Jump to content

Elzem

Üye
  • Content Count

    13,613
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    5

Elzem last won the day on August 10 2015

Elzem had the most liked content!

Community Reputation

127,524 Excellent

Recent Profile Visitors

The recent visitors block is disabled and is not being shown to other users.

  1. Işık fotoğrafçının temel malzemesidir. Fotoğraf ışıkla çizilir çünkü fotoğrafın kaynağı ışıktır. Işığın kullanımı da bu yüzden çok önemlidir. Fotoğrafı çekmeye başlamadan önce ışığı tanımalı, bilmeliyiz. Örneğin, öğlen 12.00 ve 14.00 saatleri arası fotoğraf için tavsiye edilmeyen bir zaman dilimidir. Çünkü güneş çok tepede olduğu için ışık sert olarak gelecektir ve sert bölgeler meydana getirecektir. Bu durum da hoş olmayan fotoğraflar ortaya çıkmasına neden olur. Sabahın erken saatleri mesela 07.00 – 10.00 arası veya akşam 16.00’dan sonra çekilen fotoğraflar çok daha iyi çıkacaktır. (Fotoğraf İçin En İyi Işık Şartları Yazımıza bakmanızda fayda var) Işığı kullanmayı bildikten sonra istediğimiz etkiyi yaratabileceğimiz fotoğraflar elde edebiliriz. Örneğin, ışık – gölge karışımı aydınlatma tekniğinde konunun belirli yerleri aydınlatılır, diğer yerler ise karanlıktır. Gölgelerin bu kullanış biçimi, görüntüde duygusal bir ortam yaratır. Bu yüzden bilinçli olarak kullanılan ışıkla çekilen fotoğraflarda görüntü estetiği kolay elde edilir. Işık, sadece fotoğrafın oluşumunda rol oynamaz aynı zamanda sanatsal bağlamda da belirleyici olur. Kullanılan ışık tarzı fotoğrafın estetik değerinde etkili olur. Fotoğrafta ışığın kullanış biçimi gölgeyi belirler. Bu da bireysel farklılıkların getirdiği bir ayrıcalık, bir tarz olabilir. Gölgenin sert olması grafik, yumuşak olması resimsel tavrı oluşturabilir. Fotoğrafın aracı olan ışığın bilgisine sahip olmak çekilen fotoğrafın kaliteli olmasını sağlar. Böylece fotoğrafta yaratı alanlarından biri olur. Fotoğraf çekimine başlamadan önce çekim yapılacak ortamın ışığı, çekim zamanı, mekânın özellikleri, ışık kaynakları ve konuyu aydınlatan ışığın özellikleri önceden bilinmelidir. Bu ışığa uygun araç gereçler ve ekipmanlar seçilmelidir. Güzel ve amacına uygun fotoğraf çekmenin temel kuralı fotoğrafı çekilecek konunun ışığının doğru tanımlanması ve fotoğraf çekiminin ışık koşullarına göre yapılmasıdır. Fotoğraf çekimi yapılacak ortamın ışığı önceden araştırılmalıdır. Fotoğraf çekilecek zaman doğru planlanmalıdır. Fotoğraf çekimi, gece mi gündüz mü yoksa daha farklı bir zamanda mı yapılacak? Fotoğraf çekilecek mekânın özellikleri incelenmelidir. Mekân kapalı mı yoksa açık bir alan mı? Fotoğraf çekilecek ortamın ışık kaynağı doğal ışık mı yoksa yapay ışık mı olduğu belirlenmelidir. Fotoğrafı çekilecek konunun üzerine düşen ışığın özellikleri tanımlanmalıdır. Konunun ışığının fotoğraf çekimi için yeterli olup olmadığı belirlenmelidir. Işık yeterli değil ise ışığın en uygun olduğu koşullar için planlama yapılmalıdır. Işık istenen özelliklere uygun ise fotoğraf çekimi için gerekli olacak araç gereçler belirlenir ve ışığa en uygun film seçilir. Fotoğraf çekimi için ışık açısından en uygun yer ve açı tespit edilmelidir.
  2. Dünya üzerinde toplumsal cinsiyet rollerinde eşitsizlik yaşanan ülkelerde kadınların ruh sağlığının bozulduğu görülüyor. Bunun sonucunda depresyon ve kaygı bozukluğu yaşayan kadınlarla daha sık karşılaşılıyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin göstergeleri arasında kadının eğitim düzeyi önemli rol oynuyor. Ücretli ve güvenceli işlerde çalışmaya katılım, doğum kontrol yöntemlerine ulaşım ve ortalama evlilik yaşları gibi konularda karnesi kırıklarla dolu ülkelerde yaşayan kadınlarda ruhsal hastalıklar daha çok görülüyor. Başka çarpıcı bilgiler de var; gelişmiş ülkelerde evlenmemiş ve tek ebeveyn olarak çocuk büyüten kadınların ruh sağlıklarının bozuk olduğunu gösteren araştırmalar da bulunuyor. Eğitim düzeyi düştükçe hastalık düzeyi artıyor Kadınlarda eğitim ve gelir düzeyi düştükçe ruhsal hastalıklarla daha sık karşılaşılıyor. Düşük eğitim düzeyi ile çocuk yaşta yapılan evlilikler arasında da ilişki bulunuyor. Türkiye Psikiyatri Derneği Kadın Ruh Sağlığı Çalışma Birimi Koordinatörü ve Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi, “Okula gitmek sadece bilişsel açıdan bir gelişim ve daha nitelikli mesleklere erişim sağlamıyor, aynı zamanda kişilerin sosyalleşmesine, sorun çözme becerileri geliştirmelerine ve kendilerini daha iyi ifade etmelerine de yarıyor” diyor. Büyük şehirler kadın ruhuna düşman Kadın ruh sağlığını olumsuz etkileyenler arasında şehir yaşamı da var. Gürültü kirliliği, ulaşım için harcanan zamanın fazlalığı, güven sorunları, yalnızlaşma, şiddete maruz kalma ve işyerinde mobbingle daha çok karşılaşma gibi nedenler şehirli kadını psikolojik yönden yıpratıyor. Veli toplantısına katılanların çoğu kadın Şehirli kadınların evlenip anne olmaları iş yaşamındaki başarılarını olumsuz etkileyebiliyor. Çoğunluk çocuğu hasta olduğunda bir babanın işini aksatmasını beklemezken hasta çocuğuyla ilgilenmek annenin doğal görevi sayılıyor ve kadınlardan çocuklarının her ihtiyacına yetişmeleri bekleniyor. Veli toplantılarına katılanların çoğunlukla anneler olması bile kadınların çocuk bakımındaki yalnızlığına işaret ediyor. Birden çok çocuk depresyonu artırıyor Her 10 12 kadından birinde gebelik döneminde şiddetli depresyon gözleniyor. Doğacak çocuğun bakımına dair endişeleri olan kadınlarda depresyona daha fazla rastlanıyor. Depresyon artışı sosyal desteği yetersiz, yoksul ve birden çok çocuğu olan kadınlarda da gözlemleniyor. Gebelik depresyonunun doğum sonrasında da devam etmesi anne ile bebek arasında güvenli bir bağ kurulmasına engel olabiliyor. Üniversite mezunu kadınların işsizlik oranı çok yüksek Ülkemizde üniversite mezunu kadınlar arasında işsizlik oranının çok yüksek olduğunu söyleyen Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi, işe alımlarda askerliğini yapmış, seyahat engeli olmayan erkeklerin önceliği olduğuna dikkat çekiyor. Birçok sektörde yöneticiler evli ve çocuklu kadınların iş seyahatlerine çıkmalarının önünde engeller bulunduğunu düşünüyor. Bu noktada babaların çocuklarının bakımını üstlenme yetisinden yoksun oldukları algısı kadınların akıllarının evlerinde kalmasına neden oluyor. Cinsiyetçi iş bölümünün azaldığı ailelerde ise kadın ruh sağlığının yükseldiği görülüyor. Çılgın alışverişin altında yatan gerçek Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi, kadın bedeninin iki şekilde denetlendiğini, bunlardan ilkinin toplumsal ve siyasi, ikincisinin ise zayıflık konusunda baskı kaynaklı olduğunu söylüyor. Başterzi, “Kadınlarda seks hormonlarına bağlı olarak ortaya çıkan ve çok doğal bir görünüm olarak değerlendirilmesi gereken ‘selülit’ bile günümüzde hastalık ya da kusur haline getirilmiş durumda. Tıbbi açıdan olağan sınırdaki kadınlar bile daha zayıf olmak ve kilo vermek istiyor. Yeme bozukluklarının artma nedeni de bu. Bu noktada obezite sanki kadınların başarısızlığı olarak görülüp, olağan kilonun üzerindeki kadınların ‘çirkin’ oldukları, çocuklarına iyi örnek olamayacakları, iş hayatında başarı elde edemeyecekleri gibi olumsuz düşüncelerle kendilerine güvenleri azaltılıyor ve kadınlar bedenlerini beğenmez hale getiriliyor” diyor. Yapılan araştırma ve klinik gözlemler de kadınların özellikle 30’lu yaşlardan itibaren bedenlerinde oluşan doğal değişimler ile kontür değişikliklerini çirkinleşme olarak algıladıklarını, güzel görünmek adına sürekli bedenleriyle ilgilenip çokça alışveriş yaptıklarını gösteriyor. Günümüz ilişkilerinin; bedeni ve görüntüyü öncelikli kılan doğası, kadınları göze hoş görünmek adına kiloları, bedenlerinin görünümü ve giysileri için aşırı zaman ve para harcamaya itiyor. Kadınımıza yönelik gerçekler Dünya Ekonomik Forumu’nun 2013 için yayınladığı ‘Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu’ Raporu’nda Türkiye 134 ülke arasında 120. sırada yer alıyor. Bu rapor hazırlanırken; ekonomik katılım, eğitime erişim, sağlık ve politik yetki alanlarında ülkelerdeki kadın-erkek eşitliği değerlendiriliyor. Bu noktada Türkiye kendi coğrafyasında cinsiyet eşitsizliği açısından en kötü, kendi gelir grubundaki ülkeler arasında ise cinsiyet eşitsizliği açısından sondan 2. sırada bulunuyor. Türkiye’de her 10 çalışandan 7’si erkek iken 3’ünün kadın olduğu belirtiliyor. Kadınlar ömürleri boyunca niteliksiz, güvencesiz işlerde düşük ücretle çalışıyor, ev işleri, hasta ve çocuk bakımı gibi işleri herhangi bir karşılık almadan yapıyor. Türkiye’de yoksulların çoğunluğunu kadınlar, en çok da dul, boşanmış, tek ebeveyn olarak çocuklarıyla yaşayan kadınlar oluşturuyor. Tükenmişlik sendromu nedensiz değil Yapılan araştırma ve klinik gözlemler annesi çalışmayan ama kendisi çalışan kadınların çocuk büyütme döneminde daha yoğun stres yaşadıklarını gösteriyor. Kadınlar anneliğin başlangıç döneminde (özellikle evlerinin ve çocuklarının bakımını yoğun şekilde üstlenmişlerse) ruhsal hastalıklara daha sık yakalanıyor. İş yaşamları dışında evde kendilerini bekleyen rutin işlerin fazlalığı da kadınların yaşamları boyunca erkeklerden daha az uyumalarına ve geceleri daha sık uyanmalarına yol açıyor. Uzun çalışma saatlerinin kadınları ve erkekleri işyerinde nasıl etkilediğine bakan geniş tabanlı bir toplum tarama çalışmasında; uzun saatler çalışan erkeklerde hem fiziksel hem de ruhsal hastalıklar artarken, kadınlarda sadece içilen sigara sayısı artış gösterip uyku süresi azalıyor. Bu durum kadınların hem evde hem de işte çalışma alışkanlığından kaynaklanıyor. Özellikle okul öncesi yaşta birden çok çocuğu bulunan ve çocuklarının arasındaki yaş farkı 4’ten az olan çalışan kadınlarda “tükenmişlik sendromu” daha fazla görülüyor. Menopozu ‘kadınlığın sonu’ olarak algılayanların ruh sağlığı bozuluyor Şehirli kadında ruhsal sorunları artıran nedenler arasında menopoz da bulunuyor. Bazı kadınlar menopozu olumlu bir işaret olarak nitelendirirken, bu dönem bazı kadınlar için yaşlılık sürecine giriş anlamına gelebiliyor. Menopoz döneminde daha önce depresyonu olan kadınların depresif belirtilerinin şiddetlenebileceği, daha önce hiç depresyon geçirmemiş bazı kadınlarda ise depresyon görülebileceği belirtiliyor. Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi, cinsel yaşamın menopoz sonrasında da benzer şekilde devam edebileceğinin unutulmaması gerektiğine dikkat çekerek, “bu dönemde terlemelerin, sıcak basmalarının ve menopozla ilgili fiziksel değişikliklerin de ruh sağlığı ile ilgili sorunlara işaret ettiği unutulmamalıdır” diyor. "Kısırlık mutluluğa engel" inanışı çok yaygın Ülkemizde yapılan araştırmalar son yıllarda kadın kimliğinin en ayrılmaz parçasının ‘annelik’ olduğunu gösteriyor. Anne olamayan kadınların çoğu kendilerini yaşamın her alanında; başarısız, eksik, değersiz ve kusurlu hissediyor. Bu sorunu yaşayan çiftlerin yaşlılığa dair bazı endişeleri olduğuna da dikkat çekiliyor. Kısırlık sorunu kendilerinden kaynaklanan kadınlar, eşlerine karşı suçluluk hissediyor ve beraberlikleri çocuksuz devam edemeyecekmiş duygusuna kapılıyor. 30’lu yaşlar Kadınlar özellikle 30’lu yaşlardan itibaren bedenlerinde oluşan doğal değişimleri kabullenemiyor ve bunu çirkinleşme olarak algılayıp güzel görünmek adına sürekli bedenleriyle ilgilenip çokça alışveriş yapıyor. Daha az uyuyor daha çok uyanıyorlar İş yaşamları dışında evde kendilerini bekleyen rutin işlerin ve çocukların sorumluluğu kadınların yaşamları boyunca erkeklerden daha az uyumalarına ve geceleri daha sık uyanmalarına yol açıyor.
  3. Bazı uzmanlarca Dünya’nın henüz keşfedilmemiş bir kıtası olarak görülen Ay’da insanlı üs kurmak için projeler geliştiriliyor. İlk aşamada robotlar gönderilecek. Ardından insanlı üs kurulacak. Ay, şimdilik çok tenha. Ancak araştırmacılar burada kurulacak bir insanlı üs için çalışıyor. Üs, başka gezegenlere yapılacak yolculukların ara istasyonu olacak. Bunun temelleri daha şimdiden laboratuarlarda atılıyor. Gezegen jeologu Ralf Jaumann, yıllardır Ay’dan alınan bir numune üzerinde çalışıyor. Numune, Ay yüzeyinin kimyasal yapısı ve kaynakları hakkında kapsamlı veri içeriyor. Alman Hava ve Uzaycılık Merkezi Prof. Ralf Jaumann, “Prensip olarak Ay’da üs kurmak için her şey mevcut. Ama işin bazı zorlukları var. Büyük olasılıkla ilk aşamalarda – ki, bu biraz zaman alabilir -, kendine yetecek istasyonu kuruncaya kadar gereken malzemeyi Dünya’dan Ay’a taşımak gerekecek” şeklinde konuşuyor. Ay yüzeyinin keşfinde robotlar devreye girecek. İşte onlardan biri: Space Climber. Aracı, Alman Yapay Zeka Araştırma Merkezi uzmanları geliştirdi. Robotun zorlu arazi koşullarında, kendi başına ilerlemesi hedefleniyor. Kavrayıcı kollarla donatılmış örümceklerin bir gün Ay’ın kraterlerine inip numune toplaması, Ay’daki kaynakları araştırması öngörülüyor. Alman Yapay Zeka Araştırma Merkezi’nden Prof. Frank Kirchner, “Aracın 25 motoru var. Tekerlekli bir araç olsaydı 6 motoru olacaktı. Yani arıza ihtimali dört kat fazla. Bir tarafta hareket kabiliyetiniz yüksek olmalı, diğer taraftan belli bir unsurun bozulması halinde onu bir başkasıyla dengeleyebilmelisiniz. Kuracağınız sistemde gözetmeniz gereken bir başka önemli özellik ise güvenlik” diyor. Robotlar hazırlanıyor Araştırmacılar yapay Ay koşullarında, robotları hazırlıyor. Devrilmeden ilerleyebilmesi için aracın bacaklarının hangi uzunlukta olması ve gövdenin hangi noktalarına bağlanmaları gerektiğini sınıyorlar. Bunun için hatalardan öğrenen bir yazılım geliştirildi. Yalnızca olumlu not alan özellikler araca adapte edilecek. Robot susuz da çalışır. Ama susuz bir insanlı üs düşünülemez. Prof. Ralf Jaumann, “Ay’da su üretmek için her türlü koşul mevcut. Güneş rüzgârlarının taşıdığı hidrojen yüzeyde tozla birleşiyor. Bazı kayalar da oksijen içeriyor. Hidrojen ve oksijenle birleşince ortaya su çıkıyor” ifadelerini kullanıyor. Münihli araştırmacılar, kimyasal bileşimi ve yapısı Apollo 14 misyonuyla Dünyaya getirilen Ay tozuyla büyük benzerlik gösterdiği için Arizona’daki bir volkan kraterinden alınmış gri renkli tozu deneylerinde kullanıyor. Su nasıl elde edilecek? Hedef, tozun içerdiği hidrojen, oksijen ve azot gibi maddeleri ayrıştırmak. Tozda muhtelif metaller de var. Bu deney, bunun nasıl yapılabileceğine dair bir örnek veriyor. Isıtılması halinde taş parçalarından hidrojen ve oksijen çözülüyor. Bu yöntemi izleyerek su elde etmek mümkün. Ancak bunu yapabilecek araçlar henüz geliştirilmedi. Münih Teknik Üniversitesi’nden Matthias Pfeiffer, “En kötü ihtimalle, diyelim ki suya buz halinde rastlanmayan Ay’ın ekvator bölgesinde bir litre su elde etmek için elekten geçirilmiş bir ton taş ısıtmak gerekirdi” diyor. Biçerdöver büyüklüğünde özel araçlar Ay tozunu topluyor. İşlenen toz reaktörlere aktarılıyor. Burada yüksek ısı verilen tozdan hidrojen, oksijen ve diğer unsurlar ayrıştırılıyor. Gaz halinde elde edilen maddeler su ve yakıta dönüştürülerek üsse naklediliyor. SOT Prof. Ralf Jaumann, “Ay’ı Dünya’nın henüz hiç keşfedilmemiş bir kıtası olarak görebiliriz. 10 ya da 20 yıl içinde olmasa da 50 yıl sonra Ay’da araştırma üsleri kurulacağından eminim” şeklinde konuşuyor. Bundan 100 yıl kadar önce Güney Kutbu insanlığa Ay kadar uzak geliyordu. Keşif tutkusu er ya da geç Ay’ı fethetmemizi de sağlayacak. © Deutsche Welle Türkçe DW, CB/NH/AG
  4. Osmanlıda Cihadiye Sultan II. Mahmud döneminin 3. cülus yılında harp masraflarını çıkartmak maksadı ile tedavül ettirilen yüksek ayarlı gümüş beş kuruş. Ön Yüz: Tuğra. Arka Yüz : 3, darebe fi Kostantiniye 1223.
  5. Hani şu macır kremi dediğimiz mavi küçük kutuda kremler var ya arkadaşlar bilirsiniz.Onun içinde domuz yağı vb bişey var mı biliyomusunuz? Genelde bebekler pişik olunca sürerler,ama bu aralar kime bişey olsa ondan sürüldüğünü görüyorum kuaförde maşa koluma düştü bana da sürdüler sonrada böyle böyle domuz yağı varmış dediler sürdükten sonra içime bi kurt düştü bilen var mı acaba ?
×
×
  • Create New...