Jump to content

Melâl

Moderatör
  • Content Count

    17,792
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    13

Posts posted by Melâl


  1. Özellikle kış aylarında vücudumuzun vitamin ihtiyacı artar. Peki bu vitaminleri yeterince alamazsak hangi hastalıklar baş gösterir?

     

    Mevsim geçişleri ve havanın hızla soğuması beraberinde salgın hastalıkları da getiriyor. Bu değişimle birlikte vücudumuzun artan vitamin ihtiyacıyla vücut direncini artırmak için yapılması gerekenler konusunda açıklamalarda bulunan Pharma Plant Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Orçun Orhun; vitamin eksikliklerinin neden olduğu hastalıklara dikkat çekti.

    [h=4]C vitamini eksikliği vücutta kollajen yapımında bozukluklara yol açıyor[/h] C vitamininin vücudumuz için önemli bir antioksidan olduğunu belirten Dr. Orçun Orhun, bu vitaminin; yeşil biber, çilek, maydanoz, yeşil sebzeler, turunçgiller gibi sebze ve meyvelerde bulduğunu fakat bu besinlerin pişirilmesi veya dışarıda bırakılması gibi durumlarda besinlerin yapılarının bozularak antioksidan etkilerinin kaybolduğunu ifade etti.

    [h=4]Kemik erimesinin başlıca nedeni D vitamini eksikliği[/h] D vitamininin en önemli kaynağının güneş ışınları olduğunu ve bu ışınlar sayesinde vücudumuzda bu vitaminin salgılandığını belirten Dr. Orçun Orhun, ülkemizde D vitamini eksikliği ile sıkça karşılaşıldığını vurguladı. Dr. Orhun, D vitamini eksikliğinde yaşlılarda kemik erimesi, çocuklarda ise büyüme bozukluklarıyla karşılaşıldığını söyledi.

    [h=4]Göz kuruluğu A vitamini eksikliğinin habercisi[/h] A vitamini eksikliğinin göz kuruluğuna yol açtığını açıklayan Dr. Orçun Orhun, rahatsızlığın ilerlemesinin körlüğe sebep olabileceğini belirtti. Diş ve kemik yapısının korunmasında etkili olan A vitamininin; havuç gibi sarı ve turuncu renkli sebzelerde bol miktarda bulunduğuna söyleyen Dr. Orhun, B6 ve B12 vitaminlerinin önemine de değindi.

    [h=4]B6 ve B12 vitaminleri eksiklikleri kansızlık nedeni[/h] B6 vitamini eksikliğinin kansızlığa yol açmasının yanında deri problemlerine de sebebiyet verebileceğini vurgulayan Dr. Orhun, B6 vitamininin ayrıca duygu durumunu düzenleyici etkisine de dikkat çekerek bu vitaminin depresif değişikliklerde olumlu etkileri olduğunu belirtti.

    [h=4]Hücrelerin doğal koruyucusu: E vitamini[/h] Antioksidan özelliği sayesinde kanser dahil bir çok hastalığa karşı doğal koruyucu görevi gören E vitamininin rafine edilmemiş bitkisel yağlar, badem, ceviz, ayçekirdeği gibi gıdalarda bol miktarda bulunduğunu açıklayan Dr. Orçun Orhun, vitamin eksikliği ile karşılaşmamak için düzenli olarak vitamin ölçümü yaptırmanın önemini vurguladı.

    • Like 1

  2. Rus kadınlarının istenmeyen tüyler için kısa sürede işe yarayan ve tamamıyla doğal bir formülü var.

     

    Sizde istenmeyen tüyleri doğal yollarla azaltmak ve sonunda kurtulmak isteyenlerdenseniz, Rus kadınlarının sürekli uyguladığı bu doğal yöntemi kullanabilirsiniz.

    İstenmeyen tüylerle baş etmenin çok fazla yolu var. Ancak Rus kadınlarının istenmeyen tüylerden kurtulma yolları sizleri fazlasıyla şaşırtacağını düşünüyoruz.

    İşte istenmeyen tüylerden kurtulmanın en doğal yolu:

    [h=4]Malzemeler[/h] Bir miktar su

    Minik bir kase ceviz kabuğu

    Önemli: Bu karışımı uygulamak için tüylerin bir miktar uzun olması gerekiyor.

     

     

    [h=4]Yapım şekli[/h] Öncelikle ceviz kabuklarını tamamen küle dönüşene kadar yakın. Soğuyan küllerin üzerine macun kıvamını alacak kadar su ilave ederek kremsi bir karışım elde edin. Elde ettiğiniz karışımı en az 12 saat dinlendirerek demlenmesini sağlayın. Süre sonunda karışımı uzamış tüylerin üzerine sürerek yarım saat beklettikten sonra sıcak su ile durulayarak temizleyin. Karışımın ilk uygulamasında sonuç alamazsanız gün içinde belli aralıklarla 3 defa uygulayın. Uygulamayı düzenli olarak yaptığınızda çok kısa bir sürede kıl köklerinin zayıflayarak döküldüğünü ve bir daha çıkmadığını göreceksiniz.

    • Like 1

  3. Burnunuzun üzerindeki siyah noktalardan kurtulmak için yapmanız gerekenler...

     

    Pek çok kadın güzel ve lekesiz bir yüze sahip olmak ister çünkü bir kadın için pürüzsüz bir yüze sahip olmak çok önemlidir. Güzel yüze sahip olmanın ilk adımlarından biri ise burun üzerindeki siyah noktalardan kurtulmaktır.

    Peki, en büyük kabus olan bu siyah noktalardan kurtulmak için neler yapılabilir?

    [h=4]Siyah noktalar neden ve nasıl oluşur[/h] Siyah noktalar insanın kendi yağının, ölü cilt hücrelerinin, bakteri ve kirin ciltteki gözenekleri tıkanması sonucu oluşur. Daha sonra oluşan bu kirler burun ya da başka vücut kısımlarında şişliğe neden olur. Genelde bu siyah noktalar yüzün belli kısımlarında oluşur. Bu kısımlar yüz, burun, alın ve çene çevresindir. Bu siyah noktalar nerede çıkarsa çıksın, kurtulmak için yapılması gereken ilk iş vücut ve yüz temizliğidir.

    [h=4]Siyah noktaları temizlemenin yolları[/h] - Su her zaman en iyi kir giderici olarak bilinmiştir. Fırsat buldukça yüzünü yıkamanız gerektiğini unutmayın. Ayrıca kendi yüzünüze göre bir sabun bulup bu sabun ile yüzünüzü günün belli vakitlerinde yıkayın. Özellikle sabah uyandığınızda ve dışarıdan eve geldiğinizde yüzünüzü yıkamayı ihmal etmeyin.

     

    - Siyah noktalardan kurtulmanın bir yolu da burna yapıştırılan bantlardır. Fakat bu yöntemin kötü bir yönü genelde siyah noktaların tekrar çıkmasıdır.

    - Siyah noktalardan kurtulmanın en önemli yolu cildi hep temiz tutmaktır. Bunun için yatmadan önce makyajınızı mutlaka temizlemelisiniz. Ellerinizi gün içinde yüzünüzden uzak tutmanız da faydalı olacaktır.

    - Limon suyu maskesi, çemen suyu, soğan ve sarımsak suyu gibi maskeler bu konuda size yardımcı olabilir.


  4. Zihin sağlığı bozulan hastaların birçoğunda önemli beslenme sorunları olduğunu söyleyen Beslenme Uzmanı Müge Arslan, zihin sağlığı için kanıtlanmış beslenme planı olan beyin diyetinin etkili olacağını belirtti.

     

    Medamerikan Tıp Merkezi Beslenme Uzmanı Müge Arslan, diyetin beş ilkesi olduğunu söylüyor ve bunların; sevgi, güven ne inanç, hedefi doğru belirleme, emek ve azim ile başarı olarak sıralıyor.

    Beyin diyetinin 5 ilkesini uyguladıktan sonra diyet sürecinin başladığına dikkat çeken Arslan, beyin diyeti sayesinde diyete bakış açısını öğrenmek ve beraberinde getirdiği başarıya daha kısa sürede sahip olmanın mümkün olduğunu aktardı.

    [h=4]Sevgi[/h] Hayatın her evresinde ve her şeyde olduğu gibi işe kendinizi sevmekle başlayacaksınız. Kendinizi seveceksiniz ki; içinizdeki potansiyelin ve gücün farkına varabilin. Sevmekten korkmayın, çünkü unutmayın ki sevgi paylaştıkça çoğalır.

    [h=4]Güven ve inanç[/h] Güven ve inanç birbiriyle kardeş kavramlardır. Yaşamda elde edilen tüm başarılar ve gerçek diye tabir edilen her şey güven ve inanç üzerine kuruludur. Bu nedenle hayatta başarılı olmak için öncelikle kişi kendine güvenmelidir. Başarıya ulaşmak için en önemli unsurlardan biri şüphesiz inanmak ve güvenmektir. Diyet sürecinde; kişinin hem kendisine hem de bu süreçte yol gösterecek diyetisyenine güveni ve inancı tam olmalıdır.

    [h=4]Hedefi doğru belirlemek[/h] Hedefiniz geçici başarılar olmamalıdır; asla kısa sürede çok kilo kaybetmek hedeflememeli. Hedefi her zaman uzun kalıcı başarılar üzerine belirlemeli, uzun dönemde sağlıklı kilo kaybını ve kaybedilen kiloların geri alınmaması hedeflemeli.

    [h=4]Emek ve azim[/h] Hayatın her evresinde olduğu gibi bu evrede de, geçirilen bu süreçte de emek vermek gerekiyor. Diyet sürecinde; her zaman aynı hızla ve aynı miktarda kilo kaybı olmayabilir. Dönemsel olarak metabolizmada yavaşlamalar hatta duraksamalar olabilir. Fakat bu dönemde diyetisyenin önerilerine uyarak, gösterdiği yolda emin ve vazgeçmeden ilerlemek, başarıya olan inancı kaybetmek ve diyetisyen tarafından düzenlenen listeyi özenle uygulamaya devam etmek önemli.

    [h=4]Başarı[/h] Sevgi, inanç, doğru belirlenen hedef ve emek sonrasında elde edilen başarı, yeterli ve dengeli beslenerek, aç kalmadan, yaşam tarzına adapte edilmiş ve sosyal yaşantının kısıtlanmadan yaşanan kalıcı kilo kaybı başarıyı getiriyor.


  5. Sonbaharın soğuk günlerinde hem bağışıklığınızı güçlendirmek hem de hastalıklardan korunabilmek için bu lezzetli çaylar yardımınıza koşuyor.

     

    Hava sıcaklıklarındaki ani düşüş ve güneşten yararlanma süremizin kısalmasıyla birlikte hastalıklara yakalanma riskimiz arttı. Buna bir de su tüketiminin, fiziksel aktivitelerin azalması ve mevsim değişikliği nedeniyle beslenme alışkanlıklarımızın bozulması eklenince, sonbahar birçoğumuz için 'hastalık mevsimi' oldu. Sonbaharda bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz gerektiğini söyleyen Waternet Sağlıklı Yaşam Uzmanı Diyetisyen Canan Aksoy, "Mutfağınızda genellikle bulunan malzemelerle hazırlayacağınız çaylar, hem metabolizmanızı kışa hazırlar, hem de vücudunuzun su ihtiyacını karşılar” diye konuştu.

    Sonbaharın gelmesiyle birlikte hava sıcaklıklarında yaşanan ani değişiklikler ve güneşin yerini kasvetli bir griye bırakması bizleri hem ruhsal hem de fiziksel olarak etkiliyor. Soğuk havalarla birlikte su tüketiminin azalması, mevsim değişikliğinden kaynaklanan beslenme alışkanlıklarının bozulması ve fiziksel aktivitelerin azalması, hastalıklara davetiye çıkarıyor.

    Kışı daha sağlıklı ve fit geçirmek için önlemlerin şimdiden alınması gerektiğini söyleyen Diyetisyen Canan Aksoy, sağlıklı beslenme, su ve egzersiz üçlüsünü ihmal etmememiz gerektiği konusunda uyarıyor.

    Su tüketimini artırmak ve bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için, suya ek olarak farklı alternatiflere de yönelebileceğimizi söyleyen Dyt. Aksoy, adaçayı, ıhlamur, kuşburnu, yeşil çay, ekinezya ve böğürtlen gibi çayları öneriyor.

     

     

    [h=4]Yeşil çay[/h] Yeşil çayın içinde bulunan epogalla-kateşin-gallat ve kafeinin birlikte yağ yakıcı etkisi vardır. Özellikle bel çevresini inceltir. Aynı zamanda çok iyi bir antioksidan kaynağıdır. Günde 1-2 fincan yeşil çay içebilirsiniz.

    [h=4]Kuşburnu[/h] Kuşburnu, antioksidan olan likopen içerir. Aynı zamanda C ve E vitamininden zengin olması sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir. C vitamini yetersiz alınırsa iştahsızlık, halsizlik ve bağışıklık sisteminde güçsüzlük oluşabilir. İyi bir antioksidan kaynağı olan kuşburnu, yorgunluk hissini azaltır ve soğuk algınlığına da iyi gelir.

    [h=4]Ekinezya[/h] Ekinezya, içerdiği A ve B vitaminleri ile kalsiyum, magnezyum, demir, potasyum ve sodyum için güçlü bir kaynaktır. Vücutta enfeksiyonlarla savaşan kimyasalların salgılanmasını tetikler ve grip gibi bulaşıcı hastalıkların tedavisinde etkili olur.

     

     

    [h=4]Hem sağlıklı hem de leziz içecekler[/h] Diyetisyen Aksoy, çoğunlukla mutfaklarımızda bulunan malzemeler ile hazırlanabilecek, hem sağlıklı hem de içimi keyifli çay önerilerinde bulundu:

    - Bir avuç ıhlamuru yıkayıp demliğe koyun. Tane karabiber, çubuk tarçın, taze ya da kuru zencefil, birkaç dilim elma ve limon kabuğu ile kaynatın. Gün içerisinde dilediğiniz kadar için.

    - Bir bardak sıcak suyun içine, birkaç dilim zencefil koyup bekleyin. Üzerine limon sıkıp, bal ile tatlandırın.

    - Bir çorba kaşığı ıhlamuru, bir poşet ekinezya çayı ile birlikte bir bardak suyun içinde demleyin. Üzerine limon sıkarak için.

    - Birkaç dilim elma ve portakal kabuğu, çubuk tarçın, birkaç kakule ve karanfili, bir bardak sıcak suda demleyin. Süzerek için.

    [h=4]Bağışıklığınızı güçlendiren karışım[/h] Gün içerisinde kolaylıkla hazırlayacağınız bir çay ile bağışıklık sisteminizi korumanız mümkün. Ihlamur, ekinezya, karabiber, karanfil ve tarçını demleyin. İçine dörde böldüğünüz bir elmayı ve kabuğu soyulmuş limonu ekleyin. Kaynama noktasına gelene kadar karışımı ısıtın. Sıcak ya da soğuk tüketebileceğiniz bu lezzetli çay ile iş hayatınızda her zamankinden daha zinde olacaksınız.

     

     

    [h=4]Bereketli sonbahar: Mucize besinler aramayın[/h] Sonbaharın gelmesiyle birlikte pırasa, karnabahar, ıspanak, kereviz, lahana ve brokoli gibi antioksidan kaynağı sebzeleri beslenme programımıza ekleyerek hastalıklardan korunabileceğimizi ifade eden Diyetisyen Aksoy, mucize besin aramak yerine, dengeli beslenme ve porsiyon ölçülerine dikkat etmenin yeterli olacağının altını çizdi. C vitamini açısından zengin, antioksidan kaynağı mandalina, greyfurt, portakal, kivi ve nara, beslenmemizde yer açmamız gerektiğini belirten Dyt. Aksoy, günlük sebze-meyve tüketimimizin 5-7 porsiyon olması gerektiğini söylerken küçük bir uyarıda bulundu: Salatanıza koyduğunuz soslara ve yağ miktarına dikkat etmelisiniz. Limon, sirke veya nar ekşisi kullanabilirsiniz.

    Sağlıklı beslenmenin yanı sıra, haftada 2-3 gün egzersiz yapmanın mutluluk hormonu serotonini artırdığını vurgulayan Dyt. Aksoy, bu sayede sonbaharın çok daha sağlıklı ve mutlu geçirileceğini belirtti.

    [h=4]Su tüketimine dikkat[/h] Havaların soğumasıyla birlikte su tüketiminin azalmaya başladığını söyleyen Diyetisyen Canan Aksoy, "Ancak vücudumuzun suya her zaman ihtiyacı vardır. Kadınların günde ortalama 2 litre, erkeklerin ise 2,5 litre su içmesi gerekir. Çay, kahve gibi içecekler su yerine geçmez. Hatta idrarda artış yaparak, vücudun daha fazla sıvı kaybetmesine yol açar. Yetersiz su tüketimi ayrıca, sindirim sisteminin daha az çalışmasına ve buna bağlı olarak kabızlığa yol açabilir” dedi.

    Diyetisyen Aksoy, suyun hastalıklardan koruyucu etkisini de şöyle açıkladı: "Antioksidan sistemi, aldığımız meyve ve sebzelerle görevini başarıyla yerine getirdi. Şimdi oluşan artık maddelerin hücre dışına atılması lazım. Burada en önemli görev suya düşüyor. Bu nedenle, beslenmeniz kadar yeterli su tüketimine özen göstermek de, hastalıklardan korunmanın en önemli yollarından biridir.”


  6. Olumlama yapıyorsanız veya olumlu cümleler kullanıyorsanız. Bu 7 kelimeyi cümleleriniz de mutlaka kullanın. Size çok faydalı olacağını göreceksiniz.

     

     

     

    Bilinçaltı kodlarınızı değiştirecek 7 kelime.

     

     

     

    ŞANS

     

    Bence en yüksek enerjili kelimelerden biri ve kesinlikle olumlama yaparken kullanılmalıdır.

     

    “Şans yıldızım her gün yükseliyor ve şansım artıyor”

     

     

     

    ENERJİ

     

    Bu kelime bilinçaltı kodlarında yoğun şekilde işleme sebep olan bir kelimedir. Olumlamalarda mutlaka kullanmanız gereken bir kelimedir.

     

    “Bugün enerji doluyum. Enerjim tüm potansiyelimi arttırıyor.

     

     

     

    SEVGİ

     

    Yüksek bilincin kelimesidir. Kaynağa bağlıdır. Kaygılarınızı ve negatif enerjinizi azaltacaktır.

     

    ” Ben sevgiyim. Ben tüm yüreğimde sevgiyi yaşıyorum. Tüm enerjim sevgi kaynağına bağlı.”

     

     

     

    AFFET

     

    Çok güçlü ve güzel bir kelime. Olumlamalarınızda size çok faydalı gelecek bir kelime.

     

    ” Kendimi Geçmişimi ve Tüm Her şeyi affediyor ve Beni engelleyen enerjileri çözüyorum”

     

     

     

    AKIL

     

    Mutlaka kullanmanız gereken bir olumlama kelimesi. Bilince ve bilinçaltına sesleniyor.

     

    “Yaşamım aklımla ve bilgeliğimle yükseliyor. Aklım sorunlarımı çok kolay bir şekilde çözüyor”

     

     

     

    SAĞLIK

     

    Bedenin ve ruhun en önemli ihtiyacı sağlıktır. Mutlaka bu kelimeyi olumlamalarınızda kullanın.

     

    “Sağlıklı ve İyi bir hayatım var. Tüm bedenim sağlıklı ve ruhum dingin”

     

     

     

    HUZUR

     

    Muhteşem değerli bir kelime olumlamalarımızın asıl amacı temelde budur. Olumlamanın en önemli cümlelerini oluşturur.

     

    “Huzur tüm bedenimi ve çevremi sarıyor ve zihnimi kuşatıyor”

     

     

     

    Bu kelimeleri birlikte ayrı ayrı kullanabilirsiniz. Kendi öz olumlama cümlelerinizi keşfedin. Üstünde düşünerek harika cümleler keşfedebilirsiniz.

     

    * Alıntı


  7. Bilinçaltı kavramı hayatımıza girdiğinden beri pek çok kez farklı güçleri olduğunu okumuşuzdur. Fakat bilinçaltının kimsenin bahsetmediği belli güçleri vardır. Evet bunlar kanıtlanamamış ve pek bahsedilmemiş şeylerdir. Bilinçaltının bu 5 gücünü keşfettiğinizde mutlaka kullanmak isteyeceksiniz.

    Hiç biri ispatlanamasa bile bilim adamları tarafından düşünülmüş teorilerdir.

     

    Bilinçaltım tüm yabancı dilleri konuşabilir

    ― Deb Caletti

    1- Bahse girelim bilinçaltı pek çok kez hayatınızı kurtarmıştır ve siz farkına bile varmamışsınızdır. Bilinçaltı siz uyurken bile faaliyettedir. Sürekli 7 – 24 faaliyette olmak zorundadır. Çünkü tüm organların çalışmasını sağlayan odur. Bize 6 his olarak gelen bazı şeyler vardır. Bilinçaltı geçmiş ve gelecek arasında bir kuantum köprüsünün tam ortasında durmaktadır ve bize olasılıklar arasından en uygunu seçmek ile görevlidir. Bazen yoğun bir şekilde hissettiğimiz şeyler hayatımızı değiştirir. Bilinçaltının gelecekteki olası görüntülere ulaşabildiği iddia edilmektedir.

    2- Bilinçaltında tüm cevaplar gizlidir. Bilinçaltı daha büyük bir sistem adına kollektif bilinçaltı dediğimiz bir sisteme bağlıdır. Tüm insanların birleşik bilinçaltı olduğu teorisine yani. O bilinçaltında tüm cevaplar vardır. Tüm cevapların kaynağı bilinçaltında gizlidir. Tüm diller kültürler ve daha fazlası orada kayıtlıdır.

    3- Bilinçaltı büyük resmi ve detayları en ince ayrıntısına kadar görür. Otizm hastalarının bazılarında mükemmel bir detaycılık ve ezber gücü vardır. Bu bilincin, bilinçaltıyla olan değişik etkisi yüzünden olduğu iddia edilmektedir. Kısaca bilinçaltımız her şeyi kayıt eder ve saklar.

    4- Bilinçaltının telepatik ve telekinezi güçleri olduğu iddia edilmektedir. Bilinçaltı maddeye ve akla etki edebilir ve düşünceleri değiştirebilir. İşte bu da bir teoriden öteye geçemese de. Bilinçaltı üstün olan insanların genellikle çok üst düzey yöneticiliklere geldiği iddia edilmektedir.

    5- Bilinçaltı olayları çok hızlı değerlendirir ve o an için en uygun çözümü sunar. Bu tarz durumlar genellikle hayati tehlike altındayken ortaya çıkar. Bilinçaltı bu anda yönetimi devir alır ve size imkansız gelecek çözümler sunar. Bilinçaltı yönetimdeyken imkansız pek çok şey yapan insanlar daha sonra bunları nasıl yaptıklarını bir türlü çözememektedirler.

    • Like 1

  8. Pausanias’ta geçen kurucu Azan’ın, bir su perisi olan Erato ile Yunanistan’daki Arkadya bölgesinin kralı Arkas’ın oğlu olması ise suyun yanına kurulan Aizanoi’a hoş bir göndermedir. Kentin efsanevi kuruluşunda anlaşılan suyun önemi büyüktür; bir su perisinin oğlu olan Azan kurmuştur Aizanoi’u ve belki de sırf bu yüzden su kenarını seçmiştir, kim bilir…

     

     

    Kütahyalı olduğu düşünülen Ezop’un (Aisopos) masallarına da Aizanoi adından ve efsanelerinden uzaklaşarak biraz da arkeolojik verilere göre tarihi Aizanoi Zeus Tapınağı giren kirpi ve tilkinin hikâyesiyle Aizanoi’u anlatmaya başlayarak ezber bozalım. Yerleşimdeki Zeus Tapınağı’nın ilk yönetici -rahibi Euphorbus’un, tapınağa kirpi (eksis) ve tilki (ouanous) kurban edilebileceğini bildirdiği, bu nedenle Aizanoi adının kirpi ve tilki isimlerinin birleşmesinden (eksouanous) türetildiği anlatılır. Sevimli bir kirpi ile akıllı bir tilkinin adını taşıyan bu hayvan dostu kent Aizanoi, günümüzde Kütahya’nın 48 km güneybatısındaki Çavdarhisar ilçesindedir. İstanbul’a yaklaşık 4, Ankara’ya 3, İzmir’e ise 3-3.5 saatlik bir mesafede olup, çok uzağınızda sandığınız ama aslında çok yakınınızdaki sessiz kentlerden biridir. MS 1. yüzyılda yaşamış Strabon’a göre ise (12. 576) Aizanoi, Phrygia Epiktetos’taki Aizanitis’in baş şehri olup, deniz seviyesinden 1085 metre yükseklikte bir plato üzerine ve Rhyndakos Nehri’nin kollarından Penkalas Çayı’nın (Kocaçay) iki yanına konumlandırılmıştır. Yani içinden su geçen ve sırf bu yüzden bile özel olmayı hak eden şehirlerdendir. Yakınındaki mermer ocaklarından alınan mermerlerle anıtsal ölçülerde inşa edilmiş kamusal ve dini yapılara sahip, geçmişinin görkemli ama bir o kadar da yorgun izlerini sessiz, sedasız 21. yüzyıla taşımış bir kent olduğunu da eklemek gerekir bu satırlara… MS 6. yüzyılda yaşamış Byzantionlu Stephanos, Aizanoi adının, Tantalos’un oğlu Aizen’den geldiğini söylemiştir. MS 2. yüzyılda eserini yazmış Pausanias ise (10.32. 3; 8.4.3) kentin Arkas’ın oğlu Azan tarafından kurulduğu bilgisini vermiştir. Pausanias’ta geçen kurucu Azan’ın, bir su perisi olan Erato ile Yunanistan’daki Arkadya bölgesinin kralı Arkas›ın oğlu olması ise suyun yanına kurulan Aizanoi’a hoş bir göndermedir. Kentin efsanevi kuruluşunda anlaşılan suyun önemi büyüktür; bir su perisinin oğlu olan Azan kurmuştur Aizanoi’u ve belki de sırf bu yüzden su kenarını seçmiştir, kim bilir…

    ilk kez Orta Paleolitik Döneme yani günümüzden yaklaşık 400.000 yıl öncesine ait olduğu düşünülen taşların tespiti; yerleşimin tarihini hayli erken dönemlere çekmekle birlikte, verilerin detaylı değerlendirilmesinin ardından daha net sonuçlara ulaşılacaktır. Paleolitik Çağdan biraz daha yakın çağlara doğru ilerlendiğinde karşılaşılan bir diğer önemli arkeolojik veri ise Zeus Tapınağı’nın üzerine inşa edildiği tepenin aslında bir höyük olması gerçeğidir. Aizanoilular Roma Döneminde Zeus Tapınağı’nın ve Dor sütunlu avlunun inşası için prehistorik höyüğü, kısmen tahrip etmiştir. Burada yapılan kazılarda Tunç Çağına ait, zemini kerpiç ve çakıldan oluşturulmuş, şevli duvarlara sahip iki mekân tespit edilmiştir. Mekânlar, Roma Dönemi Zeus Tapınağı’nın yekpare mermer sütunları karşısında hayli mütevazı kalmakla birlikte, Aizanoi’un çok daha erken dönemlerine ait yerleşim izlerini göstermesi bakımından son derece önemlidir. Tespit edilen botanik artıklarının laboratuvarda incelenmesiyle mekânlar MÖ 2900 ve 2600 yılları arasına tarihlendirilmiş ve günlük yaşamın dışında, daha merkezi donanıma sahip oldukları önerilmiştir. Aizanoi adının daha fazla duyulmaya başladığı ve arkeolojik verilerin giderek arttığı dönem ise Hellenistik’tir. Bu dönemde Aizanoi, Attaloslar ile Bithynia krallıkları arasında sürekli el değiştiren dini bir yerleşim konumunda olup, ilk kez, I. Attalos, MÖ 216-213 arasında zapt etmiş, MÖ 197 yılında ise Bithynia Kralı I. Prusias tarafından krallığına dahil edilmiştir. Aradan 9 yıl geçmiş ve bu sefer Pergamon ile Roma arasında yapılan Apameia Barışı (MÖ 188) ile Aizanoi, yeniden Attaloslar Krallığı’na geçmiştir. MÖ 133 yılında ise Attaloslar’ın öngörülü kralı III. Attalos’un vasiyeti ile Pergamon toprakları Roma’ya verilmiş, doğal olarak Aizanoi’da da Roma hegemonyası başlamıştır. İlk sikkelerini MÖ 133 yılından sonra basan Aizanoi’un kendi sikkelerini darp etmesi ise bir polis konumuna geldiğini gösteren işaretlerden biri olarak değerlendirilebilir. Kamu binalarının yapımı ve kentsel altyapı oluşumu ise Erken İmparatorluk Döneminde başlamıştır. Aizanoi’un Hellenistik ve Erken Roma Devri yerleşim evrelerine dair buluntulara bakıldığında; 1998 yılında Zeus tapınak alanının güney köşesindeki moloz tabakadan bulunmuş ve şimdi Kütahya Müzesinde sergilenen özenli işlenmiş Hellenistik baş, Aizanoi’daki Hellenistik yaşam kültürünün kazısı başlatılan kuzey nekropoliste Geç Hellenistik ve Erken Roma dönemlerine ait çok sayıda buluntunun gelmesi ise Aizanoi’da Geç Hellenistik Döneme ait bilginin artmasını sağlamıştır.

     

    Yazı : Elif Genç

     

    19422f488a2859ee912ac612e3bb9d94d0ff1446300693_w500.jpg

     

    1942587643a84f4a83c49e474a4a9e7e03c81446300792_w500.jpg

     

    1942db268d3b13fe5773ae7e613c25b4670a1446300826_w500.jpg


  9. Sonbahar, cildimizi kışa hazırlamak ve güneşin olumsuz etkilerinden arındırmak için önemli bir mevsim.

     

    Yazın bedenimize enerji veren ve cildimize bronzluk etkisi sağlayan güneş, sonbaharda ise cilt lekeleriyle zararlı yüzünü gösteriyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Ahu Çiler Çıkım, sonbaharın leke tedavisi için en uygun mevsim olduğuna dikkat çekti."Deriye rengini veren melanin, UV ışınlarına karşı melanosit denen derinin bazı hücreleri tarafından sentezleniyor. Melanin miktarındaki artış veya melanositlerin artışları ile cildimizde bazı renk değişiklikleri ortaya çıkıyor " diyen Çıkım, güneş lekeleri ve tedavi yöntemleri hakkında şunları söyledi: Melasma (kloasma), özellikle alında, dudaklarda, yanaklarda simetrik olarak oluşmuş kahverengi lekelerdir. Gebelikte görülen formuna kloasma (gebelik maskesi) denir. Gebe olmayanlarda da sebepsiz yere veya doğum kontrol hapı kullananlarda, menopozda, difenilhidantoin kullanımında, nadiren ise genetik olarak görülebilir. Melanosit sayısında artış yoktur, fakat melanin miktarında artış vardır. Lentigo, özellikle kırklı yaşlardan sonra, açık tenli kişilerde, el sırtı, omuzlar, gövde ön bölge ve sırt üst kısımlarda daha sık rastlanan açık kahverengi, yıldızsı lekelerdir. Çillerle çok karışır. Yaz-kış deride kalır ve çillerden daha büyüktür. Melanosit sayısında ve melanin miktarında artış vardır. Efelidin, halk arasında "çil" olarak adlandırılır. Özellikle burun kenarları, yanaklar, ön kol, gövde üst kısmı gibi güneş gören bölgelerde, çok sayıda, sıklıkla ailesel geçişli bir tablodur. Melanosit sayısı normaldir, fakat melanin miktarı artmıştır. Çillerin lentigodan farkı güneşe çıkılmadığı zamanlarda solmaları, hatta kaybolmalarıdır. Çiller için herhangi bir tedaviye gerek olmadığını vurgulayan Dr. Çıkım, "Çünkü kişi güneşe çıkmayı bıraktığı takdirde bir sonraki yaza kadar zaten lekeler kendiliğinden yok olur. Fakat yine de tedavisi istenirse; kimyasal peeling, kriyotepi ve lazer uygulamalarıyla çil tedavisinde başarılı sonuçlar elde ediyoruz" dedi. GÜNEŞ LEKELERİNDEN KURTULMAK MÜMKÜN Uzm.Dr. Ahu Çiler Çıkım, Güneş lekelerine kafa tutan tedaviler2 olarak nitelendirdiği yöntemler hakkında ise şu bilgileri verdi: Kimyasal peeling: Kimyasal peeling tedavilerinde amaç, ciltteki renk farklılıklarını gidermek ve cildi canlı hale getirmektir. Bu amaçla cilde kimyasal maddeler uygulanır. Kullanılan ajanlara göre, yüzeysel, orta ve derin peeling diye 3 'e ayırmak mümkündür. Açık tenli kişilerde daha iyi sonuçlar alınır. Koyu tenli kişilerde uygulanması halinde lekenin daha da koyulaşma riski vardır. Mutlaka dermatolog tarafından uygulanmalıdır.Kriyoterapi: Sık kullanım alanları siğil ve nasır tedavisi olan kriyoterapi leke tedavilerinde de kullanılmaktadır. Uygulamada sıvı nitrojen kullanılır. İşlemden sonra o bölgede kızarıklık, zaman içerisinde lekede koyulaşma, kabuk bağlama, sonrasında kabuğun düşmesi ile lekenin renginde açılma gözlenir. Birkaç uygulama gerekebilir. Lazer tedavileri ve yoğunlaştırılmış ışık sistemleri( IPL): İntense pulsed light( IPL) ( aslında lazer değildir, yoğunlaştırılmış ışık sistemidir), Q-switched lazerler ve Fraksiyonel lazerler bu amaçla kullanılabilecek lazerlerdir. Fakat hasta seçimi iyi yapılmaz ise lekelerde artış veya iyileşen lekenin daha belirgin halde geriye dönmesi görülebilir.

    Topikal tedaviler: Leke tedavisinde güneşten korunmak esastır. Yaz aylarında en az 30 faktör bir güneş kremi, dışarı çıkmadan 30 dakika önce sürülür ve güneşin aktif olduğu 10 ile 17 saatleri arasında 2 saatte bir tekrar edilir. Aslında güneş kremleri sadece yazın değil, kış aylarında da kullanılmalıdır. Çünkü kışın bulutlar güneş ışınlarının ancak yarısını tutabilirler. Ve güneşin yıllar boyu bu birikici etkileri hem güneş lekelerinin daha kalıcı olmasına sebep olabilir, hem de tedavinin uzamasına, yeterli yanıt alınamamasına neden olabilir.


  10. · Bu iş için özellikle ayrılmış bir tasa, yada avucunuza temizleyici maddeden yeterli miktarda koyun.

     

    · Tüm yüzünüze ve boynunuza parmaklarınızın ucuyla kalınca bir tabaka halinde sürün.

    · Yüzünüzün ortasından başlayıp, hafif , daireler şeklinde sürerek ürünün dokulara işlemesini sağlayın.

    · Alından başlayın, burnun başladığı yerden şakaklar yönünde dairesel hareketlerle saçların başladığı yere kadar yükselin.

    · Sonra, piramidal dan hareket edip, gözün alt çemberinden geçerek kulağın üst kısmına kadar yükselin

    · Daha sonra dudağın üst çemberinden hareket edip kulak memesine kadar ilerleyin, elmacık kemiği boyunca işlemi sürdürün, çene altı için de aynı hareketi uygulayın

    · Boyun için de aynı şekilde, ortadan başlayıp iki yana doğru, ilk önce boynun başladığı yerde, ardından köprücük kemiğinin hemen üstünde aynı hareketleri uygulayın. Makyaj temizleyicinin tüm izlerini makyaj temizleyici bir kağıtla ortadan kaldırın.

    · İkinci bir uygulama yapı, bu kez iki elinizle simetrik bir şekilde bir perdahlama hareketi gerçekleştirin. Hareketin sırası ve yönleri aynı olacak. sadece boyunda yukarıdan aşağıya doğru uygulanacaktır.

    · Alt ve üst göz kapaklarına gelince, iç köşeden dış köşeye, dış köşeden iç köşeye doğru dış köşeyi bir parmağınızla tutarak okşamayı andıran hafif dairesel hareketler uygulayın.

    · Kullanılan makyaj temizleyicinin türüne göre; eğer bir süt kullanmışsanız bir süngerle yıkayarak temizleyin. Eğer söz konusu olan bir krem yada pelteyse ıslatılmış bir pamuk kullanın; bir sabun-krem ya da ikili bir süt uygulamışsanız bol su ile yıkayın.


  11. [h=1]Göğüslerinizin sarkmasına neden olan 6 hata[/h] Göğüslerinizin sarkmasına neden olan, fark etmeden yaptığınız birçok hata var. İşte detaylar...

     

    Göğüs sarkması göğüs derisinin esnekliğini yitirmesi ve sarkması derinin altında bulunan kolajenin bozulmasından kaynaklanıyor.

    Göğüs sarkmasına neden olan bazı hatalar...

    Ani kilo alıp verme

    Sağlıksız diyetler hem verdiğiniz kiloları hızla geri almanıza hem de göğüslerinizin sarkmasına neden oluyor. Ani kilo alıp vermelerde cildiniz doğal gerginliğini yitirdiği gibi elastikiyetini kaybediyor. Bu durumda genelde yağdan oluşan göğüsler de olumsuz etkileniyor.

    Sigara içmek

    Sigara içmek sadece ciğerlerinize değil, göğüslerinizi de zarar veriyor. Sigara içtiğinizde kan akışının yavaşlaması cildi olumsuz yönde etkiliyor. Böylece ciltte yaşlanma ve sarkmalar belirebiliyor.

    Yanlış sütyen seçimi

    Göğüslerin sütyen tarafından desteklenmemesi sonucu sarkmalar görülebiliyor. Yanlış sütyen bedeni seçimi, göğüsleri tam toparlamayan ve desteksiz sütyen kullanımı göğüslerde sarkmalara neden olabiliyor. Bu yüzden desteksiz sütyen kullanma alışkanlığınız varsa derhal terketmeniz gerekiyor.

     

    14756516870.44924700.jpg

     

     

    Güneşten korunmamak

    Güneş koruyucu krem olmadan yoğun güneşe maruz kalmak cildin yaşlanmasına ve kırışmasına neden oluyorsa aynı şey göğüsleriniz için de geçerli. Güneş ışınlarına maruz kalan cildin zarar görmesi ve kolajende oluşan değişiklikler göğüsleri olumsuz yönde etkiliyor. Dekolteniz olsun ya da olmasın, yaz-kış demeden göğüslerinize de güneş koruyucu kremler uygulamayı ihmal etmeyin.

    Yanlış spor yapımı

    Bazı uzmanlar koşmanın veya ileri-geri şeklinde yapılan bazı egzersizlerin göğüsteki kolajene zarar verdiğini öne sürüyor. Ağır spor yapmak da göğüslerinize zarar veriyor. Size elbette spor yapmayın demiyoruz ancak spor yaparken de göğüslerinize uygun sütyen tercih etmeniz gerekiyor.

    Yeterli su tüketmemek

    Su içmenin cilde pek çok yararı olduğunu biliyoruz. Peki ya yeterince su içmemek? Yeteri kadar su tüketmemek cildin gerginliğini kaybetmesine ve yaşlanmasına yol açarak göğüslerinizin sarkmasına sebep olabiliyor.


  12. [h=1]Ağız ve diş sağlığınız için şekersiz sakız çiğneyin[/h] Şekersiz veya tatlandırıcı içeren sakızlar, ağız ve diş sağlığı için faydalı ancak çiğneme süresine dikkat edilmeli. İşte önemli bilgiler...

     

    Diş Hekimi Pertev Kökdemir uyarıyor: "Şekersiz veya tatlandırıcı içeren sakızlar ağız ve diş sağlığı için faydalı ancak 15-20 dakikadan fazla çiğnemeyin!”

    "Tatlandırıcılı sakız çiğnemek dişlere faydalı ancak sakız çok büyük olmamalı ve 15-20 dakikadan uzun süre çiğnenmemelidir" diyen Diş Hekimi Pertev Kökdemir, bu konuyu şöyle açıklıyor:

    "Çünkü çene kaslarımız da vücudumuzun diğer kasları gibi belli bir süre sonra yorulmaya başlar. Çok uzun süre sakız çiğnenmesi bu kaslarda deformasyona ve ağrılara sebep olabilir.”

    [h=4]Tek tarafla çiğnemeyin[/h] Sakız çiğnemenin diş sağlığı üzerindeki avantaj ve dezavantajlarına değinen Diş Hekimi Pertev Kökdemir, şunları kaydetti:

    "Çene eklemi oldukça küçük ve hassas bir eklemdir. Sakızın tek taraflı çiğnenmesi o taraftaki eklemde fazla kullanıma bağlı problemlere yol açabilir. Çene eklemleri de diğer eklemler gibi bir kere hasar gördü mü vücut bu hasarı bir daha onaramaz ve çene ekleminden ses gelmesi, ağzın açıkken takılı kalması veya çenenin kilitlenmesi gibi problemler ortaya çıkabilir.”

    [h=4]Tek taraflı çiğnemek yüzün simetrisini bozabilir[/h] Diş Hekimi Kökdemir; "Ayrıca sürekli tek tarafta sakız çiğneme alışkanlığı olması, bir süre sonra çiğneme yapılan taraftaki kasların yüzün diğer tarafındaki çene kaslarına oranla daha fazla büyümesine ve yüzde asimetri oluşmasına sebep olabilir” şeklinde uyardı.

    [h=4]Dişleri temizliyor[/h] Tüm bu nedenlerden dolayı şekersiz veya tatlandırıcılı sakızların çenenin her iki tarafıyla ve kısa süre çiğnenmesi gerektiğini vurgulayan Diş Hekimi Pertev Kökdemir; "Sakızın yemeklerden sonra çiğnenmesi ise tükürük salgısının artmasına, çiğneme sırasında oluşan mekanik kuvvetlerle de dişlerin temizlenmesine yardımcı olur. Bununla birlikte tatlandırıcı içeren sakızlarda bulunan beş karbonlu şeker, bakteriler tarafından besin olarak kullanılamaz ve ayrıca bakteri üremesini de azaltır. Bu yönleriyle şekersiz veya tatlandırıcılı sakızlar ağız ortamı için faydalıdır diyebiliriz” ifadelerini kullandı.


  13. [h=1]Strese dayalı yemek yeme ile başa çıkma yolları[/h] Hem fiziksel hem de ruhsal sağlığınızı korumak için strese dayalı yemek yeme ile başa çıkabilmeyi öğrenmelisiniz. Peki nasıl?

     

    Stresin yemek yeme rutinini bozduğunu söyleyen Herbalife Global Fitness Eğitim Direktörü Samantha Clayton; bu tarz dönemlerle başa çıkma yöntemlerinin kişilerin sağlık, kilo ve fitness hedeflerini önemli ölçüde etkilediğini belirtti.

    Duygularımız, vücudumuzu ve egzersiz alışkanlıklarımızı etkiler. Duygusal stresimizin arttığı dönemlerde yeme alışkanlıklarımız ile beraber kilo kontrolümüzü kaybedebilir ve stresle artan güvensiz bir dönem yaşayabiliriz. Herbalife Global Fitness Eğitim Direktörü Samantha Clayton, "Stresli anlarda dengeyi koruyamamak, sağlık ve moral açısından önemli sonuçlar doğurabilir” diye konuştu.

    İşte Clayton'dan strese dayalı yemekle başa çıkma yöntemleri:

    Öncelikle, sağlığınızı ve fitness hedeflerinizi korumanıza yardımcı olması açısından kendinize bazı sorular sorarak başlayabiliriz:

    • Stresli veya duygusal bir durumla karşılaştığınızda dengenizi korumak için nasıl bir yol izliyorsunuz?

    • Stres anlarında yemek yiyenlerden misiniz yoksa yemeden içmeden mi kesilirsiniz?

    • Stres anlarında oturur musunuz yoksa meseleyi kafanızdan atmak için egzersiz mi yaparsınız?

    Duygularınız sizi ele geçirdiğinde odak noktanızı kaybetmemek için başvuracağınız bazı yöntemler ise aşağıdaki gibidir:

    [h=4]Bir liste yapın[/h] Yapılacaklar listesi hazırlamak, tüm görevleri tamamlamanıza yardımcı olacaktır. Yaptıklarınızı listede işaretlediğinizde kendinizi iyi hissedersiniz ve sorumluluklarınızı aksatmanın yol açacağı ilave stresten kaçınmış olursunuz. Kafanız başka şeylerle meşgul olsa bile, yapılacaklar listesi sorumluluklarınızı atlamamanızı sağlayacaktır.

    [h=4]Öğünlerinizi planlayın[/h] Öğünleri önceden planlamak, yemek yemeyi atlamanızı veya abur cubur yemenizi önleyecektir. Market alışverişiniz için meyve ve sebzelerin ağırlıkta olduğu bir liste hazırlayın. Stresli anlarda vücudunuzun gerekli yakıtı alması önemlidir.

    [h=4]Eğlenceli aktiviteler planlayın[/h] Beklediğiniz bir şeyin olması, ruh halinizi düzeltmeye yardımcı olur. Yoga kursu ya da arkadaşlarla veya aileyle düzenlenen bir bowling gecesi gibi basit bir şey olabilir. Evden dışarıda biraz zaman geçirmeyi planladığınızda, içinde bulunduğunuz duygusal durumu değiştirebilirsiniz.

    [h=4]Yürüyüşe zaman ayırın[/h] Evde veya ofiste, düzenli yürüyüş molaları planlayın. Yürüyüş zihninizi temizlemenin yanı sıra, temiz hava almanızı ve aklınız başka şeylerle meşgulken bile aktif kalmanızı sağlayan mükemmel bir yöntemdir.

    [h=4]Arkadaşlarınızla ve ailenizle zaman geçirin[/h] Stresli anlarda sevdiklerinizle zaman geçirmeniz, zihninizi sorundan uzak tutmaya yardımcı olabilir. Bir yerlerde oturmak yerine aktif zaman geçirmek çok daha iyi bir yöntemdir çünkü bu size hiçbir yardımı dokunmayacak düşüncelerden uzak kalmanızı sağlayacak bir fırsattır. Sevdiklerinizle zaman geçirmek, güç anlarda ihtiyaç duyduğunuz desteğe kavuşmanızı da sağlayacaktır.

    [h=4]Sağlıksız atıştırmalıklardan uzak durun[/h] Şekerli gıdalar tüketmek, yalnızca geçici bir süre iyi hissetmenizi sağlar. Sisteminize ekstra şeker yüklemek enerji seviyenizi geçici olarak yükseltebilir ancak sonrasında bir dibe vuruş yaşamanız kaçınılmazdır. Protein açısından zengin sağlıklı atıştırmalıkları tercih etmenizi öneririm.

     

    Duygusal olarak kendinizi iyi hissetmeniz, fiziksel sağlığınız açısından son derece önemlidir. Bu ikisi birbiriyle yakından bağlantılıdır, bu nedenle ne yaptığınızın farkında olun ve sağlığınızı korumaya çalışın.

    • Like 1

  14. Stres, hareketsiz yaşam ya da beslenme biçimi gibi farklı nedenlerden dolayı yaşadığınız kabızlık sorununa Beslenme Uzmanı Dilara Koçak çözüm getirdi.

     

    Bağırsak hareketlerinde zorluk, dışkı geçişinin ağrılı olması ve tuvalete çıkışın uzun süre olmaması durumu olarak adlandırılan kabızlık, pek çok kişinin hayatını olumsuz etkileyebiliyor.

    Kabızlığa dair bilinmesi gerekenleri Beslenme Uzmanı Dilara Koçak açıkladı:

    [h=4]Kabızlığın nedenleri[/h] Kabızlık beslenme ile doğrudan ilişki içerisindedir. Yeterli sıvı tüketilmediğinde, posalı yiyeceklerden yenilmediğinde, yeterli egzersiz yapılmadığında veya uzun süreli uygulanan yağsız diyetler sonucunda kabızlık problemiyle karşılaşmak olasıdır. Bunların dışında, kalın bağırsaklarda fonksiyon bozukluklarına bağlı olarak ya da bir başka hastalığın semptomu olarak kabızlık gelişebilmesi de mümkündür. Vücut suyunun %10 gibi bir oranda azalması kabızlığa yol açmak için yeterlidir. Bu nedenle özellikle yeterli sıvı alımı çok büyük önem taşır.

    [h=4]Kabızlık nasıl giderilir[/h] Genellikle posadan zengin besinler (meyve, sebze, tam tahıllı ürünler) tüketmek, bol sıvı almak ve bol egzersiz yapmak sorunu çözebilir. Bu nedenle lif miktarını artırın. Beyaz ekmek ve rafinera tahıllar yerine tam tahıl ürünleri ile baklagilleri kullanın. Yani pirinç yerine bulgur, tam buğday ekmeği gibi. Meyveleri soymadan tüketin. Elma, armut gibi meyveleri kabuklu tüketin, diyetteki lif miktarını artırın. Kabızlığınızın şiddetli olduğu dönemde elma, ayva ve muzdan uzak durun bunlar yerine, armut, karpuz, kavun tercih edin. Ancak kronik kabızlık yaşıyorsanız mutlaka doktora ve beslenmenizi düzenlemesi için bir diyetisyene başvurmalısınız.

     

     

    [h=4]Kabızlığa iyi gelen marmelat tarifi[/h] Malzemeler

    - 1 Kuru incir

    - 2 kuru kayısı

    - 2 kuru erik

    Nasıl yapılır

    - Hepsi ince ince doğranıp 1,5 çay bardağı suda haşlanır.

    - Üzerine 1 tatlı kaşığı keten tohumu ve 1 tatlı kaşığı zeytinyağı eklenip karıştırılır.

    - Bu karışımı üçe bölüp her sabah 2 bardak su ile tüketebilirsiniz.

    Kabızlık ilaçlarını içmeli mi

    Kabızlık genellikle zararsızdır, ama başka ciddi problemlerin işaretçisi veya nedeni de olabilir. Bu nedenle çözüme hemen ulaşmak için laksatif içerikli ilaçlar, sinameki içerikli bitki çayları ve lavman doktora danışılmadan kullanılmamalıdır, çünkü bu ilaçların uzun süre kullanımı bağırsak tembelliğini oluşturacaktır.


  15. Başınız ağrıdığında alacağınız birkaç küçük önlem ile ağrının şiddetini azaltabilirsiniz.

     

    Baş ağrısı, her yaşta görülebilen ve birçok kişinin tecrübe ettiği, çeşitli rahatsızlıklara bağlı olarak veya yaşam tarzından kaynaklı olarak ortaya çıkabilen bir rahatsızlık türüdür.

    Bu yöntemleri deneyerek siz de baş ağrısından kurtulabilirsiniz.

    [h=4]Bir fincan kahve[/h] Kafein baş ağrısını azaltır. Ağrı başlarken, henüz şiddetlenmeden içeceğiniz bir fincan kahve ağrının şiddetlenmesine engel olur.

    [h=4]Lavanta kokusu[/h] Lavanta kokusu rahatlatır ve baş ağrısı üzerinde sağaltıcı etkisi vardır. Birkaç damla lavanta yağı ile boynunuza ve şakaklarınıza yapacağınız masaj ağrıyı biraz dindirir. Sıcak su içine birkaç damla lavanta yağı damlatıp teneffüs etmek de işe yarar. Elinizin altında lavanta yağı yoksa, lavanta kokuları da iş görür.

     

    14744587180.67331500.jpg

     

     

    [h=4]Kendinize dokunun[/h] Hafif canınız yanacak ama kendinize dokunmalarınız çok işe yarayacak.

     

     

    - Kulaklarınızı baş ve işaret parmaklarınız arasında ikiye katlayın. 1 dakika sıktıktan sonra bırakın.

     

     

    - Kulak memelerinize 1 dakika süreyle mandal takın.

     

     

     

     

    - Bir elinizin işaret parmağıyla baş parmağı arasındaki bölgeyi diğer elinizin baş ve işaret parmakları arasında sıkın. Bu işlemi 1 dakika sonra diğer elinize de uygulayın.


  16. Sabahları kalktığınızda el ve ayaklarınızda şişme, göz kapaklarınızda ödem oluyorsa, sebebi kronik böbrek yetmezliği olabilir.

     

    Son yıllarda böbrek hastalıklarında artış yaşanıyor. Memorial Şişli Hastanesi Böbrek Nakli Merkezi Başkanı Doç. Dr. Burak Koçak, kronik böbrek yetmezliğinin sinsi bir hastalık olduğunu belirterek, "Sabah kalktığınızda el ve ayaklardaki şişme, göz kapaklarındaki ödem gibi belirtiler kronik böbrek hastalığını gösterir" şeklinde konuştu. Çocuklarda daha az görülen böbrek yetmezliklerinin daha çok doğumsal nedenlerden kaynaklandığını söyleyen Doç. Dr. Koçak, ciddi uyarılarda bulundu.

    [h=4]Belirtileri ve tedavisi[/h] Kronik böbrek yetmezliğinde erken tanının önemli olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Koçak, diyabet, yüksek tansiyon ve aşırı kilonun, böbrek yetmezliğinin önemli nedenleri arasında yer aldığını ifade ediyor. Böbrek yetmezliğinin en doğru tedavisinin böbrek nakli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Koçak, "Kronik böbrek yetmezliği hiçbir belirti vermeden de gelişebilir" diyerek sözlerine şöyle devam etti.

    "Böbreklerin vücut için hayati olan süzme fonksiyonunu tam olarak veya hiç yerine getirememesi böbrek yetmezliği olarak tanımlanabilir. Vücudumuz çalışırken sürekli zehirli atıklar ortaya çıkar. Böbreklerimiz de bu atıkların vücuttan atılmasını sağlar. Kronik böbrek rahatsızlığı durumunda vücut bu atıkları biriktirir. Bir yetişkinde böbreklerin süzme fonksiyonu 80 ile 125 arasındadır. Hastalık başladığında belirti vermez. Süzme oranı 30'lara düştüğünde şikayetler yaşanır. Böbrekler işlevini yüzde 80 yitirmiştir. Kronik böbrek rahatsızlığı ilerlediğinde halsizlik, ödemler artar. Süzme değeri yüzde 10'un altına düştüğünde hastanın yaşamını sürdürmesinin iki yolu vardır. Bunlar diyaliz ve böbrek naklidir."

     

    [h=4]Basit bir testle anlamak mümkün[/h] Kronik böbrek yetmezliğinde erken tanının önem taşıdığını söyleyen Doç. Dr. Burak Koçak, şöyle konuştu: "Bu durum basit testlerle anlaşılabilir. İdrarda kan hücrelerinin olması ya da protein atılımının görülmesi böbrek yetmezliğinin erken habercisidir. Aynı zamanda kan testindeki serum kreatinin değerleriyle de böbrek yetmezliği kendini gösterir."

    [h=4]Kendinizi kontrol edin[/h] Böbrek yetmezliği farklı belirtiler de veriyor. Geceleri idrara sık çıkma, kan dolaşımındaki atıklar nedeniyle ciltte kaşıntı, ağızda metalik tat, bulantı, kusma ve iştahsızlık ile üst sırt bölgesinde yaşanan ağrılar böbreklerde sorun olduğunu işaret ediyor.

     

     

    [h=4]Doğal gıdalar koruma sağlar[/h] Yoğurt

    Kalsiyum ve D vitamini zengini yoğurt böbrek sağlığını korur. Özellikle yemek aralarında tüketilen yoğurdun böbrek sistemini düzenleyici ve çalışmasına yardımcı etkisi vardır.

     

    Kabak çekirdeği

    Çinko ve demir minerallerini fazlasıyla içeren kabak çekirdeği, Omega-3 etkisi ile de böbrek hastalıklarında etkilidir. Şeker dengeleyici ve böbrek sistemlerini temizleyici etkisi yüksektir.

     

    Elma

    Özelikle kırmızı elma, böbrek hastalıklarının tedavisine destek verdiği gibi hastalıklara yakalanmamak için koruyucu bir kalkan görevi de üstlenir. Böbreği temizler ve lif içeriği ile süzme işlemini en iyi şekilde gerçekleştirmesine yardımcı olur. Günde orta boy bir elma böbrek sağlığı için önemlidir.

     

    Balkabağı

    Özellikle böbrek taşı sorunlarına karşı etkilidir. Balkabağındaki kalsiyum, böbrek taşı oluşumunu önler.

     

    Maydanoz

    C vitamini etkisi yüksek olan maydanoz, böbrekleri temizler ve çalışmasına destek olur.

     

    Mürdüm eriği

    Böbrek başta olmak üzere, kalp ve kolesterol hastalıklarına da iyi gelir.

     

    Somon

    Omega-3 içeriği yüksek balık grupları, böbrek hastalıklarında toparlayıcı ve tedavi edici role sahiptir.

     

    Pirinç

    Pirinç ve pirinç lapaları böbrek hastalıklarında kaybolan kalorilerin yerine konması ve hastalık seyrinin düzelmesi, yaşam kalitesinin artması açısından oldukça önemlidir. Pirinç şeker hastalıklarında dikkatli tüketilmelidir. Yüksek şekeri olan böbrek hastalarında hastalığın seyrini olumsuz yönde değiştirebilir ancak şekerin düzenlendiği durumlarda pirinç bizlere böbreklerin olumlu yönce tedavi edilmesinde yardımcı olur.

     

    Yaban mersini

    Böbreklerin korunmasında idrar yollarına antiseptik etki sağlayan doğal bir besin kaynağıdır. Böbrek rahatsızlıklarının giderilmesinde oldukça faydalıdır.

     

     

     


  17. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Geysu Karlıkaya, Alzheimer hastalığı hakkında toplumda “doğru” sanılan “yanlış” bilgileri anlattı.

     

    Alzheimer hastalığı sadece ileri yaşta ortaya çıkar. Tanısı konulduğunda yaşam bitmiştir. Grip aşıları, diş dolguları Alzheimer hastalığına yol açar. Bu cümleler, toplumda en sık görülen demans (bunama) çeşidi olan Alzheimer hastalığı hakkında toplumda yerleşmiş olan hatalı bilgilerden sadece birkaçı. Kulaktan kulağa yayılan bu yanlış bilgilerin bazıları kişilerin gereksiz yere kaygıya kapılmalarına yol açarken, bazıları ise tam aksine hekime geç başvurmalarına neden olabiliyor.

    Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Geysu Karlıkaya'nın, Alzheimer hastalığı hakkında toplumda "doğru” sanılan "yanlış” bilgileri anlattı.

    1) Yanlış: Alzheimer hastalığı normal yaşlanma sonucudur.

    Doğrusu: Yaşlandıkça hafif düzeyde unutkanlıklar olması, örneğin yeni tanışılan birinin isminin unutulması, anahtarların kaybedilmesi veya ilk defa gidilen bir yerde yolun şaşırılması normal olabiliyor. Alzheimer ise unutkanlık dışında bulguların da eşlik ettiği bir hastalık. Hafıza kaybına ek olarak başka bilişsel alanlarda da bozukluklar ortaya çıkıyor ve giderek diğer alanlara yayılıyor. Beyin hücrelerindeki hasar sebebiyle çok uzun yıllardır tanınan kişilerin isimleri veya yıllardır her gün gelinen evin yolu unutulabiliyor.

    2) Yanlış: Alzheimer hastalığı sadece ileri yaşta ortaya çıkar.

    Doğrusu: Nadiren de olsa Alzheimer hastalığı 30-40'lı yaşlarda da görülebiliyor. Bu durum genellikle genetik geçişli Alzhemier hastalığında gelişiyor.

     

    3) Yanlış: Annem Alzheimer hastası. Benim de Alzheimer hastası olma riskim çok yüksek.

    Doğrusu: Günümüzde yaşam süresinin uzaması nedeniyle Alzheimer hastalığı görülme sıklığı arttı. Öyle ki 65 yaş üzerindeki kişilerde bu oran yüzde 10 iken, 85 yaş üzerinde yüzde 50'ye yaklaşıyor. Bu sebeple de hemen herkesin belli bir yaş üzerindeki aile üyelerinden biri Alzheimer hastası oluyor. Genetik geçişli Alzheimer hastalığı tüm hastaların sadece yaklaşık yüzde 5'ini oluşturuyor. 65 yaşından sonra başlayan Alzheimer hastalarında genetik geçiş olma olasılığı 30-60 yaş arasında başlayan hastalara göre çok daha düşük seyrediyor.

    4) Yanlış: Grip aşıları, alüminyum tencerelerde pişen yemekler, alüminyum kutulardan içilen içecekler, diş dolguları ve bazı suni tatlandırıcılar Alzheimer hastalığına sebep olur.

    Doğrusu: Bilimsel olarak böyle bir ilişki gösterilememiştir.

    5) Yanlış: Bunamanın tek sebebi Alzheimer hastalığıdır.

    Doğrusu: Alzheimer hastalığı bunamanın en sık görülen sebebidir. Ancak tedavisi çok daha kolay olan vitamin eksiklikleri, hormonal bozukluklar, hidrosefali vb. pek çok hastalık da benzer bulgulara sebep olabiliyor. Bu nedenle kesin tanı bunama belirtileri olan kişilerin nöroloji uzmanları tarafından ayrıntılı değerlendirilmesinden sonra konulmalı.

     

    6) Yanlış: Alzheimer hastalığının tedavisi mümkündür.

    Doğrusu: Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Karlıkaya, günümüzde Alzheimer hastalığını tedavi etmenin veya ilerleyişini durdurmanın mümkün olmadığını belirterek, "Verilen ilaçlar, bulguların kötüleşmesini yavaşlatmak, davranış bozukluklarını düzeltmek ve komplikasyonların önlenmesine yönelik oluyor” dedi.

    7) Yanlış: Alzheimer hastalığı önlenebilir/önlenemez.

    Kısmen doğru: Hastalığı önleyici bir ilaç olmadığı bir gerçek. Ancak sağlıklı ve dengeli beslenme, Akdeniz diyeti, beyin ve vücut egzersizleri ile iyi bir sosyal yaşamın hastalık riskini azalttığına dair çalışmalar mevcut. E, B, C vitaminleri, balık yağı, gingkobiloba ve selenyum takviyelerinin önleyici tedavideki rolleri ise tartışmalı.

    8) Yanlış: Alzheimer Hastalığı tanısı konulduğunda yaşam bitmiştir.

    Doğrusu: Alzheimer hastalığı yavaş ilerleyici bir hastalıktır, tanı aldıktan sonra uzun süre yaşam kalitesi korunabiliyor. "Hastalığın hasta yakınları tarafından doğru anlaşılması hastaya yardımcı olmak için ilk şartı oluşturuyor.” diyen Prof. Dr. Karlıkaya şu bilgileri verdi: "Hastanın keyifle yapabildiği aktivitelere devam etmesi, yakınları tarafından hastada saldırganlık ve korkuya yol açacak davranışların iyi tanınarak kaçınılması, hastanın kendisini güvende hissedeceği pozitif bir yaşam çevresi sağlanması ve mutlaka konuyla ilgili sağlık personellerinden yardım alınması yaşam kalitesinin korunmasına yardımcı oluyor."

    9) Yanlış: Alzheimer hastaları hastalıklarının farkında değildir.

    Doğrusu: Alzheimer hastalarının çoğu hastalığın başlangıç dönemlerinde bir şeylerin ters gittiğinin farkında oluyor. Hastalık; hafıza bozuklukları ve daha önce kolaylıkla yapılan işlerde zorlanmalar, depresyon ve agresif tavırlara sebep olabiliyor. Bu dönemde hasta yakınlarının yaklaşımı hastayı rahatlatmak açısından çok önem taşıyor. Hastalık ilerledikçe her şey bulanıklaşıyor ve farkındalık da azalıyor.

    10) Yanlış: "APOE e4” geni olan kişiler mutlaka Alzheimer hastası olacaktır.

    Doğrusu: APOE e4 geni taşıyan kişilerin tümünde Alzhemier hastalığı görülmediği gibi Alzheimer hastalığı bu geni taşımayan kişilerde de gelişebiliyor. APO E geninin üç çeşidi var; e2, e3, e4. Toplumun yarısından fazlasında APO E e3 geni bulunuyor. APOE e4 geni ise sadece bir risk faktörüdür, bunun dışında henüz bilinmeyen başka riskli veya koruyucu genler olma olasılığı yüksektir. Alzheimer hastası olma riski 85 yaşından sonra yaklaşık yüzde 50'dir. Tek Apo E4 geni olan kişiler bu yüzde 50 oranını 75 yaşında yakalıyor, her iki ebeveynden de bu geni alarak 2 kopya taşıyanlar ise bu oranı 65 yaşında yakalıyor.

     


  18. Saç boyamak biz kadınların zamanını alan ve devamlı tekrarlanan uygulamalarımızdan biri. Yeni gelişen teknolojiyle birlikte bu derdimiz bitecek gibi duruyor.

     

    Türkiye'de üç üniversitenin katıldığı araştırmada saçların belirli bir frekansta ışık altında bekletildiğinde istenen renklere sahip olduğu bir araştırma yapıldı.

    [h=4]Ultraviyole ışınlarıyla saç boyama[/h] Bu yöntem sayesinde saça kimyasallar içeren saç boyalarından istediğiniz renge sadece bir kere boyatıyorsunuz. Sonrasında ise boyatmanız gerektiğinde ultraviyole ışını veren bir kabine giriyorsunuz ve sadece birkaç dakika beklediğinizde saçlarınız kuaförden yeni çıkmış gibi boyalı oluyor.

    Kulaklarınıza inanamıyorsunuz değil mi? Bir boya işlemi için kuaföre gittiğinizde en az 2 saatinizi harcarken ve saçınıza bir sürü kimyasallar işlerken bu işlem sayesinde sadece birkaç dakika ile saçınızı boyatabileceksiniz.

     

     

    [h=4]Saç renginizi istediğiniz şekilde kolay ve zahmet olmadan değiştirmeyi sağlayacak bu teknoloji şu şekilde çalışıyor.[/h] Siz kabine girdiğinizde renkler arasında binlerce kez geçiş yapabilen elektrik veriliyor ışınlara. Bu ışınlar özelliklerini koruyabilen elektrokromik malzemelerin sentezlenmesi sayesinde ortaya çıkıyor. Ve bu sayede hızlıca saçlarınız istediğiniz renge kavuşuyor.

     

    Her kadının hemen hemen 20 günde bir, ayda 1 saatlerini harcadığı saç boyama işini bu kadar basit bir yolla kısaca halledebilmek harika bir haber.


  19. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Volkan Hürmeriç, katarakt hakkında en çok merak edilenleri anlattı.

     

    Kataraktın olgunlaşması, kalınlaşması için beklenilmesi gerektiği inancı günümüzde artık geçerli değildir. Zamanında müdahale edilmezse göz tansiyonuna sebep olur ve görme yetinizi kaybetmenize yol açabilir.

    İşte Doç. Dr. Volkan Hürmeriç'in katarakt hakkında söyledikleri:

    [h=4]Katarakt nedir[/h] Göz içerisinde bulunan lens fotoğraf makinasındaki mercek gibi odaklanmayı sağlamaktadır. Katarakt adını verdiğimiz hastalık gözün şeffaf lensinin saydamlığını kaybetmesidir. Bu durumu buğulanmış cama benzetebiliriz. Yeni doğan bebekler dahil olmak üzere katarakt her yaşta görülebilmektedir. Dünyada en fazla görülen tedavi edilebilir körlük sebebidir.

    [h=4]Kataraktın belirtileri nelerdir[/h] Başlangıç döneminde katarakt herhangi bir şikayet oluşturmayabilir bu nedenden dolayı 45 yaşından sonra herkesin yıllık göz kontrolü yaptırması gerekir. Zaman içerisinde görme seviyesinde azalma ve görme netliğinde bozulma oluşur. Aydınlık ortamda ya da karşıdan araba farları gibi parlak bir ışık geldiğinde görme daha fazla bozulabilir. Bazı katarakt hastaları yakını daha iyi görmeye başlarlar. Bunun sebebi aslında gözlük kusurunun yani refraksiyonun miyopa doğru değişmesidir ve sağlıklı bir durum değildir.

     

     

    [h=4]Kataraktın nedeni nedir[/h] Göz içerisinde bulunan merceğimiz proteinlerden oluşmaktadır. Yaşla birlikte lensteki proteinlerin yapısında bozulma meydana gelmekte ve saydamlığını kaybetmektedir. Yaşın haricinde katarakta aşağıdaki hastalıklar da yol açabilmektedir. Sigara kullanımı, ailede katarakt hikayesi, şeker hastalığı, obezite gibi metabolik hastalıklar, hipertansiyon, gözün travmaya maruz kalması, göz içi iltihabı yani üveit gibi hastalıklar geçirmek, hap veya damla şeklinde kortizon içeren ilaçların uzun sure kullanımı, güneş ışığına uzun süre korumasız şekilde maruz kalma ve daha önce göz ameliyatı geçirmiş olmak nedenler arasındadır.

    [h=4]Katarakt tanısı nasıl konur[/h] Göz muayenesi yapılarak tanı konabilmektedir. Yapılan muayenede görme kaybına neden olabilecek diğer hastalıklar ayırt edilir.

    [h=4]Katarakt nasıl tedavi edilir[/h] Kataraktın tek tedavisi cerrahidir. Herhangi bir ilaçla, diyetle, egzersizle, gözlükle katarakt tedavi edilmemektedir. Katarakt operasyonu esnasında 2 mm genişliğindeki giriş yerleri kullanılmaktadır. Operasyon 7-10 dakika arası bir sure almakta ve hastalarımız bu sırada ağrı hissetmemektedir. Anestezi damla ile yapılmakta, iğne kesinlikle uygulanmamaktadır.

     

     

    [h=4]Ne zaman ameliyat olmak gerekir[/h] Katarakt ameliyatı için hastalığın için iyice olgunlaşması gerektiği düşüncesi günümüzde geçerliliğini kaybetmiştir. Operasyon esnasında kullanılan cihazlar ve göz içi mercek teknolojisinde sağlanan gelişmeler nedeniyle daha erken yaşlarda katarakt operasyon uygulanmaktadır.

    [h=4]Katarakt ameliyatından ne beklenir[/h] Katarakt ameliyatı için hastanede yatmanıza gerek yoktur. Hastalar ameliyat sabahı kliniğimize geldikten sonra öğleden sonra taburcu edilmektedir. Operasyonun ertesi günü hastalarımız normal hayatlarına geri dönmektedir.


  20. Bu kasvetli sonbahar günlerinde yaşanılan yoğun stres, uykuda diş sıkma ve gıcırdatmaya neden oluyor. İşte bu durumun nedenleri ve tedavisi...

     

    Cıvıl cıvıl bir yaz mevsimi daha geride kaldı. Yaz aylarının enerjisine alışan kişiler sonbahar mevsiminin getirdiği kasvetli havaların rehavetine alışmaya çalışıyor. Bu duruma bir de yeniden başlayan yoğun iş temposu, yaz saati uygulamasının sabitlenmesi ve uzunca bir süre tatil yapamayacak olmanın psikolojisi de eklendiğinde diş sıkma ya da gıcırdatma problemi (bruksizm) gibi sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor. Gün içerisinde yaşanan yoğun stres veya depresyonun neden olduğu bu problem, fark edilmediğinde ise kronik bir hal alabiliyor.

    Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. Aslıhan Üşümez, diş sıkma ve gıcırdatma rahatsızlıklarına karşı uygulanabilecek tedavi yöntemlerini açıklıyor.

    Pek çok insan gün içerisinde istemeden de olsa iş yoğunluğu, günlük maraton gibi nedenlerle ciddi bir stres dalgası içerisinde bulunuyor. Bu stres, zaman zaman insan ilişkilerindeki tahammül sınırını en alt seviyelere çekerken, kişilerin istem dışı davranışlarında da belirli bir artışın gözlemlenmesine yol açıyor. Diş sıkma alışkanlığı da bu davranışlar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Üstelik diş sıkma alışkanlığı edinen kişilerin büyük bir kısmı bu durumun farkına dahi varmıyor. Bu hastalar, ancak gece boyu dişlerini sıktıkları için sabah ciddi yüz ağrılarıyla uyanma şikayeti ile uzman hekimlerin kapısını çalıyor.

    İlk etapta yüz ağrılarıyla kendini hissettiren diş sıkma problemi, ileri dönemde çeneyi açmada sınırlılık, kilitlenme, dişlerde sallanma veya diş kırıkları, eklem sesleri gibi sonuçlar doğurabiliyor. Bu nedenle diş sıkma alışkanlığının ihmal edilmemesi büyük önem taşıyor. Çünkü bu alışkanlık, erken teşhis edilmediği ve uygun şekilde tedavisi yapılmadığı takdirde kişinin vücut sağlığını olumsuz yönde etkilerken, yaşam kalitesini de düşürebiliyor.

    [h=4]Bilinçaltındaki stres diş sıkma nedeni[/h] Uykusunda dişlerini gıcırdatan kişiler bu eylemi bilinçli olarak yapmaz. Günlük yaşamın getirdiği stres kişinin bilinçaltına yerleşir. Bilinçaltından gelen uyarılar ise kişinin dişlerine gün içinde yaptığı baskıya oranla daha fazla şiddet uygulamasına neden olur. Problemin teşhisi ise uzman hekimin, kişinin çene eklemi bölgesinin radyolojik görüntülerini alması ve incelemesiyle koyulur.

    [h=4]Mevsim geçişleri de diş sıkmayı tetikleyebiliyor[/h] İnsanlar, yaşamlarının belli zamanlarında içinde bulundukları sıkıntılardan ya da sahip oldukları sorumluluklardan bunalabiliyor. Boşanma sıkıntısı, sınav kaygısı, yeni iş kurma stresi ya da aile içi huzursuzluklar bu sıkıntılara önemli birer örnektir. Bu tip problemlere bir de mevsim geçişlerinde duygu durum değişiklikleri eklendiğinde mesele iyice içinden çıkılmaz bir hal alabiliyor. Kişiler bu stresle baş edebilirse ve mevcut durum çok fazla ilerlemediyse çene eklemi rahatsızlıklarında geri dönüşüm sağlanabiliyor.

    [h=4]Tedavi süreci zaman gerektirir[/h] Öncelikle çene eklemi sorunlarının bir günde oluşmadığı, zaman içerisinde yavaşça arttığı, dolayısıyla tedavisinin de bir günde yapılamayacağı bilinmelidir. Ayrıca çene eklemi problemlerinde iyileşme süreci zaman alacağı için hastaların sabırlı olması gerektiği akıllardan çıkarılmamalıdır. Akut kas spazmlarında, kas gevşetici kullanımı ve sıcak su tedavisi hastaları rahatlatmaya yardımcı olsa da rahatsızlığa neden olan etkeni tamamen ortadan kaldırmaz. Çünkü hasta geceleri dişlerini sıkmayı ve gıcırdatmayı sürdürürse, problem de devam edecektir. Bu nedenle tedavide dikkat edilmesi gereken en önemli nokta diş gıcırdatmayı tetikleyen faktörleri ortadan kaldırmaktadır. Var olan sebep ortadan kaldırıldıktan sonra da, problem kademeli olarak azalacaktır.

    [h=4]Diş sıkmanın etkileri plaklar ile azaltılabilir[/h] Diş gıcırdatma ya da sıkma problemlerine karşı birtakım tedavi yöntemleri uygulanır. Bu yöntemlerden biri dişlerin birbirine olan temasını kesmek için kullanılan plaklardır. Bu plaklar yalnızca diş sıkma problemiyle başvuran hastalara verilir. Fakat dişlerini sıkan hastaların henüz çene eklem bölgesinde ya da yüz kaslarında şikayetler baş göstermediyse sıkmanın şiddetiyle gelişebilecek zararlar şeffaf plak ile hafifletilebilir.

    [h=4]Koruyucu apareyler dişlerin zarar görmesini engelleyebilir[/h] Diş gıcırdatma problemlerinin bir diğer tedavi yöntemi ise, diş gıcırdatmalarının semptomatik tedavisinde kullanılan ve gece koruyucuları olarak adlandırılan apareylerdir. Diş gıcırdatma eylemini engellemek amacıyla uykuya geçmeden önce ağza gece koruyucu apareyler takılır. Bu koruyucular diş gıcırdatma sorununun tamamen önüne geçmese de gıcırdatmanın neden olduğu olumsuz etkileri azaltabilir. Bu koruyucular ayrıca dişlerin daha ileri aşamalarda aşınmasına ve zarar görmesine engel olur. Gece koruyucu apareyler sayesinde hastanın üst ve alt dişleri birbirine çarpmaz ve gıcırdatma eylemi önlenmiş olur. Bu apareylerin üretiminde ise sert akrilik plastik malzemeler kullanılır.

    [h=4]İleri boyuttaki diş sıkmalarında cerrahi yönteme başvurulabilir[/h] Teşhisin ardından tedavi aşamasına gelindiğinde, hastadan alınan çene kayıtlarına uygun şekilde sert akrilik materyalinden bir plak hazırlanır. Hastanın ağzına takılacak bu plağın iki ana görevi vardır. İlki hastanın gece dişlerini sıkma alışkanlığını önlemektir. Plağın ikinci görevi ise, hasta dişlerini sıksa dahi dişlerin ve eklemlerin bu baskıdan zarar görmesini engellemektir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta, her plağın her hastaya uygun olmayabileceğidir. Bu nedenle tedavi sürecini takip eden uzman hekimin, hastanın çene hareketlerini dikkate alarak apareye gerekli ilaveler ya da aşındırmalar yapması gerekir. Sonraki aşamada ise hekim, aparey tedavisi gören hastayı belli dönemlerde kontrol etmeli ve uygulanan tedavi sürecini değerlendirmelidir. Tedavi edilmeyen çene eklemi problemleri, ileri boyuta ulaştığında, aparey ile beraber cerrahi tedaviler de gerekebilir.


  21. Alzheimer ve Demans hastalığına karşı en önemli faktörler; sağlıklı beslenme, fiziksel ve zihinsel aktiviteler, kaliteli uyku ve stresle baş etme olarak sıralanmaktadır.

     

    Dünya Alzheimer Haftası kapsamında Alzheimer ve Demans hastalığıyla ilgili önerilerde bulunan MedAmerikan Tıp Merkezi uzmanlarından Doç. Dr. Demet Yandım Kuşcu, bilişsel olarak sağlıklı kalmanın yollarını anlattı. Unutkanlık, dikkat ve konsantrasyon bozukluğunun günümüzde tüm yaş gruplarında sıklıkla karşılaşılan yakınma olduğunu aktaran Kuşcu "Bu duruma vitamin eksiklikleri, tiroid hastalıkları, stres, beyin tümörleri, multipl skleroz (MS), beyin damarlarındaki tıkanmalar, beyin kanamaları ve daha birçok hastalık neden olmaktadır. İlerleyen yaşlarda bunama yapan hastalıklar içinde ise en sık gözlenen Alzheimer hastalığıdır. Ancak bu tanıyı koymadan önce diğer demansa yol açan ve tedavisi mümkün olan hastalıkları ayırt etmek önemlidir” dedi.

    Kuşcu, Alzheimer ve demanslardan korunmak için dikkat edilmesi gereken noktaları altı ana başlıkta aktardı:

    [h=4]Sağlıklı beslenme[/h] - Akdeniz diyetiyle beslenin; bol sebze, meyve, bakliyat (fasulye, mercimek, nohut vb), tam tahıllar, balık ve zeytinyağı tüketilmeli, süt ürünleri ve et daha az kullanılmalıdır.

    - Glial beyin hücrelerinizi besleyin. Bu hücreler zararlı maddeleri beyinden uzaklaştırır; zencefil, yeşil çay, balık, soya ürünleri, yaban mersini ve diğer koyu renkli yemişler bu hücrelerinizi korur.

    - Trans yağlardan (pastane ürünleri, atıştırmalıklar, fast food, kızartma – parsiyel hidrojenize yağ olarak adlandırılırlar) ve doymuş yağlardan (tam yağlı süt ürünleri, et, hindistancevizi vb) kaçınılmalıdır.

    - Omega 3 (somon, ton balığı, sardalya, balık yağı) yeterince alınmalıdır.

    - Alkol tüketimi azaltılmalıdır.

     

    - Folik asit, B12 vitamini, D vitamini, magnesium ve balık yağı beynin fonksiyonlarını korur ve geliştirir.

    - E vitamini, gingko ve koenzim Q10'nin faydaları net olmamakla beraber, alınması önerilmektedir.

    - E vitamini ilaç yerine besinlerden (tohumlar, fındık, fıstık, ceviz, yeşil yapraklı sebzeler, tam tahıllar) alınmalıdır.

    - Alüminyum intoksikasyonunun Alzheimer hastalığındaki yeri tartışmalı olmakla beraber bunu içeren antiasitler, kabartma tozu ve mutfak malzemelerinden kaçınılmalıdır.

    [h=4]Fiziksel aktivite[/h] - Düzenli aerobik egzersiz; haftada en az 150 dk. orta düzeyde egzersiz yapın. Yeni başlayanlar için özellikle yürüme ve yüzme önerilmektedir. Ancak temizlik, bahçe işleri gibi günlük aktiviteler bile yeterli olabilmektedir.

    - Denge ve koordinasyon egzersizleri de unutulmamalı. İleri yaşlarda özellikle düşmeler sorun yaratabildiğinden yoga, Tai Chi, denge topları gibi egzersizlere de yer verilmelidir.

    - Ayrıca kas kitlesini arttırmaya yönelik hafif-orta ağırlık ve rezistans çalışmaları da eklenebilir.

     

    - Başınızı koruyun, baş yaralanmaları demans riskinizi arttırmaktadır.

    - Egzersize başlamak zor olabilir, alışkanlık haline gelmesinin en az 1 ay alacağını unutmayın

    - Ulaşılabilir hedefler koyulmalıdır.

    [h=4]Zihinsel aktivite[/h] - Yeni bir konuyu öğrenin.

    - Hafızanızı kuvvetlendirin, basit egzersizlerle başlayın.

    - Strateji oyunları, bulmaca, bilmece gibi zihinsel aktivitelerde bulunun.

    - Günlük aktivitelerde 5N1K (Kim, Ne, Nerde, Ne zaman, Neden) oyununu oynayın. Detektif gibi olayları irdeleyin.

    - Günlük rutinlerinizi değiştirin. Farklı bir yoldan gidin, bilgisayarı reorganize edin, baskın olmayan elinizi kullanın vb. Bu şekilde beyninizde yeni yollar oluşturun.

    - Çalışmalar kısa dönem zihinsel aktivitelerin dahi günlük bilişsel işlevleri arttırmanın yanında 10 yıl sonra bile faydalı etkilerini göstermektedir.

    - Zihinsel aktive demansın fonksiyonel yakınmalarının ortaya çıkmasını erteleyebilir.

    [h=4]Kaliteli uyku[/h] - Horlamanız varsa uyku apne sendromu açısından kontrol ettiriniz.

    - Uykunuzu düzenleyiniz, belli saatlerde yatmak ve kalkmak günlük ritminizi düzenler.

    - Gün içi uykular konusunda dikkatli olunuz. Her ne kadar kısa uykular enerjinizi yenilemek için iyi bir fırsat olsa da uykusuzluk yakınmanızı arttırabilir.

    - Televizyon ve bilgisayarı yatak odanızdan uzak tutunuz.

    - Yatmadan önce rahatlatıcı aktivitelerde (sıcak banyo, hafif esneme egzersizleri, günlük yazma, vb.) bulununuz.

    [h=4]Sosyal interaksiyon[/h] - Sosyalize olun; sosyalleşmenin bilişsel aktiviteleri kuvvetlendirdiği gözlenmiştir.

    - Yeni arkadaşlar edinin.

    - Grup derslerine katılın, sosyal klüplere üye olun, gönüllü işlere katılın.

    - Dışarı çıkın; sinema, konser, park ve müzelere gidin.

    [h=4]Stresle baş etme[/h] - Nefes alın. Stres nefes ritminizi bozabilir; karın kaslarınızı kullanarak derin nefes alın.

    - Günlük rahatlatıcı egzersizler yapın.

    - İç huzurunuzu sağlayın; meditasyon, refleksiyon, dua vb gibi aktiviteler faydalı olabilir.

    - Eğlenceyi bir öncelik haline getirin.


  22. Etek seçimi yaparken vücut tipinizi göz önünde bulundurarak doğru bir seçimle üzerinize en çok yakışan modeli keşfedebilirsiniz.

     

    Çoğu kadın aslında etek giymeyi çok sevse de "etek bana yakışmıyor” düşüncesi yüzünden maalesef tercih etmeyebiliyor. Oysaki vücut tipine uygun olan etek seçildiğinde etek her kadına yakıştığı gibi bir de stil sahibi yapıyor. Farklı farklı modellerde pek çok etek seçeneği mevcutken bir ya da birkaç modelin mutlaka sizin için üretildiğini anlayacaksınız.

    İşte vücut tipine göre doğru etek seçimi:

     

     

    [h=4]Elma tipi vücut[/h] Elma tipi vücuda sahipseniz, yani göğüsleriniz büyük, karnınız yuvarlak ve kalçalarınız darsa karnınızı kavrayan yüksek belli ve geniş kesimli kısa etekleri tercih edebilirsiniz. Böylece eteğin beli gövdenizin en dar yerinde duracak ve karnınız dikkat çekmeyecektir.

     

    14748703580.04077500.png

     

     

    [h=4]Armut tipi vücut[/h] Armut biçiminde bir vücuda sahipseniz, yani omuzlarınız dar, göğüsleriniz küçük ve kalçalarınız genişse, A kesim eteklerle harika görüneceksiniz. Bele oturan ve aşağıya doğru A şeklinde açılan etekler kalçalarınızın genişliğini kamufle ederek daha dengeli bir görüntü sağlayacaktır. Etek boyunu ise dilediğiniz gibi tercih edebilirsiniz.

    [h=4]Kum saati tipi vücut[/h] Kum saati şeklindeki vücut tipi büyük göğüsler, yuvarlak kalçalar ve ince bir bel olarak tarif edilebilir. Böyle bir vücuda sahipseniz, rahatlıkla kalem etek giyebilirsiniz. Kalem etekler kıvrımlarınızın çok daha belirgin bir hale getirerek, ince belinize dikkat çekecektir.

     

    14748704950.11759600.jpg

     

     

    [h=4]İnce yapılı vücut[/h] Vücudunuz ince yapılı, düz ve kıvrımsız ise bedeninize tam oturan mini etekler size çok uygun. Dar bir etek var olan tüm kıvrımlarınızı ortaya çıkartarak hoş bir görüntü sağlayacaktır.

    Yukarıda belirttiğimiz vücut tiplerine uygun etek seçiminin yanı sıra dikkat etmeniz gereken bir diğer unsur da eteğin boyu. Genel bir yaklaşım olarak eteğinizin boyunun genişliğinden daha kısa olmaması tavsiye edilir. Ayrıca eteğiniz asla bacağınızın en kalın yeri hizasında bitmemelidir. Bu, bacaklarınızı olduğundan daha kalın gösterecektir.


  23. İlk bahar, yaz sonbahar kış, özellikle mevsim geçişlerinde yani gök gürültülü sağanak yağışlarda bazılarını oldukça üzüp korkutan, biz fotoğrafçıları ise mutlu mesut eden yıldırımların fotoğrafı nasıl çekilir ona bakalım.

    Öncelikle çatıya çıkıp Paratonere yaslanıyoruz :) Şaka bir yana yıldırım fotoğrafı çekerken çatıya çıkmak yerine balkonu tercih etmek, ağaçlardan uzak durmak oldukça önemli. Unutmayın ki yıldırımlı havalarda üzerinizde alüminyum tripodla ortalıkta dolaşmak ta hiç akıllıca değil. O yüzden en güvenli yer balkon ve bina altları olacaktır. Bu hususu belirttikten sonra işimize koyulalım.

    İlk olarak sanıldığının aksine şimşeklerin hızlı çakması nedeniyle hızlı enstantane kullanmak bize fayda sağlamayacaktır. Bunun nedeni ne kadar hızlı enstantane kullansanız da şimşekleri yakalamanızın imkansıza yakın olduğu gerçeğidir. Çünkü deklanşöre basmadan önce şimşeğin çaktığını görmelisiniz şimşek çaktığını gördüğünüzde deklanşöre bassanız da çok geç kalmış olursunuz. Elbette seri çekime alıp deneme yapmanız da mümkün. Ancak bu durumda da yine oldukça zorlanacağınız aşikardır. Bunun teknolojik bir çözümü mevcut. Şimşek algılayan özel bir ekipmanla çekim yapabilirsiniz. Bu ekipman şimşeği algılayıp perdeyi açarak şimşek fotoğrafı çekmenize olanak tanıyor. Nasıl yaptığını sormayın. Bu soru cep telefonuyla nasıl görüntülü görüşme yapılıyor sorusu gibi bir şey olacaktır. Buradan anlaşılacağı üzere uzun pozlama yapacağımız için yanımızda tripod olması gerekir. Hocam bunu baştan söyleseniz de lafı bu kadar uzatmasanız dediğinizi duyar gibiyim. Neyse dediğiniz doğruda ufak ayrıntılar da önemli. 1-Peki tripodumuzu ayarladıktan sonra yapmamız gereken yıldırımların çaktığı bölgeye kadrajımızı ayarlamak. 2-Zoom yapmadan geniş açıyla ayarlama yapmamız daha doğru olacaktır. 3-Kadrajımızı ayarladıktan sonra çekim yapacağımız nesneye otomatik netlemeyle netleme yapıp daha sonra otomatik netlemeyi manuel netlemeye almalıyız ki çekim esnasında makinenin otomatik netleme yapmaya çalışarak netlik problemi ortaya çıkmasın. Veyahut netlememizi sonsuza yaparak da bu işi çözebiliriz. 4-Diyafram değerimizi duruma göre 8-11 arasına ayarlayabiliriz. 5-Enstantane değerimiz 20-30 saniye arasında bizlere en doğru sonuçları verecektir. Daha kısa ve uzun sürelerde de deneme yaparak değerlendirip çekiminizi yapabilirsiniz. Daha uzun süre yapılan çekimlerde yıldırım zayıflayacaktır yani daha cılız kalacaktır. Elbette bulb modunu da kullanabilirsiniz. Uzun pozlamalar da geçerli olan uzaktan kumanda veya kablolu kumanda kullanmaz titremeleri en aza indirip daha iyi sonuçlar elde etmenizi sağlar.

     

    simsek-fotografi-2.jpg

     

    6-Eğer yıldırım algılayıcı kullanırsanız zaten her şeyi o çözecektir size çektiğiniz fotoğrafın keyfi kalacaktır. Bununla birlikte yine kendinizde tetikte bekleyip çekim yapmayı deneyebilirsiniz. Yıldırım yakalamak hiç kolay değil bunu bilin. Biraz şans biraz deneme yaptıktan sonra çok güzel sonuçlar elde edeceğinizden eminim. Sonuç

     

    simsek-fotografi-omer-saritas-1024x683.jpg

    Fotoğraf Ömer Sarıtaş’a aittir.

     

    Işığınız bol olsun…

     

    Alinti: birkarefotograf

    • Like 1

  24. gezi-fotografciligi-3.jpg

     

    Fotoğrafın, fotoğrafçılığın bulaşmadığı hiç bir alan neredeyse yok gibidir. Mikroskobik canlılardan tutun devasa galaksileri fotoğraflamak gerçekten tarifi imkansız duyguları ortaya çıkarmakla beraber fotoğrafın her alanda kullanıldığının da bir kanıtıdır. İnsan her zaman kendi merak ettiğini fotoğraflamak, belgelemek ister. İşte gezi fotoğrafçılığı da insanın merak duygusunu ve merak edilenleri fotoğraflayarak belgelemenin yollarını bizlere açar. Merak ettiğimiz gezip görmek istediğimiz yerlerin fotoğrafını çekmek gezi fotoğrafçılığı olarak tanımlanabilir. Gezi fotoğrafı fotoğraf çekmek için gezmek anlamı taşır gezerken fotoğraf çekeyim anlayışı gezi fotoğrafçılığına ters düşer. Yani Trabzon’a gezmeye gidiyoruz hemde fotoğraf çekerim gezi fotoğrafçılığına girmez. Fotoğraf çekmek için Trabzon’a gidiyorsanız bu gezi fotoğrafçılığına girer. Özetle amaç gezmek değil fotoğraf çekmek olmalıdır. Günümüzde şehirler, toplumlar hızla gelişmekte ve değişmektedir. Eski İstanbul fotoğrafları deyince gördüğünüz fotoğraflarla günümüzdeki fotoğraflar arasında ne kadar fark olduğu aşikardır. Hatta İstanbul silueti bozulmaması için yüksek yapılı binalara izin verilmemektedir. Yani şehrin gelişiyor olması bu yıl çektiğiniz bir fotoğrafı belki gelecek yıl çekemeyeceksinizdir. Gezi fotoğrafçılığında fotoğrafçı gezdiği gördüğü yerleri, o yerlere ait kültürel özellikleri, insanları, o coğrafyayı fotoğraflayarak belgelemektedir. Böylece kendi dönemine ait kültürel özellikleri ve coğrafyayı kayıt altına almaktadır.

     

    denizli-guney-selalesi.jpg

    Denizli Güney Şelalesi

     

    Mesela 3-4 yıl önce Denizli Güney Şelalesine gidip bir sürü fotoğraf çekmiştik şu anda aynı fotoğrafları gidip çekmemiz imkansız. Nedeni ise bir heyelan sonucu şelalenin tahrip olduğudur. Yada Trabzon uzun gölün 10 yıl önce fotoğraflarını çektiniz bu yıl gittiğinizde aynı fotoğrafları çekemezsiniz çünkü betonarme yapılarla dolmuştur Uzungöl. İşte bu nedenlerle gezi fotoğrafçılığı şehrin, kültürün, coğrafyanın belgelenmesi açısından çok büyük öneme sahiptir. Ayrıca gezi fotoğrafçısının bakış açısı da bu noktada çok önemlidir. Kendi yaşadığınız şehri fotoğraflarken bakış açınız çok değişmez belki size göre yaşanan bir olay çok normaldir. Ancak dışarıdan gelen bir fotoğrafçının yaşanan olayı yada kültürel özellikleri kendi bakış açısıyla fotoğraflaması ayrı bir öneme sahiptir. Bizim göremediğimiz özellikleri dışarıdan gelen bir fotoğrafçının görmesi daha olasıdır.

     

    gezi-fotografciligi-trabzon-atuturk-kosku.jpg

    Trabzon Atatürk Köşkü

     

    Gezi fotoğrafçılığın en önemli kısmını elbette gezinin planlamasıdır. Plansız programsız yapılan çekimler genelde hüsranla sonuçlanır. Öncelikle gezilecek yer ve mekanların ne zaman, hangi tarihlerde fotoğraflanacağına karar verilmelidir. Örneğin Uzungöl binalar çok olduğundan dolayı kışın fotoğraflamak daha doğru olacaktır. Zamanlamada çok önemlidir. Gittiğiniz yerde ne kadar süre kalacaksınız ve o mekanın hangi saatlerde daha iyi fotoğraflanacağını araştırıp öğrenmelisiniz. The Golden Hour Calculator / Sunrise and Sunset information for photographers diye bir site var mesela bu site fotoğrafı çekilecek koordinatların hangi tarih ve saatte daha iyi fotoğraflanacağını gösterir. Bu gibi araçlardan da yararlanarak gezilecek mekanlar, bu mekanların hangi tarih ve saatte fotoğraflanacağı, gezinin ve fotoğraf çekilecek mekanda kalma süresi iyi hesaplanıp planlanmalıdır. Elbette kalınacak yerlerinde rezervasyonu önceden yapılmalıdır yoksa özellikle yaz mevsiminde çadırda yatma olasılığınız çok yüksektir.

     

    gezi-fotografciligi-trabzon-kanuni-evi.jpg

    Trabzon Kanuni Sultan Süleyman’ın Evi

     

    Hani demiştim ya gezerken fotoğraf çekmek değil fotoğraf çekmek için gezmektir amaç burada onu görüyoruz. Şimdi gezerken öğle vakti çıktınız Uzungöl’e ne kadar güzel fotoğraf alabilirsiniz ki ? Ortalık çok kalabalık ve görüntü kirliliği üst düzeyde olacaktır. Bu yüzden sabah erken saatlerde yada gün batarken çekim yapmak en doğru ve güzel sonucu verecektir. Onun için gezi fotoğrafçılığı gezerken fotoğraf çekmekten tamamıyla ayrılır.

     

    gezi-fotografciligi.jpg

    Gezi fotoğrafçılığında gezilecek yerlerin planlanmasının yanında önemli bir diğer husus ekipmandır. Şimdi planlamamızı yaptık Karadeniz’i fotoğraflamak için yola çıkacağız rezervasyonlar biletler vs. kontrol ettik her şey tamam. Çekilecek mekanlarımız nereler onlara bir bakalım, Uzungöl ve yaylalar (doğa manzara), Sümela manastırı ve Meryem Ana Kilisesi (İç mekan ve mimari), Fırtına vadisi ve Şelaleler (Uzun pozlama), Karadeniz İnsanı (Portre). Gördüğünüz gibi bu fotoğrafların hepsi için ayrı bir ekipman, ayrı bir lens gereklidir. Yani geniş açı lensten tutun, portre, zoom lens, filtre, tripod gibi bir çok farklı ekipmana ihtiyaç duyacağımız aşikardır. O yüzden gezilecek mekanlara ve bu mekanların hangi günün hangi saatinde çekileceğine göre ekipmanlarımızı ayarlamalıyız. Gezi fotoğrafçılığında gezinin planlanmasının yanında en önemli husus çekip yapılacak yerlere göre ekipmanlarınızı seçip yanınızda bulundurmanızdır. İyi bir planlama ve çekilecek mekanın özelliklerine göre seçilen iyi bir ekipmanla yapılacak gezi fotoğrafçılığı, fotoğrafçıya tarifi imkansız duygular yaşatacaktır. Gezilen yerleri, hem görecek, hem fotoğraflayacak hemde belgeleyecek olmak fotoğrafçı için apayrı bir gurur kaynağı olarak hayatında kalacaktır. Kısaca gezi fotoğrafçılığı hakkında bilgi vermeye çalıştık. Gezi fotoğrafçılığında planlamanın ve ekipman seçiminin öneminden bahsettik. Bu hususlara dikkat ederek çıktığınız gezilerde çok güzel fotoğraflar elde edeceğinizden eminim. Işığınız bol olsun…

     

    Alinti: birkarefotoğraf

×
×
  • Create New...