra pulları üstünden
    Patlayarak dökülmeli
    Kalbi ikiye bölünmeli,
    İçinden akmalı bir sıvı
    Bir ilahi şekil çıkmalı
    Ve Güneş ve Cynthia ve siz
    Sihirli Anahtar sizin olacaktır.


    II

    Hermes'in hayaletli hücresine yakın
    Kara çamların gölgelerini attığı
    Bilgeliğin kutsal korularında
    Üç güzel çiçek vardır
    Mor renkli menekşe
    Bütün çiçekler arasında üstün kokulu
    Süt beyaz saf zambak
    Ve aşkın eflatun çiçeği.
    Kırmızı Güneş sana bir işaret verecektir,
    Dolanan dereciklerin sulandırdığı
    Safir renkli menekşe parladığı yerde,
    Manzarasız altın dereden
    Bir menekşe toplayacaksın —
    Ama ah—dikkat, dikkat ! —
    Zambak ve Amaranth
    En fazla dikkatini gerektirir

    III

    Kristal bir göl içinde,
    Pırlanta gibi parlayan gözlü,
    Güneşin ilk ışını Roseate
    Bin balık oynar
    Su içinde bir ağ
    Altından yapılı bu ağı
    Eğer hava kabarcıkların parladığı yere atılsa
    Bir balık yakalayıp tutar.

    IV

    Tepeleri güneşe yakın olan
    En eski dağlar arasında
    Ebedi nehirler
    Parlayan kanallardan akar
    Bu nehirler altındandır
    Böylece dünya krallarının
    Sayısız hazineleri yuvarlar,
    Ama Harika Taşın(1) parladığı
    Kadim Dağları arayan
    Çok uzaklarda dolaşmalı
    Bilinmeyen diyarları ve denizleri aşmalı.

    Sefirot'a [Sefira veya kabalistik kürelerin çoğul hali, Sefiralar gibi] metalleri eşlendirmek için halen iki sembolik şema size öğretilmiştir — belirli tekabülleri kurmak ve bu Metallerin simya ilişkilerini ortaya koymak üzere — her birini geçerli kılabilecek nedenler vardır. Burada modern kimyanın tanıdığı metalik olmayan 10 hafif elementleri Dekada eşleştiren geliştirdiğim başka bir şema veriyorum:


    Binah = Nitrojen, her zaman bir gaz — çok pasif — ne yaşamı ve de yanmayı destekler.
    Flüorür = bir gaz — çok aktif, neredeyse tamamen soyut.
    Klor = bir gaz — altın gibi sarı renkli, yakıcı, aşındırıcı.
    Bromin = daha ağır, kırmızı bir sıvı.
    İyot = kırmızı bir Bakır ve hermafrodit Pirinci.
    Karbon Tifereth'dir, metal olmayan elementler arasında en kayda değerdir — çok başka elementlerle birleşir — bütün bitki ve hayvanlar karbon bazlıdır.
    Fosfor ve Kükürt Yesod ve Malkuth'u temsil eder, ikisi katı elementtir ve şemayı tamamlar.
    Bu eşleştirmeler ilginçtir ve daha da genişletmek mümkündür. Bunun dışında gerçek metalleri de saflık derecelerine göre, G.D. formlarına ek olarak saf Temel Hyle veya 'tek maddeye' yaklaştıkça Kimyasal Sıralamalarıyla Sefirot'a eşleştirmek mümkün olabilir. Sefirot'un her biri tedricen öncekine göre daha az yüce olan tecellilerdir. Onlar plandan plana, alemden aleme inerler ve her bir sonraki öncekine kıyasla daha maddi olarak düşünülebilir. Assiah'ta benzeri orantılarda Metaller, metaloitler ve diğer maddeler olarak ayrışımlar olabilir. Durum böyle olduğunda Simyanın derece derece arındırma teorisi her bir metali doğal olarak bir üstündeki metale dönüştür. Kurşunu Bakıra, Bakırı Gümüşe ve Gümüşü Altına, Hayat İksirin (Elixir Vitae) Altını, Bitkisel ve Hayvansal yaşamın Altını. I
    Simya bütün metallerin Felsefi Merkür ve onu sabitleştiren Kükürtten oluştuğunu öğretirdi.
    Felsefi Merkür bilinen cıva — tek sıvı metal — değildir. Kimyagerlerin Hidrojeni de değildir.
    Bu Merküre Hydrardgyram derlerdi — sıvı, gümüş renkli — Gümüşün Suyu. Öğretilerine göre bu 'düşük sıcaklık kaynaşması' durumunda Gümüştür — ona 'Proteus' = 'değişik formlar içeren' derlerdi. Simyagerler Altını son derece ağır olarak buldular, dolayısıyla çok ağır olan başka metallere denemeler yaptılar — kurşun, cıva ve bakır. Zira onların dönüşüm basamaklarında Altına daha yakın olduklarını veya her bir ağır metalin daha az dönüşüm ve arınma süreçlerine gereği olduğunu inanıyorlardı.
    Örneğin, Kurşunun ağırlık olarak Altına yakın olduğunu ve bundan dolayı Kurşunun neredeyse tamamen Felsefi Merkür ve Altından oluştuğunu ileri sürüyorlardı. Eğer Kurşunda Felsefi Merkür dışındakileri yakıp kaldırabilecek bir ajan bulunursa ve kalan Felsefi Merkür Kükürtle sabitleşebilirse, o zaman elimizde sonuç olarak Altın kalır.
    Eşit kütlelerin orantılı ağırlıkları şöyledir: —

    Altın 19
    Cıva 14
    Kurşun 11
    Gümüş 10
    Bakır 9
    Demir ve Kalay 7
    Antimon 6
    Arsenik 5
    ‘Elementler’in birçoğu, 1750-1800 yılları arasında (özellikle bileşik madde olarak bilinen Potas ve Soda, 1807'de Davey tarafından) analizle bölünmüştür.
    Bu bölme ilk başta Ayrışma ile yapılmıştır, zira birçok mineralde az miktarda Altın bulunur.
    İkincisi Olgunlaştırmayla, Merkürü inceltmeye, arındırmaya ve sindirmeye yönelik işlevlerle, böylece o daha ağır bir maddeye ve nihai olarak Altına dönüştürür.
    Onlar Merkürü, Altın ve Diğer bir Unsurun alaşımı olarak görürler: Ateş kullanarak ve tutuşturma için uygun maddelerle; kirlilik ve katışıklar yakılarak çıkarılır ve Altın kalır.
    Üçüncüsü, adi metalleri Felsefe Taşıyla kaynaştırarak mükemmel bir dönüşüm oluşacağı söylenmekte, tortu yakılarak yok edilir ve Metalik kök Altın olarak ortaya çıkar.
    Simya argümanın örneği olarak, şöyle yazılmaktadır, "eğer 19 ons Kurşun alırsak ve 8 onsunu giderecek şekilde uygun ajanla kaynaştırırsak elimizde 11 ons kalır ve bu saf Altından başka bir şey olmaz, çünkü Altın ve Kurşun 19'un 11'e karşı orantısıdır. Aksi taktirde, eğer düşürme süreci 19'a 14 olursa, sonuç Merkür olacaktır, ama süreç devam ettirilip 11'e düşürülebilir, o zaman aradaki basamak olmadığı duruma eşit bir şekilde yine de sonuç Altın olur."
    Diğer bir bakış açısından, şöyle yazılmaktadır "Felsefe taşı en ince, sabit ve yoğun ateşli maddedir ve erimiş metalle eklendiği vakit, adeta manyetik bir erdemi varmışçasına metalin Merkür unsurunu diriltir ve kirden arındırır ve sonuçta elde erimiş saf bir Sol [Altın] kütlesi kalır."
    Ama daha önce belirttiğim gibi, saf kimyasal deneylerle uğraşmak yararsız olur. Simyasal süreçleri yerine getirmek, aynı anda hem Astral planda, hem de fizik planda işlem yapmak gerektirir. Eğer, ısı ve nemle birlikte, İrade gücüyle, yaşam gücüyle, elektrikle aynı zamanda çalışabilecek konumda değilseniz, hiç bir yeteri sonuç alınamaz.
    Bildiğim kadarıyla, dönüştürme gücü başka majikal edintilerle birlikte gelebilir—Labor omnia vincit. O herhangi bir Dereceyle bağışlanamaz, ama zaman zaman belirli öğrenciler tarafından elde edilir. Herhangi birinizde doğabilir veya majikal olay en beklenmedik zamanda oluşabilir!
    1Mitoloji Sözlüğü—Hermetik (Le Dictionaire Mytho—Hermetique) şöyle yazar "Bahçede bulunan Çeşme" çeşitli kaynaklardan geldiği için yedi metallerin 'Prensibi', 'Bilgelerin Merkürü'dür ve yedi gezegenin etkilerinden oluşmuştur. Ama esasen sadece Güneş babasıdır ve Ay annesidir. Üç kez içen ejderha maddeyi fetheden arınmadır. Adını siyah renginden alan ejderha, Gri rengi siyahın yerine aldığında pullarını veya derisini kaybeder. Sadece Güneş ve Ay size yardım ettiğinde başarırsınız. Ateşi kullanarak Gri rengini Ayın Beyazlığına dönüştürürsünüz (ve sonra da, son evre olarak Güneşin kırmızısını elde edersiniz). "Balıklar" ısıtılan potada hava kabarcıkları anlamına gelir. "Göl" çoğu zaman imbik veya şişe anlamına gelir.
    ALINTIDIR
    Buradan da anlaşılacağı gibi simya kimya gibi sadece elementlerin birbiriyle karışımı ile bir şeyler elde edilebilin bi ilim. Değildir.


    yaa kımya sadece maddelerın bırbırıyle karısımından bısey elde etmek ıcınmı ugras werır gıdın arastırn kımyayı neymıs

  5. #5
    Kuzey

    Simya nedir, Simyacı Kimdir?

    SİMYA NEDİR, SİMYACI KİMDİR?

    Göktuğ Halis

    Çok sayıda hermetik disiplin gibi simya da iki farklı perspektifin açılımlarına maruz kalmıştır. Her zaman ve her mekanda, bu uğraşların güç, para, tatmin yahut başarı gibi dünyevi amaçlarla anlamlanan tarafı, Hermetik felsefenin gizlici yüzüne karşıt bir yapı oluşturmuştur. Hermesçi uğraşının bu anlamlı yüzü daima ve her yerde "bütüncül" olana kavuşmakla ilintilidir. Simya'nın, yüzyıllar boyunca "adi madenleri altına çevirme" yeteneği olarak sunuluşu, kuşkusuz Hermetik felsefenin sadık savunucularından çok dönemin koşullarını kendi lehine çevirmek isteyen düzenbazların ve çaresizlerin trajedisini yansıtır. Gerçek bir simyacının amacı asla çok zengin olmak, madenleri altına çevirmek veya bu yolla dünyayı ele geçirmek değildir. Bir simyacının felsefi kaygısı, bütünün işleyişini anlamak ve bu bütüne müdahale etme yetkinliğine ulaşmaktır. Modern dünyanın simyayı arsız bir servet anlayışı olarak görmesi en iyi ihtimalle parayı en yüksek değeri yapmış bir zamanın çapsızlığının işareti olabilir.

    Günümüzde modern bilimin, bazı madenleri uygun laboratuar koşullarında altına dönüştürebilme olanağı vardır. Ancak örneğin kurşunu, bu tip koşullarda altına dönüştüren bir bilim adamını, bir simyacı olarak nitelememizin önündeki engel tam da Hermetik felsefenin söz konusu içeriği ve anlayışıdır. Modern dünyanın bilim adamı bir simyacının felsefi donanımından yoksundur ve laboratuar düzlemindeki başarı, kendinden ayrı bir madde üzerinde ulaştığı başarıdır. Katı maddenin yasalarını anlamaya çalışan ve onları anladığı oranda değiştirmeyi başaran bir modern bilim uygulayıcısının, özne-nesne arasında koyduğu temel ayrımın simyacı için anlamı yoktur. Madde üzerinde yaşanan değişim, uygulayıcının benliği üzerinde dönüştürücü ve geliştirici bir etki sağlamıyorsa, simyacı, modern kimyacının aksine, kendisini başarılı saymayacaktır. Öyleyse başlangıç olarak belirtmeliyiz ki bir simyacı için adi maddenin altına dönüşümü sadece araçtır. Evrenin bütünlüğünü kurmuş bir simyacı için doğadaki herhangi bir dönüşüme katılım mümkündür ve bu dönüşüm onun kendi dönüşümüdür. Kurşun altına dönüştükçe, simyacının ruhu da değerli bir aşama kat etmiş olur. Doğal olaylara müdahaledeki bu cüret aslında Hermetik çok sayıda uğraşı, semavi dinler bağlamındaki "olumsuz" yargılamanın kökenine götürür. Bir simyacı ölümsüzlük, bilgi ve güç gibi konularda uğraşırken kendisine örnek olarak TANRI'yı alır. Tanrı gibi olmak, ya da onunla bir olmak hiç kuşkusuz modern bir bilim adamının sınırlarını aşan felsefi bir dizgenin parçasıdır. "Büyük Eser" tanımının anlamı budur.

    Kökeni simyaya dayanan pozitif bir bilim olarak kimyada da, birkaç temel bileşenin etkileşerek ikincil bir katman üretme eğilimi kabul edilir. Element tabloları bu durumu ayrıntılı olarak gösterir. Bununla birlikte bu ilkesel benzerlik ayrıntılardaki farklılıklarla sarsılır. Modern kimyanın yüzün üzerindeki elementine karşılık, simyacının elinde, hava, toprak, su ve ateşten oluşan dört element vardır. Hiç kuşkusuz bu elementleri cevherler olarak adlandırmak yerinde olur. Çünkü onlar ilkesel ve ideal oluşları bağlamında soyut unsurlardır. Bir diğer ifadeyle bunların hiç biri gerçek hayatta, soyut düzlemde olduğu gibi saf halde değildir. Kendisine katışmış diğer öğelerle anlamlıdır. Bunları "yaşamın kökeni" olarak adlandırır bir simyacı. Simya, bu elementlerin yönetimini içerir. Evrendeki her varlığın kökeninde, değişik oranlardaki bu dört elementsel sentez bulunuyorsa, bunların yönetimi varlıkların yönetimi anlamına gelir nitekim. Simyacı, sahip olduğu bu bilgiyle, doğanın işleyişine yardımcı olur ve en yüce olasılıkların zamanlamasında belirleyici bir rol oynar. Bu kutsal amaç hiç kuşkusuz sistemli ve hummalı bir çalışmayı içerir. Tüm Hermetik disiplinler gibi simya da, katışıksız ve zorunlu bir çileli çabayı gerektirir. Deney ve modern anlamda laboratuar çalışması olarak tanımlayabileceğimiz aşama, söz konusu ideal açısından gerekli bir araçtır.

    Simya, temel amacı doğrultusunda metaller üzerindeki deneysel çabadan yararlanır. Tüm metaller, kükürt, cıva ve tuzdan oluşur. Tıpkı ana ilkeler gibi bu ilkeler de sentez halinde metallerde bulunur. Cıva, pasif ilke olarak ruh 'u simgelerken, tuz ise maddenin sembolüdür. Kükürt ise ortaya çıkan bütünlükteki enerjiyi, hareket ilkesini temsil eder. Her maddede geçerli olan denge sabiti, bize Altın Oran'ı vereceğinden, cıva, kükürt ve tuzun uygun oranı da altını verecektir bir simyacıya göre.

    Altın yukarıda da değindiğimiz gibi, sistemli ve güçlü bir semboldür. Simyacı için altına ulaşım, maddi ilkeden çok, bağıntılı olduğu ruhsal dönüşümle ilgilidir. Altın üzerine geliştirilen felsefe dizgenin kökeni Mısır'a dek takip edilebilir. Altının, göz alıcı güzelliği, şekil verilebilir ve paslanmaz niteliklerini, değişim ve mübadele aracı olarak değerini çok sayıda uygarlık gibi anlayan Mısırlılar aynı zamanda, Güneş'in özdeşimini yaparken inanç sistematiğinden yararlanmışlardı. Altın içinde hiç bitmeyen bir ışığa sahiptir. Ateşli elemenin sıradışı yükseklikteki oranı metafiziksel çağrışımları kaçınılmaz olarak besleyecektir. Süreç içinde Yunan'da özellikle Platon ve Aristo sistematiğinde, ateşe biçilen değerle ilişkili hale geldi. Onlara göre, ateş, yerküresel bir element olmasına rağmen, göksel bir gerçekliğe en çok yaklaşan elementti. Bu nedenle içinde hiç sönmeyen bir ateş barındıran altının göksel kürelerin en muhteşemi güneş ile özdeşimi kaçınılmazdı.

    Altının içerdiği ateş, herşeyi canlı bilen Mısırlının düşünsel dizgesinde büyük bir can buldu. Yerkürenin rahminde büyüyen metaller, yavaş ama kesintisiz bir biçimde, her varlık gibi mükemmelliğe doğru yol almaktaydı. M. Eliade, Türkçe'ye Babil Simyası olarak çevrilen kitapçığında, simyacının uğraşını, toprağın doğurganlığına bir müdahale olarak tanımlarken tam da bu noktaya parmak basmaktaydı:

    "İnsan, doğa ile işbirliği yapabileceğini, toprağın derinlerinde meydana gelen büyüme süreçlerine yardım edebileceğini hisseder, yeraltında gerçekleşen bu yavaş olgunlaşmanın ritmini sarsar ve hızlandırır. Hakları insana ait olmayan bir alana, Toprak Ana'nın derinliklerinde yavaşça yoluna devam eden mineral gebeliğin gizemleriyle birlikte yeraltı dünyasına gitmeyi göze aldıklarını hisseder..."

    Böylece simyacı, bir din adamı gibi kutsal bir çabayı üstlenir. İlksel yaşam enerjilerinin idaresiyle dünyayı dürterek, sonu çabuklaştırır. Bir metalin mükemmelliği ulaşımı sürecini hızlandırmak, kaçınılmaz olarak kişinin kendi ruhsal mükemmelliğiyle ilişkilendirilebilir. Çünkü doğal kusurlar, rahatsızlıklar, bir metalin temel amacına ulaşmasını nasıl engelliyorken simyacı ona yol gösteriyorsa, dünyevi bir batakta sarsılan ruhu için de aynı kurtuluş mümkündür. Metal, simyacının laboratuarında mükemmelliğe ulaşırken, simyacının ruhu yaşamıyla bu mükemmelliğin takipçisidir. Her ikisi de sonu gelmez ateşlerde yanmak zorundadır mükemmellik için.

    Altının göksel bir küreyle özdeşleşimi kuşkusuz diğer elementler için de geçerlilik taşımaktadır. Astroloji ve simyayı birbirine bağlayan bu yapıda, güneş altın'ı, ay gümüş'ü simgelerken, göklerdeki diğer 5 gezegenle birlikte, ortaya 7 metal 7 yıldız simetrisi çıkar. Makro-micro kozmos ilişkisini oluşturan bu dizgeye göre en hızlı gezegen Merkür, cıva ile, Venüs bakır ile, Mars demir ile, Jüpiter kalay ile, Satürn ise kurşun ile ilişkilendirilir. Bunlardan Jüpiter ve Venüs benzeşiminin neden olduğu bilinmese bile bilinen, elementlerin gelişiminin hamisi olunan göksel küre tarafından yönlendirildiği bilinmektedir. Her gezegen kendi ayırt edici erdemini ortaya koymaktadır.

    Simyanın felsefi bir dizge olarak geniş çizgileri kendisini en belirgin şekliyle Felsefe Taşı kavramında gösterir. Oldukça yoğun ve soyut anlatımlara sahiptir ki felsefe taşı... Örneğin 16. yüzyıldan kalma bir metin felsefe taşını şu şekilde anlatır:

    "Genç ya da yaşlı, tüm insanlara tanıdık gelir, Tanrı'nın yarattığı her şeyde bulunur, ama hepsi tarafından hor görülür. Zengin fakir herkesin elinden her gün geçer. Hizmetçiler tarafından sokağa silkelenir. Oysa kimse değerini bilmez. İnsan ruhundan sonra, yeryüzündeki en güzel ve krallarla prensleri alaşağı etme gücüne sahiptir..." Büyü, Gizem Bilim. sf 102)

    Simyacı için temel amaç, mükemmelliğe ulaşmaksa, temel araç ise felsefe taşıydı. Felsefe Taşı, İsa'nın Graal'i gibiydi. Altın değildi ama Tanrı'nın dokunuşu gibi, değdiği her şeyi iyileştirirdi. Kusurları gideren bu güç, cennet çağının habercisiydi. Kaya veya taş ile oldukça az anlatımlarda özdeşleştirilir. Kimi metinlerde "kırmızı bir toz" şeklinde tanımlanırken, kimi anlatılarda "nüfuz edici su" olduğu gözükür. Bazen ilaç, bazen ölümsüzlük besini olarak tanımlanan felsefe taşı, bazı ilginç simgelerle de ifade edilir: "Bir şişenin içinde kalmış, kırmızı renkte bir Kral" olarak. M. Maier'in verdiği örnek ise çok daha ilginçtir:

    "Bir erkek ve kadından önce bir çember, sonra bir kare, sonra bir üçgen, son olarak da bir çember yaparsan Felsefe taşını elde edersin..." (Büyü, Gizem Bilim sf 102)

    Simyacının dilindeki kapalılık ve simgesellik şaşırtıcı değildir aslında. Ortalama anlayışın eleştirisi bir tarafa, gereklidir. Modern bilim adamının, kesin konuşan tarzı yerine simyacı, olasılıkları hesaba katar. Hakikatin ikinci elden anlaşılamazlığını savunurdu. Gerçeklik istense bile asla anlatılamazdı. Kitlelere, hatta yolun başındaki ustalara dahi bu bilgelik götürülemezdi. Açık ifadelerde gözleri kamaştırır, büyük yıkımlar getirir, hazırlıksız kişilere zarar verebilirdi. Simya, tüm Hermetik disiplinler gibi çeşitli kaygılarla gizli bir disiplin haline geldi. Çok sayıda üstad, araştırma sonuçlarını birbirlerine büyük bir gizlilikle götürdü.

    Simyacı için yolun başı kuşkusuz önemli bir ayrıştırmadan geçer. Laboratuarında onun yola çıkış noktası "ilk maddedir. İlk maddeye ilişkin tasavvurların farklı oluşu, işleme geçmeden önce, nereden başlanması gerektiği konusunda çok sayıda farklı tutuma yol açar. Çok sayıdaki girişimdeki başarısızlık ise, genellikle İlk Madde'nin bulunamayışıyla açıklanır. Dışkı, çamur, tükürük ya da toz gibi çok sayıda madde kullanılmıştır. Aristoteles'in kimi çıkarımları, özellikle biçimden yoksun madde çok sayıda simyacıyı etkilemiş olmalıdır. Ona göre, ilk maddenin herhangi bir özelliği yoktur. Özelliksizliği saptanmış bir maddenin ilk aşamada öldürülmesi gerekir. Siyah aşama, ya da maddenin öldürülmesi aşaması Nigredo olarak adlandırılır. Maddenin ölümü, bir sonraki aşamada maddenin diriltilmesi olarak da bilinen beyaz aşama, yani Albedo ya, oradan da Kırmızı aşama, yani maddenin beslenmesi, Rubedo aşamasına geçecektir. Hıristiyan felsefesindeki yaşamın ölümden doğma diyalektiği, simyacıların çoğunu, İsa örneğinden hareketle etkilemiş olmalıdır. Maddenin ölümü, yani tüm özelliklerinden arındırılması onun içindeki ilahi kıvılcımı, ilk koşullandırıcıyı, ya da ilkten öncekinin açığa çıkmasını sağlayacaktı. Serbest kalan ilahi kıvılcım, simyacının avuçlarına düşecekti.

    Bir maddenin öldüğünden emin olmanın çeşitli yöntemleri vardır. Madde yakıldıktan, toz haline getirildikten, cıva ile karıştırıldıktan sonra, kara bir madde yumrusu olarak karşımıza çıktığından, ceset gibi kokar. Kurt tarafından kemirilen ölü kral, çarmıha gerilen yılan, ya da parçalanmış ceset gibi çok sayıda simgesi bulunmaktadır. Madde öldürüldükten sonra, yeniden doğum aşaması gelir. İlk madde, bir sıvı solüsyona batırılır. Doğru yapılmışsa işlem, kara yumruyu beyaz bir taşa dönüştürürdü. (Vahiy kitabında üstüne yeni bir isim yazılmış beyaz taş olarak görülebilir)Lekesi veya karası olmayan gerçek kristal taş diye adlandırır Michael Maier. (Simgesi ay altında yıkanan insan) Simya bu aşama içinde bizzat yer alır, bu kez mistik diriliş ve yeniden doğuşa geçerdi. Son aşama, beyaz taşın altına, yani felsefe taşına dönüştürüldüğü aşamaydı. Rubedo aşaması. ... Kurban kanı ve olgunlaşmayı akla getirir. Beyaz taşın simyacı tarafından beslenmesiyle oluşurdu. Beslenme sırasında bal veya insan kanı gibi şeylerle karıştırılabiliri. Anlaşılan taşın, uzun süren işlemler sırasında güce ihtiyacı vardı. Bu nedenle beslenmekteydi taş. Beyaz taş sonunda felsefe taşı ile ilişkilendirilen kırmızı bir toza dönüşürdü.

    Simyacının ulaştığı ölümsüzlük aşamasının temel maddesi olan felsefe taşı, çileli bir yolculuğun sonucudur. Simyacı için asla bir ayrıcalık değildir, ölümle kesilmemiş bir yaşam bütünlüğü simyacı için daha sistematik bir bilgi olanağına açılan bir kapıdır. Bu anlamda, kişisel hayatını zengin ve muhteşem kılacak "felsefe taşı formülüne" sahip olmasına karşın, gerekli gördüğü haller dışında onu, adi madenleri altına dönüştürme yolunda kullanmaz. Simyacı için felsefe taşı, maddi bedenin engellerinin aşılması yolunda kullanılır. Bunun en önemli aşaması ise, yaşlanmayı ve çürümeyi engelleyen ab-ı hayat iksiri kullanımıdır.

    Sahip olduğu bilgi, simyacıyı yeraltına iter. Gölgede kalmak, evrenin sırlarını isteyenin ayrıcalığıdır, ona göre. Popüler olmamaya özen gösterir, sıradan, herkes gibi bir hayat oluşturarak dikkat çekmemeye çalışır. Paracelsus, St. Germain Kontu gibi yarı mistik şahsiyetlerin yanı sıra, Locke, Newton gibi, bilim ve felsefe dünyasının popüler isimlerinin de yer aldığı "simyacı" listeleri inandırıcılıktan uzaktır. Çok sayıda hermetik disiplin gibi, simya da, öğretmen öğrenci ilişkisi temelindeki gizlici ve dışa kapalı bir yöntem olarak, kuşaktan kuşağa aktarılır.

  6. #6
    Ulvi
    Simya ilmi olmazsa olmazlardan böyle önemli bir konuda bilgi verdiğin için Allah Razı Olsun

  7. #7
    Lucky
    çok güzel bir yazı,faydalandım.sağolun.

  8. #8
    jstzn
    Paylaşım için teşekkürler

  9. #9
    R€V€NG€
    Paylaşım için teşekkürler.

  10. #10
    seher01
    Paylaşım için teşekkürler



2 Sayfadan 1. 12 SonSon

Benzer Konular

  1. Yecüc Mecüc Kimdir?Nedir ?
    Konuyu Açan: mavi_boyss, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 25
    Son Mesaj : 28-Şub-2014, 00:02
  2. Anne Kimdir / Nedir?
    Konuyu Açan: 3tam1bolu2, Forum: Deneme & Makaleler.
    Cevap: 49
    Son Mesaj : 03-Kas-2012, 12:31
  3. İrşad Nedir? Mürşid Kimdir?
    Konuyu Açan: Güzide, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 23-Ağu-2011, 22:40
  4. Simya Nedir?
    Konuyu Açan: teoka, Forum: Diğer Din ve İnanışlar.
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 07-Mar-2008, 19:04
  5. Şahmneran Kimdir ? Nedir ?
    Konuyu Açan: oguz3259, Forum: Doğaüstü Olaylar ve Varlıklar.
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 04-Ara-2007, 18:27

Bu Konu İçin Etiketler

Sitemiz kişiler arası iletişimi sağlayan bir servis sağlayıcıdır. Kişilerin yazdıkları kendi sorumluluklarındadır.
Hukuki gerekçeler ile kaldırılması talep edilen içerikler için lütfen iletişim linkini kullanınız.

Sitemizdeki yazılar telif hakları ile korunmaktadır. İzinsiz alıntı yapılamaz ©estanbul.com