Jump to content

dundarmete

Üye
  • Content Count

    345
  • Joined

  • Last visited

Posts posted by dundarmete


  1. Ben sır kitabı demedim, Kuranı Kerimin sırları Allah'ın katında gizli dedim,

    Hz.Alide ilim var, Fatiha süresi 40 deve yükü kadar anlam çıkarıyorsa

    daha ne kadarı Allah'ın katında gizli,

     

    Allah tarafından korunmuş bir kitap ve ben ahirete kalacağına inanıyorum,

    çünkü Allah bütün ayetlerini çok açık şekilde herkesin anlayacağı

    biçimde ortaya koysaydı inanmayan yine inanmazdı yine inanmazdı,

    bizim anlam olarak hepsini anlayacak aklımız bu dünyada yok zaten

    O vakit yanlış anlamışım. Hakkını helal et ama ahirete kalma meselesinde aynı noktadayım. :)


  2. uydurma hadisler vardır, lakin bazı evliyalar var rüyasında Peygamber Efendimizi görürse

    oralardan almış olduklaı sözler olamazmı

    Uydurma hadisler olabilir ama onları bulmak en azından Hadis İlmine hakim olmayı gerektirir. Bir de hadislerin dereceleri vardır. Mesala Ehli Sünnet Ve'l Cemaat alimleri, Buhari ve Müslim hadislerinin sıhhatli olduğu konusunda hem fikirdirler.


  3. Kuranı Kerimin içinde sırlar var, "kaf ha ya ayn sad" "Elif Lam Mim" ne demek anlam olarak,

    birçok alim Kuranı Kerimi binlerce sayfa anlatmış anlatmış, bir cümlesi bile ne demek

    istiyor anlayabiliyormusun, araya birileri girmiş vs.miş, Kuranı Kerimin içinde bilmediğimiz

    ömrümüz boyunca uğraşsak çözemeyeceğimiz öyle sırlar var ki, milyonlarca alim

    inceleyip yazsa anladıklarını hepsini getir bir araya yine tamamını çözmüş olamaz,

    Allah'ın ona verdiği ilim ne kadarsa o kadarını yazar fazlasına gücü yetmez

    çünkü göremez, bu nedenle bazıları bilgi yönünden ihtilafa düşmüşler,

    Kuranı Kerimin sırları Allah'ın katında gizli ve bizler onları ahirette öğreneceğiz,

    Hz.Mehdi meselesine gelince bazı tuhaf halli kişilerin anlatımları

    insana güven vermiyor şüphede bırakıyor, bazı değerli kişilerin anlatımları güven veriyor,

    Gelecekse Hz.Mehdi Kuranı Kerimin ayetlerinin içinde gizli olabilir,

    açık bir şekilde yazmayabilir,

     

    Kuranı Kerim Allah tarafından açıkça yazılmış anlaşılır bir kitap

    lakin bizler ahmak olduğumuz için anlayamıyoruz burası mesele,

    bırak sırları şöyle dursun, istediğine birazını gösteriyor,

    alimlerde bu kitaplarını işte böyle yazmışlar,

    Kuran sırlar kitabıdır sözü sakıncalı... Çünkü apaçık her şeyi içinde barındırdığını kendisi söylüyor. Ama bir dönem insanı bunu anlayamaz iken daha sonradan gelen anlayabiliyor. Daha sonradan gelen anlayabiliyorsa sır olma durumu mevzu bahis olmuyor. Huruf-u Mukatta meselesi başlı başına bir konudur. Bizim için bilinmez ama belki de daha sonra gelecekler çözecekler. Ben Kuran'a ait hiçbir meselenin ahirete kalacağını düşünmüyorum.


  4. Tamam da beş olduğu çıkmıyor. Mesela ben Efendimizin sözlerini yok saysam şöyle düşünebilirim. Güneş kayarken Öğle, İkindi ve X namazı; batarken de akşam, yatsı ve Y namazı kılarım. O zaman da 7 vakit olurdu. Direkt ayetten çıkaramadım. Nasıl yapalım?


  5. Bende kitaba uyulması gereken ayetleri bir güzel sıraladım ve ayetler gösteriyor ki,Hz Muhammed'in kitap dışında hüküm vermesi mümkün değil.Hadisi reddetmek Hz Muhammed'in söylediğini reddetmek değildir.Hadisi reddetmek Hz Muhammed vasıtası ile getirilmeye çalışan yanlışı reddetmektir.Size kalırsa İmam-ı Azam Ebu Hanife'de embesil ve sapkın.

    O vakit yukarıda arkadaşın da yazdığı gibi namaz meselesini nasıl çözümledin. Beş vakit denmyior. Belki de (sana göre) Peygamberimiz böyle birşey demedi. Nasıl güven duymalıyız Ölçü nedir?


  6. Kur'an-ı Kerim'e uyduğun zaman Hz Muhammed'e uyuyorsun zaten.Çünkü Hz Muhammed Kur'an-ı Kerim'in dışına çıkmamıştır.Kitapta olmayan bidat ve hurafelerin İslâm'a rahatça girmesine sebep olan şeyler hadislerin Kuran süzgecinden geçirilmemesidir.

     

    Hz Muhammed'e uyulması gereken ayetler yazılıyor da bu ayetler neden es geçiliyor ? Çünkü Kuran ile aranıza soktuğunuz veliler size bu ayetleri muhtemelen okumadı.Ondan sonra bu tür konulara girilirken Sünnete muhalif olmak vs gibi envai çeşit anlamsız yorum da yapılabiliyor.

     

    AHZAP 2 :

     

    Rabbinden sana vahyedilene uy! Allah, yapmakta olduklarınızdan en iyi biçimde haberdardır.

     

    YUNUS 109 :

     

    Sana vahyedilene uy ve Allah hüküm verinceye kadar sabret. O, hâkimlerin en hayırlısıdır.

     

    EN'AM 38 :

     

    Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuş istisna olmamak üzere hepsi sizin gibi ümmetlerdir. Biz bu Kitap'ta, herhangi birşeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar, sonunda Rableri önünde haşredilirler.

     

    15) -“...Peygamber size neyi verirse, onu alın; neden sizi nehyederse, ondan da sakının...” (Haşr / 7)

    Zorlamanın bir nedeni yok. Ayet oldukça açık. Peygamberimiz her zaman öte alemler irtibat halinde idi. O bir şey diyorsa dinlenir. Bir şeyden de sakındırırsa sakınılır. Burada Kuran'a aykırı bir durum yok.


  7. Söylediklerin içinde ayetler ve onların dışında bazı doğrular var. Ama meallari hangi kaynaktan aldığını çıkaramadım. Bazı noktalarda ifrata düşmüşsün. Hele şuna katılmak ne mümkün: "Çünkü Kur’an ile aramıza soktuğumuz veliler, şeyhler Kur’angerçekleri ile buluşmamızı, yüzlerce yıldır engellemiştir." Bu lafı yazmak bu kadar kolay olmamalı. Mehdinin gelmesi meselesi daha çok hadislere dayandırılır. Efendimizin bu konuya temas ettiği birçok hadis vardır. Sen 300 hadise de yalan dersen bu ifrat olur. Ben de her birisi kesin doğrudur diyemem. Çünkü hadislerinde sıhhat dereceleri vardır. Ama Mehdi ile ilgili muteber hadisler vardır. Kim söylemiş: Peygamberimiz söylemiş. Kim söylemiş Hz Muhammed Mustafa (S.A.V) söylemiş. Peki bunları dinlemeli miyiz? İstersen bunun cevabını Kuran versin. Buyurun:

     

    1) -(Ey Muhammed! Onlara) Deki: “Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın...”(Al-i İmran / 31)

     

    2)-(Ve yine) de ki: “Allah’a ve Rasule itaat edin; eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah kafirleri sevmez.” (Al-i İmran / 32)

     

    3) -“Allah’a ve Peygambere itaat edin ki rahmet olunasınız.” (Al-i İmran /132)

     

    4 Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin...” (Nisa / 59)

     

    5)-“Her kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse,” (Nisa / 69)

     

    6)-“Her kim o Peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa / 80)

     

    7) -“Ey iman edenler! Allah’a ve Rasulüne itaat ediniz....” (Enfal / 20)

     

    8) -“Allah’a ve Rasulüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin...” (Enfal / 46)

     

    10) -“Oysa aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Peygamberine davet olunan mü’minlerin sözü ise, “işittik ve itaat ettik” demeleridir...” (Nur / 51)

     

    11) -“Kim, Allah’a ve Peygamberine itaat eder ve O’ndan korkar, sakınırsa, işte kurtuluşa erenler de bunlardır.” (Nur / 52)

     

    12) -“(Ey müslümanlar!) Namazı dosdoğru kılın; zekatı verin ve Peygambere itaat edin ki rahmet olunasınız.” (Nur / 56)

     

    13) -“İçinizden kim Allah’a ve Rasulüne itaat eder ve salih amel işlerse,...” (Ahzab / 31)

     

    14) -“...kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzab / 71)

     

    15) -“...Peygamber size neyi verirse, onu alın; neden sizi nehyederse, ondan da sakının...” (Haşr / 7)

     

    16 ) -“Allah’a itaat edin; Rasüle de itaat edin.” (Teğabun / 12)


  8. Bu varlıklarla belli seanslarla etkileşime geçilmesi meselesi doğrudur. Hatta en bilineni fincan ile yapılanıdır. Bazen gelirler ama ekseriyetle de bir sonuç alınmaz. Grup halinde yapılan seanslarda sonuç alınması ihtimali tek olarak yapılanına göre daha yüksektir. Çünkü enerji alanı daha fazla olur. Ama bu şekilde yapılan seanslarda onları gerçek suretleriyle görmek nerede ise imkansızdır. Ama gelirler, varlıklarını hissettirirler ve sıkıntı verirler. Çoğu zaman alay ederler.

     

    Gerçek suretleriyle görülmesi meselesi onların kapısının açılması meselesidir. Astral seyahatte beyin gücünü çok iyi kontrol edebilenler bazı suretler görebilirler. Bir ejdarha olarak görülebilirler mesela. Ama tehlikeli olduğu da su götürmez bir gerçektir.

     

    Onları ait oldukları surette görmek birçok kişi için (ömrünün sonuna kadar belli terkipleri uygulasa bile) mümkün olmaz. Burada kişinin ruhi durumu da oldukça önemlidir. Yani insanda farklı buudlara girebilecek bir takım hassaların gelişmiş olması gerekir. Bu, bazen doğuştan gelir; bazen de sonradan kazanılır.

     

    İyileri ile temasa geçmek çok zordur. Çünkü boyutlar arası geçiş yapmak dinen yasaklanmıştır. Eğer içlerinden birisi özel olarak bu yasağı deliyorsa herhalde pek mütedeyyin değildir. Oldukça sıkıntı verir. Geceleri uyutmaz, gün içinde kişide yorgunluk hasıl eder, kuruntu sahibi yapar adamı. Kısacası mahveder.

     

    Mantık bütünlükleri ekseriyetle yoktur. Bir dedikleri ile bir sonra ki birbirini tutmaz. İnatçıdırlar. Söz dinlemezler. Ancak ve ancak çok güçlü bir alimin terbiyesi ile belli noktalarda hizaya getirilebilirler.

     

    Sayıları insanlara göre çok daha fazladır. Onların da inançları vardır ama çok az bir kesimi müslümandır. Savaş içinde olduklarına dair bilgiler var. Şu anda onlarda da kafir olanları süper güç durumunda.

     

    Kısacası onları görmek istemek; akıllıca bir davranış değildir. Ne demiş Peyami Safa: "Deneyimden sonraki farkındalık öncesine göre çok daha pahalıdır". Selametle...


  9. Öncelikle yazıyı tekrar okumanızı tavsiye ederim. İlk olarak Peygamberimize yapılan büyü öldürmek amaçlı yapılmıştır ama başarıya ulaşamamıştır. Diğer yandan da diyorum ki Allah'ın dilemesi gerekir. Peygamberliğin en önemli özelliklerinden biri de temsil keyfiyetidir. Allah, Efendimize yapılan büyünün bir yere kadar işlemesine izin verdi. Çünkü sonra ki ümmete misal lazımdır ve Nas ile Felak sureleri indi. Yani Allah'ın dilemesi de önemli ki bu da yazıda var.

     

    Aynen Peygamberimizin Uhud Savaşı'nın kaybedileceğini bilmesine rağmen sırf istişarenin ne kadar önemli olduğunu vurgulamak için o savaşa gitmesi gibi...

     

    --- Sonraki mesaj ---

     

    Kabala insanlara birden fazla soru sormasını ve derinlere inmesine sebep olur.

    İnsanın evrendeki eylemlerini daha detaylı düşünmesini ve yaşamı boyunca engelleri aşması için sürekli arayış içinde olmasıdır.

    Birçok ünlü yabancı sanatçının, kabala inancını benimse sebebide budur.

    Kişisel gelişimde kabala'nın rol üstlenmesinin tek sebebi ise Engelleri aşmak için sürekli farklı yolları benimsemek ve olumsuz düşünceleri bir kenara bırakmaya çalışmaktır.

    Avrupanın yüzdesi bu sebeple hayatlarına daha olumlu yön verebilmek için kabala'yı benimsemiştir.

    Özellikle bu inanç sistemi hindistanda çok daha yaygındır.

    Maddeye inanmazlar , maddenin bir değerinin olmadığını, insan neyi nasıl görmek isterse onun o şekilde değer kazanacağına inanılır.

     

    Daha çok manevi dünyaya erişmek için kabala'ya inanılırda diyebiliriz.

     

    Bu bilgiler de doğru değil. Bu işin içinden yetişmiş ve diğer kabalistlerden şimdi adını vereceğim kitabı kaleme aldığı için büyük tepki toplayan Dion Fortune isimli kadının Mistik Kabala isimli eserine bakmanızı tavsiye ederim. Çok net bilgiler veriliyor. Kabbalah'ın tek amacı kendine sağlık büyücüler bulmaktır. Cinlerle temasa geçilir. Kademeleri de vardır. Ve daha da önemlisi Kabbalah yönteminde Allah inancı yoktur. Kabbalah somutlaştıramadığı her olduyu varsayımsal olarak kabul eder ve der ki Yaratıcı inancı sadece en üst kade3meye çıkmak için beynin bir yerinde imgesel olarak bulunmalıdır. Ama gerçekte yoktur. Kitabı bir kontrol edip daha çarpıcı bilgileri aktarabilirim.


  10. sizin uzulmenizin bana faydasi olmaz sonucu degistirmez ...hz muhammed sav e hz ali yardim edip buyuyu bulundugu yerden cikararak buyuyu bozmustur ...aramizda namaz kil buyu tutmaz diyebilecek kadar bagnaz muslumanlar yok mu ?

    Namaz kıl; büyü tutmaz demek bağnazlık değil bağlılığın gücüdür. Peygamberimize yapılana gelince de o yol olarak size bir büyü yapıldığında siz de bir şifacıya gidip çözdürün dememiş ama gitmeyin de dememiş. Dua yolunu göstermiş.

     

    Mesela kişi bir büyücüye gider. Mesela der ki falanca kişinin yuvası yıkılsın. Büyücü de almak istediğini alır ve "belli bir zamanı şart koşarak" cinlerini hedef kişi üzerine salar. Eğer cinler o kişide bir gedik bulamazlarsa o kişi üzerinde etki bırakamazlar. Diğer yandan bir de Allah'ın dilemesi vardır ki o istemedikçe büyü tutmaz.

     

    Mısır kaynaklı bir hikaye sanırım... El-Ezher Üniversitesinden profesor test için cinini bir eve gönderir. Bu aile parasını nerede saklıyor öğren gel der. Cin gider gelir. Prof sorar ne oldu diye. Cin bişey demez. Prof sinirlenir. Tekrar gönderir. Cin yine gider gelir ama sonuç yok. Bilgi vermez. Prof çakmağını çıkarır. Son bir şans verir. Git öğren gel der. Cin gider ama yine sonuç yok. Prof yakacaktır ki cin bilgi verir. O eve yaklaşınca birşey adeta enerji mi emiyor. Ben de yaklaşamıyorum der. Bir türlü içeri giremedim deyince Prof şunu söyler: Giremezsin elbette; çünkü o evde hergün Bakara ve Ali imran sureleri okunmaktadır.


  11. Öncelikle Hz Musa'nın yaşadığı dönem çok daha öncesine dayanır diyen birçok araştırmacı vardır. Kabbalah'ın Hz Musa ile değil de daha çok Hz Süleyman dönemi ile ilgisi var denebilir. Harut ile Marut isimli melekler yeryüzüne gelip (bir imtihan vesilesi olmak üzere) insanlara bir takım bilgiler verirler. Hz Süleyman döneminde durum o kadar kötüleşir ki her yerde artık insanlar büyü ile iştigal ederler. Bunun üzerine de Hz Süleyman duruma el koyar ve bütün büyü kitaplarını toplatır ve yaktırır. Ama bir nüshasının elinde tutar ve onu tahtının altına gömdürür.

     

    Hz Süleyman'ın tahtı Mescid-i Aksa'dır. Haçlıları Kudüs'ü fethettiklerinde Mescid-i Aksa özel şovalyeler tarafından korumaya alınır. Yahudilerden istihbaratı alan şovalyeler Mescid-i Aksa'yı kazarlar. Yada kazdırırlar. Kabbalah sayfaları bulunur ve kısa zaman içinde kerametleri görülür. Şovalyeler bununla birlikte Kudüs'ü terkederler. Büyük Hazine filminde ki hazine altın değil; Kabbalah'tır.

     

    Kabbalah Sefirotlardan oluşan sözde bir arınma ve kişinin kendini tanımasına yardımcı olan bir ışıktır. Ama bu arkadaşın da belirttiği gibi yalandır. Tamamen büyüsel ritüellere bağlı kalınarak cinlerle irtibata geçilmesi hedeflenir. Geçilir de. Hatta Kabbalah'a da gerek yoktur. Birçok farlı yöntemle o tarafla bağlantıya geçilebilir. Uğraşmamak; aldanmamak lazım. Zira kişinin hayatı mahvolabilir.

     

    --- Sonraki mesaj ---

     

    malesef cok yardimsever gecinen kendilerini dort dortluk gosteren kurani kerimi ezberlemis ona buna vaaz veren muslumanlar yardima ihtiyaci olan birine yardim etmeye yanasmazlar hatta para,hasetlik icin allah a sirk kosup kotu buyuler yaparlar simdi buyuden kurtulmak icin yahudilerden yardim almak istemesi yanlis olur mu ? ne yapmali bir tarafta kednisini yutmaya calisan deniz diger tarafta yilan ?

    Yazdıklarının hiçbir anlamı yok. Ne yaşadığını bilemem. Ama bir kabalistten yardım almayı yol olarak görüyorsan senin için üzülürüm. Belli ki bazı yanlış kişiler tanımışşsın ama genellemeye gitmek doğru değil. Birçok gerçek müslüman bu işlerle uğraşmaz. Peygamberimiz bile kendisine yapılan büyü için aynı mukabilden bir yol seçmemiş ve duaya sığınmıştır. Biraz daha dikkat...


  12. Kuran-Kerim... Bütün varlığın son kitabı... Tüm insanları kapsayanve yine tüm insanlardan kendisine iman etmesi beklenen ilahikurallar bütünü. Ama Kuran sadece insanlara değil; aynı zamandacinlere de hitap etmektedir. Yani cinlerin farklı bir boyuttayaşamlarını sürmeleri onlar için farklı bir kitap indirilmesinigerektirmemiş. Onlar da Kuran ayetlerine bağlı kalmak zorunda.Demek ki Kuran; vazettiği kurallar bütünüyle onları dakapsamış.

     

    Günümüzekadar gelen ilim adamları şüphesiz bir şekilde Kuran-ı Kerim'deaçıkça bildirilen cinleri kabul etmişlerdir. Ama o aleminhudutlarını hiçbirisi tam olarak ortaya koyamamıştır. Hattacinler alemi ile münasebettar olanlara o alemi anlatmalarıistendiğinde genelde aynı şeyleri söylerler. Bizim gibi doğarlar,evlenirler, aile hayatları vardır ve meslek sahibidirler.

     

    Amaihtimal ki daha fazlası vardır. Bir defa yaşam formları oldukçafarklıdır. Bunun yanında nasıl ki Kuran'da yer alan bütünayetler insanı muhatap sayarsa aynı şekilde cinler alemini demuhatap kabul eder. Bu da izahı yapılamayan bazı ayetlere farklıbir bakışı getirir. Mesela Zülkarneyn olayı. (Zülkarneyn iki zaman sahibi demek...). Kehf suresinde anlatılan Zulkarneyn hadisesinde insan aklının sınırlarını zorlayan bilmeceler vardır. Zülkarneyn'in bir peygamber olup olmadığı muammadır elbette ama maden Kuran bahsediyor; o halde oldukça mühimdir. Önce batıya bir yolculuk ve daha sonra Doğu'ya. Daha sonra da üçüncü bir yolculuk ve iki dağ arasında azgın bir kavim. Zülkarneyn masum halkın isteği üzerinde azgın kavim ile onlar arasında bir set kurar. Set demirden yapılır ve üzerine de bakır dökülür. Önce batı ve sonra da doğuya olan yolculuk dünya zamanı ve dünya üzerinde yapılmış olan bugün kü doğu ve batıdır. Ama üçüncü yolculuk ise iki zaman sahibi olan Zülkarneyn için farklı bir yere yapılır. Burası iki dağ arasıdır ve benim görüşüm olarak da bu iki dağ iki farklı zaman örgüsü arasını temsil etmektedir. Azgın olarak tarif edilen kavim ise inançsız Cinlerdir. Araya örülen set ise demir ve bakır temsili ile anlatılmasına rağmen solucan deliğini temsil eder. Burada nasıl ki iki dağ sembolü ile iki zamanın temsil edildiğini söyledim; demir ve bakır ile de yüksek enerji sembolize ediliyor.

     

    Bilim adamları solucan deliği sayesinde boyut atlamanın mümkün olduğu konusunda hem fikirler... Bugün ki bilim de o noktaya yaklaştı. Ama bizim oluşturacağımız solucan delikleri ile biz daha diğer tarafa gitmeden diğer tarafın bu tarafa istilası olacağını düşünüyorum.

     

    Ama şeytan elbette tarih boyunca boş durmamıştır. Araya çekilen seddi kırmak için insanoğluna çeşitli işler yaptırmıştır. Mısır Piramitleri yada genel olarak piramitsel yapılar gibi...

     

    Yazdıklarımın bir kısmı elbette sadece görüşten ibaret. Ama amaç tutarlı bir şekilde doğru bilgiye ulaşmak... Bizim için şifreli gibi gözüken bu sembolik ayetler belki Cinler için oldukça açık anlamlar taşımaktadır. Bize açık olanlar da onlara karmaşık gelebilir. Ama Kuran-ı Kerim tüm varlığı kapsar.

     

    Gelsin eleştiriler...


  13. Birincisi yazılanı oynamak diye birşey yok. (İlk yazıdan bağımsız yazıyorum.) O zaman insan iradesinin anlamı kalmazdı ki bu da adalet-i ilahiye'ye ters düşerdi. Öncelikle belirtmek gerekir ki kadere imana meselesi dinin sınırları dahilindedir; yani biraz çetrefillidir. Bir insana imana dair her meseleyi hallettikten sonra amcak kader mevzusunda sağlıklı bir imana erişebilir. İlk olarak bir örnek.

     

    Serkeşin biri yolda gezerken bir alim görür onu ve serkeşin halinden rahatsızlık duyar. Serkeş de der: Benim kaderimde demek ki bu var ve ben bunu yaşıyorum. Alimin cevabı şöyle olur: (Yakında ki çeşmeyi gösterir) Sen git şurada abdest al; o zaman kaderinde abdest olmak olur. Yani bir kayda göre hareket etmiyoruz. Bizler kendi seçimlerimiz çerçevesinde bir karar veriyoruz. Sonuçlarını da yaşıyoruz. Allah ise bunu önceden biliyor. Çünkü o sonsuz ilim sahibi... Onun eseri olan insan bile bugün kendi kısır imkanlarıyla Allah'ın inayeti ve yardımıyla bazı kestirimlerde bulunuyor. Bir eser bunu yaparken eser sahibinin yapabileceği çok çok daha fazlasıdır.

     

    Daha doğduğumuzda kaderin belli olduğu ortadadır. Geçmiş şimdi ve gelecek... Bu zaman çizgisi sadece bizim kaydımızda mevcuttur. Allah zamandan ve mekandan bağımsızdır. Bu bağımsızlığı bile bilmiyoruz. Onun kaderi önceden görmesi ve bilmesi de ve kayda alması da mümkündür.

     

    Bir de şöyle bir durum var. A'ta diye bir kavram vardır. Bu kavram kaza ve kadere ek olarak mevcuttur. Mesela insan ömrünü uzatan ibadetler vardır. Eğer böyle birşey varsa takdir edilene muhalif olurdu. Sonradan ömrümüz uzayabiliyorsa demek ki insanın iradesine bağlı sonradan yapabileceği fiiller mevuttur. "Yani yazılandan ziyaden kendi seçimlerimiz ile oynadığımızı düşünmek daha doğrudur".


  14. Bir kere başka evrenlerde bir başka "ben" fikrinin dinen hiçbir altyapısı yok. Fringe dizisinin hikayesine benziyor. Bir sürü evren ve yaşayan diğer varyasyonlarımız fikri... Yok böyle birşey... Peki hikaye yalan mı? Emin değilim! Ama şu var: Cinler tarafından kandırılan çok insan var. Anlatılan hikaye oldukça uçuk... Ama eğer o kişi kendisinin diğer evrende ki yedeğini gördüğüne eminse o gördüğü muhtemelen cindir. Cinler musallatına maruz durumdadır. Ehil olan birine gitmesi hayrına olur. Çok büyük bir ihtimal olduğunu düşünmesem de ağır psikolojik bir vak'a da olabilir. Geçmiş olsun...


  15. Dinimizde bazen gülümsemek bile sadaka yerine geçiyor. Bazen de bir tatlı söz... Bu açıdan bakarsak da karşı tarafı memnun edecek bu şekilde bir davranış (yani bahşiş vermek) da sadaka hükmünde kabul edilebilir. Tabi niyet de çok önemli. Yani tek amacın o kişiyi mutlu etmek yada ödüllendirmek ise bu da (bence) sadaka yerine geçer diye düşünüyorum.


  16. Elbette bazı duaları vardır ama ben başka bir noktadan yaklaşayım. Mesela ben ne yapıyorum.

    Eğer amaç az uyumak ise (yani sağlık ikinci plana düşerse) gece yatmadan önce çay içmek az uyumak için garanti bir yoldur. Ben en az üç bardak içerim her gece. Hatta gece birkaç kez uyanırım. Sabahta iyi kalkarım.

    Eğer sabah kalkarken alarm ile ilgili bir sorun varsa melodi hergün değişmeli. Yani telefonu kuruyorsan uyanmak için melodi sürekli değişsin. Çünkü beyin bir zaman sonra kendi ritmini dış seslere göre senkronize edebiliyor.

    • Like 1

  17. En küçük zerrelerden en büyük nebülozlara kadar koca kainat... Hiç şüphesiz kainat sayısız sistemin birleşmesinden meydana geliyor. Sayısız diyorum çünkü ilim, geldiği son nokta itibariyle halen yolun başında sayılır. Bilim adamları hergün yeni keşifler peşinde ve bulunan her yeni şey farklı dünyalara kapı aralıyor.

     

    Şimdi iki şansımız var. Ya herşeyi maddi bir akla havale edeceğiz; yada madde olmayan bir güce... İlk seçeneği ele alalım. Diyelim ki her şeyi madde kendi içinde kontrol ediyor. Yani her keşmekeş durumda tabiat ana(!) evirip çevirip işleri yoluna koyuyor. Ama burada bir paradoks var. Her kontrol edilen otomatik olarak kontrol edenden daha niteliksizdir. Mesela bir köpeği evcilleştirebilirsiniz. Onu kontrol altına alabilirsiniz. Siz köpeği evcilleştirirken çok akıllı bir iş adamı da sizi fabrikasında şstşhdam eder ve çok cüzi bir ücret karşılığında çalışmak zorunda kalırsınız. Sonra o iş adamının ailesi yada kendisi kaza geçirir. Hayatı mahvolur. Sonra bir doğa olayı ile herşey tam da düzeldi diyecekken herşey mahvolur. Güneşte patlamalar olur. Ama bize birşey olmaz. Peki ya o güneş normalden biraz daha fazla ışıma yaysa? Elimiz kolumuz bağlı. Güneşte bir madde sonuçta. Onu da kontrol eden hadi bir çekim kanunu olsun. Çekim kanununu da kontrol eden kainatta ki ilk ışımayla başlayan atomsal faaliyetler olsun. Peki bizim maddi planı dayandırdığımız o ilk nereye dayanıyor. Yani madde olmadan önce vardır. İşte bu durum maddeye dayandırılan düzen fikrini açmaza sürükler.

     

    Demek ki maddeyi kontrol eden ve madde olmayan bir güç olmak zorunda. Yoksa bir sistem üst bir akıl olmadan kendi içinde çökmeye mahkumdur. Bunu daha minimal şekilde örneklendirmek de mümkündür. Başında bir insan olmayan bir bilgisayar programı oluşamaz. Bu bilgisayar programı oluştuktan sonra karşılaştığı bir problemi kendi başına halledemez. Problemleri çözen başka programlar yazılır. Onları yazan da başka bir program. Ama her ne olursa olsun ilk programı yazan bir üst akıl olmaz zorundadır.

     

    Görüldüğü gibi madde planında da işleri Allah'a dayandırmak elzemdir. O nedenle de günümüzde bilimin vardığı son noktayı göz önünde bulundurursak inanmaktan başka yol yok gibidir.

     

    Kaynak: Burada yazılanlar tarafımdan direkt olarak yazılmıştır. Herhangi bir üçüncü kaynak mezvubahis değildir.


  18. 10______________________________________________

     

    Madde gerçekten hakkıyla bilinebilir mi? Duyularımızla algıladığımız ve gerçek diye adlandırdığımız olgular hakikat midirler?

     

    Bilim dünyası (bugün için bilim dini demek daha doğrudur) geldiği son nokta itibariyle bundan asırlarca önce ortaya konan felsefi soruların eşiğine gelmiştir. Özellikle kuantum mekaniği ile birlikte (çift yarık deneyini araştırın) ortaya çıkan durum Newton’un ortaya koyduğu ve onunla birlikte günümüze kadar gelen ve hakkında hiç şüphe duyulmayan modern fiziği sarsmaktadır. Einstein bu noktada ilk açılımı yapmıştır. Mutlak mekan ve mutlak zaman kavramlarını asla kabul etmemiştir. Yaşadığı devirde bilim noktasında kalburüstünde olduğu için diğer bilim adamlarına kendini kabul ettirememiştir. Ancak bugün tartışmaktayız. Madde ve zaman aslında zannettiğimiz gibi midirler?

     

    Araştırma yapan bilim adamı laboratuarda inandığı bilim paradigması çerçevesinde ortaya konan meseleleri araştırıyor. Bir sonuç çıkarmaya çalışıyor. Çıkarıyor da. Ama her bulgu yeni soruları beraberinde getiriyor. Bütün parçaya doğru hakikati arıyor. Günümüze kadar da bulamadı. Bu durum bize deney koşullarında yeni bir takım ölçekler getirdi. Bir elektronun hareketi gözlemlenmesi durumuna göre değişiklik gösteriyor. Bir durumda parçacık gibi davranırken diğer durumda dalga hareketi yapıyor. Peki bu elektron gözlemlendiğini nereden biliyor. Yoksa maddenin aklı mı var?

     

    Şu noktaya geldik: Artık bir bilim adamı maddeyi inceler noktasından bir bilim adamı bir laboratuarda hem maddeyi hem de onunla etkileşimde bulunan insanı beraber incelemek zorunda. Yani bilim adamı artık kibri ve gururu bırakıp kendisini de bir denek olarak görebilmeli. Bu da bizi fizikten ötesine yani metafiziğe götürür. Evet, bugün bilim dünyasının yerinde saymasının sebebi metafiziği dışlamasıdır. Bu suretle de bilim, kendi eksenine çizdiği sınırlar içerisinde bir kısır döngü içerisinde çırpınmaktadır. Yanlış otobüse binen bir yolcunun (bilim adamının) gördüğü yeni duraklar karşısında heyecanlanması gibi; bindiği otobüsün yanlış olduğunu düşünmeden.

     

    Bir takım verileri dışlayarak nereye varılabilir?

     

    Rüyalar…

     

    Telekinezi…

     

    Duru görü…

     

    Gabya ait şifreler veren zatlar…

     

    Zamanın bizim algımızda bir devamlılığı vardır. Rüyalarda da bazı etkileşimler yaşarız. Mesela bir mekanda bulunuruz, insanlarla konuşuruz ve bir maddeyi fırlatabiliriz. Ama rüyalarda devamlılık olmadığı için onun gerçek olmadığını biliriz. Amma ne zaman? Uyandığımız zaman… Rüya görürken içinde bulunduğumuz durumu gerçek addederiz. Gerçek olduğunu bildiğimiz reel dünyaya nazaran içinde barındırdığı birçok saçmalık dikkatimizi çekmez. Ben şu an rüya görüyorum diyebilen azdır. Korkarız, ağlarız, acı çekeriz, seviniriz. Kendi gerçekliğimize uyandığımız zaman ise rüyaymış diye uyanır ve eğer acı çekiyorsak rahatlarız. O halde içinde bulunduğumuz reel dünyanın bize sunduğu ve algılarımızla hakkında fikir sahibi olmaya çalıştığımız bu dünyaya nasıl olur da bu kadar aldanabiliriz? Asla emin olamayız. Hiç kimse bir rüyada olmadığımızı söyleyemez.

     

    Kuantum mekaniği bize bu konuda bir takım bilgiler sunuyor. Bir maddeye baktığımızda ve ona sırtımızı döndüğümüzde o madde aynı hususiyetlere sahip değil. Çünkü masayı masa yapan onun gerçek mahiyetinden çok o enerjinin beynimizde oluşturduğu şablon.

     

    Okuduğum bir kitaptan güzel bir benzetme ile bu bahsi kapatayım: Çölde yaşayan ve mekân ve zamana dair hiçbir fikre sahip olmayan birinin eline kainata dair bütün bilgileri içeren bir kitap veriliyor. Bu cahil kişi kitaba bakıyor. Başlıyor üzerinde çalışmaya. Kitabın yazıldığı dilde ki toplam harf sayısına ulaşıyor. Buradan da bu harflerin belirli sıralarla bir sözcük oluşturduğunu ve sözcüklerden de cümleler oluştuğunu görüyor. Daha sonra paragraflara ulaşıyor. Hatta o kitabı o kadar çok inceliyor ki hafızasına alıyor. Hangi sayfada ne yazdığını biliyor. Belki toplam kaç sözcük ve kaç cümle olduğunu da biliyor. İşte günümüzde ki bilim insanının kâinat kitabı (levhi mahfuz) karşısında ki durumu budur. AMMA YAZILANLARIN ANLAMINI BİLMİYOR. SÖZCÜKLERİN ANLAMINI BİLMİYOR. CÜMLELERİN ANLAMINI BİLMİYOR. YANİ MANA EKSİK… SADECE MADDEYE BAĞLI… BU NEDENLE O KİTAPTAN DA HİÇBİR NASİBİ OLMUYOR!

     

    Biraz dağıldı ama devam yazısında daha da açarım inşallah…


  19. Malum Maya kehantleri dünyanın tamamının olmasa da birçok kesiminin ilgisini çekmiş durumda. Aralık 2012 yılında dünyanın sonunun geleceğine ciddi şekilde inanan insanlar ve hatta bazı batıl dinlerde kendilerini manastırlara kapatan insanlar var. Kuşkusuz bu takvimin bu kadar ilgi çekmesinin sebebi Mayaların kehanetlerinin bilimsel gerçeklerle de örtüşmesi. Ama olayın asıl göze çarpan kısmı ise astrolojik yönü. Az sonra okuyacaklarınız büyük resmin bir parçası hükmünde. Uyanalım! Uyalarım!

     

    Foton kuşağı ile birlikte birçok ünlü astrolog insanlarda beşinci boyuta geçişin olacağını belirtiyor. Bazıları ise boyut kavramını kullanmadan insanlarda ki bazı çakraların açılacağını söylüyorlar. Bu durum kuşkusuz insanlarda metafizik gerçekliğe karşı da bir aşinalık getirecektir. Herkeste olur mu bilinmez ama rüyaların netleşmesi ve zaman çizgisinde ki kesişime dayalı boyut atlamanın yaygınlaşacağı görülüyor. Forumda ara ara yazılsada günümüzde sanırım eskiye nazaran astral seyahat çok yaygın. Astral seyahata çıkan insanarın birçoğu özel bir çaba sarfetmiyorlar. Bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Ama herkes görebilir ki günümüz dünyası eskisi gibi değil. Herkes okun yaydan çıkmak üzere olduğu gibi bir fikre sahip gibidir. Bu sadece olaylarla desteklenen değil; imgelerle de kendini gösteren bir durumdur.

    2012 yılında dünya yok olmayacak. İnsan bilinci çağ atlayacak. Bir uyanış gerçekleşecek. Metafizik alem birçokları için çok cömert davranacak ve her yerde kendini gösterecek. Son 10 yılda özellikle yabancı dizilere dikkat edin. Büyü yapan kahramanlar; büyüler; iksirler; doğaüstü güçlere sahip insanlar. Hep bu türlü malzemeler kullanılıyor. Smallville, hereos, supernatural, merlin, doktor who, ghost whisperer, lost, fringe ve son dönemlede ki camelot. Bu diziler neden hep aynı tür konulara ilgi duyuyor. Hiçbirşey amaçsız değildir. Sinemanın ilk ortaya çıkışı ile birlikte 70 yıl boyunca sürekli olarak Arapları kötüleyen yapımların bir zaman sonra Arap topraklarında yapılacak işgal için insanlarda bir ön bellek oluşturma çabası güttüğünü biliyorsak yeni dönem yayınlarından da bir sonuç çıkarabiliriz. Stra wars ile başlayan ve dünyada kendini göstermeye başlayan ufo fenomeni bir amaca hizmet eder.Yarın olacak bazı olaylara karşı insanlarda ön bilinç oluşturuyorlar. Tam olarak neler olabileceğini kestirmek belki mümkün deil ama tahminler mevcut. Cinlerin bir aldatmacası sonucu sözde ufolar tarafından dünyaya yapılacak bir saldırı ve bizi onlardan korumaya çalışan sözde bir ayınlanmış grup. Bu olacak!

     

    Tüm bunların yanında az önce bahsettiğim dizilerin içeriğine dönük bir sonuç çıkarmak lazım. Eğer metafizik gerçekliğin varlığı ispatlanırsa bu Allah'ın varlığının direkt ispatı olur mu? Birçok kişi için evet. İnsan Şeytanı bilirse Allah'ı da bilir. Peki Şeytan bunu ister mi? Elbette hayır. İşte o ismini verdiğim diziler şunu sokuyor beynimize. Metafizik gerçeklik Allah'ın varlığını gerektirmez. Son dönemde ki camelot dizisinde ki Merlin Rahibe'nin kafası vurulmadan hemen önce dikilip şunu diyor ekranlara karşı. "Tanrı diye birşey yoktur". Tüm diziler bunu yapıyor. Metafizik gerçeliği laçkalaştırmak istiyorlar. Çünkü yeni dünya düzeni dinsiz tek bir dünya devletini öngörüyor. O izlenilen dizilerin yayınlandığı kanalların hemen hepsinin sahibi mason. Hem de üst düzey mason... Foton kuşağına geçişi engelleyemeyecekler. Bu yüzden farklı bir yönden insanları vurma istiyorlar. İsim vermek istemiyorum ama sözde hümanizm haykıran son dönem ülkemiz dizilerinde de bu durum böyledir. Büyü yaparlar ama dine dair tek kelime etmezler.

     

    Eğer ufak hata paylarını saymaz isek 2012 yılında gözlerimiz açılacak. Şaşkınlığımızın doruk noktasında ise karşımıza deccal çıkacak. Onun yaptıkları zaten altyapısı mevcut olan metafiziksel gerçekliğe uyanmış bir dünyada olacak. İşte o zaman arada insan kalmayacak. Ya müslüman yada kafir. Herkes safını seçecek. Allah bizi o dönemde Mehdi'nin saflarında bulundursun inşallah.

     

    Hiçbirşey amaçsız değil; ama oyunun sonunu Bediüzzaman yineliyor.

     

    "Şu istikbal inkilabati içerisinde en gür seda İslam'ın sedası olacaktır".

     

    Saygılarımla...


  20. 9________________________________________________

     

    Psikolojik rahatsızlıklar zamanımızın en büyük sorunlarından biridir. Birçok hasta özel kliniklere gider ve biraz şanslı ise psikoterapi ile ve daha ileri düzeyde de ilaç tedavisiyle hastalığına çözüm bulmaya çalışır. Oldukça geniş bir skalası olan bu iş Psikiyatristlere emanettir. Ama ne yazık ki günümüzde doktorlar bu alanda çok mesafe katedebilmiş değillerdir. Çevremde bu tür problemlerden muzdarip sayısız insan var. Birçoğu da ilaç kullanıyor ve tedavi olmak adına ilaç tarassutu altında bir hayatı tercih ediyorlar.

     

    Bu problem özellikle son 20 yılda tavan yapmıştır. Az düşünen herkes teknolojide ki baş döndürücü hızla bu hastalıklar arasında bağ olduğunu görür. Kırsal kesimlerde, bu rahatsızlığa yakalanan insan sayısı oldukça azdır. Şehirlerde ise hastaneler dolup taşmaktadır. Çok rahat bir şekilde söyleyebilirim ki bu hastalıkların ana sebebi evlerimizde duran dikdörtgen kutudur. Televizyon...

     

    İster inançlı olsun; isterse inançsız... İnsan, hakikate aşıktır. Bazıları kendi iç alemlerine yönelirler bu amaç uğruna. Kimileri de fezaya araçlar gönderirler. Bizi hayatta tutan şey o hakikatin hep etrafımızda olduğu gerçeğidir. Yanımızda olduğunu düşünürüz. Göremesek de birgün onu bulacağımıza inanırız. Hep yarınları kovalarız. Ama bilim adı altında atılan adımlara verilen isimler hakikat adına bize birşey sunmuyorlar. Atomun parçalanması insanın iç huzuru noktasında bir yenilenme yaratmaz. Çünkü anlam olmadan ihtiva da olmaz. Bizi mutlu eden şeylerin hepsi soyut kavramlardır. Sevgi, aşk, sadakat yada güven hissi... Bunlarla huzur buluruz. Yanıbaşımızda sayısız bilimsel gelişmeler bizi sadece gerçekten uzaklaştırmaya çalışır. Evrimi anlatmaya çalışır. Düzensizlik edebiyatı yapar. Bilim sadece kendi salt gerçekliğini ortaya koyma çabası içindedir. Ama bu benim umurumda değil. Bana hiçbirşey vadetmiyorsa anlamı yoktur ve birilerinin dediği gibi bilim benim için kutsal değildir. Madde bana hiçbirşey ifade etmez. Ben huzurlu ve mutlu olmak istiyorum.

     

    Bizi hasta eden şey etrafımızdakilerin bizde uyandırdığı sınırlılık hissidir. Son teknoloji kavramı bile bu noktada oldukça küstah durmaktadır. Son modern televizyonlarla insana ne verebilirler. Hiçbirşey! Sadece gözlerimizi bozarlar. Son model telefonlarla talip oldukları tek şey cebimizde ki paradır. Hatırlatma sistemleri ile bize şunu söylüyorlar. Aslında siz yarın öğlen ne yapacağınızı düşünemeyecek kadar aptalsınız. Hayatımızı kendi ürünlerine hapsediyorlar. Televizyonlarda sürekli olarak birileri bize karşı konuşuyor. İstedikleri ise birbirimizle konuşmamamız. İnsan iletişimini bozuyorlar. Bizi kendilerine müptela ediyorlar. Bu yüzden hasta oluyoruz. Hastalıklarımızın kaynakları işte bu. Araştırmaya gerek yok. Google bunu sizin için yapar diyorlar. Ama beri tarafta internetin bir çöplük olduğunu söylemiyorlar. Teknoloji insanlara birçok şeyi verebilir. Birçok bilgiyi verebilir. Ama anlamı veremez. Teknoloji mutlu etmez. Yalnızlaşmak kaçınılmazdır. Sonra bir bulantı duyar insan Sartre nin dediği gibi. Neye karşı. Bize sunulan gerçekliğe karşı...

     

    Ama ben diyeyim. Onların bana verdiği hiçbirşeyi istemiyorum. Çünkü panik-atak olmak için can atmıyorum. Depresyona girmek istemiyorum. Ben araştırmak istiyorum. Okumak istiyorum. Ben onların beni yapmak istedikleri şey olmak istemiyorum. Ben özgür olmak istemiyorum. Spikerlerinin bana verdiği bilgilerin canı cehenneme...

     

    Ahırda ki sığır kendi gerçekliği içinde ne kadar güvende olabilirse biz de kendi gerçekliğimiz içinde o kadar olabiliriz. İçimizden çıkan birileri nasıl olurda bize bu dünya şartları içinde mutluluğu getirebilir. Mutlu olmak için bir üst ele muhtacız. Kainatı kuranı tanımadan insan mutlu olamaz.

     

    Bir insan ne kadar az televizyon izlerse o kadar mutlu olabilir. Bir insan ne kadar az internet başında olursa o kadar mutlu olur. Bir insan ne kadar az gereksiz insanla muhatap olursa o kadar mutlu olur. Bir insan ne kadar kendi gerçekliğinden uzaklaşıp Allah'ı aramaya koyulursa o kadar mutlu olur.

     

    Bu yüzden oynanan oyunların farkına varmak zorundayız. Projeleri biziz. Bizi kullanarak 50 yıl sonrasının dünyasını tasarlamaya çalışıyorlar. Hepimiz bir deneğiz. Teknolojilerini kullanıp bizi yalnızlaştırıyorlar. Sonra hasta edip hastanelerine alıyıorlar. İlaç sektörlerini de bizim üzerimizden canlandırıyorlar. Bugünün ilaçlarının bir çoğu yarının zehirleri olacaktır. O zaman artık gözlerimi açalım. İlk iş olarak da televizyonları kapatalım...

     

    Devam edecek...


  21. Kadının biri ölüm döşeğinde. Son nefesini vermeden etrafındakilerden istekte bulunmuş: İlk gün yanıma birini gömün. Münker ile Nekir gelip sorgu yaptığında yanımda olsun. Korkmayayım demiş. Kabul etmişler. Kadın ölmüş. Gömmüşler. Başka bir adamı da ikna etmişler. Kadının yan tarafına gömecekler adamı ama canlı. Bir delik açmışlar nefes alması için. Para karşılığı oluyor tabi bu. Adamı ertesi gün çıkaracaklar. İşte bu adam mezara gelmeden önce yolda herhangi birinin bahçesinde ki bir ağaçtan bir dal parçasını alıp dalı evire çevire gitmiş. Varmış. Anlaştıkları üzere adamı kadının yanına gömmüşler. Adam dal parçası elinde girmiş ama mezara.

     

    Münker ile Nekir kadını sorgulamak üzere gelmişler ama bakmışlar adama ve önce şunu bir sorgulayalım demişler. Adamı karşılarına almışlar. Dal parçası demişler. Nereden aldın onu. Adam ise çok önemsemeden gelirken bir evin bahçesinde ki ağaçtan kopardım. Pat diye bir topuz vurmuşlar adama. melekler konuşmuş. Bu nasıl iş! İslamiyette var mı böyle kafana göre başkasının malını almak. Sonra devam etmişler: Peki gidip de sahibinden helalik aldın mı? Adam yine hayır deyince bir topuz daha. Bu şekilde adam bir dal parçası yüzünden 30 tane topuz yemiş. Çıkardıklarında adamı mezardan perişan halde tabi. Bu ne iştir arkadaş! Ben daha ölmeden çekildim hesaba demiş.

     

     

    Arkadaşlar helal haram mevzusu çok önemli. Bir arpanın yedide birinden bile hesap sorulacak. Varın gerisini siz düşünün. Bir sofrada ekmek yerken bir kırıntı bile zayi olursa Allah bunun hesabını soracak.


  22. Hmm... Sitede benzer bir terkip okumuştum Yasin suresiyle yapılan fakat içinde ip düğüm falan yoktu.

    Birinin iradesini elinden almak değilde bir işi oldurmak için okunan dualara ne dersiniz.

    Örnek; Aynı uygulamayı ip ve düğüm olmadan diyelimki bir işe girmek için uyguladık. Bu da büyümüdür?

    Veya Fetih suresinin ilk ayetini 313 kere bir hacetimiz için niyet ederek okuyoruz. Bu da mı büyüdür? Büyü değilse nedir.

    Cevaba göre kendimden bir örnek vereceğim.

     

    Hayır bu haliyle büyü değildir bu. İşin içinde uygulama olmasın yeter. Hatta yeri geldiğinde beddua bile edilebilir. Bunda bile caiziyet noktasından sıkıntı yoktur ama yapılması da hoş değildir. Asıl meseleye dönersek herhangi bir nesne kullanılmadığı takdirde niyet ve dua edilebilir. Sorun yok.


  23. Buna dair birçok örnek var. Zaten büyülerin ekseriyeti Kuran metinleri kullanılarak yapılır. Bazen değiştirilir. Bazen tersten yazılır. Ve muhakkak bir uygulama yönü vardır. Bunlar çoktur.

     

    Mesela bir tanesini yazayım. Bir erkeğin eşinden başka bir kadınla birleşip zina etmesini engellemek için Yasini Şerifin okunmasına başla, Yasin'de yedi Mübin vardır. Her mübinde 23 defa XXX ayetini oku (Kuran'dan bir ayet). Elinde bulunan ipe bir düğüm çal, tekrar okumaya başla ve böylelikle Yasin'i Şerif'te bulunan 7. mübinde her mübinde bir olmak üzere 7 düğüm at. Bu ipi bir bardak suya koy, eşine içir, sonra da başınızı koyup yatmış olduğunuz yastığın içine koy, böylece bu en önemli olan bir terkibi tamamlamış olursun. Sonra aşağıdaki XXX duasını oku. Olmaz diye sakın şüphe etme! Bu en kısa zamanda etkisini gösterir.

     

    Şimdi bu büyüdür işte. Öyle yada böyle kocasının iradesini elinden alıyor. Bu kocasının imtihanı! Eşinin müdahale hakkı yoktur. Sadece dua edebilir.

     

    --- Sonraki mesaj ---

     

    ellerinize sağlık güzel bilgiler bende şunu ögrenmek istiyorum büyü olup olmadıgını ögrenmek de günaha sokuyormu hani gidersin bir hocaya büyü olup olmadıgını ögrenirsin varsa ona göre dualarını okursun ki bakan hoca büyük bir ihtimalle ben bozarım diyecek boz bu büyüyü şu kadar da para vereyim gibi degil sadece kendinde büyü olup olmadıgını ögrendikten sonra okunması gereken dualar vardır nas felak gibi bunları bol,bol okunmamız söylenir büyü varsa şayet bir kişide bu konu hakkında ne söyleyebilirsiniz ögrenmelimiyiz,ögrenmemelimiyiz.

     

    Sakıncası yoktur. Büyü bozmak haktır. Ama hoca olmalı, müttaki olmalı o kişi. Bu da ciddi araştırma gerekir. Öğrenilebilir büyü olup olmadığı.


  24. Büyü bir takım etkilerle bir kişiye iradesi dışında bazı işlerin yaptırılmasıdır. Vardır. Efendimiz (a.s.m)'e de yapılmıştır. Dinde ise çok ağır hükmü vardır. Bunları zaten bilenler biliyor. Bir de havas kısmı var işin. O da bir ilim. Temeli duaya dayanır. Anahtar hükmünde bazı duaların okunması ile ilgilidir. Ama siteye üye olduğum günden beri bazılarının ısrarla büyünün oyuncağı haline geldiğini gördüm. Meseleyi biraz açalım.

     

    Bir insanın sevdiği biri onu terketse yada soğusa ondan ve mağdur olan kişi de dua okusa, secdeye kapanıp Allah'a dua etse yerinde bir iş yapmış olur yani. Ama kişi derecesine göre tavır alır. Mesela bu kişi dua ederken Allah'ın falancayı tekrardan bana döndür dese der. Daha ilerisinde şunu yapar. Allahım falanca kişi beni terketti, sen hakkımızda hayırlısını eyle der. Daha ilerisi de şudur ki kişi başına gelen bu işte bir hikmet arar ve sonucu beklemeye koyulur. Zira Allah zaten onu çepeçevre kuşatmıştır. Tasalanmaz. Bunlar derece derece de olsa hak olan yollardır.

     

    Amma bu kişi efendim şu kadar duayı filan sayıda nohuta okuyup da onu sevdiğine yedirse; işte bu hak değildir; büyüdür bu da. Caiz değildir. Dinde yeri yoktur. Büyünün iyisi yada kötüsü diye birşey yoktur. Büyü haramdır. Eşler arasını düzeltmek için büyü yapılamaz, hatta bir adam hakkı bulsun diye de büyü yapılamaz. Kesinlikle yasaktır.

     

    Bazı dua kitaplarında böyle yöntemlere yer veriliyor. O kitabı hemen atın bir yerlere. Çünkü belki 999 tane doğru bilgi veriyor ama 1 tek bilgiyle kişinin imanına kastediyor.

     

    Müslüman adam akıllıdır. Şu dünyada en fazla 70-80 yada bilemedin 90 sene bir ömür yaşar. Diğer tarafta ebedi bir hayat var. Değer mi bir ciğersuza büyü yaptırıp da ebedi hayatı ateşe çevirmeye. Akıllı olmak lazım. Sitede bu tür bilgiler verenler de vebal altındadırlar. İslamiyet oyuncak değil. Birşey yazılacaksa kılı kırk yarmak lazım. Bu sitede bir kişinin büyü ile iştigal etmesine sebep olsa kişi; hayatının sonuna kadar başı secdeden kalkmasa gidemez cennete. Nasıl inanıyoruz ben anlamadım ya.

     

    Ha birine büyü yapılmışdır da bir hocanın ilmiyle kendisine şifa vereceğine inanır. Gider ona. Ama hocadır o kişi. Cinciye giden hüsrana uğrar. Dinde yeri yok bunun.


  25. Öyle olduğu bariz gibi. Cahiliye araplarına kendi yaptığınız putlara neden tapıyorsunuz gibi çıkışıldığında biz onların içinde konuşan ruhlara tapıyoruz derlerdi. Yani az akl-ı selim olmak lazım. Mayaların taptıkları Kukulkan yada başka bir yerde ki Krişna da aynıdır. Cindir bunlar. Koca koca topluluklar sadece düşünceden ibaret olan bir akım peşinden giderler mi. Demek görüyorlardı birşeyler.

     

    Mesela astral seyahata çıkan bazı insanlar müşahedelerini paylaşsınlar burada. Çok değişik figürler görürler. Sonra o eski yazıtlarda ki sembollere baksınlar. Tutarlılığı görebilirler. Arkadaşım senin örneklerin de aslında tek başına ortaya koyuyor gerçeği.

×
×
  • Create New...