Jump to content

кυвiŁαу

Özel Üye
  • Content Count

    18,596
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    146

Everything posted by кυвiŁαу

  1. Buradaki tema çok geniş bir konu ve bundan sonra da ölümsüzlük inancını ve ölülere tapınmayı tarif ederek ilerlemeyiumuyorum, kaldı ki bunlar hem antik hem de modern zamanlarda dünyanın diğer temel kavimlerde bulunan olgularolmuştur. Doğal inancın hiçbir türü muhtemelen insanhayatını ölümsüzlük inancı ve ölülere tapınmak kadar derinden etkilememiştir; bu yüzdendir ki, bu son derece mühim iman ve ondan çıkarılan pratik sonuçların tarihi yönden araştırmasının öğretici ve etkileyici olması beklenemez; ister bu geçmişi güneşten ve yıldızlardan daha uzun süre yaşayacağını iddia eden insanın ilham verici dehasının asil bir beyanı olarak ele alalım, ister aptalların bilgilerini açıkça söylerek ve zeki insanların cehaletlerini itiraf ederek bu büyük sefaleti gözlemlediği, verimsiz çalışmaların ve yavan hünerlerin üzücü bir anıtı olarak görelim. Yazar: James George Frazer Çevirmen: Ömer Faruk Tokat Sayfa Sayısı: 470 Yayın Tarihi: 18 Aralık 2019 Yayınevi: Gece Kitaplığı
  2. Bu dünyada iyi ve kötü birbirinden neredeyse ayrılmaz biçimde birlikte gelişir; iyi bilgisi, kötü bilgisiyle öyle kaynaşmış ki, ve bunlar fark etmesi o kadar zor ve yanıltıcı benzerlikler gösterirler ki Psişenin ayıklamak ve ayırt etmek için aralıksız çaba gösterdiği bu birbirine karışmış tohumlar bundan daha fazla iç içe geçemezdi. Areopagitica, JOHN MILTON Bu metin, batıl inancın ihmal edilen yanına dikkat çekebileceği ve hâlâ modern toplumun çerçevesini oluşturan büyük kurumların erken tarihine yönelik araştırmaları teşvik edeceği umuduyla yayımlandı. Bu kurumların bazen çürük temellere oturduğu görülünce bunların çökeceği sonucuna varmak acelecilik olur. İnsan oldukça meraklı bir canlıdır, alışkanlıklarını ne kadar deşersek o kadar meraklı olduğunu görürüz. İnsan canlıların en rasyoneli olabilir ama kesinlikle en fazla saçmalayanıdır. Ama acayip olan şu ki, insanoğlu bütün saçmalıklarına rağmen, ya da belki de o saçmalıklar sayesinde devamlı olarak ileri gitmektedir. İnsan yanlış öncüllerden sık sık doğru sonuçlara ulaşmaktadır: Saçma bir kuramdan yararlı bir uygulama çıkarmaktadır. Ahmaklığın gizemli biçimde bilgeliğe saptığı ve kötülükten iyiliğin doğduğu birkaç yol gösterebilirse eğer, bu kitap yararlı bir amaca hizmet etmiş olacaktır. Yazar: James George Frazer Çevirmen: İsmail Hakkı Yılmaz Sayfa Sayısı: 104 Yayın Tarihi: 13 Eylül 2017 Yayınevi: Pinhan Yayıncılık
  3. “Her gün bazı erkekler, kadınlar ve çocuklar göğe tırmanırlar ve yeniden ağacın dallarını kullanarak geri inerlermiş. Bir gün yukarı doğru tırmanırlarken Kakan adlı yaşlı bir şahin bir çubuğu diğerinin üzerinde hızla döndürerek ateş yakmanın yolunu bulmuş. Fakat bu kuş ile beyaz bir şahinin arasındaki sürtüşmeden ötürü tüm bölgeyi ateş sarmış ve ne yazık ki çam ağacı yanmış; bu yüzden yukarı çıkan insanlar yeniden yeryüzüne dönememiş ve bu hadiseden sonra gökyüzünde kalmışlar. Yukarıda kalan insanların kafalarında, dirseklerinde, dizlerinde ve diğer eklem yerlerinde kristaller oluşmuş; geceleri bu kristaller parlıyormuş. Bu parıltılar aslında bizlerin yıldız olarak adlandırdığı şeylermiş.” Dünyanın dört bir yanında insan, hayvan ve doğa gözlemlerinden yola çıkarak anlatılan sayısız mitlerden yalnızca ateşle ilgili olanları bize aktaran Frazer’a göre, ilkel doğa felsefesinde yürütülen mantık kusursuza yakındır. Antropolojinin yanısıra edebiyat, felsefe ve zooloji gibi alanların da beslenebileceği bu mitler, ateşin insanlık üzerindeki etkisini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Yazar: James George Frazer Çevirmen: Deniz Uludağ Sayfa Sayısı: 289 Yayın Tarihi: 24 Nisan 2018 Yayınevi: Doğu Batı Yayınları
  4. Çağımızın en önemli filozoflarından Ervin Laszlo, Kozmosun Aklı: Niçin Buradayız?’da dünyada bulunma amacımıza verilen klasik cevapların eksik yönlerini aktarıyor ve bizi, yeni yanıtların peşine düşürüyor. Laszlo, maddeye saplanan bilimsel paradigmanın bir sonucu olan insan merkezli dünya anlayışının sonuna geldiğimizi, artık birbirimizle ve bağlı olduğumuz her bir zerreyle olan ilişkimizi gözden geçirmenin zamanının geldiğini hatırlatıyor. Birbirimizle nasıl yeniden bağlantı kuracağımız, parçadaki evrimsel gelişmelerin bütünü ne şekilde dönüştüreceği hakkında sıra dışı bilgiler ile tanışmaya ve sınırlandırılmış dünya görüşünüz ile yüzleşmeye hazır olun. “Bilinçli evrenin akıl almaz bir kavram olduğu ve geleceğinizle ilgili vaatlerle dolu bir fikir olduğu zamanlardan beri, Ervin Laszlo bu fikrin sadık bir savunucusuydu. Şimdiyse o ve meslektaşları, bu savı daha büyük bir ısrar ve derinlikle ilan ediyorlar. Bu bilincin, varoluşun temel zemini olarak değerlendirilmesi gerektiği konusunda onlarla hemfikirim.” Deepak Chopra “Ervin Laszlo hiç şüphesiz günümüzün en büyük bilim insanı ve filozoflarından biridir. Laszlo, daha önce imkânsız olduğu düşünülen bir konuda başarılı oldu; doğa bilimleri, psikoloji, felsefe ve spiritüellik arasındaki sınırları kaldıran bir ‘her şeyin haritası’ yarattı. Son kitabı Kozmosun Aklı: Niçin Buradayız?’ da öne sürdükleri, yirmi birinci yüzyılın kapsamlı bilimsel dünya görüşünün mihenk taşı olabilir.” Yazar: Ervin Lazsio Çevirmen: Hira Doğrul Sayfa Sayısı: 208 Yayın Tarihi: 4 Haziran 2020 Yayınevi: Omega Yayınları
  5. İnsan ahlakının evrimi iki adımda gerçekleşti. Başlangıçta doğa koşulları nedeniyle, ilk insanlar işbirliğine gitmezlerse yok olacaklarını gördü ve bu işbirliğini düzenli hale getirmek için yeni bilişsel yetenekler geliştirdiler. Riskleri en aza indirmek için her koşulda birlikte hareket edip, güven, saygı ve sorumluluk üzerine kurulu ikili ortaklıklar yarattılar. İnsan grupları kalabalıklaşıp işbölümü daha karmaşık bir hal aldığında ikinci adım atıldı. Üyelerinden sadakat, uyum ve kültürel aidiyet bekleyen farklı kültürel gruplar ortaya çıktı. Yeni kültürel grupların içinde y er alan modern insanlar bu kez doğru ve yanlışa ilişkin nesnel normlar yarattılar. Bu sürecin sonucu olarak, günümüzde insanlar hem ikili ilişkilerinde hem de ait oldukları topluluk içinde belli ahlak kurallarına uymayı −zaman zaman bu kuralları ihlal etseler bile− kaçınılmaz bir zorunluluk olarak görüyor. İnsan Ahlakının Doğal Tarihi, ahlak psikolojisinin evrimine ilişkin ayrıntılı bir değerlendirme sunuyor. Pek çok önemli araştırmaya imza atmış gelişimsel psikolog Michael Tomasello, primatlar ile insan çocukları karşılaştıran çok sayıda deneyin verilerine dayandırdığı bu çalışmasında, insanın işbirliği konusunda nasıl geliştiğini ve sonunda ahlaki bir tür haline geldiğini ortaya koyuyor. Michael Tomasello, Leipzig’deki Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü’nün eşyöneticisi ve Duke Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde öğretim üyesi. Yazar: Michael Tomasello Çevirmen: Aylin Onacak Sayfa Sayısı: 231 Yayın Tarihi: 9 Şubat 2018 Yayınevi: Koç Üniversitesi Yayınları
  6. YouTube'de sürekli anasayfamda görünmesine rağmen iki önce izlediğim Leyla ile Mecnun'un finaline.
  7. Hele bi yarın olsun. Düşünürüz.
  8. Bir Solukta Evren ve Dünya Tarihi / Ian Crofton, Jeremy Balck
  9. “Romulus ve Remus kuruluş efsanesinden İmparator Caracalla’nın özgür Roma yurttaşlarına… Surlar’ın binyıllık tarihi.” Antik Roma, modern dünyanın sağladığı olanaklarla düşünüldüğünde bile görkemli bir kentti: İspanya’dan Suriye’ye uzanan bir imparatorluğun güç merkezi; bir milyondan fazla insanın yaşadığı, genişleyen bir imparatorluğun metropolü; “lüks ve pisliğin, özgürlük ve sömürünün, kente ait olmanın yarattığı gurur ile kanlı iç savaşın birbirinden ayrılmadığı” dayatmacı bir kent… Öte yandan İtalya’nın ortasında sıradan bir köy olmanın ötesine geçmeyen bir bölge, üç kıtaya uzanan uçsuz bucaksız bir alana hükmeden; iktidar, yurttaşlık, savaş, imparatorluk, lüks ve güzellik gibi temel kavramlarımıza biçim veren bu denli baskın bir güce nasıl ve neden dönüşebilmişti? Bu değersiz köyün alamet-i farikası neydi ve nasıl olmuştu da bu alamet açığa çıkmıştı? Romalılar kendileri ve başarıları konusunda ne düşünüyordu? Ve bizim için neden hâlâ bu kadar önemliler? Binyıllık tarihi kapsayan ve esaretten cesarete Roma kültürünün temellerini anlaşılır kılan; ayrıca demokrasiyi, göç olgusunu, dinî mücadeleleri, toplumsal hareketliliği ve sömürüyü, genişleyen imparatorluk bağlamında sorgulayan SPQR; Cicero, Jül Sezar, Kleopatra, Augustus ve Nero gibi Roma’yı Roma yapan karakterlerden kadınlara, kölelere, azat edilmişlere, suikastçılara ve hiçbir zaman kazanan tarafta olmayan geleneksel tarihin göz ardı ettiği Roma’ya kadar Surlar’ın tarihinin izini sürüyor. “Bu kitabı, kadim zamanları bugüne taşıyan samimi detaylara hayat verdiği için göklere çıkarmalı.” Economist “Mary Beard, şimdiden klasik eserler arasındaki yerini alan kitabı SPQR’da Roma tarihini, tutkuyla ama anlaşılmaz bir dil kullanmadan anlatıyor ve kısmen sefil bir Demir Çağı köyünün Akdeniz’in tartışılmaz hegemonu olma yolunda nasıl ilerlediğini gösteriyor.” Wall Street Journal “Roma tarihi üzerine mükemmel mülahazalar yaptığı SPQR kitabında Mary Beard, kentin başarısının sırlarını daha önce benzeri görülmemiş bir şekilde açık ve acımasız bir netlikle çözüyor.” New York Times Book Review “Binyıllık tarihi bugüne getiren son derece bilgilendirici ve mutlaka okunması gereken bir eser.” Dallas Morning News “Akıcı, heyecan verici, ruhu okşayan ama bir o kadar şüpheci.” Sunday Times “Son derece merak uyandıran ve olağanüstü eğlenceli bilimsel bir okuma.” Observer “Çığır açıcı... canlı... devrimci... antik tarihe yepyeni ve bütüncül bir yaklaşım.” Spectator “SPQR, mükemmel bir içgüdüyle anlatılan acımasız bir başarı öyküsü.” Wall Street Journal “Dünyanın en önemli Antikite tarihçilerinden Mary Beard’ın Roma İmparatorluğu’nu panaromik bir şekilde ele alan bu ‘tumturaklı’ tarih çalışması, Roma’nın ‘yüzyıllar sonra bile insanların aklında’ kalmasının nedenini ortaya koyuyor.” Atlantic “Tüyler ürperten bir yolculuk.” Christian Science Monitor “Ciltlerce yazmayı teşvik eden böylesi bir konuda enerjinizi ayakta tutup, Roma’nın neden bu denli göz alıcı bir şekilde genişlediği sorusuna tutarlı yanıt veren bir çalışma hazırlamak, sizin iddianızın açık bir göstergesi zaten. Beard, tam bir kavrayış ve memnuniyetle zaferini ilan etmekle kalmıyor, mükemmel mizah anlayışı ve yakaladığı detaylarla Roma’nın canına can katıyor.” Sunday Times “Usta işi bir eser… SPQR; büyük bir arınmaya giden yolu açan ve kadim zamanları bugüne taşıyan samimi detaylara hayat veren, sempatik ama asla bayağılaşmayan örnek bir eser.” Economist “Beard, Roma’nın hikâyesini tutkuyla ama oldukça sade bir dil ve kusursuz bir kesinlikle aktarıyor…” Wall Street Journal “Beard’ın kitabını bitirdiğimizde; arkaik, cumhuriyetçi ve İmparatorluk Roması’nı görmenin yanı sıra zamanla denetim altına aldığı Doğu ve Batı eyaletlerini de görürüz… Arkeoloji, nümizmatik ve filolojik zorluklar kadar taş ve papirüs üzerine yazılan bir dizi belge karşısında da metanetini koruyan Beard, ustaca bir rahatlıkla yoluna devam ediyor.” New York Review of Books “Beard; kamu yararına çalışan çok az kişinin kalkışmaya cesaret edeceği, akademisyenlerin ise burun kıvırdığı bir işin altından tereyağından kıl çeker gibi kalkmış: Muğlak olması kaçınılmaz metinlerin ve olayların üzerine şaşırtıcı bir heyecanla gidiyor ve bu süreçte geçerli bilgeliği bozuyor. Roma üzerine yazdığı bu tumturaklı yeni tarihi SPQR da… istisnai bir durum değil. Beard, Antik Romalıların; iktidar, yurttaşlık, imparatorluk ve kimlik sorunlarıyla mücadele eden sonraki yüzyılların insanları için de cevher barındırdığını gösteriyor.” Atlantic “Usta işi yeni bir tarih… Beard; sır dolu, başka bir deyişle insanı bıktıran malzemeden ayağı yere basan bir rehber ortaya koyuyor. Kentin erken dönem tarihinin gerçeği ile efsaneyi ayıran Beard, Romalıların kendilerinin efsanevi başlangıçlarını nasıl kısa vadeli siyasi amaçlarla şekillendirdiklerini göstererek akademik tartışmaları renklendirmenin yanı sıra derinleştiriyor da… SPQR; onunla konuşan ama asla seviyeyi düşürmeyen, uzağı yakın ederek hem kapsamı genişleten hem de samimi detayları ortaya koyan ibretlik bir popüler tarih çalışması. Economist “Beard; SPQR’ın elli yıllık bir öğrenmenin ve çalışmanın ürünü olduğunu iddia etse de bu deneyimini kolayca aktarıyor. Bizi genelev ve barların dünyasından Roma halkının izlerini bulacağımız arka sokaklara götürürken öylesine eğleniyor ki.” New Republic Yazar: Mary Beard Çevirmen: İrem Sağlamer Sayfa Sayısı: 624 Yayın Tarihi: 8 Şubat 2018 Yayınevi: Pegasus
  10. 1914’e kadar görünürde müreffeh ve huzurlu olan Avrupa bir suikastın ardından nasıl hızla savaşa sürüklendi? 28 Haziran 1914 Pazar günü Arşidük Franz Ferdinand ve karısı Sophie Chotek, Saraybosna tren garına geldiğinde Avrupa barış içindeydi. Otuz yedi gün sonra ise savaştaydı. Bu savaş 15.000.000’dan fazla insanın ölümü, üç imparatorluğun yıkılması ve dünya tarihinin kalıcı olarak değişmesiyle sonuçlanacaktı. Uyurgezerler, I. Dünya Savaşı’na yol açan krizin nasıl meydana geldiğini ayrıntılarıyla ele alıyor. Yeni kaynaklara dayanarak ve Viyana, Berlin, St. Petersburg, Paris, Londra ve Belgrad’daki karar merkezlerinin arasında gidip gelerek savaşa giden yolu dakika dakika, heyecanlı bir dille anlatıyor. Christopher Clark, 1914 olaylarının habercisi olan yılları inceliyor ve sadece birkaç haftada krizi ileri safhalara taşıyan karşılıklı yanlış anlamaları ve hatalı sinyalleri mercek altına alıyor. Avrupa’nın güç ve zenginlik merkezlerinden uzak bir bölge olan Balkanlar nasıl oldu da bu kadar büyük çaplı bir olayın merkezi haline geldi? Avrupa devletleri nasıl karşıt ittifaklar halinde örgütlendiler ve bunun sonucunda dış politikalarını nasıl yürütebildiler? Clark, kronik sorunlarla boğuşan bir Avrupa tablosu çiziyor; istikrarsızlık ve militanlığın hâkim olduğu, aynı zamanda başarısız politikacıların yönetiminde parçalanmış bir dünyayı gözler önüne seriyor. Modernlik ve akılcılıklarıyla övünen yöneticilerin krizden krize savrularak sonunda kendilerini savaşın tek çare olduğuna ikna etmelerine tanık oluyoruz. Titizlikle araştırılıp kaleme alınmış bir eser olan Uyurgezerler, modern zamanların en çok merak uyandıran dönemlerinden birini ustalıkla anlatıyor. Yazar: Dr. Christopher Clark Sayfa Sayısı: Cem Demirkan Sayfa Sayısı: 704 Yayın Tarihi: 6 Eylül 2017 Yayınevi: Pegasus
  11. Eksen Çağı ve Dinsel Geleneklerin Başlangıcı Tanrı’nın Tarihi ve Tanrı Savunusu’nun çoksatan yazarı Karen Armstrong’dan dinî düşüncenin gelişimindeki en önemli dönemlerden birine dair alışılmadık bir eser MÖ dokuzuncu yüzyılda dört farklı bölgede yaşayan insanlar, günümüze dek devam eden felsefi ve dinî gelenekleri ortaya çıkardılar: Çin’de Konfüçyüsçülük ve Taoizm, Hindistan’da Hinduizm ve Budizm, İsrail’de tektanrıcılık ve Yunanistan’da felsefi rasyonalizm. Sonraki nesiller bu ilk öngörüleri geliştirdiler ama bunların ötesine hiç geçemedik. Rabinik Musevilik, Hristiyanlık ve İslam, orijinal İsrail görüşünün ikinci bir açılımıydı. Büyük Dönüşüm’de Karen Armstrong, “Eksen Çağı”nın düşünürlerinin günümüzde karşımıza çıkan şiddete karşı bize nasıl yardımcı olabileceğini anlatıyor. Armstrong, Eksen Çağı’nın gelişimini kronolojik bir biçimde izleyerek, Buda’yı, Sokrates’i, Konfüçyüs’ü, Yeremya’yı ve diğerlerini mercek altına alıyor. Eksen Çağı’nda ortaya çıkan tüm inançlar, daha önce eşi görülmemiş bir şiddete tepki olarak doğmuştu. Vurguları farklı olsa da bencillikten men etme ve şefkati öne çıkarma konusunda hemfikirdirler. Korku, umutsuzluk, nefret, öfke ve şiddetle başa çıkma konusunda Eksen Çağı bilgeleri bize iki önemli tavsiyede bulunuyor: Öncelikle kişisel sorumluluk ve öz eleştiri gerekmektedir, bunları da etkin eylemler izlemelidir. Kitabın ilk ve son bölümünde Armstrong, bu tinselliklerin bugünkü dinî anlayışımızı nasıl sorguladığını düşünmemizi istiyor. İnanç ile doktrinsel uyumu birbirine karıştırıyoruz ancak Eksen Çağı’nın gelenekleri dogmalar hakkında değildi. Hepsi, en kötü zamanlarda bile şefkati emrederdi. Her bir Eksen Çağı bilgesi şiddet ve nefretten disiplinli bir şekilde uzak durmayı tavsiye etmişti. Büyük Dönüşüm’de Karen Armstrong bu olağanüstü dönemi inceliyor ve birbirlerinden bu kadar uzakta yaşayan filozof, mistik ve ilahiyatçıların bağını araştırıyor. Bu kitap, bugün bildiğimiz dinî inanışların nasıl oluştuğunun küresel bir anlatısıdır. “Muhteşem bir kitap… Açık ve okunaklı… Mezhep kavgalarının ve askerî çatışmaların sık yaşandığı bir dünya için ilaç gibi.” The New York Times “Büyük Dönüşüm, Karen Armstrong’un en iyi hali… karmaşık tarihi net bir üslupla damıtıp anlatıyor. Dinî benliklerimizi şefkate, başkasına yönelik sevgi ve alçakgönüllülüğe yöneltme çağrısı ilham verici.” The Washington Post “Belki de bugüne kadarki en iddialı eseri… Dikkatlice araştırılmış ve akıcı.” The San Francisco Chronicle “İlgi çekici bir tarih anlatısı… Fevkalade ve hızla okunuyor… Son derece geçerli.” Julie Wheelwright, Independent “Armstrong dinler tarihini ne kadar iyi bildiğini gösteriyor.” Felipe Fernández-Armesto, The Times “Armstrong alışık olduğumuz şekilde okunaklı ve açık bir biçimde yazıyor. Bu kitaptan birçok şey öğrenmemek için çok çabalamak lazım.” Diarmaid MacCulloch, Guardian “Bu kitap defalarca övülmeyi hak ediyor.” Bryan Appleyard, Sunday Times Yazar: Karen Armstrong Çevirmen: Barış Baysal Sayfa Sayısı: 608 Yayın Tarihi: 22 Mayıs 2019 Yayınevi: Pegasus
  12. ÇEKİM YASASI’NA ELEŞTİREL BİR BAKIŞ Çekim Yasası, Avustralyalı televizyon yazarı Rhonda Byrne tarafından ortaya atılan ve hayatımızdaki olumlu ya da olumsuz tüm olayların düşüncemizin yansıması olduğunu iddia eden bir akım. Çekim Yasası’na göre bizler kötü düşüncelerin esiri olursak evrene olumsuz bir mesaj gönderiyoruz ve evren bunun karşılığını bize aynı şekilde geri veriyor. Çünkü evren sadece mesaj odaklı çalıştığı için aklımızdan geçen düşüncelerin bizim için faydalı ya da faydasız olduğuyla ilgilenmiyor. Sadece bu kadarla bitmiyor: Siz büyük boy bir pizzayı mideye indirdiğinizde alınan kalorinin sebebi pizzanın besin değerleri değil. Pizzayı yediğinizde kilo olarak size döneceğini düşündüğünüz için kilo alıyorsunuz! Hasta olmanız da bununla bağlantılı. Vücudunuza giren mikropların sizi hasta edeceğini düşündüğünüz için hasta oluyorsunuz! Üstelik tüm bunlar bilimsel olarak kanıtlanmış ve kuantum fiziği Çekim Yasası’nın doğruluğunu teyit etmiş! Konuyu baştan aşağı incelemeden önce birkaç şey hakkında kısaca bilgi vermenin faydalı olacağını düşünüyorum. İçerisinde mistik unsurlar bulunan görüşleri kitlelere pazarlamak adına yapılan ilk adım, etkileyici bir dil ile bilimi kullanmak olur. Aynı durum Çekim Yasası’nda da geçerli. Yalnız “yasa” denilen iddianın gerçekliği için ortaya sunulan argümanlar –daha doğrusu sözde argümanlar- ile bırakın teoriyi, hipotez bile oluşturamazsınız! Buradan yola çıkarsak, Çekim Yasası’nı ölçüp doğrulamak kuantum fiziğinin ilgi alanına girmiyor. Günümüzde bazı ideolojiler ya da Çekim Yasası gibi kişisel gelişim tabanlı akımlar, kuantum fiziğini kullanarak kendilerine bilimsel bir hava katma çabası içerisindeler. Bunun ne kadar saçma bir hareket olduğunu anlamak için kuantum fiziği ile ilgili bir kitabı alıp okuyabilirsiniz. Baştan uyarımı yapayım, kitaptan hiçbir şey anlamama olasılığınız çok yüksek. Çünkü kuantum fiziği, kahve köşelerinde büyük resim görme amacıyla komplo teorisi üretmek ya da teknolojinin artık ihtiyaç olduğu dünyada yarı keşiş yaşam tarzıyla size evrenin sırrını çözdürtecek bir bilim dalı değildir. Öyle olsa bilim olmazdı zaten. Çekim Yasası Neden İşe Yaramıyor? Yasanın en tepedeki savunucularına, yasayı uygulayan müritleri tarafından “Neden işe yaramıyor?” sorusu çok sık yöneltilir ve bu soruya da iki elin parmağını geçmeyecek cevaplar listesi ile karşılık verilir. Bunların içinde en çok bilineni kurulan cümlenin yapısıyla ilgili olanlardır. Yani “Mutsuz olmak istemiyorum” yerine “Ben her zaman çok huzurlu ve mutluyum” şeklindeki cümleler kurularak Çekim Yasası’nın uygulanması istenir. Ben dikkatimi çeken iki tane öneri üzerinde duracağım ve bu önerilerden birini cevaplandırırken bizzat Çekim Yasası için 2007 yılında yayınlanan belgeseli kaynak olarak kullanacağım. Önerilerden ilki şu şekilde: “Çoğu insan Çekim Yasası’nı sihirli bir değnek gibi algılamak istiyor ve niyetleri doğrultusunda hiçbir şey yapmadan pasif bir şekilde bekliyor. Eyleme geçmemek enerjinin durağanlaşması ve doğru şekilde akmaması anlamına geliyor”. Şimdi burada eyleme geçip geçmemeyi bir tarafa bırakırsak, Çekim Yasası sihirli bir değneğin dokunuşunu vaad ediyor zaten. Yasayı konu alan 2007 yapımı The Secret belgeselinde anlatılan hikâyelerin birinde, Robert isimli eşcinsel bir adamın çevresi tarafından aşağılandığı ve işlerinde başarısız olduğu belirtiliyor. Robert, kendisine tavsiye veren kişiyi dinleyerek Çekim Yasası’nı uyguluyor ve 68 haftalık bir sürede hem işini yoluna koyuyor hem de sevilen bir insan oluyor. Robert’in hayatı hakkında bir şey bilmiyoruz fakat en çağdaş ülkede bile 2000 yıllık dinsel metinlerin yönlendirmesi sonucu eşcinsellere olan bakış açısını dikkate alırsak, Robert’in 68 haftalık bir zaman zarfında yılların getirdiği dışlanmayı atlatabilmesi nereden bakarsanız bakın mucizedir. Yine The Secret belgeselinde John Assaraf adındaki adam, sahip olmak istediklerini bir hayâl panosunda biriktiriyor ve her gün o bilindik olumlamaları yapıyor. Beş sene sonra odasında çalışırken oğlunun gösterdiği bir kutuyu açıyor ve içinden bir zamanlar olumlama yaptığı hayâl panosu çıkıyor. John Assaraf dikkatlice baktığında şu an oturduğu evin panodaki ev olduğunu görüyor ve ağlayarak oğluna sarılıyor. Türkiye’de bir işçinin beş senede ev sahibi olabilme ihtimalini masaya yatırırsak masada kalacağından isterseniz buna hiç dokunmayalım. Ama eğer sihirli bir değneğiniz varsa o zaman işler değişir! Yasa savunucuları tarafından verilen bir diğer öneri ise evrenin size işaretler verdiği iddiasıdır: “… Örnek vermek gerekirse 11.11 gibi tekrarlayan sayı dizileri, niyetinizle uyumlu resimlerin dergi veya gazetelerde karşınıza çıkması, YouTube’de gezinirken yanda bu konuyu anlatan bir video ile karşılaşmak olabilir.” Bu kısmın ilgimi çektiğini itiraf etmek zorundayım çünkü birkaç ay önce açtığım farklı bir konuda, anlam yüklenilen tesadüfleri yeterince işlemiştim. O yüzden konunun linkini bırakıp https://www.estanbul.com/forum/t313524-dua-nedir-neden-kabul-olmaz/ “Tesadüflerin Darbesi” başlığı altında verilen bilgileri incelemenizi tavsiye ediyorum. Sır Yasada Değil Parada The Secret’in arkasındaki isimlerden birisi olan John Demartini, Ocak 2020’de Türkiye’de vereceği seminer için ülkemize gelmişti. O dönemde basına yansıyan birkaç habere baktığımızda kendisinin Tiger Woods, Mel Gibson, Robert De Niro, Hugh Jackman, Nicole Kidman, Paris Hilton, Donald Trump, John Travolta, Sylvester Stallone, Julia Roberts, Brad Pitt, Louise Hay, Tom Hanks, Michael Douglas, Cameron Diaz, Boris Becker, Peter H. Diamonds, Mark Mccormik, Boris Yeltzin, Bill Clinton gibi isimlere akıl hocası ve danışmanlık yaptığını öğreniyoruz. (1) Türkiye’de vereceği seminerin asgari ücretin 5 katından fazla olduğu hatırlatılınca “Eğitime katıldıktan sonra fiyatı sorgulayan herhangi bir katılımcı ile karşılaşmadım.” (2) diye bir cevap vermiş. Ocak 2020’de Türkiye’deki seminer gerçekleştiğinde Demartini’nin “Affetmeyi” anlattığı “Çığır Açan Deneyim” adındaki 16 saatlik eğitime katılımcılar 12.800 TL ödedi! Eğitime katılanlar arasında Defne Samyeli ve Çağla Şikel de bulunuyor. (3) Bana sorarsanız, kişi başı 12.800 TL alan John Dermatini’nin 1 saat 20 dakikalık bir yayın(The Secret) ve 40 liralık bir kitap ile kimseye evrenin sırrını vereceğini düşünmüyorum. Yine de siz bilirsiniz. The Secret Yapımındaki Unvanlar Belgeseli izlerken adı geçen 14 kişinin –dile kolay- kim oldukları hakkında bilgi sahibi olmak için bir yandan da Google’de isimlerini aratıyordum. Karşıma çıkan tablo biraz tutarsız. Motivasyon konuşmacısı ve yazar dışında bir unvanı bulunmayan kişiler The Secret içerisinde Filozof, Feng Shui Danışmanı ve Doktor olarak tanıtılıyor. Aradan 13 sene geçtiğinden dolayı sicili lekelenen de var. The Secret yayınlandıktan 2 sene sonra Arizona’da arınma ayini adı altında katılımcıları aç ve susuz bırakan James Arthur Ray, 3 kişinin ölümüne neden olmuş ve cinayetten hüküm giymiş. “ABD bu skandal ayini konuşuyor. Türkiye'de 'Spiritüellik Nedir? Nasıl Kullanılır' kitabıyla tanınan kişisel gelişim uzmanı James Arthur Ray'in Arizona'da yaptığı sıradışı ayinde 3 kişi feci şekilde can verdi. 50 takipçisi bulunan 'Ruhani Guru' Ray'in ayinine, 10 bin dolar veren 21 kişi katıldı. Kızılderili çadırında 5 gün aç ve uykusuz bırakılan, zihin egzersizleriyle halsiz düşenler, 'ter odası' diye tabir edilen aşırı sıcak ortamda fenalaştı. Katılımcılardan Kirby Brown, James Shore ve Liz Neuman öldü, 19 kişi de hastaneye kaldırıldı. ABD'li Ray hapis cezası alabilir.” (4) Lütfen Gerçekçi Olun Dünyaya gelmeden önce ailenizi, doğacağınız coğrafyayı ve zamanı, fiziksel özelliklerinizi seçemiyorsunuz. Mali tablonuza göz gezdirerek sahip olduğunuz şeylerin bir listesini yapıp ileride sahip olabileceklerinizi kestirmeniz çok da zor değil. Ya da sosyal hayatınız farklı yerleri keşfetmenize ve yeni insanlarla tanışmanıza ne kadar izin veriyor? Bunlarla yüzleşmek belki can sıkıcı olacak ama canınızın çıkmasından iyidir. Kaynakça 1. Dünyaca Ünlü Yazar John Demartini'den Başarılı Olmanın 5 Sırrı. : NTV, 9 Ekim 2019. 2. Dr. John Demartini: Evren Benim Oyun Alanım, Dünya Benim Evim, Her Ülke Evimin Bir Odası. : Posta, 21 Aralık 2019. 3. 16 Saatlik Eğitim İçin 12 Bin 800 TL Ödediler! : Hürriyet, 14 Ocak 2020. 4. Gurunun Ölüm Kampı. : Yenişafak, 24 Ekim 2009.
  13. Kişisel görüşüm, bana ilginç gelmedi. Çünkü elinizde 114 Sure ve 6236 ayetten oluşan kutsal bir kitap varsa, bakış açınıza göre envai çeşit sonuç çıkartabilirsiniz.
  14. Sonuna politika eklenebilecek her türlü kulvarda dibi görmüş iktidarın, meczup kesimin sırtını sıvazlamak için yaptığı plânsız bir harekete bu denli anlam yüklemenin gereği yok bana göre. Ayasofya'nın müze olan bölümünün ibadete açılması, biatçıların bununla daha fazla gündem oluşturamayacak olması açısından faydalı bir adım oldu.
  15. Ayasofya için karar verildi TÜRKİYE Danıştay 10. Dairesinde Ayasofya için beklenen karar çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan Ayasofya'nın ibadete açılmasına karar verildiğini duyurdu. 10 Temmuz 2020, Cuma 16:07 Son Güncelleme: 10.07.2020 17:29 TÜRKİYE Danıştay 10. Dairesinde, Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle açılan dava kapsamında alınan karar belli oldu. Alınan karar ile Ayasofya'nın cami olarak ibadete açılmasının önü açılmış oldu. Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti. Kamyonetlerle getirilen bariyerler ekipler tarafından Ayasofyaçevresine yerleştirildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay'ın Ayasofya kararının ardından Twitter hesabından bir mesaj paylaştı. Danıştay 10. Dairesinde, Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle açılan dava kapsamında duruşma yapıldı. Duruşmaya, davacı Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneğinin Başkanı İsmail Kandemir, dernek avukatı Selami Karaman ve Cumhurbaşkanlığı avukatı katıldı. Danıştay 10. Dairesi Başkanı Yılmaz Akçil, ilk olarak Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği avukatı Karaman'a söz verdi. Karaman, Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, iptalini istedi. Danıştay'ın, İstanbul'daki Kariye Camisi'ni müzeye dönüştüren 1945'teki Bakanlar Kurulu kararını iptal ettiğini hatırlatan Karaman, bu kararın Ayasofya için de emsal teşkil ettiğini vurguladı. Karaman, Ebu Fetih Sultan Mehmet Vakfına ait olan Ayasofya Camisi'nin Fatih Sultan Mehmet'in şahsi mülkü olduğunu bildirdi. Ayasofya Camisi'nin vakfedenin iradesi dışında kullanılamayacağına işaret eden Karaman, Ayasofya'nın müzeye dönüştürülmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararının yetki yönünden usule aykırı olduğunu savundu. Söz konusu Bakanlar Kurulu kararındaki imzanın Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e ait olmadığını düşündüklerini ifade eden Karaman, soyadı kanununun bu tarihten sonra çıktığını, farklı evraklarda farklı imzaların bulunduğu kaydetti. Dernek Başkanı İsmail Kandemir ise Anayasa Mahkemesinin Atatürk'ün mirasına yönelik dokunulmazlık kararı verdiğini hatırlatarak, eşitlik ilkesi gereğince Fatih Sultan Mehmet'in mirası konusunda da bunun uygulanması gerektiğini dile getirdi. Kandemir, Ayasofya'nın müzeye dönüştürülmesinin mülkiyet hakkına aykırı olduğunu öne sürdü. Daha sonra söz verilen Cumhurbaşkanlığı avukatı ise "Mahkemenin takdirine sunuyorum" dedi. Ayasofya'da ilk namaz ne zaman kılınacak? TBMM Başkanı Mustafa Şentop'un açıklamalarından satır başları şu şekilde: Bu kararla beraber Ayasofya Camiolarak ibadete açılmış oldu. Cumhurbaşkanımızın yayınlamış olduğu kararname ile uygulamaya dair bir işlem bu. Bununla da bütün camilerin yönetiminde olduğu gibi Ayasofya'nın cami olarak yönetimi de Diyanet İşleri Başkanlığı'na verilmiş oluyor. Ayasofya'nın ibadete açılması tarihi bir olay. Ayasofya bizim kuşağımızın, bizden önceki birçok kuşağın ideallerinde cami olarak açılması gereken bir yapı olarak her zaman yer almıştır. Hedef olarak, hayal olarak, rüya olarak yer almıştı. "Zincirler Kırılsın Ayasofya Açılsın" bizim gençliğimizin en önemli sloganlarından biriydi. O dönemlerin gençlik liderlerinden sayın Cumhurbaşkanımız o yıllarda da büyük gayret gerçekleştiren biriydi. Onun Cumhurbaşkanlığı'nda Ayasofya kararı anlamlı. Danıştay 10'uncu dairesinin başkan ve üyelerini tebrik ediyorum. Cumhurbaşkanımıza kararname için teşekkür ediyorum. En kısa zamanda. Muhtemelen önümüzdeki hafta içerisinde olabilir. En geç önümüzdeki hafta cumaya kadar bu konuda adım atılır. Hep beraber, siz de gelirsiniz. Danıştay savcısı görüşü Söz konusu Bakanlar Kurulu kararının verildiği tarih itibarıyla hukuka uygun olduğunu bildiren Danıştay Savcısı, görüşünde, "Ayasofya hakkındaki karar geçmişte Bakanlar Kurulu tarafından alınmıştır. Ayasofya'yı açmak Bakanlar Kurulu'nun yani Cumhurbaşkanlığının takdirindedir, bu nedenle davanın reddi gerekir." ifadesine yer verdi. Danıştay Savcısı ayrıca Bakanlar Kurulu kararındaki Atatürk imzasına ilişkin de değerlendirmede bulunarak, farklı yerlerde de aynı imzanın kullanıldığını söyledi. Tarafların dinlenilmesinin ardından Danıştay 10. Dairesi Başkanı Yılmaz Akçil, kararın daha sonra açıklanacağını belirterek, duruşmayı sonlandırdı. Duruşmanın sonunda gazetecilere açıklama yapan Dernek Başkanı İsmail Kandemir, Ayasofya'nın müze olarak kullanılmasının vicdanları yaraladığını, mahkemenin kararını beklediklerini kaydetti. #Olayıngeçmişi Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği, Ayasofya için ilk olarak 2005'te Danıştay'a dava açmıştı. Dernek, 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali ve yürütmenin durdurulmasını istemişti. Danıştay 10. Dairesi, 24 Haziran 2005'te söz konusu Bakanlar Kurulu kararının yürütmesini durdurma istemini reddetmişti. Daire 2008'de ise Ayasofya Camisi'nin müze olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmadığına işaret ederek, davayı reddetmişti. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Dairenin bu kararını onamıştı. Dernek, 2016'da tekrar Danıştay'a dava açmıştı. Derneğin, Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvuru hakkında ise 2018'de karar verilmişti. Yüksek Mahkeme, Ayasofya'nın namaz kılınması için ibadete açılması yönündeki talebin reddedilmesi nedeniyle din ve vicdan hürriyetinin ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruyu, "incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik" nedeniyle kabul edilemez bulmuştu. Kaynak: https://www.posta.com.tr/ayasofya-icin-karar-verildi-2266194
  16. Hikâyenin kurgusal olma ihtimaline 10 üzerinden sağlam bir puan verebilirim fakat moral denilen bir etken var ki kanserde çok önemli ve bilinçaltı temizliği ile buna vurgu yapılmış zaten. İçerisinde zihinsel terapi sürecinin olmadığı tedaviden alınan sonuçla eksiksiz motivasyonun olduğu bir süreç aynı olmayacaktır.
  17. Abi 13 senedir özel sektördeyim. Bu süre zarfında emekçi lehine yapılmış bir tane uygulama görmedim. Ben çalışma hayatına atıldıktan bir sene sonra 2008 emeklilik sistemi geldi. Bu sistem ile emekli aylıkları ciddi oranda düştü. Yani 2000 lira maaş alan birine 1500 lira bağlanıyorsa bu rakam 1000 liraya kadar geriledi. Seneye vurduğumuzda 6000 liralık bir gasp söz konusu. Daha sonra ana muhalefet partisi sayesinden emeklilere bayram ikramiyesi uygulamasına geçildi. Aslında ortada ikramiye falan da yok. Gasp edilen 6000 liranın –ya da ne kadarsa- 2000 lirası bayramlarda emekliye harçlık diye veriliyor! Şunu Avrupa’da yapıp da iktidarda kalacak bir tane parti bulamazsın. Kaldı ki, sadece çalışma ve sosyal güvenlik alanında gösterilebilecek onlarca vahim örnekten birisi bu.
  18. Ablam ben kendi adıma cevap vereyim, lise bittikten sonra 2 Temmuz 2007'de bir yere iş başı yaptım. İki ay sonra sigorta girişim yapıldı. 2020'ye kadar 11 farklı iş yerinde çalıştım. En istikrarlı işim 2014 - 2019 yılları arasında çalıştığım yerdi. Krizden ötürü firma kapandı. Ben işten çıkartılmama rağmen kıdem tazminatını alamadım. Mahkemeye vermeden de bu iş olmayacak ve mahkemeye verirsem %15-20 civarı bir payı avukat alıyor.
  19. “Tamamlayıcı” Emeklilik Sistemi de “İstihdam Kalkanı” da aynı hedefe yönelik: Kıdem tazminatı için çifte tehlike 22 Haziran 2020 09:46 Covid-19 istihdamda büyük bir depreme yol açmışken, gelir ve iş kaybını önlemeye yönelik sosyal politikalar yerine “Tamamlayıcı” Emeklilik Sistemi ve “İstihdam Kalkanı” adı altında kıdem tazminatını ve kazanılmış işçi haklarını budayacak ve ortadan kaldıracak hazırlıklar hükûmetin gündeminde. “Tamamlayıcı” Emeklilik Sistemi olarak ifade edilen hazırlık ile kıdem tazminatının önemli bir bölümünün bir fona devredilmesi planlanıyor. Öte yandan “İstihdam Kalkanı” adı altında ise esnek ve güvencesiz çalışma biçimleri yaygınlaştırılarak başta kıdem tazminatı olmak üzere temel işçi hakları budanmak isteniyor. Gerek Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi ve gerekse belirli süreli iş sözleşmelerinin yaygınlaştırılmasını hedefleyen “istihdam kalkanı” esas olarak kıdem tazminatını hedef alıyor. Her iki planın da somut sonucu kıdem tazminatının ortadan kaldırılması ve tırpanlanması. Bu yazıda arka planıyla, usulü ve esasıyla yapılmak istenen değişiklikleri ele almaya çalışacağım. Hukuksuz ve tarafgir hazırlık süreci Kazanılmış işçi haklarını tehdit eden ve çalışma hayatında köklü değişiklikler yapacak bu planlar konusunda rivayetler muhtelif. Çünkü gerek “Tamamlayıcı” Emeklilik Sistemi ve gerekse “İstihdam Kalkanı” konusunda sendikalara sunulmuş resmi bir taslak yok. Çalışma hayatının olağan mekanizmaları içinde yapılan toplantılar yok. Anadolu Ajansı ve “seçilmiş” bazı gazeteler aracılığıyla nabız yoklamak için servis edilen bazı bilgiler ve infografikler var. Öyle ki başta Türk-İş ve DİSK olmak üzere tarafların elinde net bilgiler yok. Kamuoyuna kapalı ve sadece “seçilmiş” çağrılı “taraflarla” yapılan gayri resmi, bileşimi ve içeriği bilinmeyen, usule ve teamüllere aykırı toplantılar var. Bu derece yaşamsal konular çalışma hayatının yasal mekanizmalarına başvurulmadan ahbap-çavuş ilişkileri ile ele alınıyor. Taraflarla müzakere edildiği söyleniyor ancak bu müzakereler yasalarda öngörülen mekanizmalarla değil enformel olarak yapılıyor. Türkiye’de çalışma hayatı ve sosyo-ekonomik meselelerin ele alınacağı üç önemli yasal kurum var. Biri Çalışma Meclisi, diğeri Üçlü Danışma Kurulu (ÜDK) üçüncüsü ise Ekonomik ve Sosyal Konsey (ESK). 1946’dan beri var olan Çalışma Meclisi geçmişte çalışma hayatı ile ilgili yasal düzenlemelerin yapılması sürecinde önemli rol oynadı. Sosyal taraflar, hükümet ve bilim dünyası Çalışma Meclisinde bir araya gelerek önemli sorunları ele aldılar. Şeffaf biçimde tartıştılar. Çalışma Meclisi bir süredir işletilmiyor. 2010 yılında yapılan Anayasa referandumu ile Anayasal bir statü kazanan Ekonomik ve Sosyal Konsey ise işlevi olmayan adeta metruk bir anayasal kurumdur ve 11 yıldır toplantı dahi yapmamıştır. ESK ne ekonomik kriz ne de salgın döneminde toplanmamıştır. Anayasal buyruğa rağmen ESK 10 yıldır hayata geçirilmedi ve Anayasa ihlal edildi. Üçlü Danışma Kurulu ise 2003 yılından bu yana var olan ve nispeten düzenli toplanan bir yapıdır. Üçlü Danışma Kurulu adı üstünde üç tarafın (devlet, işçi ve işveren) bir araya geldiği bir kurumdur. Salgının ilk günlerinde toplanmıştı. Toplantıya Türk-İş, Hak-İş, DİSK ve TİSK ile Bakan katılmıştı. İş Kanunu’nun 114. maddesi “Çalışma barışının ve endüstri ilişkilerinin geliştirilmesinde, çalışma hayatıyla ilgili mevzuat çalışmalarının ve uygulamalarının izlenmesi amacıyla” üçlü temsile dayalı bir Üçlü Danışma Kurulu oluşturulmasını öngörmüştür. Kurul’un görevleri arasında “yeni mevzuat ve yasa değişiklikleri ile ilgili hususlarda görüş oluşturmak” da yer almaktadır. Tam da bugünler de gündeme gelen konular! Ancak “Tamamlayıcı” Emeklilik Sistemi ve “İstihdam Kalkanı” adıyla gündeme gelen ve içeriği tam olarak bilinmeyen hazırlıklarla ilgili olarak Üçlü Danışma Kurulu toplantıya çağrılmıyor. ÜDK üyelerine resmi bir bilgi verilmiyor. İstişare, müzakere, görüş alışverişi ve mutabakatı hiçe sayan bir yaklaşımla hazırlanan bazı taslaklar sızdırılıyor ve “seçilmiş” taraflarla müzakere ediliyormuş gibi yapılıyor. Hatta seçilmiş taraflarının bazılarının bu toplantılara zoraki gittiği de biliniyor. Dolayısıyla taraflarla görüşülmüyor. Bir zamanlar pek parlatılan sosyal diyaloğun esamisi okunmuyor. Siyasal diyalog uzun zamandır rafa kalmıştı şimdi de sosyal diyalog kalktı. Yasal, meşru zeminler varken, işçi ve işveren örgütleri orada temsil edilirken örtülü, gayri resmi görüşmelere ve pazarlık girişimlere ihtiyaç duyuluyor. Bazı işçi konfederasyonları ve sermaye örgütleri ile gayri resmi müzakereler yapılırken tarihen ülkenin en eski ikinci ve nicel olarak 3. büyük konfederasyonu olan DİSK’e karşı ayrımcı ve tarafgir bir tutum izleniyor. Olan biten DİSK’ten saklanıyor. DİSK’in yapılan hazırlıklarla ilgili görüşü biliniyor. Bu planlar üzerinde pazarlık etmeyeceğini kestirmek zor değil. Ancak DİSK’in meşru mekanizmalardan dışlanması, Anayasa ve yasalar yanında çalışma hayatında 70 yılı aşkın kökleşmiş teamüllere de aykırıdır. Türk-İş ve Hak-İş’in üyeleri kıymetli ve birinci sınıf vatandaş, DİSK’in üyeleri ikinci sınıf vatandaş mı? Onlar eşit yurttaş değil mi? O halde yasal hakkı olduğu halde DİSK neden süreçten dışlanıyor? Sorunun cevabı aslında tahmin ediliyor, ancak bu cevap meşru ve hukuki değil elbette. Üçlü Danışma Kurulu’nun toplanmaması İş Kanunu’nun ihlalidir. Konfederasyonlar arasında ayrım yapılması da hukuksuzluktur. Kendilerine gayri resmi müzakere daveti gelen sendikacılar ilgililere doğru adres olarak Üçlü Danışma Kurulunu göstermelidir. Teke tek yapılan pazarlıklar herkesin elini zayıflatır, dahası yaşanacak hak kayıplarının sorumluluğu bunu yapanların üzerinde kalır. Konu şeffaf olarak Üçlü Danışma Kurulu’na getirilmeli ve herkesin tutumu açıkça görülmelidir. On milyonlarca işçinin ve ailelerinin kaderi kapalı kapılar ardında saptanamaz. Hazırlıkların perde arkası ne? Kıdem tazminatının odakta olduğu ve esnek-güvencesiz çalışmayı yoğunlaştıracak girişimler birden bire ortaya çıkmadı. Gerek “Tamamlayıcı” Emeklilik Sistemi (TES) ve gerekse esnek çalışma biçimleri (özellikle belirli süreli sözleşmelerinin yaygınlaştırılması) uzun süredir gündemde ve bir bölümü işveren örgütleri tarafından ısrarla savunulan bu politikalar hükûmet tarafından hazırlanan çeşitli resmî belgelerde yer alıyor. 2019-2023 dönemimi kapsayan 11. Kalkınma Planında kıdem tazminatının Bireysel Emeklilik Sistemine entegre edilmesi hedefi açık biçimde yazılıdır. Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi de bir tüt Bireysel Emeklilik Sistemidir. 11. Kalkınma Planı’nda kıdem tazminatı, esnek çalışma ve tamamlayıcı emeklilik sistemi ile ilgili konular net biçimde yer alıyor: “223.3. Bireysel emeklilikteki otomatik katılım sistemi sistemde kalış̧ süresi ve fon tutarını artıracak şekilde yeniden düzenlenecek ve bireysel hesaplara dayalı kurulacak kıdem tazminatı fonu ile entegre edilecektir. 568. Kıdem tazminatı reformu gerçekleştirilecektir. 568.1. Kıdem tazminatı reformu sosyal tarafların mutabakatıyla gerçekleştirilecektir. 567.3. Esnek çalışma biçimleri konusunda tüm sosyal taraflara yönelik farkındalık faaliyetleri artırılacaktır. 271.1. Tamamlayıcı emeklilik kurumlarının kapsamı genişletilerek sektör, iş kolu veya meslek esaslı tamamlayıcı emeklilik kurumlarının güçlendirilmesi sağlanacaktır. 567.İşgücü piyasasının ihtiyaçlarına yönelik esnek çalışma biçimleri etkinleştirilecek ve konuya ilişkin denetimler artırılacaktır.” 2020-2022 dönemini kapsayan ve Yeni Ekonomi Programı (YEP) olarak nitelenen Orta Vadeli Programda Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi şöyle yer alıyor: “Ekonomimizin uluslararası sermaye hareketlerindeki oynaklığa dayalı kırılganlığını azaltacak, reel sektöre Türk lirası cinsinden ucuz ve uzun vadeli kaynak sağlayacak bir Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) sosyal tarafların mutabakatı ile kurulacak ve sermaye piyasalarını derinleştirecek kapsamlı bir reform paketi devreye sokulacaktır. Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) sosyal tarafların mutabakatı ile hayata geçirilecektir.” Öte yandan YEP’te işgücü piyasasında esnekleştirme adımlarının sosyal tarafların mutabakatıyla hayata geçirilmesi hedefi de yer alıyor. YEP’e göre “İşgücü piyasasında yasal düzenlemesi bulunan ancak yeterli uygulama alanı olmayan esnek çalışma biçimlerinin uygulanabilirliği artırılacaktır.” “Yasal düzenlemesi bulunan ancak yeterli uygulama alanı olmayan” ifadesi ile kast edilenin belirli süreli iş sözleşmesi ile (geçici) çalışma olduğu biliniyor. Kalkınma Planı ile YEP’te yer alan bu hedefler Türkiye’nin en büyük işveren örgütü olan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından güdeme getirildi ve 16 Mayıs 2019’da toplanan Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Koordinasyon Kurulu (YOİKK) Yönlendirme Komitesi toplantısında kabul edilerek hızla hazırlıklara başlandı. Bunlar arasında belirli süreli (geçici) iş sözleşmelerinin yaygınlaştırılması, deneme süresinin 2 aydan 6 aya çıkarılması, telafi çalışmasında sürenin 2 aydan 6 aya çıkarılması ve denkleştirme süresinin 2 aydan 4 aya çıkarılması gibi öneriler yer alıyordu. Bu kararların ayrıntısı “işçi hakları için büyük tehlike” başlıklı yazımda yer alıyor. Nitekim salgın döneminde 25/3/2020 tarih 7226 saylı kanunla telafi çalışmasında süre 4 aya çıkarıldı ve cumhurbaşkanına bu süreyi iki katına çıkarma yetkisi verildi. Kıdem Tazminatı IMF’nin hedefinde. Kıdem Tazminatının sınırlanmasına dönük ısrarlı bir talep Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF)den gelmektedir. IMF’nin Turkey: Staff Concluding Statement of the 2018 Article IV Mission (February 16, 2018) başlıklı değerlendirmesinde kıdem tazminatında reform yapılması istenmektedir. Yine IMF’nin 2019 Article IV Consultation—Press Release; Staff Report; And Statement by the Executive Director for Turkey (September 2019) başlıklı değerlendirmesinde ise “İşgücü hareketliliğini cesaretlendirmek için kıdem tazminatında reform yapılmalı” denmektedir. Görüldüğü gibi IMF ile hükümet kıdem tazminatı konusunda benzer yaklaşımlara sahiptir. Yok Edici Emeklilik Sistemi Henüz resmi ve sahiplenilen bir taslak olmasa da basına yansıyanlardan ve görüşmeye çağrılanlara söylenenlerden anlaşıldığı kadarıyla kıdem tazminatı çifte kıskaç altında. İlk kıskaç Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES). Bu sistemle Kıdem tazminatının bir bölümü emeklilik sistemine entegre ediliyor ve kıdem tazminatı olmaktan çıkıyor. Bilindiği gibi mevcut kıdem tazminatı sisteminde işçiler her çalışma yılları için son ücretleri üzerinden otuz günlük brüt ücretleri tutarında kıdem tazminatı almaktadır. Kıdem tazminatı bir işveren yükümlülüğü olup, işçinin iş sözleşmesi kıdem tazminatını hak edecek şekilde sonlandığında ödeme doğrudan işveren tarafından işçiye yapılmaktadır. Böylece kıdem tazminatı bir yandan işyerinde harcanan emeğin karşılığı, bir yandan iş güvencesi, bir yandan önemli bir mali güvence işlevi görmektedir. Kıdem tazminatı çalışılan her yıl için, brüt ücretin yıllık tutarının (1/12 sine) yüzde 8,33’e karşılık gelmektedir. Bir diğer ifadeyle işçinin yıllık kazancının yüzde 8,33’ü birikmekte ve son ücret üzerinden işveren tarafından işçiye ödenmektedir. Kamuoyunda iki TES modeli dolaşıyor. İkisi de birbirinden vahim olan modellerin özeti şöyle: Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi 1. model: Tazminatın yüzde 37’si yok oluyor! Basın ve çeşitli kaynaklardan edinilen bilgilere göre göre bu model yasalaşırsa yüzde 8,33’e karşılık gelen 30 günlük kıdem tazminatının yüzde 5,33’ü (19 gün) üzerinden mevcut uygulamaya devam ediliyor. Kıdem tazminatının 19 günü eskisi gibi işveren yükümlülüğü olmaya devam diyor. Kıdem tazminatı 30 günden 19 güne iniyor. Geri kalan yüzde 3 (11 gün) ise işveren tarafından tamamlayıcı emeklilik sistemi adı altında bir fona her ay ödeniyor. İşçiler 60 yaşına kadar bu sistemden yararlanamıyor ve 75 yaşını doldurmadan da toplu ödeme alamıyor. İşçi 60 yaşını doldurduğunda Fonda biriken paranın yüzde 25’ini alabiliyor, kalan kısmının getirisi ise işçinin emekliliği halinde yaşlılık aylığına ilave ediliyor. Bu sistemle kıdem tazminatının yüzde 37’si ortadan kalkıyor ve bir fona devrediliyor. Bu kısım artık işveren tarafından ödenmiyor, son ücretle bağı kalmıyor. Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi 2. model: İşçi cepten prim ödüyor! Basına yansıyan ve çeşitli kaynaklardan edinilen bilgilere göre bu model yasalaşırsa kıdem tazminatı tamamen fona devrediliyor. Bu modelde tamamlayıcı emeklilik sistemine işveren yüzde 4, işçi yüzde 2,5’a kadar (asgari ücretli ise brüt ücretinin 0,5, iki asgari ücrete kadar yüzde 1,5, iki asgari ücret üzeri yüzde 2,5) devlet ise yüzde 1 prim ödeyecek. Bu durumda ödenen tutar en az yüzde 5,5 en fazla toplam yüzde 7,5 oluyor. Birinci modeldeki sorunlar burada da ağırlaşarak devam ediyor. Yararlanma koşulları ve sınırları aynı şekilde vahametini koruyor. Kıdem tazminatı bir işveren yükümlülüğü olmaktan çıkmakta ve Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi adı altında bir fona devredilmektedir. Üstelik bu modelde işverenlerin kıdem tazminatı yükü yüzde 52 azalmaktadır. İşverenin yükümlülüğü yüzde 8,33’ten yüzde 4’e düşmektedir. Daha acayip olanı işçiye alacağı kıdem tazminatı için ayrıca cebinden prim ödeme yükümlülüğü getirilmesidir. Sonuç olarak Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) olarak sunulan iki model de kıdem tazminatını budamakta ve yok etmektedir. Bu iki modelde de kıdem tazminatı kurumu büyük oranda ortadan kalkmakta ve bir bireysel emeklilik fonuna entegre edilmektedir. İstihdam Kalkanı mı kıdem tazminatı balyozu mu? Kıdem tazminatına yönelik ikinci kıskaç içeriği tam olarak netleşmeyen ve “İstihdam Kalkanı” olarak adlandırılan pakettir. Bu paketin çalışma mevzuatında bir dizi esnek ve güvencesiz çalışmayı gündeme getireceği anlaşılmaktadır. Resmi olarak sunulmayan ancak Anadolu Ajansına sızdırılan bu plan da kıdem tazminatı için büyük risk oluşturuyor. Yansıyan bilgilere göre paketle 25 yaşını doldurmayan veya 50 yaşın üstünde olan çalışanların daha kolay istihdam edilmelerini sağlanacak. Bu “kolaylığın” ne olduğu açıklanmadı. Ancak bu çalışanların belirli süreli iş sözleşmeleri ile (geçici) olarak çalıştırılmalarının önünün açılması kuvvetle muhtemel. Ayrıca 25-50 yaş arasında çalışanlarla belirli süreli iş sözleşmeleri iki yılı geçmemek üzere objektif koşul aranmadan ve işin niteliğine bakılmaksızın zincirleme yapılabilecek. Böylece paket kıdem tazminatı için tam bir balyoz haline gelecek. Fon sisteminden (TES) ayrı olarak belirli süreli sözleşmeler bu şekilde yaygınlaşırsa kıdem tazminatı ortadan kalkmış olacak. Çünkü belirli süreli (geçici) çalışan işçilerin kıdem tazminatı hakkı yok. Dahası iş sözleşmesi belirli süreli olduğu için ihbar öneli (veya ihbar tazminatı) da söz konusu olmayacak. Bunlara ek olarak belirli süreli çalışanlar için iş güvencesi hükümleri de geçerli olmayacak. Tam kuralsız çalışma! Anadolu Ajansı’nın servis ettiği bilgiye göre belirli süreli sözleşmeleri sadece 50 üstü ve 25 altı yaş grupları için değil 25-50 yaş aralıkları için de söz konusu olacak. Sadece 50 üstü ve 25 altı yaş grupları için geçerli olsa bile bu yaş gruplarındaki sigortalı işçiler 3,7 milyon civarında (bütün sigortalıların yüzde 26’sı). Öte yandan yol açılınca arkası gelecek ve kötü paranın iyi parayı kovması gibi kötü kural iyi kuralı kovacak. Dolayısıyla kıdem tazminatı ikili bir tuzakla karşı karşıya birinden birinin yasalaşması ciddi tehlike oluşturuyor. Zaman zaman ileri sürüldüğü gibi Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi bir şaşırtmaca değil. Tamamlayıcı emeklilik sistemi hükûmetin yeni ekonomik kaynak ihtiyacından kaynaklanıyor. Belirli süreli iş sözleşmesi ise işverenlerin öncelikli talebi. İkisinin sonuçları da işçiler için benzer ancak hareket noktaları farklı. İşveren fon sistemine uzak dururken, belirli süreli (geçici) çalışmanın yaygınlaşmasını savunuyor. Kıdem Tazminatı sendikaların kırmızı çizgisi Kıdem tazminatı konusunda sendikal hareketin ana gövdesinin tutumu nettir. Türk-İş’in genel kurullarında her defasında yenileyerek aldığı karar hiçbir tartışmaya yer vermeyecek kadar açıktır. 5-7 Aralık 2019’da Ankara’da toplanan Türk-İş 23. Genel Kurulu şu kararı aldı: “Konfederasyonumuzun 21 ve 22. genel kurullarında kıdem tazminatı ile ilgili olarak oybirliği ile alınan aşağıdaki karar sahiplenerek ve tekrar ederek bu genel kurulda da karara bağlanmasını arz ve teklif ediyoruz. Kıdem tazminatına dokunmak genel grev nedenidir. Gerekçe: Sermaye yanlısı politikalarının sahibi ve sürdürücü olan siyasi iktidar, iktidarda bulunduğu süre içerisinde birçok işçi hakkını ya budadı veya ortadan kaldırdı. Hükûmet tarafından hazırlanan birçok program ve eylem planından anlaşıldığı üzere bugün kıdem tazminatı tekrar gündeme taşınmak istenmektedir. Kıdem tazminatı işçi sınıfının 83 yıllık kazanımı ve kullandığı bir haktır. Kıdem tazminatı iş güvencesine olumlu etki yapan bir düzenlemedir. Kıdem tazminatı işçinin emeğinin yıpranma bedeli, emekli ikramiyesi ücretin ödenmeyen kısmı gibi özellikler taşımaktadır. Kıdem tazminatı iş ve gelecek güvencesidir. Milyonlarca çalışanı ilgilendiren kıdem tazminatı hakkından hiçbir şekilde vazgeçilemez.” DİSK de 16. Genel Kurulunda “İşçi sınıfının en önemli kazanımı olan kıdem tazminatı hakkının ortadan kaldırılması ve sermayeye ve iktidara yeni kaynak yaratma amacını taşıyan fon sistemine şiddetle karşı çıkarken, kıdem tazminatı kapsamının ve yararlanma koşullarının genişletilmesi” kararını aldı. DİSK “Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi” ile ilgili tartışmalar üzerine bir açıklama daha yaparak kıdem tazminatının korunması konusunda tutumunu bir kez daha net biçimde ortaya koydu. Öte yandan Haziran 2017’de CHP’nin düzenlediği Kıdem Tazminatı Çalıştayı’nda biraraya gelen Türk-İş, Hak-İş ve DİSK genel başkanları yayınladıkları ortak bildirgede Kıdem tazminatı fonu konusunda taraflar arasında mutabakat olmadığını, mutabakat sağlanmadan kıdem tazminatı fonunun kurulmaması gerektiğini ifade edilerek, kıdem tazminatı ödemelerinde 30 gün hakkından vazgeçilmemesini, hak kayıplarını önlemek için kıdem tazminatının her türlü fesihte ve istifada süre aranmadan ödenmesini istendi. Bildirgede “Kıdem tazminatına tüm çalışanların erişimi sağlanmalı, bu erişim önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Kıdem tazminatında kanun hakimiyeti ve herkesin bu hakka saygı göstermesi sağlanmalıdır” dendi. Sendikaların kırmızı çizgisinin sadece Fon sistemi ile sınırlı kalmaması lazım çünkü belirli süreli sözleşmeler de kıdem tazminatını yok edici nitelikte. Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan çeşitli defalar kıdem tazminatı ile ilgili olarak yaptığı açıklamalarda “Bu konuda mutabakat esastır” dedi. Dahası yukarıda yer verildiği gibi hem 11. Kalkınma Planı ve hem de Yeni Ekonomik Programda çalışma hayatında yapılacak değişikliklerde (kıdem tazminatı ve diğer yasal düzenlemeler) mutabakatın esas olacağı belirtiliyor. Mutabakat esas olduğuna göre, mutabakat yoksa konuyu gündemden çıkarmak lazım. Türk-İş ve DİSK net bir biçimde Hak-İş ise örtük biçimde kıdem tazminatının fona devrini ve geriye gidişi reddediyor. Sendikaların kıdem tazminatı konusunda mutabakatı olmadığı son derece açık. O halde kıdem tazminatı tartışmasını gündemden çıkarıp istihdam ve gelirin korunması için köklü sosyal politikalara yönelmek lazım. İstihdam paketi bu haliyle bir kalkandan daha çok kıdem tazminatı ve işçi hakları ürerine inecek bir balyoz gibi. Bu çıkmaz yoldan geri dönülür umuyoruz. Kaynak: https://t24.com.tr/haber/tamamlayici-emeklilik-sistemi-de-istihdam-kalkani-da-ayni-hedefe-yonelik-kidem-tazminati-icin-cifte-tehlike,885775
  20. Tanrıların Parmak İzleri / Graham Hancock
  21. Gökkuşağını Çözmek / Richard Dawkins
  22. Súbeme la radio Tra-tráeme el alcohol Súbeme la radio que esta es mi canción Siente el bajo que va subiendo Tráeme el alcohol que quita el dolor Hoy vamos a juntar la luna y el sol Súbeme la radio que esta es mi canción Siente el bajo que va subiendo Tráeme el alcohol que quita el dolor Hoy vamos a juntar la luna y el sol
  23. Evet abi aynen bunu demek istiyorum. Öfkeni kadınların tercihlerine yöneltip bunu takıntı yapmak yerine enerjini çözüm üretmek için kullanabilirsin. En azından biraz empati yap.
×
×
  • Create New...