Jump to content

tolgacelebi

Üye
  • Content Count

    275
  • Joined

  • Last visited

Posts posted by tolgacelebi


  1. KENDİMİZ HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSAK OYUZ!

    Tolga ÇELEBİ

    Her icat başlangıçta bir düşten ibarettir. Her olay, yaşanmadan önce bir fikir olarak meydana çıkar. Düş meydana çıkartır, fikir yolu açar...

    Hepimizin zihninde, insanlık ailesinin yaşadığı tüm deneyimlere ait bilgelik yatmaktadır. Nesillerden nesillere aktarılan bu bilgelik, yaşadığımız topluma, kültüre, coğrafyaya göre de şekillenmektedir.

    Çoğu zaman çözümsüz olaylarla karşılaşırız. Adeta çözümü asla bulamayacakmışız gibi gelir. Ama birden, ansızın bir fikir doğar içimizden. Bu fikir yolumuz aydınlatır. O kadar değerlidir ki, bir daha nadiren tekrar gelir. Birçok bilim adamı veya değerli buluşlara imza atan mucitler; bu aniden gelen yıldırım hızındaki fikirlerle tarihe geçtiler. Bu fikirler içimizin derinliklerinden gelir...

    Okuduğum kitaplarda parlak fikirlerin; en umulmadık anda, insanlar mücadele etmekten vazgeçtiklerinde, uykuya dalmak üzereyken ya da hayal kurarken geldiği yazıyor. Ama bu bir kural değil, araba kullanırken, alışveriş yaparken de kafamızda aniden bir fikir parlayabiliriz. Tıpkı şimşek gibi çakarak zihnimizi aydınlatır ve kaybolur.

    Sabah uyandığımız anda, aklımızda beliren fikirler, aslında bilinçaltımızın gece boyunca çalıştığının göstergesidir. Biz uyuruz ama bilinçaltı uyumaz. Bedenimizin tüm yaşamsal fonksiyonlarını kontrol eder. Kalbimiz çalışır, dolaşım sistemi çalışır, solunum sistemi çalışır. Biz bunların farkında olmayız, çünkü bu faaliyetler bilinçaltımız tarafından yürütülür. Bazı geceler; aklınızı takılan bir şeyi düşünerek uykuya dalarsınız. Gece o konu ile ilgili bir rüya görürsünüz. Siz uyursunuz ama bilinçaltı uyumaz, siz bıraksanız bile, konuyu düşünmeye devam eder.

    Okuduğum bir fıkıh kitabında; ayet okuyarak uykuya dalan birinin, gecenin tamamını ibadetle geçirmiş gibi sevap alacağından bahsediliyor. Çok ilginç değil mi? Örneğin, uykuya dalmadan önce hafızanızdan bildiğiniz ayetleri okuyorsunuz. Bu şekilde uykuya dalıyorsunuz. Mışıl mışıl uyuduğunuz halde, geceyi ibadetle geçirmiş gibi sevap alıyorsunuz. Bu güzel bir nimet bizler için.

    Peki, bu anlık fikirleri, zihnimizi aydınlatan güzel düşünceleri nasıl kendimize çekeriz. Öncelikle odaklanmamız gerek. Örneğin bir fikirle yaşamak, odaklanmanın tam kendisidir. Bir projeye odaklanmak, bir ödeve odaklanmak, bir işe odaklanmak, kapının ardına kadar açılması ve yeni fikirlerin içeri dolmasıdır.

    Tüm soruların cevabı, bizim içimizde saklı. Sadece cevabı bulacağınıza ve o anahtar fikre ulaşacağınıza inanın.

    Hayal gücü, insanın en önemli özelliğidir. Hatta Einstein’a göre hayal gücü bilgiden daha önemlidir, daha öndedir. Bu yazıyı yazarken kullandığım klavye, ilk önceleri bir insanın zihnindeki düşünceden ibaretti. Daha sonra fiziksel bir objeye dönüştü.

    Geçmişte; uçmak bir hayaldi. Uzaya çıkmak ise imkansız gibi gözüküyordu. Ama dün hayal olan düşünceler bu gün gerçek... Tüm buluşlar ve icatlar hayal gücünün eseridir.

    Hayatımız düşünce kalıplarımıza göre şekillenir. Olaylara bakış açımız ve nasıl algıladığımız; hayatımızı şekillendirir. Düşünce sistemimizi değiştirsek, hayatımızın da değiştiğine şahit olacağız.

    Hepimiz bilim adamı olamayız, ya da başarılı icatlar yapamayız. Ama hayatımızı yoluna koyacak donanıma sahip olabiliriz.

    Ne düşündüğümüz çok önemlidir. Bu günkü düşünce yapımız aslında geleceğimizi şekillendiriyor. Olumsuz düşüncelere düşlerinizde de, geleceğinizde de yer vermeyin. Ne düşündüğümüz, aslında kim olduğumuzun bir göstergesidir.

    Her icat başlangıçta bir düşten ibarettir. Her olay, yaşanmadan önce bir fikir olarak meydana çıkar. Düş meydana çıkartır, fikir yolu açar...

    Hepimizin zihninde, insanlık ailesinin yaşadığı tüm deneyimlere ait bilgelik yatmaktadır. Nesillerden nesillere aktarılan bu bilgelik, yaşadığımız topluma, kültüre, coğrafyaya göre de şekillenmektedir.

    Çoğu zaman çözümsüz olaylarla karşılaşırız. Adeta çözümü asla bulamayacakmışız gibi gelir. Ama birden, ansızın bir fikir doğar içimizden. Bu fikir yolumuz aydınlatır. O kadar değerlidir ki, bir daha nadiren tekrar gelir. Birçok bilim adamı veya değerli buluşlara imza atan mucitler; bu aniden gelen yıldırım hızındaki fikirlerle tarihe geçtiler. Bu fikirler içimizin derinliklerinden gelir...

    Okuduğum kitaplarda parlak fikirlerin; en umulmadık anda, insanlar mücadele etmekten vazgeçtiklerinde, uykuya dalmak üzereyken ya da hayal kurarken geldiği yazıyor. Ama bu bir kural değil, araba kullanırken, alışveriş yaparken de kafamızda aniden bir fikir parlayabiliriz. Tıpkı şimşek gibi çakarak zihnimizi aydınlatır ve kaybolur.

    Sabah uyandığımız anda, aklımızda beliren fikirler, aslında bilinçaltımızın gece boyunca çalıştığının göstergesidir. Biz uyuruz ama bilinçaltı uyumaz. Bedenimizin tüm yaşamsal fonksiyonlarını kontrol eder. Kalbimiz çalışır, dolaşım sistemi çalışır, solunum sistemi çalışır. Biz bunların farkında olmayız, çünkü bu faaliyetler bilinçaltımız tarafından yürütülür. Bazı geceler; aklınızı takılan bir şeyi düşünerek uykuya dalarsınız. Gece o konu ile ilgili bir rüya görürsünüz. Siz uyursunuz ama bilinçaltı uyumaz, siz bıraksanız bile, konuyu düşünmeye devam eder.

    Okuduğum bir fıkıh kitabında; ayet okuyarak uykuya dalan birinin, gecenin tamamını ibadetle geçirmiş gibi sevap alacağından bahsediliyor. Çok ilginç değil mi? Örneğin, uykuya dalmadan önce hafızanızdan bildiğiniz ayetleri okuyorsunuz. Bu şekilde uykuya dalıyorsunuz. Mışıl mışıl uyuduğunuz halde, geceyi ibadetle geçirmiş gibi sevap alıyorsunuz. Bu güzel bir nimet bizler için.

    Peki, bu anlık fikirleri, zihnimizi aydınlatan güzel düşünceleri nasıl kendimize çekeriz. Öncelikle odaklanmamız gerek. Örneğin bir fikirle yaşamak, odaklanmanın tam kendisidir. Bir projeye odaklanmak, bir ödeve odaklanmak, bir işe odaklanmak, kapının ardına kadar açılması ve yeni fikirlerin içeri dolmasıdır.

    Tüm soruların cevabı, bizim içimizde saklı. Sadece cevabı bulacağınıza ve o anahtar fikre ulaşacağınıza inanın.

    Hayal gücü, insanın en önemli özelliğidir. Hatta Einstein’a göre hayal gücü bilgiden daha önemlidir, daha öndedir. Bu yazıyı yazarken kullandığım klavye, ilk önceleri bir insanın zihnindeki düşünceden ibaretti. Daha sonra fiziksel bir objeye dönüştü.

    Geçmişte; uçmak bir hayaldi. Uzaya çıkmak ise imkansız gibi gözüküyordu. Ama dün hayal olan düşünceler bu gün gerçek... Tüm buluşlar ve icatlar hayal gücünün eseridir.

    Hayatımız düşünce kalıplarımıza göre şekillenir. Olaylara bakış açımız ve nasıl algıladığımız; hayatımızı şekillendirir. Düşünce sistemimizi değiştirsek, hayatımızın da değiştiğine şahit olacağız.

    Hepimiz bilim adamı olamayız, ya da başarılı icatlar yapamayız. Ama hayatımızı yoluna koyacak donanıma sahip olabiliriz.

    Ne düşündüğümüz çok önemlidir. Bu günkü düşünce yapımız aslında geleceğimizi şekillendiriyor. Olumsuz düşüncelere düşlerinizde de, geleceğinizde de yer vermeyin. Ne düşündüğümüz, aslında kim olduğumuzun bir göstergesidir.


  2. Dikkat ederseniz konu zaten yeni bir alt forum olan Bilinçaltı ve Farkındalık bölümünde toplanmıştır.. Forumumuzda deneyimlerin paylaşıldığı konular zaten mevcuttur.. Fakat isteyenler elbette bu başlık altından deneyimlerini paylaşmaya devam edebilirler..

     

    Bilgilendirme için teşekkürler.


  3. Evet bu son söylediğine sonuna kadar katılıyorum. Birşey hakkında hiçbir bilgisi yok ama ben o işe yıllarımı vermişim pat yanlış fikrini söylüyor birde bunu savunuyor.

     

    Evet, kabul etmek gerekiyor. İyi olan ve kötü olan her şey insanlar için. Beğeni ve alkışları kabul edip, eleştiri ve hataları sahiplenmemek doğru bir davranış olmasa gerek...


  4. İçeride ne varsa, dışarıda da o vardır. Umutsuzluk içinde yüzerken, başka insanlara mutluluktan uçuyorum demek sadece kendimizi kandırmak olur. Bir sorun varsa, bu sorunu hayatımıza çeken biziz. Çünkü Allah bize bir cüzi irade vermiş. Bu iradeyle bazı seçimler yapıp bir yola giriyoruz. Yolda karşımıza çıkan aksilik te bizim yaptığımız seçimden ötürü karşımıza çıktı. Sorun varsa, çözecek olan biziz. Çözmediğimiz halde çözmüş gibi davranmak da sadece oyalanmaktır. Selamlar.


  5. Eğer olumsuz olaylara şükredersek kulum bu durumdan memnun diye olumsuzluklar devam edermiş. Bu doğrumu bilemiyorum.

     

    İslam dininde; belalara sabretmek bir erdem olarak nitelendirilir. Ama kulun bu erdeme kavuşmak için bela istemesi önerilmez. Alimler bu konuyu şöyle açıklar:

    "Bela isteyip sabredeceğine, nimet isteyip şükret."

     

    Sabretmek de şükretmek de erdemdir. Ama biz şükredecek nimetler için çalılırsak, daha faydalı olur.


  6. Bende olumlu düşünmeye çalışırken aklımın bir köşesinden birden karşıma olumsuz düşüncelerde çıkıyor.

     

    Aslında şöyle bir gerçekn var. Biz ne düşünürsek oyuz. Yani aklımızdan ne geçiyorsa, kendimizi ona çekeriz. Olumsuz düşünceler, ruh halimizi çökertir. Enerjimişzi azaltır. Buda bize üzüntü getirir Pozitif düşünceler ise, hayatımızı yoluna koyar. Hedeflerimiz için umut aşılar.


  7. ELEŞTİRİYİ KABUL ETMEK

    Tolga ÇELEBİ

    Yaşadığımız her gün, binlerce andan oluşur. Her gün binlerce farklı şey çıkar karşımıza. Algılarımız sürekli açıktır, fark etmeye çalışırız çevremizde olup bitenleri Hayat “AN” da yaşanır. Elimizde olan tek şey “şu an”dır. Geçmiş yaşandı ve bitti, gelecek ise sadece bir düşten ibaret. Zamanda; birbirinin peşinden gelen anlardan oluşur. Ama bizim için gerçek olan tek şey “şu an”dır.

    Sabah uyanınca, rüya gördüğümüzü hatırlarız. Sonra “gerçek değil, sadece rüyaymış” deriz kendi kendimize. Ama çoğu zaman, o kadar gerçek gibi hatırlarız ki gördüğümüz rüyaları. Uyansak bile, kalbimiz çarpmaya devam eder. Bilincimiz rüyadan uyandığı halde, beden adapte olmakta zorluk çeker. Evet rüyalar gerçek olmamasına rağmen, hatıralarla kıyaslandığında son derece gerçek gibi duruyor. Örneğin, geçen sene yaptığım tatille, kendimi tatilde gördüğüm bir rüya arasında ne kadar fark var. Şu an ikisi de sadece hafızamda.

    Dünya hayatı, çok kısa. Ben otuz iki yaşındayım. Ama otuz iki yıl nasıl geçti anlamadım. Ahiret’te insanlara “Dünya da ne kadar kaldınız?” diye sorduklarında, biz insanlar “sanki bir öğle vakti kadar” diye cevap vereceğiz. Hayat bu kadar kısayken, olumsuz düşünmek veya karamsarlık ciddi bir problemdir. Bu tür insanların iç huzuru olmadığı gibi, mide ağrısı, gerginlik stres gibi fiziksel rahatsızlıkları da vardır. Çekim yasası, kuantum düşünce ya da bu tip öğretilerin yalan olduğuna inansak bile; bu öğretilerin savunduğu güzel düşünmek, düş kurmak ya da pozitif yaşamanın nesi yanlış??? Hayat zaten çok kısa.

    İnsanların çoğu EGO’ları için yaşıyor. EGO sıkıldım diyor, gezdiriyoruz, üşüdüm diyor, giydiriyoruz. Acıktım diyor, restorana götürüp doyuruyoruz. Yürüyemem diyor, arabaya bindiriyoruz. Uykum geldi diyor, uyutuyoruz. Sonra bir bakıyoruz, EGO’yu tatmin edemeden yolun sonuna gelmişiz. J Biri bizi eleştirdiğinde, bunu kabul etmek ya da düşünmek yerine, şiddetle karşı çıkıyoruz. Karşıdaki kişinin haklı olma ihtimalini hesaba bile katmıyoruz. Sadece EGO’muz için yaşıyor, onu mutlu etmeye çalışıyoruz.Bir eleştiriye karşı sinirlenip, kendimizi savunmak yerine, kabul edip sorgulamayı seçersek güçleniriz. Eleştiriyi kabullenmek bizi zayıflatmaz, aksine güçlendirir. Zayıflayan tek şey EGO’muzdur.

    Eleştiriyi kabul etmek ne kadar zorsa, adam gibi eleştiri yapmak da o kadar zordur. En basit yöntem; sandviç yöntemidir. Bir kişiyi eleştirirken, önce iyi yönlerinden bahsedilir. Daha sonra problem; doğru zaman, doğru yerde ilgili kişiye aktarılır. Konuşma yine güzel sözlerle bitirilir. Böyle yapmadan, “sen nasıl adamsın” diyerek sözle başlarsak, eleştirmekten çok, kişiliğine hakaret etmiş oluruz.

    Üstün DÖKMEN’in bir seminerine katıldım. Seminerde; Türk halkının bir sorunundan bahsetti. Bu sorunun ismi “az data, çok fikir.” Yani az bilgiyle, çok fazla tahmin yürütmek. Az bilgiyle, atıp tutmak ve yargılamak. Bu dertten kurtulmanın çaresi de, eleştirmeden önce tam bir bilgiye sahip olmak ve olumsuz yönler kadar, kişinin iyi yönlerine de bahsetmekten geçiyor.


  8. OLUMLU DÜŞÜNMEK

    Tolga ÇELEBİ

    Yaşadığımız hayatta, önümüze birçok seçenek çıkıyor. Biz hangi seçeneği tercih edersek, yaşamımız o yönde şekilleniyor. İyiliği, yardımseverliği, bolluk ve bereketi seçersek karşımıza bu erdemlerle ilgili olaylar çıkacaktır.

    İnsanların, benim hakkımda ne düşünüp hissetmesini istiyorsam, bende onlar hakkında aynı şeyleri düşünmeli ve hissetmeliyim. İnsanlar hakkında olumsuz düşünmek, bizim yaşam enerjimizi azaltır. Kıskançlık ya da her türlü kötü duygu ve düşünce, bilinçaltımız tarafından kaydedilir. Bu kayıtlar bizim kendimizi yememize sebep olur. Her olumsuz düşünce, bir engel olarak karşımıza çıkar ve hayatımızı zorlaştırır.

    Başkaları hakkındaki düşüncelerimiz; düşüncelerin gerçekleşme payı olduğunu varsaydığımızda, bizim için bir tehlike oluşturur. Başkaları hakkındaki olumsuz düşünceler, bilinçaltımıza kaydedilir ve beden dilimizle, konuşmalarımızla, mimiklerimizle dışarı yansıtılır. İçimizde kopan, kin, nefret, kıskançlık gibi fırtınalar mutlaka bedenimiz ve bilinçaltımız tarafından dışarı yansıtılacaktır. Özet olarak, başkaları hakkındaki yargılarımız ve düşüncelerimiz eninde sonunda bize geri dönecektir.

    Bizler, davranışlarımız için başkalarını suçlayamayız. Bir insandan hoşlanmıyorsak; O kişiyi ya olduğu gibi kabul etmeli, ya da hoşlanmadığımız konuyu dile getirerek açıklamalıyız. Bu ikisi dışındaki her yöntem bizi yıpratacaktır. Ne ekersek onu biçeriz. Zihnimize sevgi ve hoşgörü tohumları ekersek iyi bir hayatımız olur. Ne kadar sevgi yayarsak, o kadar seviliriz. Nefret ve kıskançlık tohumları ekersek, şu bir gerçek ki; kötü bir yaşantımız olur.

    Zor ve aksi bir insanla karşılaştığınızda; onun yaydığı negatif elektrik, bizi de olumsuz etkileyecektir. O kişiden uzaklaşma eğilimi içinde olacağız. Ya da o kişinin yaydığı bu negatif enerjiyi hissederek, bizde aynı duyguları hissetmeye başlayacağız. Bu kişiler, zor vgeya mükemmeliyetçi olduklarını zaten itiraf ederler. Zor beğenirler, çabuk sinirlenirler. Ama bu yaşantı tarzı, onların hayatını yavaş yavaş mahveder. Tıpkı sigara içen bir insanın, kendini zehirlemesi gibi.

    Empati kavramı, insan ilişkilerinin vazgeçilmez unsuru haline geldi. Diyalog sırasında, karşımızdaki insanın duygu ve düşüncelerini anlamak, duyarlı bir yaklaşım içine girmek empati olarak tanımlanıyor.

    Diyalog içinde olan iki taraftan birinin; konuyu dinledikten sonra, kendi fikrini söylemesi, kendi doğrusunu kabul ettirmek istemesi ya da olayı tamamen istediği şekilde yorumlaması bencilliktir. Empati ise bunun tam tersidir. Karşındaki insanı anlamak, anladığını hissettirmektir.


  9. MİSYON SAHİBİ OLMAK

    Tolga ÇELEBİ

    Toplumumuzda, uzun yıllar çalışarak emekli olan birçok insan var. Ben inanıyorum ki, bu insanlar; atıl vaziyette kalmaktan ya da yoğun bir iş hayatından sonra, birden bire köşeye çekilip her şeyden uzak kalmaktan memnun değiller. Ne olursa olsun tüm insanlar yaşadığı toplumda söz sahibi olmak veya katma değer sağlamak isterler. Ya da en azından misyon sahibi olan kişiler bunu ister. Misyon; en basit anlamıyla var olma nedenidir.

    Geçenlerde okuduğum bir makale; toplumumuzdaki insanların daha anlamlı işlerde çalışmak istediğini yazıyordu. İşyerindeki ücret önemli olmasına rağmen, sosyal yaşamlarından vazgeçmek istemeyen bir genç kitle var aramızda. İnsanlar iş ararken, ücretin yanı sıra, iki günlük hafta sonu tatili, sekiz saat çalışma süresi gibi kıstasları da sorguluyor.

    İnsanlar yirmili ve otuzlu yaşlarda gelecekleri için endişelenirler. Geleceklerini inşa etmek isterler, fakat gelecek belirsiz olduğu için kaos ve gerilimi de yanında getirir.

    Burada önemli bir etken daha var. Belirsiz olan geleceği inşa etmek için ihtiyacımız olan en önemli etken “misyon” dur. Özgün yeteneklerimizi bir iş için tutkuyla harekete geçirmek...

    Bundan seksen yıl önce, insanlar hayatta kalma savaşı veriyordu. Yeni kurulan bir cumhuriyet ve ağır savaşlar vermiş bir ülke. İnsanlar mutluluk arayışından çok, hayatlarını idame etmeyi istiyorlardı. Bu gün ise insanlar daha farklı şeyler için savaşıyor. Kariyer, rahat bir yaşam, iyi bir gelir arayışı içindeyiz. Şüphesiz bizden önce yaşayan nesillere göre çok daha şanslıyız. Bunun için de şükrediyorum.

    Türk toplumu önceleri ataerkil bir aileydi. Bu gün ise araştırmalara göre çocuk erkil bir toplum yapısına kayıyoruz. Hayat ailenin en küçük bireyi etrafında dönüyor. Bir çok şeye sahip olmasına rağmen tatmin olamayan, istekleri bitmeyen çocuklarla dolu etraf. Aileler de çocuklarını mutlu etmek adına her türlü fedakarlığı yapıyor. Sonuç yine hüsran...

    İnsanların sevdi işi yapmaları gerekiyor. Eğer nefret ettiğin bir işte çalışıyorsan; ne kadar zamanını, ne kadar saatini o işe verdiği önemli değil. Doğal hayatta birinci bölüm, hayatta kalmaktır. Ülkemiz, toplumumuz acı imtihanlarla bu sınavı geçti. İkinci bölüm ise uzmanlaşma. Yeni sektörlerin, yeni firmaların ve yeni iş imkanlarının doğması. Üçüncü aşama ise misyondur. Misyon sahibi olmayan kişiler, sesiz bir çığlıkla iş hayatına devam eder.

    Doğru zamanda, doğru yerde, doğru işi yapan ve mutlu olan insanlar şanslı değil, misyon sahibi insanlardır. Ben inanıyorum ki; dünya da yaşayan her insanın bir amacı ve bir misyonu var. Varoluş amacı var. Peki, bize bu misyonu kim yüklüyor. Siyasi liderlere, manevi liderlere ya da bir şirket yöneticisine bu misyonu kim yüklüyor? Matthew Kelley bu soruya “Allah” cevabını veriyor. Çünkü bir misyonu, varoluş amacı olmayan hiç kimse gerçek anlamda mutluluğu yakalayamaz.

    Hayattaki vizyonunuz nedir? Aklınıza gelen şeyleri yazabilirsiniz. Sonrada sıralayıp, hangisinin daha önemli olduğunu tespit edebilirsiniz. Hayattaki misyonunuzun ne olduğunu size aileniz, öğretmenini ya da başka biri söyleyemez. Bu sizin içinizden gelen bir şeydir.

    Bu arada unutulmaması gereken bir şey daha var. Kişisel gelişimciler, misyonun yaşam boyunca değişebileceğini söylüyor. Yani 20’li yaşlarda üstlendiğimiz misyon ile, ellili yaşlara geldiğimizde üstlendiğimiz vizyon farklı olabilir. Değişmeyebilir de? Bu, tamamen size bağlı.

    Kişisel misyonunuz, öğretmen olmak, ülkeyi yönetmek, iyi bir anne/baba olmak, patron olmak, insanlara hizmet etmek olabilir. Burada önemli olan, kişiliğinize uygun olmasıdır. Her birimiz, belli bir amacı gerçekleştirmek için dünyaya geldik. Bazıları bunun farkında, bazıları ise henüz fark etmedi.

    • Like 1

  10. OLUMLU DÜŞÜNMEK

    Tolga ÇELEBİ

    Yaşadığımız hayatta, önümüze birçok seçenek çıkıyor. Biz hangi seçeneği tercih edersek, yaşamımız o yönde şekilleniyor. İyiliği, yardımseverliği, bolluk ve bereketi seçersek karşımıza bu erdemlerle ilgili olaylar çıkacaktır.

    İnsanların, benim hakkımda ne düşünüp hissetmesini istiyorsam, bende onlar hakkında aynı şeyleri düşünmeli ve hissetmeliyim. İnsanlar hakkında olumsuz düşünmek, bizim yaşam enerjimizi azaltır. Kıskançlık ya da her türlü kötü duygu ve düşünce, bilinçaltımız tarafından kaydedilir. Bu kayıtlar bizim kendimizi yememize sebep olur. Her olumsuz düşünce, bir engel olarak karşımıza çıkar ve hayatımızı zorlaştırır.

    Başkaları hakkındaki düşüncelerimiz; düşüncelerin gerçekleşme payı olduğunu varsaydığımızda, bizim için bir tehlike oluşturur. Başkaları hakkındaki olumsuz düşünceler, bilinçaltımıza kaydedilir ve beden dilimizle, konuşmalarımızla, mimiklerimizle dışarı yansıtılır. İçimizde kopan, kin, nefret, kıskançlık gibi fırtınalar mutlaka bedenimiz ve bilinçaltımız tarafından dışarı yansıtılacaktır. Özet olarak, başkaları hakkındaki yargılarımız ve düşüncelerimiz eninde sonunda bize geri dönecektir.

    Bizler, davranışlarımız için başkalarını suçlayamayız. Bir insandan hoşlanmıyorsak; O kişiyi ya olduğu gibi kabul etmeli, ya da hoşlanmadığımız konuyu dile getirerek açıklamalıyız. Bu ikisi dışındaki her yöntem bizi yıpratacaktır. Ne ekersek onu biçeriz. Zihnimize sevgi ve hoşgörü tohumları ekersek iyi bir hayatımız olur. Ne kadar sevgi yayarsak, o kadar seviliriz. Nefret ve kıskançlık tohumları ekersek, şu bir gerçek ki; kötü bir yaşantımız olur.

    Zor ve aksi bir insanla karşılaştığınızda; onun yaydığı negatif elektrik, bizi de olumsuz etkileyecektir. O kişiden uzaklaşma eğilimi içinde olacağız. Ya da o kişinin yaydığı bu negatif enerjiyi hissederek, bizde aynı duyguları hissetmeye başlayacağız. Bu kişiler, zor vgeya mükemmeliyetçi olduklarını zaten itiraf ederler. Zor beğenirler, çabuk sinirlenirler. Ama bu yaşantı tarzı, onların hayatını yavaş yavaş mahveder. Tıpkı sigara içen bir insanın, kendini zehirlemesi gibi.

    Empati kavramı, insan ilişkilerinin vazgeçilmez unsuru haline geldi. Diyalog sırasında, karşımızdaki insanın duygu ve düşüncelerini anlamak, duyarlı bir yaklaşım içine girmek empati olarak tanımlanıyor.

    Diyalog içinde olan iki taraftan birinin; konuyu dinledikten sonra, kendi fikrini söylemesi, kendi doğrusunu kabul ettirmek istemesi ya da olayı tamamen istediği şekilde yorumlaması bencilliktir. Empati ise bunun tam tersidir. Karşındaki insanı anlamak, anladığını hissettirmektir.


  11. Engel insanın önünde değil, zihnindedir. Bir işi başaramam derseniz başaramazsınız. Bu iş imkansız derseniz, imkansız olur sizin için. Kendinize inanırsanız, mutlu ve huzurlu bir hayat sürersiniz. Sürekli; korku, öfke, nefret, başarısızlık gibi düşünceler üzerinde durursanız, mutsuz ve güçsüz olursunuz.

     

    Mutluluğun yolunda gitmeliyiz, mutluluğu bir alışkanlık haline getirmeliyiz. ,her gün birkaç defa sahip olduklarınız için şükredin.

     

     

    çoook teşekkürler öyleyse ne yapıyormuşuz

     

     

    Mutluluğun yolunda gitmeliyiz, mutluluğu bir alışkanlık haline getirmeliyiz. ,her gün birkaç defa sahip olduklarınız için şükredin.

     

    Sahip olduğum her güzel şey için; Allah'a şükürler olsun...


  12. Bir insanın hayatını düşünceleri oluşturur

    emeğinize sağlık, çok güzel..

     

    Rica ederim Aylin

     

    --- Sonraki mesaj ---

     

    yaşadıklarımız düşüncelerimizin sonucudur

    teşekkürler:)

     

    Evet, tam anlamıyla ne düşünüyorsak O'yuz.

     

    --- Sonraki mesaj ---

     

    parayla saadet olmaz sözü bi yerde doğru....

    mesela hayatındaki herşeyi yerine oturtmuşundur ve tek eksiğin paradır,olduğu zamanda mutlu olursun...

    ama bazı şeyler eksikse para olsada gözün görmezki...

     

    Her zaman derler, gerçek zeginlik sevgidir, dostluktur, anlayıştır, paylaşmaktır...


  13. MUTLUYUM HUZURLUYUM

    Tolga ÇELEBİ

     

    Korkularımızın, endişelerimizin ve tüm sıkıntılarımızın üstesinden gelebiliriz. Bunun için sadece bilinçaltımızın yardımına ihtiyacımız var. Uzun süreli ve hayallerimizin de ötesinde gerçek bir mutluluk için, bilinçaltımızı şekillendirebiliriz. Çünkü bizler kendi yaşamımızın mimarlarıyız. Bilinçaltımızın mimarlarıyız.

     

    Uzmanlara göre mutluluk, zihinsel bir durumdur. Beynimiz tarafından salgılanan bir hormon sayesinde mutluluk duygusunu yaşıyoruz. Yani her şey yine zihnimizde olup bitiyor. Korku duygusu da zihin tarafından yaratılan bir olgudur. Bunu daha iyi açıklamak için bir örnek vermek istiyorum. Evinizde oturuyorsunuz ve televizyon izliyorsunuz. Elinizde uzaktan kumanda var. Kumandadaki birinci düğmeye basıyorsunuz ve televizyonda birinci kanal açılıyor. Bir bakıyorsunuz ki korku filmi var. Filmi izlerken geriliyorsunuz. Sonra kumandadaki ikinci düğmeye basıyorsunuz ve televizyonda ikinci kanal açılıyor. Burada da komedi filmi var. İzledikçe neşeleniyorsunuz. İşte bizim hayatımızda aynen böyle. Biz hangi kanalı izlemek istersek, zihnimiz bize o kanalı gösteriyor. Korkmak isterseniz, bedeniniz ürperiyor. Kalp atışlarınız hızlanıyor. Göz bebekleriniz büyüyor. İstediğiniz şeyi zihnen yaşıyorsunuz. Mutlu olmak isterseniz beden rahatlıyor, gevşiyorsunuz ve yüzünü bir tebessüm beliriyor. Bizler neyi nasıl yaşamak istiyorsak, kumandadan seçiyoruz. Zihnimizde bedenimizi o duyguya göre ayarlıyor.

     

    Şimdi mutluluğu seçin. Mutluluğu, refahı ve huzuru kendinize doğru çekin. Bunu yapabilirsiniz. Sadece kumandada doğru kanalı seçmeniz yeterli. Düzenli ve sürekli tekrarlanan düşünce kalıpları, bilinçaltımıza yerleşir. Alışkanlığa dönüşür. Siz; genel olarak karamsar bir yapıya sahipseniz, düşüncelerinizde, tüm düşünce kalıplarınızda hemen her şeye olumsuzluk ile bakar.

     

    Uzun süre sıkıntı, üzüntü ve morali bozukluğu yaşayan insanlar; bu duygulara bağışıklık kazanmıştır. Acı onlar için gündelik hayatın bir parçası olmuştur. İleride şartlar düzelse bile, keyifli anlar yaşasalar bile, mutluluğun geçip biteceğine inanırlar. Hatta; mutluluktan uzak durmak isterler. Bu kişilerdeki düşünce yapısı genel olarak aşağıdaki gibidir.

     

    · Bu gün kötü bir gün olacak.

    · Hiçbir alanda başarılı olamayacağım.

    · Hayatım boyunca ne fırsatlar kaçırdım.

    · Ben beceriksizim, hiçbir işi beceremem.

    · Hayat bana karşı, herkes bana karşı.

    · İşlerim berbat durumda. Daha da kötüleşecek.

     

    Sizler bu kelimelerden, bu kalıplardan uzak durun. Çünkü bu kelimeleri söylemek sizde alışkanlık yaparsa, kendinizi hayatınız boyunca karanlık bir şatoya hapsedersiniz. Herşeye de oradan bakarsınız...

     

    Çok sevdiğim bir söz var. Şöyle diyor: “Bir insanın hayatını düşünceleri oluşturur. – Marcus AURELIUS” Gün boyunca neler düşündüğünüzü bir düşünün. Aklınızdan neler geçiyor. Bu düşüncelerin kaç tanesi sizi mutluluğa, refaha taşıyacak. Kaç tanesi karanlık yarınlara götürecek...

     

    Eski Türk filmlerinde çok defalar geçen bir kelime var. “Parayla saadet olmaz” diyorlar. Birçok insan katılmasa da, ben bu sözün doğruluğuna inanıyorum. Mutluluk süpermarketlerde satılmıyor. Ya da köşe başındaki bir dükkana gidip mutluluk alamazsınız. Huzur da hiçbir yerde satılmıyor, dostluk da satılmıyor. Hiçbir erdemi parayla satın alamazsınız. Karakterde satılmaz... Bir düşünsenize; az önce saydığım şeyler, insanı insan yapan değerler. Hiç birisi para ile satın alınamıyor.

     

    Mutluluk bizim zihnimizde, zaten bizim içimizde olan bir duygu. Sadece açığa çıkmayı ve kullanılmayı bekliyor.

     

    Engel insanın önünde değil, zihnindedir. Bir işi başaramam derseniz başaramazsınız. Bu iş imkansız derseniz, imkansız olur sizin için. Kendinize inanırsanız, mutlu ve huzurlu bir hayat sürersiniz. Sürekli; korku, öfke, nefret, başarısızlık gibi düşünceler üzerinde durursanız, mutsuz ve güçsüz olursunuz.

     

    Mutluluğun yolunda gitmeliyiz, mutluluğu bir alışkanlık haline getirmeliyiz. ,her gün birkaç defa sahip olduklarınız için şükredin.

    • Like 2

  14. evet ama hayata önüne hataları telafi için zamn yada seçenek çıkıyo ama üniversite yada kpss de sadece ik saat var telafisi bi sene sonra bu yüzden hayat sınavı değerlenirirken zamanıda boşa harcamamak lazım çok zmaan var ama yapılması gereken de çok şey var teşkürler

     

    Evet haklısın. Yapmamız gereken bir çok iş var, gerçekleştirmemiz gereken bir sürü hedefimiz var. Bir işe başlarken, "ben başaramam" diye başlarsak başarmamız mucize olur :) Burada demek istediğim, sorunun kaynağı biziz, yani zihnimiz. Nasıl algılarsak, öyle yaşıyoruz.

×
×
  • Create New...