Toplam 6 sonuçtan 1 ile 6 arası gösteriliyor
  1. #1

    Tasavvufta Dersler

    1.DERS: Kalb


    Kul bu kalb ile Allah Teâlâ’yı hakkıyla zikredebilirse, kendi kalbiyle, küllî kalb arasındaki perdeler kalkar. O zaman kal­biyle Allah Teâlâ’yı zikreden kul, bütün varlıklarla da Allah Teâlâ’yı zikretmeye başlar.
    Eğer rûh bu sırra erememişse muhakkak kalb âleminde işlenen günah ve isyanlar sebebiyle paslanmalar ve kirlenmeler olmuş, kal­bin üzeri günah tabakalarıyla örtülmüş bazı kalbler ise demirden bir parça gibi sertleşmiştir.
    Bu sebeple evvelâ kalbi zikre çok devam edilerek kalb ile zikir irtibatını tesis ve temin ettikten sonra ruhî zikre geçilir.
    Kişi lâtife-i kalb ile Allah Teâlâ’yı zikretmeye başlamadan önce hediye yapılır. Bundan sonra İlâhi Ya Rabbî, hazine-i gaybi ilahiyenden füyüzat ve rahmeti ilahiyeni ve şanı ilmi cami’ olan şuunatı rahmeti ilahiyyeni Fahri âlem Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem efendimizin ruhaniyetine inzal ve irsal buyurmanı;
    Andan Hz. Âdem aleyhisselâmın kalbi saadetine andan da meşayih-i î’zâm hazretlerinin kalbi saadetine ulaştırdığın gibi şeyhimin kalbi saadetine ve bu âciz kulunun da kalbine ulaştır” diye duâ ve niyaz eder ve kalb tarafına başın eğerek oturur ve kalbi ile bin defa zikre başlar.
    Kalbe teveccüh ve zikir lâfzını doğru söyleyerek, “Allahümme (İlâhi) ente mak­sudi ve ridake matlubi” “senin zât-ı pâkinden başka hiç maksut yoktur” manâsını mülâhaza etmek ve gönlü başka düşüncelerden korumak manâsı taşıyan Vukûf-i kalbî ye devâm edilir.
    Durumuna göre eğer ihvânda sarı-yeşil nur omuzları hizasında çıkıp yükse­lirse veya kendisini ızdırap veya depreşme kaplarsa ruh latifesiyle telkinde bulunulur.

    2.DERS: Rûh

    Hediyeden sonra İlâhi Ya Rabbî, hazine-i gaybi ilahiyenden füyüzat ve rahmeti ilahiyeni ve şanı ilmi cami’ olan şuunatı rahmeti ilahiyyeni Fahri âlem Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem efendimizin ruhaniyetine inzal ve irsal buyurmanı;
    Andan Hz. Nûh ve Hz. İbrahim aleyhisselâmın ruhu saadetlerine, andan da meşâyıhı ızâm hazretlerinin ruhu saadetleri vasıtası ile şeyhimin ruhu saadetlerine ve bu âciz kulunun da ruhuna vâsıl eyle,” der
    Sonra kişi kalb dersinde oturduğunun aksi yönde oturur boynunu ruha doğru büker; “Allah” lafzını üçbin defa ruh ile zikretmeye devam eder.
    Kulun ruhuna tecellî eden feyzin rengi kırmızıdır. Ruhuna akan bu feyz akınları devam ederken kul, kalbindeki feyiz akınlarından da gafil olmamaya gayret eder.
    Kul rûh ile Allah Teâlâ’yı zikretmeye başlayınca, damar­larındaki kan ve vücudundaki hücrelerde zikrin zevkini alır. Muhâbbet-i ilâhi kalbimizde dirildiği gibi bütün hücrelerimizde dirilir ve “Allah” “Allah”demeye başlar. İşte buna “zikr-i can”, “zikr-i rûh” denilir.

    3.DERS: Sır

    Bundan sonra kula sır dersi tarif edilir. Sır, sol göğsün iki par­mak üstündedir
    Hediyeden sonra İlâhi Ya Rabbî, hazine-i gaybi ilahiyenden füyüzat ve rahmeti ilahiyeni ve şanı ilmi cami’ olan şuunatı rahmeti ilahiyyeni Fahri âlem Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem efendimizin ruhaniyetine inzal ve irsal buyurmanı;
    Andan Hz. Musa’nın aleyhisselâmın sırr-ı saadetine ulaştırdığın gibi, meşâyıh-ı kiram hazretlerinin sırr-ı saadetleri vasıtasıyla, şeyhimin sırr-ı saadetlerine ve bu âciz kulunun da sırrına vâsıl eyle” der, gözlerini kapatır, sır makamı olan sol göğsün iki parmak üstünden Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin sırrından, Hz. Musa aleyhisselâmın ve andan da diğer meşâyıhlardan sır makamlarından feyzin, beyaz bir nûr gibi sır makamından kalbine doğru indiğini, aktığını düşünerek:
    “…O’nun zâtından başka her şey helak olacaktır…” âyet-i celîlesinin manâsını on, on beş dakika kadar tefekkür ve rabıta ederken kalb ile dörtbin adet zikreder. (Bazıları sır ile desede bu makamlar birbirine yakın olduğu için sır ile zikretmek için kendini zorlamamalıdır. Vukuf kalbe yapıldığından sırrın zikri kalbin zikrinden ayrı olmayacağı kesindir.)
    Bu makam Hz. Mûsâ’aleyhisselâmın kâdem-i şeriflerininaltındadır. Ya­ni bu makam Hz. Musa aleyhisselâmın adım attığı bir makamdır.

    4.DERS: Hâfî

    Hâfî makamı sağ göğsün iki parmak üstündedir. Hâfî dersi hediyeden sonra ihvân İlâhi Ya Rabbî, hazine-i gaybi ilahiyenden füyüzat ve rahmeti ilahiyeni ve şanı ilmi cami’ olan şuunatı rahmeti ilahiyyeni Fahri âlem Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem efendimizin ruhaniyetine inzal ve irsal buyurmanı;
    Andan Hz. İsa aleyhisselâmın hafî-i saadetine, andan da meşâyıh-ı kiram hazretlerinin hafî-i saadetlerini ulaştırdığın gibi, şeyhimin hafî-sine ve bu âciz kulunun da hafî-sine inzal ve irsal ey­le” der ve gözlerini kapar. İhvân feyz nurunun Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimizin hafi-i saadetinden, Hz. İsa aleyhisselâmın hafi-i saadetine, andan da meşâyıh-ı îzâm vasıtasıyla kendi hafî makamına aktığını düşünerek:
    “…O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.’’ âyet-i celîlesinin manâsını tefekkür ederek on, on beş da­kika kadar bu düşünce ile o hâli yaşar.
    Allah ismi sağ göğsün üstünde düşünerek ruh ile beraber beşbin adet zikir eder. Bu arada kalbde zikir ve vukufta vardır.

    5.DERS: Ahfâ Dersi

    Ahfâ göğsün ortasındaki makamdır. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem makamı olan bu makam “mahbubiyet makamıdır.”
    Bu makamda hediyeden sonra: İlâhi Ya Rabbî, hazine-i gaybi ilahiyenden füyüzat ve rahmeti ilahiyeni ve şanı ilmi cami’ olan şuunatı rahmeti ilahiyyeni Fahri âlem Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem efendimizin ruhaniyetinin ahfâsına inzal ve irsal buyurmanı;
    Andan Hazreti İsa, Musa, İbrahim, Nuh ve Âdem aleyhimüsselamın ruhaniyetlerine, andan Ebubekir Sıddık Efendimizin ruhaniyetine, andan cümle şeyhlerimizin ruhaniyetlerine, andan şimdiki şeyh efendimizin ahfâsına ve andan benim ahfâma inzal ve irsal buyur, Ya Rabbî der.
    Cenâb-ı Hak’tan feyz nurunun bizatihi Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem ahfâsına tecellî edip andan da ihvânın ahfâsına yeşil bir nûr şeklin­de tecellî edînce ihvân:
    “Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” âyet-i celîlesinin manâsını on on beş dakika tefekkür ettikten sonra feyz nûrunun kalbe akışını hissedince kalb ile beşbin defa Allah’ı zikreder.

    6.DERS: Nefs-i Natıka

    Nefs-i natıka makamı iki kaşın arasındadır. Bu makamda hediyeden sonra: İlâhi Ya Rabbî, hazine-i gaybi ilahiyenden füyüzat ve rahmeti ilahiyeni ve şanı ilmi cami’ olan şuunatı rahmeti ilahiyyeni Fahri âlem Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem efendimizin ruhaniyetine inzal ve irsal buyurmanı;
    Andan Hazreti İsa, Musa, İbrahim, Nuh ve Âdem aleyhimüsselamın ruhaniyetlerine, andan Ebubekir Sıddık Efendimizin ruhaniyetine, andan cümle şeyhlerimizin ruhaniyetlerine, andan şimdiki şeyh efendimizin letâif, nefsi natıka, cem’i cevârih ve âzalarına ve andan benim letâif, nefsi natıka, cem’i cevârih ve âzalarıma inzal ve irsal buyur, Ya Rabbî der. Rabıta yapar.
    Hediyeden sonra, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz Sidre-i Müntehâ’ya, andan da imkân dâiresinin üstüne yükseldiği gibi, ihvânın ruhunun basîret gözü alnından sonsuzluğa doğru yükselir, imkân âleminin üstünden Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimizin Sidre-i Müntehâdan bakışı gibi kâinata bakar.
    İşte o zaman sonsuz feyz deryasından, sağ kaşının üstünden; feyz ve letâif makamları denilen ahfâ, hafi, sır, rûh ve kalbe doğru beşerî bünyenin kaldıramayacağı kadar feyz akmağa baslar. İhvân bu feyzin zevkleri içerisinde sağ kaşından sola doğru sür’atle yan­kılanan “Allah” “Allah” sedasını duyar gibi olur ve bu sedayı kalb ve basireti ile birleştirerek beşbin defa Allah’ı zikreder.
    İhvân bu makamda her şeyinden ayrılmış, çekilmiş varlıkla yok­luğun birleştiği bir ânı yaşar. Artık bu makama kadar seyretmiş, il­miyle tesbit etmiş olduğu Arş’tan, yerin altına doğru bütün varlıklar bir anda zerrecikler hâline, yok hâline gelir. Cenâb-ı Hakk’ın gerçek varlığı karşısında aklın alamayacağı kadar büyük varlıklar ve ken­disi güneşin yüzünde yüzen bir zerrecik hâline gelir. Bu makama ulaşan bazı ihvâna “nefs-i cüz” dersi verilir.
    (İlave ders) Nefs-i Cüz Dersi

    Hediyeden sonra kâinatın Allah Teâlâ’nın varlığı içeri­sinde bir zerre olduğunu, biz de o zerrelerin zerresi hâlinde olduğu­muzu düşünerek bütün letâiflerle beraber feyz kaynaklarına olan bağlılığımızı düşünüp bu hâlimizi muhafaza ederek kalble Allah’ı beşbin defa zikrederiz.
    İhvân bu haliyle Allah Teâlâ’yı zikrederken, zerre hâlindeki kâina­tın da bütün zerreleri ile Allah Teâlâ’yı zikrettiğini tefekkür edip, his­sederek Allah’ı zikre devam eder.
    Bu hâlde iken yapılan zikir, ihvânı ve bütün kâinatı ihata eder, kucaklar: zikreden ihvân kendi varlığını ve Allah Teâlâ’dan başka bütün varlık ve düşünceleri unutarak Allah’ı zikretmeğe başla­yınca ona “Zikr-i kül” dersi verilir.

    7.DERS: Zikr-i Kül (Zikr-i Sultan)

    Bu makamda hediyeden sonra: İlâhi Ya Rabbî, hazine-i gaybi ilahiyenden füyüzat ve rahmeti ilahiyeni ve şanı ilmi cami’ olan şuunatı rahmeti ilahiyyeni Fahri âlem Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem efendimizin ruhaniyetine inzal ve irsal buyurmanı;
    Andan Hazreti İsa, Musa, İbrahim, Nuh ve Âdem aleyhimüsselamın ruhaniyetlerine, andan Ebubekir Sıddık Efendimizin ruhaniyetine, andan cümle şeyhlerimizin ruhaniyetlerine, andan şimdiki şeyh efendimizin letâif, nefsi natıka, cem’i cevârih ve âzalarına ve andan benim letâif, nefsi natıka, cem’i cevârih ve âzalarıma inzal ve irsal buyur, Ya Rabbî der. Rabıta yapar.
    “Allah” “Allah” sedasını bütün yaratıklardan duyar gibi olur ve bu sedayı kalb ve bütün azalar letâifler ile beraber beşbin defa Allah’ı zikrederek onların sultanı olur.
    Mânevî mihrab olan kalbte en büyük isim olan Lafza-i Celâl belirdiğin­de Allah Teâlâ’nın mânevî huzurunda öylece durulur. Bu zikir bazı Allah Teâlâ yolcuları için letâif (dersin)i tamamladıktan sonra ortaya çıkar. Bu şekilde letaiflerin zikri bittikten sonra Zikr-i Sultan’a gelmiş olur ve bütün cüzler ile zikir yapılır.

    8.DERS: Tevhîd-İ Hakiki (Haps-i Nefes İle Nefy-u İsbat)

    Sâdât-ı Nakşibendiye büyüklerinden gelen ikinci bir zikir şekli nefy u isbât ile yapılmasıdır. Mürid, kelime-i tevhid ile cezbe kıvamının aslını tahsil eder ve murakabeye istidat kazanır.
    Nefy u isbât “Lâ-ilâhe İlla’llâh” tan ibaret olan kelime-i tayyibe ile meşgul olmaktır. Bu durumda hapsi ne­fes (nefesi tutma) ve Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemden geldiği şekilde zikretmek, tek sayıda durmaya riâyet ve bilinen sekiz şarta uyularak yapmaktır. (Bu derste nefesi tutup, kalb diliyle tevhîd okurken Allah Teâlâ’dan başka her şeyi atıp Allah Teâlâ’nın zâtını düşünmektir.
    Haps-i nefes hakkında Urvetü’l-vüskâ Muhammed Ma’sûm kuddise sırruhu’l-azîzden suâl edilmiştir ki;
    “Haps-i nefes ile amel bid’at midir, değil midir? Eğer bid’at ise, hasene midir? Müceddidîn indinde bid’atte hasen yoktur. Şu halde bid’atten kurtuluşa çâre nedir? Zi­kir ise, hadd-i zâtında hasendir ve mesnundur!” denilmiştir. Ce­vaben;
    “Zikirde habs-i nefes, sadr-i evvelde sabit olmamış ise, de, sonra, haps-i nefes ile zikri, Hızır aleyhisselâm, Hoca Abdülhâlik Gucdüvnânî kuddise sırruhu’l-azîze ta’lim ettiler ki, Hızır aleyhisselâmın ameline bid’at ile hükm olunamaz.”
    Yapılış Şekli

    Hediyeden sonra: İlâhi Ya Rabbî, hazine-i gaybi ilahiyenden füyüzat ve rahmeti ilahiyeni ve şanı ilmi cami’ olan şuunatı rahmeti ilahiyyeni Fahri âlem Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem efendimizin ruhaniyetine inzal ve irsal buyurmanı;
    Andan Hazreti İsa, Musa, İbrahim, Nuh ve Âdem aleyhimüsselamın ruhaniyetlerine, andan Ebubekir Sıddık Efendimizin ruhaniyetine, andan cümle şeyhlerimizin ruhaniyetlerine, andan şimdiki şeyh efendimizin letâif, nefsi natıka, cem’i cevârih ve âzalarına ve andan benim letâif, nefsi natıka, cem’i cevârih ve âzalarıma inzal ve irsal buyur, Ya Rabbî der. Rabıta yapar.
    Nefy ü isbât “Lâ İlâhe İlla’llâh” kelime-i Tevhîdi ile yapılır. Tesbihin 21 adedi sayılır. Nefes tutmada hedef 21 Kelime-i Tevhide ulaşmak hedeftir. Gücü yetemeyenler 3,5,7,9. . . . da karar kılabilirler. Hastalığı varsa bu zikir yaptırılmaz.
    Yukarıda açıklandığı şekildeki gibi, dil damağa yapıştırı­lır, göbeğin altında nefes hapsedilir, sonra hayal edilerek dimağın sonuna kadar “Lâ” yı çeker, andan “İlâhe” sağ omzuna; “İlla’llâh” da kalb-e devredilir. Kalb, şeklini ve yerini bildiğimiz, sol taraftaki en kısa kaburga kemiğinin altındaki kalbdir. “İlla’llâh” lafzı bütün kuvvetiyle kalbin en derinliklerine işleyecek, ha­rareti bütün vücudu saracak derecede kalbe devrolur.
    “Lâ İlâhe” derken bütün mâsivâyı, Allah Teâlâ’dan gayrı ne varsa sonradan olmuş ne ki, mevcut ise, hepsini nefyeder, her birinin fânî oldu­ğunu tefekkür eder ve onlara o gözle bakar.
    “İlla’llâh” söylerken de, Allah Teâlâ’nın zâtına, bekânın ancak O olduğunu kalbine nakşeder. Bunu bütün letâifiyle yapar, yani bu işe bütün letâifi iştirak eder. “Lâilâhe İlla’llâh” ın yazısının şeklini düşünür. Manasını tefekkür eder ki, Allah Teâlâ’nın zâtından başka maksû­dumuz yoktur, demektir.
    “O’ndan başka maksûdunun olmadığını” söylemek, “O’ndan başka ma’bûdumuz olmadığını” söylemekten daha geniş manalıdır. Çünkü her ma’bûd aynı zamanda maksûddur. Aksi olamaz. Bunun so­nunda kalbiyle:
    “Muhammedün Resûlullâh”
    Der. Bunu söylerken, Hazret-i Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme ittibâ’ etmeye kendini şartlandırır. Bunu böyle tamamladıktan sonra, nefesinin kuvvet derecesine gö­re bunu tekrar eder. Bunu tek sayıda bırakır. Buna “Vukûf-i kalbî” denir.
    “Her an ihvânın için­de nefsini tazyik ettiğinde, tellerden bir tel üzere vakfedip “Muhammedün Rasûlüllah” ı dahi mülâhaza etmelidir. Ve on­dan sonra nefesini serbest bırakarak zikre devam etmelidir. Nef­esini bırakırken, “ilâhî ente maksûdî ve ridâke matlûbî” cüm­lesini düşünmelidir. Ve “Muhammedün Resûlullah”ı Allah Teâlâ’ya vesîle kabul edip kendisinin kontrol altına olduğunu kastetmelidir. Bu cümleyi mülâhazanın faydası, iki nefesin arasını muhafaza e­dip, kalbini havatırdan kurtarmaktır. Eğer bu minval üzere ihvânın tavırda duruş 21 adet zikir sayısına ulaşırsa, zikrin neticesi hâsıl olur ve zikrin neticesi nefy tarafında beşeriyet vücudunu nefyi hâ­sıl ederek kalbe indirir, nefesini Allah Teâlâ sevgisi ile kalbe vurup bu tasav­vurunu isbat tarafından meydana çıkararak cezbe ile ezeli ve ebedî halini hisseder olmak­tır.
    Eğer 21 adede ulaşılıp zikir neticesi hâsıl olmamışsa muhakkak ki, ihvan, zikrin adabında kusur etmiştir. Zikre baştan başlaması lâzımdır.
    İhvân, zikrini huzur içinde yapmak manasını düşünmekte titizlik göstermelidir. Bütün mâsivayı gönülden çıkarmalı ve bü­tün ilim ve amilleri nefy tarafından mülâhaza etmelidir. Ve fânî şeyleri nefye ziyadesi ile çalışmalıdır. Hayır, şer ne gibi havâtır varsa kalbinden söküp atmalıdır. İsbat tarafında Allah Teâlâ’nın birliğini mülâhaza edip, nefsini bu mülâhazada fâni kılmalı ve tevhid ile aynı zamanda akla nazar eylememelidir.
    Farz ve sünnet namazlarını vaktinde tam bir huzur ile kılmalıdır. Bundan son­ra halktan uzlet edip, bütün vakitlerini kelime-i tevhidin zikrine harcamalıdır.
    Eğer buna hakkiyle çalışır, nefyedilecek olanı nefyeder, isbât edilecek olanı isbât ederse neticesi zahir olur. Murakabeye başlayacak hâle gelmişte olacaktır.
    Bu derse günlük yarım saat, on veya duruma göre onbeş gün çalışılır ve bitirilir.
    Tevhîd-i hakiki (Nefy ü isbât) dersinin dokuz şartı vardır.

    1- Vukuf-u kalbi: Yani kalbde hatıra gelen bütün şeyleri tama­mıyla boşaltıp kalbi hazır bir vaziyete getirip; Allah Teâlâ’nın huzurunda, kontrolde olduğunu düşünmek.
    2- Nefesini çekip hapsederek Allah Teâlâ’nın dışındaki bütün var­lıklardan ve düşüncelerden kurtularak bir an nefes tuttuktan sonra vermek.
    3- Kelime-i tevhîdin yazısını vücudunda mülâhaza etmek: Bu düşünceyi göbeğin altından başlayarak beyninden dolaştırıp kalbe inmesini mülâhaza etmek. Yani “Lâ ilâhe” derken “lâ” nın telaffuzu­nu göbeğin altından başlatıp sağ kulağının hizasından beyin kubbe­sini dolaştırıp “ilâhe” yi sağ omuzuna getirip “İlla’llâh” diyerek kalbde “lâ İlahe İlla’llâh”ı hem yazısını hemde nurunu düşünerek kalbde zikri tamamlayıp devam etmesi.
    4-Kelime-i tevhîdin göğüsteki nakış şeklini mülâhaza etmek, zikrin tesirini duymak içindir.
    5- “Lâ ilâhe İlla’llâh” kelimesinin sonsuz, manalarını tefekkür et­mek.
    6- “Lâ ilâhe İlla’llâh” kelimesinin manasını kalbe kararlı bir şe­kilde yerleştirerek; mâsivâyı, evhamı ve hayâlâtı kalbden çıkarmak.
    7- “Lâ ilâhe” kelimesini bu şekliyle göbekten beyine, beyinden sağ omuza getirerek tamamlayıp “İlla’llâh” ı da kalbe vurarak nefes almadan 3, 5, 7, 9, 11. … 21 e kadar tekrarlamaya gayret eder. Tek sayılarda sağ göğsün altındaki rûh makamında “Muhammed’ün Rasülüllah” diyerek zikrini tamamlar.
    8- Yapılan zikrin sayılarını mülâhaza ederek, düşünerek tek sa­yılarda durmaya alışkanlık kazanmak
    9- Nefesini alınca “ilâhi ente maksûdî ve rızake matlûbî.” Allahûmme atini muhâbbetüke ve rızake ve mağrufeteke” (Allah’ım, gayem sensin, aradığım da rızandır. Allah’ım, bana sevgini, rızânı ve seni tanımayı lütfet.) deyip nefesini aynı şekilde göbeğin altından alarak aynı düşüncelerle zikrine devam ederek bin adet “Lâ ilâhe İlla’llah” diyerek nefiy ile isbât dersine devam eder.
    “La ilâhe illa’llah”ın sonsuz manâlarını düşünerek Allah Teâlâ’dan başka gerçek manâda sevilecek sayılacak, korkulacak ve yardımına sığınılacak bir varlığın olmadığını düşünerek kalbindeki Allah Teâlâ’dan başka varlık ve düşünceleri çıkarmak üzere mücâdele yapma­ya ve dersine devam eder. İhvân bu dersler sayesinde zikru’llâhın asıl gayesi olan “kelime-i tevhîdîn” gerçek manalarını kalbine yerleştirerek mağrifet-i ilâhiye kavuşmaya gayret eder.
    Zikrin bu şeklini Şeyh Abdûlhâlîk Gucdüvânî kuddise sırruhu’l-azîz, Hazreti Hızır aleyhisselâmdan almıştır. Ona suya dalmasını emre­derek bu şekil zikri öğretmiştir. Suya dalmasını emretmesinin sebebi nefesini tutmak içindir. Çünkü başlangıçta en ihtiyatlı yol budur.
    Mi’râcu’s-Saâde kitabında demiştir ki, : .
    “Şeyhimiz bize zikrin bu şeklini yapmamıza izin verdiği zaman “İlla’llâh”ı omuzdan çıkarıp kalbine verirken bu hayalî vuruş esnasın­da başı biraz hareket ettirmemizi söyledi. Bu, bunun tesirini meydana çıkarır.”
    Yine ondan işittik ki;
    Bu zikri, sâlik ilk defa yaparken yirmi bir yahut yirmi üç adedine ba­liğ oluncaya kadar mânâyı tasavvur etmeden yapar. Bunu yapmağa yalnız bir nefeste muktedir olabilir. Bu dereceye geldiği zaman ona (yukarıda anlattığımız) manayı tasavvur etmeyi ve zikri birinci yol üzere devam ettirmesini emreder. Bir nefes hapsinde sayılı adede vasıl oluncaya kadar böyle devam eder, Bundan sonra bu zikre devam ederse cidden güzel olur ve neticesi görülür. Ancak bunu emredi­len miktar yapmakla gereğini yerine getirmiştir. Bundan sonra Allah Teâlâ’ya tahsis-i nazar eyler.”
    Yine Şeyh İsmail el-Hâlidî kuddise sırruhu’l-azîz Hazretlerinden işittik ki;
    “Adede riâyet hafıza ile yapılacaktır. Parmakla veya tesbihle de­ğil.” buyurdu.
    Yine buyurdu ki;
    “Zikir çokluğa bağlı olarak habs-i nefesden aciz kalır ve yapa­mazsa ne yapmak lâzımdır? Sorusuna buyurulur ki;
    “Nefesini bırakıp yukarıda anlatılan zikre habs-i nefes yapma­dan devam eder, bu da aynı şekilde faydalıdır.”

    ALINTI





  2. #2
    İlahi ente maksudi, rızaike matlubi...
    Allah (C.C.)razı olsun AHFA Kardeşim den....

  3. #3
    AHFA kardes Allah senden razi olsun güzel aciklama.

  4. #4
    Alıntı Fatma_NuR Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    İlahi ente maksudi, rızaike matlubi...
    Allah (C.C.)razı olsun AHFA Kardeşim den....
    Alıntı musti37 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    AHFA kardes Allah senden razi olsun güzel aciklama.
    Ecmain inş...

  5. #5
    Perde ardındaki esrârı açmak, uygun değildir,

    yoksa, rindler meclisinde, verilmiyecek haber yoktur.

  6. #6
    Dilçem
    Ahfa kısmı zor,ben çok şaşırıyorum orda bir dille bir de kalple söylemek gerekiyor benim yaptığımda.Yavaş yavaş inş..



Benzer Konular

  1. Dersler, İmtihan, Ezberleme Hafiza için
    Konuyu Açan: twilight, Forum: Havas & Hüddam.
    Cevap: 35
    Son Mesaj : 27-Eyl-2010, 00:02
  2. Nuh'un Gemisinden Alınacak Dersler...
    Konuyu Açan: prayer, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 8
    Son Mesaj : 31-Tem-2010, 11:38
  3. Tasavvufta Şeytan
    Konuyu Açan: Siddhartha, Forum: İslamiyet.
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 01-Ağu-2009, 19:27
  4. Hermetik - Dersler - 1
    Konuyu Açan: trues, Forum: Gizemli Kültler ve Cemiyetler.
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 09-Haz-2009, 22:36
Sitemiz kişiler arası iletişimi sağlayan bir servis sağlayıcıdır. Kişilerin yazdıkları kendi sorumluluklarındadır.
Hukuki gerekçeler ile kaldırılması talep edilen içerikler için lütfen iletişim linkini kullanınız.

Sitemizdeki yazılar telif hakları ile korunmaktadır. İzinsiz alıntı yapılamaz ©estanbul.com