Jump to content

basicp

Üye
  • Content Count

    312
  • Joined

  • Last visited

Community Reputation

10,355 Excellent

Recent Profile Visitors

1,180 profile views
  1. Bir çocuk hasta olur.Onun için doktor,iyileşene kadar şekerli şeyleri yemesini yasaklar. Ailesine de sıkı sıkı tembih eder ki sakın ha yedirmeyin.Yoksa hastalığı ilerler,Allah korusun şeker hastası olur.Bundan dolayı insülün iğnesi vb kullanmaya mecbur kalır.Bu da ileride böbreğini,kalbini çürütmesi demektir.Ama şimdiden tatlı şeyleri yemez ise, sağlığına kavuşur bir kaç aya ve sonra dilediği kadar yiyebilir.İşin garibi yasaklar cazip olduğu için,çocuk devamlı çikolata vb ister.İster ve sonunu düşünmez.Anlık yaşar.O anda çikolata vb yiyerek tat,zevk alır ve nefsini köreltir.Ama ileride başına büyük dertler açar ve hiç yiyemez hale gelir.İşte o an çocuğun aklı,nefsi ilerisini düşünmez.Ama anne ve babası gerekirse kızar ve çocuğa şekerli şeyler vermez.Bu şekilde engel olmaları,kızmaları çocuğu sevmediklerinden,onun zararını istediklerinden değildir.Tam tersine onun ileride daha güzel bir yaşam süre bilmesi içindir.O an çocuk,anne ve babasına kızar,sizi sevmiyorum,beni sevmiyorsunuz falan der.Ama ileride iyileşince ve aklı yetmeye başlayınca,sağlıklı düşününce anlar ki,anne ve babası kendisine kızmak ile,isteğini hemen vermemek ile iyiliğini istemişlerdir.Tıpkı bunun gibi Rabbimiz bize yararlı olan ne ise onu,vakti ve zamanı gelince verir.Bize sıkıntı,dert,tasa vermesi anne ve babanın çocuğuna kızması misali gibidir.Allah bizim ileride,özellikle ahiret de ebedi mutlu olmamızı ister.Dünyada da, belki istediğimiz o an bizim için faydalı değildir.Ama biz çocuk gibi anlamayız bunu...Ama her şeyi bilen rabbimiz bunu çok iyi bilir ve bizim şimdi fazla zarar görmememiz için isteğimizi şimdi vermez.Geciktirir ve vakti gelince ya aynısı ile ya da daha iyisi ile verir.Özetle bunun farkında olmak gerekir ve ona göre sabır ile hastalığın geçmesini beklemek gerekir.Ondan sonra ister çikolata,ister dondurma ye...Engel olan da kızan da olmaz...
  2. Baya gerilerde kalmış bir konu...Belki bir kardeşimizin ihtiyacına cevap verir.İnşallah faydalı olur arkadaşlar..
  3. İnsanın fıtratı şiddetle duayı istemektedir.Cenab-ı Hakk dahi "Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?" var mealindeki "De ki : (Kulluk ve) yalvarmanız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin?"(Furkan,25/77) ve ayrıca "Bana dua edin,cevap vereyim."(Mü'min,40/60) diyerek emrediyor. Eğer desekki "Birçok defa dua ediyoruz,kabul olmuyor.Halbuki ayet geneldir; her duaya cevap var" diyerek ifade ediyor. Cevap olarak:Cevap vermek ayrıdır,kabul etmek ayrıdır.Her dua için cevap vermek var;fakat kabul etmek,hem istenenin aynısını vermek Cenab-ı Hakk'ın hikmetine tabidir.Mesala hasta bir çocuk çağırır: "Ya hekim! Bana bak." Hekim: "Buyur" der."Ne istersin?" diyerek cevap verir. Çocuk: "Şu ilacı ver bana" der. Hekim ise,ya aynen istediğini verir,yahut onun faydasına dayanarak ondan daha iyisini verir,yahut hastalığına zarar olduğunu bilir,hiç vermez. İşte Cenab-ı Hakk,her şeyi hikmetli yaptığı,her yerde hazır ve nazır yani gözeten olduğu için kulun duasına cevap verir.Vahşet ve kimsesizlik dehşetini;huzuruna almakla ve cevabıyla dostluğa,yakınlığa çevirir.Fakat,insanın hevesleri ve heveslerinin baskısı doğrultusunda değil,belki hikmetli iş yapması doğrultusunda Allah(c.c) istediğini ya aynısıyla veya daha iyisiyle verir ya da hiç vermez. Hem dua bir kulluktur.Kulluğun meyvesi ise ahirete yöneliktir.Dünyevi maksatlar ise,o çeşit dua ve ibadetin vakitleridir;o maksatlar,gayeleri değildir. Mesela,yağmur namazı ve duası bir ibadettir.Yağmursuzluk,o ibadetin vaktidir. Yoksa o ibadet ve o dua,yağmuru getirmek için değildir.Eğer sırf o niyet ile olsa,o dua,o ibadet,halis olmadığından kabule layık olmaz. Nasıl ki güneşin batması,akşam namazının vaktidir.Hem güneşin ve ayın tutulmaları "küsuf(güneş tutulması) ve husuf(ay tutulması) namazları" denilen iki özel ibadetin vakitleridir.Yani,gece ve gündüzün nurani ayetlerinin perdelenmesiyle bir azamet-i İlahiyeyi(Allahın büyüklüğünü) ilana kaynak; sebep olduğundan,Cenab-ı Hakk, kulunu o vakitte bir çeşit ibadete davet eder.Yoksa o namaz-açılması ve ne kadar devam edeceği astronomi vb ile belirli olan- ay ve güneşin husuf(ayın tutulması) ve küsüflarının (güneş tutul ması) gerçekleşmesi için değildir. Aynı onun gibi;yağmursuzluk dahi yağmur namazının vaktidir.Ve belaların istilası ve zararlı şeylerin musallat olması,bazı duaların özel vakitleridir ki;insan o vakitlerde aczini anlar,dua ile,niyaz ile her şeye gücü yeten Allah(c.c)'ın; Kadir-i Mutlakın dergahına sığınır. Eğer dua çok edildiği halde belalar,sıkıntılar uzaklaşmazsa,denilmeyecek ki,"Dua kabul olmadı."Belki denilecek ki,"Duanın vakti,kaza olmadı."Yani gerçekleşme vakti daha gelmedi." Eğer Cenab-ı Hak,cömertliği,bolluğu ve keremiyle belayı ortadan kaldırsa-nur üstüne nur olur- o vakit dua vakti biter,kaza olur.Yani dua gerçekleşir. Demek dua,bir kulluk sırrıdır.Kulluk ise,halis(saf,temiz) bir şekilde Allah rızası için olmalı.Yalnız aczini gösterip,dua ile O'na sığınılmalı;rububiyetine (Uhuhiyeti, efendiliğine) karışılmamalı;hikmetine güvenilmeli;rahmetini suçlamamalı. Evet hallerin,durumların gerçekleri ayetlerin açıklamalarıyla sabit olan budur ki,bütün mevcudat,her birisi birer kendine has tesbih ve birer hususi ibadet,birer has secde ettikleri gibi;bütün kainattan Allahın dergahına giden,bir duadır. Ya kabiliyet,yetenek diliyledir-bütün bitkiler ve hayvanların duaları gibi-ki,her biri kabiliyet,yetenek dilleriyle sonsuz feyiz ve bereket sahibi olan Allah'tan bir suret talep ediyorlar ve Alla(c.c)'ın isimleriyle daima artan bir şekilde mazhar olmak,şereflenmek istiyorlar. Veya fıtratlarındaki ihtiyaç diliyledir-bütün hayat sahiplerinin iktidarları dahilinde olmayan zaruri ihtiyaçları için dualarıdır-ki,her birisi o fıtri ihtiyaç diliyle,çok çömert olan Allah'tan hayatlarının devamı için bir çeşit rızık hükmünde olan isteklerini istiyorlar. Veya zorunluluk diliyle bir duadır ki,çaresiz kalan her bir ruh sahibi,kesin bir sığınma ile dua eder,bir bilinmeyen koruyanına sığınır.Belki Rabb-ı Rahimine yönelir. Bu üç çeşit dua bir mani olmazsa daima makbuldür. Dördüncü çeşit ki,en meşhurudur,bizim duamızdır.Bu dua iki kısımdır.Biri fiili ve hali;diğeri,kalbi ve sözledir. Mesela,sebeplere teşebbüs,bir fiili duadır.Sebeplerin birleşmesi,bir araya gelmesi sonucu,istenileni icad etmek için değil;belki hal diliyle sonucu Cenab-ı Hakk'tan istemek için Allah'ın rızasını kazandıracak,hoşnut edecek bir durum almaktır.Hatta çift sürmek,rahmet hazinesinin kapısını çalmaktır.Bu çeşit fiili dua,Sonsuz cömert sahibi Allah(c.c)'ın isim ve ünvanına yönelik olduğundan, kabul edilmesi kesindir. İkinci kısım,dil ile,kalb ile dua etmektir.Eli yetişmediği bir kısım istekleri istemektir. Bunun en önemli yönü,en güzel amacı,en tatlı meyvesi şudur ki: "Dua eden adam anlar ki;birisi var,onun kalbine gelen manaları işitir.Her şeye eli yetişir.Her bir arzusunu yerine getirebilir.Acizliğine merhamet eder,fakirliğine yardım eder." İşte,ey aciz insan ve fakir beşer!Dua gibi rahmet hazinesinin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin kaynağı olan bir vesileyi elden bırakma.Ona yapış,ala-yı illiyyin-i insaniyete çık.
×
×
  • Create New...