Toplam 7 sonuçtan 1 ile 7 arası gösteriliyor
  1. #1
    IslaminKalesi

    Sünneti Red eden Vehhabilere Öldürücü Cevaplar

    Aşağıdaki yazılarda önce vehhabilerin görüşleri yazılmış, sonra bunlara cevap verilmiştir.

    1- Allah yarattıklarına benzemez

    Vehhabiler, Allah’ı insana benzeterek (Allah Kürsüye oturmuştur) diyorlar. (Feth-ul-Mecid, Abdurrahman bin Muhammed bin Abdulvahhab. s.256. Darusselam Yayınevi Riyad)

    Vehhabi İbni Baz diyor ki:

    Allah hakkında, organ ve cismi reddetmek yanlıştır. (Tenbihat firreddi ala men teevveles-sıfat İbni Baz s.19 Müftülük Genel Başkanlığı. Riyad)
    Allah, kendisinin suretine benzeyen insanı yarattı. (İman ehlinin Âdem’in Rahman suretinde yaratılmasıyla ilgili akidesi [İbni Baz bu kitabı övdü], Mahmud el-Tuveyciri s.76 Dar el-Liva, Riyad)

    CEVAP

    Allahü teâlâ ne Arş’a ne de Kürsü’ye oturmaz; çünkü oturmak insanların sıfatlarındandır. Allahü teâlâ hâşâ cisim değildir, uzuvlardan da münezzehtir. Yarattıklarına da kesinlikle benzemez. Bir âyet-i kerime meali:
    (O’nun eşi ve benzeri yoktur) [Şura 11]

    (Eli var, ayağı var, oturur, kalkar) gibi yapılan her türlü benzetmeler, bu âyet-i kerimeye aykırı olur.

    2-Allah mekandan münezzehtir

    Allah zatiyle Arşın üstündedir. (Hac Dergisi Yıl 49 11. bölüm s. 73–74 H. 1425 Mekke)

    CEVAP

    Bu da, (O’nun eşi ve benzeri yoktur) mealindeki âyet-i kerimeye aykırıdır. Arş sonradan yaratılmıştır. Allahü teâlâ, mekândan münezzehtir. Bir hadis-i şerif meali:

    (Allah ezelde varken O’ndan başka hiç bir şey yoktu.) [Buhari]

    3- İstiva

    İstivayı istila manasında açıklayan kâfirdir. (Halakatün Memnua, Hüsam el-Akkad, s.26 Darüssahabe Tanta)

    Allah Arş’a oturdu. (Nazarat ve Takibat ala mafi kitap el-selefiye, Salih el-Fozan, s.40, Dar el-Vatan, Riyad)

    Kürsü Allah’ın ayaklarının bastığı yerdir. (Tefsir Ayet-ül Kürsi, s.19 İbnül Cevzi kütüphanesi)

    CEVAP

    Bu da, (O’nun eşi ve benzeri yoktur) mealindeki âyet-i kerimeye aykırıdır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:

    (O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a istiva edendir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir.) [Hadid 4]

    Vehhabiler hem tevili inkâr ediyorlar, hem de bu âyetin ikinci kısmını, yani (Nerede olursanız olun, sizinle beraberdir) kısmını tevil ediyorlar. Allah’ın sıfatları tevil edilmez dedikleri halde, (Nerede olsanız, O sizinle beraberdir) kısmını tevil ederek tezada düşüyorlar. Beraberliği ilmen diye tevil ediyorlar da, istivayı dine uygun tevil etmeye yanaşmıyorlar. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:

    Ehl-i bâtıl, istiva, vech, yed gibi kelimeleri tevil etmedikleri için sapıtmışlardır. İstiva demek, Arşa hükümran olması, Arş’ı hükmü altına alması demektir. (Hükümdar, Irak’ı kansız olarak istiva etti) demek, (Irak’ı kansız olarak ele geçirdi) demektir. (İlcam-ül-avam)

    4- Allah’ı hareketten tenzih etmek

    Allah yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya hareket eder. (Fetava-i el-Akideh, s.742)

    CEVAP

    Bu da, (O’nun eşi ve benzeri yoktur) mealindeki âyet-i kerimeye aykırıdır.
    (Tatarhaniyye) fetva kitabında, (Milel ve Nihal) kitabında ve bütün muteber kitaplarda (Mücessime) ve (Müşebbihe) fırkaları gibi, (Allahü teâlâ cisim gibidir. Arş üzerinde oturur, iner, yürür) gibi hususlara inananların kâfir oldukları yazılıdır.

    5- Allah’ın kelamı

    Allah’ın kelamı harf ve sesledir. Allah’ın kelamı neviyle kadim, efradıyla hadis yani sonradan meydana gelmiştir. (Fetavel Akideh s. 72; Nazarat ve Takibat ala ma fi kitap es-Selefiyye, s.23, Riyad)

    CEVAP

    Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri buyuruyor ki:

    Allahü teâlânın kelam sıfatı ezelidir. Hiç değişmez. Harfli, sesli değildir. Emir, yasak, haber vermek gibi ve Arapça, Farsça, İbranice, Türkçe, Süryanice olmak gibi değişmesi yoktur. Böyle şekiller almaz, yazılmaz. Zihin, kulak ve dil gibi aletlere, vasıtalara muhtaç değildir. Hangi dil ile söylemek istense, söylenebilir. Böylece, Arapça söylenirse, Kuran-ı kerim denir. (İtikadname)

    6- Önceki âlimleri kötülemek

    Benim şeyhlerimden hiç kimse, La ilahe illallah’ın manasını bilemedi. (Muhammed bin Abdülvehhab’ın Riyad halkına gönderdiği risale, 2/137-13

    CEVAP

    Vehhabiler, kâfirler için gelmiş olan âyet-i kerimeleri yanlış tefsir ederek, kendilerinden başka bütün Müslümanlara müşrik diyorlar. Önceki bütün İslam âlimlerini de cahillikle itham ediyorlar. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:

    (Ahir zamanda bazıları, sizin ve atalarınızın yolundan ayrılıp, sünnetimden uzak kalacaklar, onlardan uzak durun!) [Müslim]

    (Kâfirler, kâfirler için gelmiş olan âyetleri, Müslümanlara yükletirler.) [Buhari]
    (Bu ümmetin sonunda gelenler, önceki âlimleri kötülediği, cahillikle suçladığı zaman, ilmini gizleyen, Allah’ın indirdiği Kur’anı gizlemiş olur.) [İbni Mace]

    7- Müslümanı tekfir etmek

    Ehl-i sünneti tekfir ediyorlar. (Essuhubul Vabile s.39, Acaibul Asar 7/146)

    CEVAP

    Müslümanı tekfir etmek küfür olur. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
    (La ilahe illallah diyene, işlediği günahlardan dolayı kâfir demeyin! Buna kâfir diyenin kendisi kâfir olur.) [Buhari]

    (Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur.) [Buhari]

    8- Cehennem sonsuzdur

    Cehennem yok olacak ve kâfirlerin azapları sona erecek. (El-kavlul-Muhtar Lifenai el-Nar, Ateşin Faniliği İçin Seçkin Söz, Abdulkerim Elhamid. S.7 Riyad)

    CEVAP

    Fikir babaları İbni Teymiyye de, kâfirlerin Cehennemde sonsuz kalacağını inkâr ediyor. Cehennem sonsuzdur, kâfirler orada sonsuz kalırlar. İki âyet-i kerime meali şöyledir:

    (Cehennemde temelli kalırlar, azapları hafifletilmez ve geciktirilmez.) [Al-i İmran 88]

    (Orada devamlı kalırlar, azapları hafifletilmez, kurtuluş ümitleri de yoktur.) [Zuhruf 75]

    9- Âdem aleyhisselam peygamberdir

    Âdem ne nebi, ne de resuldür. (Peygamberlere Cümleten İman etmek, Abdullah bin Yezid, El-Mekteb El-İslami, Beyrut)

    CEVAP

    İki âyet-i kerime meali:

    (Allah birbirinden gelme bir nesil olarak Âdem’i, Nuh’u, İbrahim ailesi ile İmran ailesini [Peygamber] seçip âlemlere üstün kıldı.) [Al-i imran 33]
    (İşte bunlar, Allah’ın kendilerine nimetler verdiği Peygamberlerden Âdem’in soyundan, Nuh ile birlikte [gemide] taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail’in soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerdendir.) [Meryem 58]

    İki hadis-i şerif meali:

    (Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselamdır.) [Taberani]
    (Resullerin ilki Âdem, sonuncusu ise Muhammed’dir. İsrail oğullarının nebilerinin ilki Musa ve sonuncusu İsa’dır. Kalem ile yazan ilk Peygamber ise İdris’tir.) [Hakim-i Tirmizi]

    İmam-ı a’zam hazretleri de buyuruyor ki:

    Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselam, sonuncusu Muhammed aleyhisselamdır. (Fıkh-ı ekber
    )

    10- Ebu Cehil ve Ebu Leheb

    Ebu Leheb ve Ebu Cehil bile, la ilahe illallah Muhammedün Resulullah dediği halde, evliya ile tevessül eden Müslümanlardan daha çok muvahhid ve imanları daha ihlâslıdır. (Tevhidi nasıl anlarız? Muhammed Başemil s.16, Riyad)

    CEVAP

    Evliya düşmanlığında ne kadar ileri gitmişler. Ebu Cehil ve Ebu Leheb kâfirleri hâşâ muvahhid ve mümin değildir, Cehennemliktir. Bir âyet-i kerime meali:
    (Ebu Leheb alevli ateşte yanacaktır.) [Leheb 3]

    Bedir’de Ebu Cehilin başı getirildiğinde, Resulullah efendimiz buyurdu ki:
    (Ey Allah’ın düşmanı, seni zelil eden Allahü teâlâya hamd olsun! O, bu ümmetin, Firavunu idi.) [İ. Ahmed]

    11- Eş’ariler ve Maturidiler

    Eş’ariler ve Maturidiler Ehl-i sünnet vel cemaat olarak adlandırılmayı hak etmez. (İslam’da Meşhur Müceddidler. İbni Teymiye ve Muhammed bin Abdulvehhab s.23 Müftülük Genel Başkanlığı, Riyad)

    Yukarıdaki âlimler, Eş’arileri tekfir etmiştir. (Feth-ul-Mecid, Abdurrahman bin Muhammed bin Abdulvahhab. s.353 Darusselam Yayınevi Riyad)

    CEVAP

    Eş’arileri tekfir etmek Ehl-i sünneti tekfir etmektir. İslam âlimlerinden Taşköprüzade şöyle yazmıştır:

    (Ehl-i sünnet vel-cemaatın kelam ilmindeki reisleri iki zattır. Bunlardan birisi Hanefi, diğeri Şafii’dir. Hanefi olanı, Ebu Mensur Matüridi, Şafii olanı ise Ebül Hasen el-Eşari’dir.)

    Zebidi de şöyle demiştir:

    (Ehl-i sünnet vel-cemaat ismi geçince, Eşariler ve Matüridiler kastedilir.)

    12- Peygambere salevat getirmek

    Allahümme salli ala Muhammed tıbbil-kulubi ve devaiha ve afiyetil ebdani ve şifaiha ve nuril-absari ve diyaiha sözü şirktir. (Tevhide Nasıl Hidayet Oldum, Muahmmed Cemil Zeno, s. 83, 89 Darul-Feth Al-Şarika)

    CEVAP

    Resulullaha salevat getirmeye şirk denmesi de çok çirkindir. Bir âyet-i kerime meali:

    (Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor. Ey iman edenler, siz de, teslimiyetle, ona salevat getirin.) [Ahzab 56] (Allah’ın salevat getirmesi yani salât etmesi rahmet etmek, meleklerinki dua etmek, müminlerinkiyse Onun şefaatini talep etmektir.)

    Üç hadis-i şerif meali de şöyledir:

    (Bana bir salât getirene, Allah ve melekleri yetmiş salât getirir.) [İ. Ahmed]
    (Şefaatime en layık olan, bana en çok salât okuyandır.) [Tirmizi]
    (Bana çok salevat getirenin dertleri gider, günahları affolur.)
    [Tirmizi]





  2. #2
    halilcan
    b- Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir. (Müslim, “İman”, 302, Buhari 97/24, 10/29, Hanbel 3/31)
    Allah yarattıklarına benzemez.

  3. #3
    IslaminKalesi
    Alıntı halilcan Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    b- Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir. (Müslim, “İman”, 302, Buhari 97/24, 10/29, Hanbel 3/31)
    Allah yarattıklarına benzemez.
    Biraz oku ve ilim ögren, ayrica baska noktalara yazacak birseyin yok mu? Vehhabileri savunmak icin.



    Resulullah (sav)'ı dinledim, "Baldırların açılacağı, kendilerinin secdeye davet edileceği gün..." (Kalem 42) mealindeki ayetle ilgili olarak şöyle diyordu: "Rabbimiz baldırını açar, her mü'min erkek ve her mü'min kadın O'na secde eder. Dünyada iken kendisine riya ve gösteriş olarak secde edenler geri kalırlar. Onlar da secde etmeye kalkarlar, ancak sırtları bükülmeyen yekpare bir tabakaya dönüşür (ve secde edemezler)."
    [align=right]Buhari, Tefsir, Nun vel-Kalem 2, Tefsir, Nisa 8, Tevhid 24 | Müslim, İman 302, (183)

  4. #4
    42. Baldırın açılacağı o günde onlar, secde etmeye davet edilecekler de edemeyecekler.


    Imam Taberi (Rahimullah)'ın Tefsirinden:

    İkrime'ye, Katade'ye, Said b. Cübeyr'e, Mücahid'e ve Abdullah b. Abbas'tan nakledilen bir görüşe göre "Baldırın açılması" ifadesinden maksat, sıkıntılı bir günün, dehşetli bir olayın ortaya çıkmasıdır. Bu gün, bir savaş günü de olabilir. Zira böyle bir günde iş ciddiye alınır ve paçalar sıvanır.

    Abdullah b. Abbas'tan nakledilen diğer bir görüşe göre "Baldırın açılması" ifadesinden maksat, dünyanın gitmesi, âhiretin ortaya çıkmasıdır. O gün ameller ortaya dökülür. Kapalı olan baldırlar açıldığı gibi sırlar da açığa çıkar. Abdullah b. Abbas'tan nakledilen diğer bir görüşe göre bu ifadeden maksat, kıyamet gününün korkunçluğundan dolayı orada görülen sıkıntı ve darlıkların ortaya çık*masıdır. Yine Abdullah b. Abbas'tan nakledilen başka bir görüşe göre bu ifade*den maksat, kıyamet gününün en dehşetli anıdır.

    Ebu Musa el-Eş'ari'den nakledilen bir görüşe göre ise "Baldırın açılması"ndan maksat, büyük bir nurun ortaya çıkmasıdır. İnsanlar bu nuru görünce Allaha secde edeceklerdir.

    Rebi' b. Enes'e göre ise bu ifadeden maksat, perdenin kaldırılmasıdır. Yani, yaratıcı ile yaratan arasındaki perde kaldırılacaktır." demektir. "O gün baldır açılır." ifadesinin mecazi olmayıp gerçek manada kullanıldığını söyleyenlere gelince:

    Abdullah b. Mes'ud, Ebu Hureyre ve Ebu Said el-Hudri, kıyamette Allah tealanin, baldırını açarak kendisini müminlere tanıtacağını, müminlerin de bu*nun karşısında Allaha secde edeceklerini söylemişler ve bu hususta şu hadisleri rivayet emişlerdir.

    Ebu Said el-Hudri diyor ki:

    "Ben, Resulullahın şöyle dediğini işittim. Rabbimiz baldırını açacak, her mümin erkek ve kadın ona secde edecektir. Ancak, dünyada iken gösteriş olsun ve desinler diye secde edenler o gün secde edemeyeceklerdir. Secde etmeye çalışacaklar fakat sırtlan tek bir parça haline gelecek ve secdeye eğilemeyeceklerdir.[Sahihi Buhari, K. Tefsir el-Kur'an, Sure: 68, bab: 2 K. et-Tevhid, bab: 24 / Sahihi Müslim, K.el-İman, bab: 302, Hadis: 183] Bu hususta Ebu Hureyre [Darimi, K. er-Rikâk, bab: 82] ve Abdullah b. Abbas'tan da hadisler rivayet edilmiştir. Ebu Said el-Hudri'nin rivayet ettiği hadis, Buhari'nin Kitap et-Tevhid'inde ve Müslim'in Kitap el-İman'mda daha uzun bir şekilde rivayet edil*miştir. (ibni Cerir et-Taberi Tefsir; Kalem Suresi 42 Ayet)

    Imam Kurtubi (Rahimullah)'ın Tefsirinden:

    Imam Kurtubi Ibni Abbas ve diger büyük müfessirlerin görüslerini acikladiktan sonra:
    ...
    Yüce Allah'ın bacağının üzerini açacağına dair gelen rivayete gelince, şüphesiz ki yüce Allah azalardan ve üstünü açıp kapatmaktan yüce ve münezzehtir. Bunun anlamı işinin oldukça büyük, azametli olan bazı yanlarını açı*ğa çıkarması şeklindedir. Nurunu açıp göstereceği diye de açıklanmıştır.

    Ebu Musa'nın Peygamber (sav)'dan rivayetine göre yüce Allah'ın: "Baldırın açılacağı" buyruğu hakkında şöyle buyurmuştur: "O pek büyük bir nu*run üzerini açacak, onlar da onun için secdeye kapanacaklardır."[Ebu Ya'lâ, Müsned, XIII, 269; Heysemî, Mecmu', VII, 12S - Heysemi hadisin senedindeki Ravi, Cenahın Duhaym* tarafından olan sika kabul edilmekle birlikte, "pek kuvvetli değildir dediğini, geri kalan râvilerinin sika olduğunu kaydetmektedir.]
    *burdaki isim tam dogru olmaya bilir, cünkü bende olan dosyada isim tam okunamıyordu.
    (İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları)

    Imam Ibni Kesir (Rahimullah)ın Tefsirinden:

    Baldırların Açıldığı Gün
    Allah Teâlâ Naîm cennetlerinin Allah'tan korkanlara âit olduğunu belirttikten sonra, bunun ne zaman gerçekleşeceğini de belirtiyor ve diyor ki: «O gün, baldırlar açılır ve secdeye çağırılırlar. Ama buna güç yetiremezler.» Yani kıyamet günü. O gün dehşet, sarsıntı, imtihan, kargaşa ve önemli işler görülür.

    Buhari bu âyetin tefsirinde der ki: Bize Âdem... Ebu Saîd el-Hudrî'den nakletti ki; o, Rasûlullah (s.a.)ın şöyle buyurduğunu işittim, demiş: Rabbımız ayağını açar da mü'min erkekler ve kadınlar O'na secde ederler. Dünyada gösteriş ve riya için secde edenler orada kalırlar. Secde etmek için giderler de bel kemikleri bir kat olur ve secde edemeden geri dönerler. Bu hadîs Buhârî ve Müslim'in Sahihlerinde ve diğer kaynaklarda muhtelif lafız ve yollarla tahrîc edilmiştir. Bu, ünlü ve uzun bir hadîstir.

    Abdullah îbn Mübarek... İbn Abbâs'tan nakleder ki; o, «O gün, baldırlar açılır.» kavlinin; şiddet ve sıkıntı günü, anlamına geldiğim bildirmiştir.

    İbn Cerîr Taberî de bunu böylece rivayet eder ve der ki: Bize Abd İbn Humeyd... İbn Mes'ûd veya İbn Abbâs'tan —İbn Cerîr Taberî bu ikisinden hangisi olduğunda şüphe etmiştir ve nakleder ki; o, «O gün, baldırlar açılır» kavline; büyük bir işten dolayı baldırlar açılır, diye mânâ vermiştir...

    İbn Ebu Necîh, Mücâhid'den nakleder ki; o, baldırların açılmasının, işin şiddeti anlamına geldiğini söylemiştir. İbn Abbâs da bunun kıyamet günü gerçekleşecek ilk an olduğunu söyler. İbn Cüreyc, Mücâhid'den bunun işin ciddiyeti ve zorluğu demek olduğunu nakleder.

    Ali İbn Ebu Talha İbn Abbâs'tan nakleder ki; o, «O gün, baldırlar açılır.» kavlinin, kıyametin dehşetinden korkunç ve şiddetli bir hal belirir, anlamına geldiğini söylemiştir. Avfî de, İbn Abbâs'tan nakleder ki; bu, işlerin açılıp amellerin belirdiği zaman, demektir. İşler belirince âhirete girildiği anlaşılır ve durum ortaya çıkar.

    Dahhâk, İbn Abbâs'tan böyle rivayet eder. Bütün bunları Ebu Ca'fer İbn Cerîr Taberî îrâd ettikten sonra şöyle der:
    Bana Ebu Zeyd Ömer İbn Şebbe... Ebu Musa'dan nakletti ki; Rasûlul-lah (s.a.) şöyle buyurmuş: «O gün, baldırlar açılır.» kavli, büyük bir nurdur. Herkes bu nura karşı secdeye kapanır, demiş. Bunu Ebu Ya'lâ, Kasım İbn Yahya kanalıyla Velid İbn Müslim'den rivayet eder. Ancak bu rivayette mübhem bir kişi vardır. Allah en iyisini bilendir.

    (Imam Ibni Kesir Tefsir; Kalem Suresi 42)
    --------------------
    42. O gün hakkın emri şiddetlenip iş büyümeye başlar. Âyette geçen "sâk" kelimesi, lügatte, topuktan baldıra doğru bacağın incik yerine denir. Bundan ağacın gövdesi gibi herhangi bir şeyin aslına da denir. Burada "Sâk" mutlak olarak zikredilmiş olup herhangi bir şeye nisbet edilmemiştir. Fakat Buhârî, Müslim, Nesaî, İbnü Münzir ve İbnü Merduye, Ebu Saîd (r.a)'den şöyle bir hadis rivayet etmişlerdir: Peygamber (s.a.v) Hazretleri'ni dinledim, şöyle diyordu: "Rabbimiz sâk'ını açar, derhal ona her mümin erkek ve kadın secde eder. Dünyada görsünler ve duysunlar diye secde eden kalır. O da secde etmeye gider, fakat beli tutulur kalır". Bu hadiste ise Sâk kelimesi, "onun sâkı" şeklinde zamirle bir tamamlama halinde zikredilmiştir. Bundan başka İshak b. Raheveyh Sened'inde, Taberâni, Darkutni Kitabu'r-rü'yet'inde ve Hakim sahih diye ve İbnü Merduye ve diğerleri de İbnü Mes'ud'dan Hz. Peygamber (s.a.v)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: "Allah kıyamet günü insanları toplar ve buluttan gölgeler içerisinde iner de bir seslenici şöyle seslenir: "Ey insanlar! Sizi yaratan, size şekil veren, sizi rızıklandıran Rabbiniz, sizlerden herbir insana dünyada taptığı, kendine veli tanıdığına gitsin." der. Ve dünyada ilâh tanıdıkları şeyler onlara görünür, şekilleriyle karşılarına dikilirler. Hz. İsa'ya tapanlara İsa (a.s.)'ın Şeytanı görünür. Uzeyr'e tapanlara da keza, hatta ağaç, odun ve taşa varıncaya kadar herbirinin taptığı kendilerine gösterilir. Müslümanlar da diz çökmüş, göğsüne doğru yaslanmış bir durumda kalır. Onlara da yüce Allah görünür ve kendilerine: "Siz niye herkesin gittiği gibi gitmiyorsunuz? denilir. Onlar, "Bizim, derler, bir Rabbimiz vardır ki henüz görmedik". O vakit buyurur ki: "Siz Rabbinizi görseniz ne ile tanırsınız?" "Onunla bizim aramızda bir alâmet vardır, görsek onu tanırız." derler. "O nedir?" buyurur. Derler ki: "Sak'tan açar". O vakit Rahman, Sâk'ını açar, müminler hemen secdeye kapanırlar. Münafıklar ise sırtları tabak tabak içlerine şişler saplanmış gibi olur. Bu gibi hadislerde nasıl olduğu kavranamıyacak müteşabih bir anlam vardır ki yüce Allah onu zamanı gelince fiilen bildirecektir. Bizim anlayacağımız: "Sâk'ın açılması" gerçeğin ortaya çıkması, insanlardan dalgınlık perdelerini sıyırarak bir şiddet ve dehşetle, hakkın vereceği hükmün doğru yolda olanlara rahmet ve bâtıl yolda olanlara öfke saçarak görünmeyen âlemden görünen âleme çıkmasını ifade eden ilâhî bir işarettir ki nasıl olacağını şimdi anlatma imkanımız yoktur. Bu bakımdan burada da gibi bir simge vardır. Fakat müteşabih âyetlere mânâ verme sevdasına düşen birtakım kimseler bunlardan Allah'ı cisim şeklinde gösterme ve onu başka bir varlığa benzetme, yani "Hiçbir şey ona benzemez." (Şura, 42/11) âyetinin zıddına olarak Allah'ı cisimlere benzetme sevdasına kapılmışlar, gizemci sofilerden birtakımları da, bunun tam aksine bu âyeti dış mânâsına yorumlayarak hakiki olmayan bir görünme anında aynen öyle olacağına inanmışlardır.
    Zemahşeri der ki: "Sâk'ı açmak, baldırı açmak tabirleri, durumun şiddeti ve belânın çetinliğini anlatmak için misal olarak verilen sözlerdir. Bunun aslı korku, dehşet ve hezimet anında ve örtülü kadınların kaçarken paçalarını sıvamaları ve o sırada baldırlarını açmaları meselesindendir."
    Fahreddin er-Râzi de şöyle der: Sâk'ın tefsirinde dört ayrı izah şekli vardır:
    Birincisi: Şiddettir. İbnü Abbas'a bu âyetin tefsiri sorulduğunda şöyle demiştir: Size Kur'ân'dan bir şey gizli geldiği zaman onu şiirde araştırın. Çünkü şiir Arab'ın Divan'ıdır. Şairin şu sözünü işitmediniz mi?
    "Senin kavminin boyunları vurmayı bize gelenek haline getirdi. Savaş, bize, birden bire alevlendi".
    O gam, keder ve sıkıntı günüdür. Mücahid de ibn Abbas'tan bu günün, kıyametin en şiddetli ânı olduğunu rivayet etmiştir. Dilciler bu anlamda birçok beyit rivayet etmişlerdir. Bunlar dilcilerin, "sâk" kelimesinin şiddet mânâsında mecaz olarak kullanılmış olduğunu itiraf etmeleri demektir. Yüce Allah'a hakiki mânâda "sâk" yani bacak isnat etmenin kesin delillerle imkansız olduğu bilindiğinden bunun mecaz olduğu ortaya çıkar.
    İkinci görüş: Bu, Ebu Saidi Dariri'nin görüşüdür. Bir şeyin sâk'ı demek, onu ayakta tutan aslı demektir. Yani "durum aslında ortaya çıktığı, açıldığı gün" demektir. Kıyamet günü her şeyin hakikatleri ve asılları ortaya çıkacaktır.
    Üçüncü görüş: Cehennem'in sâkı veya Arş'ın sâkı veya korkunç bir meleğin sâkı demektir. Fakat âyet sadece bir sâk'a işaret ediyor. Bunun hangi şeyin sâkı olduğuna lâfızda bir işaret yoktur.
    Dördüncüsü: Müşebbihe'nin yani Allah'ı cisme benzetenlerin tercih ettiği görüştür ki, bunlar, "bu âyetten maksat Allah'ın sâkıdır" demişlerdir. Oysa yüce Allah cisme benzemekten yücedir. İbnü Mesud hadisi gibi gelen bazı rivayetleri bir cismin baldırı şeklinde anlamak batıldır ve âyette "sâk" kelimesi belirli değil, belirsizdir.
    Hâtim demiştir ki:
    "Harbin kardeşi harbe alışıp onunla tanışmış. Savaşçı yiğit kişi, eğer harp onu ısırırsa o da harbi ısırır ve eğer harp paçalarını sıvarsa o da sıvar."
    İbnü Rukayyat da şöyle demiştir:
    "O dehşet, ihtiyara oğullarını unutturur ve gözden sakınılan namuslu hanım kızların baldırlarını açtırır."
    Şu halde âyetinin mânâsı, "hakkın emri şiddetlenip iş büyümeye başladığı gün" demektir. Yoksa ne baldır vardır, ne de açma. Nitekim, kolları kesik fakat aynı zamanda cimri olan adam hakkında "eli bağlı" denilir. Oysa ortada ne el vardır, ne de bağ. Bu ancak cimrilik için söylenmiş bir meseledir. Burada Allah'ın insan gibi baldırı olduğu zannına kapılana gelince, bu onun kavrama yetisinin darlığından ve beyan ilmini iyi bilmediğindendir. Onun aldandığı şey İbnü Mesud hadisindeki, "Rahman, sâk'ını açar." kısmıdır. Oysa bunun mânâsı, "Rahmanın emri şiddetlenip iş büyüdüğü zaman" demektir ki o da kıyamet günü "en büyük feryat" tır.
    Bugün hakkında da iki görüş vardır:
    Birincisi: Çoğunluğun görüşü. Bugün kıyamet günüdür.
    İkincisi: Ebu Müslim'in görüşüdür ki bugün kıyamet günü değil, dünyadadır. Ebu Müslim şöyle der: Bunun kıyamet gününe yorumlanması mümkün değildir. Zira bugünün özellikleri anlatılırken "secdeye çağrılırlar" buyurulmuştur. Oysa kıyamet günü ne tapınma, ne yükümlülük vardır. Bundan maksat, ya kişinin dünyadaki son günüdür. "Melekleri görecekleri gün, o gün müjde yoktur." (Furkan, 25/22) buyrulduğu üzere melekleri müjdesiz olarak görürler. Sonra insanları görür, vakti gelince namaza çağırırlar kendisi namaza güç yetiremez. Çünkü o vakit "Daha önce iman etmemiş kimseye o gün imanı fayda vermez."(En'âm, 6/158) buyurulduğu üzere daha önceden îmana gelmemiş bir nefsin o anda îman etmesi fayda sağlamaz. Yahut da hastalık, kocalık ve acizlik halidir. Oysa "Sağ salim kişiler oldukları halde secdeye çağrılıyorlardı". O zaman bugün başlarında bulunan dertleri yoktu. İşte ya ölüm sırasında başlarına inip gözleriyle gördükleri o korkunç olayın şiddetinden veya acizlik ve ihtiyarlıktandır. Şu bilinmelidir ki âyetin lafzını, Ebu Müslim'in dediği gibi yorumlamak mümkündür. Fakat onun, "Kıyamet gününe yorumlanması mümkün değildir." demesi doğru değildir. Çünkü bu secdeye çağırma yükümlülük yoluyla değil, başa vurmak ve utandırmak içindir .Ve secdeye cağrıldıklarında ellerinden güçleri alınacak ve güçleri ile kendilerinin arasına bir set çekilmiş bulunacaktır ki, vaktiyle sağ ve esenlikte iken yaptıkları aşırılık ve kusurdan dolayı kederleri ve pişmanlıkları artsın.
    Ebu Hayyan da der ki: Sâk'ın açılması, olayın şiddetinden ve gittikçe büyümesinden kinayedir. Mücahid şöyle demiştir: Bu şiddet, kıyametin ilk saati olup en kötüsüdür. Hadiste gelen "O gün baldır onlara açılır." ifadesi de yine o günkü şiddete yorumlanır. Bu Arap dilinde yaygın bir mecazdır. Hâtim'in az önce geçen beytinden başka, bir diğer şair şöyle der:
    "Baldırını açan, kıpkırmızı, etleri ta dibinden yontan bir senede nefsime, nefsimin korkusuna ve atların yiyeceklerine saldırmalarına şaştım."
    Diğer bir şair de şöyle der:
    "Paçasını sıvadı, saldırın. Harp size ciddileşti, siz de ciddileşin."
    Bir başka şair ise şöyle der:
    "Devamlı bir kötülüğün kızıştığı ve harbin bizimle bir ayak üzerine dikildiği zamanın önünde sabredin, dayanın."
    Bir şair de demiştir ki:
    "Savaş onlara paçasını sıvadı ve kötülükten bârihler ortaya çıktı." Bârih, avcının sağında görünüp de soluna doğru geçen ava denir ki Arap bunu uğursuzluk sayardı. Burada "bevârih" yerine rivayeti de vardır ki, "açık" demektir.
    İbnü Abbas demiştir ki demek, demektir. Ebu Übeyde de demiştir ki: Bu kelime, şiddet mânâsını ifade etmede kullanılır. "Çemrendi" yani kol, etek ve paçasını sıvadı mânâsına denir. Bundan dolayı Arap kıtlık senesine "bu sene paçalarını sıvadı" der. "Sâk" kelimesinin belirsiz olarak getirilmesi de Zemahşerî'nin dediği gibi, alışılıp bilinen bir şiddetin dışında, bilinmeyen bir durumu göstermek içindir. "O çağırıcının, görülmemiş dehşetli bir şeye çağıracağı gün"(Kamer, 54/6) âyetinde olduğu gibi, "pek şiddetli korkunç bir durumun olacağı gün" denilmiş gibidir.
    Bunlardan sonra biz de şunu kaydedelim ki:
    Birincisi, herhangi bir isim tamlamasının asıl mânâsı, bir şeyin diğer bir şeye ait olduğunu göstermektir. Burada tamlanan ile tamlayan arasında, bir bütün ile onun bir parçası arasındaki bir oranın varlığı gerekmez. Bu oranın özelliği, tamlanan ile tamlayanın durumuna göre ortaya çıkar. Onun için "Hiçbir şey onun benzeri olamaz."(Şura, 42/11) vasfını taşıyan yüce Allah'a nisbet edilen herhangi bir şeyde el, ayak, baldır, ev, ruh gibi bir benzetmeyi andırsın veya andırmasın, bunların hiçbirinde tamlayanın tamlananın parçası olduğu anlamını çıkarmaya çalışmak doğru olmaz. Mesela "Allah'ın eli" tamlamasında, el'in Allah'ın bir parçası olduğu anlamını çıkarmak doğru olmaz. Zira yüce Allah cüzlere ve parçalara ayrılmaktan uzak bir tek varlıktır.
    İkinci olarak, âyetin açıklanmasına delil olarak getirilen şiirlerde geçen "teşmir-i sâk" ile "keşf-i sâk" açıklamış oldukları gibi hakikat ve mecaz da aynı kaynaktan ve aynı mânâda olmakla birlikte, biz bunların aralarında, kullanılış şekillerine göre biraz bir fark da hissediyoruz. Teşmir-i sâk, paçayı sıvamak veya çemremek, yerine göre toplanmak, hazırlanmak, sakıncalı bir şeyden korunarak ciddiyet ve özenle işe sıvanmak, şiddet göstermek anlamlarını ifade ettiği gibi, "keşf-i sâk, veya "keşf an sâk" örtülü bir hakikatin içerden dışarıya, aşağıdan yukarıya doğru bir uçtan kendini açık bir şekilde göze veya kalp gözüne göstermesi, kendini tanıtması anlamını ifade eder. Kuşkusuz bu, idrakin açıklığında bir şiddet ve heyecanın varlığını hissettirir. Fakat bu şiddetin bir korku veya arzu, bir güç veya zayıflık, bir elem veya lezzet ifade etmesi, ortaya çıkan bu hakikatin özelliği ile onu idrak edenlerin ona olan ilgilerine bağlıdır. "Harp baldırını açtı" ve "falan kahraman baldırını açıverdi" denilmekle "zafer baldırını açtı", "murat bir uçtan kendini gösterdi", "canân baldırını açıverdi" denilmesi arasında açıklık açısından bir fark olmaz ise de, ifade ettikleri etki ve heyecan açısından fark vardır. Onun için Neml sûresinde "Belkıs baldırını açtı"(Neml, 27/44) buyrulduğu şekilde Belkıs'ın baldırını açması onun gücünü değil, zayıflık ve kusurunu anlatmıştı. Keşşaf'ın kısaca yapılan açıklamasında bu iki yöne de işaret vardır. Bir de Alûsî'nin naklettiği üzere Abd b. Humeyd'in rivayet ettiğine göre Rebi b. Enes demiştir ki: O gün örtünün kaldırılacağı, perdenin açılacağı gündür. Beyhakî de İbnü Abbas'tan, "Durumun anlaşılacağı, amellerin ortaya çıkacağı gündür." diye rivayet etmiştir.
    Said b. Cübeyr bu âyette "sâk" kelimesinin yüce Allah'a nisbet edilmesini kabul etmemiş ve bu âyetin mânâsı sorulduğunda şiddetle öfkelenip şöyle demiştir: "Birtakım kişiler, yüce Alah kendi baldırını açar zannediyorlar. Oysa yüce Allah şiddetli durumu açıp ortaya çıkarır." O halde hadisi de bu şekilde anlamak gerekir. İşte bu sunduğumuz sebeplerden dolayı biz burada, âyet-i kerimesinde "keşf-i sâk" tabirinden, müslümanın imanıyla beklediği ve suçlunun kaçındığı hakkın veya hak hükmün görünmeyen âlemden görünen âleme kendini bir uçtan göstermeye başlaması mânâsını anladığımız gibi, bunun ortaya çıkardığı şiddet ve dehşet içinde de suçlulara sırf elem olan korkunç bir kahroluş ve ezilme, müslümanlara da aynı korkunç olay içinde murat kapısını açan albenili bir heves ve yücelik heyecanı seziyoruz. Çünkü suçluların bütün ortaklarıyla beraber topuna şiddetli bir tehdit ve uyarı olan bu âyet, müslümanlara bir vaad ve müjde olmak üzere Peygamber'e hitap edilirken söylenmiştir. "gelsinler" emri, (gün) sözüyle ilgilidir. Yani "o gün gelsinler" demektir. "hatırla" gibi, metinde söylenmemiş olan bir fiille veya daha sonra gelecek olan "onları saracak" fiili ile alâkalı da olabilir. Buna göre mânâyı şöyle özetleyebiliriz: Gelsinler, yahut haber ver ki gelecekler, o kıyamet günü ki şimdi bakışlardan gizli olan hakkın hükmü görünmeye, hakikat perdesi aşağıdan yukarıya açılmaya, müslümanların arzu ettiği, suçlulara ise düşüklük ve felaket olan gaye bir uçtan kendini göstermeye başlayacak. Ve secdeye çağrılacaklar. Hakka boyun eğmek istemeyen, istedikleri gibi hüküm verip fenalıktan korunmayan, istedikleri gibi yaşamayı arzu eden o suçlular, inkârcılar, ortaklarıyla beraber birer birer veya alay alay, "Kalkın bakalım vaktiyle tanımadığınız hakkın emrine boyun eğin, teslim olun, tam bir hürmet ve saygıyla secdeye kapanın, yüzlerinizi yere koyun, haddinizi anlayın." diye zelil etmek ve kınamak için çağrılacaklar. O zaman secdeye kapanmak için can atacaklar fakat güçleri yetmeyecek.

  5. #5
    nazamarus
    b- Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir. (Müslim, “İman”, 302, Buhari 97/24, 10/29, Hanbel 3/31)
    Allah yarattıklarına benzemez
    -----------------------------------------------------------
    selam
    hilalcan kardeş insanların uydurmalarına güzel cevap vermişsiniz
    bende
    eğer o dediklerine inananlara şu soruyu sormak isterdim miraçta Allahla peygamberi konuşturuyorsunuz pazarlık yaptırıyorsunuz sonra ahirette tanıştığı biriyle tanıtmak için böyle asılsız laflar ediliyor. ne komik değilmi? Saygılarımla

  6. #6
    Alıntı nazamarus Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    b- Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir. (Müslim, “İman”, 302, Buhari 97/24, 10/29, Hanbel 3/31)
    Allah yarattıklarına benzemez
    -----------------------------------------------------------
    selam
    hilalcan kardeş insanların uydurmalarına güzel cevap vermişsiniz
    bende
    eğer o dediklerine inananlara şu soruyu sormak isterdim miraçta Allahla peygamberi konuşturuyorsunuz pazarlık yaptırıyorsunuz sonra ahirette tanıştığı biriyle tanıtmak için böyle asılsız laflar ediliyor. ne komik değilmi? Saygılarımla
    "
    hilalcan kardeş insanların uydurmalarına güzel cevap vermişsiniz "

    Cevabını da güzel almış ama anlamak isteyene tabi

    "eğer o dediklerine inananlara şu soruyu sormak isterdim miraçta Allahla peygamberi konuşturuyorsunuz pazarlık yaptırıyorsunuz sonra ahirette tanıştığı biriyle tanıtmak için böyle asılsız laflar ediliyor."

    "Pazarlık yaptırıyorsunuz" falan derken biraz dikkat et, Allah cc ve Elçisinden bahsediyorsun.


    "Kulu Muhammed’i bir gece Mescid-i Haram’dan kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Doğrusu, o işitir ve görür." İsra ilk ayet

    "Batmakta olan yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmamış ve azmamıştır. O, kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun konuşması ancak bildirilen vahiyden başka değildir. Ona çok üstün güce sahip olan (Cebrail) öğretmiştir. En yüksek ufukta iken doğruluvermiş, sonra yaklaşmış ve inmiştir. Araları iki yay mesafesi kadar, belki daha da yakın oldu. Allah, o anda kuluna vahyedeceğini etti.

    Muhammed’in gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı. Ey inkárcılar! O’nun gördüğü şey hakkında kendisiyle tartışır mısınız? Andolsun ki Muhammed onu bir kez daha inerken görmüştü; Sidretü’l Münteha’nın (sınırın sonu) yanında. Onun yanında da Cennet-ül Meva vardı. O anda Sidre’yi kaplayan kaplamıştı. Muhammed’in gözü ne kaydı, ne şaştı. Andolsun ki Rabb’inin varlığının en büyük delillerinden bir kısmını gördü."

    Necm 1-18 ayetleri neye işaret ettiğini de araştırırsınız.

    Bir de namaz konusunda ne düşünüyorsunuz ? Kaç rekat kılıyorsunuz merak ettim

    "ne komik değilmi?"

    Sizin Halilcan'ı "Hilalcan" yapmanız da komikti, hatanız bayağı bir fark yapmışta

    Neyse konu sahibi daha güzel açıklayacaktır İnşaallah, anlamak istediğiniz için sorduğunuzdan şüphem yok

  7. #7
    IslaminKalesi
    Alıntı nazamarus Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    b- Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir. (Müslim, “İman”, 302, Buhari 97/24, 10/29, Hanbel 3/31)
    Allah yarattıklarına benzemez
    -----------------------------------------------------------
    selam
    hilalcan kardeş insanların uydurmalarına güzel cevap vermişsiniz
    bende
    eğer o dediklerine inananlara şu soruyu sormak isterdim miraçta Allahla peygamberi konuşturuyorsunuz pazarlık yaptırıyorsunuz sonra ahirette tanıştığı biriyle tanıtmak için böyle asılsız laflar ediliyor. ne komik değilmi? Saygılarımla
    Uydurma yok, Ilim var, ilimsiz ne anlar.
    --------------------
    Alıntı nazamarus Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    -----------------------------------------------------------
    eğer o dediklerine inananlara şu soruyu sormak isterdim miraçta Allahla peygamberi konuşturuyorsunuz pazarlık yaptırıyorsunuz
    Sana göre bu Ayet´ler de de Pazarlik var o zaman. Ilim ögrenin Ilim, atip tutmayin.

    Enfal Suresi


    65 - Ey Peygamber! Müminleri cihada teşvik eyle. Eğer sizden sabredecek yirmi kişi olursa ikiyüze galip gelirler ve eğer sizden yüz kişi olursa kâfirlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar hakkı ve akıbeti düşünmeyen anlayışsız bir kavimdirler.

    66 - Şimdi Allah sizden yükü hafifletti ve sizde bir zaaf olduğunu bildi. O halde sizden sabredecek yüz kişi olursa ikiyüz düşmana galip gelirler, sizden bin kişi olursa Allah'ın izniyle ikibin düşmana galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.



Benzer Konular

  1. Büyüye Uğrayan Kişide Zuhur Eden Haller.
    Konuyu Açan: elacayib, Forum: Büyü.
    Cevap: 24
    Son Mesaj : 25-Şub-2013, 17:33
  2. Musallat Olan Veya Büyüye Hizmet Eden Cinleri Helak Etmek
    Konuyu Açan: yokyok, Forum: Havas & Hüddam.
    Cevap: 11
    Son Mesaj : 23-Ağu-2011, 02:50
  3. Peygamber Sünnetini red eden Vehhabilere öldürücü cevaplar 2
    Konuyu Açan: IslaminKalesi, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 28-Oca-2010, 03:22
  4. Savaşlarda Türk Askerlerine Yardım Eden İlahiler
    Konuyu Açan: deniss85, Forum: Doğaüstü Olaylar ve Varlıklar.
    Cevap: 18
    Son Mesaj : 21-Eki-2009, 23:47
  5. Büyü ile ilgili Soru ve Cevaplar
    Konuyu Açan: caslanova, Forum: Büyü İle İlgili Soru ve Yardım.
    Cevap: 11
    Son Mesaj : 17-Mar-2008, 22:37
Sitemiz kişiler arası iletişimi sağlayan bir servis sağlayıcıdır. Kişilerin yazdıkları kendi sorumluluklarındadır.
Hukuki gerekçeler ile kaldırılması talep edilen içerikler için lütfen iletişim linkini kullanınız.

Sitemizdeki yazılar telif hakları ile korunmaktadır. İzinsiz alıntı yapılamaz ©estanbul.com