Jump to content

Leaderboard


Popular Content

Showing content with the highest reputation on 08/13/2020 in all areas

  1. 1 point
    BAYRAM HEDİYESİ Yaşlı karı koca tam onbeş gün bayram hazırlığı yaptılar. Artık İkiside oruç tutamıyordu. . İkisininde ilaçları çoktu. Günlerce ev temizlendi. Musa amca eski tahta sandalyeleri boyadı. Beyaz boya ile sandalyeler yeni gibi oldu. Arka bahçedeki havuza üç yeni balık aldılar. Bahçedeki çiçekler elden geçti. .. Şefika bak bu çiçeği Suzan çok sever. Bunu da Erol çok sever. . Evet canım. .. Salıncak buraya daha iyi yakıştı. .. Sen böreğe baktın mı kızarmışsa ben alayım fırından, senin ellerin titriyor. . Bir on dakika sonra alalım. .. Açma börek diye tutturdun hazır yufka istemedin. .. Olsun yavaş yavaş yaptım işte sen de yardım ettin. .. Çocuklara meyve suyu alalım. .. Akşam üzeri arabayla çıkarız. Market için liste yaptım. Tuvalet kağıdı az kalmış. .. Dondurmada alalım torunlar sever. Taze kahvede yaz. İlk gece mangal başında sana yaptığım şarkıyı çalıcam onlara.. .. Yaaa ne zaman besteledin? .. Çok oldu sen komşulara gittikçe yaptım işte. .. Aaa, köftelik kıymayı unutmayalım Melisa o uzun şiş köftelerden yap babaanne dedi durdu. . Off,,, hanım çok özledim çocukları çook. .. Az kaldı. Sabret. .. Hadi börek yanmadan çıkartalım yanmasın. O gece kızları aradı. .. Baba biz gelemiyoruz. Adnanın eniştesi kalp krizi geçirmiş. Oraya gitmek zorunda kaldık. İkiside susup oturdular. ..... .. Şefika üzülme oğlumuz gelinimiz gelecek yalnız kalmıycaz. .. Bir kase çorba koyayım sana. .. Kendine de koy karşılıklı içelim. Hem surat asma gül artık. Akşam geç vakit oğlan aradı. .. Baba bize kayınpederler geldi. Üç gün bizdelermiş. Çocukları özlemişler. Biz gelemiyoruz yarın. İnşallah öbür bayrama geliriz. .. Ne oldu bey kimdi o? . .. Bizim oğlan hanım dünürler torunları özleyip onlara gitmişler. .. Yaaa. .. Evet O gece İkiside yatakta dönüp durdular. Sabah Musa amca camiye gitti. Giderken tembihledi. .. Bak ikimiz için bahçede masayı kur. Çayı demle bu bayramda böyle olsun ağlama sakın. Öbür bayramda gelirler. Sağolsunlar da. .. Ya biz o bayramı göremezsek. .. Görürüz inşallah. Cami çıkışında mahalleli bayramlaştı. Musa amca bastonla yavaş yavaş kapıya geldi. Kapıda Şefika teyze onu karşıladı. Elini öptü. .. Bayramın mubarek olsun. .. Aferin hanım yüzün gülmüş işte böyle gülmek sana yakışıyor. .. Hadi bey çay soğumasın bahçede masa hazır. Bahçeye çıktılar. Masanın etrafı doluydu. .. Süpriiiz.. .. Aaaa siz, siz hani gelemiyordunuz? . .. Babam biz hiç gelmezmiyiz. .. Siz? .. Bizde annem babamla geldik. .. İyi bayramlar dünür. .. Ne iyi ettiniz dünürüm. .. Durun ben ilacımı alayım heyecandan elim ayağım titriyor. .. Dede .. Musa amca sendeledi doktor olan oğlu Erol tuttu. .. Durun şimdi düzelecek ben bakıyorum telaş etmeyin heyecan yaptı. . .. Hayatım ambulans çağıralım .. Yok az bekleyin. Biraz sonra Musa amca masaya oturdu. .. Börekler nerde? .. Burada babacığım. .. Yaa.. dede ben iki dilim yiycem. .. Yiyin yavrum bir tepsi daha var fırında. .. Dört torun evlatlar ne mutlu bize dünür. Öbür bayramda Bergamaya bekliyoruz sizi, kurbanı bizde keselim. .. İnşallah .. Hanım baklava neredeydi? .. Dur babacığım sırası gelince biz servis ederiz. O gün gelen gideni ağırladılar. Akşam mangalda şiş köfteler ızgara lar yapıldı. .. Evet babam udunu eline aldı. .. Çocuklar annenize bir şarkı yazdım besteledim dinleyin bakalım nasıl olmuş. .. ÖMRÜMÜN ÇİÇEĞİ Güllerin içinde gülüverirsin Ömrümün çiçeği sensin cananım Ruhuma bir neşe katıverirsin Ömrümün sebebi sensin cananım.. ....... .................. . Kuşlar gibi pır pır eder yüreğim Bu kalbi istersen sana vereyim Ömrümce hep bir kadın bir kadın sevdim Sensin o sensin canım meleğim.. .. Neşeme neşe katan gülen yüzündür Bahar gibi çiçekler açar gönlümde Bir tomurcuk güldün seneler önce. Kıyıpta dalından koparamadım. Güzelim ben sana hiç kıyamadım. Cananım ben sana hiç kıyamadım. Ömrümce ben sana hiç doyamadım. Hepsi alkışladılar. Şefika hanım ağlıyordu. .. Çok teşekkür ederim canım.... .. Babacığım çok güzel olmuş. Yüreğine sağlık. .. Baba hala ilk günkü gibi anneme aşıksın ne güzel. .. Dünürüm ne güzel bir şarkı olmuş. Kutlarım. .. Dede çok beğendim. .. Bende .. Bende .. Gönlüne sağlık babacığım. Erolun eşi de doktordu. O da müjdeyi verdi. .. Biz burada özel bir klinik açıyoruz size söylemedik. Bayramı bekledik. Yerimizi tuttuk sözleşmede hazır. Dört doktor ile başlıyoruz. .. Artık bizde buradayız babacığım. . Gurbetlik bitti. Senin soyadın ile açıyoruz. Atakan kliniği. Postahanenin karşı sokağında. .. Oğlum ilacımı verin ben gene fena oluyorum. .. Ayol bu adamı bu gün sevinçten öldüreceksiniz. Verin dil altı hapını. Vakitsiz gidecek. Hepsi güldüler..... Bu bayram en güzel bayramlarıydı.. . Zeynep Karaaslan Eman Şair yazar Ben çok duygulandım, sizlerinde okumasını istedim.
  2. 1 point
    "KARGA BOKU! Köy yerinde ikindi vakti. Çıt yok.Herkes susmuş, sessizlik konuşuyor. Zaman durdu sanki.Birden bir damlama sesi. "Şıp...Şıp!." Alt mahalledeki çeşmenin musluğu bu. Tamir edilmeli. O arada yan arsaya bir karga kondu. Tedirgin ama ürkek değil. "Gakk!" Biraz etrafı kolaçan etti. Sağa sola baktı, yere pisledi. Sonra kanatlandı, gitti. Gece bir domuz girdi o arsaya. Karganın pislediği yeri eşeledi. Domuz eşeledikçe toprağın üstündekiler alta indi. Aylar sonra bir fidan bitti orada. Karganın pislediği yerde. Yavaş yavaş büyüdü. Dal oldu, yaprak oldu. Ve bir ağaç oldu.. İncir ağacı. Önce karıncalar sardı ağacı. Sonra sinekler, sonra börtü böcekler. En son da kuşlar. Böcekler ağacın filizlerini, meyvalarını yedi, kuşlar böcekleri. Alakargalar da incirleri. Hayvanlar alemi o ağacın çevresinde bir dünya kurmuşlardı kendilerine. Karganın pisliğiyle harcı karılan, domuzun eşelemesiyle temeli atılan bir dünya. O yan arsada yaşam böyle süregiderken, bir insan çıktı ortaya. Arsayı satın almış. Önce duvarlarla çevirdi dört tarafını. Üstünü tel örgülerle sardı. Böylece domuzlar gelmez oldu. Sonra börtü böcekten şikayet etti. Etrafı zehire boğdu. Karıncalar, sinekler, böcekler bir bir öldü. Ardından onları yiyen kuşlar. Sadece bir ağaç kaldı ayakta. Hayvan mezarlığında bir incir ağacı. Tek başına. En son onu da kesti adam. Oradaki hayatı bitirdi. Bir çuval inciri bok etti! İnsan denilen yaşam türünün bilimsel adı, Homo Sapiens. "Düşündüğünün üstüne düşünebilen insan" demek. O zaman düşünelim. Herkes kendisine sorsun. Çevreye, doğaya bir karga boku kadar katkım var mı? Alıntıdır.
  3. 1 point
    ÇEKİM YASASI’NA ELEŞTİREL BİR BAKIŞ Çekim Yasası, Avustralyalı televizyon yazarı Rhonda Byrne tarafından ortaya atılan ve hayatımızdaki olumlu ya da olumsuz tüm olayların düşüncemizin yansıması olduğunu iddia eden bir akım. Çekim Yasası’na göre bizler kötü düşüncelerin esiri olursak evrene olumsuz bir mesaj gönderiyoruz ve evren bunun karşılığını bize aynı şekilde geri veriyor. Çünkü evren sadece mesaj odaklı çalıştığı için aklımızdan geçen düşüncelerin bizim için faydalı ya da faydasız olduğuyla ilgilenmiyor. Sadece bu kadarla bitmiyor: Siz büyük boy bir pizzayı mideye indirdiğinizde alınan kalorinin sebebi pizzanın besin değerleri değil. Pizzayı yediğinizde kilo olarak size döneceğini düşündüğünüz için kilo alıyorsunuz! Hasta olmanız da bununla bağlantılı. Vücudunuza giren mikropların sizi hasta edeceğini düşündüğünüz için hasta oluyorsunuz! Üstelik tüm bunlar bilimsel olarak kanıtlanmış ve kuantum fiziği Çekim Yasası’nın doğruluğunu teyit etmiş! Konuyu baştan aşağı incelemeden önce birkaç şey hakkında kısaca bilgi vermenin faydalı olacağını düşünüyorum. İçerisinde mistik unsurlar bulunan görüşleri kitlelere pazarlamak adına yapılan ilk adım, etkileyici bir dil ile bilimi kullanmak olur. Aynı durum Çekim Yasası’nda da geçerli. Yalnız “yasa” denilen iddianın gerçekliği için ortaya sunulan argümanlar –daha doğrusu sözde argümanlar- ile bırakın teoriyi, hipotez bile oluşturamazsınız! Buradan yola çıkarsak, Çekim Yasası’nı ölçüp doğrulamak kuantum fiziğinin ilgi alanına girmiyor. Günümüzde bazı ideolojiler ya da Çekim Yasası gibi kişisel gelişim tabanlı akımlar, kuantum fiziğini kullanarak kendilerine bilimsel bir hava katma çabası içerisindeler. Bunun ne kadar saçma bir hareket olduğunu anlamak için kuantum fiziği ile ilgili bir kitabı alıp okuyabilirsiniz. Baştan uyarımı yapayım, kitaptan hiçbir şey anlamama olasılığınız çok yüksek. Çünkü kuantum fiziği, kahve köşelerinde büyük resim görme amacıyla komplo teorisi üretmek ya da teknolojinin artık ihtiyaç olduğu dünyada yarı keşiş yaşam tarzıyla size evrenin sırrını çözdürtecek bir bilim dalı değildir. Öyle olsa bilim olmazdı zaten. Çekim Yasası Neden İşe Yaramıyor? Yasanın en tepedeki savunucularına, yasayı uygulayan müritleri tarafından “Neden işe yaramıyor?” sorusu çok sık yöneltilir ve bu soruya da iki elin parmağını geçmeyecek cevaplar listesi ile karşılık verilir. Bunların içinde en çok bilineni kurulan cümlenin yapısıyla ilgili olanlardır. Yani “Mutsuz olmak istemiyorum” yerine “Ben her zaman çok huzurlu ve mutluyum” şeklindeki cümleler kurularak Çekim Yasası’nın uygulanması istenir. Ben dikkatimi çeken iki tane öneri üzerinde duracağım ve bu önerilerden birini cevaplandırırken bizzat Çekim Yasası için 2007 yılında yayınlanan belgeseli kaynak olarak kullanacağım. Önerilerden ilki şu şekilde: “Çoğu insan Çekim Yasası’nı sihirli bir değnek gibi algılamak istiyor ve niyetleri doğrultusunda hiçbir şey yapmadan pasif bir şekilde bekliyor. Eyleme geçmemek enerjinin durağanlaşması ve doğru şekilde akmaması anlamına geliyor”. Şimdi burada eyleme geçip geçmemeyi bir tarafa bırakırsak, Çekim Yasası sihirli bir değneğin dokunuşunu vaad ediyor zaten. Yasayı konu alan 2007 yapımı The Secret belgeselinde anlatılan hikâyelerin birinde, Robert isimli eşcinsel bir adamın çevresi tarafından aşağılandığı ve işlerinde başarısız olduğu belirtiliyor. Robert, kendisine tavsiye veren kişiyi dinleyerek Çekim Yasası’nı uyguluyor ve 68 haftalık bir sürede hem işini yoluna koyuyor hem de sevilen bir insan oluyor. Robert’in hayatı hakkında bir şey bilmiyoruz fakat en çağdaş ülkede bile 2000 yıllık dinsel metinlerin yönlendirmesi sonucu eşcinsellere olan bakış açısını dikkate alırsak, Robert’in 68 haftalık bir zaman zarfında yılların getirdiği dışlanmayı atlatabilmesi nereden bakarsanız bakın mucizedir. Yine The Secret belgeselinde John Assaraf adındaki adam, sahip olmak istediklerini bir hayâl panosunda biriktiriyor ve her gün o bilindik olumlamaları yapıyor. Beş sene sonra odasında çalışırken oğlunun gösterdiği bir kutuyu açıyor ve içinden bir zamanlar olumlama yaptığı hayâl panosu çıkıyor. John Assaraf dikkatlice baktığında şu an oturduğu evin panodaki ev olduğunu görüyor ve ağlayarak oğluna sarılıyor. Türkiye’de bir işçinin beş senede ev sahibi olabilme ihtimalini masaya yatırırsak masada kalacağından isterseniz buna hiç dokunmayalım. Ama eğer sihirli bir değneğiniz varsa o zaman işler değişir! Yasa savunucuları tarafından verilen bir diğer öneri ise evrenin size işaretler verdiği iddiasıdır: “… Örnek vermek gerekirse 11.11 gibi tekrarlayan sayı dizileri, niyetinizle uyumlu resimlerin dergi veya gazetelerde karşınıza çıkması, YouTube’de gezinirken yanda bu konuyu anlatan bir video ile karşılaşmak olabilir.” Bu kısmın ilgimi çektiğini itiraf etmek zorundayım çünkü birkaç ay önce açtığım farklı bir konuda, anlam yüklenilen tesadüfleri yeterince işlemiştim. O yüzden konunun linkini bırakıp https://www.estanbul.com/forum/t313524-dua-nedir-neden-kabul-olmaz/ “Tesadüflerin Darbesi” başlığı altında verilen bilgileri incelemenizi tavsiye ediyorum. Sır Yasada Değil Parada The Secret’in arkasındaki isimlerden birisi olan John Demartini, Ocak 2020’de Türkiye’de vereceği seminer için ülkemize gelmişti. O dönemde basına yansıyan birkaç habere baktığımızda kendisinin Tiger Woods, Mel Gibson, Robert De Niro, Hugh Jackman, Nicole Kidman, Paris Hilton, Donald Trump, John Travolta, Sylvester Stallone, Julia Roberts, Brad Pitt, Louise Hay, Tom Hanks, Michael Douglas, Cameron Diaz, Boris Becker, Peter H. Diamonds, Mark Mccormik, Boris Yeltzin, Bill Clinton gibi isimlere akıl hocası ve danışmanlık yaptığını öğreniyoruz. (1) Türkiye’de vereceği seminerin asgari ücretin 5 katından fazla olduğu hatırlatılınca “Eğitime katıldıktan sonra fiyatı sorgulayan herhangi bir katılımcı ile karşılaşmadım.” (2) diye bir cevap vermiş. Ocak 2020’de Türkiye’deki seminer gerçekleştiğinde Demartini’nin “Affetmeyi” anlattığı “Çığır Açan Deneyim” adındaki 16 saatlik eğitime katılımcılar 12.800 TL ödedi! Eğitime katılanlar arasında Defne Samyeli ve Çağla Şikel de bulunuyor. (3) Bana sorarsanız, kişi başı 12.800 TL alan John Dermatini’nin 1 saat 20 dakikalık bir yayın(The Secret) ve 40 liralık bir kitap ile kimseye evrenin sırrını vereceğini düşünmüyorum. Yine de siz bilirsiniz. The Secret Yapımındaki Unvanlar Belgeseli izlerken adı geçen 14 kişinin –dile kolay- kim oldukları hakkında bilgi sahibi olmak için bir yandan da Google’de isimlerini aratıyordum. Karşıma çıkan tablo biraz tutarsız. Motivasyon konuşmacısı ve yazar dışında bir unvanı bulunmayan kişiler The Secret içerisinde Filozof, Feng Shui Danışmanı ve Doktor olarak tanıtılıyor. Aradan 13 sene geçtiğinden dolayı sicili lekelenen de var. The Secret yayınlandıktan 2 sene sonra Arizona’da arınma ayini adı altında katılımcıları aç ve susuz bırakan James Arthur Ray, 3 kişinin ölümüne neden olmuş ve cinayetten hüküm giymiş. “ABD bu skandal ayini konuşuyor. Türkiye'de 'Spiritüellik Nedir? Nasıl Kullanılır' kitabıyla tanınan kişisel gelişim uzmanı James Arthur Ray'in Arizona'da yaptığı sıradışı ayinde 3 kişi feci şekilde can verdi. 50 takipçisi bulunan 'Ruhani Guru' Ray'in ayinine, 10 bin dolar veren 21 kişi katıldı. Kızılderili çadırında 5 gün aç ve uykusuz bırakılan, zihin egzersizleriyle halsiz düşenler, 'ter odası' diye tabir edilen aşırı sıcak ortamda fenalaştı. Katılımcılardan Kirby Brown, James Shore ve Liz Neuman öldü, 19 kişi de hastaneye kaldırıldı. ABD'li Ray hapis cezası alabilir.” (4) Lütfen Gerçekçi Olun Dünyaya gelmeden önce ailenizi, doğacağınız coğrafyayı ve zamanı, fiziksel özelliklerinizi seçemiyorsunuz. Mali tablonuza göz gezdirerek sahip olduğunuz şeylerin bir listesini yapıp ileride sahip olabileceklerinizi kestirmeniz çok da zor değil. Ya da sosyal hayatınız farklı yerleri keşfetmenize ve yeni insanlarla tanışmanıza ne kadar izin veriyor? Bunlarla yüzleşmek belki can sıkıcı olacak ama canınızın çıkmasından iyidir. Kaynakça 1. Dünyaca Ünlü Yazar John Demartini'den Başarılı Olmanın 5 Sırrı. : NTV, 9 Ekim 2019. 2. Dr. John Demartini: Evren Benim Oyun Alanım, Dünya Benim Evim, Her Ülke Evimin Bir Odası. : Posta, 21 Aralık 2019. 3. 16 Saatlik Eğitim İçin 12 Bin 800 TL Ödediler! : Hürriyet, 14 Ocak 2020. 4. Gurunun Ölüm Kampı. : Yenişafak, 24 Ekim 2009.
  4. 1 point
    Eksen Çağı ve Dinsel Geleneklerin Başlangıcı Tanrı’nın Tarihi ve Tanrı Savunusu’nun çoksatan yazarı Karen Armstrong’dan dinî düşüncenin gelişimindeki en önemli dönemlerden birine dair alışılmadık bir eser MÖ dokuzuncu yüzyılda dört farklı bölgede yaşayan insanlar, günümüze dek devam eden felsefi ve dinî gelenekleri ortaya çıkardılar: Çin’de Konfüçyüsçülük ve Taoizm, Hindistan’da Hinduizm ve Budizm, İsrail’de tektanrıcılık ve Yunanistan’da felsefi rasyonalizm. Sonraki nesiller bu ilk öngörüleri geliştirdiler ama bunların ötesine hiç geçemedik. Rabinik Musevilik, Hristiyanlık ve İslam, orijinal İsrail görüşünün ikinci bir açılımıydı. Büyük Dönüşüm’de Karen Armstrong, “Eksen Çağı”nın düşünürlerinin günümüzde karşımıza çıkan şiddete karşı bize nasıl yardımcı olabileceğini anlatıyor. Armstrong, Eksen Çağı’nın gelişimini kronolojik bir biçimde izleyerek, Buda’yı, Sokrates’i, Konfüçyüs’ü, Yeremya’yı ve diğerlerini mercek altına alıyor. Eksen Çağı’nda ortaya çıkan tüm inançlar, daha önce eşi görülmemiş bir şiddete tepki olarak doğmuştu. Vurguları farklı olsa da bencillikten men etme ve şefkati öne çıkarma konusunda hemfikirdirler. Korku, umutsuzluk, nefret, öfke ve şiddetle başa çıkma konusunda Eksen Çağı bilgeleri bize iki önemli tavsiyede bulunuyor: Öncelikle kişisel sorumluluk ve öz eleştiri gerekmektedir, bunları da etkin eylemler izlemelidir. Kitabın ilk ve son bölümünde Armstrong, bu tinselliklerin bugünkü dinî anlayışımızı nasıl sorguladığını düşünmemizi istiyor. İnanç ile doktrinsel uyumu birbirine karıştırıyoruz ancak Eksen Çağı’nın gelenekleri dogmalar hakkında değildi. Hepsi, en kötü zamanlarda bile şefkati emrederdi. Her bir Eksen Çağı bilgesi şiddet ve nefretten disiplinli bir şekilde uzak durmayı tavsiye etmişti. Büyük Dönüşüm’de Karen Armstrong bu olağanüstü dönemi inceliyor ve birbirlerinden bu kadar uzakta yaşayan filozof, mistik ve ilahiyatçıların bağını araştırıyor. Bu kitap, bugün bildiğimiz dinî inanışların nasıl oluştuğunun küresel bir anlatısıdır. “Muhteşem bir kitap… Açık ve okunaklı… Mezhep kavgalarının ve askerî çatışmaların sık yaşandığı bir dünya için ilaç gibi.” The New York Times “Büyük Dönüşüm, Karen Armstrong’un en iyi hali… karmaşık tarihi net bir üslupla damıtıp anlatıyor. Dinî benliklerimizi şefkate, başkasına yönelik sevgi ve alçakgönüllülüğe yöneltme çağrısı ilham verici.” The Washington Post “Belki de bugüne kadarki en iddialı eseri… Dikkatlice araştırılmış ve akıcı.” The San Francisco Chronicle “İlgi çekici bir tarih anlatısı… Fevkalade ve hızla okunuyor… Son derece geçerli.” Julie Wheelwright, Independent “Armstrong dinler tarihini ne kadar iyi bildiğini gösteriyor.” Felipe Fernández-Armesto, The Times “Armstrong alışık olduğumuz şekilde okunaklı ve açık bir biçimde yazıyor. Bu kitaptan birçok şey öğrenmemek için çok çabalamak lazım.” Diarmaid MacCulloch, Guardian “Bu kitap defalarca övülmeyi hak ediyor.” Bryan Appleyard, Sunday Times Yazar: Karen Armstrong Çevirmen: Barış Baysal Sayfa Sayısı: 608 Yayın Tarihi: 22 Mayıs 2019 Yayınevi: Pegasus
  5. 1 point
    “Romulus ve Remus kuruluş efsanesinden İmparator Caracalla’nın özgür Roma yurttaşlarına… Surlar’ın binyıllık tarihi.” Antik Roma, modern dünyanın sağladığı olanaklarla düşünüldüğünde bile görkemli bir kentti: İspanya’dan Suriye’ye uzanan bir imparatorluğun güç merkezi; bir milyondan fazla insanın yaşadığı, genişleyen bir imparatorluğun metropolü; “lüks ve pisliğin, özgürlük ve sömürünün, kente ait olmanın yarattığı gurur ile kanlı iç savaşın birbirinden ayrılmadığı” dayatmacı bir kent… Öte yandan İtalya’nın ortasında sıradan bir köy olmanın ötesine geçmeyen bir bölge, üç kıtaya uzanan uçsuz bucaksız bir alana hükmeden; iktidar, yurttaşlık, savaş, imparatorluk, lüks ve güzellik gibi temel kavramlarımıza biçim veren bu denli baskın bir güce nasıl ve neden dönüşebilmişti? Bu değersiz köyün alamet-i farikası neydi ve nasıl olmuştu da bu alamet açığa çıkmıştı? Romalılar kendileri ve başarıları konusunda ne düşünüyordu? Ve bizim için neden hâlâ bu kadar önemliler? Binyıllık tarihi kapsayan ve esaretten cesarete Roma kültürünün temellerini anlaşılır kılan; ayrıca demokrasiyi, göç olgusunu, dinî mücadeleleri, toplumsal hareketliliği ve sömürüyü, genişleyen imparatorluk bağlamında sorgulayan SPQR; Cicero, Jül Sezar, Kleopatra, Augustus ve Nero gibi Roma’yı Roma yapan karakterlerden kadınlara, kölelere, azat edilmişlere, suikastçılara ve hiçbir zaman kazanan tarafta olmayan geleneksel tarihin göz ardı ettiği Roma’ya kadar Surlar’ın tarihinin izini sürüyor. “Bu kitabı, kadim zamanları bugüne taşıyan samimi detaylara hayat verdiği için göklere çıkarmalı.” Economist “Mary Beard, şimdiden klasik eserler arasındaki yerini alan kitabı SPQR’da Roma tarihini, tutkuyla ama anlaşılmaz bir dil kullanmadan anlatıyor ve kısmen sefil bir Demir Çağı köyünün Akdeniz’in tartışılmaz hegemonu olma yolunda nasıl ilerlediğini gösteriyor.” Wall Street Journal “Roma tarihi üzerine mükemmel mülahazalar yaptığı SPQR kitabında Mary Beard, kentin başarısının sırlarını daha önce benzeri görülmemiş bir şekilde açık ve acımasız bir netlikle çözüyor.” New York Times Book Review “Binyıllık tarihi bugüne getiren son derece bilgilendirici ve mutlaka okunması gereken bir eser.” Dallas Morning News “Akıcı, heyecan verici, ruhu okşayan ama bir o kadar şüpheci.” Sunday Times “Son derece merak uyandıran ve olağanüstü eğlenceli bilimsel bir okuma.” Observer “Çığır açıcı... canlı... devrimci... antik tarihe yepyeni ve bütüncül bir yaklaşım.” Spectator “SPQR, mükemmel bir içgüdüyle anlatılan acımasız bir başarı öyküsü.” Wall Street Journal “Dünyanın en önemli Antikite tarihçilerinden Mary Beard’ın Roma İmparatorluğu’nu panaromik bir şekilde ele alan bu ‘tumturaklı’ tarih çalışması, Roma’nın ‘yüzyıllar sonra bile insanların aklında’ kalmasının nedenini ortaya koyuyor.” Atlantic “Tüyler ürperten bir yolculuk.” Christian Science Monitor “Ciltlerce yazmayı teşvik eden böylesi bir konuda enerjinizi ayakta tutup, Roma’nın neden bu denli göz alıcı bir şekilde genişlediği sorusuna tutarlı yanıt veren bir çalışma hazırlamak, sizin iddianızın açık bir göstergesi zaten. Beard, tam bir kavrayış ve memnuniyetle zaferini ilan etmekle kalmıyor, mükemmel mizah anlayışı ve yakaladığı detaylarla Roma’nın canına can katıyor.” Sunday Times “Usta işi bir eser… SPQR; büyük bir arınmaya giden yolu açan ve kadim zamanları bugüne taşıyan samimi detaylara hayat veren, sempatik ama asla bayağılaşmayan örnek bir eser.” Economist “Beard, Roma’nın hikâyesini tutkuyla ama oldukça sade bir dil ve kusursuz bir kesinlikle aktarıyor…” Wall Street Journal “Beard’ın kitabını bitirdiğimizde; arkaik, cumhuriyetçi ve İmparatorluk Roması’nı görmenin yanı sıra zamanla denetim altına aldığı Doğu ve Batı eyaletlerini de görürüz… Arkeoloji, nümizmatik ve filolojik zorluklar kadar taş ve papirüs üzerine yazılan bir dizi belge karşısında da metanetini koruyan Beard, ustaca bir rahatlıkla yoluna devam ediyor.” New York Review of Books “Beard; kamu yararına çalışan çok az kişinin kalkışmaya cesaret edeceği, akademisyenlerin ise burun kıvırdığı bir işin altından tereyağından kıl çeker gibi kalkmış: Muğlak olması kaçınılmaz metinlerin ve olayların üzerine şaşırtıcı bir heyecanla gidiyor ve bu süreçte geçerli bilgeliği bozuyor. Roma üzerine yazdığı bu tumturaklı yeni tarihi SPQR da… istisnai bir durum değil. Beard, Antik Romalıların; iktidar, yurttaşlık, imparatorluk ve kimlik sorunlarıyla mücadele eden sonraki yüzyılların insanları için de cevher barındırdığını gösteriyor.” Atlantic “Usta işi yeni bir tarih… Beard; sır dolu, başka bir deyişle insanı bıktıran malzemeden ayağı yere basan bir rehber ortaya koyuyor. Kentin erken dönem tarihinin gerçeği ile efsaneyi ayıran Beard, Romalıların kendilerinin efsanevi başlangıçlarını nasıl kısa vadeli siyasi amaçlarla şekillendirdiklerini göstererek akademik tartışmaları renklendirmenin yanı sıra derinleştiriyor da… SPQR; onunla konuşan ama asla seviyeyi düşürmeyen, uzağı yakın ederek hem kapsamı genişleten hem de samimi detayları ortaya koyan ibretlik bir popüler tarih çalışması. Economist “Beard; SPQR’ın elli yıllık bir öğrenmenin ve çalışmanın ürünü olduğunu iddia etse de bu deneyimini kolayca aktarıyor. Bizi genelev ve barların dünyasından Roma halkının izlerini bulacağımız arka sokaklara götürürken öylesine eğleniyor ki.” New Republic Yazar: Mary Beard Çevirmen: İrem Sağlamer Sayfa Sayısı: 624 Yayın Tarihi: 8 Şubat 2018 Yayınevi: Pegasus
  6. 1 point
    1914’e kadar görünürde müreffeh ve huzurlu olan Avrupa bir suikastın ardından nasıl hızla savaşa sürüklendi? 28 Haziran 1914 Pazar günü Arşidük Franz Ferdinand ve karısı Sophie Chotek, Saraybosna tren garına geldiğinde Avrupa barış içindeydi. Otuz yedi gün sonra ise savaştaydı. Bu savaş 15.000.000’dan fazla insanın ölümü, üç imparatorluğun yıkılması ve dünya tarihinin kalıcı olarak değişmesiyle sonuçlanacaktı. Uyurgezerler, I. Dünya Savaşı’na yol açan krizin nasıl meydana geldiğini ayrıntılarıyla ele alıyor. Yeni kaynaklara dayanarak ve Viyana, Berlin, St. Petersburg, Paris, Londra ve Belgrad’daki karar merkezlerinin arasında gidip gelerek savaşa giden yolu dakika dakika, heyecanlı bir dille anlatıyor. Christopher Clark, 1914 olaylarının habercisi olan yılları inceliyor ve sadece birkaç haftada krizi ileri safhalara taşıyan karşılıklı yanlış anlamaları ve hatalı sinyalleri mercek altına alıyor. Avrupa’nın güç ve zenginlik merkezlerinden uzak bir bölge olan Balkanlar nasıl oldu da bu kadar büyük çaplı bir olayın merkezi haline geldi? Avrupa devletleri nasıl karşıt ittifaklar halinde örgütlendiler ve bunun sonucunda dış politikalarını nasıl yürütebildiler? Clark, kronik sorunlarla boğuşan bir Avrupa tablosu çiziyor; istikrarsızlık ve militanlığın hâkim olduğu, aynı zamanda başarısız politikacıların yönetiminde parçalanmış bir dünyayı gözler önüne seriyor. Modernlik ve akılcılıklarıyla övünen yöneticilerin krizden krize savrularak sonunda kendilerini savaşın tek çare olduğuna ikna etmelerine tanık oluyoruz. Titizlikle araştırılıp kaleme alınmış bir eser olan Uyurgezerler, modern zamanların en çok merak uyandıran dönemlerinden birini ustalıkla anlatıyor. Yazar: Dr. Christopher Clark Sayfa Sayısı: Cem Demirkan Sayfa Sayısı: 704 Yayın Tarihi: 6 Eylül 2017 Yayınevi: Pegasus
  7. 1 point
    Tanrıların Parmak İzleri / Graham Hancock
This leaderboard is set to Istanbul/GMT+03:00
×
×
  • Create New...