Jump to content

Leaderboard


Popular Content

Showing content with the highest reputation since 03/08/2020 in all areas

  1. 4 points
    Büyük İhtimalle Son İki Günde Hapşırmayı ,El Yıkamayı Çok İyi Öğrendik Şimdi Sıra Yere Tükürmemekte Lütfen Yere Tükürme
  2. 3 points
    Benim bir tanıdığım var işsiz kaldığı zamanlarda abdest alarak günlük 1000 tane la havle vela kuvvete illa billahil alüyyilazim okuyor. Kısa sürede iş buluyor. Bizimki biraz sebatsız. Sıkılınca işi bırakıyor. Ama okuyup her seferinde iş bulduğuna tanık oldum. Şimdi iş yeri gelmeyin demiş. Ama maaşlarını ödüyorlarmış. Aklınıza yattıysa deneyin...
  3. 3 points
    Biraz buruk, biraz boynu bükük bir kandil geçirdik. Allah tez zamanda bu beladan kurtulmayı nasip eder inşallah...
  4. 3 points
    Yumurta sarısının kolesterolü yükselttiği tezi çürütüldü. Bizi yıllardır bu değerli gıdadan uzak tuttular...
  5. 3 points
  6. 3 points
    Hamile isen bakma canın çekebilir çünki, Şambali Yarım kilo irmik 1 su bardağı şeker 2 su bardağı yoğurt 1 paket vanilya 1 paket kabartma tozu Şerbet için: 4 su bardağı şeker 4 su bardağı su 1 limon dilimi Yapılışı: Bir kabın içerisine bütün malzemeleri ekleyip kaşıkla tamamen malzemeler birbirine karısana kadar karıştıralım.Dikdörtgen borcamı yağlayıp karışımı dökelim.Eşit olarak yayalım.kaşığın yada spatulanın altını ıslatıp üzerini dümdüz yapalım.Ucu biraz kalın bir bıçakla dibe kadar inmeden dilim dilim çizelim.Dolaba kaldırıp 1 saat dinlendirelim.Bu sırada irmikler şişecek ve tatlının kıvamı daha güzel olacaktır..Tatlıyı 175 derecede pişirelim..Tatlı sıcak şerbette sıcak ılık arası olacak.Şerbeti döküp en az 1 2 saat dinlendirelim.Son olarak çizdiğimiz dilimleri bıçakla keselim..Afiyet olsun
  7. 3 points
    B12 İhtiyacını Tek Başına Karşılıyor Vücudun kırmızı kan hücrelerinin üretilmesinde büyük önem taşıyan B12 vitamini, özellikle hayvansal dokularda bulunur. B12 vitaminin eksiliği beraberinde birçok sağlık sorununu getiriyor. B12 eksikliği kuvvetsizlik, yorgunluk, iştah kaybı, kabızlık, el ve ayaklarda uyuşma gibi semptomlara sebep olabilir. B12 vitamini, kobalamin olarak bilinen vitamindir Vücudun kırmızı kan hücrelerinin üretilmesinde büyük önem taşır. İnsan vücudu her dakika milyonlarca kırmızı kan hücresi üretir. Bu hücreler, B12 vitamini olmadan düzgün bir şekilde çoğalamazlar. B12 vitamini düzeyleri çok düşük olduğunda kırmızı kan hücrelerinin üretimi azalır. Ağır derecede B12 eksikliği ise yorgunluktan çok daha ağır sorunlara neden olabilir. Örneğin; sinir fonksiyonlarının bozulduğu kronik hastalıklar ortaya çıkabilir. Özellikle yaşlılarda B12 vitamini eksikliği daha fazla hissedilir. B12 vitamini yalnızca dışarıdan besinler yoluyla alınabilmektedir. Vücudun kendisinin üretebildiği bir vitamin değildir. B12 vitamini hakkında önemli açıklamalarda bulunan Dr. Muammer Yıldız, B12 vitamini hangi besinlerde bulunduğunu da sıraladı. İşte ayrıntılar… Vücudun üretmediği ancak en çok ihtiyaç duyduğu vitaminlerden biri olan B12 günümüzde de en çok şikayet edilen eksikliklerden biridir. Özellikle hamile kadınların alması gereken ek vitamin takviyelerinden biri olan B12 DNA yapısının oluşumu ve sinir sistemi için vazgeçilmez bir vitamindir. Hayvansal gıdalarda bulunan B12 vitamini et ve tavuk tüketmeyen kişilerde en çok yaşanan eksikliktir. Anemi (kansızlık), nörolojik ve ruhsal bozukluk gibi üç temel rahatsızlığa zemin hazırlayan B12 eksikliği zamanında tedavi edilmediğinde daha ciddi rahatsızlıklara neden olabilir. Bağırsaklarda bulunan bakterilerle sentezlenip su da çözülebilen B12 vitamini vücutta kırmızı kan hücrelerinin çoğalmasını destekler. B12 VİTAMİN EKSİKLİĞİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR? – Bağırsakların çalışması için etkin olan B12 vitamini eksilince bu çalışma ya yavaşlar ya da hızlı çalışır. Bu yüzden bağırsak besinleri çözümlemekte ya zorlanır ya da hızlı çözer. Kabızlık ve sürekli ishal gibi iki farklı sindirim sorununa neden olur. Bu besinler B12 deposu… – Sinir uçlarının daha sağlıklı çalışması ve vücut içerisindeki alışverişi sağlamak için B12 vitamini gereklidir. Ancak B12 vitamini eksilince sinir hücreleri yeteri kadar beyne uyarıcı veremez bu da beyin yorgunluğunu artırır. Buna bağlı stres ve gerginlik gibi ruhsal rahatsızlıklar artar. – Vücudun hastalıklara karşı direncinin azalmasının nedenleri arasında B12 vitamin eksikliği vardır. Özellikle sürekli grip ve yorgunluk halleri bu yüzden yaşanır. – B12 vitamin eksikliğinin en belirgin belirtileri ise tırnak kırılması ve saç dökülmesidir. Zayıflayan sinir hücreleri gerekli vitamin ve mineralleri vücutta ölü hücrelere yetiştiremediklerinde buralara yenilenen kök hücreler zayıflar. Bu da kırılmaya ya da dökülmeye neden olur. – Kas ve kemiklerin zayıflaması ayrıca gün içerisinde kişinin vücut enerjisinin çabuk tükenmesi de B12 eksikliği belirtileri arasındadır. – Nadirende olsa vücudun ısı oranı artar. Ter bezleri hızlı çalıştığından ateş basması ve terleme olayları sıklıkla yaşanır. Bu havalar bağlı ortaya çıkmaz. – Ellerde ve ayaklarda sürekli karıncalanma ve yanma hissinin artmasının yanı sıra konuşmada zorluk çekme ve hafıza geriliği en ciddi belirtileri arasındadır. B12 VİTAMİNİN FAYDALARI NELERDİR? – Metabolizmanın çalışmasını destekler. – Doğurganlık oranını yükseltir. – Hücrelerin yenilenmesini sağlar. – Hastalıklara karşı vücut direncini artırır.– Sinir hücrelerin vücut içerisindeki alışverişini olumlu etkiler. İŞTE EN ÇOK B12 VİTAMİNİ BULUNAN BESİNLER DENİZ ÜRÜNLERİ Vücudun günlük B12 vitamini ihtiyacını karşılamada en etkili besinler deniz ürünleridir. Özellikle somon balığı bu türlerden en etkilisidir. Uzmanlar en az haftada iki defa balık ürünleri tüketerek vücudun temel ihtiyacı olan vitamin eksikliğinin giderilmiş olacağını vurgular. ET Hayvanlarda daha fazla bulunan B12 vitamini bakımından özellikle ciğerlerde bulunur. Uzmanlar ortalama bir insanın günlük 100 gram et dışında ciğer tükettiklerinde bu eksikliği fazlası ile giderileceğini belirtiyor. SÜT VE SÜT ÜRÜNLER İçerisinde B12 vitamini fazla olan peynir tam bir kalsiyum ve potasyum deposudur. Aynı şekilde yoğurtta bu eksikliği gideren besinler arasındadır. Sütün içerdiği laktoz alerji yapısı nedeniyle sık tüketilmesi önerilmediğinden işlenmiş hali ile bu açığı kapatabilir. MANTAR Ayrıca hayvansal besinlerde yüksel bulunan B12 vitamini bitki olarak ise sadece mantarda fazla bulunur. Günlük bir tabak mantar ile bu eksiklik giderilebilir. Kaynak: https://kadinakli.net
  8. 3 points
    Bize bu güzel vatanı hediye eden Atatürk"ü, silah arkadaşlarını, tüm şehit ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz...
  9. 3 points
    ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI - KARGA PEŞİNDE Annem ve iki kız kardeşim ile birlikte dayımın çiftliğine gittik. Akşamüstü çiftliğe vardığımızda dayım ve eşi bizi çok candan bir şekilde karşıladılar. Hal-hatır sormalardan, iltifatlardan sonra akşam yemeği yendi. Yemekten sonra bir saat kadar sohbet edildi ve ardından geceyi geçirmek üzere odalarımıza çekildik. Ertesi sabah dayım bana çiftliğin her tarafını gezdirip gösterdi. Öğle vaktine doğru bakla tarlasına gittik. Tarlanın kenarına geldiğimizde dayım parmağı ile tarlasındaki tohumları yemekte olan kargaları işaret ederek: “ Bak Mustafa, şu kargaları görüyor musun? İşte bunlar bizim baş düşmanımız. Ben uğraşayım, çalışayım, onlar gelsinler tohumları yesin bitirsinler. Kimseye faydası olmaz şu karga murdarının. Yaptıkları anca zarar, ziyan. Bir de şu korkuluğun omuzlarına, kafasına konarlar “ gak gak “ diye öterler. Korkuluğun sadece adı korkuluk. Şu hale bak. Dört beş karga omuzlarına konmuş, yemişler tohumları, doymuşlar, güneşleniyorlar. Gel Mustafa, kovalım şunları “ dedi. Bizi gören kargalar uçup gittiler. Daha sonra dinlenmek için bir ağacın altına otururken: Dayıcığım, bu tarla hep böyle midir? dedim. Yani içinde çalışan, bekleyen olmadığı zamanlar kargalar tohumları yerler mi? Dayım: “ Yerler Mustafa’m yerler. Bunlar sahipsiz bir tarla görmesinler. Onu, yirmisi toplanır gelir. Böyle gündüzleri tarlada beklemezsen birkaç haftaya kalmaz toprakta bir tek tane bırakmazlar” dedi. Bunun üzerine konuyu toparlama ihtiyacı hissettim: Peki dayıcığım, o zaman kargalar tohumları yiyip bitirmesinler diye sabahtan akşama kadar bekçilik yapmak zorunda kalıyorsunuz. “ Aynen dediğin gibi oluyor Mustafa. Çiftlikte yapılacak bir sürü iş varken, ben buraya gelip karga peşinde koşuyorum. Ne yaparsın ki, bu bakla tarlası çok önemli. Baklalar olgunlaşınca hem kendimize yemeklik oluyor, hem de arabaya yükleyip pazarda satıyorum; iyi de para ediyor. “ Demek ki burada bekçilik yapmak işleriniz için büyük engel teşkil ediyor, sevgili dayıcığım. O halde izin verirseniz yarından tezi yok kardeşim Makbule ile gelip burada bekleriz. Siz de çiftlikteki işleri yoluna koyarsınız. Kargaların tarlanızdan bir tek tohum yemelerine izin vermeyeceğimi bilmenizi isterim. “ Hay, sen aklınla bin yaşa, Mustafa! Bak bu hiç aklıma gelmemişti. Daha önce defalarca düşünüp de içinden çıkamadığım bu büyük sorunu kolayca çözüverdin. Bugün akşama kadar burada kalırız. Tarla bekçiliği nasıl yapılır iyice öğrenirsin. Zaten zor bir tarafı yok canım. Biraz dikkatli olup kargaları kollaman yeterli. Akşama çiftliğe dönünce annene ben söylerim. Onun da rızasını almak lazım. “ Ertesi sabah erkenden yengemin hazırladığı börekleri bir torbaya koyduk ve Makbule ile birlikte dayımın bakla tarlasına geldik. Gelir gelmez de, tarlaya inen kargaları kovalamaya başladık. Öğle vaktine doğru ikimiz de çok yorulmuştuk. Bunun sebebi: Bir defa tarla oldukça büyüktü. Bir tarafa üç beş karga tohumları yemek için gelseler Makbule ile koşuyor, kargaları kovalıyorduk. Aynı kargalar uçuyorlar, tarlanın öteki tarafına iniyorlardı. Tarlanın bir başından bir başına koşup durmak bizi yormuştu. İşin içine başka kargalar da karışınca durum iyice çekilmez hal almıştı. Öğle vakti bir köşede oturup yengemin hazırladığı börekleri yerken Makbule’ye sorunu kökünden halledecek bir yöntem bulduğumu söyledim ve şunları ekledim: Makbule, kargaların bize oynadığı oyunun bilmem farkında mısın? Biz bu tarlaya gelir gelmez acemi olduğumuzu anladılar. Uygulamak istediğim yöntem oldukça basit. Tarlanın ortasında bulunan kulübenin içinden tarlayı enlemesine bölen bir çizgi çektiğimizi farz edelim. Bu çizgi tarlayı iki eşit parçaya böler. Yukarı tarafta kalan parça biraz meyilli, burası benim olsun. Aşağı tarafta kalan parça dümdüz, burası da senin olsun. Herkes kendi bölgesindeki kargaların kovalanmasından sorumlu olacak. Eğer kendi bölgenin ortalarına yakın bir yerde durmaya özen gösterirsen sabahki yorgunluğunun yarıya indiğini anlayacaksın. Şimdi konuyla ilgili bana sormak istediğin bir şey var mı? “ Ne diyebilirim ki Mustafa abi. Sen yapmamız gerekeni anlattın. Burada bana düşen görev anlattıklarını eksiksiz olarak uygulamamdır. “ Aferin sana Makbule. Senin gibi söz dinleyen, kavrayışı kuvvetli bir yardımcı ile çalışmak benim için şereftir. Bu başarı sadece benim değil, ikimizin başarısı olacaktır. Şimdi biraz acele edelim, böreklerimizi yiyelim de işe başlayalım. Bak kargalara, meydanı boş bulunca nasıl da çoğalıverdiler. Belki şu an için tarlanın üstünde uçmaktan başka bir şey yaptıkları yok ama eğer acele etmezsek birer ikişer tarlaya inmeye başlayacaklarına eminim. Dayıma, kargaların tarlanızdan bir tek tohum yemelerine izin vermeyeceğim, diyerek söz vermiştim. Kendi buluşum olan yöntem başarılı olmuştu. Akşamüstü hava kararmaya başladığında kargalar geceyi geçirmek için konaklama yerlerine giderlerken aç ve yorgundular. Çiftlikte yenen akşam yemeğinden sonra Makbule, o gün olanları ve kargaların perişan bir şekilde gidişlerini anlatırken, odada bulunanlar kahkahalarla gülmekten kendilerini alamıyorlardı. Annem, “ Benim Mustafa’m çok akıllıdır “ diyerek gururla alnımdan öperken, vakur halimi hiç bozmadan duruyor, sadece gülümsemekle yetiniyordum. ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: VATAN SEVGİSİ Kız kardeşim Makbule rahatsızlandığı için çiftlikte kalmıştı. Bugün tek başıma bakla tarlasında bekçilik yapacaktım. Şu karga kovalama işinin pek bir zorluğu kalmamıştı. Bakla tarlasına gelmeye başladığım ilk günlerde kargalar benim zorlu bir rakip olduğunu anlamışlar ve uyguladığım yöntemi müthiş bir mücadele örneği göstermelerine karşın boşa çıkaramamışlar, çekilip gitmişlerdi. Sabah erkenden bakla tarlasına gelince tarlanın ortasında bulunan kulübenin önüne bir sandalye çıkarıp oturdum. Aradan yarım saat geçmeden canım sıkılmaya başlamıştı. Böyle boş oturmak bana göre değildi. Ben bir şeylerle meşgul olayım, bir işe yarayayım, faydalı olayım istiyordum. Dayımın bakla tarlasında bekçilik yapmakla bir işe yarıyordum, faydalı oluyordum fakat bunlar yeterli değildi. Ne yapabilirdim? Kulübede birkaç tane ders kitabı vardı. Kitap en iyi arkadaştı. Okurdum, öğrenirdim, fikirlerim gelişirdi. Bir kitap alıp okumaya başladım. Böylesi çok daha iyiydi, hem artık canım sıkılmıyordu. Aradan iki saat geçmişti. İlerdeki tarlaların arasındaki patika yoldan yaşlı bir adamın geldiğini gördüm. Yaşlı adamın yanında bir kuzu vardı. Onun gelip tarlanın kenarındaki bir ağacın altına oturmasını fırsat bilerek yerimden kalktım, kitabı kulübeye bıraktım ve yaşlı adamın yanına gittim. Söze şöyle bir giriş yaptım: Merhaba dede, nereye böyle? Yaşlı adam: “ Yolcuyum ben evlat, kasabaya oğlumun yanına gidiyorum. Bu kuzuyu toruna hediye olarak gö türüyorum. Geçen ay köye gelmişlerdi, bir hafta kaldılar. Torun kuzu diye tutturmuştu. Ben de, şimdi çok küçükler, biraz büyüsünler bir tane sana getiririm dediydim. Alsın kuzuyu besleyip büyütsün. Dünyada en önemli şey sevgidir. Sevgisiz kalmış bir insan kuru bir ağaca benzer. Zamanında onun kalbine sevgi tohumu ekilmemiştir, sevmek öğretilmemiştir. Bir bilinmezlik içinde bocalar durur. Yüzyıllardır süregelen anlamsız kargaşayı sevgi yoksunu insanlar çıkardılar. Toplumları birbirine düşman ettiler. Sonuçta bunun acısını insanlık çekti. İnsanlara sevgiyle yaklaşmalı, onların kalplerine sevgi tohumu ekmeliyiz. Sevmek çok güzel bir duygudur ve insanı hayata bağlar. Sevelim, sevilelim, hayatın tadına varalım. “ Yaşlı adam konuşurken oturmuş ve anlattıklarını ilgiyle dinlemiştim. Şimdi söz hakkı benimdi: Dede, bazı insanlar nedense vatanlarını sevmiyorlar. Ben vatanımı çok seviyorum ve bu vatanın evladı olduğum için gurur duyuyorum. Şimdi vatanlarını sevmeyenler vatanını sevmeyi nasıl öğrenecek ve ben vatan sevgimi nasıl geliştirebilirim. Tavsiyelerin neler olacak? Yaşlı adam gülümseyerek: “ Evlat, adını demedin bana, neydi adın? “ deyince: Dede, benim adım Mustafa, dedim. Bunun üzerine yaşlı adam: “ Sana tavsiyem Büyük Vatan Şairi Namık Kemal olacak. Namık Kemal, türlü engellemelere karşın vatanını çok sevdiğini haykırmaktan çekinmedi. Bu uğurda çok acı çekti, fakat hiçbir acı O’nu vatanına hizmetten alıkoyamadı. “ Bundan sonra Namık Kemal’in şiirlerini daha bir önem vererek okuyacağıma söz veriyorum. Dede, mutluluk nedir sence? Ben mutlu olmak insandan insana değişebilir diyorum, dedim. Yaşlı adamın mutluluk hakkında söyledikleri şunlar oldu: “ Mutluluk yaşamsal bir gerçektir yani yaşamda mutluluk vardır ve her insanın mutluluğu ayrıdır. Hakkın olan mutluluğu başkalarının mutluluğuna gölge düşürmeden istemek sana kalmıştır. Mutlu olmak için büyük şeyler istemek gerekmez. İnsan isterse bir kelebeğin uçuşunu görüp mutlu olabilir. Her neyse Mustafa yavaş yavaş kalkayım. Hava kararmadan kasabaya varmalıyım. Anlattıklarımın sana bir parça faydası olduysa ne mutlu bana. İyi günler dilerim. “ “ Ne demek dede, hem de çok faydası oldu. Ben de sana iyi günler dilerim. Yolun açık olsun “ dedim. Yaşlı adam gittikten sonra kulübeye döndüm ve sandalyeye oturarak konuşulanları düşünmeye başladım. ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: ÇİFTLİKTEKİ HIRSIZ Bir akşam yemeği sonrasında çiftlikteki odada oturulmuş ve gündelik olaylar konuşuluyordu. Dayım Hüseyin Ağa: “ Yarın erkenden elma bahçesini çapalayıp, yabani otları ayıklamaya gidecektim ama çapayı bulamadım. Hanım, çapayı bir yere koymuş olmayasın? “ diye sordu. Yengem: “ Efendi, çapanın alet dolabında olması lazım. İki gün önce temizlik yaparken oradaydı. “ dedi. Dayım: “ Öyle de bugün akşamüstü baktım dolapta yoktu. Belki dedim sağa sola bırakmışlardır. Aradım, bulamadım. “ Dayımın çocukları, annem, ben ve kız kardeşlerim çapayı almadığımızı söyledik. Bunun üzerine dayım: “ Hanım, son günlerde çiftliğe yabancı biri geldi mi? “ diye sordu. Yengem: “ Hayır Efendi, kimse gelmedi. Hep biz bizeyiz. “ dedi. Dayım: “ Desene çapa sır olup uçtu. “ dedi. Fikrimi söylemek ihtiyacını hissetmiştim: Dayıcığım, çiftliğe hırsız girmiş olamaz mı? Sorduğum soru odada bulunanların üzerinde soğuk duş etkisi yaptı. Gözler benden yana döndü. Dayım: “ Ne hırsızı? “ diyebildi. Bir hırsız gelmiştir, çiftliğe girip çapayı çalmıştır. Dayım: “ İki gündür ben, yengen, annen ve çocuklar çiftliğin avlusundaydık. Ayrıca köpekler var. Onlar geceleri burada kuş uçurtmazlar. Hani dediğin olmaz diyemem ama biraz zor. Hem hırsız neden sadece çapayı alsın, öteki aletleri de alıp götürebilirdi. Bırak çapayı, aletleri, çiftlikte daha değerli pek çok eşya var. Bunlar dururken neden yalnızca çapayı aldı? “ Dayıcığım, hırsızın ya çapa çok işine yarıyor ya da çapayı satmak kolayına geliyor. Sadece çapayı almasının nedeni vereceği zararın büyük olmasını istemediğinden, yani hırsız insaflı biri. Gündüz gelse gören olurdu. Kimse onu görmediğine göre gece geldi. Köpekler hırsızı tanıdıkları için ses çıkarmadılar. Bu da hırsızın köyden biri olduğunu gösteriyor. “ Pes be Mustafa, senin zekâna diyecek yok doğrusu. Aslında ben de zeki sayılırım ama sen benden çok ilerdesin. Ortada fol yok, yumurta yok , alt tarafı bir çapa kayboldu. Bana kalsa yarın çapayı arar dururdum. Sana inanıyorum Mustafa ve yarın çapayı aramayacağım. Artık geceleri nöbet tutacağız. İlk nöbet benim. Eee, sen ne diyorsun Zübeyde, şu hırsız işine? “ “ Mustafa’nın dediklerine katılıyorum. O, boşuna konuşmaz. Söyledikleri hep doğru çıkar. Daha on yaşında ama çok akıllı. Bambaşka bir çocuk. Darısı bütün çocukların başına. “ Dayım gece yarısına kadar çiftliğin avlusunda nöbet tuttu. Daha sonra nöbeti ben devraldım. Avluyu en iyi görebileceğim yer olan çiftlik evinin birinci kat merdivenine oturdum. Alet dolabının bulunduğu kulübe yan taraftaydı. Eğer hırsız gelirse önümden geçecek ve onu rahatça görecektim. Aradan bir saat geçmişti ki karşıdaki ağaçlıktan hızlı adımlarla yürüyerek gelen bir gölgenin, alet dolabının bulunduğu kulübeye girdiğini gördüm. Gölge, o kadar rahat hareket ediyordu ki hayret edersin. Sanki babanın çiftliği, gel gir hiç korkmadan, dimdik yürü, kazma, kürek, çapa eline ne gelirse al git. Köyden olan bu adamı ay ışığı altında tanıdım. Onun mert, dürüst biri olduğunu biliyordum. Bırak dayımı, bırak çifti-çubuğu, benim küçük dostum, sen büyümüşsün küçülmüşsün ama yine büyüyorsun ve sonsuza dek büyüyeceksin diyen birinin yani bu adamın, beni hiçe saymasını, benim de bulunduğum çiftlikten bir şeyler çalmasını onuruma yediremedim. Yerimden kalktım, gittim kulübe kapısının dört-beş metre gerisinde durdum, ellerimi belime dayadım, bekledim. Biraz sonra kulübeden çıkan adam kapıyı kapadı. İki adım attı, beni gördü, elindeki kürek yere düştü. Gözleri yaşardı, belli ağlıyordu. Elinin tersiyle gözyaşlarını sildikten sonra başını sağa-sola birkaç kere salladı ve küreği yerden alarak yanımdan yürüdü, gitti. O gece sabaha kadar nöbet tuttum. Aslında benden sonra nöbet sırası dayımın oğluna geliyordu ama dayımın oğlunun yerine de nöbet tuttum. Çünkü yarın yapacağım girişimleri bir plan dahilinde belirlemek istiyordum. Adam çapayı, küreği çalmıştı ama bunun bir nedeni olmalıydı. Kimse durup dururken başkasının malını izinsiz almazdı. Bu bir suçtu fakat suçluyu suç işlemeye iten nedenler vardı. Nedenlerin sebepleri vardı. Ertesi gün öğle vakitleri adamın evine gittim. Kapıyı dokuz yaşındaki Ahmet açtı. Vay Ahmet, canım kardeşim. Nasılsın, iyi misin? Ben geldim. Ahmet: “ Hoş geldin, Mustafa abi. Sağ ol, iyiyim. “ Ayşe nerede? Neden buraya gelmiyor? Ahmet: “ Mustafa abi, Ayşe annemin yanında. Annem bir haftadır hasta. Babam annem ölmesin diye dün kasabaya yürüyerek gitti. Birisi çapa vermiş ödünç diye, onu rehin bırakıp ilaç almış. İlacı anneme içirdik. Bu sabah babam yine kasabaya gitti. Elindeki küreği rehin bırakıp ilaç alacakmış. Daha sonra babam çapayla küreği parasını ödeyip geri alacak ve sahibine teslim edecekmiş. Babamın getireceği ilaç annemi iyileştirecekmiş. Sence annem iyileşir mi Mustafa abi? “ İnsanın taş yürekli olması lazımdı bu durum karşısında ağlamaması için. Gözyaşlarımı tutamadım. Birkaç dakika sonra Ahmet ile birlikte içeri girdik. Ayşe yatakta yatan annesinin başucundaki sandalyede oturuyordu. Beni görünce ayağa kalktı. Hasta kadın kollarını iki yana açarak ona sarılmamı bekledi. Sandalyeye oturdum ama bu davranışımın sebebini açıklamam gerekti. Yengeciğim iyileşince birbirimize sarılırız. Yine eskisi gibi güzel günlerimiz olacak. Bundan sonra daha fazla evinize geleceğim. Yanlış bir hareketiniz hastalığınızın artmasına yol açabilir. Bunun için size sarılmadım. Hasta kadın zorlukla konuştu: “ Olur Mustafa. Dediğin gibi olsun. Ben de en kısa zamanda iyileşmeye bakarım. “ Daha sonra çiftliğe döndüm ve olanlardan kimseye söz etmedim. Yeni gelen ilaçları içen kadın on beş gün içinde iyileşti. Adam, başkasının tarlasında çalışarak kazandığı parayla çapayı ve küreği rehinden kurtardı. Bir gece yarısı son defa çiftliğe girerek çapayla küreği yerine bıraktı. Ben bu durumun değerlendirmesini şöyle yaptım. Akıl ve mantık çizgisinden ayrılmayan insan olmanın bilincine varır. İnsan iradesini kullanarak gerçekleri görür. Yanlışta bile olsan doğru gözünün önündedir. Gözünün önündekini görmek için göz kapaklarını aralarsın yani okuyup öğrenirsin. ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: ARKADAŞ DEDİĞİN BÖYLE OLUR Bazı günler Makbule’yi bakla tarlasında yalnız bırakıp çevrede gezmeye çıkıyordum. Bir gün gezerken bir kaval sesi duydum. Bu kavalı kimin çaldığını merak edip kaval sesinin geldiği tarafa doğru yürüdüm. Biraz gidince baktım ilerdeki bir ağacın altında on yaşlarında bir çoban kaval çalıyor, etrafında da koyunlar otluyordu. Bu çocuğun kavalıyla yarattığı sihirli dünyasını bozmak istemedim. Varsın çalsın garip, diye düşündüm. Ben de o kaval çalmayı bırakıncaya kadar burada oturur, beklerim. Aradan yarım saat geçti. Çocuk, türküler, oyun havaları çaldıktan sonra kavalını ağaca yasladı ve azık torbasını açıp yanında getirdiği yiyecekleri yemeye başladı. Oturduğum yerden kalktım, çocuğun yanına doğru yürümeye başladım. Karşıdan birisinin gelmekte olduğunu otların hışırtısından duyan çocuk başını kaldırdı. Çocuğun yanına gelince gülümseyerek: Merhaba arkadaş, afiyet olsun, dedim. Benim adım Mustafa. İzin verirsen yanına oturmak istiyorum. Çoban çocuk: “ Tabii gel gel, buyur şöyle “ dedi. “ Hem bak acıktıysan hiç çekinme ye bir şeyler karnını doyur. Yemezsen, darılırım. “ Çocuğun yanına oturdum. Sessizce ikimiz birlikte yemeklerimizi yedik. Daha sonra: Arkadaş, çok güzel kaval çalıyorsun. Kendi kendine mi öğrendin yoksa bir öğreten mi oldu? diye sordum. Çoban çocuk: “ Köylük yerde böyle işleri öğreten olmaz. Benim dedem de çoban, babam da çoban, ben de çoban. Beş yaşına bastığımda babam, haydi bakalım Ali, al güt şu koyunları, deyip on tane koyun verdi bana. O günden bu yana çoban olup çıktım. Dedemi, babamı kaval çalarken dinledimdi. Bir gün canım sıkıldı, bu kavalı yaptım. Öyle böyle derken öğrendim çalmasını. Güzel çaldığımı az önce sen dediydin. Sağ olasın. “ Peki, arkadaş, çoban olarak yaşamını sürdüreceğini söylüyorsun. Tabiatla iç içesin, koyunlarını güdüyorsun, dilediğince kavalını çalıyorsun. İşine pek karışan olmaz. Özgürsün, belki mutlusun da. Fakat senden öncekilerden gördüğün, onların yaşadığı yaşam tarzının dışına çıkarak, dışarıya taşarak, daha aktif bir hayat yaşamayı arzulamaz mısın? Kendine bir hedef seçersin ve hedefine varmak için yeterli bilgiyi öğrenmeye okula gidersin. Bu ön bilgiyi öğrendikçe, öğrendiklerinin ışığında fikirlerini geliştirirsin. Eğer isterse kişi vatanına, milletine faydalı olabilecek pek çok iş başarır. “ Ne yalan söyleyeyim, söylediklerinin bazı yerlerini anlayamadıysam da çoğunu anladım. İyi güzel diyorsun da bizim köyde okul yok. Şehirdeki okula gitmeye kalksam, tanıdığımız yok orada, kalacak yerim yok. Zaten babamlar bırakmazlar gideyim. Onlar da isterler Ali amir-memur olsun ama şu gördüğün koyunların başına bir çoban lazım. Herkes amir-memur olsa, çobanlığı kim yapacak? Boş ver beni be, düşünme beni, bırak ben çoban kalayım. Sen asıl kendinden haber ver, buralarda kimlere misafir geldin? Hem senin geldiğin şehir büyük mü? Sizin okulda çok çocuk var mı okula giden? “ Bak arkadaş, hayatta insanın eline birtakım fırsatlar geçer. Önemli olan ele geçen bu fırsatları en iyi şekilde değerlendirebilmektir. Bunun için de gayret gereklidir. Eğer biz seçtiğimiz hedefe ulaşmak için yeterli gayreti göstermezsek zaman içinde, hedefimizden giderek uzaklaştığımızı fark ederiz. Kimsenin kimseye zorla meslek seçtirmesine taraftar değilim. Severek yapılmayan bir iş, bir uğraş, kişiye hayatı anlamsız kılar. Böyle biri de, eğer çıkış yolu bulamazsa yani hayatını anlamsızlıktan kurtaramazsa vatanına, milletine gerektiği şekilde faydalı olamaz. Şimdi arkadaş, sen şehirdeki okula gitmeye kalksan orada yatılı bir okula girerdin ve kalacak yer diye bir sorunun olmazdı. Az önceki sözlerinden bunun için birtakım engeller çıkabileceğinden çekindiğini anladım. Ayrıca da, senin buradaki yaşantından pek şikayetçi olmadığını fark ettim. Fakat okuma-yazma isteği ile yanıp tutuştuğun belli. Benim okuduğum okulda okuyan çocukları merak etmen bunu gösteriyor. Ben, annem ve kız kardeşimle birlikte Selanik’ten dayım Hüseyin Ağa’nın yanına geldik. Kız kardeşimle birlikte dayımın bakla tarlasında bekçilik yapıyoruz. Fırsat buldukça çevrede gezintiye çıkıyorum. İşte böyle bir gezinti anında seni gördüm, yanına geldim, oturduk, konuşuyoruz. İki ay kadar dayımın çiftliğinde kalacağız. Yani iki ay seninle bir arada olabiliriz demek istiyorum. Arkadaş, eğer istersen sana okuma-yazma öğretmek istiyorum. Biz buradan giderken sen okuma-yazma öğrenmiş olursun ve sana bırakacağım ders kitaplarını okuyup iyice öğrenirsin. Bu arada boş durmayıp arkadaşlarına da okuma-yazma öğretmek için çaba sarf edersin. Yakın bir gelecekte sizin köyün öğretmeni olursun. Ne dersin arkadaş, ister misin okuma-yazma öğrenmek? “ Tabii ki, isterim istemesine de, becerebilir miyim dersin okuma-yazma öğrenmeyi? “ Becerirsin, becerirsin. Sen istedikten, biraz da gayret gösterdikten sonra başarılı olmaman için hiçbir neden göremiyorum. Daha sonra konuşmamın bir bölümünde Selanik’te Şemsi Efendi’nin İlkokulunda okuduğumu fakat babamın ölümü üzerine, annem ve kız kardeşimle dayımın yanına geldiğimizi anlattım. İlkokulu bitirdikten sonraki amacımın Askeri Rüşdiye’nin imtihanlarını kazanarak oraya girmek, Rüşdiye’yi bitirdikten sonra yüksek öğrenimime devam ederek sonunda subay olmak olduğunu belirttim. Ali ile bir süre daha konuşmamıza devam ettik ve yarın buluşmak üzere birbirimizden ayrıldık. Fırsat buldukça Çoban Ali ile bir araya geldik, ona okuma-yazma öğretebilmek için çırpınıp durdum. Benim bu iyi niyetli çabalarım boşa gitmedi. Bir süre sonra Ali, okuma-yazma öğrenmeye muvaffak oldu. Aradan birkaç hafta geçtikten sonra: Arkadaş, annem beni Selanik’e teyzemin yanına gönderiyor. Yarın gidiyorum. Selanik’te okumaya devam edeceğim. İşte ders kitaplarımı getirdim. İlk tanıştığımız günkü konuştuklarımızı unutmadın sanırım. Bu kitapları iyice oku, öğren. Fakat öğrendiklerin sende kalmasın. Öğrendiklerini arkadaşlarına da öğret, onlara da okuma-yazma öğret. Bir ülkede cahiller ne kadar çoksa, o ülke, o kadar geri kalmış demektir. Ülkemizin medeni milletler seviyesine erişebilmesi, her ferdin, üzerine düşen görevi yapmasıyla gerçekleşir. Ben okuma-yazma biliyorum, ben bilgiliyim demekle olmaz. Başkalarına da okuma-yazma öğretmedikçe, eğitmedikçe, bilgilendirmedikçe görevin tamamlanmış sayılmaz, yarım kalır. Bunu sakın aklından çıkarma. En güzel günler senin olsun arkadaş, hoşça kal, dedim ve elimi uzattım. Çoban Ali, elimi sıktıktan sonra: “ Seni subay olmuş yürürken görür gibi oluyorum, Mustafa. İnşallah vatana, millete yararlı olursun. Mustafa adını hiç unutmayacağım, sen de, Çoban Ali adını unutma. Subay olunca fırsat bulursan gel gör beni, ben hep buralardayım, olur mu Mustafa? “ derken, göz pınarlarından akan yaşları silmek gereğini duymuyordu. SON ATATÜRK'ÜN LİDERLİK SIRLARI Tutku Yayınevi 7. Basım Haziran 2011 Sayfa 40 - 53 YAŞAMA YÖN VERENLER Atatürk'ün Çocukluk Anıları Ata Yayıncılık - Ankara 2012 Sayfa 15 - 36
  10. 3 points
    Zıt kutuplar birbirini çekiyormuş ablam. Hatta "Zıt kutuplar birbirini çeker mi?" diye arattım, "Farklı düşünen, ayrı ilgi alanları olan iki kişinin birbirini çekici bulması mıknatısların çekim gücü kadar doğal." olduğu yaziyür.
  11. 3 points
    Kız güldürdün beni... Sen bu inancı bozuk oğlanla aynı çatı altında nasıl yaşıyorsun... İnsan bazen öyle olağan üstü şeyler yaşıyor ki, bir yaratıcının olmadığını düşünmek imkansız...
  12. 2 points
    Henüz hiç kimsenin evine gitmediyseniz ilk gecede görebilirsiniz.. Örneğin taşınmış olur siz evine girmiyorsunuz ama daha sonra yatılı kalacaksınız herhangi bir sebeble olur kardeş, abi, abla, anne ve baba, arkadaşta vs. olabilir.. En önemlisi ilk defa eve girmenizdir.. Ev sahibinin bundan haberi olmaması gerekiyor.. Kalacağınız günü bir poşete biraz tuz dolduracaksınız ve bir parça ekmek ağzını bağlıyorsunuz ve o yatacağınız sırada yastığının altına yerleştiriyorsunuz o esnada bir fatiha 3 ihlas okuyup Allah`tan kiminlen evleneceğiniz kişinin göstermesini niyaz edip amin deyip direk yatıyorsunuz . Daha o gece sabaha karşı vesikalık şekilde canlı görüntü ile uyanırsınız.. Poşet tuz, ekmek parçasından hiç bir şekilde ev sahibinin haberi olmaması gerekiyor.
  13. 2 points
    Seneye bu zamanlar " geçen yıl bu zamanlar na kadar kötüydü evlerde kapalı kaldık çok şükür kötü günler geçti" yazıcaz buraya.
  14. 2 points
    Bismillahirahmanirrahim. Ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim. Allahümme inni eselüke ya kadimü. ya daimü ya ferdü ya vitru ya ehadü ya samedü ya hayyu ya kayyumü ya zel celali vel ikram fein tevellev fekul hasbiyallahu la ilahe illa hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azim.
  15. 2 points
  16. 2 points
    Bir duruma eleştiri getirmekle kötülemek arasındaki farkı bilecek olgunlukta olduğunuzu varsayarak yazdım. Konuya yapılan bir kötüleme yok burda. Hiç bir konuda gördüğümüzü söyleyip yanlışı düzeltmeye çalışmayacaksak en büyük kötülüğü yapmış oluruz. Her şey aynı tas aynı hamam bir sonraki dalgada kötüleşerek gelir üstelik.Sağlık çalışanları sadece ellerinden geleni yapıyorlar, hepimizden fazla risk altındalar ve sorumlu kişiler bile söylediklerini ciddiye alıp dinlemezken, sıradan insanların bu bilinçte olmasını beklemek ütopik. Kaldı ki sokağa çıkma yasağını en çok onlar vurguladı ama bizim ekonomimiz çok iyi olduğu için çalışmadan birkaç hafta vatandaşına bakabilecek durumda değil. insanlar ne düşündüklerini söyleyemedikleri için artık, düşünemez de oldular sanırım. Dünya genelinde en hızlı ülkemizde yayılıyor bu virüs, yayılırken de kim iyi kim kötü diye seçim yapmıyordur eminim. benim için problem yok ben problemi olan insanların derdindeyim sadece. Ben şimdi sizin üslubunuzla"kendi kafama göre" takılmaya devam ederim,öyle komplekslerim yok, yazdığım iki yorumu da sildirebilirsiniz bu arada orda da problem yok
  17. 2 points
    Kos"koca" sağlık bakanı"virüsün bu kadar hızlı yayıldığını bilmiyorduk"diyorsa, Ermenistan'a yurtdışından gelen tek bir kadının virüs yaydığı bilinirken, binlerce umreci iddia edildiği gibi parasetamol verilerek ülkeye alındıysa, insanlardan da çok bişey beklememek lazım. Sonuçta kefen parasını bile yemiş bir ülkeyiz, bu süreçte, dünya genelinde enerji fiyatları bu kadar düşerken tek yapabildiğimiz elektriğe 3 ay zam yapmama müjdesi.. çalışmak zorunda olduğu için dışarı çıkan bunca insan varken, bunun kontrolünü de ,ne yazık ki, kimse yapamaz.
  18. 2 points
    "Kuşu yükselten kanat, insanı yükselten akıldır .” Çerkez Atasözü .
  19. 2 points
    Hem hava soğuk, hem de şimdi pek çok yer kapalı, durumları daha zor. Unutmayıp el uzatan herkesten Allah razı olsun.
  20. 2 points
    Fatoş, annesiyle birlikte alışverişe çıkmıştı. Oyuncak satan mağazanın yakınına geldiklerinde, Fatoş: “ Anneciğim, sınıfımı geçince bana alacağın oyuncak bebeği görmek istiyorum “ dedi. “ Onu ne kadar sevdiğimi bilemezsin, anneciğim. O çok şirin, çok tatlı bir bebek. O bebek mutlaka benim olmalı. Sınıfımı geçince o bebeği bana alacaksın, değil mi anneciğim?..” Bunun üzerine annesi: “ Tabii kızım.“ dedi.“ Sen yeter ki, sınıfını geç. Karneni aldığın gün, o bebeği sana alacağım.” Biraz sonra Fatoş’ la annesi mağazanın vitrini önünde durdular. Fatoş, ilk anda vitrindeki bebeği gördü. İşte oradaydı, hep aynı yerde.‘ Nasılsın Ülkü? ‘diyerek bebeğin hatırını sormak ihtiyacını hissetti düşüncesinde. ‘ İyi misin Ülkü?.. Merak etme güzel bebek, pek yakında birbirimize kavuşacağız. Ben, seni çok seviyorum ve inanıyorum ki, sen de, beni çok seveceksin. Bu nasıl olacak diye sorma bana güzel bebek çünkü ben sana her zaman iyi davranacağım, seninle güzel güzel konuşacağım, sana tatlı sözler söyleyeceğim, senin kalbini hiç kırmayacağım. ‘ Annesinin “ Fatoş..” demesiyle düşüncelerinden sıyrıldı, Fatoş. “ Haydi kızım, gidelim artık. Sonra geç kalacağız ama. “ Fatoş: “ Tamam anneciğim, özür dilerim “ dedi. “ Bir an daldım!..” Daha sonra Fatoş, annesinin elinden tutarak, yürüdü. Aradan günler geçti, ders yılı sonu geldi ve Fatoş karnesini alarak 3. sınıfa geçti. Aynı gün annesi Fatoş’ u oyuncak satan mağazaya götürdü ve bebeği satın alarak kızına verdi. Fatoş, bu güzel armağan için annesine teşekkür etmeyi unutmadı. Fatoş, bir süre evde bebeğiyle oynadıktan sonra, sokağa çıktı. Fatoş’ u gören Burcu, onun yanına gelerek, “ Fatoş, bu bebeği yeni mi aldınız? “ diye sordu. Fatoş: “ Evet Burcu..” dedi. “ Sınıfımı geçtiğim için, annem bana bu bebeği aldı. Ne kadar sevindim bilemezsin. Çok şirin bir bebek değil mi? Adını ben koydum. Adı Ülkü…” “ Adı da kendi gibi güzelmiş bebeğinin. “ dedi Burcu. “ Ülkü’ yü sevmeme izin verir misin? “ “ Tabii olur Burcu, al sev Ülkü’ yü “ dedi Fatoş ve bebeği arkadaşına verdi. Daha sonra Fatoş, sınıf arkadaşı olan Burcu’ ya, sınıfını geçti diye bir armağan alınıp alınmadığını sordu. Burcu da, nasıl bir armağan istemesi gerektiğine bir türlü karar veremediğini söyledi. Bunun üzerine Fatoş, Ülkü’ yü satın aldıkları mağazanın vitrininde çok güzel bir bebeğin daha olduğunu, yarın annesiyle gidip o bebeği görebileceğini, eğer beğenirse, bebeği satın alabileceklerini ve birlikte evcilik oynayabileceklerini anlattı. Fatoş’ un fikrini olumlu bulan Burcu, bu konuyu akşam yemeğinden sonra anne ve babasına açacağını söyledi. Vakit gece yarısını geçeli biraz olmuştu ki, Fatoşun bebeği ayağa kalktı. Baktı Fatoş derin uykuda. Hemen odadan çıktı. Bu iş buraya kadardı. Daha fazla dayanamayacaktı. Ne güzel mağazanın vitrininde diğer bebekle sohbet ediyordu. Ya şimdi ne vardı? Konuşacak kim vardı? Yapayalnız, sessiz sessiz, bekle dur. Olacak şey miydi bu? Konuşmadan öylece beklemekten bıkmıştı. Doğruca mağazaya gidecek ve arkadaşına kavuşacaktı. Koridordan geçtikten sonra, sokak kapısını açtı. Kapıyı kapatıp yola çıktı. Issız ve yarı karanlık yolda hızlı adımlarla yürümeğe başladı. Ancak sabaha karşı mağazanın vitrini önüne gelen Fatoşun bebeği, arkadaşının yerinde yeller estiğini görünce olduğu yere çöküverdi. Arkadaşı vitrinde yoktu, demek ki, satılmıştı, alan da kim bilir kimdi? Fatoşun bebeği bir süre mağazanın vitrini önünde çaresizlik içinde kalakaldıktan sonra, toparlandı ve gerisin geriye dönerek, Fatoşların evine doğru yürümeye başladı. Evin önüne geldiğinde, öğle üzeri olmuştu. Sokak kapısı kapalıydı. Kapının önündeki çöp bidonunun arkasına saklanıp, beklemeye başladı. Aradan on beş-yirmi dakika geçmişti ki, karşıdaki evin sokak kapısı açıldı ve Burcu dışarı çıktı. Burcu’ nun kucağındaki bebeği hemen tanıdı. Çok sevindi o anda. Vitrindeki arkadaşını, demek ki, Burcu almıştı. Burcu gelerek kapının zilini çaldı. Kapıyı Fatoş açtı. Fatoş’ la Burcu konuşurken, aralık kalan sokak kapısından içeri süzüldü. Fatoş’ un onu gece yatmadan önce bıraktığı koltuğun altına uzandı. Biraz sonra Burcu evine gidince, Fatoş odasına geldi., bir iki yere baktıktan sonra, bebeği koltuğun altında buldu. Bebeği kucağına alan Fatoş, mutfakta yemek hazırlamakta olan annesinin yanına koştu. Meğer evlerinde akşam yemeği yendikten sonra, Burcu, anne ve babasına durumu anlatmış, onlar da, “ İstersen şimdi gidip bebeği alalım, hem de gezmiş oluruz. “ demişler ve vitrindeki diğer bebeği Burcu’ ya alıvermişler. Öğle yemeğinden sonra Fatoş ile Burcu evcilik oynamaya başladılar. Fatoşun bebeği Ülkü ile Burcunun bebeği Arzu nihayet bir araya gelmişti. Topu topu bir gün ayrı kalmışlardı, fakat anlatacak o kadar çok şey vardı ki… Şimdilik sadece bakışmakla yetineceklerdi, konuşmak için fırsat nasıl olsa bulurlardı. SON Yazan: Serdar Yıldırım Fatoşun Bebeği - Sıradışı Yayıncılık - Yayın Yılı: 2011 - 16 sayfa Öykülerle Değerler Kazanıyorum - Karaca Yayınları Sayfa: 31-58
  21. 2 points
    Usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta, öğrencisini uğurlamış. Çırağına ” Yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın?” demiş. “Resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. İnsanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma” diye ilave etmiş. Öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş. Resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasının yanına dönmüş. Usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini tavsiye etmiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış.Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş. Fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söylemiş. Yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını önermiş. Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş. Usta ressam şöyle demiş: “İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. İkincisinde, onlardan müspet,yapıcı,olumlu olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.” – Emeğinin karşılığını, ne yaptığını bilmeyen insanlardan alamazsın. – Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma. – Asla bilmeyenle tartışma.
  22. 2 points
    Ne guzel demissiniz.bende akrebim yuzlerine bakmama bile gerek yok.insanlarin karakterlerini cok iyi cozerim ve asla hislerim beni yaniltmaz.yanildigimi dusunup supheye dussem bile gercek yuzlerini er gec gorurum.olacaklari daha once hissetmemle ilgili de soyleyecek cok sey var hele ruyalarin cikmasina hic girmeyeyim
  23. 2 points
    Yumurtanın sarısı yükseltir. Yaşa görede değişiyor. Annemede sadece beyazını yedirmişlerdi, sarısı yasaktı. (Hastayken) Benim trigliserit ve kolestrol yüksek her gün bir yumurta yememi tavsiye ediyorlar.
  24. 2 points
  25. 2 points
    Eski doktorlar önermezlerdi sakın yemeyin kollestrolunuz yükselir derlerdi büyükler yemezdi
  26. 2 points
  27. 2 points
    Budizm 'in kurucusu Buda (Guatama, Gotama) ( MÖ.563 - 483 ) Kuzey Hindistan 'da Lumbini koruluğunda doğmuş bir filozoftur. Buda “aydınlanmış” anlamına gelir. Budizm'in en güçlü yayılma dönemi Hint Hükümdarlarından Aşoka (MÖ. 273 - 236) zamanına rastlar. Aşoka zamanında Budizm, Hindistan, Seylan, Suriye, Mısır, Makedonya ve Yunanistan'a kadar yayılmıştır. Aşoka'dan sonrada yeni Krallar Budizm'e girmiş, yayılmasını sağlamış hatta Çin,Moğolistan ve Japonya 'nın ileri gelen devlet adamlarının Budizm'e hizmet etmesini sağlamışlardır. Budizm, MS 1.yy Türkistan , 4. yy da Kore , 6.yy da Japonya ve 7.yy da ise Tibet'te yayılmaya başlamıştır. Günümüzde Güney,Doğu; Güneybatı ve Orta Asya 'da çok sayıda taraftarı olan Budizm ' Avrupa ve Amerika 'da da yayılmaya ve taraftar bulmaya başlamıştır Budizm 'de inanç ve ibadet Budizm 'de inancın temeli “ Buda 'ya sığınırım, Dhamma 'ya (dine,doktrine) sığınırım, Sangha 'ya sığınırım (Rahipler Cemaati, dünyanın en eski bekar rahipler topluluğu)” cümlesi oluşturur. Bunlardan birini inkar eden kişi budist sayılmaz ve Budizm 'e girmek için yukarıdaki cümleyi söylemek gerekir. Sangha 'ya giren rahip ve rahibeler evlenemezler. Budizm'de mabetlere “Vihara” denir. Budistler Karma- Ruhgöçü 'ne inanırlar. Vihara da ayda 2 kez bir araya gelen rahipler yaptıkları hataları itiraf ederek benliklerini öldürürler. Bazı dinlerde olduğu gibi Budizm 'de de bir kurtarıcı bekleme inancı vardır. Kurtarıcının isma Metteya veya Maitreye' dir. inançlarına göre Metteya tüm dünyayı düzeltmek olarak gelecek ve Buda ' nın tamamlayamadığı dini tamamlayacaktır. ibadet Stupa denilen mabetlerde yapılır. Stupalar helezoni yapıda inşa edilmiştir. ibadet için Stupaya giren Budist önce Buda 'nın heykeline saygı gösterisi yapar; O'na çiçek ve tütsü sunar, Budistler kendi evlerinde de bir köşede korudukları Buda heykeline tazimde bulunarak, ibadet ederler. ibadetlerinde klişeleşmiş dua ve söz yoktur. Budizm 'in kutsal ziyaret yerleri ; Budanın doğum yeri( Lumbin) Aydınlanma yeri (Bodhi Gaya) Buda ' nın ilk vaaz verdiği geyik parkı (Sarnarth 'da) Buda 'nın öldüğü Uttar-Prades şehri, Ganj nehri Kutsal Kitapları Budistler Buda 'nın vaazlarının Pali - Kanon adlı bir kitapta toplandığına ve 400 yıl kadar sözlü olarak nesilden nesile aktarıldığına inanırlar. Budizm 'in kutsal kitabı üç sepet anlamına gelen “Tripitaka veya Tipitaka 'dır”. Bu kitaplarda rahip ve rahibelerle ilgili kurallar, ayin usulleri, beslenme,giyinme, Buda 'nın hayatı,konuşmaları,vaazların yorumu, Budizm ' felsefesi vb ayrıntılı bir şekilde anlatılır. Budizm 'de Mezhepler Budizm ' başlıca iki büyük mezhebe ayrılır: 1- Hianayana , 2- Mahayana 1- Hinayana (Küçük Araba) Kişinin kendisini kurtarmasını esas aldığı için böyle isimlendirilmiştir. Bu mezhep Seylan ve Güney Asya 'da yayılmıştır. Mensupları saf Budizm 'e yani Budanın asıl telkinlerine kendilerinin muhatap olduklarını iddia ederek Mahayana koluna bağlı olanları sapkınlıkla suçlarlar. (Bizdeki mealciler-hadisçiler gibi 2- Mahayana ( Büyük Araba) Toplumu bir bütün halinde ele alarak herkesin kurtuluşa ermesini amaç edinmişlerdir. Onlara göre Budizm ', herkese cevap vermeli, herkesin ihtiyaçlarını gidermeli, doktrinleri basitleştirerek halkın anlayacağı bir seviyeye getirilmelidir. Budizm 'in bu kolu başka din ve doktrinlerden yararlanmakta sakınca görmez. Bu mezhebe göre Nirvanayı gerçekleştiren herkes Buda unvanını alır. Ve ihtiraslarının esiri olarak dünya zevklerinin arkasından koşmaz. Mahayana mensupları,”hata yapabilirim” diye faaliyetleri askıya almanın karşısındadır. “Bu yüzden pişmanlık duymaya lüzum yoktur” derler Mahayana 'ya bağlı kişi kendini kurtuluşa hazırlayabilmek için şu hususlara dikkat etmek zorundadır: Cömertlik Olgun manada bilgelik Budizm 'in ahlak kurallarına bağlılık Meditasyon Karşılaştığı olumsuzluklara sabır göstermek Hiç usanmadan sürekli bir gayret içinde olmak Bu sayılan özellikleriyle Mayayana Budizm 'i dünyanın bir çok bölgesinde yayılma imkanı bulmuş,adeta misyonerli bir hüviyet kazanmıştır BUDA VE ÖĞRETiSi Buda 'nın öğretisinin baslıca özelliği; Buda 'nın aydınlanma sonucu bulmuş olduğu gerçekleri birer dogma olarak sunacak yerde aydınlanma yöntemini öğretmeyi ve böylelikle yöntemi öğrenen kimselerin kendi çabalarıyla bu gerçekleri kendilerinin bulup yasantısal deneyimle doğrulamalarını öngörmesi, Budalık yolunu herkese açık tutmasıdır. Buda 'nın yasadığı dönemde Budizm bir din, Buda da bir tür peygamber değildi. “Şimdiye dek her geliş gidişsimde, içinde hapis olduğum, Duyularla duvaklan mis bu evin, Yapıcısını aradım durdum. Ey yapıcı! Simdi seni buldum. Bir daha bana ev yapmayacaksın, Bütün kirişlerin kırıldı, payandaların çöktü. içimde Nirvana 'nın suskunluğundan başka bir şey kalmadı Tutkuların, isteklerin biçimlediği yanılgıdan kurtardım kendimi.” Öğretide 4 temel gerçek vardır: Yaşamda ıstırap vardır; ıstırabın bir nedeni vardır; bu neden yok edilirse ıstırapta yok edilmiş olur; bu nedeni yok etmeyi sağlayan bir yol, bir yöntem vardır. Buda 'nın meditasyon yöntemi öyle dalıp gitmeyi kendinden geçmeyi değil, tersine sürekli uyanıklılığı, sürekli bilinçli kalmayı gerektiriyor. Tam bilinçlilik gerçekleşince tam uyanıklık kendiliğinden gelir. Burada tüm ikilikler yok olur; düşünenin düşünceden, bilenin bilinişten, öznenin nesneden kopukluğu diye bir şey kalmıyor; zihinle yaşantı arasındaki bölüntü kalkıyor. Bütün bu ayrımların yaşantıyla ayırt edilecek somut bir gerçekliği olmadığını, bunların akıl yoluyla varılmış çıkarımlar olduğunu fark ediyorsunuz. Size “bu benim, bu da benim düşüncem” yada “gören benim, bu da gördüğüm şey” diye ayrım yapmanıza olanak veren şeyin bir gözlemden daha çok, sözcüklerin ve mantığın aracılığıyla elde edilmiş bir kuramdan Başka bir şey olmadığını anlıyorsunuz. Buda insanların bireysel ruhları olmadığını çünkü bireysel benlik ya da egonun bir yanılsama olduğunu öğretir. Budizm’in “gerçek” takipçileri için din, ego-benlikten feragat etme, dolu bir yaşam içinde ahlak ve etik bir felsefedir. Budizme gőre yaratan bir tanrı yoktur, fakat yaratılma düşüncesinden baǧımsız olarak, herşey birbirine baǧlı ve eşzamanlı olarak vardır. Budizmde nirvana (tekâmül?) kavramının varlığından dolayı, kalıcı bir cennet ya da cehennem kavramı mevcut değildir. İnançlarına göre, Tavatimsa denilen bir geçici ikamet mekânı vardır. Ölümü tadan kişiler Tavatimsa’da derecelerine göre geçici olarak ikamet ederler. Nirvana’ya ulaşmayla ilgili ilim ve irfan sahipleri, Tavatimsa’nın en üst düzeylerine kadar varabilir. Ancak hiçbir ruh Tavatimsa’da kalıcı ikamet edemez. Oradaki süresini tamamladıktan sonra farklı bir kimlik ve özellik ile “reenkarne” olur. (Cehennem gibi tasvir edilen işkecehaneyi andıran, Budistlere atfedilen çizimler-yazılar mevcut medyada, ancak bunlar ana felsefeye uymamaktadır.) Buda, uzakdoğunun filozofu sayılabilir. Yaşam ve zorlukları ile bilinci kullanarak nasıl baş edilebileceğini, kendi içinde tutarlı bir düşünce bütünlüğü ile sunması ve yöntemlerinin bir tür oto-psiko-terapi gibi işe yaraması toplum tarafından kabul görmesinde büyük etken olmuş görünüyor. Süreçte, kendini “yol gösterici” diye tanımlayan Buda’nın bir peygamber derecesinde kabul görmesi ile heykellerine saygı gösterilmesi, “heykele tapınma”dan ziyade, onun öğretisine saygı ve bağlılık olarak anlaşılabilir. (Heykel işi, felsefeyi dine çevirme ve tapınaklı ritüeller, bu işten geçinmeyi akıl etmiş kurnaz takipçi-ruhbanların budizme “katkısı” olabilir. Yine de, yaygın heykeller, “putperestlik” görüntüsüne yol açarak, felsefeyi ya da inancın özünü gölgeleyip karikatürleştirmektedir. Budizm'de yaratıcı, cezalandırıcı) bir tanrı fikri bulunmaması eksikliği veya avantajı sayılabilirse de, Hinduizm gibi reenkarnasyon inancı ile, egemene boyun eğdirici-şükürcü-kaderci yanı olumsuz görünmektedir.
  28. 2 points
    Bir Hint masalına göre, kedi korkusundan devamlı endişe içinde yaşayan bir fare vardır. Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür. Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür. Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya başlar. Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline döndürür. Ve der ki, "Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardım edemem. " Shakespeare, bu konuda söyle diyor " İnsanların çoğu Sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için.. Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için." ışık
  29. 2 points
    Bir ara B12 eksikliğim vardı. Yorgunluktan kolumu dahi kaldıramıyordum. 1,5 yıl ilaç kullandım. şimdi sıkıntı yok çok şükür...
  30. 2 points
  31. 2 points
    Sakın küçümseme kimseyi, nokta da küçüktür ama bitirir cümleyi
  32. 2 points
    zaten virüsü de üreten bi şekilde bu zındıklar oldukları için eminim aşısını da bulmuşlardır bekliyolardır çıkarmak için
  33. 2 points
    günün anlam ve önemine göre paylaşım yapalım bari
  34. 2 points
    Taşıdığımız en ağır yük, zihnimizdeki düşüncelerdir.
  35. 2 points
    Bu olayin en onemli iki ayağı, 1 nüfusu genclestirmekle birlikte, yaşlılar ile genclerin bağını keserek yeni dünya dinini, düzenini ve yonlendirilebilen yeni neslin rahatca beyinlerini yıkamak, öyle artık eskilerden tavsiye bile almayacaklar filan... 2 para mikrop saçıyor herkesin eline değiyor bahanesi ile, (her ne kadar kısmen doğru bile olsa) tüm insanlığı kredi kartı ve kripto sanal para birimlerine yönlendirerek para üzerinde tam kontrol sağlamak, netice de cip takılacak insanlığa bir adim daha yaklaşmak. Bunu gördüğü halde karşı çıkmayan tüm dünya derin devletlerine ise ayrıca lanet olsun. Büyük savaş'a çeyrek kala, sözde aydın ve muhaliflerin, sayıları bir elin parmağını bile geçmeyen vatan severlere, en hafif seviye de komplo teorisyeni diyerek dalga geçmelerini ise ayrıca bir ibretle izledim!..
  36. 2 points
    Şaka yapıyorum ben de zaten. Alper in ne kadar iyi bir insan olduğunu biliyorum.Foruma geldiğimde ilk tanıdığım kişilerden biri.Zaten doğru olan da insanların birbirinin düşüncelerine saygı duyması.Benim düşüncem daha doğru tartışmalarına girmeyi doğru bulmuyorum.Bu yaştan sonra kimsenin kimseyi değiştirmeye gücü yetmez... Ayrıca o minnoşu yerim ben. Allah bağışlasın canım...
  37. 2 points
    Elhamdülillah gayet iyi yasiyorum. Kuran okuycaksam bebise o bakiyir namaz kilacagim zaman o bakıyor akai halde secdede iken tepeme cikan bi minnos var ateist olmasi beni ibadetlerimde yada hayatimda etkilemiyor çünkü Bende bazi yobaz kafalar gibi diretmiyorum
  38. 2 points
    Merhaba, ben Çin'den Lila Ahmadi, Tıp Bilimleri Fakültesi, Zanjan Üniversitesi Corona virüsü er ya da geç herhangi bir ülkeye ulaşır, pek çok ülkede teşhis kitleri ya da ekipmanları yoktur, bu nedenle Bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için lütfen mümkün olduğunca * doğal C vitamini * kullanın. Endişelenme, bundan çok kurtulur ve bu normaldir. Ayrıca daha fazla sarı ağaç kullandığınızdan emin olun, virüs şu anda aşı ve spesifik tedavi içermez. Ne yazık ki, Onu çok tehlikeli yapan genetik mutasyon nedeniyle Bu hastalık, bir genin bir yılan ve bir yarasa içine kaynaşmasından kaynaklanıyor gibi görünmektedir ve insanlar da dahil olmak üzere memelileri enfekte etme yeteneğini kazanmıştır. En büyük tanıdıklarınızla ilgili bir mesaj tutmak önemlidir: Pekin askeri Hastanesi Genel Müdürü Profesör Chen Horin, «bir bardak ılık suda limon dilimleri hayatınızı kurtarabilir»dedi. * Çalışsanız bile, bu mesaja bir göz atmalı ve başkalarına aktarmalısınız! Sıcak limon kanser hücrelerini öldürebilir! Limon üç parçaya kesilir ve bir bardağa konur, daha sonra sıcak su dökün ve (Alkalin su) haline getirin, her gün içmek kesinlikle herkes için iyi olacaktır. Sıcak limonlar bir kez daha anti-kanser ilacını serbest bırakabilir. Sıcak limon suyu kanserli tümörlerde ortaya çıktı ve tüm kanserleri tedavi etti. Bu ekstrakt ile tedavi sadece malign hücreleri yok eder ve sağlıklı hücreleri etkilemez. İkincisi: limon suyundaki asitler ve karboksilik asitler yüksek tansiyonu düzenleyebilir, dar arterleri koruyabilir, kan dolaşımını düzenleyebilir ve kan pıhtılaşmasını azaltabilir. Okuduktan sonra, bunu başka birine söyleyin ve sevdiklerinize verin ve sağlığınıza dikkat edin. İpucu: Profesör Chen Horin, bu mesajı alan kişinin en azından birinin hayatını kurtaracağını garanti ettiğini belirtiyor ... İşimi yaptım ve umarım siz de geliştirmeme yardımcı olursunuz. Bunu üniversite gruplarında yayınladılar
  39. 2 points
    Çinde 100 yaşında ki adam iyileşmiş. Yazılacak yorum çokta ne diyelim artık Allah büyüktür.
  40. 2 points
    Hastanede coronali hastaları çekmişler, öyle kendilerinden geçmiş yatıyorlar 2 haftada iyileşecek gibi durmuyorlar, hatta bazıları yüzükoyun yatıyor.
  41. 2 points
  42. 2 points
    aa bu ben değişen bişey olmamıs hala
  43. 2 points
    Şişmanlamak isteyenler verem ve zayıflık hastalıklarına birebirmiş... Çok taze günlük hatta saatlik 2 tane yumurta , bu yumurtalar iyice yıkanır bir kavanoza konur .. Üzerine kavanozun dolmasına 2 veya 3 parmak kalacak kadar limon suyu konur ...Aleminyum folyo kapatılır kapağı kapatılır ... 1 ay serin bir yerde dinlenmeye bırakılır ...sonra açılır tahta bir kaşıkla karıştırılır ..yumurtaların zarı cıkartılır zaten bir tek zarı kalıyormuş hepsi eriyormuş zaten ... Bu karışımdan sabah 1 kaşık yenir ...Hastalıktan zayıflıktan eser bile kalmazmış ....
  44. 2 points
  45. 2 points
  46. 1 point
    @berresu ben hidrellezde yapilan tuzlu bazlama yemistim su ikram edenle evliyim ve bi tanede bebe var biliyorsun
  47. 1 point
    Mea Culpa. Yaşadığınız her olumsuz durumu, kafanıza takmayı bıraktığınız an daha az yorulduğunuzu, daha mutlu olduğunuzu fark edersiniz. Haruki Murakami
  48. 1 point
    Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar. Köylüler kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini tavsiye ederler. Derviş yola koyulur, birkaç köylüye daha rastlar. Onların anlattıklarından Şakirin bölgenin en zengin kişilerinden biri olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında başka bir çiftlik sahibidir. Derviş Şakir’in çiftliğine varır. Çok iyi karşılanır, iyi misafir edilir, yer içer, dinlenir. Şakir de aileside hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır… Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir’e teşekkür ederken, “Böyle zengin olduğun için hep şükr et.”der. Şakir ise şöyle cevap verir: “Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen gerçeğin ta kendisi değildir. Bu da geçer…” Derviş Şakir’in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür. Bir kaç yıl sonra dervişin yolu yine aynı bölgeye düşer. Şakir’i hatırlar, bir uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylüler ile sohbet ederken Şakir den söz eder. “Haa o Şakir’mi” der köylüler, “O iyice fakirledi, şimdi Haddad’ın yanında çalışıyor.” Derviş hemen Haddad’ın çiftliğine gider, Şakir’i bulur. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felaketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çare olarak selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad’ın yanında çalışmak kalmıştır. Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad’ın hizmetkarıdır. Şakir bu kez Derviş’i son derece mutevazi olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır… Derviş vedalaşırken Şakir’e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir’den şu cevabı alır: Üzülme… Unutma,bu da geçer…” Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer. Şaşkınlık içinde olup biteni öğrenir. Haddad birkaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı içinde bütün varını yoğunu en sadık hizmetkarı ve eski dostu Şakir’e bırakmıştır. Şakir Haddad’ın konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır. Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır: “Bu da geçer…” Bir zaman sonra Derviş yine Şakir’i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Şakir’in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: “Bu da geçer…” Derviş, “ölümün nesi geçecek?” diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir’in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır nede mezar. Büyük bir sel gelmiş,tepeyi önüne katmış, Şakir’den geriye bir iz dahi kalmamıştır… O aralar ülkenin sultanı, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda umudunu tazelesin, mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın… Hiç kimse Sultanı tatmin edecek böyle bir yüzük yapamaz. Sultanın adamları da bilge Derviş’i bulup yardım isterler. Derviş, Sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa bir süre sonra yüzük Sultan’a sunulur. Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: “Bu da geçer” yazmaktadır. Hayat inişli çıkışlıdır, her zaman içinde bulunduğumuz durumun gelip geçici olabileceği aklımızdan çıkmamalıdır.
  49. 1 point
    Bu da Gecer Ya Hu: Zor diyorsun, zor olacak ki imtihan olsun. Derdin ne olursa olsun, umudun her zaman Allah olsun.
  50. 1 point
    en sonunda tarifi buldum umarım insanlara şifa olur. bu formül ile tanıdığımın abisi ölümü beklenirken şu an ortalama 15 yıldır yaşıyor. 7 tane köy yumurtası iyice yıkanıp iyice kurutulacak 3 kilo mevsiminde limonun suyu bu malzemeyi cam bir kavanoza koyacaksın, ağzını tülbentle kapat 7 gün güneş görmeden ayaza bırak. 7 gün sonra bu karışımı süz yumurtanın erimeyen zarlarını at, içine 1 kilo hakiki süzme bal ekle. hergün 1 çay bardağ aç karına sabah ve akşam iç.
This leaderboard is set to Istanbul/GMT+03:00
×
×
  • Create New...