Jump to content

Leaderboard


Popular Content

Showing content with the highest reputation on 02/17/2020 in all areas

  1. 3 points
    4 yönetim ilkesi... Hikaye 1 Adamın biri tam duşa girmek üzeredir ve karısı da duşunu almış olarak kabinden çıkmaktadır ki, kapının zili çalar. Kapıya kimin bakacağı konusunda ufak bir tartışma sonrasında kadın pes eder. Üzerine bir havlu alarakmerdivenleri aşağı iner ve kapıyı açar. Gelen eşinin arkadaşı x'tir. Kadın daha selam veremeden x "havlunuzu üzerinizden yere düşürürseniz size anında 300 Euro veririm" der. Kadın bir müddet tereddüt eder, ancak havlunun düğümünü açarak havlunun düşmesini sağlar. X ona bakar ve 300 Euro verir ve söze devam eder: "Antrede doğabilecek ufak bir tensel yakınlık için size 500 Euro daha verebilirim, hem de derhal" der. Önce şaşkın, fakat daha sonra adrenalinin verdiği heyecan ve alacağıpara ile yapabileceklerinin anlık hayaliyle kısa bir duraksamadan sonra kabul eder. Yaşamış olduğu olayın ve kısacık bir süre içerisinde edinmiş olduğu ufak servetin heyecanıyla merdivenleri yukarı çıkarak banyoya geri döner. Hala duşta olan eşi ona kimin geldiğini sorar. "Arkadaşın x" diye cevap verir kadın. "Çok iyi, ona borç verdiğim 800 Euro'yu getireceğini söylemişti, onu getirdi o zaman." 1. Hikayeden çıkartılacak ders : Eğer bir ekipte çalışıyorsanız bilgiyi saklamayın, paylaşın. Karar mekanizmasında belirleyici olabilir. Böylece yanlış anlaşılmaların ve dışarıya karşı kötü duruma düşmenin önüne geçebilirsiniz. *** Hikaye 2 Aracının direksiyonuna geçip kiliseye gitmek üzere yola koyulan rahip yolda yürümekte olan bir rahibeye rastlar. Aracını durdurur vekiliseye kadar onunla gelmek isteyip istemediğini sorar. Kadın arabaya biner ve bacak bacak üstüne attığında bacaklarının güzelliği ortaya çıkar. Rahibin gözü kayar ve bakayım derken kısa bir süre için aracın kontrolünü kaybeder. Aracı tekrar kontrol altına aldıktan sonra sağelini rahibeninbacağı üstüne koyar. Rahibe ona bakar ve şöyle der : "Rahip, 129. ayeti hatırlıyor musunuz ?" Utançtan kıpkırmızı olan rahip derhal elini çekerek rahibeyeözürlerini sıralar. Bir müddet sonra aklı tekrar karışır ve rahibenin bacağına tekrar dokunur vites değiştirme bahanesiyle ve rahibe aynı soru ile karşılık verir : "Rahip, 129. ayeti hatırlıyor musunuz ?" Utancından yine kızaran rahip elini çeker ve "af edersin kardeşim insanoğlu zayıf düşebiliyor" der. Kiliseye vardıklarında rahibe arabadan iner ve tek kelimesöylemeksizin, ancak çok manalı bir bakış fırlatarak kaybolur. Rahip aceleyle içeriye koşturur ve bir İncil alarak 129. ayeti açar okumak için. 129. ayet şöyle demektedir : İleriye gidiniz, daha yukarlarda arayınız. Orada güzellikler bulacaksınız. 2. Hikayeden çıkartılacak ders : Görev alanınızla ilgili her zaman bilgili olun, aksi taktirde fırsatları kaçırabilirsiniz. *** Hikaye 3 Pazarlamacı, şef sekreter ve şirket müdürü bir öğlen paydosunda lokantaya doğru yürümektedirler. Parktaki banklardan birinin üzerinde sihirli bir lamba bulurlar. Lambayı ovarlar ve gerçekten de lambadan cin çıkar. Aslında kişiye 3 dilek hakkı veriyorum ama sizler üç kişi olduğunuz için hepinizin birer dileğini gerçek yapacağım" der cin. Şef sekreter arsızca atılarak "önce ben" diyerek sıranın önüne yerleşir. "Bahamalarda, muhteşem bir sahilde tatil yapmak istiyorum. Tatilim hiç bitmesin ve hiçbir dert hayatıma girmesin" diye dileğini ifade eder. Ve hoop, ortadan kaybolur. Şimdi de pazarlamacı atılır ve "şimdi sıra bende" der. "Hayallerimdeki kadınla Tahiti sahillerinde Pina Colada içmek istiyorum" der ve hoop, o da ortadan kaybolur. "Şimdi sıra sende" der cin şirket Müdürüne. "bu iki salağı öğleden sonra işlerinin başında görmek istiyorum" der müdür. 3. Hikayeden çıkartılacak ders : Üstünüz olan birinin her zaman için önce konuşmasına izin verin. *** Hikaye 4 Bir mafya babası evli bir kadınla ilişki kurmuş. Bir gece kocası yok diye kadının evine gitmeye karar vermiş ve adamlarına "Ben içeri girdikten sonra hemen büyük bir branda ayarlayın ve pencerenin hemen altına dört ucundan gerin" demiş. Sonra da ne yapacaklarının talimatını vermiş: "Kadının kocası gelirse kapıyı bir kere çaldırın, ben aşağıya atlayacağım, yakalanıp karizmayı çizdirmeyelim... Tamam mı?" Adamları, "Başüstüne patron" demişler. Mafya babası kadının evine girmiş, tam yatağa uzandığı anda evin kapısı çalınca bizimki kendini tereddütsüz pencereden donla 4. kattan aşağı fırlatmış. Kadın üzerine alelacele bir şey alıp kapıyı açmış ki karşısında patronun adamlarından biri... "Yenge" demiş adam mahcup bir şekilde önüne bakarak, "Patrona söyle branda bulamadık!" 4. Hikayeden çıkartılacak ders : Ekibini becerikli ve de çözüm üretebilen bilgili insanlardan kuracaksın. Alıntı
  2. 2 points
    Kizima anlatacağım masallar listesine girdi Tesekkurler
  3. 1 point
    Malzemeler: Labne ince kiyilmis yulaf birlikte karistirilip dilediginiz sekil verip firina atiyoruz. Genel ölçü vermiyorum dilediginiz -- yanliz yulafin biraz fazla gelmesi gerekiyor ..
  4. 1 point
    evet ben yaptim.. evet sadece iki malzemeden olusuyor bu sekil sadesi olmus oluyor dilersen istedigin türlü susam , cörek otu katabilirsin arzuna göre
  5. 1 point
    Sen mi yaptın, sadece yulaf ve labne mi, Güzel görünüyorlar. Ellerine sağlık
  6. 1 point
    Bir ara düşmüş olabilirim ama hafizam yerinde. Ne iteni unuttum Ne de tutmayanı.. Bazen sen hiçbirşey yapmazsın Kader senin intikamını Sessizce alır.. Kendi planlarımızı yapıyorduk ama kaderin de planları olduğunu unutmuştuk...
  7. 1 point
    Her şey beklemesini bilen kişiye kendiliğinden gelir. Ama unutma " beklemesini bilene". Tolstoy
  8. 1 point
    Hacer abla konu sahibi konuyu acalı uzun zaman olmuş. Rahatsız olacağını sanmıyorum. O zaman bana da tabir yapabilir misin? Ben geçen gece 3 tane rüya gördüm. 1. Bir varlık siyah kapşonlu beni korkuttu. Gözleri zeytin gibi tuhaf bir sureti vardı. 2. Gece karanlıkta sokakta eşimle birlikteydik. Afedersiniz benim tuvaletim vardı. Sokaklar bomboştu. Eşim beni beklemeyip yoldan yukarı gitti. Ben de beni bekle diye seslendim. Tam o sırada yolun karşısından bana doğru iri bir adam gelmeye başladı. Birden karşımda durdu. Ben de öleceğim sahip çok korktum. Sonra eşimle bir anda arabada buldum kendimizi. Adamlardan kaçıyorduk. O iri adamdan. Sonra gündüz olmuş babaannemgilin evin önünde benzinimiz bitti. Adamlar bizi yakaladı. Kötü niyetli değildik bir müjde verecektik dediler. Biz de rahatladık. 3. Ruyamda; benim köyünde benim için bir balo parti veriliyormuş. Üzerimde upuzun SARI bir elbise var. Yüksekçe pist gibi bir alan var ve çok kalabalık. Prenses gibi ortalıkta geziyormuşum. Herkese; gece bir adamın karşıma dikildiğini anlatıyorum. Ama iyi niyetlilermiş falan diyorum. Sonra kalabalıkta sıkışıyorum. Rahmetli kayın validem elini uzatıp "balbadem sen miydin" diyor ve elimden tutup beni çıkarıyor. Kalabalık bir anda açılıyor ben geçiyorum. Insanlarla selamlaşıyorum. Sonra insanlar yemek yemiş hoşaf içmişler. Genç kızlar kapları toplayıp pınarda yıkayacaklarmış. Bir kız ben merdivenlerdeyken elindeki hoşafı yere döküyor ben geçerken eteğime sıçrıyor. Ben sinirleniyorum. Kıza bağırıyorum. Kız gidiyor. Ben de akan suya elimi sokup eteğimi sıvazlayarak kirlenen yeri temizlemeye çalışıyorum. 3 defa bu işlemi yapıyorum. Bunu yaparken bir de farkediyorum ki emeğimin altında Mavi kot pantolonum var. Allah Allah elbisenin altına kot giymişim diyorum. Sonra da iyi yapmışım diyorum. Rüyam bitiyor. Tabirini yaparsan çok sevinirim.
  9. 1 point
    Ormanda her gün kurulmakta olan tavşanlar pazarı, havanın kararmasıyla birlikte, dağılıyordu. Sergisini toplayan tavşan pazar yerini terk edip gidiyordu. Vakit geç olup da pazar yerinde tavşan kalmayınca bir tavşan pazara gelirdi. Sırtında boş çuvalıyla ve bu boş çuval tezgâh altlarında kalmış, kıyıya köşeye atılmış, satılmamış havuçlarla ve bazı yiyeceklerle dolacaktı. Daima gölgelerden, acaba bir gören olur mu korkusuyla, yorgun ve titrek adımlarla. İşte, bu tavşan yoksul, yetim, garip bir tavşandı. Adı Titrek Tavşan’dı. O, böylesine bir düşkünlük içinde olmanın çıkar yol olmadığını biliyordu. Fakat çaresizdi. Bir yuvası vardı, bu yuvada iki de oda. Bu odalardan birinde çok sevdiği Pembe Tavşan ve iki yavrusuyla birlikte kalıyordu. Diğer odada ise havuç yetiştiriyordu. Artık ne kadar havuç yetiştirebilir bunu tahmin etmek zor olmasa gerek. Havuçlar olgunlaşınca Titrek Tavşan bunları satacak ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışacaktı. Bir gün Titrek Tavşan, ormanın karşısındaki tepeye doğru yürüyüşe çıkmıştı. Tepenin gerisinde deniz görünüyordu. Sahil yakındaydı. Birden kumların üzerinde bir martı dikkatini çekti. Bu martı, kanadı kırık, yaralı bir martıydı. Uçamıyordu. Oldukça zor durumdaydı, çünkü çevresi sekiz tane yengeç tarafından kuşatılmıştı. Kanadı kırık, yaralı martı, yengeçlerle amansız bir ölüm kalım savaşına girmişti. Kurtulmak için ileri atıldıkça önü bir yengeç tarafından kesiliyor ve yengeç korkunç kıskacıyla martıyı yakalamak istiyor, fakat martı, canhıraş feryatlarla karşı koyuyor, gitgide tükenmekte olan gücüyle hayatını savunuyordu. Titrek Tavşan, bu durumu görmezden gelemezdi. Tüm cesaretini toplayıp martının yardımına koştu. Yengeçler daha ne olduğunun farkına varamadan, martıyı kucağına aldığı gibi, bir keklik gibi sekerek, onların aralarından sıyrıldı. Hızla koşarak olayı ilk gördüğü tepeye çıkan Titrek Tavşan, kucağındaki martının bayılmış olduğunu fark edince, onun iyi bir bakıcıya ihtiyacı olduğunu düşünerek, balıkçı Ziya Kaptan’ın yaşadığı deniz kıyısındaki kulübeye geldi. Martıyı Ziya Kaptan’a teslim eden Titrek Tavşan, yuvasına geri döndü. Aradan bir ay geçti. Geçen zamanla birlikte havuçlar olgunlaşmıştı. Titrek Tavşan, havuçları pazarda sattı. Kendine, Pembe Tavşan’a ve yavrularına elbise aldı. Ne zamandır hep aynı elbiseleri giymekten bıkmıştı, rengi solmuş, yamalı elbiseleri. Yoksulluk ömür boyu mu sürecekti? Hep böyle yoksul mu kalacaklardı? Yoksulluğun bir çaresi yok muydu? Eğer varsa bu çare neydi? Hani Titrek Tavşan yuvasının bir odasında havuç yetiştiriyordu ya şimdi o odada havuç kalmamıştı, çünkü havuçlar satılmıştı. Titrek Tavşan, buradaki toprağı şöyle bir alt-üst etti. Havuç tohumu attı. Suladı. Artık iş zamana kalmıştı. Nasılsa zaman geçecekti. Elbet bir gün gelir bu havuçlar da olgunlaşırdı. Titrek Tavşan, bir sabah havuç yetiştirdiği odaya girince hayretler içinde kaldı. Gördüklerine inanamıyordu. Toprağın üstündeki olgun havuç yaprağıydı. Ama nasıl olurdu daha tohum atalı on gün bile olmamıştı. Bu kadar kısa sürede havuç yetişmesi olanaksızdı. Yaprak olgunlaşmıştı tamam da bakalım toprağın içinde havuç var mıydı? Orayı eşeledi, burayı eşeledi. Aldı havucun birini dişledi, aldı bir başka havucu daha dişledi, tuttu bu iki havucu yedi, bitirdi. Enfesti havuçlar, tatlıydı. Titrek Tavşan bu havuçları da pazarda sattı. Memnundu yuvasına dönerken, çünkü iyi kazanmıştı. Daha sonraki günler de birbirinin tıpatıp benzeri şekilde geçti. Titrek Tavşan havuçları pazarda satıyor, ertesi gün, yine oda havuç dolu oluyordu. Bir akşamüstü Titrek Tavşan’ın kafası bu konuya takıldı. Nasıl oluyordu da, tohum atmadığı halde, toprakta havuç bitiyordu ve bu havuçlar bir gecede olgunlaşıyordu? Bu soruların bir açıklaması olmalıydı ve ne oluyorsa gece oluyordu. Demek ki, geceleri bir şeyler dönüyordu havuç yetiştirdiği odada. Titrek Tavşan hemen kararını verdi. O gece, odada sabaha kadar bekleyecek ve ne olup bittiğini anlayacaktı. Akşam yemeğini yedikten sonra, havuç yetiştirdiği odaya geçti. Kapıyı kapadı. Kapının yan tarafına koyduğu sandığın içine girdi. Sandığın tahtaları arasındaki deliklerden, odanın her tarafı rahatça görünüyordu. Titrek Tavşan dikkatini tam karşıdaki pencereye verdi. Yerden oldukça yüksekte olan bu küçük pencere odanın havalandırılması için kullanılıyordu. Vakit gece yarısı olmuştu. Aniden dışarıdan kanat sesleri duyuldu. Bir martı pencereden odaya girdi. Ayaklarının arasında küçük bir torba vardı. Martı, bu torbadaki havuç tohumlarını toprağa serpiştirdi. İşini bitirdikten sonra pencereden uçup, gitti. Zamana karşı şartlandırılmış tohumları toprak hemen kabul edecek ve her geçecek bir saatte bu tohumlar on gün geçirmiş olacaktı. Titrek Tavşan, vefakâr martıyı hemen tanıdı. Bu martı, birkaç ay önce, yengeçlerin parçalamak istedikleri kanadı kırık, yaralı martıydı. Demek ki, Ziya Kaptan yaralı martıyı iyileştirmiş ve kurtarıcısının kim olduğunu söylemişti. Martının, Titrek Tavşan’a can borcu vardı ve bu borcunu cana can katarak ödüyordu. Titrek Tavşan, birkaç gün sonra bir kamyonet satın aldı ve yetiştirdiği havuçları bu kamyonetle pazara gö türmeye başladı. İki yavrusu da zamanla büyümüşler, genç birer tavşan olmuşlardı. Onlar da babaları Titrek Tavşan’la birlikte pazara gidiyorlardı. Titrek Tavşan, yol boyunca şu şarkıyı söylüyordu: “ Benim adım Titrek Tavşan Ben, pazarda havuç satarım İşte yanımda şimdi yavrularım Ben, onlarla gurur duyarım Her gün pazara gideriz biz Tavşanlara havuç satarız..” Bazı günler kamyonetin peşi sıra bir martıyı uçarken görüyordu ve yavaşlıyordu. Az sonra, kamyonetle martı bir hizaya geliyor ve martı ile Titrek Tavşan selamlaşıyordu. Daha sonra martı hızını arttırıyor ve ileri doğru uçup gidiyordu. Titrek Tavşan ile martı böyle uzaktan uzağa bir birlikteliği uzun süre sürdürdüler. Fakat bir kez olsun bir araya gelip konuşamadılar. Bunun nedenini biz bilemeyiz. Belki de böylesi daha iyi oluyordu. Onlar gönüllerince mutluydular, huzur doluydular. Onların mutluluğunu engellemek bize yakışık almaz. SON Yazan: Serdar Yıldırım
  10. 1 point
    “Karma” enteresan bir kavram. Sanskritçe dilinde hareket anlamına geliyor. Daha iyi açıklamak için önce Newton’un “Hareket Yasaları”nın üçüncüsü olan Etki-Tepki Prensibi’ne bakalım: Basitçe tanımlamak gerekirse; bir cisme, bir kuvvet etkiyorsa; cisimden kuvvete doğru eşit büyüklükte ve zıt yönde bir tepki kuvveti oluşur. Burada dikkat edilmesi gereken, bu kuvvetlerin aynı doğrultu üzerinde olduğudur: Her etkiye eşit zıt tepki vardır. ” Bir yandan da Karma’yı “Saçtığın enerji frekansı neyse benzerini çekersin” diye tanımlayabiliriz. Hayata dair bir terminolojiyle söylemek istersek de kültürümüz bize birkaç alternatif sunuyor: Rüzgâr eken fırtına biçer. / Ne ekersen onu biçersin. – Atasözü “Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz.” veya “İnsan ayıpladığını yaşamadan ölmez” – Hadis-i Şerif İyilik yapan iyilik bulur. – Atasözü Eğer reenkarnasyona inanlardansanız, bu hayatta yaptıklarınızın üstüne geçmiş yaşamlar da giriyor işin içine. Ve eğer Aile Dizimi gibi çalışmalara katıldıysanız biliyorsunuz ki; kişisel Karma’nızı etkileyen şeyler arasında birkaç kuşak önceki atalarınızın yaptıkları bile var. Hadi gelin toparlayalım Yaptığımız her eylemin, söylediğimiz her şeyin ve hatta aklımızdan geçirdiğimiz her düşüncenin bize bir geri dönüşü olacaktır. Bunu da 12 değişmez yasa arasında bulunan “Sebep-Sonuç Yasası” gayet güzel açıklamaktadır: “Evren’de hiçbir şey şans eseri olmaz. Düşünce dahil gerçekleş(tiril)en her eyleme dair bir sonuç (tepki) oluşacaktır. Aynı şekilde aldığınız her sonucun nedeni olan bir eylem vardır.” Konunun rasyonel boyutunu ve iş dünyasındaki açılımını merak ediyorsanız, modern yönetim sistemlerinin yaratıcılarından Kauro Ishikawa’nın Sebep Sonuç diyagramı veya balık kılçığı diyagramına bakabilirsiniz. Sebep-Sonuç (ya da Etki-Tepki) yasasında bilmemizde fayda olan bir başka önemli ifade daha var: Herhangi bir konuyla ilgili çabanın başarısı; doğrudan ya da dolaylı olarak, tahmin edilebilir bir belirli sebep ve/veya hareketin sonucudur. Karma’ya göre söylediğimiz, yaptığımız ve düşündüğümüz her şeyin hayatımıza doğrudan etkisi var.Bu konuda attığımız adımları nasıl atacağımızı haftaya daha detaylı yazacağım. Karma’ya dönecek olursak; yaptığımız, söylediğimiz ve düşündüğümüz her şeyin hayatımıza doğrudan etkisi var ve sorumluluk daima kişinin kendisinde. Biraz daha basitleştirelim: “Hayatımızda olan biten her şeyin sorumluluğu bizde!”. İyice netleştirelim: “Hayatında ne oluyorsa buna senin yaptığın, söylediğin ve düşündüğün şeyler sebep oluyor”. Yani bir anlamda her an seçimlerinle hayatını yaratıyorsun. 1. Büyük Karma Yasası “Ne ekersen, onu biçersin”. Evrene yolladığınız her şey size geri döner. Kötülük, beddualar, lanetler, belalar, kem bakışlar, yokluk bilinci, dedikodu, art niyet, yargılama, nefret, kıskançlık ya da kısıtlayıcı düşünceler… Ve elbette sevgi, hayır duası, şifa, iyi dilekler, teşekkürler, hakkaniyet, razı gelmeler, fedakârlıklar, saygı, söz hakkı da öyle. Kelimenin tam anlamıyla ne verirseniz, onu alırsınız. Siz ne almak istiyorsunuz? Dikkatli seç! Sorumluluğumuz nedir? Bunun cevabı; eylem, söylem ve düşüncelerimiz konusunda yaptığımız seçimlerde her an daimi bir farkındalık içinde olmaktır. Kulağa zor geliyor biliyorum; ama bir kere niyet edip başladığınızda ve birkaç hafta boyunca her sabah bu niyetinizi tekrar ederek; gün içinde düşünce, söylem ve davranışlarınızla ilgili seçimlerinize dikkat ve özen gösterdiğinizde daha birinci ay dolmadan fark ediyorsunuz ki bu, sizin kişilik özelliklerinizden biri olmuş. Seçimleriniz konusunda kendinizi 3 hafta boyunca adadığınız bir taahhütle özen gösterirseniz hayatınız çok daha farklı (ve elbette olumlu) bir şekilde dönüşecektir, bilginiz olsun. 2. Yaratım Yasası Biliyoruz ki; istediğimiz şeyler durup dururken olmaz, bizim de hadiseye dâhil olmamız gerekiyor. Ve bu noktada da şunu anlamak önemli: Evren bir bütündür ve biz de onunla biriz. İçimizde ve dışımızda ne varsa, istisnasız hepsi Evren’in bir parçası ve her şey ama her şey birbiriyle bütünleşmiş şekilde birbirine bağlı. Bu, yaşamınızın nasıl ilerleyeceğini etkileyebileceğiniz anlamına geliyor. Çünkü etrafımızı çevreleyen her şey içsel durumumuzla, yani ruh halimiz ve düşüncelerimizle ilgili bize sayısız ipucu veriyor. Bu durumda en iyisi kendiniz olmak ve etrafınızı sadece etrafınızda var olmasını istediğiniz şeylerle donatmak. Çevrenizi olmasını dilediğiniz şeylerle donatıp ve gerçekten olmak istediğiniz kişi olursanız, her şeyin bütünleşmiş şekilde birbirine bağlı olduğu Evren nasıl cevap verecektir acaba? Düşünmeye değer, değil mi? 3. Tevazu Yasası Anonim bir deyiş var: “Alçakgönüllülük olmadan, yiğitlik tehlikeli bir oyundur.” diyor. Aile içinde, sosyal hayatımızda, iş yerinde, sevgilimizle, takım tutarken, görüş bildirirken ve dinlerken uygulamayı pek az hatırladığımız muazzam bir insan yeteneği tevazu. Bir başka deyişle; alçakgönüllülük. Etrafımızdaki insanlara uygulamadığımız bir şeyi kendimizle olan ilişkimizde uygulamak da doğal olarak zorlaşır. Bu yüzden de hayatımızda reddettiğimiz her şey, hayatımızda kalmak için direnç gösterir. Çünkü, eğer karşımızdaki insanı kötü ya da düşman olarak görüyor veya onu herhangi bir sebepten dolayı yargılıyorsak; yüksek bilinç düzeyini hedeflemiyor ve daha iyi bir versiyonumuzun varoluş seviyesine odaklanmıyoruz demektir. Tevazu, bu konuda iyi bir ilaçtır. 4. Büyüme/Gelişme Yasası Ulaştığın yer neresiyse, orası gitmeyi seçtiğin yerdir. Ruhani anlamda kişisel büyüme sadece ve sadece tek bir şekilde olur: Biz değişirsek. İnsanlar, koşullar, ortamlar, mekânlar, şehirler veya sahip olduklarımız değil; biz değişmeliyiz. Bu dünyada sahip olduğumuz yegâne varlık kendimiziz. Ve kontrol edebileceğimiz yegâne şey de yine kendimiziz. Gönlümüzün ta derinliklerinde kim ve ne olduğumuzu değiştirebildiğimizde çevremizdeki insanlar da koşullar da bize uyum sağlayacaktır. Hayatımdan bir örnek vereyim: 2005 yılı, Göksu evlerinde oturuyorum. Sitenin girişindeki güvenlik kulübesinde yeni bir görevli var. Görev saatleri de tam benim ajanstan eve dönüş saatlerim. Benim için servis sağlayan her insan kıymetlidir ve bakkalından garsonuna hepsiyle selamlaşır ve hatta mümkünse şakalaşıp sohbet ederim. Siteye girerken göz göze geldik. Elimi kaldırıp selam verdim. Aaa… Kafasını çevirdi herif! Bozuldum tabi. Kızdım, söylendim ve hatta sanırım arabanın içinde herife küfür de ettim. Ertesi gün, sonraki gün ve takip eden bir hafta boyunca yüzüne bile bakmadım terbiyesiz herifin! O zaman da henüz kişisel olarak gelişmemişim, bildiğin reklamcıyım. Bir süre herife selam vermemek suretiyle cezalandırdım kendisini. Sonra bir şey oldu: Levent’te çalışıyordum o dönem ve eve dönerken ikinci köprüden Asya yakasına geçip ilk sapaktan Anadolu Hisarı’na giriyorum. Bahar akşamı, köprüde camları açıp, sağ şeritten yavaş yavaş giderken bir yandan da manzarayı seyrediyorum. Radyoda Cesaria Evora çalıyor. Çok keyifliyim. Siteye geldim, güvenlik kulübesinde bizim eleman oturuyor. Keyfim çok yerinde olduğundan mıdır nedir, elimi kaldırdım gülümseyerek selam verdim. Bu kez ne oldu biliyor musunuz? Yok bilemediniz, yine kafasını çevirdi herif. Ama bu kez, o keyifli ruh halinde başka bir karar verdim: O günden sonraki her akşam, adamın gözünün içine bakıp elimle selam vermeyi sürdürdüm. Bir hafta sonra o da bütün yüzüyle gülümseyerek selam veriyordu bana. Eğer bir şeylerin değişmesini istiyorsanız; içinizde sizi o konuyla ilgili rahatsız eden şeyin üstüne giderek, onu değiştirin. İnanın bana Dünya’yı değiştirebilirsiniz! Ve yalnızca böyle büyüyebiliriz. 5. Sorumluluk Yasası Hayatınızda ters giden herhangi bir şey olduğunda, bu durum siz de de ters giden bir şeylerin olduğunu gösterir.Hayatımızda ters giden bir şey varsa, biz de ters giden bir şey var demektir. YÜZDE BİN! Bu evrensel bir gerçek: Biz etrafımızın aynasıyız ve etrafımız da bizim aynamızdır. Olan her şeyde sorumluluğumuz var, her şeyde! Etrafımıza bu gözle bakıp, başımızdan geçenlerle ilgili “Bu konuda benim sorumluluğum nedir?” sorusunu sormaya başladığımızda, hayatımızın da sorumluluğunu almış oluruz. “Hayatımızda olan biten her şey bizim sorumluluğumuzda” farkındalığı Dünya’yı bambaşka bir gezegen yapabilir. 6. Bağlantı Yasası Hatırlayın: Evren bir ve bütün. Bu yüzden, size küçük ve önemsiz gelen (bir anlamda yargıladığınız) şeylerin bile yapılması gereklidir; çünkü her şey birbirine bağlıdır. Küçük ya da büyük her adım bir diğerini getirir ve bu böyle devam eder durur. Devasa bir işin bitirilebilmesi, işin başlangıcındaki o küçük adımın atılmasına bağlıdır. Ve ne ilk adım ne de sonuncusu diğerinden daha büyük anlam ifade eder; her ikisi de görevin tamamlanabilmesi için elzemdir. Evren’de her şey gibi; geçmiş, şu an ve gelecek de birbirleriyle bağlı ve birdir. Tanımadığın adamla kahvaltı mı edilirmiş?! Birbirini tanımayan insanların, Nişantaşı’nda bir apartmanın giriş katındaki birkaç odalı bir dairenin salon ve odalarında büyük tahta masalar etrafında, sanki bir evdeymiş gibi kahvaltı edip kahve içtikleri tek bir dükkân olarak kurulan ve adını da “Ev” konseptinden alan bir “Cafe” milyonlarca dolara satılabiliyor mesela. Bu süreçte hangi adım daha önemsiz olabilir ki? O masayı, o apartman dairesinin içine koyacak cesur fikri hayata geçirmek mi? Takip eden yıllarda bu konsepti Türkiye’nin en gözde semtlerinde devasa restoranlara dönüştürmek mi? Yoksa sonuç itibariyle gerçek varlığı masa sandalye ve kalabalık bir menüden oluşan bir zinciri on milyonlarca dolara satan bir sözleşme imzalamak mı? 7. Odak Yasası Bunu anlamak için bir deney yapabilirsiniz: Aynı anda iki farklı şey düşünmeyi deneyin. Yapamayacaksınız! Bir düşünce diğerinin hemen ardından gelecek, bir nano saniyede bir şeyden diğerine dönüşecek, “Dur yahu galiba yapabiliyor muyum acaba?” derken asıl düşündüğünüz şeyi düşünemediğinizi fark edeceksiniz. Ne olursa olsun, aynı anda iki farklı şeyi düşünemeyeceksiniz. Bu yüzden odağımızın nerede olduğu çok önemli. Hayatınızın için de bunun ne kadar önemli olduğunu başlıklı yazımda anlatmıştım. Ruhani gelişim yolunda da odağınızın nerede olduğu -tekâmül, gelişim ve dönüşüm konularında büyüyebilmek istiyorsanız- çok önemli! Eğer ruhani büyümeye odaklandıysanız sizi aşağı çeken açgözlülük, kıskançlık, öfke ve güvensizlik gibi düşük düşüncelere sahip olmanız mümkün değildir. 8. Vermek ve Mihmandarlık Yasası Bu yasanın İngilizce ismi “The Law of Giving and Hospitality”. Hospitality sözünü “misafirperverlik” ya da “konukseverlik” olarak da çevirmek mümkün olsa da “mihmandar” kelimesinin anlamı daha iyi ve kuvvetli şekilde karşılıyor içeriği: “Misafire hizmet ve yardım eden; misafiri ağırlayan kimse”. Bu yasanın da söylediği şu: Eğer bir şeyin doğru olduğuna inanıyorsanız, hayatınızın bir anında bu bahsettiğiniz “doğru”yu sergilemeniz gerekecektir. Bir başka deyişle; savunduğunuz “doğru”yu eyleme dökmek için bir şeylerden vazgeçmenizi, bir şeyleri vermenizi ya da bırakmanızı gerektiren durumlar yaşayacaksınız. İşte bu durumlar sözümüzü, pratikte aksiyona dökme yeri ve zamanıdır. 9. Şimdi ve Burada Yasası Geçmişin muhasebesini yapmanın neden olduğu en tatsız şey tam şu anda ve burada olmamızı engellemesidir. Geçmişe dair düşünceler, geçmişten beri süren alışkanlıklar, eski paternler, eski hayaller… Hepsi de bizim yeni düşünce, alışkanlık, duygu ve hayallere sahip olmamıza engeldir. Aynı şekilde gelecek de şimdi ve burada olma halinizden çalar. Geleceğe dair en basit bir merak duygusu, endişe ve kaygı, yani gelecekle ilgili tüm negatif duygu halleri size şu anda ve bulunduğunuz yerde fayda sağlamadığı gibi, sizi, “şimdi ve burada” olma gücünden de uzaklaştırır. 10. Değişim Yasası Değişim öncelikle sizden başlamalıdır.“Tarih tekerrürden ibarettir”. Bu kesin ve net bilgi: Tarih kendini tekrar eder. Ta ki biz yolumuzda değişim gerektiğine dair öğrenmemiz gerekenleri öğrenene kadar! Aynı tip adamlar ve kadınlar mı çıkıyor karşınıza? Ok. Görmediğiniz ne var? Neyi değiştirirseniz aynı filmi izlemekten kurtulabilirsiniz? 4. yasayı, “Büyüme/Gelişme Yasası”nı hatırlayın: Değişim sizde başlayacak. İşler siz öğrenmeniz gerekeni öğrenip de değişik yolu seçtiğinizde düzeliyor. 11. Sabır ve Ödül Yasası Tüm ödüller bir çabanın sonucudur. Kalıcı değerlere sahip ödüller, sabırlı ve ısrarlı çalışmaların sonucunda gelir. Gerçekten keyifli ve huzurlu olmak istiyorsak yapmamız gerekenleri yapmak ve yaptıklarımızın ödülünün tam zamanında geleceğine güvenmek, yapılacak en akıllıca şeydir. Kısa yoldan köşe dönmeyi kovalamak da, Sıkışık trafikte emniyet şeridine dalmak da, Yeni tanıştığınız kadını hemen yatağa atmak ve İki haftadır birlikte olduğunuz adamla bir an evvel evlenmeye çalışmak da tamamlanmışlık, tatmin ve ödül duygularına kestirmeden ulaşma denemeleridir ve sonuç genellikle sevimsiz olur. Yani neymiş? Sabreden derviş murada ermiş. 12. Önem/Anlam ve İlham Yasası Neyin gerçekten önemli olduğunun farkında kalabiliyor muyuz? Bırakın farkında kalmayı, gün içinde yaptıklarımız arasında neyin önemli olduğunu düşünüyor muyuz? Bu sorular dursun kenarda, gelin biz “ilham”ın anlamlarına bakalım: Allah tarafından kalbe ihsan edilen feyiz ve hakikatler. Tanrı’nın, peygamberlerin yüreğine doldurduğu tanrısal âleme özgü duygu ve düşünceler. Esinlenme, içe doğma. Herhangi bir şeyin gerçek değeri direkt olarak içine konan niyet ve enerjiyle ilgili ve bu yüzden kişisel olarak bulunduğumuz her katkı aslında bütüne katkı demek. Bununla birlikte ilhamdan ve parıltıdan yoksun bir bireysel katkının bütüne bir şey katmayacağı da ortada. Oysa ilham ve aşkla kattığınız her şey bütüne de muhteşem bir ilham veriyor. alıntı.
  11. 1 point
    Günümüz standart iş hayatı kuralları biraz motivasyon, sinerji, ekip ruhu soslarıyla .. aklıma eğitim günlerim geldi ıyyk
  12. 1 point
    Derslerde mükemmel. Uyanıklık her zaman iyidir
  13. 1 point
    Internetnette boş boş dolaşırken rarstlasiyorum sizinle paylaşmadan olmaz
  14. 1 point
    Nerden de bulursun böyle şeyleri Güzelmiş.
  15. 1 point
    Zebur bilmiyorum okumadım. Tevrat ve kuranı kerim çok benziyor hatta bildiğim kadarı ile vakıa, mülk süresi ve bir kaç süre tevrad tan alındı diye okumuştum Kuranı kerimde. İncilide okuyordum değişmiş insanlar kendi egosunu yazmış dediler zaten pekde hoşuma gitmedi okumadım. Allah bu kitapları okumamızı, peygamberlere inanmamızı yazmış. Lakin öbür kitaplar geçerliliğini kaybetmiş son kitabımız Kuranı kerim olduğu için geçerliliğini koruyor yazılı. Çok detaylı bilmiyorum yazdıklarınızı da okuyorum. Yorum bile yapamıyorum. Güzel şeyler yazıyorsunuz. Bazı şeylere katılmasamda acaba diyorum araştırıyorum. Mantıklı bir açıklamamda yok açıkcası. İnsanlarada pek güvenmeyin uy diyenin peşinden giden tipleriz. Adamlar 600 rekat namaz kıldırıyor neymiş eksik kıldığı namazlar varmış bidonlar altın dolacakmış. Vurgun 8 milyon yeni para, eski para ile trilyonlar. Rabbim saf aklımızı versin bizlere...
  16. 1 point
  17. 1 point
    Diş macunu reklamindan nefret ediyorum kanlı tukuruklerini görmekten bikdim tiksindim
This leaderboard is set to Istanbul/GMT+03:00
×
×
  • Create New...