Antik Medeniyetlerde Makyaj Kültürü

Çin6000 yıllık geçmişi olduğu bilinen makyaj, tarih sürecinde farklı kültürlerde çeşitli amaçlarla kullanılmış. Kimi zaman rakibini geride bırakmak için, kimi zaman toplum içindeki statüyü ortaya koymak için, kimi zaman cinsel hayata renk katmak için…vs Değişik medeniyetlerde değişik amaçlarla kullanılmış. Biz de tarihin derinliklerine bir yolculuk yaptık ve farklı medeniyetlerdeki makyaj kültürünü derledik. İşte farklı medeniyetlerde makyaj kültürü…


Aztekler

Azteklerin yüz makyajı için sarı aşı boyası, katran ve kuru kum boyalar kullandıklarını, ayak takılarının ve halhalların çok yaygın olduğu, ayrıca ayakların yanmış kopal reçinesi ile yağlandığı, saçların genelde kısa kesilldiği (burun hizasında) ve saçlardaki beyazların siyah çamurla boyandığı, doğada parlamak amacıyla kafalarına mutlaka indigo (parlak mavi) renginde bir boya sürdükleri, dişlerini kabuklu bit ile (cocinea böceği) ile fırçaladıkları biliniyor. Kadınlar çoğu zaman makyjalıyken, erkeklerin sadece seremonilerde özel makyaj yaptıkları düşünülüyor. Genç kızların güzel gözükmek için makyaj yapması veya saçlarını boyaması hoş karşılanmazmış. Parfüm kullanımı da oldukça yaygınmış, esans olarak da gül ve tütsü kullanılıyormuş.


Afrika: Sürme ve Kına’nın Anavatanı

Sürme ve kınanın kökenlerinin Kuzey Afrika’ya dayandığı biliniyor. Afrika’da kırışıklıklarla savaşmak için Günlük Çiçeği’nin ve Moringa isimli bir çeşit akasyanın sütlerinin kullanılırmış. Yara ve yanık izlerini iyileştirmek için keçiboynuzu, bal ve çınar yaprağı, ağız kokusunu engellemek için meyan kökü, saçtaki beyazları kapatmak içinse balmumu ve reçine kullandıkları biliniyor. Güzelleşmek için makyajın yanı sıra, savaşmak, özel törenlere hazırlanmak veya bağlı oldukları kabileleri belli etmek için de yüzlerine farklı renklerde makyaj yapıyorlarmış.


Kızılderililer: Sembolik Makyaj

Kızılderililer törenler, savaşlar ve danslar için hem yüzlerini hem vücutlarını boyadıkları gibi, savaşa giderken atlarını bile boyuyorlarmış. Amaçları ise daha vahşi görünmek veya kötü ruhlardan korunmak.

Kızılderillierde yüze sürülen her rengin bir anlamı var;

Kırmızı; Savaş ve Enerji

Siyah: Hayat ve Güç

Beyaz: Matem ve Barış

Mavi: Bilgelik ve Kendine Güven

Sarı: Ölüm ve Kahramanlık

Yeşil: Dayanıklılık ve Doğayla Uyum

Mor ve kahverengi makyaj is, savaşta uğursuzluk getirdiği gerekçesi ile tercih edilmezmiş. Sembolizm, korunma, kamuflaj ve spiriüel tedaviler dışında güzellik amacıyla makyaj yaptıkları bilinmiyor.


Antik Yunan: Her Derde Deva Zeytinyağı

Antik Yunan’da açık ten rengi soyluluğun simgesi olduğu için kadınlar ten rengini açmak için beyaz kurşun kullanılıyormuş. (Kurşun çok zehirli olduğu için kadınların ömürlerini önemli ölçüde kısalttığı düşünülüyor.) Cildi nemlendirmek için bal, parlak bir cilt için zeytinyağı kullanılıyormuş. Yunanlılarda ağır ve renkli bir makyaj yerine sağlıklı bir cilt ve varlığı belli olmayan hafif bir makyaj makbulmüş. (bugünlerde Nude Make-Up dediğimiz) Dudakları hafifçe renklendirmek ve bakım yapmak için demir tozu, bal mumu ve zeytinyağı karışımı, elmacık kemiklerini hafifçe renklendirmek için kırmızı toz biberle karıştırılmış zeytin yağı, göz üstü makyajı için ise ağaç kömürü ile karıştırılmış zeytinyağı, saç bakımı için sirkeli zeytinyağı kullanıyorlarmış. Antik Yunan’da saç süslemelerinin, örgülerin, mücevherlerle süslenmiş saç tokalarının çok önemli olduğu biliniyor.


Antik Mısır: Badem Gözlüler Diyarı

Kadın, erkek, çocuk, yaşlı, zengin, fakir, soylu, işçi herkesin makyaj yaptığı bir medeniyetmiş Antik Mısır. Mısırlıların siyah kükürt ve kömür karışımıyla gözlerinin hem altını hem üstünü çizerek badem şeklinde getirdikleri biliniyor. Badem göz, Tanrı Horus’un gözünü temsil ediyor ve Mısırlılar bu makyajlar kötü ruhlardan korunduklarını düşünüyorlarmış. Gözlerine sürdükleri yeşil-mavi renkler ise Malachite isimli bir mineral kayasının tozu ve bu mineralin gerçekten gözlerini enfeksiyonlara karşı koruduğu düşünülüyor. Parfüm yapımında Gül, tarçın, laden reçinesi (mırra), günlük çiçeği (buhur) ve sinemaki esansları kullanılıyormuş, vücut losyonu olarak kullanımın yanı sıra banyo suyuna koymak için ve odaları güzel kokutmak için de parfüm kullanılıyormuş.


Antik Roma: Hayvan İdrarı, Plasenta ve Koyun Derisi

Antik Roma’da makyajın en önemli unsuru cilt bakımı. Kadınların açık renkli bir tene sahip olmak istedikleri, güneşten korunmak için ciltlerine sürekli zeytinyağı sürdükleri, ciltlerini beyazlatmak için tebeşir tozu, beyaz kurşun, nişasta kullandıkları, süt banyosu yaptıkları (evet, efsane değil), kırışıklıklar için kaz/ördek yağı, fasulye ve damla sakızı kullandıkları, cilt maskesi olarak bal, sirke, soğan, gül, sülfür, hayvan idrarı ve plasenta kullandıkları, hatta gece maskesi olarak yüzlerine koyun derisi geçirerek uyudukları biliniyor. Elmacık kemiklerini pembeleştirmek için kurutulmuş gül ve gelincik tozu, ruj olarak ise Kuzey Avrupa’dan getirtilen özel kırmızı kayaların tozları kullanılıyormuş.


Vikingler: Savaş Stayla

Vikinglerde saç bakımının oldukça önemli olduğu, saçların her gün yeniden tarandığı ve örüldüğü biliniyor. Vikingler savaşçı bir toplum oldukları ve savaşçıların yarısı kadınlardan oluştukları için kadınların makyajında da savaş makyajının etkisi var. Makyajlar güçlü ve ihtişamlı gösterecek şekilde, hatta bazen korkutucu olacak ölçüde karanlık tonlarla yapılıyormuş. Kafataslarından yapılan incelemelerde, kadın yüzünün erkek yüzüne çok benzediği ve diğer coğrafyalara göre daha kemikli olduğu görülmüş. Ancak savaş şartlarına rağmen ne erkekler ne kadınlar saçlarını kısaltmıyorlarmış. Ayrıca savaşta bile olsalar her sabah yüzlerini yıkamak ve saçlarını ıslatmak gibi alışkanlıkları varmış.


Hindistan: Güzellik Çakrasını Açmanın Yolu

Antik Hint kültüründe makyaj yapmak, ibadet etmenin, tanrılara yaklaşmanın, tanrının istediği gibi olmanın (zaten bütün Hindu tanrıları çok makyajlıdır) ve güzellik çakralarını açmanın bir yolu. Hint Sürmesi olarak bilinen Kajal, Afrika ve Ortadoğu’da kullanılanlardan farklı olarak kömür ve kurşun yerine sandal ağacı ve hint yağı içeriyor. Genç, yaşlı bütün kadınlar kajal uygularken, kız bebeklere bile makyaj yapıldığı biliniyor. Beyaz tenli olmak, bir çok kültürde olduğu gibi Hintlilerde de zenginlik ve soyluluk göstergesi. Hintliler yüzlerini beyazlatmak için susam yağı, costus kökü, sandal ağacı, bakla ve sarıçalı bitkisini karıştırıyorlarmış. Bir diğer yöntem ise mercimek ve balı karıştırıp, kurutup, un haline getirip pudra olarak kullanmak. İki kaşın ortasındaki kırmızı noktaya “Bindi” ismi veriliyor. Bindi, sanıldığı gibi evlilik göstergesi değil (evli kadınlar alınlarının ve saçlarının birleştiği noktaya kalıcı bir çizgi çekiyorlar.) Bindi, daha çok kadınlar yapsa da erkeklerde de görülen, Hindu inanışına göre 3.göz’ün yerine çizilen ve spiritüelliklerini destekleyen, güzellik çakralarını ve sezgilerini açan bir ibadet.


Çin: Tırnaklar için damla sakızı, bal mumu ve yumurta beyazı

Tırnak renklendirmenin tarihte ilk olarak Çin’de görüldüğü biliniyor. Çinliler tırnaklarını renklendirmek için damla sakızı, balmumu, jelatin ve yumurta beyazı ile doğadan elde ettikleri kök boyalarını karıştırarak oje elde ediyorlarmış. Soylular ait oldukları hanedanın renklerine göre tırnaklarını renklendirirken, soylu olmayanların oje sürmesi yasakmış. Erik Çiçeği’nin de kutsal bir anlamı olduğu için, yüze veya vücudun farklı bölgelerine erik çiçeği şeklinde kalıcı makyaj (dövme) yapmak da oldukça yaygınmış.


Japonya: Beyazlamak için Pirinç Unu ve Kuş Kakası

Japonya’da makyaj kültürü “geyşa”larla gelişmiş. Antik Japonya’da yüzü ve sırtı beyazlatmak için pirinç unu ve kuş kakası, dudakları ve göz diplerini renklendirmek için safran çiçeği tozu kullanılırmış. Özel törenlerde ise dişlerini Ohaguro isimli özel siyah boyalarla boyadıkları biliniyor çünkü geyşaların toplum içinde dişlerini gösterecek kadar gülmeleri hoş karşılanmadığı için, bu boya ile gülmeleri engellenmiş.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here