Jump to content

tolgacelebi

Üye
  • Content Count

    275
  • Joined

  • Last visited

Posts posted by tolgacelebi


  1.  

    Emile Coue, Ters Etki Kanunu adını verdiği bir kuralı keşfetti. Bazı şeyler vardır ki yapmaya çalıştığın zaman tam tersi olur. Eğer yapmaya kalkışmazsan yapmayı başarabilirsin. Uyumak istiyorsun - ne yapabilirsin?

     

    Uyumak herkesin temel hakkıdır, ama ne yapabilirsin? Polisten yardım mı isteyeceksin?

     

    Uyuyamadığın zaman ne yapacaksın? Ne yaparsan yap rahatın kaçacak çünkü tüm o çabaların uykuyu engelleyecek. Uyku çabasızlık durumudur. Tamamen rahatlarsan, hiçbir şey yapmadan, yavaş yavaş uykuya dalarsın. Ona doğru yüzemezsin, ancak sürüklenirsin. Bu iş bilinçli çabayla olmaz. Uykusuzluktan şikayetçi olan insanların hepsinin ortak sorunu da işte budur. Bütün insomniyakların belirli davranış biçimleri vardır. Uykuları gelsin diye bazı şeyler yaparlar. İşte bu noktada hatalı davranıyorlar. Uykuyu nasıl zorlayabilirsin ki? Sen zorlandıkça daha da uyanık kalırsın - bilinçli, gözleri açık, tetikte. Her türlü çaban seni daha fazla uyanık hale getirir ve uykun gittikçe daha çok kaçar.

     

    Uyumak istediğinde ne yaparsın? Hiçbir şey yapmazsın. Sadece sakin bir şekilde beklersin. Uykunun sana gelmesine izin verirsin - onu zorlayamazsın. Talepkar olamazsın, "Gel" diye emir veremezsin. Gözlerini kapatıp karanlık bir odada başını yastığa koyup beklersin...beklerken uykuya dalarsın. Bir bulutun kayıp gitmesi gibi senin de bilincin kapanır. Tüm kontrolü yitirirsin. Kontrolü kaybetmelisin; yoksa uyuyamazsın, çünkü kontrol halinde olan parçan bilincindir. Onun geri çekilmesi gerekir. Kontrolün tamamen elden bırakılması gerekir. O zaman - ne zaman ve neden ve nasıl olduğunu bilmezsin - uyursun. Ancak sabah olduğunda uyumuş olduğunu ve iyi uyuduğunu fark edersin.

     

    Uykusuzluktan muzdarip insanların yüzde doksan dokuzu bu sorunu kendileri yaratıyor. Ben vücut kimyalarındaki bir bozukluk yüzünden uyku bozukluğu çekenlerin oranının tüm uykusuzlar arasında yüzde biri geçmediğini gördüm. Yüzde doksan dokuzu Emile Coue'nin Ters Etki Kanunu'nu bilmedikleri için bu sorunu yaşıyorlar. Onlar Jefferson'un takipçileri; uykunun bir "hak" olduğunu sanıyorlar. Yaşamda, haklar ancak yüzeyde ve piyasada varolabilir. Daha derine inince haklar yokolur. indikçe armağanlarla karşılaşırsın. Bu hep hatırlaman gereken temel şeylerden biridir: sen yaşamı hak etmedin, ama yaşam işte burada! Tamamen hak edilmemiş halde sen hayattasın ve müthiş bir enerjin var capcanlısın

     

    Bu nasıl oluyor? Eğer hiç hak etmediğin halde yaşam varolabiliyorsa neden mutluluk da olmasın? Veya aşk? Veya büyük coşku? Hepsi olabilir bunların, ama önce şu kanunu anlaman gerekiyor.

     

    Kanun şudur: direkt olarak uğraşma. Mutluluğun peşinde koşulmaz. Ancak ikna edilebilir. İkna dolaylı yapılır. Bir saldırı değildir. Harekete geçersin, ama direkt olarak değil, çünkü direkt olunca saldırganlaşıyorsun. Hiçbir şey şiddet kadar direkt değildir, ve hiçbir şey direkt davranış kadar şiddetli değildir.


  2. Affetmemek hem daha önce seni inciten kişilerden hem de yeni kişilerden gelebilecek olası incinmelerden koruduğu illüzyonunu yaşatır sana acını öfkeni beslediğin sürece olası tehlikelere karşı zırhını Kuşanmış olarak beklersin Böylece artık kimse seni incitemez yaralayamaz taciz edemez reddedemez

     

    Oysa;

     

    Affetmek unutmak değildir İnsanları affettiğimizde geçmişte yaşanan deneyimleri unutmayız Unutmamalıyız da Bu deneyimler zamanında bize çok acı vermiş olsa da kazandığımız derslerdir Bizim yeniden kurban konumuna düşmemek ya da başkalarını kurbanımız konumuna düşürmemek için yaşanmış bir ders

     

    Affetmek affettiğimiz kişilerin davranışlarını onaylamak değildir

    Affettiğimizde geçmişin bugünümüz üzerindeki yıkıcı etkisini ortadan kaldırırız Bu onların bir zamanlar yaptığı şeyin doğruhaklı ve onaylanabilir olduğu anlamına gelmez Yapılanların kabul edilebilir önemsiz çok da kötü olmadığı anlamına gelmez

     

    Yapılanlar kötüydü acıttı Hayatımızı etkiledi Aslında gerçek affediş tam aksine olanı yadsıdığımız minimize ettiğimizkarşımızdakini haklı çıkardığımız ya da bize zarar veren davranışı hoş gördüğümüz durumda gerçekleşemez

     

    Affetmek affettiğimiz kişiden daha "büyük" olduğumuzu göstererek onu kendimize ebediyen borçlu kılmak değildirYargılayıcı Tanrı konumundan hoşgörülü Tanrı konumuna geçerek yine de kişiyi kendisini "günahkar" olarak hissettirmek gerçek bir affediş değildir

     

    Affetmek fedakarlık değildir Dişlerimizi sıkarak bizi inciten kişiye katlanmamız güler yüz maskesi takınmamız gerçek bir affediş değildir Çünkü bu durumda gerçek duygularımızı yutmuş oluruz Bu tavır hem zordur hem de hayatımızdan haz duygusunu çalar

     

    Affetmemek kızgınlık duyduğun kişileri zihninde bedava kiracı olarak oturtmak demektir Günah değil mi zihnini boşu boşuna işgal etmelerine izin vermeye?

     

    Affetmek için haklı-haksız mücadelesine girersen haklı olmanın senin için huzurlu ve mutlu olmaktan daha önemli olduğuna dikkat et

     

    Haklı olmaya çalışmak haksız olmaktan korkmaktan kaynaklanır

     

    Affetmek bir "Kozmik Unutma"dır

     

    Affetmek ruhsal iyileşme sürecinin doğal yan ürünüdür

     

    Affetmek içsel bir süreçtir

     

    Affetmek kendimize duyduğumuz saygının artmasını sağlayan bir özgürleşme sürecidir

     

    Affetmek geçmişten gelen olumsuz duygu yükünden özgürleşmektir

     

    Olayı hatırlamak ama olayın duygu deposunu boşaltmaktır

     

    Affetmek bizi inciten kişilere duyduğumuz cezalandırma ihtiyacından vazgeçerek kendi tutsaklığımızdan vazgeçmektir

     

    Affetmek onlara hangi cezayı verirsek verelim bize yetmeyeceğinin farkındalığıdır

     

    Affetmek intikam öfke kızgınlık gibi duygularla ziyan ettiğimiz yaşam enerjisini yaşam kalitemizi yükseltmek mutlu ve doyumlu olmak için kullanmayı seçmektir

     

    Affetmek yaşamın geçmişinde takılıp kalmak yerine yaşam yolculuğunda yeni deneyimlere açık hale gelebilmektir

     

    Ve affetmek başkası için değil kendimiz için yaptığımız bir özgürleşme seçimidir Kendi boynumuzdaki kendi ayaklarımızdaki zincirlerden özgürleşme seçimi

     

    En uzun yolculuk beynimizden yüreğimize yaptığımız yolculuk

     

    Affetmek bu yolculuğun kestirme yoludur

     

    Öfke kırgınlık kızgınlık nefret intikam suçluluk duygusu bastırıldığında da patladığında da bizi olduğumuz yere çiviler ve gelişmemizi engeller Affetmek çivileri söker sadece yürüme özgürlüğünü yeniden kazanmakla kalmayız koşma dans etme uçma özgürlüğünü de tadarız

     

    Gerek bizim hatalarımıza gerek başkalarının bize yaptığı hatalara gübre olarak bakalım Gübre affetmenin toprağıyla karıştığında aldığımız ürün bol olur

     

    Affetmeyi gerektiren her yara içinde önemli bir dersi de barındırır; dersi görebilmek için yarayı yeniden deşerek yüzleşmek zorunda kalsak bile

     

     

    Affetmek öfke ve intikama yatırım yapmaktan vazgeçmektir Neye yatırım yaparsak o çoğalır Affetmek hayatımızın en özgürleştirici ve zenginleştirici yatırımıdır

     

    Affetmenin karşındaki kişiyi değil seni özgür bırakacağını anla

     

    İnsanları yargılarsan onları sevmeye zaman bulamazsın

     

    Ellerini yumruk haline getirenler tokalaşamazlar

     

    Herkesi "gerçekten" tanırsan herkesi affedersin

     

    Affetmek içsel yolculuğun temel basamaklarından biri ve kendimizle barışık olma yolunda kocaman bir adım

     

    Bu adımı atmaya hazır mısın?

     

    Gerçek Affediş; kendinin ve başkalarının hatalı davranışlarına mazeret bulan kibar gözü yaşlı anlayış içinde tevazuuyla bir başı öne eğme değildir Herkesin yanlış yapsa da elinden geldiğinin en iyisini yaptığını savunan yüce bir anlayış da değildirAffettim demekle de affetmek gerçekleşmez

     

    Kızgınlığın nefretin suçlamanın ve utancın gerçek affediş yoluyla içimizde entegre olması için yine onlardan yararlanmamız gerekiyor

     

    Kızgınlığımızın nefretimizin suçlamamızın hedefi olan kişilerden duygusal olarak kopabilmek onları zihnimizin bedava kiracısı olmaktan çıkarabilmek sınırlarımızı yeniden güçlü bir şekilde inşa etmek için sağlıklı kızgınlığın enerjisine ihtiyaç duyarız

     

    Kendi yadsıdığımız benliğe sahip çıkmak ve bütünleşmek için nefretin gölgelerini aydınlığa çıkarmaya ihtiyaç duyarız

     

    Öz sorumluluğumuzu almak yapılan hatada kendi payımızı görerek ders çıkarmak ve gelişmek için sağlıklı suçluluğun yardımına ihtiyaç duyarız

     

    Affetmek gerçek gücümüzü yeniden kazanmak ve gücümüze sahip çıkmaktır

     

    Affetmezsek ya da sahte kabulle ve suni bir affedişle affettiğimizi sansak bile; kızgınlık patladığında bizi saldırganlaştırır ve insanları bizden uzaklaştırır

     

    Nefret bizi yoğun bir yalnızlık batağına sokar Çünkü çok güçlü enerjiye sahip olan nefret etrafına zarar verirken kendi ruhunu da iğfal eder ve sınırlarını yok eder Kabuslar kaçınılmaz olur

     

    Suçlamak gücümüzü kaybettirir

     

    Yalnızlık ve güçsüzlüğün diğer adı depresyondur

     

    Affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz

     

    Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir lütuf olarak düşünüyoruzhalbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir

     

    Affetmeyi ancak affederek öğrenebiliriz

     

    Gerçek affediş ancak güçlü bir insandan gelir İçsel gücümüzü yeniden kazanmanın yolu da duygularımızın gerçek işlevini ve niyetini anlamak duygularımızın armağanlarına sahip çıkmakla mümkün Güçlü insan gücüyle zarar verme gücüne sahipken bunu kullanmamayı seçiyor Gerçek güç bu Güçlü insanın güç gösterisi yapmaya ihtiyacı yoktur O güçsüzlerin yoludur

     

    Affetmek güçlüyü daha güçlü yapar zayıfı ise güçlendirir Affetmek cesurların işidir korkakların değil Affedemeyen kişinin ise başka cezaya ihtiyacı yoktur

     

    Çok sevdiğim bir sözü burada tekrar etmek istiyorum:

     

    Zalimler zayıf kişilerdir

     

    Sevecenlik güçlülerin işidir

     

    Birisi sana zarar vermişse onu affetmekte zorlanıyorsan şöyle düşün:

     

    Ancak gerçek gücü olmayan kişiler başkalarına zarar verebilir

    Nefret dolu kızgın suçlayıcı kişi kendi cehennemini de yaratmıştır Başkalarına zarar veren kişi asla güçlü olamaz O bir zavallıdır Ona ancak merhamet duyabilirsin Onu zihninin gözünde küçücük mini minnacık zavallı trajik bir figür olarak görOnun uğruna ziyan ettiğin enerjini kendini iyileştirmek için kullan Bu her zaman kolay bir yolculuk olmuyor ama ödülü büyük bir yolculuk

     

    Ben tecavüzcüme olan öfkemi böyle yendim(yazar 20 yaşındayken San Francisco'da bıçaklı bir saldırganın tecavüzüne uğramış) Yaşam enerjimi ona öfke duymaya harcayamazdım Bu öfke beni tüketiyordu O zavallı yaratık buna değmezdiBıçağın öldürücü gücüne sığınan bir zavallı Ama ben gücümü yeniden kazanmaya hayatımı zengin kılmaya değerdim

     

     

    Başkalarına karşı hissettiğimiz tüm duygular kendimize hissettiğimiz duygulardır Bizden çıkar yine bize geri döner

     

    Evrensel enerjinin yasası bu Duygular enerjidir Bu enerjileri sağlıklı bir biçimde iç gücümüze katarak entegre ettiğimizderuhumuz zenginleşir ve Evrenle kendi doğamızla uyum içinde dans eder

     

    Duyguların iyileştirme ve onarım gücünü anladığımızda onlara hoş geldin deriz

     

    İşte o zaman daha sıkça duyguların adı umut haz neşe mutluluk ait olma çekim şefkat sevecenlik güven doyum saygı ve özgürlük olur İşte o zaman karanlıkla aydınlığın ancak birlikte varolabileceği gerçeğini tüm varlığımızla kabul ederiz İşte o zaman duyguları iyi ve kötü diye etiketlemeyiz Bir duyguyu bastırıp bir diğerini yüceltmeyiz Her duygunun hakkını veririzmesajlarının armağanını kabul ederiz Gerçek Ruhsal Zeka gerçek ruhsal bilinç gerçek spiritüellik budur

     

    - ALINTI -


  3. Gelişi güzel alınan yetersiz ve sık aralıklı nefes alış verişleri psikolojik açıdan gerçeklikten uzak ve var oluşunun henüz bilincin de olmama durumunun karşılğıdır. Kesik, sık aralıklı, düzensiz ve yetersiz nefes alışlar göreceli ve sanal olan her şeyin gerçek gibi algılanmasına sebebiyet verirler. Bu durumda sahte kişilikler gerçek ben gibi algılanmaya başlanır.

     

    Sık ve yetersiz nefes alışverişleri aslında kişinin kendini değersiz kabul etmesinin bilinçliliğidir. Bulunduğu durumu koruma güdüsü de sık ve yetersiz nefes alış verişlerden dolayı ortaya çıkan etkendir. Eksik solunum yapan kişi bireyseldir. Sadece kendi durumu ile ilgilidir. Nefes durumun oluşturduğu stres hormonlarının aşırı faaliyeti sonucunda korku ve endişe duyumsar.

     

    Yetersiz nefes alışlarla oluşturamadığı bağlantısızlık yüzünden "ben yalnızım" ve "çaresizim" duygusunu gelişir. Kişi nefesini kontrol altına alarak yüksek bir nefes performansına ulaştığı anda, bütünle bağlantıya geçer, Bütünü hissettiği oranda yalnızlığı ve çaresizliği, yaşamsal zorluğu ve acı algılaması azalır.

     

    Sıradan, yüzeysel, kontrolsüz, sığ ve yetersiz nefes alıp vermenin yarattığı sahiplenmelerin sonucu olarak, sıkışıp kaldığı reaiteden çıkamaz. Bu yüzden çoğunlukla otomatizmal davranışlar sergiler. Bireyin sosyalleşmesinin odak noktası nefesidir. Sosyalleşme ancak genişlettiği bakış açısı, farkındalık ve bilinç oluşması karşılığında otomatik oluşan kontrollü ve kapsamlı nefes alışlara geçmekle mümkündür.

     

    Diyafram nefesine geçmeye başlayan kişi düşünce biçimini değiştirip, acı deneyimleme ihtiyacından özgürleşir. Kapsamlı diyafram nefesine geçişin psikomatik etkisi kendi varlığının sorgulamasını sağlar. Neden?, niçin?, nasıl? sorularına, dinlerin ve felsefelerin içinden kendi gerçekliğine ait köklü cevapları arar.

     

    Toplumsal stres, bireylerin farklı nefes alışların sonucu olan bilinç seviyelerinin psikolojik şaşkınlığından oluşan fikir ayrılığıdır. Toplumsal stres; henüz düzgün nefes alamayan, ayrılık bilincini ve mutsuzluğu deneyimlemek zorunda olan herkesin acılarının kaynağıdır. Sık aralıklı ve yetersiz nefes alışkanlığı olan kişi, kendi egosunu dengeleyemez ama diğerlerinin egosunu geri çekmesini ister. Doğru nefes kazanımı genel anlamda, insanın bu eksikliğini gidermesi

    ve bütünleşme ihtiyacının karşılanması için hazır bir reçetedir. Derin alınan ve uzun verilen nefes alış verişleri düşünceyi sessizliğe ve sakinliğe getirerek

    acılarının, sahiplenme ve beklentilerinin sebepleri ile yüzleştirir.

     

    Doğru solunumun kesin sonuçlardan bir tanesi de zarar vermeme erdemidir. Diyafram nefeslerinin Tymus bezini uyarması sonucu olarak, süreç içinde kendiliğinden ortaya çıkan zarar vermeme duygusu, egonun kontrol edilmesi anlamında toplumla olan kişilik çatışmasını ve sürtüşmeyi bitirmeye yöneliktir.

     

    Yeterli nefes almaya başlayan kişi, yeni anlayışlarını eyleme geçerebildiği oranda hızlanır. Nefes alıyor olmanın farkındalığı, içinde bulunduğumuz büyük nefesle birleşmek ve ona uyum sağlamakla ilgilidir.

     

    Kişi genellikle eylemsizliği şeçer. Hiçbir şeye etki vermeden, olmakta olanın en mükemmel şekilde gerçekleştiğinin farkındalığıyla uyanıklık ve tüm yanları algılamayı başarır. Bu gidiş durgun ve pasif bir hareket değil, hızlı ve aktif bir ilerlemedir.

    • Like 1

  4. FENG SHUİ

     

    Günümüzden 3500 yıl önce ortaya çıkan Feng Shui, (Fung Şuway) olarak okunur, çevreyi insana, huzur, mutluluk, refah ve sağlık getirecek şekilde düzenleme sanatıdır.

     

    Bunu yapabilmek için öncelikle Çinlilerin Chi adını verdikleri kozmik yaşam enerjisinin ne olduğunu ve çevremizde nasıl hareket ettiğini anlamak gerekir.

     

    Günümüzde bilim adamları tüm evrenin bir titreşime sahip olduğunu ve bir enerji gücü ile birbirine bağlı olduğunu kabul etmektedir. İşte Feng Shui, bu yaşamsal enerjiye Chi diyor. Bu enerjinin nasıl doğru olarak hareket ettiğini öğrenirsek, Chi’den en iyi şekilde yararlanabilir ve yaşantımızda önemli iyileşmeler sağlayabiliriz. Çünkü Chi yaşam veren bir enerjidir. Bu nedenle bir binanın nereye, hangi konumda inşa edilmesi veya bir evin, odanın nasıl dekore edilmesi gerektiği önemlidir. Tüm bu düzenlemelerin amacı, ortamda denge, uyum ve doğru Chi akışını sağlamaktır.

     

    Chi iyi aktığında yaşamımız uyumlu ve dengeli olur. Durgunlaştığındaysa, hastalıklara ve şanssızlıklara neden olabilir.

     

    Chi dört farklı pusula yönünden dört farklı yaşamsal enerjiyi taşır. Bunlar;

     

    • Sheng Chi – doğu yönünün bilge enerjisi

    • Yang Chi – güneyin güçlendirici enerjisi

    • T’sang Chi – kuzeyin besleyici enerjisi

    • Sha Chi – batının yıkıcı enerjisi

     

    Atmosferimiz yaşamsal enerji hatlarıyla doludur. Bu enerjilerden bazıları olumlu, pozitif, bazıları da zararlı ve negatiftir. Pozitif olan Sheng Chi (Şefkatli nefes) çok büyük şans, bolluk ve mutluluk getirir. Bulunduğunuz mekana bu enerjiyi çektiğinizde talihiniz açılır. Negatif enerji ise Sha Chi’yi (öldüren nefesi) yaratır. Eğer eşyalarınız kayboluyorsa, sık sık hastalanıyorsanız ve problemler bir türlü peşinizi bırakmıyorsa biliniz ki, Sha Chi sizi çevrelemiştir. Ama korkmayın, Feng Shui ile bu durumdan kolayca kurtulabilirsiniz

     

    Chi her yerde mevcuttur ve atmosferde salınır, durur. Hayatın tadını çıkarmak, başarılı ve zengin olmak, iyi bir aile ve aşk yaşamı için Sheng Chi’yi (pozitif enerjiyi) harekete geçirmek ve Sha Chi’yi (negatif enerjiyi) defetmek gerekiyor. Zaten Feng Shui çalışmasının amacı da budur.

     

    Sokak kapınızı açtığınızda Chi içeri girer. Evinize canlılık ve yaşam getirir. Ve Chi her geçtiği yerden, artık enerjileri de toplar. Eğer eviniz mezarlığa bakıyorsa kederi toplar. Mezbahaya veya kasaba bakıyorsa acıyı toplar. Eğer eviniz güzel bir manzaraya karşıysa, doğal olarak Chi’de evinize güzelliği getirecektir. Eğer eviniz hoşunuza gitmeyen görüntülere bakıyorsa, sakın umutsuzluğa kapılmayın. Chi, evinize girmeden önce onu saflaştırmanın veya düzeltmenin yolları vardır.

     

    Feng Shui’nin temel prensiplerinden biri de Tao’cu düşünceye dayanır. Tao’cu düşünceye göre yaşamın tümü birbiriyle bağlantılıdır. Bu bağlantı geleneksel Yin ve Yang sembolü ile temsil edilir. Yin ve Yang yaşamı şekillendiren ve dengeleyen iki kozmik güçtür. Yin (negatif enerji) karanlık alanları, Yang (pozitif enerji) aydınlığı sembolize eder. Tao’cular her bir bölümün içine de karşıtı alandan bir nokta koymuşlardır. Yin Yang sembolünde, siyahın içinde beyaz, beyazını içinde siyah nokta vardır. Zıt renkli noktalar, her şeyin kendi içinde zıddını da barındırdığının sembolüdür. Bu ikiz kavramda karşıtlık değil, tamamlayıcılık vardır. Çünkü her birinin var olabilmesi için diğerine ihtiyaç vardır.

     

    Yin ve Yang arasında sağlanan denge ile aslında evrenin bütünlüğü simgelenir. Feng Shui’yi uygularken mutlaka mekanın Yin-Yang analizinin yapılması gerekir. Odanın boyutunu, yerleşimini, güneşli ve loş bölgelerini, nem ve kuruluğunu, parlak ve solgun renkleri ile, katı ve sıvı maddeler gibi konulara dikkat ederek uyuma bakılır. Fazlaca Yin enerjiye sahip mekanlar pek iyi değildir, çünkü bolluğu getirmeye yetecek kadar yaşam enerjisi taşımazlar. Ama fazlaca Yang enerjiye sahip olan mekanlar da, enerji fazlası nedeniyle zarar verici olabilirler. Yaşadığımız mekanlar ancak Yin ve Yang iyi dengelenmişse huzurludur.

     

    Bazı yerlere girdiğimizde kendimizi çok iyi hissederiz. Bulunduğunuz ortam huzur doludur. Bizi sarar, sarmalar. Orada bir farklılık hissederiz. Bu farklılığın nedenini ancak Feng Shui ile anlayabilirsiniz. Dikkat edin! Kendinizi farklı biçimde rahat hissettiğiniz mekanlarda, Yin ve Yang dengesinin mükemmelliğini fark edebilirsiniz.

     

    Feng Shui’nin dayandığı diğer bir unsur da çevremizdeki beş elementtir. Bunlar, ateş, toprak, metal, su ve ağaç’tır. Çinliler evrendeki her şeyin, insanlar da dahil olmak üzere, bu beş elementten birine ait olduğuna ve birbirlerini etkileme biçimine göre yaşamlarını yönlendirdiğine inanırlar. Elementlerden her biri, Chi’nin ayrı bir yolla ifadesidir. Feng Shui uygulamaları, elementlerin ilişkilerine de büyük önem veriyor. Herhangi bir mekandaki objelerin ve yönlerin ait olduğu elementler, birbirine zarar vermemelidir. Feng Shui esasları çerçevesinde herhangi bir değişiklik yapmadan önce mutlaka elementlerin birbirleri ile yaratıcı ve yıpratıcı döngüdeki ilişkileri analiz edilmelidir.

     

    Elementler kendi aralarında iki tarz ilişki içindedirler.

     

    • Elementlerin yaratıcı döngüsü: Ateş toprağı yaratır, toprak metali içerir, metal suyu tutar, su ağacı besler, ağaç ateşi besler.

    • Elementlerin yıpratıcı döngüsü: Ateş metali eritir., metal ağacı keser, ağaç toprağı tüketir, toprak suyu emer, su ateşi söndürür.

     

    Pa Kua (Ba Gua) sekizgeni (haritası), Feng Shui’nin en önemli sembollerinden biridir ve başlangıç noktası I Ching’dir. Ba Gua kelime anlamı olarak I Ching’i oluşturan sekiz temel ifadeyi tanımlar. Trigram adı verilen ve üç çizgiden oluşan her ifade; sağlık, servet, aşk, iş gibi “yaşam hazinelerini” simgeler. Ba Gua, Feng Shui’de kullanılan temel araçlardan biridir. Bu sekizgen sembolün işlevi, bir mekanda hangi alanın iyileştirilmeye ihtiyacı olduğunu belirlemeye yardımcı olmasıdır.

     

    Bir ortamdaki Chi’yi iyileştirmek, kalıcılığını sağlamak, dengelemek ve fazlalaştırmak için yüzyıllardır kullanılan ve işlerliğini kanıtlamış bazı araçlar da vardır. Ba Gua haritasındaki bilgiler ışığında bu araçlar da kullanılabilir. Bunlar kişinin severek kullanacağı araçlar olmalıdır. Çevremize her baktığımızda hoşunuza giden şeylerle çevrili olmanız, bu sembollerin etkisini arttırır.

     

    Chi akışını düzenleyen sekiz araç şunlardır:

     

    • Işık: Her çeşit ışıklandırma malzemesi, aynalar.

    • Ses: Çanlar, ziller, su, müzik.

    • Renkler:Kuvvetli, parlak renkler.

    • Yaşam:Çiçekler, bitkiler, balıklar, evcil hayvanlar.

    • Hareket: Rüzgar çanları, havada salınan hareket eden objeler.

    • Durağanlık: Heykeller, kayalar, taşlar.

    • Mekanik aletler: Her türlü elektronik alet.

    • Düz hatlar: Bambudan yapılmış flütler, kılıçlar vs.

     

    Bu araçlarla evimizdeki Chi enerjisini dengeleyebiliriz. Örneğin; yeterince ışık almayan odaların, loş mekanların ve uzun süre kapalı kalan yerlerin ışığı ihtiyacı vardır. Çünkü ışık kullanmak, bir ortama sıcaklık katarak ekstra Chi getirmenin en çabuk ve kolay yoludur.

     

    Odalara yerleştirilen ışıkla, – bu bir mum, lamba veya ışığı yantısan bir ayna –olabilir, olumsuzluğu hemen giderebilirsiniz. Aynalar, Feng Shui’de değişik amaçlarla sık ve severek kullanılan, ışık araçlardan biridir. Yalnız kullanılan ayna kişileri kesik göstermemelidir. Evinizin duvarlarında uygun renkleri kullanarak, salonunuzu güzel çiçeklerle süsleyerek veya bir köşeye akvaryum koyarak Chi enerjisini en iyi şekilde kendinize çekebilirsiniz.

     

    Feng Shui hemen kesin sonuç vermez. Onun için hayatınızdaki değişiklikleri sabırla gözlemeniz gerekir. Zamanla birçok şeyin olumlu bir yönde değiştiğini göreceksiniz.

     

    Eğer evinizin enerji dengesini doğru kurarsanız, kendinizi her zaman sağlıklı ve dengede, huzur dolu hissedersiniz.

     

    Derleyen:Erol Yurderi

    Feng Shui

    Yaşamla uyum ve denge sanatı

    Miraç Atuna


  5. ego konusu çok geniş ve bir o kadar detaylı .. Echart Tolle nin kitapları yada videolarını tavsiye ederim sizlere .. inceleyin ve imkanınız varsa tatbik edin .. ego ya karşı koymak , gücü onun elinden almak , ona "dur söz hakkı benim , senin değil" demek çok da zor değil .. biraz gayret sadece ..

     

    Evet size katılıyorum, Eckhart Tolle kitaplarında EGO konusunu çok detaylı açıklıyor.


  6. guzel yazılar ben uygulayamıyorum zıhnımı bosaltamıyorum

    Merhaba. İlk defa araba kullanan bir insan, aynalar bakar, yol bakar, gaza basar, debriyaja basar sonra bir bakar ki araba stop etmiş. Ama ustalık kazanmaya başladıkça her şey otomatikleşir. Zihin düşünmeden arabayı bilinçaltı kullanır. Gaz, fren, vites ve diğer her şey tam zamanında ve doğru şekilde yapılır. Bunun bir iyi birde kötü tarafı var. İiy tarafı artık usta bir şoför olmuşsunuz demektir. Kötü tarafı ise düşünmeden hareket edersiniz tıpkı bir robot gibi.

     

    Peki o halde robot gibi davranmamak için ne yapma gerek. Tek çare var; oda farkındalık seviyemizin artmasıdır. Yani her an ne yaptığımızın farkına varmak. Hissederek, düşünerek, anlayarak hareket etmek. Bu ilk bakışta pek mümkün gibi görünmese de, çalışarak kazanılacak bir şey. Başlangıç olarak nefes egzersizlerinden başlayabilirsiniz. Doğru nefes alıp vermek hem bedeni dinginleştirir hemde vücuda optimum seviyede oksijen gitmesini sağlar.


  7. Kendini bilen Allah’ı bilir diye bir söz var. Kendini bilmek farkında olmaktır, yani farkındalık kavramının tanımı bizim kültürümüzde binlerce yıl öncesinden yapılmış zaten. Kendini bilen, sınırlarını bilir, kendini bilen AN’da yaşar, kendini bilen haddini bilir.

    Dediğimi gibi, bizler aslında tam anlamıyla özgür değiliz. Çünkü davranışlarımızın farkına varamıyoruz. Özgür değiliz çünkü, verdiğimiz tepkiler otomatik olarak gerçekleşiyor. İşte tam burada farkındalık kavramı devreye giriyor. Bize yaşadığınızın farkına varın, tepkilerinizi fark ederek verin, GAFLETE düşmeyin diyor. Kısacası hayatın dizginlerini elinize alın diyor. Fakında olmaya başladıkça, yeni bir enerjinin doğduğunu hissederiz.

    ‘AN’ dediğimiz kavram çok önemlidir. Çünkü hayat ‘AN’da yaşanır. Ne gelecekte yaşayabiliriz, ne de geçmişte. Elimizde olan tek şey sadece ve sadece şu ‘AN’ dır. Şu ‘AN’ ihtiyacım olan tek şey oksijen. Bazen derin bir nefes alıyorum ve yaşadığımı; ‘AN’da kalıp kalmadığımı hissetmeye çalışıyorum, fark etmeye çalışıyorum.

    Çoğu zaman; “görmedim”, “dikkat etmedim”, “var mıydı?”, “Aa öyle mi hatırlayamadım” gibi cümleler kullanıyoruz. Bu cümleleri ne kadar sık kullanırsak, farkındalıktan da o kadar uzaklaşıyoruz. İnsanları dinlemiyoruz, dinlesek de anlamıyoruz, anlasak ne dediklerini bir süre kısa bir sonra unutuyoruz. Çünkü karşımızdaki insan bir şeyler anlatırken biz ‘AN’da olmadığımız için, aklımız kim bilir dünyanın neresinde hangi problemle uğraşıyor.


  8. Hayatınızda olumlu sonuçlar görebilmeniz için, bilincinizi şu an değiştirmelisiniz. Bilinç değişikliği gerçekleşene kadar, bu düşünceyi tekrar etmeye devam edin.

    Hiçbir şeklide bilinçaltınıza olumsuz telkinler yüklemeyin, kötü fikirleri kendinizden uzaklaştırın. Berrak ve gökyüzü gibi masmavi bir bilinçaltı için, negatif düşüncelerden uzak durun.


  9. uygulaması zor olsada yapmak gerekiyor.bu yazıyı keşke sabah saatlerinde okusaydım. bugünüm bu kadar stresli geçmezdi.

     

     

    "uygulaması zor" dersek, uygulamak gerçekten zor olur. Neyin zor neyin kolay olacağına kara vermek bizim elimizde.

    İnsan beyni tıpkı bir yönetmen gibidir. Bir film yönetmeni korku filmi çekmek istiyorsa ses, ışık, kostüm ve oyuncuları bu senaryoya göre hazırlar. Aynı şekilde siz kendinizi kötü hissetmek istiyorsanız, beyniniz tıpkı bir film yönetmeni gibi; bedeninize sürekli negatif sinyaller gönderir. Böylece yüzünüz asılır, omuzlarınız düşer, bakışlarınız donuklaşır. Bu ruh halinden kurtulmanın tek yolu, hislerimize kulak verip iyi ve güzel şeyler düşünmektir.


  10. İyide istemediğimiz şeyleri nasıl düşünmeyeceğiz.

     

    Güzel bir soru dilek.sude

    Düşünmek birazda soru-cevaptır aslında. Kendimize sürekli sorular sorarız ve cevaplar ararız. ‘Bir düşünmem gerek’ dediğimizde, ‘kendime bu konu ile ilgili’ soru sormak istiyorum demek isteriz aslında. Hayatımızın kalitesini arttırmak istiyorsak, alışkanlık haline getirdiğimiz soruları ve soru kalıplarını değiştirmeliyiz. İnsanlar arasındaki en belirgin fark; sürekli sordukları sorular arasındaki farktan kaynaklanır.

    Şunu bilmemiz gerekiyor; hayatta bir bedel ödemeden hiçbir şeye sahip olamayız. Çalışmadan başaramayız, karşımıza çıkan fırsatları iterek başarılı olamayız, camdan bakıp onu istiyorum, bunu istiyorum diyerek de başarılı olamayız. Secret bir hayat disiplinidir, bir yaşam tarzıdır. Kişinin düşüncelerini yöneterek hayatını mükemmel hale getirmesidir. Secret bize düşünmenin, istemenin arzulamanın önemini anlatıyor. Tüm icatlar, bilimsel buluşlar düşünceden, hayalden, arzudan doğmadı mı? Ne düşünürsek oyuz. Biz her neysek düşüncelerimizden doğar. Bu durumda keyifli şeyler düşünmek, insana mutluluk verir. Olumsuz düşünceler ise bizi strese sokar, metabolizmamızı bozar, organik olarak bedenimizi yaralar.

    Düşüncelerimizle biz dünyamızı yaparız. - Buda -

    Düşünmek, ruhun kendi kendine konuşmasıdır. (Eflatun)

    Hayat enerjimizi hızlı tüketen bazı dikkat etmemiz gereken durumlar vardır. Bunları sanki yaşam enerjimizi çalan kaçaklar olarak düşünebilirsiniz. Örneğin; öfke, nefret, çok konuşmak, negatif şeyler düşünmek, kapris gibi davranışlar enerjimizi fazlasıyla tüketmemize neden olur. (Saba Deniz - Yaşam Koçu)

    İnsanların, benim hakkımda ne düşünüp hissetmesini istiyorsam, bende onlar hakkında aynı şeyleri düşünmeli ve hissetmeliyim. İnsanlar hakkında olumsuz düşünmek, bizim yaşam enerjimizi azaltır. Kıskançlık ya da her türlü kötü duygu ve düşünce, bilinçaltımız tarafından kaydedilir. Bu kayıtlar bizim kendimizi yememize sebep olur. Her olumsuz düşünce, bir engel olarak karşımıza çıkar ve hayatımızı zorlaştırır.


  11. BEŞ ELEMENT BESLENMESİ

    Yazan: Cem Şen

     

    Beş Element beslenmesi, Taocu düşünceyi temel alan ve eski Taocu

    tapınaklarda kullanılan beslenme yöntemine verilen addır. Taoculuk,

    insanın evren ile uyumunun sağlanmasının kişinin aydınlanmasında ve

    sağlıklı bir yaşam yaşamasında en önemli unsur olduğunu öne

    sürmektedir. İnsan, doğa ile olan uyumunu yitirdiğinde

    mutsuzlaşmakta, sağlıksızlaşmakta ve sıradan insandan tam insan'a ya

    da ruhsal, aydınlanmış insana doğru olan doğal evrimini

    tamamlayamamaktadır.

     

    İnsan, olduğu haliyle ya da doğal haliyle mutlu ve sağlıklıdır;

    mutluluk ve sağlık aramak için özel bir şey yapmasına gerek yoktur.

    Bununla birlikte modern yaşam insanı doğal durumundan uzaklaştırdığı

    için onun evrensel duyarlılığını, bilgeliğini ve buna bağlı olarak

    da sağlığını ve mutluluğuunu yitirmesine neden olmaktadır. Günümüz

    insanı Taocuların binlerce yıldır kullandıkları, doğa ile bütünleşme

    yöntemlerini kullanarak aynı mutluluğu, doğal bilgeliği ve sağlığı

    yaşamına taşıyabilir. Bunu başarmak için modern şehir yaşamını terk

    etmenize gerek yoktur.

     

    Tabii ki modern şehir yaşamından uzak, medeniyetin bazı zararsız

    oyuncaklarını kullanarak doğada yaşam yaşamak şüphesiz ki kişinin

    sağlık ve mutluluk kazanması için çok daha etkili bir yol olacaktır;

    ancak ne yazık ki bu her insan için uyguun bir durum değildir. Bu

    durumda, elimizdeki araçları kullanarak doğa ile mümkün olduğunca

    uyumlu yaşamanın yollarını araştırmak son derece önemlidir. Taocu

    mutluluk ve sağlık yolunda doğru bir şekilde beslenmek, bedeni doğru

    bir şekilde çalıştırmak, zihni doğru bir şekilde eğitmek uzun yaşam

    ve bilgelik yolunu oluşturan üç önemli adımdır. Doğru bir şekilde

    beslenmek için Beş Element Beslenmesi, bedeni doğru bir şekilde

    çalıştırmak için Tao-Yin (yoga asanalarına benzer çalışmalar içeren

    Taocu bir egzersiz) ve Ch'i Kung uygulamaları, zihni doğru bir

    şekilde eğitmek için ise meditasyon ve İçsel Simya çalışmaları

    kullanılmaktadır. Sitemizde Ücretsiz Dersler bölümümüzde bu

    uygulamalar için kendi kendinize öğrenebileceğiniz açıklayıcı

    bilgiler bulacaksınız. Bu bölümümüz sürekli olarak geliştirilmekte

    ve sürekli olarak yeni bilgiler eklenmektedir.

     

    Beş Element Beslenmesinde, doğayı etkileyen ve birbirine dönüşen beş

    temel enerji ile uyumlu bir beslenme diyeti oluşturulmaktadır. Beş

    Element, doğadaki her varlık, her durum ve her tür enerji için

    geçerlidir. Tüm varlıklar Beş Element'ten birine dahildir ve doğal

    olaylar olsun, beslenme tarzları olsun, yaşamlarının her anında

    çevrelerindeki Beş Element'ten olumlu ya da olumsuz bir şekilde

    etkilenmektedirler. Doğa ile uyumlu bir şekilde yaşanmadığında Beş

    Element herhangi bir varlık için yıkıcı olabilir; doğa ile uyumlu

    bir yaşam tarzı geliştirildiğinde ise Beş Element kişi için hem

    sağlığında hem de başarısında büyük bir desteğe dönüşebilir. İşte

    Beş Element beslenmesi, bedenimize besinler aracılığıyla aldığımız

    enerjinin kalitesi ve türü ile ilgilenerek doğa ile uyumlu bir

    şekilde beslenmemizi sağlamaktadır. Pek çok beslenme yönteminde

    (örneğin Makrobiyotik beslenme, vejetaryen beslenme gibi…) ne yazık

    ki enerji ile ilgili çok önemli bir takım özellikler gözardı

    edilmektedir. Örneğin vejetaryen beslenme örneğinde, et yememenin

    sağlıklı olduğuu düşünülmektedir. Gerçekten de et yememek sağlıklı

    bir yöntem olmasına karşın et tüketilmeden uygulanan beslenme son

    derece karmaşık ve iyi planlanması gereken bir beslenme biçimidir;

    samimi olmak gerekirse gerek vejetaryen beslenmenin gerekse

    makrobiyotik beslenmenin modern yaşam için eksik kalan beslenme

    türleri olduğuna inanmaktayım.

     

    Vejetaryen beslenme, genel olarak sebze ağırlıklı (tabii ki tahıl da

    var) bir beslenme olduğu için bedeni Yin ya da serin hale getiren

    bir beslenmedir ve bu nedenle de Yang yani ısıcıtı besinlerle

    desteklenmesi gerekmektedir. Et yemediği için protein açığını

    kapatmak amacıyla soya fasülyesi tüketen ve bunu kış aylarında yapan

    bir vejetaryenin durumunu düşünelim. Genel beslenme alışkanlığı

    nedeniyle vejetaryenliği uygulayan kişinin bedeni Yin durumdadır ve

    özellikle de meditatif bir takım uygulamalarda bulunmuyorsa bedeni

    daha da Yin bir durumda olacaktır. Soya fasülyesi, Beş Element'te Su

    elementine karşılak gelmektedir ve Su elementi aşırı Yin'dir. Zaten

    yin olan bir bedene daha da yin bir enerji vermek bedeni iyiden

    iyiye serin bir hale getirecektir. Üstüne üstlük bunu kış mevsiminde

    yapıyorsa, kış mevsimi de Beş Element'e göre Su elementine dahil

    olduğu için, bedenin Yin'indeki artış herhangi bir mevsime oranla

    çok daha güçlü olacaktır.

     

    Şimdi bunun beden içindeki diğer sonuçlarını incelersek karşımıza

    şöyle bir tablo çıkmaktadır: Su elementine dahil olan kış

    mevsiminde, yine Su elementine dahil olan böbreklerimiz aşırı bir

    şekilde çalışmakta ve yorulmaktadır. Beş Element döngüsünde, artan

    Su enerjisi Ateş enerjisine zarar vermeye başlar. Ateş enerjisi

    sıcak bir enerjidir ve kalp de Ateş enerjisinin organı olduğu için

    Su enerjisindeki artış kalpte de zorlanmaya neden olmaktadır.

    Üstelik, kişinin genel beslenme alışkanlığı olan vejetaryenlik onu

    daha da Yin hale getirdiği için bedendeki Su ve Ateş elementleri ve

    onlara bağlı olan organlar farklı şekillerde iyice zarar

    görmektedirler. Bu durumda bir de aşırı Yin bir besin olan soya

    fasülyesi tüketildiğinde bedenin ne hale geleceğini daha fazla

    anlatmama gerek olmadığını sanıyorum. Bu durum, bedenin gücüne ve

    durumuna bağlı olarak, hem bedende hem de zihinde farklı tepkilere

    yol açacaktır; ancak zayıflamış bir beden ciddi böbrek, mesane, ince

    bağırsak ve kalp rahatsızlıklarına yol açabilir. Dahası, artan Su

    enerjisini kontrol altına almaya çalışan Toprak elementi (Elementler

    arasındaki ilişki için Ücretsiz Dersler bölümümüzdeki Beş Element

    derslerini inceleyiniz) ve ona bağlı olan mide, dalak ve pankreas

    son derece ağır koşullarda çalışmak zorunda kalacakları için bu

    organlar da zarar görecektir. Bütün bunlar yalnızca sağlıklı olmak

    adına yapılan bir uygulamanın sağlığı bozmasına verilebilecek

    örneklerden bir tanesidir.

     

    Konuya bu açıdan bakınca, VEJETARYENLİĞİN HİNDİSTAN İÇİN UYGUN AMAKUTUPLAR İÇİN UYGUN OLMAYAN bir beslenme düzeni olduğu ortadadır.

     

    Hindistan gibi aşırı Yang ya da sıcak ülkelerde vejetaryen beslenme

    bedenin serinlemesine yardımcı olacağı için uygun bir beslenme

    olabilir, ancak bir eskimo'nun vejetaryen beslenmesini isterseniz

    onun ölümüne neden olabilirsiniz. Bedeni ilgilendiren herhangi bir

    uygulama doğal şartlardan bağımsız olarak ele alınamaz. Bu nedenle

    Beş Element beslenmesi ya da uygulamaları bize doğal çevremizle ve

    genel anlamda doğa ile uyumlu olmamızı sağlayan bir yöntem sunar.

     

    Makrobiyotik beslenme bu anlamda vejetaryen beslenmeye oranla daha

    doğru bir beslenme disiplinidir. Yine et yenmeyen bu beslenme

    düzeninde besinler Yin ve Yang olarak iki gruba ayrılırlar. Bu

    beslenme disiplininin eksikliği ise Beş Element ilkelerini

    kullanmamasıdır. Bu durumun sonuçlarını görmek için şöyle bir örnek

    kullanabiliriz: Yaz mevsiminde ya da sıcak bir ortamda Makrobiyotik

    beslendiğimizi düşünelim. Bu durumda sıcak bir ortamda olduğumuz

    için serinletici ya da Yin besinlerin tüketimini arttıracağız; ki bu

    iyi ve doğru bir şey. Bununla birlikte tek başına bedenin

    serinletilmesi bedendeki enerji dengesinin korunması ve organların

    sağlıklı durumda tutulması için yeterli olmayacaktır. Yaz mevsimi

    Ateş elementine dahil olan mevsimdir ve bu mevsimde aynı elemente

    dahil olan Kalp ve ince bağırsaklar ciddi bir şekilde

    zorlanmaktadır. Artan Ateş enerjisi, elementler arasındaki ilişkiye

    göre Metal elementine zarar vermekte ve artan Ateş enerjisini

    dengelemeye çalışan Su enerjisi de bu durumdan olumsuz

    etkilenmektedir.

     

    Böyle bir durumda, makrobiyotik beslenme ilkeleri uyarınca bedene

    serinletici besinler vermek tek başına yeterli olmayacaktır. Metal

    elementini ve dolayısıyla akciğerleri ve kalın bağırsağı korumak

    için keskin tadı olan ve baharatlı besinleri bolca tüketmek,

    böbrekleri ve mesaneyi korumak için de tadı doğal olarak tuzlu olan

    besinler tüketmek gerekmektedir. Ayrıca Ateş elementinin daha da

    güçlenmesini engellemek için Ağaç elementine giren besinlerin

    tüketiminin azaltılması iyi olacaktır. Gördüğünüz gibi yalnızca Yin

    ve Yang üzerinde odaklanan Makrobiyotik beslenme uygulaması bu

    durumda yetersiz kalabilmektedir. Ancak gene de, eğer et yemeden

    uygulanacak bir beslenme rejiminde seçenekleriniz vejetaryen

    beslenme ile makrobiyotik beslenme ise hiç düşünmeden makrobiyotik

    beslenmeyi tercih etmenizi tavsiye ederim.


  12. Nasıl Meditasyon yapmalı

     

     

    Meditasyondan yararlanmak için altı temel koşul vardır:

     

     

    1- Meditasyon yapabileceginiz, ses, hareket, ışık, insanlar gibi dikkatinizi dağıtabilecek şeylerden yeteri kadar uzak bir yer.

    2- Fiziksel ve zihinsel rahatlık. Ufak rahatsizlıklar meditasyonun kalitesini bozacakgücteolmayabilir.

    3- Dengeli, dik ve rahat bir oturma şekli.

    4- Sessiz, yavaş, yumuşak ve düzenli bir solunum.

    5- Dikkatin üstüne toplanacağı bir meditasyon objesi ve uyarıcısı. Bunun yirmi dakika

    kadar var olmasi yeterli­dir.

    6- Dengeli farkında oluş.

     

     

    DURUŞ ŞEKİLLERİ

     

     

    Figür:1 MISIRLI DURUŞU

     

     

    Bu duruş, arkası dik bir sandalyede oturmak şeklindedir. Kalçalarınızı sağa sola, öne arkaya hareket ettirerek ağırlığın toplandığı denge noktanızı bulup sandalyeye sıkıca bastırarak oturun. Yeni başlayanlar, parmaklarını kalçalarının altına koyarak, oturma ile ilgili kemiklerin maksimum baskı yaptığı bu noktayı bulabilirler. Sonra parmaklar çekilerek, sol elin arkası sağ elin ayasında olarak kavuşturulup, başparmaklar birleştirilerek kucağa yada sol elin ayası sol, sağ elin ayası sağ üst bacağa yerleştirilir.Ellerin anlatıldığı şekilde kavuşturulmasına Budist pozisyonu denir. Sol eli sağ el üstüne koymaktaki amaç, daha aktif olan sağ örmenin verdiği emniyet duygusudur. Sırtınızı kasmadan dik tutarak oturun. Başınız omuzlarınınız aynı çizgide olmalıdır ve çeneniz boynunuzun önyüzü ile dik açı oluşturmalıdır. Bu öneriler bütün oturma durumları için geçerlidir Bu pozisyonda solunum, doğal olarak karından yapılır. İnsanı içsel bir farkında lığa götüren seziş ve denge hali ortaya çıkar.

     

    Figür : 2 KOLAY DURUŞ

     

     

    Ayak bileklerini çaprazlayıp, izleri zorlamadan yere yaklaştırarak bağdaş kurup oturmak, oturma şekillerinin en kolayıdır. Sırtın ve başın tutulmuş şekli Mısır Duruşu'nda olduğu gibidir. Eller Kavuşturulmuş ve baş parmaklar birleştirilmiş olarak kucağa konabilir ya da geleneksel kolay duruşunda olduğu gibi sağ bileğin arka yüzü Sağ diz üzerine ve sol bileğin arka yüzü sol diz üzerine yerleştirilir Giderek ,dizler değecek kadar yere yaklaşınca, kusursuz duruşa, Lotus Duruşu'na erişmeye hazır olduğunuzu sezersiniz. Bu arada bu iki pozisyon için hazırlayıcı pratikler yapmalısınız. Karından ve düzenli olarak soluyun, ayak bileklerinizi çaprazlamayı, bazen sağ olsun, bazen de sol sağın üzerine gelecek şekilde değiştirin. Dizlerinizi yere iyice yaklaştıra bildiğiniz zaman ayak bileklerinizi çapraz durmadan çıkarıp bir ayağı dokunacak şekilde diğerinin önünde tutarak dizlerinizi yere değirebildiğinizi görürsünüz. Bu Birmanya Duruşudur.

     

     

    Figür : 3 JAPON YA DA YILDIRIM DURUŞU

     

     

    Bazıları buna kolay duruşun alternatifi olarak görürler. Yerde dizler bitişik ve sırtınız dik olarak, topuklarınızın üzerine oturun.Bu geleneksel Japon duruşu , Hindistan Yogası'ndaki pek çok duruş için başlama pozudur. Sanskrit Yogi ismi 'Yıldırım duruşudur. Sağ el ayası sağ üst bacağa, sol el ayası ol üst bacağa yerleştirilir ya da eller yukarıda anlatıldığı şekilde kucakta kavuşturulur. Serbestçe, burnunuzdan ve karnınızdan soluyun. Diz ve ayak bileği eklemleriniz başlangıçta zorlana bilir.Kalçanızın altına ve ayak bileklerinizin arasına bir minder koyarak rahatlıya bilirsiniz. Dizleri korumak için bazı Japonlar meditasyon süresince bir minder kullanırlar.Batılılar bunu çekinmeden uygulayabilirler.

     

     

     

    Figür : 4 KUSURSUZ DURUŞ

     

     

    Bacaklarınızı açık olarak uzatarak yere oturun. sol bacağındizinden kıvırıp, dizinizi kavrayarak sol tabanınızı sağ bacağınızın içyüzüne,topuğunuz apış aranıza gelecek şekilde dayayın. Sol diz yere değsin ve sağ bacak uzantılı kalsın Ellerinizi, üst üste baş parmaklarınız birbirine değecek şekilde kucağınızda kavuşturun yada sağ bileğinizin sırtını sağ, sol bileğinizin sırtını sol dizinize yerleştirin. Serbestçe karından soluyun ve en az bir dakika süreyle hareketsiz oturun. Sonra sol bacağınızı açıp, sağ bacağınızı toplayın. Bir dakika dinlendikten sonra aynı hareketi , önce sol , sonra sağ bacağınızı kıvırarak tekrarlayın.Bu sırtın dikleşmesi bacakların ve kalçanın oynaklık kazanması sinirlerin yatışması açısından yararlı bir egzersizdir. Yoga'da elleri belli bir şekilde tutma geleneği vardır. Sol bileğin sırtı sol sağ bileğin sırtı da sağ dize dayanır.Baş parmak la işaret parmaklarının uçları

    daire oluşturacak şekilde birbirine dokundurulur.Diğer üç parmak ise yan yana ve açık olarak tutulur.

     

    -ALINTI-


  13. En kızdığınız insanı her gün düşünüyor musunuz? Her düşündüğünüzde, enerjinizi boşa harcıyorsunuz ve o kişiyi enerjinizle besliyorsunuz.

    Sürekli, hiç yaşamak istemediğiniz olaylarla mı karşılaşıyorsunuz?

     

    Her düşündüğünüzde, bu olayı kendinize çağırıyorsunuz ve enerjinizi boşa harcıyorsunuz. Nefretimizi düşündükçe, nefretimizi besleyerek enerjimizi boşa harcarız. Tüm olumsuz kişilere, sözlere, olaylara karsı tepkisiz kalmak bunları düşünerek kendimizi yokuşa sürmekten daha iyidir. Düşüncelerimiz mıknatıs gibi, düşündüklerimizi bize çekmektedir. Her tarz olumsuzlukları n besini düşüncelerimizdir. Beslenmeyen her türlü olumsuzluk ölmeye mahkumdur. Bu tarz durumlarda uygulanacak yöntemlerden birisi gülümsemektir.

     

    İhtiyacınız olduğunu hissettiğinizde durun. Tüm bedeninizde bir gülümseme hissedin. Yüzünüzde değil, tüm kalbinizle ve tüm bedeninizle gülümseyin. Tüm vücudunuzda, bir bebeğin gülümsemesi gibi bir gülümseme yaşayın. Enerjinizi istemediklerinizi düşünerek değil, istediklerinizi düşünerek harcayın.

     

    - ALINTI -


  14. Ben sabah uyanıp camdan dışarı baktığımda; güneşin parıldamasını tüm hücrelerimde hissediyorum, bulutların aheste aheste gezinmesinden zevk alıyorum. Çoğu zaman düşünüyorum; bize sonsuz olduğu söylenen evrende, milyarlarca galaksi, milyarlarca yıldız, milyarlarca gezegen akıp gidiyor. Hadi uzayı bıraktım, bu masmavi gezegende; aynı toprak, aynı su ve aynı havayı kullanarak yaşayan milyarlarca canlı var. Bir sürü farklı türe mensup, milyarlarca canlı. Başımı nereye çevirsem farklı bir mükemmellik.

    Var olmaya şükrediyorum. Yokluktan yaratılıp da, bu mükemmel düzenin içine doğarak geldiğim için YARATICIMA şükrediyorum. Hiçliğin içinden, çıkıp bu kusursuz gezegene geldiğim, hayat bulduğum için şükrediyorum. Gözümü minnettarlık ve şükürle açıyorum


  15. EGO dediğimiz kavram; bizim kültürümüzdeki Tasavvuf disiplininin incelediği "nefis" kavramıyla çok benzeşiyor. Büyük tasavvuf alimlerinden olan Mevlana ve Yunus gibi üstadların sözlerine bakarsak, kişinin gerçek anlamda özgürleşmesi, nefsini yenmesiyle başlıyor.

    EGO kendini sahip olduklarıyla tanımlar. Ev ile kendini tanımlar, araba ile kendini tanımlar, cinsiyet ile ırk ile kendini tanımlar. EGO başkalarını düşman, kendini ise haklı görmeye bayılır. O üstündür, haklıdır, güçlüdür ve yanılmaz. İnsan bu zincirleri kırdığında hayatın anlamını ve özgürlüğün tadını almaya başlar.


  16. Bilinçaltının gücünü kullanarak bir sorunu çözmeye çalışmak, bir engeli itmeye çalışmaya benzemez. Daha çok çalışmak, daha iyi sonuçlar doğurmaz. Bunun yerine sonu ve bunun yaratacağı özgürlük halini gözünüzde canlandırın. Zekanızın araya girmeye, sorunu çözmek için yollar bulmaya ve bu yolları bilinçaltınıza iletmeye çalışacağını göreceksiniz. Gözünüzde; rahatsızlıktan ya da sorundan kurtulduğunuzu canlandırın. Peşinde olduğunuz özgürlük durumunun duygusal hazzını hayal edin. En iyi yol, basit yoldur. (Joseph MURHY)


  17. Her yeni gün, birçok umutla başlar. Dün imkansız olanlar, bu gün gerçekleşebilir hale gelir. Hiçbir seçeneğim yok dediğimizde, tıkanıklık evrende değil bizim zekamızdadır aslında.

    İnsanoğlu, engelleri aşmak için her zaman bir yol bulur. Öyle olmasaydı, bu yaşlı gezegende türümüzü devam ettirmemiz ve dünyanın en üstün canlıları haline gelmemiz mümkün olamazdı.


  18. Hayatımızın her döneminde zihnimize küçük düşünce tohumları ekeriz. Daha sonra bu tohumlar büyür ve kocaman bir çınar haline gelir. İşte tam bu anda, düşünce tohumu artık yıkılmaz bir inanca dönüşmüştür.

     

    Bunu bir örnekle açıklamak istersek;

     

    İnsanlarla iletişim kurmakta başarısız olduğuna inanan bir insan, muhtemelen daha önce kötü bir olay yaşamış ve kafasında böyle bir düşünce oluşmuştur. Zaman içinde bu düşünce bilinçaltı tarafından referans alınarak yıkılmaz bir inanç haline dönüşür.

     

    Hayatımızı olumsuz yönde etkileyen ve amaçlarımıza ulaşmamızı engelleyen inançlar, oraya bizim tarafımızdan kondu. Yüksekten korktuğunuza inanıyorsanıuz, bu inanç için bir başkasını suçlayamazsınız. Yaşam bizim avuçlarımızın arasında....

×
×
  • Create New...