Jump to content

Leaderboard


Popular Content

Showing content with the highest reputation since 04/29/2020 in all areas

  1. 4 points
    DUA NEDİR, NEDEN KABUL OLMAZ? Dua, genel anlamda Tanrı’dan yardım dilemek şeklinde tanımlanabilir. Bunlar gerçekleşir ya da gerçekleşmez. Şimdi duanın kabul olması ve olmaması konusunu mantık çerçevesinde masaya yatıracağım. Bunu yaparken sofu temalı kaynaklarda, empati duygusundan uzak imtihan gerekçesiyle verilen yüzeysel cevaplardan fazlasıyla uzaklaşmam gerekiyor. İnsanın duaya yönelimi ve bunu devam ettirmesindeki etmenleri tek tek örneklerle inceleyip, dileğinin gerçekleşmemesi durumunda içine düştüğü olumsuz psikolojiden kurtulmasına yardımcı olacak profesyonel terapi desteğine engel olan nedenleri de başlık ve alt başlıklar altında sıralayacağım. Hangi Dualar Kabul Olur? Asıl konumuza geçmeden önce duanın gücüne inanmanıza sebep olan birkaç tane nedeni belirtelim. Düşük riskli bir ameliyat, refah durumunuzu neredeyse hiç etkilemeyen kişisel bir ekonomik darboğaz ve boşluğunu doldurabildiğiniz hissi bir ilişki için dua ederseniz bunların sonuçlarını somut olarak alabilirsiniz. Bu kısa bilgiyi toparlayacak olursak, hayatınızda gerçekleşmesi neredeyse kesin olan şeyleri ruhani bir varlık yardımıyla başardığınıza inanmanızı sağlayan psikolojik yönelmeye duanın kabul olması diyebiliriz. Bu süreçte kişinin, istisnaları baz alarak “hiçbir şeyin garantisi yok” düşüncesiyle kendini gereksiz strese sokması, süreci kayıpsız atlattıktan sonra mistik bir hayata dair olan inancını da arttıracaktır. Duvarların Arkasındaki Dünya Duanın gücüne inanılmasını sağlayan nedenleri rastgele vermedim. Bunlardan ilki olan hastalık hem Türkiye hem de dünya genelinde, diğer ikisi ise Türkiye’de insanları ruhsal anlamda çöküntüye uğratan nedenler arasında gösteriliyor ve bu çöküntü dönemi ise her zaman mutlu sonla bitmiyor. (1) Hastalık konusunda duanın iyileştirici gücü için yapılan Büyük Dua Deneyi’ne baktığımızda sonuçların istendiği gibi çıkmadığı görülüyor. Hatta kendileri için dua edildiğini bilenler yan etkilerden çok daha fazla acı çektiler. Sonuçlar böyle olunca Richard Swinburne’nin de içinde bulunduğu ilahiyatçıların araştırmayı reddetmesi anlaşılabilir bir tepki. (2) Yine Duke Üniversitesi doktorlarının yürüttüğü 3 yıllık bir klinik çalışma sonucunda varılan tablo da pek ümit verici değildi. Üstelik bu çalışma “at gözlüklü kuşkucu materyalist ateistler” topluluğunca değil, bilimsel tıbba alternatif tedavi yöntemlerini incelemeye ve izlemeye değer bulan dinsel inanç sahibi hekimler tarafından yürütülmüştü. (3) Burada Duke Deneyi için ufak bir parantez açmakta fayda görüyorum. Deneyin heyecan verici ilk sonuçları gelmeye başladığında Mitchell Krucoff’un basına verdiği demeç yüzünden “Duanın gücü bilimsel olarak kanıtlandı” şeklinde yanlış bir bilgilendirme yapılmıştır. Küresel anlamda kabul gören gelir dağılımı eşitsizliğini ayrıca detaylandırma gereği duymuyorum. Diktatörlük, savaş ya da cehalet sebebiyle sefalet içinde yaşamaya çalışıp temel ihtiyaçlarını bile karşılamaktan yoksun insanların oluşturduğu koca dünyayı dua ederek kurtaramayacağımız gerçeğiyle uzun zaman önce yüzleşmiş olmamız gerekiyor. Refah sıralamasında “yoksul ülke” tanımlaması dışında bir şey bilmediğiniz ülkelerdeki sosyal yaşantı, inanç sisteminizi allak bullak edecek düzeydedir. Bu konu hakkında yazılan kitapları temin ederek ya da internet üzerinden yapacağınız basit bir araştırma ile bilgi sahibi olabilirsiniz. Nedenlerimize hissi ilişki yani aşk ve sevilmek için edilen dualarla devam ediyoruz. Siz, herhangi birisinin sizi sevmesi için dua diyorsunuz. Böylece Tanrı yakarışlarınızı duyacak ve bir süre sonra sevdiğinize kavuşacaksınız. Böyle yazınca çok şiirsel oluyor değil mi? Peki Manoj ve Babli nerede hata yaptı? “Kuzeybatı Hindistan’ın Harnaya eyaletindeki küçük bir kasaba olan Karoran’da yaşıyorlardı. Manoj okulu bırakmış, bir elektronik tamircisinde çırak olmuştu. Babli yolun karşısındaki kız okuluna gidiyordu. İlk kez dükkânda karşılaştılar. İlk görüşte birbirlerine âşık olmasalar da bir süre sonra aralarında bir âşk doğdu. Babli gayet iyi çalışan cep telefonunu tamire götürdü. Bir gün Manoj ona neden böyle bir şey yaptığını sorduğunda Babli “Elbette telefonumda sorun yoktu. Sadece seni tekrar görmek istemiştim” diye yanıtlamıştı… Aslında Hindistan yasalarına göre Manoj ve Babli’nin evlenmelerine engel bir durum yoktu. Ancak ülkede yasaların üstüne güçler vardı. Manoj ve Babli kaçıp evlenmeye karar verdiklerinde çok eski kuralları ihlâl etmişlerdi… Manoj ile Babli bir sorun olabileceği endişesi ve avukatlarının önerisi ile mahkemeden polis desteği istediler. Mahkemeden sonra polis onları bir araçla evlendikleri ve akrabalarından saklandıkları Chandigarh’a gitmeleri için otobüs durağına bıraktı. Manoj ile Babli Chandigarh otobüsünü yakalamak için Pehowa otobüs durağında arabadan indiler. Akrabaları onları takip etmişti. Polis sorunu anlamıştı. İki polis Manoj ile Babli’ye bir şey olmaması için onlara otobüste eşlik etti. İki kuzen de otobüse binmişti. Diğerleri de bir başka araçtaydı. Otobüs yola çıktı fakat Pipli kasabasına vardığı zaman polisler kendi görev yerlerinin sınırına geldiklerini ve ayrılmak zorunda olduklarını söylediler. Manoj ve Babli yalnız kaldı. Umutsuzca bir başka otobüsle Delhi’ye yola çıktılar. Kuzenleri onları takip etti. Karnal kasabasından hemen önce, bir ücretli geçiş gişesinin önünde gümüş bir Mahindra Scorpio kamyonet otobüsün önünü kesti. Manoj ile Babli zorla dışarı çıkarılarak Scorpio’ya konuldular. Ortadan kayboldular ve onları bir daha canlı gören olmadı. Ayakları birbirine bağlı halde, parçalanmış ve şişmiş cesetleri Balsamand Minor Kanalı’ndan çıkarıldı.” (4) Buraya kadar olan kısmı ele aldığımızda rahatsız edici birkaç soruyu sormak durumunda kalıyoruz. Bebek bedenlerinin bombalar altında parçalandığı savaşların, okula başlaması gereken yaşta madenlerde çalışmak zorunda kalan çocukların, gelenekler yüzünden küçük yaşta istismara uğrayan kız çocuklarının olduğu dünyada Tanrı’nın sağlık, ekonomik ve duygusal ihtiyaçlarınıza cevap vereceğini size düşündüren nedir? Bunlara acımayan Tanrı size mi acıyacak? Tek bir çocuğun ölümü bile, her şeyin sonuçta iyiye bağlanacağı yönündeki dinsel bakış açısı için yüksek bir bedel değil midir? Eminim insanın içine düştüğü çaresizlik bunları görmezden gelip tutunacak son bir dal aramasına sebep oluyor. Ne kadar çaresiz olabilirsiniz ki? Bu duyguyu toplama kamplarında sonuna kadar tatmış insanlardan biri olan Primo Levi’ye kulak verelim, “Auschwitz tecrübesi benim için zihnimde canlı tuttuğum dinî eğitimden geriye kalan her şeyi silip süpürdü. Auschwitz varsa Tanrı olamaz. O açmazdan çıkmanın bir yolunu bulamadım.” Hayatın gerçeklerine içimizi burkan kısa bir özetten sonra, bireylerin tek başına aşamayacakları sıkıntıları çözmek için neden uzman bir psikolog yerine duadan yardım bekledikleri konusuna değineceğim ve girişte belirttiğim gibi başlık ve alt başlıklar altında açıklamaya çalışacağım. 1)Yetiştirilme Tarzı ve Çevre Muhafazakâr toplum yapısı ile bilinen ülkemizde din, hemen hemen her şeyin önünde tutulur. Dinî terimlere o kadar büyük anlamlar yüklenir ki, eleştirmeyi bırakın sorgulamak bile hoş karşılanmaz. “Neden?” diye başlayan çok derin sorulara din ekseninde verilen sığ cevapları kabul etmek zorunda bırakılırsınız. Yani daha yolun başında, korku tabanlı dar bir hayat görüşüne sahip olmanız sürpriz sayılmaz. Böyle bir ortamda yetişen insanın, kaldıramayacağı manevi bir sıkıntıyı kadiri mutlak bir Tanrı’ya dua ederek çözeceğini düşünmesi dışında bir ihtimal bulunmuyor. Kendisi profesyonel destek almayı aklına getirmeyeceği gibi sorununu çevresine açmış olsa bile bu yönde telkinde bulunan tanıdığı da olmayacaktır. 2)Dua ve Havvas Uygulamalarından Medet Umma Çaresizliği çok derinden hissediyorsunuz, ümidiniz yok denecek kadar az, duygularınızı kontrol edemiyorsunuz ve uyku bozukluğu yaşıyorsunuz. Daha açık bir ifade ile depresyona girmişsiniz ve hâlâ dua ederek bir şeylerin düzeleceğine inanıyorsunuz. Fakat bu sefer de şöyle bir sıkıntı beliriyor: İçinizi Tanrı’ya dökmeniz yeterli değil. Herhangi bir duayı ya da ismi belirli bir sayıda tekrar etmeniz gerekiyor ki Tanrı size yardım etsin! Bu ilk yardım bilen bir insanın bilinci kapalı olan kazazedeye, kazazede yardım istemediği için bakmaması ile eş değer bir tavırdır. Anlamını bilmeden okuduğunuz hangi cümleler topluluğu çektiğiniz acıdan daha samimi olacak? Üstelik bu tür “denendi sonuç verdi” şeklinde kozmetik ürünü pazarlar gibi reklamı yapılan uygulamalar internetin yaygınlaşması ile sadece azınlık bir kesimin haberdar olabileceği bilgiler. Yani dileğinin gerçekleşmesi için her gün 100 Salavat-ı Fatih duası ve 1000 Ya Latif esması okuyan Ayten Hanım muradına erecekken, böyle bir ritüelden haberi olmayan ve Tanrı’ya içinden geldiği gibi yakaran Yeter Hanım duasının gerçekleştiğini göremeyecek mi? Olaya bu şekilde baktığımız zaman koca cami cemaatinin âmin dediği hutbe dualarının da okunmasının bir anlamı kalmıyor. Ayrıca Covid-19 salgını ile mücadele ettiğimiz şu zamanlarda yatsı ezanından sonra okunan duanın Allah katında önemini tartışabiliriz. Sonuçta bir duayı yüzlerce kez okuyup binlerce kez de esmalarla takviye etmediğimizden dikkate alınır mı bilmiyoruz. 3)Mistisizm Temalı Kitaplar Çağımızda çok geniş bir okuyucu kitlesine sahip olan, içerisinde tasavvuf unsurları ağırlıklı olmakla birlikte şükür, sabır ve her işte bir hayır olduğu yönünde kurgusal hikâyelerle desteklenmiş kitapların bütünüdür. Bunları yazmak için hiçbir bilgi birikimi gerekmediğinden hatta sosyal medyadan çıkma süslü sözleri toplayıp kitap haline getirerek bile popüler bir yazar olma ihtimalleri bulunduğu için, çekmedikleri sıkıntılar hakkında ahkâm kesen tiplerin oluşturduğu büyük bir sektör halini almıştır. Sektörün bilinen isimlerinin başında hiç kuşkusuz Allah De Ötesini Bırak kitabının yazarı Uğur Koşar gelir. Türkiye’nin en çok kazanan yazarları arasına girmeyi başaran Uğur Koşar, Ekim 2016 yılında eşini aldatmasıyla gündeme geldi. Gülsen Koşar’ın verdiği bilgilere göre ilkokul mezunu olan Uğur Koşar, internetten bulduğu bilgileri derlemiş ve Uğur Koşar bu kitapları yazarken Gülsen Hanım evi geçindirmiş. Çocuklar da annelerinin tarafında ve babalarının annelerini defalarca aldattığını söylüyorlar. 14 Ekim 2016 günü bu konuyu Sabah gazetesinde köşe yazısına taşıyan ve herkesin ilk aklına gelen şeyleri dile getirmiş Ayşe Özyılmazel’in yorumlarına kulak verelim. “Peki bu konu beni niçin ilgilendiriyor? Şunun için: Kimleri nerelere koyduğumuzun, nasıl taçlandırdığımızın farkında mısınız? Bu kitapları yazan, insanların hayatına rehberlik etmeye kalkışmış, seminerler veren, umutsuz ve acılar içindeki kişilere terapiler yapan birinin böyle bir yaşamı olması, ailesinin bu kıvama gelmesi sizce normal mi? Olması gereken bu mu? Adama kalkıp 'Sen önce kendi hayatına çekidüzen ver, sonra bize akıl ver' demezler mi? 'Bunca öğütlediklerini bir gün yapmayı denemedin mi arkadaş?' çekmezler mi? 'Sen ne işsin usta?' diye sormazlar mı? Uğur Koşar'ın durumu, obez diyetisyen misali. Zayıflamak için obez bir diyetisyene gitmeyeceğimize göre, niçin her çıkan kişisel gelişim kitabını umut kapısı yapıyoruz? Niçin her 'Guruyum' diyene koştura koştura, varımızı yoğumuzu adaya adaya gidiyoruz? Alın işte; biraz aklını kullanan biri, internetten ve eski kitaplardan topladığı bilgilerle milyonlarca kitap satabiliyor. Dön adamın hayatına bak, skandallar içinde... Demem o ki, bu da bize ders olsun. Önümüze geleni idolleştirmekten, guru peşine düşmekten, çaresizliğimize çaresizlerle çare aramaktan vazgeçelim artık.” (5) Yolumuza Harun Serkan Aktaş ile devam ediyoruz. Belli kalıpların dışına çıkmadan bilindik söylemlerle ama her konu hakkında fikri olan başka bir yazarımız. İki kitabı dışında YouTube’de ismini arattığınızda gerek evlilik hayatı ile ilgili fikirlerini gerekse motivasyon konuşmalarını bulmanız mümkün. Bacak arası ile sınırlı ahlâk anlayışının getirmiş olduğu dar hayat görüşüne göre insanların evlilik ve âşk konusundaki sıkıntılarına yardımcı olmaya çalıştığı videolar özellikle ilgimi çekti. Çünkü internet üzerinden satış yapan bir kitap firmasındaki bilgilere göre Aktaş, cennet arkadaşım dediği eşi ile Bursa’da yaşıyormuş. Peki cennet arkadaşım diyeceği insanın nikâh masasında bir başkasına evet demesine şahit olmuş kişiye Serkan Aktaş nasıl yardımcı olacak? Hangi Tanrısal ya da sofu süslü cümlelerle durumu kurtaracak? Kaybetmeyi ve çaresizliği tatmamış insanların bu tür travmaları birkaç sözcük ile geçiştirmeye çalışmaları ahlâken yanlış bir tavırdır. Etkili bir iletişimin temel kurallarından birisi empatidir. Empati kurmadan yapılan hiçbir telkin sağlıklı olmamakla beraber amacına hizmet etmez ve karşınızdaki insanın onu anlamadığınız izlenimine kapılmasına neden olur. 4)Tesadüflerin Darbesi İnançlı insanların hayatında tesadüf kelimesine yer yoktur. Her şey ilahi bir düzen gereği çizilen kader doğrultusunda gelişir. Bu bakış açısı sebebiyle kişiler, yaşadıkları olaylara anlam yükleme gereği duyarlar. İnsanların hayatta karşılaşabilecekleri ve inançlarının etkisiyle anlam yükleyecekleri tesadüflerin sınırı yoktur. Son 10 yıldır işin içine meleklerin de dahil edildiği Tevrat ve İncil melezi yeni bir sistem daha girdi. Bulut şekilleri, birbirinin aynı olan sayıların (888,777…) sıralanması, yabancı madeni paralar ve olur olmadık yerlerde kuş tüyü bulunması üzerine kurulu bu tesadüfler dizisi ülkemizde pek benimsenmediği için üzerinde durmayacağım. Ben gündelik hayatta yaşanılması muhtemel beş tanesini belirtmeden önce Richard Dawkins’in konu ile ilgili bir anısını aktarmak istiyorum. “Üniversite arkadaşlarımdan diğerlerine göre daha akıllı ve olgun olanlarından (epey dindar olan) biri, İskoç adalarında kamp yapmaya gitmişti. Gece yarısı o ve kız arkadaşı çadırın içinde bir iblisin sesini duyup uyandılar; bu, hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın bizzat Şeytandı: ses her açıdan şeytaniydi. Arkadaşım bu korkunç tecrübeyi hiçbir zaman unutmadı ve bu onu daha sonra papazlığa sürükleyen etkenlerden birisiydi. Genç halim bu korkunç hikâyeden etkilenmişti ve bu hikâyeyi Oxford’daki Rose ve Crown barında stres atan hayvanbilimcilere nakletmiştim. İçlerinden iki tanesinin deneyimli kuşbilimci oldukları ortaya çıktı ve ikisi de kükreyerek güldüler. ‘Man adalı Yelkovan kuşu’ diyerek neşeyle bağırdılar. İçlerinden biri, bu türün şeytani çığlığının ve kahkahasının ona sayısız dillerde ‘Şeytan Kuşu’ şeklinde yerel lakap kazandırdığını ekledi.” (Tanrı Yanılgısı s. 90) a)İsim Kümeleri İle İlgili Tesadüfler Algıda seçicilik denilen psikolojik yönelmenin en sık rastlandığı durumlardan birisidir. Etrafta duyulan isimlerin herhangi bir kişiyi çağrıştırmasından fazlasını ifade ettiği anlar meydana gelebilir. Ben yeterli olacağını düşündüğüm için üç farklı örnek vermek istiyorum. Ahmet Bey ciddi ekonomik sıkıntıları yüzünden bunalmış, Burak ve Aras isimli iki çocuk babası olsun. Ahmet Bey sürekli dua uygulamaları yaparak durumunun düzeleceğine inanmaktan başka çaresinin olmadığını düşünüyor. Günlerden bir gün gazeteyi eline aldığında çok zengin bir işadamının yeni doğmuş çocuğuna Burak Aras ismini verdiğini okuyor. Bunun ilahi bir işaret olduğunu düşünen Ahmet Bey’in, yaptığı dua uygulamalarının üstüne yenilerini eklemesi muhtemel. Hastalık durumlarında neler olabilir? Kanser tedavisi gören Buse, duasını da aksatmıyor. Böylelikle duanın iyileştirici gücünden faydalanarak moralini yüksek tutmaya çalışıyor. Normalde televizyon açıp izlemek huyu değilken hastane temalı bir diziye denk geliyor. Senaryo gereği yatakta ölümü bekleyen kızın adı Buse! İş bu kadarla kalmıyor tabii. Kızın tedavisini üstlenen doktor da Buse’nin doktoruyla adaş! Bu örneği vermemin sebebi, duanın bir motivasyon kaynağı olduğu iddia edilse de böyle olumsuz tesadüfler yüzünden ters tepme ihtimalinin her zaman olduğunu hatırlatmaktı. Mistik hayat görüşüne sahip insanların bu tür aksilikleri basitçe geçiştirmesini bekleyemezsiniz değil mi? Bir de kara sevdaya tutulmuş Murat’ın yaşaması muhtemel bir tesadüften bahsedelim. Çok sevmesine rağmen Sedef ismindeki hanım kızımıza özgüven eksikliği yüzünden hislerini açamıyor. Aşk ve dua ile geçen iki yıldan sonra ümidini kaybedecekken –aslında çoktan kaybetmesi gerekirken- x bir gayrimenkul şirketinin satış temsilcisinin ismi dikkatini çekiyor: Murat Sedefli! Murat’ın bunu işaret olarak algılayıp boş bir ümidin peşinden koşması ne kadar acıysa, hastalığı yenmesi için ümide ihtiyacı olan Buse’nin anlamsız bir tesadüf yüzünden sarsılması da o kadar acı. b)Rüyalar Uykunun rem evresinde görüldüğü kabul edilen rüyalar, bilinçaltımızdaki olayların dışa vurumudur. Genel olarak rüya konusu psikoloji biliminin incelediği şekilde değil, rüyada görülen simgeye mitler doğrultusunda anlam yükleyerek yanlış bir şekilde yorumlanır. Klinik Psikolog Cengiz Demirsoy’un aktardığı bilgilerden bazı bölümleri alıntılayarak psikolojinin rüyaya bakış açısına bir göz atalım. “Psikolojinin bakışı ile sizin babaannenizin rüyaya bakışında ilişki vardır. Eski insanlar rüyaya baktıkları zaman rüyada görülen şeyin kendisiyle ilgilenmezler. Diyelim ki, pencerenize bir kuş geldi. Bu kızın kuşlarla ilgili sorunu var diye düşünmezler de bir haber gelecek derler. Yani görünen şeyle uğraşmazlar. Rüyadaki nesneler bir semboldür ve hayattaki başka bir şeyin karşılığıdır. Psikoloji bilimi için de rüyada görülenler bir semboldür ama biz psikolojide farklı bir sözlük kullanırız. Evet, semboldür görünen nesneler ama o görülen nesnenin kişideki anlamı nedir? Asıl ona bakarız. Çünkü herkeste yılanın, domuzun, bahçenin anlamı farklıdır. Orman, yılan, araç semboldür. Bunlar hayatınızdaki başka bir şeye karşılık gelir hep. Dolayısıyla bunun altında yatanı bulmaya çalışırız. Biz de rüyadaki sembolleri kabul ediyoruz ama onun anlamını sizinle bulmaya çalışıyoruz.” Sayın Demirsoy’un verdiği rüya örneği ile devam edelim."Kadın, yıkık dökük bir yerde. Burası bir ev ama yıkık ve karşıda, ileride bir domuz görüyor. 'Eyvah saldıracak' diye korkuyor, koridorda bir yere saklanıyor ama bir bakıyor ki, domuz yine karşısında. Diğer tarafa kaçıyor ama yine karşısında ve sonra kovalama sırasında üzerine doğru koşuyor. Ancak kadın sıyırıp geçiyor yine. Burada domuzun anlamını bulmak lazım çünkü ev de sembol ama en önemli şey domuzun ne olduğunu bulmak. Domuzun ne olduğunu bilmek tahmini kuvvetlendirir. Bu rüyada kadına domuzun anlamını soruyoruz. O da anlatıyor. 'Biliyorsunuz Müslüman bir çevrede yetiştiğimiz için pis buluruz domuzları ama ben severim, hatta oyuncaklarım var. Onun cümleleri ile soruyorum bu defa; Başkalarının pis, iğrenç gördüğü ama senin sevdiğin ne olabilir? diyorum kadın 'seks' diyor. Onu kovalayan şey cinsellik aslında burada. Cinselliği istiyor ama bir yandan da ayıp pis bulunduğu için kaçmak istiyor ondan. Bulunduğu ortam izbe, dökük bir yerdi. Hiç rahat değildi. Bu sembol. Rahatsız olduğun kaçıp kurtulmak istediğin bir durum, şey var mı? Dedim. 'Evet var kocamla ilişkim' dedi. Çok kopuk olduklarını, ayrılma durumunda yaşadıklarını, terapiye gitmelerine rağmen biz düzelme yaşamadıklarını anlattı. Kaçıp gitmek istediği şey ilişki aslında.” (6) c)Eylemin (isyan, serzeniş) Kesilmesi Her insanın hayatında mutlaka yaşadığı ve sinir bozucu anların başında gelen olaylar vardır. Meselâ en sevdiğiniz diziyi izlemek için koltuğunuza kurulmuşken kapının çalması. Önemli bir şeye kulak kesilmiş ve sizin özellikle merak ettiğiniz nokta açıklanırken dışarıdan gelen araba kornası sesinin bunu bastırması. Tuvalete gideceğiniz anda telefonunuzun çalması. Bana kalırsa hepsi öfke patlaması için yeterli sebepler. Fakat şöyle bir ihtimal de var: Yaşanılan her olaya anlam yüklemeye meyilli bir hayat görüşüne sahip olan insanların, dualarına cevap alamadığı için bunaldığı ve tam da isyan edeceği sırada şunlardan birisinin gerçekleşmesi, durumu farklı bir boyuta taşıyor. Allah söylettinin Allah söyletmedi şeklinde yorumlanması gibi. d)Medya Kaynaklı Haberlerden Çıkarım Yapma Kitle iletişim araçlarının geliştiği ve bilgiye erişimin çok kolay olduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. Durum böyle olunca yukarıda verdiğim Ahmet Bey örneği gibi isim kümeleri ile ilgili tesadüfler de dahil olmak üzere çok daha geniş bir havuzun içinde kendimizi bulacağımız kesin. Örneğin 3-4 yıldır bir şeyin gerçekleşmesi için dua eden inançlı bir insan, gazetede 4 yıl sonra oğluna kavuşmuş bir annenin haberine denk geldiğinde direkt olarak kendi durumuyla bağ kuracaktır. Ebeveyn-çocuk ilişkisi olmasına gerek yok. Belirtilen yıl bile bunun için yeterli sebeptir. e)Akraba ve Arkadaşlardan Alınan Mesajlar Günümüzde WhatsApp ile beraber daha da yaygınlaşmaya başlayan Cuma, kandil ve bayram mesajları bu başlık için en güzel örnektir. Sizin sıkıntınızı bilmeyen bir arkadaşınızdan ya da arkadaş grubundan motivasyon içerikli bir mesaj almayanınız yoktur herhalde. Çok çeşitli olmakla beraber sabır telkinli olanlar özellikle dikkat çekicidir. ”Bir gün gelir, açmaz dediğin çiçekler açar. Gitmez dediğin dertler gider. Bitmez dediğin zaman geçer. Hayat öyle bir sır ki; Önce şükür, sonra sabır, sonra da inanmak gerek.” Ya da şu şekilde bir mesaj gelebilir: “Üzülme! çünkü Yaradan umudu en çaresiz anlarda yollar. Unutma; yağmurun en şiddetlisi en kara bulutlardan çıkar.“ Bunu da görebilmeniz olası: “Hayat bu, bir bakarsın her şey bir anda son bulur. Hayat bu, son dediğin an her şey yeniden can bulur.” İnsanları gerçekleşmeyecek beklentiler konusunda boş ümit aşılayan tesadüfler bölümünü Victor J. Stenger’in bir sözü ile bitirmek istiyorum. “Bilim insanları herhangi bir sıra dışı olayla karşılaştıklarında onu açıklayacak doğal bir mekanizma bulmak için ellerinden geleni yaparlar. Sıradan insanlar ise ‘bilim her şeyi bilemez’ düşüncesine dayanarak doğaüstü bir mekanizmanın olabileceğine inanma eğilimi gösterirler.“ 5)Asosyal Bilimlerin Açıklamaları Yaşadığı toplumu ve içinde bulunduğu şartları iyi analiz edemeyen yetkili insanların istemeyerek de olsa yaptığı hatalı açıklamaların tamamı olarak tanımlayabiliriz. Uzman bir psikoloğun herhangi bir psikolojik rahatsızlık hakkında iki saatlik verdiği bilgi, rahatsızlığın inançlı insanlarda görülme seyrekliği üzerine kurduğu –dolaylı yoldan bile olsa- tek cümle ile anında bitmiştir. Çünkü görünen gerçekleri inancıyla bütünleştirmek isteyen koca bir kitle, yapılan açıklamanın sadece inanç ve görülme seyrekliği kısmını alıp semavi din propagandası yapmak için kullanacaktır. Kaldı ki, sofu kaynaklı site ve muhafazakâr yayın organlarında kimin yaptığı bile belli olmayan bir takım araştırmalar neticesinde dinî ritüellerin sözde faydası ve mistik söylemler sürekli “bilimsel olarak” kanıtlanıyor! Bunlar arasında cerrahi sünnet, oruç, duanın iyileştirici gücü gibi tıbbi konular olmakla beraber zorlama benzetmelerle jeoloji, astronomi ve evren bilimi de işin içine dahil ediliyor. Bugün bir pediatri uzmanı konuşma yaparken söylediği sözlerin pusuda bekleyen aşı karşıtları tarafından cımbızlanacağını bilerek hareket etmelidir. Aynı şekilde bir dahiliye uzmanı da alternatif tıp adı altında şarlatanlık yapanlara karşı tetikte olmalıdır. Temmuz 2019 tarihinde basına yansıyan bir haberde, alternatif tıp yüzünden göz göre göre ölüme giden 32 yaşındaki İngilizce öğretmeni Merve Gülşah Şahin olayın ciddiyetini gözler önüne sermektedir. (7) Şahin’in yararlandığı Aidin Salih’e ait alternatif tıp kitaplarının birinin arka kapağındaki bilgiler, bağnazlığın modern tıbba bakışını da özetliyor. “Günümüzde modern tıbbın imkânları çoğaldı ama hastalıklar da aynı şekilde çoğaldı ve yaygınlaştı. Hiçbir hastalığın gerçek sebebini bilmeyen modern tıp, birtakım hastalık belirtilerine isim verip teşhis koyarak deneme yanılma yöntemleriyle tedavi etmeye çalışmaktadır. Çünkü sebebi bilinmeyen bir hastalığın tedavisi imkânsızdır. Bugünkü fen bilimlerini düşündüğünüzde mekanik fizik, elektromanyetik fizik ve sair hakkında kalın kalın kitaplar mevcut olduğunu görürsünüz. Şimdi ise sibernetik tıp çıktı ve fizik kanunlarının tümü, kimya kanunlarının da %70'i iptal oldu. Hani o bildiklerinize ne oldu? Hepsi seraptan ibarettir. Bu yüzden Cenab-ı Hak, kitapta bizim için farzları bildirdi. Peygamberimiz (sav) de bütün sünnetleri gösterdi. Artık bizim için inanacak başka bir şey yoktur. Cenab-ı Hak Al-i İmran suresi 160. ayette ‘Allah yardım ederse size galip gelecek kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse O'ndan sonra size kim yardım eder? Mü'minler ancak Allah'a dayanıp güvensinler.’ demektedir. Bu son noktadır, başka da hiçbir şey yoktur.” (8) Her satırı cehalet kokan bu kapak yazısından daha vahim olanı ise, böyle bağnaz zihniyete sahip kişilerin halk sağlığını tehdit edecek boyuttaki fikirleri kitaplaştırıp yayımlayabiliyor olmaları. 2020 senesinin ikinci çeyreğinde olduğumuz şu zaman diliminde bilimin ne olduğunu hâlâ bilmeyen ve inatla bilmek istemeyen şahısların kafalarına göre oluşturdukları bir anlayışa göre bilime cephe alıp dogmatik inançlarını mutlak doğru ya da alternatif olarak görmeleri hoşgörüyle yaklaşılacak bir durum değildir. Hele ki söz konusu olan insan hayatıysa. Gerçi bu tür safsataları ortaya atanlar kendileri buna inanıyor mu orası ayrı bir tartışma konusudur. Geçtiğimiz yıllarda Habertürk TV’de Yalova Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ebubekir Sifil, canlı yayında deve sidiği içmenin şifalı olduğunu belirten hadisin güvenilir olduğunu söylemişti. Bunun üzerine Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Caner Taslaman kendisine deve idrarı ikram etti. Fakat Ebuberkir Sifil, sadece damızlığa çekilen deve idrarının tüketilmesi gerektiğini söyleyerek ikramı reddetti. (9) Ebubekir Sifil, kendilerinin bile inanmadıkları şeyleri sefaleti öven organize dinler yardımıyla eğitimsiz insanlara dikte eden kodamanlara sadece bir örnek. Sonuç Benim burada yaptığım olmayacak duaya âmin demek sözünü detaylandırmak dışında bir şey olmadı. Kurduğunuz hayalleri gerçekleştirmek ya da bazı sıkıntılardan kurtulmak için dua etmek dışında elinizden bir şey gelmiyorsa, bu hayatınızda bir B plânı olması gerektiğini gösterir. Gerçekleşmeyecek beklentiler konusunda sizi yıllarca oyalayan söylemlere kendinizi kaptırırken zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. Ayrıca kaybedilen zamanı telafi etmek o kadar da kolay olmuyor ne yazık ki. Hayatta karşınıza çıkan sıkıntıların sizi olgunlaştıracağı ve tecrübe kazandıracağı doğrudur fakat bundan, depresyona girip toplumdan soyutlanmanıza sebep olan acıları kutsamak gibi bir anlam çıkarmayın. Kaynakça 1. Türkiye'deki İntihar Vakaları Hakkında Neler Biliniyor? : BBC Türkçe, 8 Kasım 2019. 2. Dawkins, Richard. Büyük Dua Deneyi s. 67. Tanrı Yanılgısı : Kuzey Yayınları, 2019. 3. Stenger, Victor J. Duke Araştırması s. 88. Başarısız Hipotez Tanrı : Aylak Kitap, 2016. 4. Acemoğlu, Daron. Bir Nefret Hikâyesi. Dar Koridor : Doğan Kitap, 2020. 5. Özyılmazel, Ayşe. Allah Demiş, Ötesini Bırakmışlar : Sabah, 14 Ekim 2016. 6. Demirsoy, Cengiz. Gördüğünüz Rüyalar Psikolojik Sorunlarınızın Habercisi : Hürriyet, 19 Haziran 2008. 7. Göz Göre Göre Ölüme Gitti : Milliyet, 29 Temmuz 2019. 8. Salih, Aidin. Son Söz / Gerçek Tıp Dersleri Cilt 1 : Yitik Şifa, 2018. 9. Canlı Yayında Deve İdrarı Tartışması : Milliyet, 21 Temmuz 2017.
  2. 3 points
    Allâhümme rabbî. Münzilel kur-âni hâzâ şehru ramadânellezî ünzile fîhil kur-ânu kad tesarrame yâ rabbi fe-eûzü bi vechikel kerîmi en lâ yatlual fecru min leyletî hâzihî ve yahruce ramadânu veliye zenbün türîdü en tüazzibenî bihî yevme liqâike yâ rabbel âlemîn.
  3. 3 points
    Iyi bayramlar. Her günümüz bayram olsun
  4. 3 points
  5. 3 points
    Sabah Uyanınca Aç Karnına Yoğurt Yerseniz Güne başlarken ilk tükettiğiniz besinler kilo vermenizi daha da kolaylaştırabiliyor. Güne iyi şekilde, sağlıklı beslenerek başlarsak kilo vermek kolaylaşacağı gibi vücut sağlığımız da günden güne daha iyiye gider. Sabah uyandığınızda tükettiğinizde kilo vermenizi hızlandıracak besinler ise şöyle Yoğurt: Sabahları kahvaltı yapmadan önce küçük bir kase yoğurt tüketmek oldukça yararlıdır. Yoğurt sindirim sistemimizin düzenli bir şekilde çalışmasını sağlar ve bütün gün daha rahat hissedersiniz. Diyetteyseniz yağsız veya yarım yağlı yoğurt tüketebilirsiniz. Fakat mide rahatsızlığınız varsa (gastrit,reflü vb.) sabahları yoğurt tüketmeyin. Yulaf Ezmesi: Sabah kahvaltısında yulaf ezmesi yemek alışkın olmayanlar için başta oldukça zorlayıcı. Fakat yulaf vücuttaki kas oranını artırmak için oldukça yararlı bir besin. Bazı günler kahvaltınızda süte karıştırıp yulaf tüketmeyi deneyin İçine kuru meyve veya muzçilek gibi meyveler ekleyerek daha lezzetli hale getirebilirsiniz. Lor Peyniri: Lor peyniri kas rahatsızlıklarının şifa bulmasında oldukça etkili bir besindir. Sabah kahvaltılarında mutlaka tüketmeniz gereken yiyeceklerden bir tanesi. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Yumurta: Yumurta herkesin bildiği gibi en fazla tok tutan besinlerdendir ve ciddi protein kaynağıdır. Kahvaltılarınızda mutlaka haşlanmış yumurta veya yağsız şekilde yapılmış omlet tüketin ki hem gün boyu tokluk hissedin hem de gereksiz yere fazladan yemek yemeyin. Sirkeli su: Sabahları bir bardak suya bir tatlı kaşığı sirke ve biraz bal eklemeniz metabolizmanızı hızlandırır ve daha hızlı şekilde kilo vermenize yardımcı olur. Limonlu su: Aynı şekilde güne bir bardak suya yarım limon sıkıp içerek başlamanız da kilo vermenize yardımcı olacaktır. Kendi damak zevkinize göre bu alternatiflerden yararlanabilirsiniz. Elbette günün geri kalanında da sağlıklı ve ölçülü beslenmek, hafif de olsa hayatınızı daha aktif şekilde geçirmek kilo vermenizdeki en büyük etkenlerden. Sağlıklı günler dileriz. Alıntı
  6. 3 points
    Toprak insanin bedendeki kotu energiyi aliyo bence . Terasimda saksilarda yetistiriyorum cicek sebze . Pencere kenarinda mart gibi basladim cimlendirdim ..gecen hafta terasda saksilarda yerini aldi fideler. Tohumlarimi 1 veya 2 gun aspirinli suda bekletiyorum daha cabuk cimleniyor Elbette saksida yetisen sebze ne kadar urun alknir ama hobi iste ☺. Sögüt agaci yapraksiz taze dallari bir kovada 2 -3 hafta islatip dallari cope atiyorkm .Kalan suyu diktigim fidelere can suyu olarak kullaniyorum.Kok salmasini tetikliyomus bir arkadastan ogrenmistim Cüce karpuz Kudretnari Altin cilek Salatalik Acur Kil biber Findik domates Findik domates Cikolata nane Kekik Gul hatmi Tilki kuyrugu cicegi Ayni sefa cicegi Kadife cicegi Muz kabuklarini cope atmak yerine kucuk kucuk kesip saksilarin kenarina gomuyorum bitkinin potasium iihtiyacini karsiliyo,ufalanmis yumurta kabugu gomuyorum toprataki kalsium dengeliyor , demlikte kalan cay yapraklari , kahve telvesi cope atmiyorum saksidaki bitkilere veriyorum gubre yerine geciyor ..
  7. 2 points
    Herkesin bayramı kutlu olsun...
  8. 2 points
    İYİ BAYRAMLAR Nefes almak bayramdır mesela; Günün birinde soluksuz kalınca anlar insan... Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık... Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır. Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek... Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır. Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle... En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır. Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır. "Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır. Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram... Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır. Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır. Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram.. Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur. Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler. Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır. Her gününüz bayram olsun..! Can Yücel
  9. 2 points
  10. 2 points
  11. 2 points
    Rabbim nefsimize Celaliyle, kalbimize Cemaliyle, hayatımıza Hikmetiyle, hatalarımıza Rahmetiyle, mahşerde Muhammediyle (SAV)yardım etsin inşallah. Hayırlı Bayramlar
  12. 2 points
    Bir insanın susması, belki kendi içiyle konuşmasıdır
  13. 2 points
    Vücudunuzun D Vitaminine İhtiyaç Duyduğunu Gösteren 8 Belirti Vücudunuzun D Vitaminine İhtiyaç Duyduğunu Gösteren 8 Belirti D Vitamini, vücut sisteminde kemiklerimize kalsiyum temini sağlamaktan, bağışıklık sistemimizi güçlendirmeye kadar büyük ölçüde rol alan, yağda çözünen bir vitamindir. Normalde bu vitamini yiyeceklerden, takviyelerden ve güneş ışınlarından alırız ancak bir şeyler ters gittiğinde ve D vitamini eksikliğiyle karşılaştığımızda, vücut sistemlerimiz bozulabilir. D Vitaminine İhtiyaç Duyduğumuzu Belirten 8 İşaret 1. Baş terlemesi D vitamini düzeyinizin düşük olduğunu gösteren çeşitli semptomlar vardır. Bilimsel literatürler yenidoğanlarda aşırı terlemeyi bu vitaminin eksikliğinin ilk belirtilerinden biri olarak tanımlar. Yetişkinlerde D vitamini eksikliğinin en belirgin belirtilerinden biri vücudun geri kalanına kıyasla aşırı kafa terlemesidir. Kafanız çok terlerse, vücudunuzdaki D vitamini eksikliği ile ilgili olabilir ve doktorunuza danışmanız gerekebilir. 2. Kemik ağrısı D vitamini eksikliği vücudun kalsiyumunu kemik dokusuna iletme yeteneğini zayıflatabilir ve bu da osteomalaziye veya kemiklerin zayıflamasına neden olabilir. D vitamini eksikliği, özellikle kas-iskelet sistemi ağrıları, özellikle de tibial kemik ağrısı ve hassasiyet ile ilişkili olabilir. Kemik ağrısı, kemik kırıkları ve osteoporoz gibi ilgili hastalıklardan kaçınmak için gerekli miktarda D vitamini alımını yapmanız önerilmektedir. 3. Kas ağrısı D vitamini sadece kemiklerimizi değil aynı zamanda kaslarımızı da etkiler. Bu vitamin eksikliği, yoğun fiziksel aktivitenin ardından ciddi kas ağrısı, halsizlik, kas kütlesinin azalması ve kas kaybının azalmasına neden olabilir. Düşük D vitamini düzeyleri, fibromiyaljinin ana semptomlarından biri olan vücutta kronik yaygın ağrıya da neden olabilir. 4. Zayıf bir bağışıklık sistemi D vitamini bağışıklık sistemimizi desteklemede büyük rol oynamaktadır. Doktorlar antibiyotik keşfedilmeden çok uzun zaman önce enfeksiyonları tedavi etmek için bu vitamini kullanmaya başladılar. Örneğin, tüberküloz hastaları, doktorların düşündüğü gibi doğrudan enfeksiyonu öldüren güneş ışığına maruz kaldıkları sanatoryumlara gönderildi. Bu nedenle, sık viral enfeksiyonlardan muzdarip olmanız durumunda, düşük D vitamini seviyeleri bunun nedeni olabilir. 5. Yorulma ve halsizlik Sık sık yorgunluk ve halsizliği yoğun bir yaşam tarzı ya da uyku eksikliği ile ilişkilendiririz. Ancak, vücutta D vitamini eksikliğinin de olabileceği ortaya çıkıyor. D vitamini takviyesinin, yorgunluğu olan hastalar üzerindeki etkisini gözlemleyen bir çalışma, D vitamini seviyelerinin normalleşmesinden sonra, yorgunluk semptomlarında belirgin azalma olduğunu göstermiştir. 6. Yavaş yara iyileşmesi Bir çalışma, D vitamini takviyesinin 12 haftasında diyabetik ayak ülseri olan hastalarda yaraların belirgin şekilde azaldığını göstermiştir. Bilim adamları, D vitaminin, araştırılan hastalarda kankan şekeri ve kolesterol seviyelerini dengeleme üzerinde olumlu bir etkisi olduğuna inanmaktadır. Eğer yaralarınız yavaşça iyileşirse (özellikle diyabetiniz varsa), vücudunuzdaki bu vitamin seviyesine dikkat edin. 7. Saç dökülmesi Saç dökülmesini tetikleyebilecek birçok faktör vardır ve D vitamini eksikliği bunlardan biridir. Bu vitaminin eksikliği, saçların dökülmesine ve saç dökülmesine neden olarak saç döngüsünün bozulmasına neden olabilir. D Vitamini saçın çıkış noktasında saç büyüme sürecinde ayrılmaz bir rol oynar ve saç dökülmesi tedavisine yönelik bir ek olarak kullanılabilir. 8. Anksiyete ve depresyon D Vitamini, beyin de dahil olmak üzere vücudumuzun birçok bölümünü etkileyen eşsiz bir vitamindir. Vitamin yiyecekler tarafından tüketildikten veya cildimizde sentezlendikten sonra, beynin çalışmasını etkileyen dopamin ve serotonin gibi nörotransmiterleri salgılar. Bilim insanlarına göre, D vitamini eksikliği, endişe, depresyon ve hatta şizofreni de dahil olmak üzere akıl hastalıkları ile ilgili olabilir. D vitamini eksikliği belirtilerinden herhangi birine sahipseniz, bu vitaminin vücudunuzdaki seviyesini değerlendirecek ve size gerekli D vitamini dozunu yazacak olan doktorunuzu ziyaret edin. Kaynak: https://www.kadinlarduysun.com Saç dökülmesi ve başın terlemesi D vitamini eksikliğindenmiş.
  14. 2 points
    Sarhoşken Söylenen Her Söz, Ayıkken Düşünülmüştür
  15. 2 points
    Kitap okuyun • Hayat dolu yaşamak için • Geleceği anlamak için • Yaşamı sorgulamak için • Geçmişi öğrenmek için • Bilgi almak için • Dilinizi korumak için • Zihninizi korumak için • Dünyayı keşfetmek için • Doğru kararlar verebilmek için
  16. 2 points
    لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللّٰهِ كَاشِفَةٌ Leyse lehâ min dûnillâhi kâşifeh (kâşifetun). (Paranteze kadar okunması yeterli. Parantez içini okumuyoruz. Yazılışı tam aktarmak için ekledim.) Meâli: Allâh’tan başka onu aç(ıp kaldır)acak/ onu(n vaktini) açıklayacak/ hiçbir kimse olmamıştır! (Necm Suresi 58. Ayet) Yukarıdaki ayeti kerimeyi vakitten bağımsız olarak her türlü sıkıntınız ve her türlü dileğiniz için okuyabilirsiniz. Defalarca tecrübe edilmiştir. Kur'an-ı Kerim'i Arabî harflerden okumayı bilmeyenlerin de minimum telaffuz hatasıyla okuyabileceği bir ayeti kerime olduğundan ekledim. İnşaAllah faydalanmak nasip olur. Sayı çok ama çok önemli. Anahtar nasıl diş sayısına göre açıyorsa bu tür okumalarda sayı da öyledir. 1153 kere, ne eksik ne fazla... Gece yarısı, İmsak vaktine bir saat kala veya sabah namazının hemen ardına okumak isabeti artırır. Vaktinize göre ayarlarsınız.
  17. 2 points
    Allahumme salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammedin kad dâkat hileti edrikni ya seyyidi, ya Rasulullah..   Anlamı: Allahumme! Rahmetlerini, eminliklerini, bereketlerini Efendimiz Muhammed sallalahu aleyhi vesellem'in üzerine yağdır. Çaresiz kaldım, her şeyimle daraldım . bana yetiş ey efendim, ey Allahın Rasulü! ''  
  18. 2 points
    Ben ciceklerime ve yetistirdigim butun bitkilerime evdekiler terasdakiler boceklendiginde dogal oldugunu dusundugum bocek ilacimi kendim hazirliyorum . 1 litre suya 1 tatli kasigi toz karbonat iyice eritiyorum sonra 1 tatli kasigi sivi arap sabunu ilave edip iyice karistiriyorum Bu karisimi pispis siseye koyup bitkilerin yapraklarini alt ust iyice islatiyorum Baya fayda ediyo ama sakin gunesin en etkili oldugu saatlerde yapmayin
  19. 2 points
    Petunyalara ilaç kullanmadım hiç ama yapraklarını suyla sık sık yıkayabilirsin. Akşam üzeri gölge düşünce yıkarsan yaprakları bozulmaz...
  20. 2 points
    Ben petunyaları çok seviyorum ama böceklenip kuruyorlar. Ne yapılabilir böceklerden kurtulmak için?
  21. 2 points
    Herşeyin bedelini ödetiyor hayat... Bazen seçtiklerinin, bazen vazgeçtiklerinin... Bazen yaşattıklarının, bazen yaşatamadıklarının... Bedel ödemeden tadını çıkaracağınız, güzel, keyifli bir gün olmasını diliyorum.
  22. 2 points
    Ablacım bu salavat da bir değişiklik yok ben onu @Cangirl75 yazdım. Başka salavat ile bunu karşılaştırması için güncelledim. Konu ile alakalı değil. İstediğin kadar oku ben sayı bilmiyorum.
  23. 2 points
    Sağol bende saklıbahçeyi buldumda iletilerine bakıyordum Bu kısımdı aklımda kalan
  24. 2 points
    Yaşam, çözülmesi gereken bir sorun değil, deneyimlenmesi gereken bir gerçekliktir.
  25. 2 points
    Cüce mi karpuz?.. Tek kelimeyle şahanesin. Ben daha bu kadar hareketlenmedim. Bizim soğukların gitmesine daha on gün filan var. Ama ondan sonra inşallah ben de başlayacağım. Muz kabuklarını, çürüyen muzları ben de çiçeklerimin dibine gömüyorum.. Kahve telvelerini zaten devamlı kullanıyorum. Çayı internette görmüştüm ama hiç kullanmadım. Madem faydası oluyor bundan sonra ben de kullanırım...
  26. 1 point
    Dun geceki ruyamda herzamanki gibi ilginç. Isyerimdeyim emekli bir müdürümüz kocaman bir yatagin yanında oturuyor yatakta 4 tane bebek, bunlar yrni dogmus anneleri çalışıyor bunlara bakıyorum diyor. Bir tanesi kalkti yürüdü, bunlar nasil yeni doğmuş bak bu yürüyor diyorum.
  27. 1 point
    Soru sorup yardim bekliyorsaniz yazilanlara da uslubunuza dikkat ederek cevap verin lutfen.Ayrica site icerisinde bakim vs yapilmamaktadir bilginize....
  28. 1 point
    Kırkı karışma nedir. Yardım edeceksin sevinirim
  29. 1 point
    Ya rafi' ya aziz ya kuddüs Suya okuyup icin okurken ses tonunuz kendi duyacaginiz kadar olsun
  30. 1 point
    Bu kremayı kedi dili bisküvi ve yaş pasta muhallebilerinde kullanıyorum birde damla sakızı vanilya tadı harika oluyor. Hatta benim yaptıklarımı yiyenler, lüks pastanelerde yapılanların lezzeti ile aynı olduğunu söylüyorlar. tereyağı olmuyor kremşantiye tuz katmışsın gibi tadı oluyor.
  31. 1 point
    Teşekkürler cangirl hacer, ben bu kremayı hiiiic kullanmıyorum o yuzden tanımıyorum
  32. 1 point
    Sizin için gittim aldım geldim. Kırmızı olan krema, yağ ve kaymak. Resmini çekeyimde sonra yazarım. Bu arada A101 in kapısı kilitli içeri almadılar. Bende Bim den aldım. Bu arada bir kilo pervin tereyağı 39.5 lira daha ucuza geliyor, krema 200 ml. 5.25 yağ yapımı zor kolay kolay acı sütü çıkmıyor krem şanti gibi birşey oluyor yaş pastalarda çok lezzetli. Kaymak da pahalıya geliyor 5 paketi 42.5 lira bir kilo kaymak 875 gr tereyağı oldu. Soğuyunca resmini atarım. Canımız isterse bizde yaparız 5 paket kaymaktan oldu bir paketi acı süt veya biz koyu süt deriz çıktı. Aklımda hayalimde yokken yağ yaptım Koyu sütüde koydum görün diye,
  33. 1 point
    Yağ ve kaymak alıyım bari üç gün yok tatil her yer
  34. 1 point
    iki yil evvel bizimkilere yayik alin demistim hazir köy sütü satin aliyorsunuz bir tartisma cikmisti vs gecen sene ben yokken siparis etmisler tereyagini fazladan yapip yararlanmislar sagolsunlar ben söyleyince ve ben olmayinca hep..
  35. 1 point
    Bim den kerem kaymak alınır, 200gr. 10 adet ten 1800 gr tereyağ elde edilir. 200gr. acı sütü çıkıyor. Bakır kaba boşaltılır tahta kaşık veya elle bir iki karıştırlır koyu sütü çıkar o sütü kenara ayır bazlama veya hamur işine kat lezzet verir, sonra yağı tuzla bol su ile iyice durula, yağın süt kısmı gidiyor duru su olunca istediğin şekili ver. Buzdolabında fazla kalacaksa tuzu fazla kat bozulmuyor, kremadan tereyağı güzel olmuyor acı sütü çıkmıyor. Ekşili krema gibi bir şey oluyor. Kaymaklarada bir şeyler katıyorlar galiba tam köy tereyağı gibi olmuyor da, ineğimiz olmadığı için en yakın lezzetde bu oluyor bence...
  36. 1 point
    Fransız Soğan Çorbası Malzemeler: • 4 soğan (ince doğranmış) • 50 g (1 çorba kaşığı) tereyağı • 50 g rendelenmiş peynir • 1,5 litre su • Tuz ve karabiber • 4 dilim ekmek • Sıvı yağ (kızartmak için) • 2 çorba kaşığı (30) ml mısır unu Hazırlanışı: Küçük küçük doğranmış soğanları tencerede altın rengi olana kadar kavurun. Ateşten alın ve biraz soğutun. Üzerlerine 1,5 litre soğuk su dökün. Tuz ve karabiberi koyun. Kapağı kapatarak basıncı en yüksek dereceye ayarlayın. 5 dakika pişirin. Basıncı yavaş yavaş düşürün. Karışımı, biraz suyla karıştırılmış 2 çorba kaşığı (30 ml) mısır unuyla koyultun. kızartma tavasında birkaç dilim ekmeği kızartın. Her bir dilimi dörde bölün. Ekmekleri bir çorba servis kasesinin dibine yerleştirin ve üzerlerine çorbayı boşaltın. Rende peyniri serpin. Çorba kasesini sıcak fırında birkaç dakika ısıtın ve servis yapın.
  37. 1 point
    Hacer yogurdumu şekerli yiyebilirmiyim
  38. 1 point
    Öğütülümüşüdür sen tümünü sipariş verirsin kendin evde öğütürsün sanırım kahve tadını yumuşatıp aroma veriyor benim düşüncem
  39. 1 point
    O zaman onlar toz halini kullanıyorlar, ben almadım. Tozmu tanemi alsam diye düşünüyorum. Tanesi iyi olur demişlerdi olmadı ikisinide alayım. Bulabilirmiyim oda var. İnt. Sipariş versinler. Tadı Nasıl ki ?
  40. 1 point
    Huzur veren insanları seviyorum. Deniz gibi berrak coşkulu , Alabildiğine mavi, Umut dolu… Cemal Süreya ...
  41. 1 point
    evet ekmek hamur mayasi kurusu veya tazesi fark etmez ince belli cay bardagi sicak su dolduruyorum 1 tatli kasigi dolusu tazesinden siyir yada yarisini kullan veya daha azini , kurusunu da bir tatli kasigi yeterli.. bitkilerin cok solgun gelismemis ise bu sekilde kullanirsin besleyici olarak ancak diger sekilde daha az öneririm cünkü cok güclü birden gelistirir
  42. 1 point
    Deneyimimi paylasmak istedim belki birilerine faydam dokunur ☺ Saksilarda yetistirdigim icin galiba cok su cok geldi . son iki haftadir arada yagan yagmur toprak hep islak kaldi .kavunlarin yapraklari sararmisti feslegenim hic iyi durumda deyildi limon otu yapraklarini dokuyordu yeni yapraklarda lekeli cikiyordu Ilk olarak sitede okumustum uc bes gun once hidrojen peroksitin bitkilere faydasini internettende arastirdim. Denemeye karar verdim 2 litre suya 2 cay kasigi hidrojen peroksit koyup bitkilerin kokune doktum. Suphanallah dedim az evvel gorunce kavun ve salataligim yapraklarinin rengi yesile donmus hala saskinim insallah diger bitkilerede fayda etmistir onlarda gozle gorunen belirti yok simdilk.
  43. 1 point
    Bütün annelerimizin günü kutlu olsun.
  44. 1 point
    Geçen yıldan beri haşlanmış hariç pasta veya menemen yapacağım yumurta kabuklarını bulaşık deterjanı ve sıcak suyla iyice yıkıyorum (kokusu çıkıyor) güneşte veya kalorifer üzerinde iyice kurutup torbaya biriktirip elimle / merdaneyle eziyorum tozlu oluyor onu ilerde gübreli toprak alınca karıştıracağım alışkanlık oldu bende ne zaman yumurtaya ihtiyacım olsa aklıma hemen yıkama vs geliyor..
  45. 1 point
    Keloğlan kasabaya tavuk satmaya gitmiş. Pazara gelince elindeki iki tavuğa müşteri aramaya başlamış. Adamın biri tavuklara bir altın vermiş. Keloğlan bunu kabul etmemiş. İlle de iki tavuğa iki altın isterim demiş. Keloğlan’ın tavukları bir altına vermediğini gören adam: “ Bak Keloğlan, bende bir define haritası var. Yalnızım, yaşlandım artık. Bu sebepten defineyi aramaya çıkamadım. Eskiden Zenginoğlu’ nun konağında çalışırdım. Bu haritayı bana Zenginoğlu vermişti. İki tavuk benim olsun, harita senin olsun, defineyi ara bul, ömrünce mutlu ol ” demiş. Keloğlan adama inanmış, değiş tokuş yapılmış. Keloğlan akşamüstü yorgun argın köyüne dönmüş. Anası: “ A benim kel oğlum, kabak oğlum. Hiç bu kağıt parçasına iki tavuk verilir mi? Sen tavukları satıp gaz, tuz alacaktın. Kandırmışlar seni. Şimdi karanlıkta otur, yemekleri tuzsuz ye de aklın başına gelsin ” diyerek bağırıp çağırmış. Keloğlan oralı olmamış, aklı fikri definedeymiş. Sabahı zor etmiş, erkenden kalkmış. Anasına: “ Ana ben defineyi aramaya gidiyorum. Kışlık yiyecek hazırlamıştım. Varsın gaz olmasın, akşamları erken yatarsın. Varsın tuz olmasın, komşudan istersin. Defineyi bulursam, seni sultanlar gibi yaşatacağım ”demiş. Anasının elini öpmüş. Keloğlan’ ın kararlı olduğunu gören anası çaresiz fikir değiştirmiş. “ Güle güle git, Keloğlan. İnşallah defineyi bulursun “ diyerek Keloğlan’ ı uğurlamış. Keloğlan dağ-bayır aşmış, günlerce aramış, sonunda haritadaki kuyuyu bulmuş. Define bu kuyunun içindeymiş. Kuyuya attığı taş tak diye ses çıkarmış. Keloğlan kuyuda su olmadığını anlamış. Fakat geçen yıl köydeki kör kuyuya inen ve bir daha çıkamayan üç kişi aklına gelmiş. “ Yanımda köyden getirdiğim ip var. Kuyunun kenarına bağlayıp insem ya ben de onlar gibi kuyudaki zehirli dumandan boğulur kalırsam halim nice olur, diye düşünceye dalmış. Evvela bana mert, sözünün eri, kuyudaki tehlikeyi ortadan kaldırabilecek bir yardımcı lazım. Böylesi de nerelerde bulunur, diye düşünürken aklına Nasreddin Hoca gelmiş. Tamam demiş Hoca bu işin çaresini bulur. ‘ Az gitmiş uz gitmiş, sonunda Akşehir’ e varmış. Sormuş, Nasreddin Hoca’ nın evini göstermişler. Kapıyı çalmış. Nasreddin Hoca kapıyı açmış. “ Buyurun evladım “ demiş, “ Ben Nasreddin Hoca’ yım. Bir şey mi arzu etmiştiniz? “ “ Hocam bizim köyde bana Keloğlan derler. Sizin önemli bir meselenin çözümüne yardımınızı rica edecektim. Beni dinlemek zahmetine katlanırsanız çok sevinirim. “ Hoca Keloğlan’ ı evine buyur etmiş. Keloğlan define haritasına nasıl sahip olduğunu, anasına veda edip köyden ayrıldığını, haritadaki kuyuyu bulduğunu, kuyuya neden inemediğini anlatmış. “ Eğer defineyi bulursak yarı yarıya paylaşırız, Hocam. Ne dersiniz? ” diyerek sözü bağlamış. Nasreddin Hoca: “ Uzun süredir kullanılmayan veya etrafındaki toprak tabakasından içine zehirli hava sızan kuyularda, yeterli hava akımı olmadığı için, bu zehirli hava birikir. Eğer böyle kuyulara inilirse insanı zehirler, öldürür. Söylediğine göre kuyunun derinliği dokuz on metre varmış. Kuyunun çevresini kazıp genişletmek çok yorucu ve zahmetli, ikimiz başaramayız. Yardımcı bulmaya kalksak kulaktan kulağa yayılır, halk kuyunun başına dolar. Başka bir yol bulmalıyız Keloğlan. Sen bizde birkaç gün misafir kal, düşünüp hal çaresini bulurum. “ Nasreddin Hoca sonraki iki gün planlar yapmış, taslaklar çizmiş. Planları demirciye götürmüş. Bu aletlerin olanını vermesini, olmayanı çizime uygun olarak yapmasını tembihlemiş. Haftasına aletler hazır olmuş. İki eşeğin çektiği bir araba almış. Arabaya aletleri, yiyecek, içecek gibi ihtiyaçları koymuş. Karısıyla vedalaşıp eşeğine binmiş. Nasreddin Hoca eşeğiyle önde, Keloğlan arabayla arkada, yola koyulmuşlar. Günlerce süren zahmetli yolculuktan sonra definenin bulunduğu kuyuya varmışlar. Hoca kuyuyu incelemiş. Keloğlan ile birlikte demirciye yaptırmış oldukları büyük körüğü kuyunun yanına indirmişler. Yaklaşık on santim genişliğindeki borunun bir ucunu kuyunun dibine sallamışlar. Diğer ucunu körüğe takmışlar. Birlikte körüğe temiz hava basmaya başlamışlar. Yıllardır burada biriken durgun ve zehirli hava, temiz ve basınçlı havanın etkisiyle parçalanmaya, yavaşça yükselmeye, kuyudan çıkmaya başlamış. Körük her hava basışında kuyudaki zehirli hava oranı azalıyormuş. Bu işlem ertesi gün de devam etmiş. Üçüncü gün kuyunun temizlendiğine kanaat getirmişler. Yine de her şeyden emin olmak için Nasreddin Hoca arabada getirdiği bir kediyi çuvala koymuş. Çuvalı ipe bağlayıp kuyunun dibine sarkıtmış. Yarım saat sonra kediyi çıkardığında dipdiri olduğunu görmüş. Keloğlan ipi beline bağlayıp kuyuya inmiş. Haritada belirtilen taşı çıkarmış. Taşın altındaki toprağı kazınca, sandığı bulmuş. Yanındaki diğer ipe sandığı bağlamış ve Hoca’ ya kendisini çekmesi için seslenmiş. Keloğlan kuyudan çıkınca, Hoca ile sandığı yukarıya çekmişler. Sandığın kilidini kırıp, kapağını açınca, bir de ne görsünler: Çil çil altınlarla dolu değil miymiş sandığın içi… Çok sevinmişler. Hemen altınları paylaşmışlar. Ertesi gün, Nasreddin Hoca eşeğiyle Akşehir’e, Keloğlan arabayla köyüne doğru yola koyulmuşlar. Keloğlan köyünde dillere destan bir konak yaptırmış. Hizmetçiler, uşaklar tutmuş. Tarlalar, bağlar, bahçeler satın almış. Anasıyla birlikte sultanlar gibi yaşamaya başlamış. Keloğlan’ ın görülmemiş zenginliği padişahın kulağına gitmiş. Ava çıktığı bir gün Keloğlan’ ın konağına uğramış. Keloğlan padişaha hürmet göstermiş, en iyi şekilde ağırlamış. Gördüğü yakın ilgiden çok memnun kalan padişah, Keloğlan’ ı gelecek ay kutlanacak bayram için, sarayına davet etmiş. Bayram günü Keloğlan arabalar ve uşaklarla beraber saraya gitmiş. Eğlenceler sırasında padişahın dünya güzeli kızı Menekşe ile tanışmış ve aşık olmuş. Menekşe de Keloğlan’ ı görür görmez sevmiş ve yanından ayrılmak istemiyormuş. Bayram eğlenceleri bittikten sonra Keloğlan konağına dönmüş. Anasına Menekşe Sultan’ ı görür görmez aşık olduğunu, onsuz yapamayacağını söylemiş. Düşünmüşler, taşınmışlar, padişahtan Menekşe’yi istemeye karar vermişler. Daha sonra anasıyla gidip kızı istemişler. Padişah Menekşe’yi Keloğlan’ a vermiş. Keloğlan konağına dönüp düğün hazırlıklarına başlamış. Bir taraftan da Nasreddin Hoca’ ya haberciler gönderip, düğüne davet etmiş. Nasreddin Hoca payına düşen altınlarla Akşehir’e döndükten sonra yoksulları, yetimleri, giydirip kuşatmış, parasının çoğunu hayır işlerinde kullanmış. Bir yandan da Keloğlan’ın köyünde konak yaptırdığını, uşaklar tutup, araziler satın alıp sultanlar gibi yaşamaya başladığını dost sohbetlerinde ve gelip giden yolculardan duyar, anlatılanlara sevinirmiş. Keloğlan’ ın düğün haberini ve Menekşe Sultan ile evleneceğini duyunca keyfi pek yerine gelmiş. Hemen düğüne gitmek için hazırlıklara başlamış. Halılar, kürkler, ipek kumaşlar almış. Menekşe’ye küpe, kolye, gerdanlık gibi ziynet eşyaları almış. Ayrıca dört atın çektiği iki araba satın almış, iki tane de uşak tutmuş. En değerli elbiselerini, en gösterişli kürkünü giymiş. Karısıyla birlikte düğünden birkaç gün önce yola çıkmış. Nasreddin Hoca maiyetiyle birlikte gayetle şatafatlı bir şekilde saraya varmış. Keloğlan Hoca’ yı kapıda karşılamış. Elini öpmüş. Sarılmışlar, hasretle kucaklaşmışlar. Düğün gününe kadar Hoca başından geçmiş nice olaylara ince espriler katarak anlatmış. Davetlilerin hoşça vakit geçirmelerine yardımcı olmuş. Sazlı, sözlü eğlenceler arasında Keloğlan ile Menekşe Sultan evlenmişler. Mutluluklarına diyecek yokmuş. Daha uzun yıllar mutlu ve bahtiyar olarak yaşamışlar. Yazan: Serdar Yıldırım BU MASALIN BULUNDUĞU KİTAPLAR: Limon Kokulu Masallar - Yakamoz Çocuk - Mart 2015 - Sayfa 73-90 Masal Saati Tik Tak - Kasım 2014 - Sayfa 88-109 En Güzel Keloğlan Masalları - Yakamoz Çocuk - Kasım 2013 - Sayfa 211-229 Masal Bahçesi - Revzen Kitap - Kasım 2015 - Sayfa 154-172 Keloğlan Masalları - Gönül Yayıncılık - Sayfa 50-54 Keloğlan Masalları - Akvaryum Yayınevi - 2009 - Sayfa 59-63 Yayınevleri internetten alıyorlar. İşin parasal yönü yoktur. Benim amacım okuyucuya güzel eserler sunmaktır.
  46. 1 point
    Selamlar. Yayınevleri haberim olmadan masal - hikaye kitaplarına, yardımcı ders kitaplarına alıyorlar. Kırtasiyelerden şu son 6 yılda 124 tane kitapta eserlerimi buldum ve satın aldım. Bazısında bir tane bazısında iki tane almışlar. Birinde yedi tane var. Telif hakları diyorlar. Geçen yıl bir yayınevine telefon etmiştim. Hikaye kitaplarınıza benim pek çok hikayemi koymuşsunuz dedim. Kitapların ve hikayelerin adını söyledim. Araştırın dedim. Googleye Serdar Yıldırım Hikayeleri yazın dedim. Yayınladığınız hikayelerin adını yazın dedim. Tamam, dedi yayınevi sahibi, yarım saat sonra ben seni ararım. Yarım saat sonra aradı. Dedikleriniz doğru dedi. Benim dedim 10 bin lira borcum var, Bana bu parayı verirseniz ben size hiç yayınlanmamış hikayelerden gönderirim. Yayınevi sahibi, Serdar ben senin yazdığın hikayelerden gelen parayla Ankara'da 5 katlı apartman yaptırdım. Yeni hikayelerini internetten bulup kullanırım. Sana para yok, dedi. SERDAR YILDIRIM'IN HAYAT HİKAYESİ 1959 yılında İnegöl' de doğdum. İlk, orta ve lise 2’yi İnegöl' de okudum. Lise 1 e giderken okulda düzenlenen şiir yarışmasında ilk 10 a giremedim, ama edebiyat dünyasına giriş yapmış oldum. Şiir yazmaya devam ettim. Yazarların şiirlerini inceledim. Kelime dağarcığım gelişsin diye sözlük ve imla kılavuzu kitaplarını okudum. 1975 yılında Bursa’ya taşındık. Lise 3 ü Bursa Atatürk Lisesi’nde okudum. Liseden sonra, İstanbul Mühendislik Mimarlık Fakültesi’ni kazandım. 1978 yılı çok olaylar oluyordu. Evden gidersen, para göndermeyiz, dediler. 1980 yılı eylül ayında ben askerdeydim. Askerden geldikten sonra Bursa'ya bağlı Demirtaş Kasabası yolunda Yeyma Çiftliği vardı. Ben orada tek tekerlekli el arabasıyla kütük taşırdım. Daha sonra bir yılı aşkın bir süre iş aradım ve 1982 yılı mart ayında kırtasiye dükkanı açtım. Aradan bir yıl geçmişti. Bir gün dükkanıma mal almak için, Dünya Dağıtım'a gitmiştim. Dünya Dağıtım'ın üst katı çeşitli kırtasiye malzemeleriyle doluydu. Buradan kutuyla silgiler, kalemler, boyalar aldım. Daha sonra alt kattaki kitap bölümüne indim. Sağa bakındım, sola bakındım, her yer kitap doluydu. Yeni taşındığım dükkanda hangi kitapların satışı daha uygun olur diye düşünüyor ve bir türlü karar veremiyordum. Dünya Dağıtım'ın dört ortağı vardı. Bu ortaklardan birisi, üstü kitaplarla dolu bir masanın yanındaki sandalyede oturuyordu. Ben yanından geçerken: Serdar, biraz gelir misin? dedi. Ben yanına gidince ayağa kalktı ve masanın üstünden bir takım kitaplar seçmeye başladı. Daha sonra bana verdiği dört kitap şunlardı: Linç ( Roman ) Kerim Korcan Başlayan Kavga ( Roman ) Hasan Kıyafet Radar ( Hikaye ) Hasan Kıyafet Köydeki Keklikler ( Hikaye ) Nusret Ertürk O adam, şu unutulmaz sözleri de söyledi: " Bak Serdar, bu kitapları sana parasız veriyorum. Bunlarda yazılanları iyice oku, öğren. Hem sana hem de başkalarına çok faydası olacaktır. " Ben Linç romanını yıllar içinde tam dokuz kere okudum. Diğerlerini dörder kere okudum. Çocukluğumda bizim evin oldukça büyük bahçesinde tek katlı bir evimiz daha vardı. Bu evin bir odası ve yanında odunluk vardı. O odadaki dolabın içinde tahtadan bir sandık vardı. Bu sandıkta çocuklar için, eskiden kalmış hikaye ve masal kitapları bulunuyordu. Bazılarının isimlerini hatırlıyorum. Para Buldum Yaşasın, Sinema Dağıldı, Akkavak Kızı. Ayrıca Pedagoji kitabı vardı. Ben o pedagoji kitabını sekiz yaşımdan on altı yaşıma, biz Bursa'ya taşınana kadar, pek çok defa okudum. 1984 yılında kendimi anlattığım Simitçi Çocuk isimli ilk hikayemi yazdım. Daha sonraki 4 yıl sadece şiir yazdım. Aslında hikaye yazmak istiyordum ama pek çok defa denememe karşın, bu mümkün olmadı. Önünde kağıt, elinde kalem 1 saat, 2 saat öylece beklemek ve hiç bir şey yazamamak korkunç zordur. 1988 yılında gerçek anlamda hikayeler ve masallar yazmaya başladım. O yıl ağustos ayında Korkak Tavşan' ı yazdım. Sonra Ot Yiyen Kaplan, Zavallı Çoban, Keloğlan İle Nasreddin Hoca. 1994-95-96 yıllarında İstanbul'a gittim. Yayınevleriyle konuştum. Hikayelerimi okudular. Çok beğenenler çıktı. Yayınevleri hikayeleri kaderine terk etti. İstanbul Cağaloğlu'ndaki bir yayınevi sahibi, hikayelerimi okuyup, çok beğendi ve bunları sen mi yazdın, diye sordu. Evet, ben yazdım, deyince, senin adın ne, diye sordu. Ben de, benim adım Serdar Yıldırım, dedim. Yayınevi sahibi, Türk'sün değil mi? deyince, ben de, evet Türküm, dedim. Adın George veya Mark olsaydı, İngiliz veya Fransız olsaydın, ben bu hikayeleri basardım. Adın Serdar Yıldırım ve ne yazık ki Türksün. Ben bu hikayeleri basmam, arkadaş, dedi ve hikayelerimi bana geri verdi. 1997 yılında Ayla ile evlendim. İki yıl sonra oğlum Serkan dünyaya geldi. Radyo Press' te 1.5 yıl ve Radyo Sözde 4 ay Mini Mini Büyüklere isimli çocuk programını hazırlayıp sundum. Söz Gazetesinde çocuk sayfası hazırladım. 14 Haziran 2006 tarihinde İnternette hikaye, masal ve şiirlerim okunmaya başladı. 25 yıl kırtasiyecilik yaptım. Hep çocuklarla beraberdim. Onları her zaman kendine özel, değerli birer varlık olarak kabul ettim. Ben çocukları başıma taç yaptıkça, onlar beni baş tacı yaptılar. Ekmek paramı çocuklardan kazandım. Her biri birer cevher olan sevgili çocuklar için, bir şeyler yapmak, faydalı olmak istedim. Bunun bir yolu olmalıydı. O yolu aradım ve sonunda buldum. Onlar için, iyilikleri anlatan, maceralı hikaye ve masallar yazmak istedim ve yazdım da. Yazdıklarımı, çocuklar kadar büyükler de çok beğendiler.
  47. 1 point
    Çiçek Kokan Sokaklar Bir yolda yürüyorsunuz, sağınız solunuz çiçek. Rengarenk çiçeklerden mis gibi kokular yayılıyor. Ne büyük bir keyif düşünebiliyor musunuz ! Çiçek ve sokak dendiğinde akla hemen Akdeniz ülkeleri gelir. Ülkemizde de Güney ve Ege bölgelerimizin sokakları. Pencerelerde, kapı önlerinde, duvar diplerinde renk renk sardunyalar, begoviller kasımpatılar, hanımelileri. Memleketim olan Çandarlı'da en hoşuma giden görüntülerden biridir bu. Kışın renk renk kasımpatılar sokakları şenlendirir. Günümüzde her yerde satılan o kısa kasımpatılar değil ama bunlar. Boylu poslu, sırıkla desteklenen o eski köy kaımpatıları. Yazın da bahçe güzeli(zinya), sardunya gülhatmi görürsünüz duvar diplerinde, parklarda, sokaklarda. Akşamları kadınlar el işlerini alıp bir komşu evin kapısı önünde toplanır o güzel çiçekler arasında sohbet ederler, akşamın serinliğinde tavşan kanı çaylarını yudumlarlar. Şimdi dilerseniz sizlerle çiçekli sokaklarda yürüyelim biraz İnanın bu güzel yollarda yürürken hiç yorulmayacaksınız. Gözünüz gönlünüz açılacak.
  48. 1 point
    Çok uzun bir yazı gece hepsinide okudum. Okurkende hiç sıkılmadım bir solukta derler ya öyle işte. Emeğine sağlık, yazıyı okuması gereken çok kişi var inş. Gereken kişilerde okur
  49. 1 point
    kardes niyet edip okuyacaksin filancanin ogluna niyet ederek okuyorum diye niyet edip okuyacaksin
  50. 1 point
    kardeş zaten mucize yaşayanda olsa anlatılmayacağını bilir çünkü yaşananlar sır kalmalı sen okuyup neden yaşamıyorsun mucizeyi
This leaderboard is set to Istanbul/GMT+03:00
×
×
  • Create New...