Jump to content

Leaderboard


Popular Content

Showing content with the highest reputation since 10/25/2019 in all areas

  1. 8 points
    12 Ağustos Kanada’daki yeni evime taşındım. Çok heyecanlıyım. Burası çok güzel. Dağların manzarası muhteşem. Onların karlarla kaplı halini görebilmek için sabrımı zorluyorum. 14 Ekim Kanada dünyanın en güzel yeri. Yapraklar kırmızı ve turuncunun tonlarına dönmeye başladı. Bir atla kır gezintisi yaptım ve bir sürü geyik gördüm. Çok güzeller. Yeryüzündeki en güzel hayvanlar. Burası resmen bir cennet. Kanada’yı çok ama çok sevdim. 11 Kasım Geyik avlama sezonu kısa bir süre sonra başlıyormuş. Bu kadar güzel hayvanları öldürmeyi nasıl olur da isterler anlamıyorum. Umarım yakında kar yağışı başlar. Sabırsızlıkla bekliyorum kar yağışını… 2 Aralık Dün gece kar yağdı. Her yerin beyaz bir örtü ile kaplanışını seyretmek için gece saat kurup kalktım.Tıpkı kartpostal gibi. Dışarı çıktık merdivenlerdeki ve garajın önündeki karları kürekle temizledik. Kartopu oynadık (ben kazandım). Kar temizleme makinesi gelince, garajın önündeki karları tekrar temizlemek zorunda kaldık. Yorulduk ama çok eğlendik. 12 Aralık Dün gece biraz daha kar yağdı. Kar temizleme makinesi ile garajın önündeki karları tekrar temizledik. Burayı seviyorum ama kar da bazen sıkıcı oluyor. Yine de, iyi ki gelmişim buraya diyorum. 19 Aralık Dün gece biraz daha kar yağdı. İşe gitmek için garajdan çıkamadım. Burası çok güzel bir yer fakat kürekle kar temizlemekten yoruluyor insan epeyce. 22 Aralık Boktan kar dün gece yine yağdı ! Kürekle kar atmaktan ellerim su topladı, belim tutuldu. Kar temizleme makinesi ben garajın önünü kürekle temizleyene kadar yolun köşesinde gizlendi. Pezevengin evladı ! 25 Aralık ..ktiğimin karı yine yağdı. Eğer kar temizleme makinesini kullanan pezevengi elime bir geçireyim, o puştu geberticem. Yollardaki buzu eritmek için neden tuz kullanmıyor acaba ? 27 Aralık Allahın belası kar dün gece yine yağdı. İnanılır gibi değil. Durmaz mı hiç ulan bu? Kar temizleme makinesinin son gelişinden beri 3 gündür karları kürekle atamadığım için resmen eve hapsoldum. Hiçbir yere gidemiyorum. Hava durumunu sunan spiker bu gece 25 santim daha yağacağını söyledi ! Yuh ! Ana………… yağ bari ! 28 Aralık Dün gece kar ” 83 cm ” yağdı, ne 25’i ! Bu kodumunun karı yazdan önce erimez abi. Kar temizleme aracı kara saplandı, hıyar herif benden kürek istedi. Karları temizlerken son kalan küreğimi de kırdı ibne ! Ben de gittim kafa attım. Burnu yamuldu ..ospu çocuğunun. Mahkemelik olduk… 4 Ocak Nihayet evden çıkabildim. Markete gittim, yiyecek filan aldım. Dönüşte bir geyik arabamın önüne atladı. Arabamda 3000 dolarlık hasar var. Bu pis hayvanların hepsini gebertmek lazım. 3 Mayıs Arabayı şehirde tamirciye götürdüm. Yollara dökülen tuz yüzünden arabamın kaportası çürümüş. “Arabayı atın, yenisini alın” dedi tamirci… 10 Mayıs Türkiye’ye kesin dönüş yaptım. Adana'ya bir daha ayrılmamak üzere yerleştim. s..kerim Kanada’yı da, karı da, geyikleri de... Alıntı
  2. 6 points
    Uzun uzun yıllar birlikteliğimiz devam etsin inşallah...
  3. 4 points
    Sonuna politika eklenebilecek her türlü kulvarda dibi görmüş iktidarın, meczup kesimin sırtını sıvazlamak için yaptığı plânsız bir harekete bu denli anlam yüklemenin gereği yok bana göre. Ayasofya'nın müze olan bölümünün ibadete açılması, biatçıların bununla daha fazla gündem oluşturamayacak olması açısından faydalı bir adım oldu.
  4. 4 points
    Sultan Salatası MALZEMELER Bir su bardağı ev yapımı erişte 2 adet közlenmiş patlıcan 2 su bardağı yoğurt 2 diş sarımsak 2 adet kırmızı kapya biber yarım çay bardağı zeytinyağı Tuz 1 çay bardağı çekilmiş ceviz Bir tutam maydanoz HAZIRLANIŞI Erişteyi bol suyla haşlayıp süzün közlenmiş patlıcanları küçük küçük doğrayıp erişteye ilave edin üzerine Sarımsaklı yoğurdu ekleyip karıştırın. Bir servis tabağına döküp yayın. Diğer tarafta tavaya zeytinyağını ve ince uzun doğranmış kapya biberi ekleyip soteleyin. Sotelenmiş biberi salatanın üzerine yağı ile beraber gezdirin. En son çekilmiş ceviz ve ince kıyılmış maydanozu serpip servis edin. Afiyet şifa olsun.
  5. 4 points
    Patateste Gül Yetiştirme Bir gül dalını alıyor ve kök kısmı olarak kullanacağımız bölümdeki dikenleri bir güzel temizliyorsunuz... Ardından bir patatesi alıyor ve ortasına gül dalını yerleştirebileceğiniz genişlikte ve derince bir delik açıyorsunuz... Açtığınız bu deliğe gül dalının dikenlerini temizlediğiniz ucunu yerleştiriyorsunuz... Ardından genişçe ve derin bir saksı alıyor ve içini bir miktar toprakla dolduruyor... Ve bu toprağın üzerine içinde gül dalı olan patatesi yerleştiriyorsunuz... Gül dalları dik duracak şekilde patatesleri yerleştirdikten sonra üzerine yeniden bolca toprak ekliyorsunuz... Ardından pet şişe alıyor ve tabanını kesip kapağını çıkararak gül dalının üzerine bu şişeyi yerleştiriyorsunuz... Son olarak saksıyı güzelce suluyor ve gül yetiştirmenin ilk adımını atıyorsunuz... Düzenli olarak suladığınızda ve güneş gören bir yerde yetiştirdiğinizde güllerinizin kısa süre içinde açmaya başladığını göreceksiniz!
  6. 4 points
    Bu Karışımdan 1 Kase Yiyin Bağırsaklarınız Pırıl Pırıl Olsun Sindirim süreci oldukça karmaşık ve kontrolümüz dışında gelişen bir süreçtir. Eğer herhangi bir sorun meydana gelirse tüm sağlık tehlikeye girer. Uzmanlar en az 6 ayda bir vücudunuzu toksinlerden arındırmanızı tavsiye ediyor. Malzemeler 150 gr kuru erik 150 gr hurma 5 yemek kaşığı kaynamış su Hazırlanışı Suyu ocağa koyun ve kaynama noktasına gelinceye kadar ısıtın, ardından malzemeleri içine ekleyin. 15 dakika boyunca karıştırın ve ardından ocaktan alıp soğumaya bırakın. Sabahları kahvaltıdan önce bir yemek kaşığı tüketin. Farkı hemen hissedeceksiniz. Malzemelerin içerdiği lif miktarı sayesinde sindirim sisteminiz temizlenecek ve sağlığınızdan ödün vermemiş olacaksınız.
  7. 4 points
    DUA NEDİR, NEDEN KABUL OLMAZ? Dua, genel anlamda Tanrı’dan yardım dilemek şeklinde tanımlanabilir. Bunlar gerçekleşir ya da gerçekleşmez. Şimdi duanın kabul olması ve olmaması konusunu mantık çerçevesinde masaya yatıracağım. Bunu yaparken sofu temalı kaynaklarda, empati duygusundan uzak imtihan gerekçesiyle verilen yüzeysel cevaplardan fazlasıyla uzaklaşmam gerekiyor. İnsanın duaya yönelimi ve bunu devam ettirmesindeki etmenleri tek tek örneklerle inceleyip, dileğinin gerçekleşmemesi durumunda içine düştüğü olumsuz psikolojiden kurtulmasına yardımcı olacak profesyonel terapi desteğine engel olan nedenleri de başlık ve alt başlıklar altında sıralayacağım. Hangi Dualar Kabul Olur? Asıl konumuza geçmeden önce duanın gücüne inanmanıza sebep olan birkaç tane nedeni belirtelim. Düşük riskli bir ameliyat, refah durumunuzu neredeyse hiç etkilemeyen kişisel bir ekonomik darboğaz ve boşluğunu doldurabildiğiniz hissi bir ilişki için dua ederseniz bunların sonuçlarını somut olarak alabilirsiniz. Bu kısa bilgiyi toparlayacak olursak, hayatınızda gerçekleşmesi neredeyse kesin olan şeyleri ruhani bir varlık yardımıyla başardığınıza inanmanızı sağlayan psikolojik yönelmeye duanın kabul olması diyebiliriz. Bu süreçte kişinin, istisnaları baz alarak “hiçbir şeyin garantisi yok” düşüncesiyle kendini gereksiz strese sokması, süreci kayıpsız atlattıktan sonra mistik bir hayata dair olan inancını da arttıracaktır. Duvarların Arkasındaki Dünya Duanın gücüne inanılmasını sağlayan nedenleri rastgele vermedim. Bunlardan ilki olan hastalık hem Türkiye hem de dünya genelinde, diğer ikisi ise Türkiye’de insanları ruhsal anlamda çöküntüye uğratan nedenler arasında gösteriliyor ve bu çöküntü dönemi ise her zaman mutlu sonla bitmiyor. (1) Hastalık konusunda duanın iyileştirici gücü için yapılan Büyük Dua Deneyi’ne baktığımızda sonuçların istendiği gibi çıkmadığı görülüyor. Hatta kendileri için dua edildiğini bilenler yan etkilerden çok daha fazla acı çektiler. Sonuçlar böyle olunca Richard Swinburne’nin de içinde bulunduğu ilahiyatçıların araştırmayı reddetmesi anlaşılabilir bir tepki. (2) Yine Duke Üniversitesi doktorlarının yürüttüğü 3 yıllık bir klinik çalışma sonucunda varılan tablo da pek ümit verici değildi. Üstelik bu çalışma “at gözlüklü kuşkucu materyalist ateistler” topluluğunca değil, bilimsel tıbba alternatif tedavi yöntemlerini incelemeye ve izlemeye değer bulan dinsel inanç sahibi hekimler tarafından yürütülmüştü. (3) Burada Duke Deneyi için ufak bir parantez açmakta fayda görüyorum. Deneyin heyecan verici ilk sonuçları gelmeye başladığında Mitchell Krucoff’un basına verdiği demeç yüzünden “Duanın gücü bilimsel olarak kanıtlandı” şeklinde yanlış bir bilgilendirme yapılmıştır. Küresel anlamda kabul gören gelir dağılımı eşitsizliğini ayrıca detaylandırma gereği duymuyorum. Diktatörlük, savaş ya da cehalet sebebiyle sefalet içinde yaşamaya çalışıp temel ihtiyaçlarını bile karşılamaktan yoksun insanların oluşturduğu koca dünyayı dua ederek kurtaramayacağımız gerçeğiyle uzun zaman önce yüzleşmiş olmamız gerekiyor. Refah sıralamasında “yoksul ülke” tanımlaması dışında bir şey bilmediğiniz ülkelerdeki sosyal yaşantı, inanç sisteminizi allak bullak edecek düzeydedir. Bu konu hakkında yazılan kitapları temin ederek ya da internet üzerinden yapacağınız basit bir araştırma ile bilgi sahibi olabilirsiniz. Nedenlerimize hissi ilişki yani aşk ve sevilmek için edilen dualarla devam ediyoruz. Siz, herhangi birisinin sizi sevmesi için dua diyorsunuz. Böylece Tanrı yakarışlarınızı duyacak ve bir süre sonra sevdiğinize kavuşacaksınız. Böyle yazınca çok şiirsel oluyor değil mi? Peki Manoj ve Babli nerede hata yaptı? “Kuzeybatı Hindistan’ın Harnaya eyaletindeki küçük bir kasaba olan Karoran’da yaşıyorlardı. Manoj okulu bırakmış, bir elektronik tamircisinde çırak olmuştu. Babli yolun karşısındaki kız okuluna gidiyordu. İlk kez dükkânda karşılaştılar. İlk görüşte birbirlerine âşık olmasalar da bir süre sonra aralarında bir âşk doğdu. Babli gayet iyi çalışan cep telefonunu tamire götürdü. Bir gün Manoj ona neden böyle bir şey yaptığını sorduğunda Babli “Elbette telefonumda sorun yoktu. Sadece seni tekrar görmek istemiştim” diye yanıtlamıştı… Aslında Hindistan yasalarına göre Manoj ve Babli’nin evlenmelerine engel bir durum yoktu. Ancak ülkede yasaların üstüne güçler vardı. Manoj ve Babli kaçıp evlenmeye karar verdiklerinde çok eski kuralları ihlâl etmişlerdi… Manoj ile Babli bir sorun olabileceği endişesi ve avukatlarının önerisi ile mahkemeden polis desteği istediler. Mahkemeden sonra polis onları bir araçla evlendikleri ve akrabalarından saklandıkları Chandigarh’a gitmeleri için otobüs durağına bıraktı. Manoj ile Babli Chandigarh otobüsünü yakalamak için Pehowa otobüs durağında arabadan indiler. Akrabaları onları takip etmişti. Polis sorunu anlamıştı. İki polis Manoj ile Babli’ye bir şey olmaması için onlara otobüste eşlik etti. İki kuzen de otobüse binmişti. Diğerleri de bir başka araçtaydı. Otobüs yola çıktı fakat Pipli kasabasına vardığı zaman polisler kendi görev yerlerinin sınırına geldiklerini ve ayrılmak zorunda olduklarını söylediler. Manoj ve Babli yalnız kaldı. Umutsuzca bir başka otobüsle Delhi’ye yola çıktılar. Kuzenleri onları takip etti. Karnal kasabasından hemen önce, bir ücretli geçiş gişesinin önünde gümüş bir Mahindra Scorpio kamyonet otobüsün önünü kesti. Manoj ile Babli zorla dışarı çıkarılarak Scorpio’ya konuldular. Ortadan kayboldular ve onları bir daha canlı gören olmadı. Ayakları birbirine bağlı halde, parçalanmış ve şişmiş cesetleri Balsamand Minor Kanalı’ndan çıkarıldı.” (4) Buraya kadar olan kısmı ele aldığımızda rahatsız edici birkaç soruyu sormak durumunda kalıyoruz. Bebek bedenlerinin bombalar altında parçalandığı savaşların, okula başlaması gereken yaşta madenlerde çalışmak zorunda kalan çocukların, gelenekler yüzünden küçük yaşta istismara uğrayan kız çocuklarının olduğu dünyada Tanrı’nın sağlık, ekonomik ve duygusal ihtiyaçlarınıza cevap vereceğini size düşündüren nedir? Bunlara acımayan Tanrı size mi acıyacak? Tek bir çocuğun ölümü bile, her şeyin sonuçta iyiye bağlanacağı yönündeki dinsel bakış açısı için yüksek bir bedel değil midir? Eminim insanın içine düştüğü çaresizlik bunları görmezden gelip tutunacak son bir dal aramasına sebep oluyor. Ne kadar çaresiz olabilirsiniz ki? Bu duyguyu toplama kamplarında sonuna kadar tatmış insanlardan biri olan Primo Levi’ye kulak verelim, “Auschwitz tecrübesi benim için zihnimde canlı tuttuğum dinî eğitimden geriye kalan her şeyi silip süpürdü. Auschwitz varsa Tanrı olamaz. O açmazdan çıkmanın bir yolunu bulamadım.” Hayatın gerçeklerine içimizi burkan kısa bir özetten sonra, bireylerin tek başına aşamayacakları sıkıntıları çözmek için neden uzman bir psikolog yerine duadan yardım bekledikleri konusuna değineceğim ve girişte belirttiğim gibi başlık ve alt başlıklar altında açıklamaya çalışacağım. 1)Yetiştirilme Tarzı ve Çevre Muhafazakâr toplum yapısı ile bilinen ülkemizde din, hemen hemen her şeyin önünde tutulur. Dinî terimlere o kadar büyük anlamlar yüklenir ki, eleştirmeyi bırakın sorgulamak bile hoş karşılanmaz. “Neden?” diye başlayan çok derin sorulara din ekseninde verilen sığ cevapları kabul etmek zorunda bırakılırsınız. Yani daha yolun başında, korku tabanlı dar bir hayat görüşüne sahip olmanız sürpriz sayılmaz. Böyle bir ortamda yetişen insanın, kaldıramayacağı manevi bir sıkıntıyı kadiri mutlak bir Tanrı’ya dua ederek çözeceğini düşünmesi dışında bir ihtimal bulunmuyor. Kendisi profesyonel destek almayı aklına getirmeyeceği gibi sorununu çevresine açmış olsa bile bu yönde telkinde bulunan tanıdığı da olmayacaktır. 2)Dua ve Havvas Uygulamalarından Medet Umma Çaresizliği çok derinden hissediyorsunuz, ümidiniz yok denecek kadar az, duygularınızı kontrol edemiyorsunuz ve uyku bozukluğu yaşıyorsunuz. Daha açık bir ifade ile depresyona girmişsiniz ve hâlâ dua ederek bir şeylerin düzeleceğine inanıyorsunuz. Fakat bu sefer de şöyle bir sıkıntı beliriyor: İçinizi Tanrı’ya dökmeniz yeterli değil. Herhangi bir duayı ya da ismi belirli bir sayıda tekrar etmeniz gerekiyor ki Tanrı size yardım etsin! Bu ilk yardım bilen bir insanın bilinci kapalı olan kazazedeye, kazazede yardım istemediği için bakmaması ile eş değer bir tavırdır. Anlamını bilmeden okuduğunuz hangi cümleler topluluğu çektiğiniz acıdan daha samimi olacak? Üstelik bu tür “denendi sonuç verdi” şeklinde kozmetik ürünü pazarlar gibi reklamı yapılan uygulamalar internetin yaygınlaşması ile sadece azınlık bir kesimin haberdar olabileceği bilgiler. Yani dileğinin gerçekleşmesi için her gün 100 Salavat-ı Fatih duası ve 1000 Ya Latif esması okuyan Ayten Hanım muradına erecekken, böyle bir ritüelden haberi olmayan ve Tanrı’ya içinden geldiği gibi yakaran Yeter Hanım duasının gerçekleştiğini göremeyecek mi? Olaya bu şekilde baktığımız zaman koca cami cemaatinin âmin dediği hutbe dualarının da okunmasının bir anlamı kalmıyor. Ayrıca Covid-19 salgını ile mücadele ettiğimiz şu zamanlarda yatsı ezanından sonra okunan duanın Allah katında önemini tartışabiliriz. Sonuçta bir duayı yüzlerce kez okuyup binlerce kez de esmalarla takviye etmediğimizden dikkate alınır mı bilmiyoruz. 3)Mistisizm Temalı Kitaplar Çağımızda çok geniş bir okuyucu kitlesine sahip olan, içerisinde tasavvuf unsurları ağırlıklı olmakla birlikte şükür, sabır ve her işte bir hayır olduğu yönünde kurgusal hikâyelerle desteklenmiş kitapların bütünüdür. Bunları yazmak için hiçbir bilgi birikimi gerekmediğinden hatta sosyal medyadan çıkma süslü sözleri toplayıp kitap haline getirerek bile popüler bir yazar olma ihtimalleri bulunduğu için, çekmedikleri sıkıntılar hakkında ahkâm kesen tiplerin oluşturduğu büyük bir sektör halini almıştır. Sektörün bilinen isimlerinin başında hiç kuşkusuz Allah De Ötesini Bırak kitabının yazarı Uğur Koşar gelir. Türkiye’nin en çok kazanan yazarları arasına girmeyi başaran Uğur Koşar, Ekim 2016 yılında eşini aldatmasıyla gündeme geldi. Gülsen Koşar’ın verdiği bilgilere göre ilkokul mezunu olan Uğur Koşar, internetten bulduğu bilgileri derlemiş ve Uğur Koşar bu kitapları yazarken Gülsen Hanım evi geçindirmiş. Çocuklar da annelerinin tarafında ve babalarının annelerini defalarca aldattığını söylüyorlar. 14 Ekim 2016 günü bu konuyu Sabah gazetesinde köşe yazısına taşıyan ve herkesin ilk aklına gelen şeyleri dile getirmiş Ayşe Özyılmazel’in yorumlarına kulak verelim. “Peki bu konu beni niçin ilgilendiriyor? Şunun için: Kimleri nerelere koyduğumuzun, nasıl taçlandırdığımızın farkında mısınız? Bu kitapları yazan, insanların hayatına rehberlik etmeye kalkışmış, seminerler veren, umutsuz ve acılar içindeki kişilere terapiler yapan birinin böyle bir yaşamı olması, ailesinin bu kıvama gelmesi sizce normal mi? Olması gereken bu mu? Adama kalkıp 'Sen önce kendi hayatına çekidüzen ver, sonra bize akıl ver' demezler mi? 'Bunca öğütlediklerini bir gün yapmayı denemedin mi arkadaş?' çekmezler mi? 'Sen ne işsin usta?' diye sormazlar mı? Uğur Koşar'ın durumu, obez diyetisyen misali. Zayıflamak için obez bir diyetisyene gitmeyeceğimize göre, niçin her çıkan kişisel gelişim kitabını umut kapısı yapıyoruz? Niçin her 'Guruyum' diyene koştura koştura, varımızı yoğumuzu adaya adaya gidiyoruz? Alın işte; biraz aklını kullanan biri, internetten ve eski kitaplardan topladığı bilgilerle milyonlarca kitap satabiliyor. Dön adamın hayatına bak, skandallar içinde... Demem o ki, bu da bize ders olsun. Önümüze geleni idolleştirmekten, guru peşine düşmekten, çaresizliğimize çaresizlerle çare aramaktan vazgeçelim artık.” (5) Yolumuza Harun Serkan Aktaş ile devam ediyoruz. Belli kalıpların dışına çıkmadan bilindik söylemlerle ama her konu hakkında fikri olan başka bir yazarımız. İki kitabı dışında YouTube’de ismini arattığınızda gerek evlilik hayatı ile ilgili fikirlerini gerekse motivasyon konuşmalarını bulmanız mümkün. Bacak arası ile sınırlı ahlâk anlayışının getirmiş olduğu dar hayat görüşüne göre insanların evlilik ve âşk konusundaki sıkıntılarına yardımcı olmaya çalıştığı videolar özellikle ilgimi çekti. Çünkü internet üzerinden satış yapan bir kitap firmasındaki bilgilere göre Aktaş, cennet arkadaşım dediği eşi ile Bursa’da yaşıyormuş. Peki cennet arkadaşım diyeceği insanın nikâh masasında bir başkasına evet demesine şahit olmuş kişiye Serkan Aktaş nasıl yardımcı olacak? Hangi Tanrısal ya da sofu süslü cümlelerle durumu kurtaracak? Kaybetmeyi ve çaresizliği tatmamış insanların bu tür travmaları birkaç sözcük ile geçiştirmeye çalışmaları ahlâken yanlış bir tavırdır. Etkili bir iletişimin temel kurallarından birisi empatidir. Empati kurmadan yapılan hiçbir telkin sağlıklı olmamakla beraber amacına hizmet etmez ve karşınızdaki insanın onu anlamadığınız izlenimine kapılmasına neden olur. 4)Tesadüflerin Darbesi İnançlı insanların hayatında tesadüf kelimesine yer yoktur. Her şey ilahi bir düzen gereği çizilen kader doğrultusunda gelişir. Bu bakış açısı sebebiyle kişiler, yaşadıkları olaylara anlam yükleme gereği duyarlar. İnsanların hayatta karşılaşabilecekleri ve inançlarının etkisiyle anlam yükleyecekleri tesadüflerin sınırı yoktur. Son 10 yıldır işin içine meleklerin de dahil edildiği Tevrat ve İncil melezi yeni bir sistem daha girdi. Bulut şekilleri, birbirinin aynı olan sayıların (888,777…) sıralanması, yabancı madeni paralar ve olur olmadık yerlerde kuş tüyü bulunması üzerine kurulu bu tesadüfler dizisi ülkemizde pek benimsenmediği için üzerinde durmayacağım. Ben gündelik hayatta yaşanılması muhtemel beş tanesini belirtmeden önce Richard Dawkins’in konu ile ilgili bir anısını aktarmak istiyorum. “Üniversite arkadaşlarımdan diğerlerine göre daha akıllı ve olgun olanlarından (epey dindar olan) biri, İskoç adalarında kamp yapmaya gitmişti. Gece yarısı o ve kız arkadaşı çadırın içinde bir iblisin sesini duyup uyandılar; bu, hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın bizzat Şeytandı: ses her açıdan şeytaniydi. Arkadaşım bu korkunç tecrübeyi hiçbir zaman unutmadı ve bu onu daha sonra papazlığa sürükleyen etkenlerden birisiydi. Genç halim bu korkunç hikâyeden etkilenmişti ve bu hikâyeyi Oxford’daki Rose ve Crown barında stres atan hayvanbilimcilere nakletmiştim. İçlerinden iki tanesinin deneyimli kuşbilimci oldukları ortaya çıktı ve ikisi de kükreyerek güldüler. ‘Man adalı Yelkovan kuşu’ diyerek neşeyle bağırdılar. İçlerinden biri, bu türün şeytani çığlığının ve kahkahasının ona sayısız dillerde ‘Şeytan Kuşu’ şeklinde yerel lakap kazandırdığını ekledi.” (Tanrı Yanılgısı s. 90) a)İsim Kümeleri İle İlgili Tesadüfler Algıda seçicilik denilen psikolojik yönelmenin en sık rastlandığı durumlardan birisidir. Etrafta duyulan isimlerin herhangi bir kişiyi çağrıştırmasından fazlasını ifade ettiği anlar meydana gelebilir. Ben yeterli olacağını düşündüğüm için üç farklı örnek vermek istiyorum. Ahmet Bey ciddi ekonomik sıkıntıları yüzünden bunalmış, Burak ve Aras isimli iki çocuk babası olsun. Ahmet Bey sürekli dua uygulamaları yaparak durumunun düzeleceğine inanmaktan başka çaresinin olmadığını düşünüyor. Günlerden bir gün gazeteyi eline aldığında çok zengin bir işadamının yeni doğmuş çocuğuna Burak Aras ismini verdiğini okuyor. Bunun ilahi bir işaret olduğunu düşünen Ahmet Bey’in, yaptığı dua uygulamalarının üstüne yenilerini eklemesi muhtemel. Hastalık durumlarında neler olabilir? Kanser tedavisi gören Buse, duasını da aksatmıyor. Böylelikle duanın iyileştirici gücünden faydalanarak moralini yüksek tutmaya çalışıyor. Normalde televizyon açıp izlemek huyu değilken hastane temalı bir diziye denk geliyor. Senaryo gereği yatakta ölümü bekleyen kızın adı Buse! İş bu kadarla kalmıyor tabii. Kızın tedavisini üstlenen doktor da Buse’nin doktoruyla adaş! Bu örneği vermemin sebebi, duanın bir motivasyon kaynağı olduğu iddia edilse de böyle olumsuz tesadüfler yüzünden ters tepme ihtimalinin her zaman olduğunu hatırlatmaktı. Mistik hayat görüşüne sahip insanların bu tür aksilikleri basitçe geçiştirmesini bekleyemezsiniz değil mi? Bir de kara sevdaya tutulmuş Murat’ın yaşaması muhtemel bir tesadüften bahsedelim. Çok sevmesine rağmen Sedef ismindeki hanım kızımıza özgüven eksikliği yüzünden hislerini açamıyor. Aşk ve dua ile geçen iki yıldan sonra ümidini kaybedecekken –aslında çoktan kaybetmesi gerekirken- x bir gayrimenkul şirketinin satış temsilcisinin ismi dikkatini çekiyor: Murat Sedefli! Murat’ın bunu işaret olarak algılayıp boş bir ümidin peşinden koşması ne kadar acıysa, hastalığı yenmesi için ümide ihtiyacı olan Buse’nin anlamsız bir tesadüf yüzünden sarsılması da o kadar acı. b)Rüyalar Uykunun rem evresinde görüldüğü kabul edilen rüyalar, bilinçaltımızdaki olayların dışa vurumudur. Genel olarak rüya konusu psikoloji biliminin incelediği şekilde değil, rüyada görülen simgeye mitler doğrultusunda anlam yükleyerek yanlış bir şekilde yorumlanır. Klinik Psikolog Cengiz Demirsoy’un aktardığı bilgilerden bazı bölümleri alıntılayarak psikolojinin rüyaya bakış açısına bir göz atalım. “Psikolojinin bakışı ile sizin babaannenizin rüyaya bakışında ilişki vardır. Eski insanlar rüyaya baktıkları zaman rüyada görülen şeyin kendisiyle ilgilenmezler. Diyelim ki, pencerenize bir kuş geldi. Bu kızın kuşlarla ilgili sorunu var diye düşünmezler de bir haber gelecek derler. Yani görünen şeyle uğraşmazlar. Rüyadaki nesneler bir semboldür ve hayattaki başka bir şeyin karşılığıdır. Psikoloji bilimi için de rüyada görülenler bir semboldür ama biz psikolojide farklı bir sözlük kullanırız. Evet, semboldür görünen nesneler ama o görülen nesnenin kişideki anlamı nedir? Asıl ona bakarız. Çünkü herkeste yılanın, domuzun, bahçenin anlamı farklıdır. Orman, yılan, araç semboldür. Bunlar hayatınızdaki başka bir şeye karşılık gelir hep. Dolayısıyla bunun altında yatanı bulmaya çalışırız. Biz de rüyadaki sembolleri kabul ediyoruz ama onun anlamını sizinle bulmaya çalışıyoruz.” Sayın Demirsoy’un verdiği rüya örneği ile devam edelim."Kadın, yıkık dökük bir yerde. Burası bir ev ama yıkık ve karşıda, ileride bir domuz görüyor. 'Eyvah saldıracak' diye korkuyor, koridorda bir yere saklanıyor ama bir bakıyor ki, domuz yine karşısında. Diğer tarafa kaçıyor ama yine karşısında ve sonra kovalama sırasında üzerine doğru koşuyor. Ancak kadın sıyırıp geçiyor yine. Burada domuzun anlamını bulmak lazım çünkü ev de sembol ama en önemli şey domuzun ne olduğunu bulmak. Domuzun ne olduğunu bilmek tahmini kuvvetlendirir. Bu rüyada kadına domuzun anlamını soruyoruz. O da anlatıyor. 'Biliyorsunuz Müslüman bir çevrede yetiştiğimiz için pis buluruz domuzları ama ben severim, hatta oyuncaklarım var. Onun cümleleri ile soruyorum bu defa; Başkalarının pis, iğrenç gördüğü ama senin sevdiğin ne olabilir? diyorum kadın 'seks' diyor. Onu kovalayan şey cinsellik aslında burada. Cinselliği istiyor ama bir yandan da ayıp pis bulunduğu için kaçmak istiyor ondan. Bulunduğu ortam izbe, dökük bir yerdi. Hiç rahat değildi. Bu sembol. Rahatsız olduğun kaçıp kurtulmak istediğin bir durum, şey var mı? Dedim. 'Evet var kocamla ilişkim' dedi. Çok kopuk olduklarını, ayrılma durumunda yaşadıklarını, terapiye gitmelerine rağmen biz düzelme yaşamadıklarını anlattı. Kaçıp gitmek istediği şey ilişki aslında.” (6) c)Eylemin (isyan, serzeniş) Kesilmesi Her insanın hayatında mutlaka yaşadığı ve sinir bozucu anların başında gelen olaylar vardır. Meselâ en sevdiğiniz diziyi izlemek için koltuğunuza kurulmuşken kapının çalması. Önemli bir şeye kulak kesilmiş ve sizin özellikle merak ettiğiniz nokta açıklanırken dışarıdan gelen araba kornası sesinin bunu bastırması. Tuvalete gideceğiniz anda telefonunuzun çalması. Bana kalırsa hepsi öfke patlaması için yeterli sebepler. Fakat şöyle bir ihtimal de var: Yaşanılan her olaya anlam yüklemeye meyilli bir hayat görüşüne sahip olan insanların, dualarına cevap alamadığı için bunaldığı ve tam da isyan edeceği sırada şunlardan birisinin gerçekleşmesi, durumu farklı bir boyuta taşıyor. Allah söylettinin Allah söyletmedi şeklinde yorumlanması gibi. d)Medya Kaynaklı Haberlerden Çıkarım Yapma Kitle iletişim araçlarının geliştiği ve bilgiye erişimin çok kolay olduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. Durum böyle olunca yukarıda verdiğim Ahmet Bey örneği gibi isim kümeleri ile ilgili tesadüfler de dahil olmak üzere çok daha geniş bir havuzun içinde kendimizi bulacağımız kesin. Örneğin 3-4 yıldır bir şeyin gerçekleşmesi için dua eden inançlı bir insan, gazetede 4 yıl sonra oğluna kavuşmuş bir annenin haberine denk geldiğinde direkt olarak kendi durumuyla bağ kuracaktır. Ebeveyn-çocuk ilişkisi olmasına gerek yok. Belirtilen yıl bile bunun için yeterli sebeptir. e)Akraba ve Arkadaşlardan Alınan Mesajlar Günümüzde WhatsApp ile beraber daha da yaygınlaşmaya başlayan Cuma, kandil ve bayram mesajları bu başlık için en güzel örnektir. Sizin sıkıntınızı bilmeyen bir arkadaşınızdan ya da arkadaş grubundan motivasyon içerikli bir mesaj almayanınız yoktur herhalde. Çok çeşitli olmakla beraber sabır telkinli olanlar özellikle dikkat çekicidir. ”Bir gün gelir, açmaz dediğin çiçekler açar. Gitmez dediğin dertler gider. Bitmez dediğin zaman geçer. Hayat öyle bir sır ki; Önce şükür, sonra sabır, sonra da inanmak gerek.” Ya da şu şekilde bir mesaj gelebilir: “Üzülme! çünkü Yaradan umudu en çaresiz anlarda yollar. Unutma; yağmurun en şiddetlisi en kara bulutlardan çıkar.“ Bunu da görebilmeniz olası: “Hayat bu, bir bakarsın her şey bir anda son bulur. Hayat bu, son dediğin an her şey yeniden can bulur.” İnsanları gerçekleşmeyecek beklentiler konusunda boş ümit aşılayan tesadüfler bölümünü Victor J. Stenger’in bir sözü ile bitirmek istiyorum. “Bilim insanları herhangi bir sıra dışı olayla karşılaştıklarında onu açıklayacak doğal bir mekanizma bulmak için ellerinden geleni yaparlar. Sıradan insanlar ise ‘bilim her şeyi bilemez’ düşüncesine dayanarak doğaüstü bir mekanizmanın olabileceğine inanma eğilimi gösterirler.“ 5)Asosyal Bilimlerin Açıklamaları Yaşadığı toplumu ve içinde bulunduğu şartları iyi analiz edemeyen yetkili insanların istemeyerek de olsa yaptığı hatalı açıklamaların tamamı olarak tanımlayabiliriz. Uzman bir psikoloğun herhangi bir psikolojik rahatsızlık hakkında iki saatlik verdiği bilgi, rahatsızlığın inançlı insanlarda görülme seyrekliği üzerine kurduğu –dolaylı yoldan bile olsa- tek cümle ile anında bitmiştir. Çünkü görünen gerçekleri inancıyla bütünleştirmek isteyen koca bir kitle, yapılan açıklamanın sadece inanç ve görülme seyrekliği kısmını alıp semavi din propagandası yapmak için kullanacaktır. Kaldı ki, sofu kaynaklı site ve muhafazakâr yayın organlarında kimin yaptığı bile belli olmayan bir takım araştırmalar neticesinde dinî ritüellerin sözde faydası ve mistik söylemler sürekli “bilimsel olarak” kanıtlanıyor! Bunlar arasında cerrahi sünnet, oruç, duanın iyileştirici gücü gibi tıbbi konular olmakla beraber zorlama benzetmelerle jeoloji, astronomi ve evren bilimi de işin içine dahil ediliyor. Bugün bir pediatri uzmanı konuşma yaparken söylediği sözlerin pusuda bekleyen aşı karşıtları tarafından cımbızlanacağını bilerek hareket etmelidir. Aynı şekilde bir dahiliye uzmanı da alternatif tıp adı altında şarlatanlık yapanlara karşı tetikte olmalıdır. Temmuz 2019 tarihinde basına yansıyan bir haberde, alternatif tıp yüzünden göz göre göre ölüme giden 32 yaşındaki İngilizce öğretmeni Merve Gülşah Şahin olayın ciddiyetini gözler önüne sermektedir. (7) Şahin’in yararlandığı Aidin Salih’e ait alternatif tıp kitaplarının birinin arka kapağındaki bilgiler, bağnazlığın modern tıbba bakışını da özetliyor. “Günümüzde modern tıbbın imkânları çoğaldı ama hastalıklar da aynı şekilde çoğaldı ve yaygınlaştı. Hiçbir hastalığın gerçek sebebini bilmeyen modern tıp, birtakım hastalık belirtilerine isim verip teşhis koyarak deneme yanılma yöntemleriyle tedavi etmeye çalışmaktadır. Çünkü sebebi bilinmeyen bir hastalığın tedavisi imkânsızdır. Bugünkü fen bilimlerini düşündüğünüzde mekanik fizik, elektromanyetik fizik ve sair hakkında kalın kalın kitaplar mevcut olduğunu görürsünüz. Şimdi ise sibernetik tıp çıktı ve fizik kanunlarının tümü, kimya kanunlarının da %70'i iptal oldu. Hani o bildiklerinize ne oldu? Hepsi seraptan ibarettir. Bu yüzden Cenab-ı Hak, kitapta bizim için farzları bildirdi. Peygamberimiz (sav) de bütün sünnetleri gösterdi. Artık bizim için inanacak başka bir şey yoktur. Cenab-ı Hak Al-i İmran suresi 160. ayette ‘Allah yardım ederse size galip gelecek kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse O'ndan sonra size kim yardım eder? Mü'minler ancak Allah'a dayanıp güvensinler.’ demektedir. Bu son noktadır, başka da hiçbir şey yoktur.” (8) Her satırı cehalet kokan bu kapak yazısından daha vahim olanı ise, böyle bağnaz zihniyete sahip kişilerin halk sağlığını tehdit edecek boyuttaki fikirleri kitaplaştırıp yayımlayabiliyor olmaları. 2020 senesinin ikinci çeyreğinde olduğumuz şu zaman diliminde bilimin ne olduğunu hâlâ bilmeyen ve inatla bilmek istemeyen şahısların kafalarına göre oluşturdukları bir anlayışa göre bilime cephe alıp dogmatik inançlarını mutlak doğru ya da alternatif olarak görmeleri hoşgörüyle yaklaşılacak bir durum değildir. Hele ki söz konusu olan insan hayatıysa. Gerçi bu tür safsataları ortaya atanlar kendileri buna inanıyor mu orası ayrı bir tartışma konusudur. Geçtiğimiz yıllarda Habertürk TV’de Yalova Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ebubekir Sifil, canlı yayında deve sidiği içmenin şifalı olduğunu belirten hadisin güvenilir olduğunu söylemişti. Bunun üzerine Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Caner Taslaman kendisine deve idrarı ikram etti. Fakat Ebuberkir Sifil, sadece damızlığa çekilen deve idrarının tüketilmesi gerektiğini söyleyerek ikramı reddetti. (9) Ebubekir Sifil, kendilerinin bile inanmadıkları şeyleri sefaleti öven organize dinler yardımıyla eğitimsiz insanlara dikte eden kodamanlara sadece bir örnek. Sonuç Benim burada yaptığım olmayacak duaya âmin demek sözünü detaylandırmak dışında bir şey olmadı. Kurduğunuz hayalleri gerçekleştirmek ya da bazı sıkıntılardan kurtulmak için dua etmek dışında elinizden bir şey gelmiyorsa, bu hayatınızda bir B plânı olması gerektiğini gösterir. Gerçekleşmeyecek beklentiler konusunda sizi yıllarca oyalayan söylemlere kendinizi kaptırırken zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. Ayrıca kaybedilen zamanı telafi etmek o kadar da kolay olmuyor ne yazık ki. Hayatta karşınıza çıkan sıkıntıların sizi olgunlaştıracağı ve tecrübe kazandıracağı doğrudur fakat bundan, depresyona girip toplumdan soyutlanmanıza sebep olan acıları kutsamak gibi bir anlam çıkarmayın. Kaynakça 1. Türkiye'deki İntihar Vakaları Hakkında Neler Biliniyor? : BBC Türkçe, 8 Kasım 2019. 2. Dawkins, Richard. Büyük Dua Deneyi s. 67. Tanrı Yanılgısı : Kuzey Yayınları, 2019. 3. Stenger, Victor J. Duke Araştırması s. 88. Başarısız Hipotez Tanrı : Aylak Kitap, 2016. 4. Acemoğlu, Daron. Bir Nefret Hikâyesi. Dar Koridor : Doğan Kitap, 2020. 5. Özyılmazel, Ayşe. Allah Demiş, Ötesini Bırakmışlar : Sabah, 14 Ekim 2016. 6. Demirsoy, Cengiz. Gördüğünüz Rüyalar Psikolojik Sorunlarınızın Habercisi : Hürriyet, 19 Haziran 2008. 7. Göz Göre Göre Ölüme Gitti : Milliyet, 29 Temmuz 2019. 8. Salih, Aidin. Son Söz / Gerçek Tıp Dersleri Cilt 1 : Yitik Şifa, 2018. 9. Canlı Yayında Deve İdrarı Tartışması : Milliyet, 21 Temmuz 2017.
  8. 4 points
    Büyük İhtimalle Son İki Günde Hapşırmayı ,El Yıkamayı Çok İyi Öğrendik Şimdi Sıra Yere Tükürmemekte Lütfen Yere Tükürme
  9. 4 points
    AYAĞA YAKILAN KINA NASIL YAPILIR? FAYDALARI NELERDİR? Ödem kireçlenme lenfatik tıkanıklar yorgunluklar ayak soğukluğu.Kısacası tüm dolaşım sistemini açıp aktif hale getiriyor. Ayağa Yakılan Kına Nasıl Yapılır? Faydaları Nelerdir? 1 yemek kaşığı kına 2 yemek kaşığı elma sirkesi. Yeterli olması için en az 4 yemek kaşığı kına, 8 yemek kaşığı da elma sirkesi kullanın. Cam kavanozda ikisini birlikte bulamaç yapınız.. Kıvamını tamamlamak için biraz kaliteli su ekleyin Parmak araları ile beraber 2 ayak tabanına süreceğiz... Ayak üstüne ve tırnaklara girmenize gerek yok. Bu şekilde ayağınızın üzerine örtü örtmeden iyice kuruyuncaya kadar en az 1 saat kalsın Kuruduktan sonra ayaklarınızı yıkamaya giderken yerler pislenmesin diye ayaklarınıza poşet giyebilirsiniz... Ayaklarınızı sıcak su ile yıkadıktan sonra soğuk su ile ayaklarınızı tekrar yıkayınız... Kına elma sirkesi ile birleştiğinde 4.000 sinir hücresini 4.000 refleks noktalarını ve 4.000 bölgenin zehirini tamamen vücudun dışına çekip hızlı bir şekilde kusmasını sağlıyor. Bedende neler mi değişiyor Ödem kireçlenme lenfatik tıkanıklar yorgunluklar ayak soğukluğu. Kısacası tüm dolaşım sistemini açıp aktif hale getiriyor. Inanılmaz bir şekilde anında etkisini gösteriyor. Konu varmı bilmiyorum, bulamadım. Ben çok faydasını gördüm. Karaciğer enzim yok olmuş, kolestrol 678 lerden 270 düştü. İnternetden bulmuştum konuyu,
  10. 4 points
    Ayva tatlısı 3 adet ayva tertemiz yıka, kabuklarını soy 2 ye böl içlerini ayıkla, Kabukları nı tencerenin içine yay üzerine yarım ayvaları koy. Her ayvanın içine 3 çorba kaşığı şeker kat üzerine ben nar çiçeği diyorum genel adı hibiskus mu neymiş ondan birer parça şekerin üstüne koy, Ayva çekirdeklerinide ekle, 1tatlı kaşığı karanfil 1 adet kabuk tarçın 1avuç nar Alevli aygazda kaynat, katnamaya başlayınca altını kıs 20 dk falan kaynasın Daha yazıyorum Sıcak sıcak tabağa al, suyunuda cam kaselere boşalt pelte pelte oluyor ayva çekirdeği sayesinde. Jöle gibi Soğuyunca üzerine kaymak ceviz dök. Afiyet olsun. Şimcik bitti 3 ayva için 3 su bardağı su konulacak
  11. 4 points
    Ne kadar içi boş bir konu. Bana gerçekten büyü yapılmış mıdır? Başka hocaya mı gideyim hocaya mı inanayım? İnsanlar nereden bilsin sizin bilmediğiniz şeyi. Böyle saçma sapan konuları gelir gelmez açıyorlar, hesaplarını kapatıyoruz. Sonra niye hesabım kapandı oluyor. Ama ben yine de bir şeyler yazayım. Bu sahtekar hocalar sizin gibi hoca severleri gözlerinden anlıyorlar. Hoca sever derken, başım ağrıdı büyü mü var, evlenemiyorum biri birşey mi yaptı, sevgilim terketti eyvah büyü var...vs. İşte bu hocaların geçim kapısı. Ortada hiç bir şey yokken büyü var deyip insanları sövüşlüyorlar. Muhtemelen sizin can kulağıyla dinlediğinizi görünce bir iki de şundan sövüşlesem kârdır diye düşünmüştür. Bırakın artık bu işleri. Bakın ben size bir olay anlatayım. Benim yeğenim bir kaç yıl önce üniversitede okurken, böyle bir bunalım yaşıyor. Ya eve geliyorum daralıyorum, içim sıkılıyor, devamlı mutsuz oluyorum acaba bana büyü mü yaptı biri diye düşünüyordu. Hocanın birine gitmiş. Hoca (Allah ondan razı olsun) kızım demiş hayatı hiç ölmeyecek gibi yaşıyorsunuz, gençlerin hepsi böyle ne yazık ki. Büyü müyü yok. Büyü kafanızda.. Sizinki şımarıklık. Bir eli yağda bir eli balda hiç bir sıkıntı yok ama inanç boşluğu var. Bak sana söylüyorum hoca hoca dolaşma büyü var bozalım deyip paranı afiyetle yerler. Git evine Allah'ı hatırla, dua etmeyi hatırla, dünyaya deli gibi bağlı yaşamayın, her istediğiniz olsun diye kendinizi parçalamayın...vs çok uzun bir nasihat çekmiş bizimkine. Gözleri ışıl ışıl geldi. Bundan sonra herşey farklı olacak dedi. Oldu da... Bırakın bu boş işleri. Tevekkülü öğrenin. Yedirecek paranız varsa da başka hocaya gidin, daha başkasına gidin...Böyle konular da açmayın buraya. Çantasında ayet bulmuş hemen hesap alıp siteye koyuyor büyü mü bu diye. Millet nereden bilsin büyü olduğunu ya da olmadığını. Biz sitenin formatını çoktan değiştirdik. Arşivimizde bütün bilgiler var. Oradan okuyup bilgi sahibi olsun insanlar...
  12. 4 points
    Portakallı Anne Kurabiyesi Malzemeler; 2 adet yumurta 1,5 su bardağı toz şeker 1 su bardağı sıvıyağ 1 portakalın suyu ve kabuğunun rendesi 1/2 su bardağı yoğurt 5 su bardağı un 1 paket kabartma tozu 1çay kaşığı karbonat 1 yumurta çırp Kurabiyelerin üstüne sür, bıçakla artı yaparak kes üstüne dövülmüş ceviz ekle Tüm malzemeleri sırası ile karıştırın. Karbonat ve kabartma tozunu unla beraber karıştırarak ekle, 180 derecede 25 dk pişer. Afiyet olsun,
  13. 4 points
  14. 4 points
    domuz gribi ve Allahın cezası çinden de bir başka grip mikrobu dünyayı tehdit ediyomuş oh ne ala ne ala Dünyadaki en zehirli örümcek türleri arasında gösterilen "Huni Ağ Örümceği"nin ısırdığı kişi 15 dakika içinde yaşamını yitirebiliyor. avusturalyadaki uzun süren yangınların ardından doğal düşmanlarının yok olması nedeniyle hunuli örümcekler çoğalmış ve yaşam alanlarına yayılmış ıyyyy iğrenç ve korkunç tek kelimeyle bu arada 2 metre sıçrayabiliyomuş ne güzel dimi
  15. 4 points
    Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun. Daha önce yazılmış ama konuya farklı bir açıdan katkıda bulunmak amacıyla ekliyorum. Allah, yararlanmayı nasip etsin. Sıkıntıya düşen kardeşlerimiz hangisini okusam daha etkili olur diye öğrendiği her şeyi okumaya gayret ediyor ama bu pek doğru değil. Evet, öğrendiğimiz her duayı okumakta sakınca yok ama bir hedef için okuyorsak daldan dala atlamamalıyız. Açıklayıcı olması bakımından bir örnek olarak şunu söyleyebiliriz: Amacınız Süleyman'a ulaşmak iken bir caddeye çıkıp Ahmet, Mehmet, Nazan, Süleyman, Mustafa vs. diye tüm isimleri seslenirseniz size bir zararı olmaz ama Süleyman'a ulaşmanız da kolay olmaz. Aynı amaç için bir caddeye çıkıp sürekli Süleyman diye seslenirsek ona ulaşmamız daha kolay olur. Süleyman'ın kendisi yanımızdan geçmese de onu tanıyan biri 'seni arıyorlar' mesajımızı ulaştırabilir. Buradan hareketle diyebiliriz ki sıkıntı halinde olan, bir amaca ulaşmayı dert edinen belirli bir duada, uygulamada karar kıldıktan sonra sürekli onu okumalıdır. Sürekli aynı zikir ile aynı duayı dile getirirken yanımızdan geçen melekler ve mümin cinler de bize katılacak, günahsız ağızların da aminleriyle amacımıza ulaşmak kolaylaşacak. Dünyanın neresinde hayata başlarsak başlayalım, hangi yol ve yöntemlerle yaşarsak yaşayalım sonuç değişmez, hepimiz ölüme çıkarız. Dua da böyledir... Hangi zikir ile yola çıkarsak çıkalım sesimizi işiten ve dileğimize cevap verecek olan aynıdır, değişmez. Allah, tüm sesleri işiten ve tüm dilekleri yerine getirendir. Öyle ise daldan dala atlayarak değil, sürekli aynı ton ve aynı kelimelerle kapıyı çalmaya gayret edelim. Cenab-ı Mevla cümle hayır dualarımızı kabul buyursun. Mutlaka söylenmesi gerektiğini düşündüğüm için yaptığım girişten sonra konuya dönebiliriz. Hakkınızı helal edin. Sıkıntıda olan arkadaşlara Enbiya Suresi 87. ayetin son bölümünü yani Yunus Aleyhisselamın balığın karnında yaptığı zikri tavsiye edeceğim. Doğru yapan ve doğru okuyan Allah'ın izniyle mutlaka sonuç alacaktır. Ayet-i Kerime olduğu için erkeklere ayrı kadınlara ayrı yazıyorum, herkes kendi yolundan yürüsün, Allah kabul etsin. ERKEKLER ŞÖYLE YAPSIN: Önce niyet, çünkü ameller niyetlere göredir. Yatsı namazından sonra ya da gece yatarken 40 gün hiç ara vermeksizin Yunus Aleyhisselamın zikriyle .......... sıkıntı ya da ....... hacet için okumaya niyet edelim. İmsak vaktinin girmesinden sonra sabah namazının sünnetini evimizin misafire ve oturmaya açık bir odasında kılıyoruz ve yerimizden kalkmadan, acele etmeden, başka şeylerle uğraşmadan, odaklanarak; 11 kere estağfirullah el aziym (Günahlarımızdan tevbe ediyoruz. Azim olan güçlü olan Allah'tan af diliyoruz. Bildiğiniz başka bir istiğfar da olabilir ama sayı kesinlikle 11), 11 kere La ilahe illallah (Allah'tan başka tapınılacak, sözü dinlenecek, emrine uyulacak, yolunda gidilecek bir ilah yoktur. Yalnızca Allah var ve her an her halimizle O'nun huzurundayız. Manayı böyle düşünelim ve acele etmeden okuyalım. La kelimesini dört elif kadar uzatıyoruz, kalbimizi de bunu söylemeye zorluyoruz, olmasa da zorlamaya çalışın çünkü bu zamanla oturur. Kalp uyanmadan dile gelmez, bu zaman alacak bir iş ama siz daima yapmaya gayret edin.) 11 tamam olunca Muhammedun Rasulullah diyerek tevhidi tamamlayalım. 11 kere Efendimiz Aleyhisselama selatü selam okuyalım. (Bildiğiniz selatü selamlardan birini okuyabilirsiniz ama ben şunu tavsiye ederim: "Allahumme salli alâ seyyidina Muhammedin adede mâ fî ilmillahi salaten dâimeten bi devami mülkillah." Koyu yaptığım yerler ayn harfidir dikkat edelim. Manası: Allah’ım, Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhisselama senin ilmin adedince ve hükümranlığın devam ettiği müddetçe salat ve selam eyle.) 100 kere Subhanallahi ve bihamdihi estağfirullah (Koyu yaptığım h harfleri gırtlaktan çıkarılıyor. Doğru yapalım. Bunu "Subhanallahi ve bihamdihi Subhanallahil aziym estağfirullah" şeklinde de okuyabilirsiniz. Okumamız tamam olunca sabah namazının farzını kılmak üzere camiye çıkalım. Sabah namazının farzını cemaatle kılarak bu okumayı yaparsanız ve harfleri de doğru çıkarırsanız Allah'ın izniyle mutlaka hedefe ulaşırsınız. Cemaate çıkma imkanı olmayanlar pekala evinde de devam edebilir ama cemaate çıkmak etkiyi kesinlikle artırır. Çünkü bizim namazımız veya duamız kabul olmasa da cemaatin içinde namazı kabul edilen ya da duası kabul edilen biri olabilir. Allahu Teala birinin namazını ya da duasını kabul ederse o anda cemaatte bulunan herkes bundan nasibini alır. Bu nedenle mutlaka namaza camiye çıkalım fakat olur ya bir korkudan dolayı yahut bir evde kalma mecburiyetinden dolayı camiye çıkamıyorsanız uygulamaya evinizde de devam edebilirsiniz. Okumamız tamam olunca sabah namazının farzını kılıyoruz. Selam verdikten hemen sonra mümkünse yerimizden kalkmadan değilse uygun bir yere geçerek bir kere Efendimiz Aleyhisselama selatü selam okuyoruz ve ayeti kerimeyi okumaya başlıyoruz: لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ سُبْحَانَكَۗ اِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَۚ Tam 40 kere, ne bir eksik ne bir fazla tam 40 kere "La ilahe illa ente subhaneke inni küntü minezzalimiyn" (Enbiya Suresi 87. ayetin sonu) Okumada belirlenen sayılar rastgele değildir. Bunlar anahtarın dişleri gibidir. Anahtarın dişi nasıl eksik ya da fazla olunca kapıyı açmazsa okumada belirlenen sayı da eksik ya da fazla olursa hedefe doğru ulaşmaz. 40 sayısına çok dikkat edeceğiz. Okumayı tamam edince bir kere daha selatü selam okuyoruz. Ardından sıkıntımız çok ağırsa 1000 kere normal ise 500 kere "La havle ve la quvvete illa billahil aliyyil aziym" okuyoruz. Tamam olunca yine bir kere selatü selam okuruz. Başlarken yaptığımız niyetin kabulü için 21 kere besmele 7 kere Fatiha okuyarak uygulamayı tamamlarız. Evet, 40 gün sabah namazının ardından 40 kere bu şekilde okuyarak devam edeceğiz. İtikadınız doğru oldukça ve doğru yaptıkça göreceksiniz ki 40 gün tamam olmadan Allah'ın izniyle amacınıza ulaşacaksınız. Dilerseniz ikinci ve üçüncü bir kırk daha tamamlayabilirsiniz. İşrak namazını bekleyecekseniz bu okumayı 300 besmele ve 40 kere de Ali İmran Suresi'nin 26 ve 27. ayetlerini okuyarak sürdürebilirsiniz. Ayeti kerimeler aşağıdadır. Allah kabul etsin. قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴿ ٢٦ ﴾ تُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۘ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّۘ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ KADINLAR ŞÖYLE YAPSIN: Erkekler için yazdıklarımla kadınlar için yazdıklarımın iskeleti aynı sadece bir kaç küçük fark olacak ama ben o yazıyı aynen aktarıyorum ki karışıklık olmasın: Önce niyet, çünkü ameller niyetlere göredir. Yatsı namazından sonra ya da gece yatarken özel günlerimiz hariç 40 gün hiç ara vermeksizin Yunus Aleyhisselamın zikriyle .......... sıkıntı ya da ....... hacet için okumaya niyet edelim. İmsak vaktinin girmesinden sonra sabah namazının sünnetini mümkünse yatak odamızda ama mutlaka yatak odamızda, mümkün değilse yatak odamıza en yakın kuytu yerde kılıyoruz. Erkekler için cemaate çıkmak, kadınlar için yatak odasında kılmak daha faziletlidir. Kadın ne kadar örtülüyse, ne kadar gizliyse takvada o kadar yüksektir. Buradan açık olan kardeşlerimiz yanlış bir mana çıkarmasınlar. Neden yatak odasında kılınmalı onu anlatmaya çalışıyorum. Sünneti kıldıktan sonra yerimizden kalkmadan, acele etmeden, başka şeylerle uğraşmadan, odaklanarak; 11 kere estağfirullah el aziym (Günahlarımızdan tevbe ediyoruz. Azim olan güçlü olan Allah'tan af diliyoruz. Bildiğiniz başka bir istiğfar da olabilir ama sayı kesinlikle 11), 11 kere La ilahe illallah (Allah'tan başka tapınılacak, sözü dinlenecek, emrine uyulacak, yolunda gidilecek bir ilah yoktur. Yalnızca Allah var ve her an her halimizle O'nun huzurundayız. Manayı böyle düşünelim ve acele etmeden okuyalım. La kelimesini dört elif kadar uzatıyoruz, kalbimizi de bunu söylemeye zorluyoruz, olmasa da zorlamaya çalışın çünkü bu zamanla oturur. Kalp uyanmadan dile gelmez, bu zaman alacak bir iş ama siz daima yapmaya gayret edin.) 11 tamam olunca Muhammedun Rasulullah diyerek tevhidi tamamlayalım. 11 kere Efendimiz Aleyhisselama selatü selam okuyalım. (Bildiğiniz selatü selamlardan birini okuyabilirsiniz ama ben şunu tavsiye ederim: "Allahumme salli alâ seyyidina Muhammedin adede mâ fî ilmillahi salaten dâimeten bi devami mülkillah." Koyu yaptığım yerler ayn harfidir dikkat edelim. Manası: Allah’ım, Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhisselama senin ilmin adedince ve hükümranlığın devam ettiği müddetçe salat ve selam eyle.) 100 kere Subhanallahi ve bihamdihi estağfirullah (Koyu yaptığım h harfleri gırtlaktan çıkarılıyor. Doğru yapalım. Bunu "Subhanallahi ve bihamdihi Subhanallahil aziym estağfirullah" şeklinde de okuyabilirsiniz. Okumamız tamam olunca sabah namazının farzını farzını kılıyoruz. Selam verdikten hemen sonra yerimizden kalkmadan bir kere Efendimiz Aleyhisselama selatü selam okuyoruz ve özel günümüzde değilsek (Özel günümüzde yapacaklarımız aşağıda) ayeti kerimeyi okumaya başlıyoruz: لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ سُبْحَانَكَۗ اِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَۚ Tam 40 kere, ne bir eksik ne bir fazla tam 40 kere "La ilahe illa ente subhaneke inni küntü minezzalimiyn" (Enbiya Suresi 87. ayetin sonu) Okumada belirlenen sayılar rastgele değildir. Bunlar anahtarın dişleri gibidir. Anahtarın dişi nasıl eksik ya da fazla olunca kapıyı açmazsa okumada belirlenen sayı da eksik ya da fazla olursa hedefe doğru ulaşmaz. 40 sayısına çok dikkat edeceğiz. Okumayı tamam edince bir kere daha selatü selam okuyoruz. Ardından sıkıntımız çok ağırsa 1000 kere normal ise 500 kere "La havle ve la quvvete illa billahil aliyyil aziym" okuyoruz. Tamam olunca yine bir kere selatü selam okuruz. Başlarken yaptığımız niyetin kabulü için 21 kere besmele 7 kere Fatiha okuyarak uygulamayı tamamlarız. Eğer özel günümüzdeysek o zaman İmsak vakti ile güneşin doğma saati arasında; 11 kere estağfirullah el aziym (Günahlarımızdan tevbe ediyoruz. Azim olan güçlü olan Allah'tan af diliyoruz. Bildiğiniz başka bir istiğfar da olabilir ama sayı kesinlikle 11), 11 kere La ilahe illallah (Allah'tan başka tapınılacak, sözü dinlenecek, emrine uyulacak, yolunda gidilecek bir ilah yoktur. Yalnızca Allah var ve her an her halimizle O'nun huzurundayız. Manayı böyle düşünelim ve acele etmeden okuyalım. La kelimesini dört elif kadar uzatıyoruz, kalbimizi de bunu söylemeye zorluyoruz, olmasa da zorlamaya çalışın çünkü bu zamanla oturur. Kalp uyanmadan dile gelmez, bu zaman alacak bir iş ama siz daima yapmaya gayret edin.) 11 tamam olunca Muhammedun Rasulullah diyerek tevhidi tamamlayalım. 11 kere Efendimiz Aleyhisselama selatü selam okuyalım. (Bildiğiniz selatü selamlardan birini okuyabilirsiniz ama ben şunu tavsiye ederim: "Allahumme salli alâ seyyidina Muhammedin adede mâ fî ilmillahi salaten dâimeten bi devami mülkillah." Koyu yaptığım yerler ayn harfidir dikkat edelim. Manası: Allah’ım, Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhisselama senin ilmin adedince ve hükümranlığın devam ettiği müddetçe salat ve selam eyle.) 100 kere Subhanallahi ve bihamdihi estağfirullah (Koyu yaptığım h harfleri gırtlaktan çıkarılıyor. Doğru yapalım. Bunu "Subhanallahi ve bihamdihi Subhanallahil aziym estağfirullah" şeklinde de okuyabilirsiniz. Sıkıntınızın durumuna göre 1000 kere veya 500 kere "La havle ve la quvvete illa billahil aliyyil aziym" okuyoruz. Tamam olunca en az bir kere selatü selam okuyoruz. Evet, 40 gün sabah namazının ardından 40 kere bu şekilde okuyarak devam edeceğiz. Bu 40 gün ayeti kerimeyi okuyabildiğiniz 40 gün... Özel günlerinizde okuduğunuzu da dahil ederek 40 gün tamam oldu hatasına düşmeyiniz. İtikadınız doğru oldukça ve doğru yaptıkça göreceksiniz ki 40 gün tamam olmadan Allah'ın izniyle amacınıza ulaşacaksınız. Dilerseniz ikinci ve üçüncü bir kırk daha tamamlayabilirsiniz. Biraz uzun oldu ama emin olun çok güçlü bir yol yazdım. Allah faydalanmayı ve bu fakire bir duada bulunmayı nasip etsin. Allah'a emanet
  16. 3 points
    Sanki terk edilmiş bir viraneyim, Her yanım dağılmış yıkılmışım ben, Üstüne basılan taslar misali, Paramparça olmuş dağılmışım ben, Çaresiz kalmışım gözlerim şaşkın, Çile rüzgarında savrulmuşum ben, Dertler derya olmuş bende bir sandal, Devrilip batmışım boğulmuşum ben, Tutunacak hiçbir dalım kalmadı, Bir ağaç misali kurumuşum ben, Sanki bir köleyim sanki bir esir, Yerlerden yerlere atılmışım ben, Çaresiz kalmışım gözlerim şaşkın, Çile rüzgarında savrulmuşum ben, Dertler derya olmuş bende bir sandal, Devrilip batmışım boğulmuşum ben
  17. 3 points
    Göbek Basen Eriten Kabızlığı Gideren İçecek
  18. 3 points
  19. 3 points
  20. 3 points
    Eğer buzdolabında yiyeceğin, giyecek temiz kıyafetlerin, uyuyacak bir yerin ve başının üstünde bir çatın varsa dünyanın %75 inden daha Zenginsin... Cüzdanında paran varsa Ve istediğin yere gidiyorsan dünyanın en Zengin %18 indensin.. Bu mesajı okuyabilir ve Gerçekten anlayabilirsen Dünyadaki dinlemeyen Düşünmeyen ve Anlamayan 3 Milyar İnsan dan daha Şanslısın... Hayat Şikayet Etmek Değildir... Mutlu Olmak İçin Nedenler Bulmaktır... Şükür etmek İçin.. Elhamdulillah...
  21. 3 points
    Allâhümme rabbî. Münzilel kur-âni hâzâ şehru ramadânellezî ünzile fîhil kur-ânu kad tesarrame yâ rabbi fe-eûzü bi vechikel kerîmi en lâ yatlual fecru min leyletî hâzihî ve yahruce ramadânu veliye zenbün türîdü en tüazzibenî bihî yevme liqâike yâ rabbel âlemîn.
  22. 3 points
    Iyi bayramlar. Her günümüz bayram olsun
  23. 3 points
  24. 3 points
    Sarhoşken Söylenen Her Söz, Ayıkken Düşünülmüştür
  25. 3 points
    B12 İhtiyacını Tek Başına Karşılıyor Vücudun kırmızı kan hücrelerinin üretilmesinde büyük önem taşıyan B12 vitamini, özellikle hayvansal dokularda bulunur. B12 vitaminin eksiliği beraberinde birçok sağlık sorununu getiriyor. B12 eksikliği kuvvetsizlik, yorgunluk, iştah kaybı, kabızlık, el ve ayaklarda uyuşma gibi semptomlara sebep olabilir. B12 vitamini, kobalamin olarak bilinen vitamindir Vücudun kırmızı kan hücrelerinin üretilmesinde büyük önem taşır. İnsan vücudu her dakika milyonlarca kırmızı kan hücresi üretir. Bu hücreler, B12 vitamini olmadan düzgün bir şekilde çoğalamazlar. B12 vitamini düzeyleri çok düşük olduğunda kırmızı kan hücrelerinin üretimi azalır. Ağır derecede B12 eksikliği ise yorgunluktan çok daha ağır sorunlara neden olabilir. Örneğin; sinir fonksiyonlarının bozulduğu kronik hastalıklar ortaya çıkabilir. Özellikle yaşlılarda B12 vitamini eksikliği daha fazla hissedilir. B12 vitamini yalnızca dışarıdan besinler yoluyla alınabilmektedir. Vücudun kendisinin üretebildiği bir vitamin değildir. B12 vitamini hakkında önemli açıklamalarda bulunan Dr. Muammer Yıldız, B12 vitamini hangi besinlerde bulunduğunu da sıraladı. İşte ayrıntılar… Vücudun üretmediği ancak en çok ihtiyaç duyduğu vitaminlerden biri olan B12 günümüzde de en çok şikayet edilen eksikliklerden biridir. Özellikle hamile kadınların alması gereken ek vitamin takviyelerinden biri olan B12 DNA yapısının oluşumu ve sinir sistemi için vazgeçilmez bir vitamindir. Hayvansal gıdalarda bulunan B12 vitamini et ve tavuk tüketmeyen kişilerde en çok yaşanan eksikliktir. Anemi (kansızlık), nörolojik ve ruhsal bozukluk gibi üç temel rahatsızlığa zemin hazırlayan B12 eksikliği zamanında tedavi edilmediğinde daha ciddi rahatsızlıklara neden olabilir. Bağırsaklarda bulunan bakterilerle sentezlenip su da çözülebilen B12 vitamini vücutta kırmızı kan hücrelerinin çoğalmasını destekler. B12 VİTAMİN EKSİKLİĞİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR? – Bağırsakların çalışması için etkin olan B12 vitamini eksilince bu çalışma ya yavaşlar ya da hızlı çalışır. Bu yüzden bağırsak besinleri çözümlemekte ya zorlanır ya da hızlı çözer. Kabızlık ve sürekli ishal gibi iki farklı sindirim sorununa neden olur. Bu besinler B12 deposu… – Sinir uçlarının daha sağlıklı çalışması ve vücut içerisindeki alışverişi sağlamak için B12 vitamini gereklidir. Ancak B12 vitamini eksilince sinir hücreleri yeteri kadar beyne uyarıcı veremez bu da beyin yorgunluğunu artırır. Buna bağlı stres ve gerginlik gibi ruhsal rahatsızlıklar artar. – Vücudun hastalıklara karşı direncinin azalmasının nedenleri arasında B12 vitamin eksikliği vardır. Özellikle sürekli grip ve yorgunluk halleri bu yüzden yaşanır. – B12 vitamin eksikliğinin en belirgin belirtileri ise tırnak kırılması ve saç dökülmesidir. Zayıflayan sinir hücreleri gerekli vitamin ve mineralleri vücutta ölü hücrelere yetiştiremediklerinde buralara yenilenen kök hücreler zayıflar. Bu da kırılmaya ya da dökülmeye neden olur. – Kas ve kemiklerin zayıflaması ayrıca gün içerisinde kişinin vücut enerjisinin çabuk tükenmesi de B12 eksikliği belirtileri arasındadır. – Nadirende olsa vücudun ısı oranı artar. Ter bezleri hızlı çalıştığından ateş basması ve terleme olayları sıklıkla yaşanır. Bu havalar bağlı ortaya çıkmaz. – Ellerde ve ayaklarda sürekli karıncalanma ve yanma hissinin artmasının yanı sıra konuşmada zorluk çekme ve hafıza geriliği en ciddi belirtileri arasındadır. B12 VİTAMİNİN FAYDALARI NELERDİR? – Metabolizmanın çalışmasını destekler. – Doğurganlık oranını yükseltir. – Hücrelerin yenilenmesini sağlar. – Hastalıklara karşı vücut direncini artırır.– Sinir hücrelerin vücut içerisindeki alışverişini olumlu etkiler. İŞTE EN ÇOK B12 VİTAMİNİ BULUNAN BESİNLER DENİZ ÜRÜNLERİ Vücudun günlük B12 vitamini ihtiyacını karşılamada en etkili besinler deniz ürünleridir. Özellikle somon balığı bu türlerden en etkilisidir. Uzmanlar en az haftada iki defa balık ürünleri tüketerek vücudun temel ihtiyacı olan vitamin eksikliğinin giderilmiş olacağını vurgular. ET Hayvanlarda daha fazla bulunan B12 vitamini bakımından özellikle ciğerlerde bulunur. Uzmanlar ortalama bir insanın günlük 100 gram et dışında ciğer tükettiklerinde bu eksikliği fazlası ile giderileceğini belirtiyor. SÜT VE SÜT ÜRÜNLER İçerisinde B12 vitamini fazla olan peynir tam bir kalsiyum ve potasyum deposudur. Aynı şekilde yoğurtta bu eksikliği gideren besinler arasındadır. Sütün içerdiği laktoz alerji yapısı nedeniyle sık tüketilmesi önerilmediğinden işlenmiş hali ile bu açığı kapatabilir. MANTAR Ayrıca hayvansal besinlerde yüksel bulunan B12 vitamini bitki olarak ise sadece mantarda fazla bulunur. Günlük bir tabak mantar ile bu eksiklik giderilebilir. Kaynak: https://kadinakli.net
  26. 3 points
    HASTANEDE COVID-19 VİRÜSÜ HASTALIĞINDAN İYİLEŞEN HASTALARDAN ALINAN BİLGİLER 1. Vitamin C-1000'i alın. 2. E Vitamini alın. 3. 10:00 - 11:00 güneş ışığı 15-20 dakika boyunca. 4. Yumurta bir öğün. 5. Dinlenin / 7-8 saat uyuyun. 6. Günde 1,5 Litre su için ve her öğün ılık su için, su soğuk değil ılık olmalıdır. Hastanede yaptığımız şey bu. Bu, hepimize koroner virüs için pH'ın 5.5 ila 8.5 arasında değiştiğini söylemek içindir. Koroner virüsü yenmek için yapmamız gereken, virüsün pH seviyesini etkisiz hale getirecek olan daha fazla alkalin gıda tüketmektir... pH seviyesi alkalik olan gıdalardan bazıları: * Limon - 2.00-2.60 pH * Avokado - 6.27-6.60 pH. * Sarımsak - 5.8. pH * Mango - 5.80-6.0 pH. * Mandalina - 3.22-4.45 pH. * Ananas - 3.20-4.00 pH. * Portakal - 3.69-4.34 pH. * Zencefil 5.60-5.90 pH * Karnabahar 5.60 pH * Kırmızı Biber 3.10-3.62 pH * Kereviz 5.70-6.00 pH * Hindiba 5.90-6.05 pH * Ispanak 5.50-6.80 pH Sizde Korona virüsünüz olduğunu nasıl bildiniz? 1. Boğazda kaşıntı. 2. Kuru boğaz. 3. Kuru öksürük. 4. Yüksek sıcaklık. 5. Nefes darlığı. 6. Koku ve tat kaybı. Yani bunlara dikkat ettiğinizde, hızlı bir şekilde limonlu ılık su ve içecek alın... Bu bilgileri sadece kendinize saklamayın lütfen. Tüm ailenize ve arkadaşlarınıza iletin. Dikkatli olun...
  27. 3 points
    Benim bir tanıdığım var işsiz kaldığı zamanlarda abdest alarak günlük 1000 tane la havle vela kuvvete illa billahil alüyyilazim okuyor. Kısa sürede iş buluyor. Bizimki biraz sebatsız. Sıkılınca işi bırakıyor. Ama okuyup her seferinde iş bulduğuna tanık oldum. Şimdi iş yeri gelmeyin demiş. Ama maaşlarını ödüyorlarmış. Aklınıza yattıysa deneyin...
  28. 3 points
  29. 3 points
    ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI - KARGA PEŞİNDE Annem ve iki kız kardeşim ile birlikte dayımın çiftliğine gittik. Akşamüstü çiftliğe vardığımızda dayım ve eşi bizi çok candan bir şekilde karşıladılar. Hal-hatır sormalardan, iltifatlardan sonra akşam yemeği yendi. Yemekten sonra bir saat kadar sohbet edildi ve ardından geceyi geçirmek üzere odalarımıza çekildik. Ertesi sabah dayım bana çiftliğin her tarafını gezdirip gösterdi. Öğle vaktine doğru bakla tarlasına gittik. Tarlanın kenarına geldiğimizde dayım parmağı ile tarlasındaki tohumları yemekte olan kargaları işaret ederek: “ Bak Mustafa, şu kargaları görüyor musun? İşte bunlar bizim baş düşmanımız. Ben uğraşayım, çalışayım, onlar gelsinler tohumları yesin bitirsinler. Kimseye faydası olmaz şu karga murdarının. Yaptıkları anca zarar, ziyan. Bir de şu korkuluğun omuzlarına, kafasına konarlar “ gak gak “ diye öterler. Korkuluğun sadece adı korkuluk. Şu hale bak. Dört beş karga omuzlarına konmuş, yemişler tohumları, doymuşlar, güneşleniyorlar. Gel Mustafa, kovalım şunları “ dedi. Bizi gören kargalar uçup gittiler. Daha sonra dinlenmek için bir ağacın altına otururken: Dayıcığım, bu tarla hep böyle midir? dedim. Yani içinde çalışan, bekleyen olmadığı zamanlar kargalar tohumları yerler mi? Dayım: “ Yerler Mustafa’m yerler. Bunlar sahipsiz bir tarla görmesinler. Onu, yirmisi toplanır gelir. Böyle gündüzleri tarlada beklemezsen birkaç haftaya kalmaz toprakta bir tek tane bırakmazlar” dedi. Bunun üzerine konuyu toparlama ihtiyacı hissettim: Peki dayıcığım, o zaman kargalar tohumları yiyip bitirmesinler diye sabahtan akşama kadar bekçilik yapmak zorunda kalıyorsunuz. “ Aynen dediğin gibi oluyor Mustafa. Çiftlikte yapılacak bir sürü iş varken, ben buraya gelip karga peşinde koşuyorum. Ne yaparsın ki, bu bakla tarlası çok önemli. Baklalar olgunlaşınca hem kendimize yemeklik oluyor, hem de arabaya yükleyip pazarda satıyorum; iyi de para ediyor. “ Demek ki burada bekçilik yapmak işleriniz için büyük engel teşkil ediyor, sevgili dayıcığım. O halde izin verirseniz yarından tezi yok kardeşim Makbule ile gelip burada bekleriz. Siz de çiftlikteki işleri yoluna koyarsınız. Kargaların tarlanızdan bir tek tohum yemelerine izin vermeyeceğimi bilmenizi isterim. “ Hay, sen aklınla bin yaşa, Mustafa! Bak bu hiç aklıma gelmemişti. Daha önce defalarca düşünüp de içinden çıkamadığım bu büyük sorunu kolayca çözüverdin. Bugün akşama kadar burada kalırız. Tarla bekçiliği nasıl yapılır iyice öğrenirsin. Zaten zor bir tarafı yok canım. Biraz dikkatli olup kargaları kollaman yeterli. Akşama çiftliğe dönünce annene ben söylerim. Onun da rızasını almak lazım. “ Ertesi sabah erkenden yengemin hazırladığı börekleri bir torbaya koyduk ve Makbule ile birlikte dayımın bakla tarlasına geldik. Gelir gelmez de, tarlaya inen kargaları kovalamaya başladık. Öğle vaktine doğru ikimiz de çok yorulmuştuk. Bunun sebebi: Bir defa tarla oldukça büyüktü. Bir tarafa üç beş karga tohumları yemek için gelseler Makbule ile koşuyor, kargaları kovalıyorduk. Aynı kargalar uçuyorlar, tarlanın öteki tarafına iniyorlardı. Tarlanın bir başından bir başına koşup durmak bizi yormuştu. İşin içine başka kargalar da karışınca durum iyice çekilmez hal almıştı. Öğle vakti bir köşede oturup yengemin hazırladığı börekleri yerken Makbule’ye sorunu kökünden halledecek bir yöntem bulduğumu söyledim ve şunları ekledim: Makbule, kargaların bize oynadığı oyunun bilmem farkında mısın? Biz bu tarlaya gelir gelmez acemi olduğumuzu anladılar. Uygulamak istediğim yöntem oldukça basit. Tarlanın ortasında bulunan kulübenin içinden tarlayı enlemesine bölen bir çizgi çektiğimizi farz edelim. Bu çizgi tarlayı iki eşit parçaya böler. Yukarı tarafta kalan parça biraz meyilli, burası benim olsun. Aşağı tarafta kalan parça dümdüz, burası da senin olsun. Herkes kendi bölgesindeki kargaların kovalanmasından sorumlu olacak. Eğer kendi bölgenin ortalarına yakın bir yerde durmaya özen gösterirsen sabahki yorgunluğunun yarıya indiğini anlayacaksın. Şimdi konuyla ilgili bana sormak istediğin bir şey var mı? “ Ne diyebilirim ki Mustafa abi. Sen yapmamız gerekeni anlattın. Burada bana düşen görev anlattıklarını eksiksiz olarak uygulamamdır. “ Aferin sana Makbule. Senin gibi söz dinleyen, kavrayışı kuvvetli bir yardımcı ile çalışmak benim için şereftir. Bu başarı sadece benim değil, ikimizin başarısı olacaktır. Şimdi biraz acele edelim, böreklerimizi yiyelim de işe başlayalım. Bak kargalara, meydanı boş bulunca nasıl da çoğalıverdiler. Belki şu an için tarlanın üstünde uçmaktan başka bir şey yaptıkları yok ama eğer acele etmezsek birer ikişer tarlaya inmeye başlayacaklarına eminim. Dayıma, kargaların tarlanızdan bir tek tohum yemelerine izin vermeyeceğim, diyerek söz vermiştim. Kendi buluşum olan yöntem başarılı olmuştu. Akşamüstü hava kararmaya başladığında kargalar geceyi geçirmek için konaklama yerlerine giderlerken aç ve yorgundular. Çiftlikte yenen akşam yemeğinden sonra Makbule, o gün olanları ve kargaların perişan bir şekilde gidişlerini anlatırken, odada bulunanlar kahkahalarla gülmekten kendilerini alamıyorlardı. Annem, “ Benim Mustafa’m çok akıllıdır “ diyerek gururla alnımdan öperken, vakur halimi hiç bozmadan duruyor, sadece gülümsemekle yetiniyordum. ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: VATAN SEVGİSİ Kız kardeşim Makbule rahatsızlandığı için çiftlikte kalmıştı. Bugün tek başıma bakla tarlasında bekçilik yapacaktım. Şu karga kovalama işinin pek bir zorluğu kalmamıştı. Bakla tarlasına gelmeye başladığım ilk günlerde kargalar benim zorlu bir rakip olduğunu anlamışlar ve uyguladığım yöntemi müthiş bir mücadele örneği göstermelerine karşın boşa çıkaramamışlar, çekilip gitmişlerdi. Sabah erkenden bakla tarlasına gelince tarlanın ortasında bulunan kulübenin önüne bir sandalye çıkarıp oturdum. Aradan yarım saat geçmeden canım sıkılmaya başlamıştı. Böyle boş oturmak bana göre değildi. Ben bir şeylerle meşgul olayım, bir işe yarayayım, faydalı olayım istiyordum. Dayımın bakla tarlasında bekçilik yapmakla bir işe yarıyordum, faydalı oluyordum fakat bunlar yeterli değildi. Ne yapabilirdim? Kulübede birkaç tane ders kitabı vardı. Kitap en iyi arkadaştı. Okurdum, öğrenirdim, fikirlerim gelişirdi. Bir kitap alıp okumaya başladım. Böylesi çok daha iyiydi, hem artık canım sıkılmıyordu. Aradan iki saat geçmişti. İlerdeki tarlaların arasındaki patika yoldan yaşlı bir adamın geldiğini gördüm. Yaşlı adamın yanında bir kuzu vardı. Onun gelip tarlanın kenarındaki bir ağacın altına oturmasını fırsat bilerek yerimden kalktım, kitabı kulübeye bıraktım ve yaşlı adamın yanına gittim. Söze şöyle bir giriş yaptım: Merhaba dede, nereye böyle? Yaşlı adam: “ Yolcuyum ben evlat, kasabaya oğlumun yanına gidiyorum. Bu kuzuyu toruna hediye olarak gö türüyorum. Geçen ay köye gelmişlerdi, bir hafta kaldılar. Torun kuzu diye tutturmuştu. Ben de, şimdi çok küçükler, biraz büyüsünler bir tane sana getiririm dediydim. Alsın kuzuyu besleyip büyütsün. Dünyada en önemli şey sevgidir. Sevgisiz kalmış bir insan kuru bir ağaca benzer. Zamanında onun kalbine sevgi tohumu ekilmemiştir, sevmek öğretilmemiştir. Bir bilinmezlik içinde bocalar durur. Yüzyıllardır süregelen anlamsız kargaşayı sevgi yoksunu insanlar çıkardılar. Toplumları birbirine düşman ettiler. Sonuçta bunun acısını insanlık çekti. İnsanlara sevgiyle yaklaşmalı, onların kalplerine sevgi tohumu ekmeliyiz. Sevmek çok güzel bir duygudur ve insanı hayata bağlar. Sevelim, sevilelim, hayatın tadına varalım. “ Yaşlı adam konuşurken oturmuş ve anlattıklarını ilgiyle dinlemiştim. Şimdi söz hakkı benimdi: Dede, bazı insanlar nedense vatanlarını sevmiyorlar. Ben vatanımı çok seviyorum ve bu vatanın evladı olduğum için gurur duyuyorum. Şimdi vatanlarını sevmeyenler vatanını sevmeyi nasıl öğrenecek ve ben vatan sevgimi nasıl geliştirebilirim. Tavsiyelerin neler olacak? Yaşlı adam gülümseyerek: “ Evlat, adını demedin bana, neydi adın? “ deyince: Dede, benim adım Mustafa, dedim. Bunun üzerine yaşlı adam: “ Sana tavsiyem Büyük Vatan Şairi Namık Kemal olacak. Namık Kemal, türlü engellemelere karşın vatanını çok sevdiğini haykırmaktan çekinmedi. Bu uğurda çok acı çekti, fakat hiçbir acı O’nu vatanına hizmetten alıkoyamadı. “ Bundan sonra Namık Kemal’in şiirlerini daha bir önem vererek okuyacağıma söz veriyorum. Dede, mutluluk nedir sence? Ben mutlu olmak insandan insana değişebilir diyorum, dedim. Yaşlı adamın mutluluk hakkında söyledikleri şunlar oldu: “ Mutluluk yaşamsal bir gerçektir yani yaşamda mutluluk vardır ve her insanın mutluluğu ayrıdır. Hakkın olan mutluluğu başkalarının mutluluğuna gölge düşürmeden istemek sana kalmıştır. Mutlu olmak için büyük şeyler istemek gerekmez. İnsan isterse bir kelebeğin uçuşunu görüp mutlu olabilir. Her neyse Mustafa yavaş yavaş kalkayım. Hava kararmadan kasabaya varmalıyım. Anlattıklarımın sana bir parça faydası olduysa ne mutlu bana. İyi günler dilerim. “ “ Ne demek dede, hem de çok faydası oldu. Ben de sana iyi günler dilerim. Yolun açık olsun “ dedim. Yaşlı adam gittikten sonra kulübeye döndüm ve sandalyeye oturarak konuşulanları düşünmeye başladım. ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: ÇİFTLİKTEKİ HIRSIZ Bir akşam yemeği sonrasında çiftlikteki odada oturulmuş ve gündelik olaylar konuşuluyordu. Dayım Hüseyin Ağa: “ Yarın erkenden elma bahçesini çapalayıp, yabani otları ayıklamaya gidecektim ama çapayı bulamadım. Hanım, çapayı bir yere koymuş olmayasın? “ diye sordu. Yengem: “ Efendi, çapanın alet dolabında olması lazım. İki gün önce temizlik yaparken oradaydı. “ dedi. Dayım: “ Öyle de bugün akşamüstü baktım dolapta yoktu. Belki dedim sağa sola bırakmışlardır. Aradım, bulamadım. “ Dayımın çocukları, annem, ben ve kız kardeşlerim çapayı almadığımızı söyledik. Bunun üzerine dayım: “ Hanım, son günlerde çiftliğe yabancı biri geldi mi? “ diye sordu. Yengem: “ Hayır Efendi, kimse gelmedi. Hep biz bizeyiz. “ dedi. Dayım: “ Desene çapa sır olup uçtu. “ dedi. Fikrimi söylemek ihtiyacını hissetmiştim: Dayıcığım, çiftliğe hırsız girmiş olamaz mı? Sorduğum soru odada bulunanların üzerinde soğuk duş etkisi yaptı. Gözler benden yana döndü. Dayım: “ Ne hırsızı? “ diyebildi. Bir hırsız gelmiştir, çiftliğe girip çapayı çalmıştır. Dayım: “ İki gündür ben, yengen, annen ve çocuklar çiftliğin avlusundaydık. Ayrıca köpekler var. Onlar geceleri burada kuş uçurtmazlar. Hani dediğin olmaz diyemem ama biraz zor. Hem hırsız neden sadece çapayı alsın, öteki aletleri de alıp götürebilirdi. Bırak çapayı, aletleri, çiftlikte daha değerli pek çok eşya var. Bunlar dururken neden yalnızca çapayı aldı? “ Dayıcığım, hırsızın ya çapa çok işine yarıyor ya da çapayı satmak kolayına geliyor. Sadece çapayı almasının nedeni vereceği zararın büyük olmasını istemediğinden, yani hırsız insaflı biri. Gündüz gelse gören olurdu. Kimse onu görmediğine göre gece geldi. Köpekler hırsızı tanıdıkları için ses çıkarmadılar. Bu da hırsızın köyden biri olduğunu gösteriyor. “ Pes be Mustafa, senin zekâna diyecek yok doğrusu. Aslında ben de zeki sayılırım ama sen benden çok ilerdesin. Ortada fol yok, yumurta yok , alt tarafı bir çapa kayboldu. Bana kalsa yarın çapayı arar dururdum. Sana inanıyorum Mustafa ve yarın çapayı aramayacağım. Artık geceleri nöbet tutacağız. İlk nöbet benim. Eee, sen ne diyorsun Zübeyde, şu hırsız işine? “ “ Mustafa’nın dediklerine katılıyorum. O, boşuna konuşmaz. Söyledikleri hep doğru çıkar. Daha on yaşında ama çok akıllı. Bambaşka bir çocuk. Darısı bütün çocukların başına. “ Dayım gece yarısına kadar çiftliğin avlusunda nöbet tuttu. Daha sonra nöbeti ben devraldım. Avluyu en iyi görebileceğim yer olan çiftlik evinin birinci kat merdivenine oturdum. Alet dolabının bulunduğu kulübe yan taraftaydı. Eğer hırsız gelirse önümden geçecek ve onu rahatça görecektim. Aradan bir saat geçmişti ki karşıdaki ağaçlıktan hızlı adımlarla yürüyerek gelen bir gölgenin, alet dolabının bulunduğu kulübeye girdiğini gördüm. Gölge, o kadar rahat hareket ediyordu ki hayret edersin. Sanki babanın çiftliği, gel gir hiç korkmadan, dimdik yürü, kazma, kürek, çapa eline ne gelirse al git. Köyden olan bu adamı ay ışığı altında tanıdım. Onun mert, dürüst biri olduğunu biliyordum. Bırak dayımı, bırak çifti-çubuğu, benim küçük dostum, sen büyümüşsün küçülmüşsün ama yine büyüyorsun ve sonsuza dek büyüyeceksin diyen birinin yani bu adamın, beni hiçe saymasını, benim de bulunduğum çiftlikten bir şeyler çalmasını onuruma yediremedim. Yerimden kalktım, gittim kulübe kapısının dört-beş metre gerisinde durdum, ellerimi belime dayadım, bekledim. Biraz sonra kulübeden çıkan adam kapıyı kapadı. İki adım attı, beni gördü, elindeki kürek yere düştü. Gözleri yaşardı, belli ağlıyordu. Elinin tersiyle gözyaşlarını sildikten sonra başını sağa-sola birkaç kere salladı ve küreği yerden alarak yanımdan yürüdü, gitti. O gece sabaha kadar nöbet tuttum. Aslında benden sonra nöbet sırası dayımın oğluna geliyordu ama dayımın oğlunun yerine de nöbet tuttum. Çünkü yarın yapacağım girişimleri bir plan dahilinde belirlemek istiyordum. Adam çapayı, küreği çalmıştı ama bunun bir nedeni olmalıydı. Kimse durup dururken başkasının malını izinsiz almazdı. Bu bir suçtu fakat suçluyu suç işlemeye iten nedenler vardı. Nedenlerin sebepleri vardı. Ertesi gün öğle vakitleri adamın evine gittim. Kapıyı dokuz yaşındaki Ahmet açtı. Vay Ahmet, canım kardeşim. Nasılsın, iyi misin? Ben geldim. Ahmet: “ Hoş geldin, Mustafa abi. Sağ ol, iyiyim. “ Ayşe nerede? Neden buraya gelmiyor? Ahmet: “ Mustafa abi, Ayşe annemin yanında. Annem bir haftadır hasta. Babam annem ölmesin diye dün kasabaya yürüyerek gitti. Birisi çapa vermiş ödünç diye, onu rehin bırakıp ilaç almış. İlacı anneme içirdik. Bu sabah babam yine kasabaya gitti. Elindeki küreği rehin bırakıp ilaç alacakmış. Daha sonra babam çapayla küreği parasını ödeyip geri alacak ve sahibine teslim edecekmiş. Babamın getireceği ilaç annemi iyileştirecekmiş. Sence annem iyileşir mi Mustafa abi? “ İnsanın taş yürekli olması lazımdı bu durum karşısında ağlamaması için. Gözyaşlarımı tutamadım. Birkaç dakika sonra Ahmet ile birlikte içeri girdik. Ayşe yatakta yatan annesinin başucundaki sandalyede oturuyordu. Beni görünce ayağa kalktı. Hasta kadın kollarını iki yana açarak ona sarılmamı bekledi. Sandalyeye oturdum ama bu davranışımın sebebini açıklamam gerekti. Yengeciğim iyileşince birbirimize sarılırız. Yine eskisi gibi güzel günlerimiz olacak. Bundan sonra daha fazla evinize geleceğim. Yanlış bir hareketiniz hastalığınızın artmasına yol açabilir. Bunun için size sarılmadım. Hasta kadın zorlukla konuştu: “ Olur Mustafa. Dediğin gibi olsun. Ben de en kısa zamanda iyileşmeye bakarım. “ Daha sonra çiftliğe döndüm ve olanlardan kimseye söz etmedim. Yeni gelen ilaçları içen kadın on beş gün içinde iyileşti. Adam, başkasının tarlasında çalışarak kazandığı parayla çapayı ve küreği rehinden kurtardı. Bir gece yarısı son defa çiftliğe girerek çapayla küreği yerine bıraktı. Ben bu durumun değerlendirmesini şöyle yaptım. Akıl ve mantık çizgisinden ayrılmayan insan olmanın bilincine varır. İnsan iradesini kullanarak gerçekleri görür. Yanlışta bile olsan doğru gözünün önündedir. Gözünün önündekini görmek için göz kapaklarını aralarsın yani okuyup öğrenirsin. ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: ARKADAŞ DEDİĞİN BÖYLE OLUR Bazı günler Makbule’yi bakla tarlasında yalnız bırakıp çevrede gezmeye çıkıyordum. Bir gün gezerken bir kaval sesi duydum. Bu kavalı kimin çaldığını merak edip kaval sesinin geldiği tarafa doğru yürüdüm. Biraz gidince baktım ilerdeki bir ağacın altında on yaşlarında bir çoban kaval çalıyor, etrafında da koyunlar otluyordu. Bu çocuğun kavalıyla yarattığı sihirli dünyasını bozmak istemedim. Varsın çalsın garip, diye düşündüm. Ben de o kaval çalmayı bırakıncaya kadar burada oturur, beklerim. Aradan yarım saat geçti. Çocuk, türküler, oyun havaları çaldıktan sonra kavalını ağaca yasladı ve azık torbasını açıp yanında getirdiği yiyecekleri yemeye başladı. Oturduğum yerden kalktım, çocuğun yanına doğru yürümeye başladım. Karşıdan birisinin gelmekte olduğunu otların hışırtısından duyan çocuk başını kaldırdı. Çocuğun yanına gelince gülümseyerek: Merhaba arkadaş, afiyet olsun, dedim. Benim adım Mustafa. İzin verirsen yanına oturmak istiyorum. Çoban çocuk: “ Tabii gel gel, buyur şöyle “ dedi. “ Hem bak acıktıysan hiç çekinme ye bir şeyler karnını doyur. Yemezsen, darılırım. “ Çocuğun yanına oturdum. Sessizce ikimiz birlikte yemeklerimizi yedik. Daha sonra: Arkadaş, çok güzel kaval çalıyorsun. Kendi kendine mi öğrendin yoksa bir öğreten mi oldu? diye sordum. Çoban çocuk: “ Köylük yerde böyle işleri öğreten olmaz. Benim dedem de çoban, babam da çoban, ben de çoban. Beş yaşına bastığımda babam, haydi bakalım Ali, al güt şu koyunları, deyip on tane koyun verdi bana. O günden bu yana çoban olup çıktım. Dedemi, babamı kaval çalarken dinledimdi. Bir gün canım sıkıldı, bu kavalı yaptım. Öyle böyle derken öğrendim çalmasını. Güzel çaldığımı az önce sen dediydin. Sağ olasın. “ Peki, arkadaş, çoban olarak yaşamını sürdüreceğini söylüyorsun. Tabiatla iç içesin, koyunlarını güdüyorsun, dilediğince kavalını çalıyorsun. İşine pek karışan olmaz. Özgürsün, belki mutlusun da. Fakat senden öncekilerden gördüğün, onların yaşadığı yaşam tarzının dışına çıkarak, dışarıya taşarak, daha aktif bir hayat yaşamayı arzulamaz mısın? Kendine bir hedef seçersin ve hedefine varmak için yeterli bilgiyi öğrenmeye okula gidersin. Bu ön bilgiyi öğrendikçe, öğrendiklerinin ışığında fikirlerini geliştirirsin. Eğer isterse kişi vatanına, milletine faydalı olabilecek pek çok iş başarır. “ Ne yalan söyleyeyim, söylediklerinin bazı yerlerini anlayamadıysam da çoğunu anladım. İyi güzel diyorsun da bizim köyde okul yok. Şehirdeki okula gitmeye kalksam, tanıdığımız yok orada, kalacak yerim yok. Zaten babamlar bırakmazlar gideyim. Onlar da isterler Ali amir-memur olsun ama şu gördüğün koyunların başına bir çoban lazım. Herkes amir-memur olsa, çobanlığı kim yapacak? Boş ver beni be, düşünme beni, bırak ben çoban kalayım. Sen asıl kendinden haber ver, buralarda kimlere misafir geldin? Hem senin geldiğin şehir büyük mü? Sizin okulda çok çocuk var mı okula giden? “ Bak arkadaş, hayatta insanın eline birtakım fırsatlar geçer. Önemli olan ele geçen bu fırsatları en iyi şekilde değerlendirebilmektir. Bunun için de gayret gereklidir. Eğer biz seçtiğimiz hedefe ulaşmak için yeterli gayreti göstermezsek zaman içinde, hedefimizden giderek uzaklaştığımızı fark ederiz. Kimsenin kimseye zorla meslek seçtirmesine taraftar değilim. Severek yapılmayan bir iş, bir uğraş, kişiye hayatı anlamsız kılar. Böyle biri de, eğer çıkış yolu bulamazsa yani hayatını anlamsızlıktan kurtaramazsa vatanına, milletine gerektiği şekilde faydalı olamaz. Şimdi arkadaş, sen şehirdeki okula gitmeye kalksan orada yatılı bir okula girerdin ve kalacak yer diye bir sorunun olmazdı. Az önceki sözlerinden bunun için birtakım engeller çıkabileceğinden çekindiğini anladım. Ayrıca da, senin buradaki yaşantından pek şikayetçi olmadığını fark ettim. Fakat okuma-yazma isteği ile yanıp tutuştuğun belli. Benim okuduğum okulda okuyan çocukları merak etmen bunu gösteriyor. Ben, annem ve kız kardeşimle birlikte Selanik’ten dayım Hüseyin Ağa’nın yanına geldik. Kız kardeşimle birlikte dayımın bakla tarlasında bekçilik yapıyoruz. Fırsat buldukça çevrede gezintiye çıkıyorum. İşte böyle bir gezinti anında seni gördüm, yanına geldim, oturduk, konuşuyoruz. İki ay kadar dayımın çiftliğinde kalacağız. Yani iki ay seninle bir arada olabiliriz demek istiyorum. Arkadaş, eğer istersen sana okuma-yazma öğretmek istiyorum. Biz buradan giderken sen okuma-yazma öğrenmiş olursun ve sana bırakacağım ders kitaplarını okuyup iyice öğrenirsin. Bu arada boş durmayıp arkadaşlarına da okuma-yazma öğretmek için çaba sarf edersin. Yakın bir gelecekte sizin köyün öğretmeni olursun. Ne dersin arkadaş, ister misin okuma-yazma öğrenmek? “ Tabii ki, isterim istemesine de, becerebilir miyim dersin okuma-yazma öğrenmeyi? “ Becerirsin, becerirsin. Sen istedikten, biraz da gayret gösterdikten sonra başarılı olmaman için hiçbir neden göremiyorum. Daha sonra konuşmamın bir bölümünde Selanik’te Şemsi Efendi’nin İlkokulunda okuduğumu fakat babamın ölümü üzerine, annem ve kız kardeşimle dayımın yanına geldiğimizi anlattım. İlkokulu bitirdikten sonraki amacımın Askeri Rüşdiye’nin imtihanlarını kazanarak oraya girmek, Rüşdiye’yi bitirdikten sonra yüksek öğrenimime devam ederek sonunda subay olmak olduğunu belirttim. Ali ile bir süre daha konuşmamıza devam ettik ve yarın buluşmak üzere birbirimizden ayrıldık. Fırsat buldukça Çoban Ali ile bir araya geldik, ona okuma-yazma öğretebilmek için çırpınıp durdum. Benim bu iyi niyetli çabalarım boşa gitmedi. Bir süre sonra Ali, okuma-yazma öğrenmeye muvaffak oldu. Aradan birkaç hafta geçtikten sonra: Arkadaş, annem beni Selanik’e teyzemin yanına gönderiyor. Yarın gidiyorum. Selanik’te okumaya devam edeceğim. İşte ders kitaplarımı getirdim. İlk tanıştığımız günkü konuştuklarımızı unutmadın sanırım. Bu kitapları iyice oku, öğren. Fakat öğrendiklerin sende kalmasın. Öğrendiklerini arkadaşlarına da öğret, onlara da okuma-yazma öğret. Bir ülkede cahiller ne kadar çoksa, o ülke, o kadar geri kalmış demektir. Ülkemizin medeni milletler seviyesine erişebilmesi, her ferdin, üzerine düşen görevi yapmasıyla gerçekleşir. Ben okuma-yazma biliyorum, ben bilgiliyim demekle olmaz. Başkalarına da okuma-yazma öğretmedikçe, eğitmedikçe, bilgilendirmedikçe görevin tamamlanmış sayılmaz, yarım kalır. Bunu sakın aklından çıkarma. En güzel günler senin olsun arkadaş, hoşça kal, dedim ve elimi uzattım. Çoban Ali, elimi sıktıktan sonra: “ Seni subay olmuş yürürken görür gibi oluyorum, Mustafa. İnşallah vatana, millete yararlı olursun. Mustafa adını hiç unutmayacağım, sen de, Çoban Ali adını unutma. Subay olunca fırsat bulursan gel gör beni, ben hep buralardayım, olur mu Mustafa? “ derken, göz pınarlarından akan yaşları silmek gereğini duymuyordu. SON ATATÜRK'ÜN LİDERLİK SIRLARI Tutku Yayınevi 7. Basım Haziran 2011 Sayfa 40 - 53 YAŞAMA YÖN VERENLER Atatürk'ün Çocukluk Anıları Ata Yayıncılık - Ankara 2012 Sayfa 15 - 36
  30. 3 points
    Zıt kutuplar birbirini çekiyormuş ablam. Hatta "Zıt kutuplar birbirini çeker mi?" diye arattım, "Farklı düşünen, ayrı ilgi alanları olan iki kişinin birbirini çekici bulması mıknatısların çekim gücü kadar doğal." olduğu yaziyür.
  31. 3 points
    Öne sürülen ç ok sayıda karşıt görüşe rağmen, “evrim”in en temel bilimsel kuramlardan biri olduğu yadsınamaz. Organizmaların evrimine dair ikna edici kanıtlar sunan Darwin, organizmaların "tasarım"ını açıklayan süreci de keşfetmişti: doğal seçilim. Evrim kuramı, neden bu kadar farklı türde organizma olduğunu bilimsel olarak açıklar ve bu organizmalar arasındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya koyar. Evrim kuramı, insanların yeryüzünde nasıl ortaya çıktığını ve diğer canlılarla olan biyolojik bağlarını gösterir. Sürekli evrilen bakterileri, virüsleri ve diğer patojenleri anlamamızı ve bunların sebep olduğu hastalıklara karşı etkin koruma yollarının geliştirilmesini sağlar. Tarım, tıp ve biyo-teknolojideki ilerlemeler, evrim bilgisiyle mümkün olabilmiştir. Bütün kanıtlara karşın, pek çok insan evrim kuramının tartışmalı olduğunu düşünüyor. Önemli bir genetikçi ve evrimci olan Francisco J. Ayala, insanlar da dahil bütün organizmaların kendilerinden çok farklı atalardan evrildiği olgusunu altı temel soruya verdiği yanıtla ortaya koyuyor: Ben Maymun muyum? Evrim neden bir kuramdır? DNA nedir? Bütün bilimciler evrimi kabul ediyor mu? Yaşam nasıl başladı? Hem evrime hem de tanrıya inanmak mümkün müdür? Yazar: Francisco J. Ayala Çevirmen: Ferit Burak Aydar Sayfa Sayısı: 72 Yayın Tarihi: 30 Ekim 2014 Yayınevi: Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi
  32. 3 points
    İslam tarihinde ve diğer çevrede alışveriş yaptıkları toplumların tarihinde (Çin, hint vb) ne yazıyorsa onu buluyoruz. İşin en ilginç yanı ise o tarihte anlatılan arabistanın sınırları ile şimdikinin arasında çok büyük fark var. En basit şekilde şunu söyleyebiliriz islamiyetten önce herhangi bir haritada mekke ismine hiç rastlanmıyor!
  33. 3 points
    Malzemeler: Labne ince kiyilmis yulaf birlikte karistirilip dilediginiz sekil verip firina atiyoruz. Genel ölçü vermiyorum dilediginiz -- yanliz yulafin biraz fazla gelmesi gerekiyor ..
  34. 3 points
    İnsanların Yaşam Ağacındaki yeri tam olarak nasıl belirlenir? İnsanlarla onların büyük ataları sayılan maymunlar arasındaki ilişki nasıl gerekçelendirilir? En eski atalarımız tam olarak nerede yaşamıştır? Hiç kuşkusuz, sadece meslekten bilim insanlarını değil, konu hakkında bilgi sahibi olmak isteyen herkesi ilgilendiren, temel önemde sorulardır bunlar. Paleoantropoloji alanının büyük uzmanlarından sayılan Wood, bugüne dek tartışılmış birincil önermelerden en yakın tarihli fosil bulgularına kadar geniş ölçekli bir veri grubunu analiz ediyor. Özellikle genetik biliminde yaşanan son gelişmelere odaklanarak, bilim alanında insan evrimine dair bulgulanmış tüm heyecan verici gerçekleri ve bağlantı noktalarını gözler önüne seriyor. Yazar: Bernard Wood Çevirmen: Nursu Örge Sayfa Sayısı: 168 Yayın Tarihi: 27 Mayıs 2015 Yayınevi: Dost Kitabevi
  35. 3 points
  36. 3 points
    Bu tarif benim değil ilk kez yaptım. Şahane oldu. Ay Çöreği Tarifi Kek için: 2 yumurta 1 çay bardağı şeker Yarım çay bardagı sıvıyağ 2 yemek kaşığı kakao 1 paket vanilya 1 paket kabartma tozu Yarım su bardağı un Yumurta ve sekeri çırpıp diğer malzemeleri ekleyelim.keki 175 derecede pişirelim. Kek ılınınca ufalayalım. Ufalanan keklerin içine; 2-3 yemek kaşığı ceviz 1 çay bardağı kuru üzüm Yarım çay kaşığı tarçın… Hepsini karıstıralım ve sütle kıvam verelim.ne cıvık ne çok katı olmalı.kurabiye hamuru sertliğinde olacak.. Elimizle elips gibi şekil verip hamurlara saralım.. Hamuru için: 2.5 yemek kaşığı yumuşak tereyağ 1 çay bardağı şeker 1 çay bardağı ılık süt 1 paket instant maya veya yarım küp yaş maya 1 çay kaşığı mahlep 3.5 su bardağı kadar un Yumusak ele yapışmayan kıvamda bir hamur yoğuralım.mayalandırmıyoruz.hemen hamurlara sekil verip yumurta sarısı sürüyoruz.üzerini çatalla şekil verip 180 derecede pişiriyoruz.. Afiyet olsun.
  37. 3 points
    Geçmiş olsun canım. Allah beterinden korusun. Verilmiş sadakan varmış...
  38. 3 points
    Evet hatırladığım kadarıyla bu bir Müslümanın anlattığı bir olaydı. Öküzün üstünde olması hayvancılıkla ilgilenildiği için ironi olarak söylenmiş bir cümleden ibaret olduğunu defalarca anlatmış olmamıza rağmen anlamıyorlar. Nasa milyarlarca dolar parayı harcıyor, Dünyada 50den fazla ülkedeki uzay ajanslarıda bu komplonun içinde diyorsunuz, İnsanları kandırmak için 157 defa ay misyon oluşturulduğunu, 43 Venüs, 40 Mars, 9 Jüpiter, 9 Güneş, 5 Satürn misyonu oluşturuldu ve 6 farklı ülke tarafından. Hep dünyayı kandırmak için öyle mi gerçekten Bir kişide çıkıp bunu ispiyonlamadı öyle mi? Uzaya giden araçları da hep aynı şirket üretirse şüphe duyulur diye 112 ayrı şirketle çalışıldı diyorsunuz? Her konuda kavga eden ABD ve Rusya sırf bizleri kandırmak için 10 tane ayrı uzay istasyonu kurdular demek ki! 1100 tane aktif uydu mevcut yukarıda. Hatta şimdi girdiğin interneti dahi onlara borçlusun ama uzaya çıkılmadı diyorsun.. Japonlar, Çinliler, Hindular vs! Hep bizi kandırıyorlar değil mi şimdi Peki dostum bana bilime göre Mevsim geçişlerini vede Tutulmaları açıklayabilir misin? Düz dünya modeli ile...
  39. 3 points
    Ev Ekmeği Tarifi Malzemeler 1 paket yaş maya 40 gr 3 su bardağı ılık su 1 tatlı kaşığı tuz 6,5 su bardağı un Köy ekmeği gibi çok lezzetli oluyor. Hamur yoğur bekle mayalansın, mayalandıktan sonra 250 derece fırında 30 dk. da Pişer Simit Malzemeler 2 buçuk su bardağı su ılık yarim çay bardağı sıvıyağ 1 buçuk silme kaşığı tuz 6 su bardağı un 1 buçuk yemek kaşığı maya 1 yemek kaşığı şeker yarim çay bardağı pekmez 1 su bardağı su 1 su bardağı kavrulmuş susam Denediklerim. Afiyet olsun Simitlerim biraz kocaman oldu. İki kişi bir simitle doyar artıkın
  40. 3 points
  41. 3 points
    Keşişler ve Kadın İki keşiş nehir boyunca giderken, nehrin karşısına geçmek için yardım bekleyen bir kadına rastlamışlar. Kadın yüzme bilmiyormuş ve bu yüzden çok korkuyormuş. Keşişlerden genç olanı kadına yardım edemeyeceklerini çünkü inançları gereği kadınlarla temas kurmalarının yasak olduğunu söylemiş. Fakat keşişlerden yaşlı olan, genç kadına yardım edeceğini söylemiş ve kadını sırtına alarak nehrin diğer yanına geçirmiş. Diğer keşiş bu durumdan hiç memnun olmamış. Ama kadın keşişe yardım ettiği için çok teşekkür etmiş, şükranını göstermek için tekrar tekrar önünde eğilmiş. Keşişler yollarına devam etmişler. Yol boyu genç keşiş kendi kendine söyleniyormuş. Yaşlı keşiş dayanamayıp yaklaşık bir mil sonra sormuş: – Neden hala söyleniyorsun, bir sıkıntın mı var? Genç keşiş kızmış olarak cevap vermiş: – Biz keşişiz; bir kadını sırtında taşıyıp karşıya geçirmek şöyle dursun, kadınlara bakmamız bile yasak. Nasıl böyle bir hareket yapabildin? Diğer keşiş gülümseyerek cevap vermiş; – Ben o genç kadını bir mil geride bıraktım dostum. Sen neden hala taşıyorsun? Hayatın akışında her şeyi kendinize dert ederseniz, bunlar size artık katlanamayacak yükler haline gelir. Geçmişte olan olaylar üzerine yoğunlaşmanın yükünüzü artırmaktan başka faydası olmaz. Yüzümüzü geçmişe dönmek yerine geleceğe bakmak gerekir. Alıntıdır.
  42. 3 points
    @hacersş ablacim zaten hep diyorum iyi ki doğurmuşum diye, elhamdülillah Rabbime beni anne olarak onurlandirmis sikayet etme gibi bir lüksüm, düşüncem dahi yok
  43. 3 points
    Aslında çok kırılmıştım. Bu siteye gelmeyecektim. Ama şimdi iyi ki gelmişim diyorum. Öylesine sarıldı ki etrafım, dört bir yandan kuşatılmış hissediyorum. Ailemle sorunlarım.. Yeni taşındığım, ne hayallerle aldığım, yıllarca çilemin arkasından rahatça yaşayacağımı düşündüğüm bir tanecik evimde üst komşum tarafindan bin bir pişmanlık yaşatılıyorum.. Ve öte yandan birisi tarafından rahatsız ediliyorum. Ayrıca işsizim evde oturuyorum. Hepsi üstüme yıkılıyor sanki. Nereye kaçacağımı bilmiyorum. Bu sitede bir arkadaşa anlatmıştım. Ama bazen keşke anlatmasaydım diyor insan. Çünkü o insana da bir yük biniyor. Niye kendi derdinle sıkıyorsun ki insanları. Ne mecburiyeti var. Işte bunlar uzun süren yalnızlığın hastalıkları. Ondan özür dilerim. Bu siteye bir buçuk yıldır gelmeyişim bundandı. Eşimle sorunlarım... anlatmak istiyorum bazen ama özetleyecek bir cümlesi yok. Her kurduğum cümle karşı tarafta şüphe uyandırıyor. O kadar derin bir dert ki bu insanların bana inanmayabileceği türden. Ya da beni suçlayacağı.. o yüzden artık susmak istiyorum kalbim patlayana kadar susmak. Üstteki komşum demeye dilim varmayan kadına gelirsek. Aynı yaştayız. Aynı yıl evlenmişiz. Ilk taşındığında başta ben ameliyat oldum. Eşi çocuğumun öğretmeni. Dolayısıyla eşimle sürekli iletişim halindeler. Ve ben de bir geçmiş olsuna bekledim. Muhtaçtım bir kula. Ama gelmedi. Sonra aradan zaman geçince komşularla toplanıp geldiler. Site sıfır ve herkes yeni taşınmıştı. Sonra birbirimize gidip gelmeye başladık. Başta herşey çok iyiydi. O kadar saçma ki.. banyodan su damlıyor dedim diye bana tafra yaptı. Sonra saat gece 12de evde koşturmaya başladılar. Sanırım dışardan geldiler. Ben de saat çok geç olmadı mı diye mesaj attım. Özür dilemek şöyle dursun sonraki günlerde kapı kapı gezip beni çekiştirmiş. Anlattığım ne varsa herkese anlatmış. Sonra ben anlamadım sinema izlemeye davet ettim. Binbir nazla geldi. Suçlu psikolojisi işte. Ben de hakkımda konuştuklarını duydum. Yüzleşmek istedim. Komşulara gidilecekse ben var diye gelmemeye başladı. Ben de gelsin dedim hiç birine gelmedi. Sonra baktım olmuyor kocasını aradım eşimin yanında. Daha doğrusu eşim önce konuştu sonra telefonu bana verdi. Ben de herşeyi anlattım. Börek gönderdim çöpe atarım gel al dedi. Ben de atarsan at dedim. Bunları falan anlattım. Adam ben konuşurum dedi. Sonra olanlar oldu. Topuklu ayakkabı giyip evde gezmeye başladı. Yöneticiye anlattım. Yönetici bir kere konuştu karısı da konuştu. Yeminler etmiş ben ses yapmıyorum üst kattan geliyordur diye. Sofra bezi çırpmaya başladı. Yöneticiye söyledim ben karışmam dedi. Ses yapıyor dedim ben karışmam dedi. Yanı öyle çaresiz bırakıldım ki. Eşim de çocuğun okulda notlarıyla oynar dedi seslenmedi. Çünkü kocası muavin. Beni sıkıştırdılar iyice köşeye.. megersem aynı yaştayız aynı yılda evlendik diye kendisiyle beni kıyaslıyormuş. Benim eşyalarım yeni, eve sıfır aldık komple. Ve ben evi borçsuz aldım, o, yüzde yüz faizle kredi çekmiş. Onun eşyalar eski. Bunları dert ediyormuş. Kocasına zulmediyormuş. Kocası eşime evinize yeni bir şey almayın artık benim kadın benim burnumdan getiriyor diyormuş. Arkamdan tehditler savuruyor; Uzun boyuna bakmasın bacaklarına sopayla vururum diye tehditler gönderiyor.. asansörde sıkıştıracakmış. Geçen gün de ağza alınmayacak hakaretlerle vileda sapıyla merdiven boşluğunda bağırmaya başladı. Yine gürültü muhabbetinden dolayı. Tehdit hakaret.. kocasını kapıma gönderdi. Herkes gürültüden rahatsız olduğu halde bela bana bulaştı diye diğer komşular kapılarını örttüler. Çıkmadılar. Daha herşeyi duyduğu halde eşim sessiz kaldı. Sonraki sabah topuklulari giyip gürültü yapınca eşim kocasını aradı. Artık hukukumuz senle de bitti. Bir kere daha olursa mahkeme zabıta savcıda alırız soluğu demiş. Şimdi süt dökmüş gibi oldu. Ama bence hemen şikayet etmeliydik. Ama yönetici de eşim de beni tutuyorlar. Bu karşıdaki kişi Allah'tan korkmuyor. Kendinden başka hiç kimseyi düşünmüyor. Kocasına evde zulmediyor. Kocasının maaş kartını vermiyor. Kocası eve girmek istemiyor, Sabah 7de çıkıp gece birde giriyor evine. Kimsenin sözü kadına geçmiyor. Yanı 6 ay şikayet etmek için sürem var. 6 ay dolduktan sonra başka bir şey yapsa başka sorun çıkarsa elim kolum bağlanacak. Yeni araba aldım arabayı gördüğü gün kocasıyla kavga etti. Beni arabada gördüğü sabah topuklu ayakkabı giydi. Sizden bunun için bir okuma rica ediyorum. Dua rica ediyorum. Bundan kurtulmadan başka sorunlar kapımı çalıyor.. Birisi rahatsız ediyor. Kimseye söyleyemiyorum. Eşimin eli kana bulanacak diye söyleyemiyorum. Zaten atanamadım diye depresyondayım. Sağlığımı kaybettim. Kalbim çok ağrıyor. Bıçak kemiğe dayandı. Yaşamak istemiyorum.
  44. 3 points
    Bazı insanların anlamsız hareketlerine denk gelirsin. Saçma kıskançlıklar, gereksiz rekabet, şüpheci tavırlar... Sonra bakarsın seninle bir ilgisi yok. Kimisi kıyaslanarak büyümüş, kimisi kandırılmış, kimisi sevilmemiş. Anlarsın ki bazı insanlar, hikayesini bilmediklerine düşmanlar...
  45. 3 points
    Dilenci kılığına giren CNN Türk muhabirine ahlaksız teklif! CNN Türk muhabiri Sema Akbulut, İstanbul’un 5 farklı semtinde 1 saatte 82 lira topladı. Bu deneyi gündüz vakti yapmasına rağmen ahlaksız teklifler aldığını anlatan Akbulut, "Kucağımda bebek olmasına rağmen bir erkek gelip ‘Benimle beraber olur musun?’ diye sordu. Başka bir kadın yaklaşıp yüzümü okşadı ve ‘Çok güzelsin, daha çok para kazanabileceğin işler var’ dedi" diye konuştu. 24 Aralık 2019, Salı Dilenci kılığına giren CNN Türk muhabiri Sema Akbulut ve kameramanlar Serkan Topal ve Ümit Sertabipoğlu, İstanbul’un beş farklı semtinde sosyal deney yaptı. Deneyin ilk gününde Akbulut elinde oyuncak bir bebek ile Fatih’te cuma namazı çıkışında dilenmeye başladı. Hürriyet'ten Ece Çelik'in haberine göre, bir saatin sonunda tam 82.5 TL topladı. Akbulut haberin hikâyesini ve yaşadıklarını şöyle anlattı: “Dilencilerin vicdan sömürüsü yaparak para kazandığını hepimiz biliyoruz. Bununla ilgili bir bilinç oluşturmak için kolları sıvadık. Farklı gelir seviyesinden ve farklı yaş gruplarından insanların yaşadığı beş farklı bölge seçtik. "Kadınlar empati kuruyor" Değişik bölgelerde insanların dilencilere yaklaşımı değişiyor mu, bunu test etmek istedik. Fatih’te daha çok kadınların para verdiğine şahit oldum. Kimilerine bunun bir sosyal deney olduğunu söyledik ve neden para verdiklerini sorduk. Kadınlar bebeğiyle dilenen biriyle empati kuruyor. Yaşlı erkekler ise evlatları yerine koyarak para verdiklerini söyledi. Diğer bir durağımız hastane önü oldu. Burada hastanede yakını olan insanlar kendilerini zor durumda hissettiği için, başka zor durumda olan bir insana yardım etmek için para verdiklerini söyledi.” "Benimle beraber olur musun?" Akbulut bu deneyi gündüz vakti yapmasına rağmen çok sayıda ahlaksız teklif ve tacize varan yaklaşımlar yaşadığını söyledi. Akbulut, “Bu deneyden çıkarımım, kimse dışarıda çaresiz kalmamalı. Başınıza gelebileceklerin sınırı yok. Bir kadına zarar sadece erkekten gelmiyor, hemcinsinden de gelebiliyor. Kucağımda bebek olmasına rağmen bir erkek gelip ‘Benimle beraber olur musun?’ diye sordu. Başka bir kadın yaklaşıp yüzümü okşadı ve ‘Çok güzelsin, daha çok para kazanabileceğin işler var’ dedi. Gündüz kalabalık yerlerde sadece 1 saat içerisinde bu kadar çok şey yaşayınca dışarıda kalan kadınların, çocukların neler yaşadığını düşünemiyorum bile” dedi. Dilendiği farklı semtlerde birbirine çok yakın rakamlar topladığını anlatan Akbulut, topladıkları parayı CNN Türk olarak Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağışlayacaklarını ifade etti. Akbulut, bu haberle birlikte insanlara dilencilere değil hayır kurumlarına bağışta bulunma çağırısı yapmak istediklerini vurguladı. https://www.posta.com.tr/dilenci-kiligina-giren-cnn-turk-muhabirine-ahlaksiz-teklif-2229001
  46. 3 points
  47. 3 points
    Göbekli Tepe Ve Tanrıların Doğuşu / Andrew Collins
  48. 3 points
    Bilir misiniz! Neden Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" devamlı üzüm kurusu severdi ve yerdi? Sübhanallah tedavi ettiği hastalıklara bakın: Tıbben Kuru üzüm yaşüzüme oranla Daha faydalıdır potasyum içerir, Fosfor, kalsiyum, magnezyum, bakır, demir, lifler, karbonhidrat, b ve c vitamini, faydalı şeker, Anti oksidanlar ihtiva eder. Büyük oranda solunum yolu ve sindirim sistemi hastalıklarını tedavi eder. Faydaları sırasıyla: ?1 - Hiper tansiyonu önler. ?2 - Kandaki kolestrolü düşürür. ?3 - Kalp ve göğüs kanserlerini engeller. ?4 - Öksürük tedavisinde üzüm hoşafının sıcak içilip yenmesi faydalıdır. ?5 - Balgam söktürür. ?6 - Mikrop ve virüslere karşı koruyucudur. ?7 - Anti oksidandır. ?8 - Dişlerdeki plak tabakasının oluşumunu engeller. ?9 - Vücudu zehirli atıklardan temizler. ?10 - Regl'in şiddetli kanamasını azaltır. ?11- Dalak, akciğer ve mideyi güçlendirir. ?12 - Hafızayı güçlendirir. ?13 - Onikiparmak bağırsağı kanserinden korur. ?14 - Göz sağlığını korur. ?15 - Kemik erimesinden korur. ?16 - İltihabı önler. ?17 - Müleyyindir (laksatif). ?18 - Kanı temizler. ?19 - Ses kısıklığı ve ses tellerini onarır. ???Kuru üzümünTedavi ettiği hastalıklar: ?1 - Kabızlık ?2 - Hemoroid (basur) ?3 - İnsandaki vesvese halleri ?4 - Dişeti iltihabı ?5 - Romatizma ve eklem iltihabı ?6 - Karaciğer ve safra hastalıkları ?7 - Gıda eksikliği ve kilo kaybı ?8 - Boğaz iltihabı ?9 - Akciğer ve göğüs hastalıkları ?10 - Böbrek, mesane hastalıkları ve taşını tedavi etmek ?11 - İdrar kaçırma ?12 - Sıtma ?13 - Gut (nikris) ?14 - Yarım baş ağrısı (migren) ?15 - Sarılık ?16 - Anemi (kansızlık) ?17 - Mide hastalıkları ?18 - Mide ekşimesi ?19 - Diare ve kusmaya bağlı vücutta aşırı su kaybı ?20 - Egzama ve kaşıntı ?21 - Su çiçeği ?22 - Kellik Vücudunuz ve sağlığınız için: Sadakanız olarak paylaşınız. Not : paylaşın demişler paylaştım belki okuyan birisine faydamız olur. Bende bir şey ekleyeyim, Kızım sınava gireceği zaman sabahları aç karnına 21 adet üzüme 21 adet besmele ile ihlas okur yedirirdim. Sonuç çok başarılı bir iş kadını tavsiye ederim.
  49. 3 points
    Merhaba Arkadaşlar soruyu cevaplamışlar, ben de konuya katkı bakımından şu bilgiyi eklemek istedim: Hanım kardeşlerimiz yemek yaparken Ya Rahman Ya Rahim okumayı adet edinsinler. Üzerine bu iki isim 3 bin adet okunduktan sonra yenilen yemekler ev halkının birbirine sevgi ile bağlanmasında çok etkilidir. Yapabilenler günde bir kere veya haftada bir kere yemek pişirmeye başladığı andan itibaren okumaya başlamak suretiyle yapabilir. Vakit bulamayanlar ayda bir kere hiç olmazsa yılda bir kere bu isimlerle pişirilmiş yemeği ailece yesin derim. Hayatların savrulup gittiği günümüzde aileyi sevgiyle birbirine bağlayacak güzel bir zikir. Mutluluğunuz daim olsun.
This leaderboard is set to Istanbul/GMT+03:00
×
×
  • Create New...