"herkes kendini kendinde dener
İlmeği geçirdiği boynunu
katili olduğu aşka adardı”


Beş parasız, karanlık bir gecede otelin sevimsiz sahibesinin sözlerini düşün; “ya odanın parasını öde ya da çık…” Her şey bu denli basit ve anlaşılabilir (mi?) Arturo Bandini, yirmi yaşında ve “Minik Köpek Güldü” öyküsünü 'nihayet' bir edebiyat dergisinde yayınlatmayı başarmış bir yazar adayı. Ama aceleye mahal yok, hayatı tatmalı, iyi bir yazar olmak için önünde bir on yılı var
–diyor iç ses–
ve önemli bir karar vermeli, otelde kalmalı mı çıkmalı mı? Böyle zamanlarda insanın aklına hiç ummadık anda bir anı gelir yerleşir.

“Detroit'li dostlarım Ethie ve Carl'ı anımsadım. Carl'ın Ethie'yi tokatladığı geceyi. Ethie'nin bebeği olacaktı ve Carl bebeği istemiyordu. Ama bebek doğmuş ve mesele kapanmıştı.”
Buram buram cinayet kokan boş sokaklarda 'şimdi ne olacak?' sorusunu aramak, otelleri, taksileri izlemek, yürüyen kalabalığın içinden geçmek, bir pipo dükkânının önünden geçerken tüm pipoları vitrin camına bakarak içtiğini hayal etmek. Uyumak için otele gittiğinde kapı önünde bekleyen otel sahibesine söylenen “menajerimden mektup aldım” yalanın –yalan denemez aslında bir dilek, gerçekleşmesi çok istenen bir dilek– gerçekleşeceğini umarak postacıyı göz hapsine almak…

Bunker Hill Oteli'nin altıncı katında 678 numaralı odada yaşayan aç, ayyaş ve romantik Bandini… Ayakkabıları varından yoğundan değerli kadınları arzuladın. Kaygılısın Arturo, çok kaygılısın ve kaygı beyaz saç demektir. Çok istedin büyük bir yazar olmayı. “Tanrım, artık bir ateist olduğum için beni bağışla, ama Nietzsche'yi okudun mu? Ne kitap! Ulu Tanrım, sana karşı dürüst olacağım. Bir teklifte bulunacağım sana. Benden büyük bir yazar yarat kiliseye döneyim. Ve lütfen Tanrım, bir ricam daha olacak: annemi mutlu kıl. İhtiyar o kadar önemli değil, onun şarabı var ve sıhhati yerinde, ama annem her şeye kaygılanır. Amin.”

Arturo Arturo! Hâlâ bir kadınla birlikte olmadığının farkında mısın? Oysa ne çok isterdin Meksikalı bir kız… Karşına çıkan o hayat kadınını hatırlıyor musun? Genç ve güzeldi. Sana senin sevgilin ya da karın gibi yakın davranmıştı. Korktuğunu hatırlıyor musun Arturo? Korktuğunu ve ondan kaçmak için sadece hayat hikâyesini anlatması istediğini, nerdeyse ondan kurtulmak için tüm paranı verdiğini: “Tanrım, beş dolar ve hâlâ buradan çıkamadım, nasıl nefret ediyorum senden, pislik. Ama benden daha temizsin yine de, beynini satmıyorsun, acınası tenini sadece.”

Cepte kalan beş sentle Spring Sokağında eskici dükkânının karşısındaki Columbia Birahanesi'ne gittiğinde, garson kızın –Meksikalı kız– görüntünle alay eder bakışlarından ürktün. Oysa masaların arasında dans eden hali, bembeyaz dişleri, esmer teni büyülemişti seni. Adı Camilla. Camilla Lopez, Meksikalı kız –inkâr ediyor ama. Sana attığı kahkahaya karşılık onun eski çarıklarına dikiyorsun gözünü. Utanıyor. Masaların arasında dans eder gibi yürüyemiyor, silikleşiyor, görünmez olmayı diliyor… Ertesi sabah Columbia Birahanesi'nde onu arıyor gözlerin, vakit erken. “Minik Köpek Öldü” öykünün yayınlandığı derginin üzerine bir not yazıyorsun, Camilla'ya ulaşmak üzere.

'Sevgili Maya Prensesi…' –olmadı böyle–

“Sevgili Pejmürde Çarıklar, farkında olmayabilirsin, ama dün gece bu öykünün yazarına hakaret ettin. Okuman yazman var mı? Varsa, on beş dakika ayırıp bu başyapıtı oku. Ve bir daha sefere dikkatli ol. Bu çöplüğe gelen herkes serseri olmayabilir. Arturo Bandini”

İkinci öykün de yayınlandı; “Çoktan Yitik Tepeler”. Hackmuth'un gönderdiği çeki otel sahibesi bozdu, kendine yeni giysiler, tıraş losyonları, parfümler aldın. Duşunu alıp, tıraş olup sana ait olmayan kokuları sürdün… Tam dışarı adım atacakken sana ait olmayan kokuyu yıkayıp attın üstünden, eski kıyafetlerini giyip yeniden kendin oldun. Arturo dostum, bunu test etmen şart mıydı?
Camilla'yı görmek; bir tutku, gereklilik haline geldi. Onunla didişmek, sana doğru bir adım attığında umursamamak tam da senin tarzın. Sahildeki soğuk öpüşü… Etkisi neden odana dönünce başlıyor bu duygunun? Duygularını kabuğuna kadar saklıyorsun da ondan!

Şu barmen çocuk Sammy. Camilla'nın ona aşkını başından beri hissediyorsun ve ne kadar çaresiz olduğunu. Aşka umutsuzluk katman tuhaf şey Arturo. Odaya girdiğinde beliren bu delice aşk, onun öpücüğünün dudağını ansızın tam da o anda ısıtması… Her şey soğumaya yüz tutmuşken! Kapı aniden açıldı. Karşında orta yaşlı, iyi giyimli bir kadın. Nefesi viski kokuyor; viskiyle karışık hüzün. Vera. Vücudundaki yaradan kendi bile ürküyor, lanetli bir yalnızlık içinde kıvranıyordu. Seni görüp takip ettiğine şaşmamalı, yalnızlığın on kilometreden seçiliyor dostum. Vera'da kendi acınası ruhunu gördün. Long Beach'te Vera'ya onunla olamayacağını anlattığında ve Camilla'yla ilgili gerçek hislerini ilk kez konuşacakken aklından ne geçti? “…dünya bir hayal gibiydi, şeffaf bir düzlemdi ve üstündeki herkes çok kısa bir süre için ordaydılar; hepimiz, Bandini, Hackmuth, Camilla, Vera, hepimiz kısa bir süre için vardık, sonra başka yere gidecektik; hayatta değildik aslında, hayatta olmaya çok yaklaşıyor ama olamıyorduk.”

Aşkın aksine gerçekler çok yavaş geliyor ardından insanın. Tıpkı gece gibi. “Gece çok yavaş geldi, önce kokusu, sonra karanlığı.” Hiç kimsenin birbirini anladığı yoktu, ama herkes kendi tarzında iyi davranıyor birbirine. Evlerini, her şeylerini uzakta bırakmış insanlar Arturo. Hiçbir şeyleri yok –cesaretleri var yanlarında. Pişmanlıklar, delice öfkeler, şaşkınlıklar, itirazlar, inkârlar, sessiz ve derinden kabullenişler…

“… benim kitabım. Hitler'in canı cehenneme, bu Hitler'den daha mühim, bu benim kitabıma dair. Dünyayı sarsmayacak, kimseyi öldürmeyecek, tek bir mermi bile sıkmayacak ama siz onu ölünceye kadar unutamayacaksınız, son nefesinizi verirken kitabımı anımsayacak ve gülümseyeceksiniz.” Arturo, hayallerin, acıların ve mutluluklarınla yazdığın ilk kitap, çölde izini bulamayacak bir adrese; Maya Prensesi'ne neden armağan edilir?

petek sinem dulun.