Jump to content

tolgacelebi

Üye
  • Content Count

    275
  • Joined

  • Last visited

Posts posted by tolgacelebi


  1. KARARLIYIM

    Tolga ÇELEBİ

    Bilinçaltı sadık bir hizmetkardır. Zihnimizden geçen ve yoğunlaştığımız düşünceleri gerçek kılmak için çalışır. Bu çalışmanın sekteye uğramaması için, verdiğimiz kararlardan emin olmalıyız. Bizler çoğu zaman seçimler yaparız, karar veririz. Ama bazı durumlarda ise seçim yapmaktan çekiniriz. Bu çekingenlik, bilinçaltımızın elini kolunu bağlar.

    Hayatımız, bizim yaptığız seçimlerle şekillenir. Allah bizlere cüzi bir irade vermiştir. Bu irade ile yaptığımız seçimlerden sorumlu tutulacağız. Hayatımızla ilgili kararları vermek yerine, kararsızlık denizine yelken açarsak, kayboluruz.

    Karar vermek, bu karardan asla vazgeçmek anlamına da gelmez. Hayat sürekli değişiyor. Dün imkansız olan şeyler bu gün mümkün hale gelebiliyor. Bu yüzden, kararlarımızın da esnek bir yapıya sahip olması gerek.

    Hayat karalardan ibarettir, çünkü sabah gözümüzü açtığımız andan itibaren, uyuyacağımız ana kadar birçok kara veririz. Denize açılan bir gemiye rüzgar değil yelken yön verir. Yelkeni kim yönetiyorsa, geminin rotasını da o çizer.

    İşinizi kaybedeceğinizi düşünmeyin. İş arıyorsanız, iş bulamayacağınızı düşünmeyin. Elinizden geleni yapın ve iş bulma konusunda kararlı olun. Olumsuz düşünmeye başlarsanız, bilinçaltınız, hayalleriniz ve umutlarınız sizin aleyhinize çalışacaktır.

    Bazı insanlar hayatı boyunca “Ben kolay kolay hasta olmam” derler. Evet, bu düşünce yapısı onların metabolizmasını kuvvetlendirir. Bazıları da ufacık bir cam aralansa, rüzgardan hasta olacağını düşünür. Bu insanlar da bütün kışı grip geçirirler. Bünyeleri zayıftır.

    Bizler kendi kendimize sınırlar koyarız. Daha sonra da bu sınırlardan şikayet ederiz. Oysa hayatla bütünleşirsek, düşündüğümüz her şeyi gerçek kılmak için aradığımız gücün içimizde saklı olduğunu da biliriz. Beyaz bir sayfaya küçük bir nokta koyun. Sonra etrafına bir daire çizin. Bu nokta sizsiniz, dairede sizin sınırlarınız. Şimdi; bu sınırları yani daireyi bir silgi ile silin. Elinizde sadece bir nokta var. Tüm sınırlar yok oludu. Sözlüğünüzden “yapamam” kelimesini çıkartın. Çünkü bu kelime sizin daireniz. Yani nokta etrafındaki sınırınız.


  2. KORKULARDAN KORKMAMANIN YOLU

    Tolga ÇELEBİ

     

    Korku; tüm insanların düşmanıdır, hem de en büyük düşmanı. Çoğumuz yaşlanmaktan korkarız, karanlıktan korkarız, yüksekten korkarız, yalnızlıktan korkarız, parasız kalmaktan korkarız, gelecekten korkarız. Ama korku, bizim zihnimizde oluşturduğumuz düşünceden ibarettir aslında.

     

    Yani yükseklikten korkan bir insan, bu korkuyu kendi isteği ve inisiyatifi ile zihninde oluşturur. Eğer bu korkudan kurtulmak istiyorsak, üstesinden gelmenin tek yolu, zihnimizdeki bu düşünceden kurutulmaktan geçer.

     

    Bilinçaltımız telkine son derece açıktır. Zihnimizdeki yanlış ve anlamsız korkulardan kurtulmak için, korktuğumuz her neyse onun gerçekten var olmadığını düşünebiliriz. Örneğin karanlıktan korkan bir çocuğunuz varsa, çocuğunuzun odasına gidip yanına oturun ve odaya bakmasını, odadaki eşyaları tek tek saymasını isteyin. Sonra ışığı kapatın ve çocuğunuzun yanına oturun. Ona tekrar odadaki eşyaları saymasını ve yerlerini işaret etmesini söyleyin. Işığı açın ve çocuğunuza aydınlıkla karanlığın tek farkının ışık olduğunu, bunun haricinde odada hiçbir şeyin değişmediğini, her şeyin aynı kaldığını izah etmeye çalışın. Sonra bunu birkaç defa daha yapın. Çocuğunuz rahatlayınca ona dışarı çıkacağınızı ama kapının hemen önünde olacağınızı söyleyin. Işığı kapatıp dışarı çıkın ve çocuğunuzu odada, karanlıkta yalnız bırakın. Ama sesinizi duyurun. 3-4 dakika sonra ışığı açarak tekrar odaya girin. Bu yöntemi, uzman bir psikolog, tedavi ettiği hastalarına öneriyor. Böylece telkin ve yardımla çocuğunuzun karanlık korkusunu yenmesine yardımcı olabilirsiniz.

     

    Korkuyu biz yapıyoruz, biz icat ediyoruz. Kaynak düşünceyi yok etmeyi başarırsak, korkuyu yok etmeyi, öldürmeyi de başarabiliriz.

     

    Günümüzde insanların en büyük korkusu, topluluk önünde konuşmaktır. Bir grup insanın önünde veya sahneye çıkıp konuşmak, insanların gerilmesine, terlemesine, heyecanlanmasına ve korkmasına sebep oluyor. Bu yoğun duygularla uğraşırken, söyleyeceğiniz her şeyi unutup sahneden pişmanlıkla inebilirsiniz. Bir düşünün, bazı insanlar sanki sahnede doğmuşçasına kalabalık bir gruba rahatça hitap edebiliyor. Bazı insanlar ise, işyerinde kısacık bir sunum yaparken bile, korkudan konuşamıyor, ecel terleri döküyor.

     

    Dikkatimizi üzerinde en fazla yoğunlaştırdığımız fikir, kendini gerçekleştirmek için çabalar. Örneğin, gireceğiniz bir sınavda başarısız olma olasılıklarını düşünüp endişelenirseniz, sınav günü geldiğinde her şeyi unutursunuz ve başarısız olursunuz. Çünkü zihninizde başarısızlık fikri yoğunsa; tüm zihniniz, bilinçaltınız ve bedeniniz başarısız olmanız için çalışmaya başlar. Bu, kendinize yaptığınız en büyük kötülüktür. Korku ve endişe üzerine düş kurmayın.

     

    Neyden korkuyorsanız, korktuğunuz şeyin tam tersini düşünün. Geçen yaz çıktığım tatilde, hiçbir tekne gezisinde denize girmeyen ve ayağını dahi suya sokmayan birisiyle tanıştım. Üç kişi ün boyunca arkadaşı tekneden inmeye ikna etmeye çalıştık. Sonuç olarak can yeleği giyerek tekneden suya atladı. Bunu nasıl başarmış olabilir? Tabiki suya atladığında hiçbir şey olmayacağını düşünerek. Yani korktuğu şeyin tersini düşünerek başardı. Zihninde karanlık olan o düşünce yığınını tam tersine odaklandı. Bilinçaltı telkine açıktır, telkinle kontrol edilebilir. Zihninize ektiğiniz tohumlara dikkat etmelisiniz.

     

    Korktuğum başıma geldi sözünü herkes biliyordur. Bu ata sözünün gerçekleşmemsi için, korktuğuınuz şeyi düşünmeyin, hatta korkuyu düşünmeyin. İflas etmekten korkan ve bunu sürekli düşünen bir insan, iflası kendine çeker. Trafik kazasoı geçirmekten korkan ve bu korkuyu anormalce taşına bir insan, kaza kurbanı olmayı tercih eder. Aklımıza gelen şeyin, başımıza gelme ihtimalini göze alarak, her zaman güzel ve iyi bir şeyler düşünün.

     

    Korku beynimizin ürettiği bir şeydir. Kafanızı güzel şeylerle meşgul edin. Korku normal sınırlardan çıkarsa, yanında paniği getirir. Panik ise zihninizi bulandırır ve sağlıklı kararlar alamazsınız. Yapmaktan korktuğunuz şeyi yaparsanız, korku ölür. Mantığınızla korkuyu aydınlatın.


  3. Bu nefes alma olayını ne kadar sıklıkta yapacağız acaba?

     

    Bilinçli nefes alabilmek için zamana ihtiyaç var. Bunun için öncelikle farkındalığımızın gelişmesi gerekiyor. Farkındalık seviyemiz ne kadar artarsa, yaşadığımız hayatında o kadar farkına varırız. Ve tabiki aldığımız nefeslerinde...


  4. HER ADEM BİR ALEM

    Tolga ÇELEBİ

    Bebekler doğduğu andan itibaren diyafram nefesi almaya başlar. Diyafram nefesi; karın bölgesinin hava ile dolmasıdır. Bu durumda vücut ihtiyacı olan tüm havayı alır ve konuşma sırasında herhangi bir tıkanıklık yaşanmaz. Ses sanatçıları saatlerce sahnede kaldığı halde bitmek bilmeyen bir enerji ile şarkı söyler. Spikerler de uzun süre konuşmalarına rağmen herhangi bir rahatsızlık hissetmez. Çünkü diyafram nefesi kullanırlar. Bebeklerde saatlerce ağlamasına rağmen, yorulmaz, çünkü onlar da diyafram nefesi kullanırlar.

    Zaman içinde insanlar diyafram nefesini kullanmayı unutur. Sadece göğüsten nefes alırlar. Bu durumda ihtiyacımız olan havanın 3/1 ile yaşama devam ederiz. Konuşurken yoruluruz ve sık sık nefes alma ihtiyacı duyarız. Diyafram nefesi öğrenilebilir. Diyafram kasları antreman yaparak tekrar çalışır hale getirilebilir.

    Bir sandalyeye oturarak bir elinizi karnınıza, bir elinizi de göğsünüze koyun. Burnunuzdan derin bir nefes alın. Dikkat edin, göğüsünüz mü şişiyor, yoksa karnınız mı? Muhtemelen siz diyafram nefesini öğreninceye kadar öncelikle sadece göğüsünüz hava ile dolacaktır.

    Bir kişisel gelişim uzmanı, bilinçle alınan tek bir nefesin bile farkındalık seviyemizi arttıracağını ifade ediyor. Her Adem, bir alem demiş eskiler. Ne kadar doğru bir söz. Sanki koskoca kainat küçültülmüşte içimize sığdırılmış gibi. Her insan özeldir. Çünkü hepimiz mükemmel şekilde yaratıldık. Örneğin vücudumuzdaki milyarlarca hücreden sadece bir tanesini alıp incelediğimizde, içinde mükemmel işleyen bir sistem olduğunu görürüz. Her bir hücrenin çekirdeğindeki DNA’larda vücudumuza ait tüm kodlar saklanmıştır. İnsan mükemmeldir. Bu kadar mükemmel yaratılan bir canlı da kainattaki en şerefli ve en önemli varlıktır. Kendinizin değerini bilin...

    Her canlının öncelikli amacı hayatta kalmaktır. Bu amacı yerine getirmek için çalışırız. Yaptığımız her davranışın ardında hizmet ettiği amaç, yaşamımızı devam ettirmektir. Hayatta kalmayı başarırız ama bu defa hayat akıp gider ellerimizin arasından. Gün içindeki stres, çözmemiz gereken sorunlar, geçindirmemiz gereken bir aile, okutmamız gereken çocuklar ve günlük yaşam telaşı derken; kurduğumuz hayalleri gerçekleştirmek için fırsat bulamayız. Hayatımız anlamını yitiriyormuş gibi gelir bir an. Bu duygudan hemen kurtulun. Çünkü çok çok tehlikeli. Siz evrendeki en mükemmel varlıksınız. Çünkü mükemmel olarak yaratıldığımızı Kur’an bizlere söylüyor.

    Herkesin bir hayat amacı vardır. Rahat bir yaşam sürmek, para kazanmak, evlenmek vs. Hayatımızın asıl amacı huzuru yakalamaktır aslında. Bazen bir karar alırız, hayatımızdaki bazı şeyleri değiştirmek isteriz. Ama bir süre sonra hem karardan, hem değiştirme isteğimizden vazgeçeriz.


  5. KENDİNE GÜVEN

    Tolga ÇELEBİ

     

    Ne düşündüğümüz önemlidir hem de çok önemli. Kendimizi yorgun, bezgin, bıkkın bir halde görüyorsak, öncelikle bu düşünceyi zihnimizden çıkartmamız gerekiyor. Olumsuz düşünceleri yaşamak, geleceğimizi karartır. Çünkü bu gün ne düşünüyorsam, yarın tam anlamıyla oyum.

     

    Düşüncelerimiz konuşmalarımızı şekillendirir. Örneğin nazı insanlar topluluk önünde konuşma konusunda kendine güvenmez. Birçok alanda başarılı oldukları halde, sıra konuşmaya gelince inanılmaz zorluk çekerler. Aslında bu olay birçok kişiye göre çok kolaydır. Bir grubun önüne çıkıp, kendini inanılmaz rahat hisseden birçok insan var. Bundan acayip korkan birçok insan var. Sorun ne düşündüğümüz ile alakalı.

     

    Hayat düşlerle yaşanır. Hepimizin olmak istediği bir yer, ulaşmak istediği bir hedef var. Bu hedef tam anlamıyla düşün kendisidir. Bu gün olumlama yapın, arzuladığınız hayatı gözünüzde canlandırın. Kendimi harika hissediyorum derseniz, harika hissetmeye adım atarsınız.

     

    İstenmeyen sonuçlarla karşılaşma korkusu yüzünden, insanlar yeteneklerini sergilemekten kaçınır. Beğenilmeme, reddedilme ya da benzeri korkular, birçok insan düşüncelerini paylaşmasını engeller. Sonuç olarak kendine güven eksikliği ortaya çıkar. Bu hayat boyu kendimize koyduğumuz en büyük sınırlamadır. Güvenimiz yoksa hiçbir şeyi başaracak gücümüzde yoktur. Aslına bakarsanız, güç, zeka ve özgüven bizim içimizde saklı. Sadece o kadar derinlere atmışız ki arayıp ta bulamıyoruz.

     

    Jack Ensing ADDINGTON isimli kişisel gelişim uzmanı şöyle diyor:

     

    “Günde en az 15 dakikanızı Tanrı’nın büyüklüğü ve hayatınızdaki yerini düşünmek üzere meditasyona ayırın. Günlük sorunlardan uzaklaşın, ilham verici ruhsal metinleri okuyun.”

     

    Bu söz bize hiç de yabancı değil. Bizim kültürümüzde tefekkür adında bir kavram var. Ali İmran suresi 191.ayette: "Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar, gözlerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür ederler (düşünürler). Rabbimiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru!.." Görüldüğü gibi; Allah C.C. hazretlerinin yarattıklarını düşünmek, verdiği nimetleri düşünmek en büyük ibadetlerden sayılır. Ayrıca bir saatlik tefekkürün bin yıllık ibadetten daha önemli olduğu da vurgulanır. Kuranda “Şüphesiz bunda tefekkür eden (düşünen) bir toplum için ayetler vardır" (er-Ra'd, 13/3)” buyrulmuştur. Yaptığımız işlerde; Allah’ın bizi koruyup gözettiğini düşünürsek harekete geçersek, kendimize olan güvenimiz de bir o kadar artar.

     

    Kendine güvenmeyen insanlar, yapacağı işte başkalarından onay almak ister. Kendine güvenen insanlar ise, başarısız olsalar bile, denemekten vazgeçmezler. Hereksin güvenini ve onayını kazanmak mümkün değildir. Her alanda başarılı olmak mümkün değildir. Her zaman mükemmele ulaşmayı beklemek mümkün değildir. Bunu bilen ve kabul eden bir insan, asla hayal kırıklığına uğramaz.


  6. sabır için bela isteyen var mı?

     

    Bela ile uğraşıp da sabreden insanlara ahiret hayatı için büyük dereceler vaad ediliyor. Bu durumda ilmihal kitapları sabır konusunda insanları güçlü olmaya davet ederken, bu dereceye kavuşlmak için de çok istekli olunmaması gerektiği anlatılıyor


  7. ZİHİNDEKİ ENGELLER

    Tolga ÇELEBİ

     

    Bilinçaltımız, uçsuz bucaksız zekasıyla karşılaştığı her türlü sorunu çözebilecek deneyime sahiptir. Çünkü tüm yaşamımız, tüm deneyimlerimiz bilinçaltımızda depolanır. Herhangi bir sorunla karşılaştığımızda da bu kaydedilen veriler kullanılabilir. Bizi mutlu edecek çözüm yine bizim içimizde gizli. Sadece güvenmemiz yeter.

     

    Fobi, sebebi ve kaynağı bilinmeyen korku anlamına geliyor. Örümcekten korkmak, karanlıktan korkmak, yüksekten korkmak, köpekten veya kediden korkmak gibi bir sürü fobi var. Bunlar, bazılarına göre komik ve anlamsız olabilir. Ama hayatı sekteye uğratacak kadar ciddi korkular aslında.

     

    İşin garip tarafı, hayatımızdaki tüm alışkanlıkları ve korkuları biz oluşturuyoruz. Olumlu ya da olumsuz herhangi bir düşüne ya da eylemi tekrarlarsak, bizim için alışkanlık haline geliyor. Daha sonra bu alışkanlık bizim için otomatik hale geliyor. Farkında olmadan sürekli aynı düşünceyi ya da eylemi yaşıyoruz hayatımızda. Kurtulmak da bizim elimizde, devam etmek de.

     

    Kendimizi güzel ve olumlu düşünceler için şartlayıp programlayabiliriz. Tam tersi olumsuz ve yıkıcı düşünceler içinde bilinçaltımızı programlayabiliriz. Bir alışkanlığın üstesinden gelmek güçlü olmayı gerektirir. Zihnimize ektiğimiz küçük bir düşünce tohumu, önce bir fidan sonra kocaman bir çınar olur. Yani önce bir inanç, sonra da sürekli tekrarlanan bir alışkanlık olur. Halbuki oraya küçük tohumları biz ektik zaten.

     

    Örneğin, “ne yaparsam yapayım başarılı olamıyorum” diyen bir insan, zaten her işine başarısız olacağını düşünerek başlar. Bu durumda bilinçaltı da bunu gerçek kılmak için çalışır. Önce ümitsizliğe kapılır, ardından omuzları düşer, moral ve motivasyonu sıfırlanır. Sonuç yine başarısızlık.

     

    Bir şeyi ne kadar çok isterseniz, başarma ihtimaliniz de o kadar artar. Ya da bir fobiyi, korkuyu ne kadar canlı tutarsanız, ondan o kadar korkarsınız. Bir engeli aşmak, bir korkudan kurtulmak istemeye bağlıdır. Ne kadar isterseniz ve samimi olursanız, bilinçaltınız bu emri gerçekleştirmek için o kadar hızlı çalışır.

     

    Bazı durumlarda insanlar bir alışkanlıktan kurtulmaktan bahseder. Ama kurtulmak için ne bir çaba sarf eder, nede düşünce tarzını değiştirir. Bu durumda kötü alışkanlığı sürdürme arzusu, kurutulma arzusunu geçmiştir.

     

    Bir iş arıyorsanız, o işe girdiğinizi ve mutlu olduğunuzu düşünün. Her görüşmeye yeni bir cesaret ve güçle gidersiniz. Terfi almak istiyorsanız, terfi aldığımız resmi zihninizde canlandırın, masanızın üzerine not alın. Bu hem sizi motive eder, hem de yılmanızı vazgeçmenizi engeller. Biz yapamam dediğimiz anda kaybediyoruz...

     

    Zihninizde yarattığınız korkular, kötülükler, olumsuzluklar karanlığı sever. Tavan arasına bir sürü eşya atarız. Yıllar sonra tavan arasına çıktığımızda, orada biriktirdiklerimize biz bile şaşırırız. Kullanmadığımız işe yaramaz şeylerle doludur orası. Bilinçaltımızda buna benzer. Yıllar boyu birçok düşünce, davranış depolar dururuz. Sonra bir ışık yaktığımızda; orada depolanan şeylere biz bile şaşırırız. Işık karanlığı dağıtır. Bir ışık yakın zihninize, neler attığınızı görün.

     

    İnsanların kendini dinlemediğini söyleyen bir kadın veya erkek; hayatına sürekli kendini dinlemeyen insanları çeker. Çünkü buna odaklanmıştır. Çalışırken yoğun bir anınızda arkadaşınız yanınıza gelir ve bir şeyler söyler. Siz meşgul olduğunuzu söylemeye kalmadan, zaten beni kimse dinlemiyor diyerek yanınızdan ayrılır. Böylece kendini bir kez daha haklı çıkartmış olur.

     

    Hayatınızdan yıkıcı düşünceleri çıkartın. Bizler ne düşünürsek oyuz...


  8. Bu Da Geçer

    Tolga ÇELEBİ

     

    Yaşadığımız hayatta her durum geçicidir. Her türlü sıkıntının ardından hayat devam eder. Bu yüzden canımızı sıkan olaylara odaklanmak yerine, bu durumun geçici olduğunu ve her fırtınadan sonra mutlaka güneşin doğacağını bilmek gerekiyor.

     

    İyi şeyler içinde durum böyledir. Hayatın geçici olduğunu düşünürsek, sevdiğimiz her şey bir gün mutlaka elimizden çıkacak. Bunu kavrarsak, hayattan zevk alırız. Ne biz bize aidiz, ne herhangi bir şey bize ait.

     

    Dünyaya bağımlı insanlar, içsel huzur yakalamakta zorluk çeker. Sahip olduğu şeylerin elinden çıkacağını düşünmekse onlara büyük acılar verir. Bir şeyi ne kadar çok severseniz, ayrıldığınızda o kadar çok acı çekersiniz. Ama hayatın özünü kavrayan ve dünyaya bağımlı olmayan insanlar özgürdür.

     

    Mülkün tek sahibi Allah’tır. Bunu bile bile bu evrende bir şeylerin sahibi olduğumuzu iddia etmek sadece bir yanılgıdan ibarettir. Peki, bu durumda tapusu bize ait olan ev, araba, diğer gayrimenkullerin durumu nedir diye sorabilirsiniz.. Bunlar kullanmamız için bize ödünç verilmiştir. Faydalanalım diye geri alınmak üzere bize verilmiştir. Sonunda yaşadığımız hayatın finaline geldiğimizde, her şeye veda etmeyecek miyiz?

     

    Farkındalık kavramı hayatın her döneminde karşımıza çıkıyor Çoğu zaman “ne kadar dikkatsizsin” ya da “ne kadar dalgınsın” sözleriyle muhatap oluruz. Aslında ‘dalgın’ olmak ya da ‘dikkatsiz’ olmak farkındalığımızın eksikliğinden kaynaklanıyor. Ne yaparsak yapalım, hangi işle uğraşırsak uğraşalım dikkat etmezsek sonuç hüsran olur. İşin kalitesi de düşük olur. Bakıp da görememek, duyup ta anlayamamak, hayata yüzeysel bakmaktır aslında.

     

    Her gün aynı hayatı yaşamak, aynı işe gitmek ve aynı şeyleri görmek dünyaya belli belirsiz bakmamıza neden olur. Bu yüzden tatilde veya daha önce gitmediğimiz bir yerde algılarımızı daha açık olur. Etrafa bakarız meraklı gözlerle. Farkındalığımız da artar.

     

    Eckhart Tolle kitabında şöyle diyor: “Aklına geldiği her seferinde, nefesine dikkat et. Bunu bir yıl süreyle yaparsan bütün bu seminer ve kurslara katılmaktan daha güçlü bir değişim etkisi olur. Üstelik de bedava. Nefes alıp verirken neler hissettiğinize dikkat edin. Havanın vücudunuza giriş çıkışını hissedin. Göğsünüzün ve karnınızın nasıl genişleyip büzüldüğünü fark edin. Nefes gerçekte sizin yaptığınız bir şey değildir ama ona tanıklık ettiğiniz bir şeydir.”

     

    En büyük kaynağın mutluluğu en küçük şeydedir. Her gün defalarca nefes alıp veririz, işte size mutlu olmak için bir neden!

     

    Farkındalık eksikliği yüzünden hayatımızı boşa harcıyoruz. Kendimizi mutfağa yürürken buluyoruz. Ya da bir sigara yakarken buluyoruz. Çok garip. Farkındalık artıkça, her gün bilinçsiz olarak yaptığımız ve bağımlı olduğumuz birçok şeyden de kurtuluruz.

     

    Vücudumuzda dolaşan yaşamın bile farkına varamıyoruz çoğu zaman.

     

    Bu da geçer dedi.


  9. DEĞER KATMAK

    Tolga ÇELEBİ

     

    Bir çocuk dünyaya geldiğinde, ailesi korur, besler ve her türlü ihtiyacını karşılar. Bebekler çaresiz ve korunmaya muhtaçtır. Ama büyüdükçe bu koruma biraz şımartmaya doğru kayar. Şirin ve afacan bir çocuğu kim sevmez ki? Ebeveynler, çocuğun ağlamaması için her şeyi yapar. Hatta takla bile atarlar. J

     

    Lise yılarlında ise ergenlik dönemi başlar. Ne olduğunu anlamadan çocuk liseye başlamıştır bile. Sorunlar da doğru orantılı olarak büyür. Artık oyuncak yerine cep telefonu istemeye başlar. Evdeki huzuru korumak adına aileler bir dediğini iki etmez. Talepler artamaya başlar, ergenlik dönemi diyerek ailelerde geçiştirir.

     

    Sonra üniversite yılları başlar. Daha fazla özgürlük alır çocuğunuz. Özgür olur ama sorumluluk almak istemez. Üniversite bir daha okunmaz diyerek eğlence alemine akmaya başlar. Eğlenmek tabiki iyidir. Ama okulu altı yedi yılda bitirirseniz başka.

     

    Sonuç olarak; sorumluluktan kaçan, kendine güveni olmayan bir birey daha katılır topluma. Bu genç bizim ailemizde ve bizim toplumumuzda yetişti...

     

    Markalı giysiler, güzel tatiller, eğlenceli partiler, başarılı sınav sonuçları; herkesi mutlu eder. Ama bunlar özgüvenin gelişmesine katkı sağlamıyor. Ailelerin bir çoğu yetiştirdikleri çocuklara; özdeğerlerini öğretmiyor. Gençler; topluma bir şey katmayı hedeflemek yerine, insanlardan ne alacağına odaklanmış durumda. Kişisel çıkarlar her şeyin üstünde artık.

     

    Hayatımızı değerli bir şekilde kullanmalıyız. Bizi ve toplumu anlamlı kılan şey, değerlerimizdir. Yaşam uzun bir yol gibidir. Biz hep bir sonraki doğru adımı atmak zorundayız. Her zaman bir sonraki doğru şeyi yapmalıyız. Ya bu topluma katkıda bulunacağız, ya da sadece kendimize çalışarak yok olmak için zemin hazırlayacağız.

     

    Dünyanın iyi bir yer olması için, yardım edelim. Önce kendimize yardım edelim, sonra çevremize. “İki günü aynı geçen zarardadır” hadisini göz önüne alırsak, her günümüzü kendimize ve topluma artı katarak, değer katarak geçirmemiz gerekiyor. Bizim toplumumuzda, yoldan bir dikeni kaldıran insanın bile, üstün bir insan olduğu vurgulanıyor.


  10. kimseye kin gütmüyorum ve beni üzen herkesi affediyorum :)

    günün en güzel paylaşımı..

    tesekkurler...

     

    Rica ederim queen of spades

     

    --- Sonraki mesaj ---

     

    guzeldi, tesekkurler

     

    Rica ederim blessed

     

    --- Sonraki mesaj ---

     

    Güzel yazı affedebilene ne mutlu ama ben affedemiyorum...Duygusal olarak da unutamıyorum...Kinim nefretim büyüyor içimde hırsıma yenik düşüyorum belkide ama affedemiyorum bana yapılanları yaşadıklarımı tek dileğim bana bunları yaşatanların hepsi Rabbimin merhametinden esirgeyici ve bağışlayıcığından mahrum kalsınlar...Benim içimi çok yaktılar ciğerlerimi yaktılar dağladılar içimi günlerce aylarca....

     

    Hayatımız boyunca geçmişteki her olay bizde bir iz bıarkır. Bu izleri taşıdığımız sürece soırtımızda büüyk bir ağırlık ile yaşarız. Tek yolu geri dönmek affetmek ve hafiflemektir. Selamlar.

     

    --- Sonraki mesaj ---

     

    öyle insanlar var ki affettikçe kötülükleri bin kat daha artıyor o zaman insan affettiğine pişman oluyor. çok güzel bir paylaşım bu yazı.

     

    Rica ederim vittorya


  11. AFFEDİYORUM

    Tolga ÇELEBİ

    Hayat kimseye torpil yapmaz. Tüm insanlık ailesi, yirmi dört saate sahip. Bu zamanı dilerseniz, çalışmak ve mutlu olmak için geçirirsiniz, yapılan hataları affedersiniz. Dilerseniz şikayet etmek ve karamsarlıkla geçirirsiniz, öfke ve kin dolu bir hayatı seçersiniz.

    Parmağınızı kestiğiniz zaman, yara bir süre sonra kapanır. Beden yaratılışı gereği bu yarayı onarır. Fakat bir insan, başka birine küstüğü zaman, onu affetmek istemez, bu yarayı da kapatmak istemez. Kini ve öfkesi her zaman canlı kalır. Olaya bu açıdan bakarsak kin, öfke, nefret gibi kavramların evrene ve yaratılışa ne kadar ters olduğunu görebiliriz. Evren, hayat affedicidir. Bu alemin yaratıcısı Allah C.C.; tövbe eden kullarını, sözlerinde sadıklarsa affedeceğini bildirmiştir. Ama insanlar affetmiyor, ne kadar garip bir durum. Yaratıcı affediyor, yaratılan insan affetmiyor...

    Hayatla uyum içinde olanlar, affeder. Bizler, duygularımızın, düşüncelerimizin, eylemlerimizin efendisiyiz. Yaptığımız davranışlar için, başka insanları suçlayamayız. Düşüncelerimiz ve karamsarlığımız için, başkalarını suçlayamayız. Bize yapılan bir kötülüğü affetmek de, kin gütmek de elimizde.

    Yaşanan her olay, hayatımızda bir iz bırakır. Hayattan zevk almak için, bu izlerden ve geçmişin tortularından kurtulmalıyız. Kin ve nefret bizim sırtımızda bir yük oluşturur. Kin duyduğumuz bir insanın başına gelen iyi olay bizi üzer. Bu davranış hayatın bütünlüğünü inkar etmektir aslında. Bilinçaltınıza affetmeye yönelik telkinler verin. “O kişiyi affettim” diyebilirsiniz. Ya da o kişi ile ilgili bir haber aldığınızda; üzülüp üzülmediğinizi kontrol edin. Nefretten arınmak ve affetmek büyük bir erdemdir. Bir kişiyi gerçekten affettiyseniz, olayı hatırlarsınız ama acı çekmezsiniz.

    Affetmek vermektir aslında. Sizi üzen bir insana, huzur veya sevgi vermektir. Evrendeki her şeyde vermek üzerine kurulmuştur. Toprak, doğa, güneş karşılıksız verirler. Başkalarını affetmek huzur ve sağlık için gereklidir. Affederseniz hafiflersiniz. Önce kendinizden başlayın ve kendinizi affedin. Geçmişinizi affedin. Kendinizi affederek EGO’nuzun üzerinizdeki etkisinden sıyrılın.

    Hazreti Ali R.A;”Bir suçluyu affettiğin zaman pişman olma, cezalandırdığın zaman sevinme” buyuruyor. Aslında bu söz, yazdığımız her şeyi özetliyor.

    İş işten geçmeden hayatınızda bir temizlik yapın, affedin. Egonuzu temizleyin, zihninizi temizleyin, gönlünüzü kin, nefretten temizleyin ve affedin. Affetmek biz seçimdir, özgürleşmeyi seçin.

    Yazımı bitirirken; internette gördüğüm kısa bir yazıyı da paylaşmak istiyorum.

    Affetmek, o kişiyi sevmek değil.

    Affetmek, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil.

    Affetmek, o kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil.

    Affetmek, o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil.

    Affetmek, o kişiyi kucaklamak değil.

    Affetmek, o kişiyi suçsuz bulmak değil.

    Affetmek, o kişiyi hakli bulmak değil.

    Affetmek, o kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek değil.

    Affetmek kırgınlığın, kızgınlığın, nefretin hapishanesinden özgürlüğe çıkmaktır. Affetmek artık acıyı hissetmemektir. Yapılanları zihinsel olarak unutmak zaten mümkün değildir. "Duygusal unutma" affetmenin diğer adıdır.

    • Like 2

  12. HAYALİMDEKİ HAYAT

    Tolga ÇELEBİ

    Hepimizin hayalinde yaşamak istediği bir hayat vardır. Bu kimilerine göre çok uzak, kimilerine göre ise oldukça yakındadır. Bazı insanlar en dipte ‘kaybeden insan’ olarak yaşamaya mahkum etmiştir kendini. Bu kişiler, ‘acıların çocuğu’ rolünü oynarlar. Bazıları ise zirvede yaşamayı hayal eder ve tüm gücüyle bu hedef için çalışır, çabalar. Mümin SEKMAN bu konu ile ilgili güzel bir cümle kullanıyor: “Doğduğumuz sınıf, ne kadar şanslı olduğumuzu; öldüğümüz sınıf, ne kadar başarılı olduğumuzu gösterir.” Doğru söze ne denir?

    Başarılı olmanın yolu herkese açıktır. Eğer sadece zengin insanların başarılı olduğuna inanıyorsanız size birkaç örnek vereceğim. Doğuda, Güneydoğuda, ya da bu güzel vatanın herhangi bir köşesinde yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelerek, başarılı bir insan olarak hayatına devam eden birçok kişi var. Üniversiteyi maddi imkansızlıklarla zar zor okuyan ve şu an büyük şirketlerin önemli pozisyonların da görev yapan bir çok başarılı insan var. Toplum için başarılı olan gerçek insan; nerde olursa olsun, hangi işi yaparsa yapsın, katma değer sağlayan ve işini düzgün yapan insandır.

    İnternette başarının anlamıyla ilgili komik bir mesaj dolaşıyor. Burada paylaşmak istiyorum.

    4 yaşınızdayken başarının anlamı; altınıza kaçırmamaktır.

    12 yaşınızdayken başarının anlamı; kalabalık bir arkadaş grubuna sahip olmaktır.

    20 yaşınızdayken başarının anlamı; güzel bir kız arkadaşınız olmasıdır.

    35 yaşınızdayken başarının anlamı; zengin olmaktır.

    60 yaşınızdayken başarının anlamı; cinsel hayatınızın aktif olmasıdır.

    70 yaşınızdayken başarının anlamı; kalabalık bir arkadaş grubuna sahip olmaktır.

    80 yaşınızdayken başarının anlamı; altınıza kaçırmamaktır.

    Herkesin başarı tanımı farklıdır. Kimi hedeflerini büyük koyar, kimi ufak şeylerle bir hayat kurar. İyi bir iş, mutlu bir evlilik, iyi evlatlar ve güzel bir emeklilik; bazıları için büyük bir başarıdır. Everest’e tırmanmak ve bir rekora imza atmak ise başka birine göre başarıdır. Bu durumda başarılı olup olmadığımıza karar verecek olan yine biziz. Yetmiş milyonun önüne mi geçmek istiyoruz, yoksa ilk on milyonun içine girmek bizim için yeterlimi? Belki de bu dünyadaki yaşamımızda iyi bir insan olmayı, Ahiret hayatında bunun mükafatını almayı istiyoruzdur. Başarı kavramının karşılığı insandan insana değişiyor.

    Ben inanıyorum ki, milyarlarca insan, ‘nasıl başarılı oluruz?’ sorusunun cevabını arıyor. Kitap okuyarak, seminerlere katılarak başarılı olmayı öğrenmek pek de mümkün olmaya bilir. Ama kendimizi eğiterek; bizi başarıya taşıyacak motivasyonu elde etmeyi öğrenebiliriz. Ya da başarılı insanların hayatını inceleyerek, kendimize örnek edinebiliriz.

    Okuduğum birçok kişisel gelişim kitabı; ‘istersen uçmayı da öğrenebilirsin’ diyecek kadar abartılı yazılmıştı. Elbette ki bu mümkün değil. Uçma yeteneği kuşlara özgü bir davranış. Başarılı olmak isterken, koyduğumuz hedeflerinde mantıklı ve gerçekleşebilir olması gerekiyor. Durup dururken havaya yükselmeyi istemek saçmalıktan başka bir şey değil. Mantıklı hedefler ve iyi bir motivasyon başarılı olmamıza yetebilir.

    Başarılı olmayı öğrenmenin en iyi yolu, başarılı insanlarla çalışmaktır.

    • Like 1
×
×
  • Create New...