Jump to content

Melâl

Moderatör
  • Content Count

    17,792
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    13

Posts posted by Melâl

  1. Balık tüketimi ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi inceleyen 26 farklı araştırmayı analiz eden Çinli uzmanlar, çok balık yemenin depresyona karşı koruma sağladığı sonucuna vardı. Toplam 150 bin kişinin katıldığı araştırmaların incelendiği çalışmada, çok balık yiyenlerin depresyon riskinin yüzde 17 azaldığını gösterdi. Uzmanlar bu durumu balıktaki yağ asitlerinin çeşitli açılardan beyin faaliyetleri için önemli olmasıyla açıklıyor.

     

    Epidomoloji ve Kamu Sağlığı Günlüğü adlı bilimsel yayında yer alan çalışmayı gerçekleştiren Çinli uzmanlar, balık tüketimi ile depresyon arasındaki ilişkiyle ilgili çok sayıda araştırma yapıldığını ancak bunlardan karmaşık sonuçlar alındığını vurguladı. Çinli bilim insanları farklı araştırma türlerini incelediğinde, çok balık yemenin depresyona karşı koruyucu etkisinin sadece Avrupa'da yapılan çalışmalarda alındığını fark ettiler. Bunun sebebi anlaşılamadı. Uzmanlar daha sonra konuyla ilgili 2001'den bu yana yapılan tüm araştırma verilerini derlediler ve yaptıkları hesaplar sonucu, hem erkeklerde hem de kadınlarda balık yemekle depresyon arasında güçlü bir ilişki olduğunu gördüler.

    [h=4]Balık tüketiminin depresyona etkisi[/h] Olası bir açıklama, balıktaki Omega 3 yağ asitlerinin depresyonda rol oynadığı düşünülen beyindeki dopamin ve serotonin kimyasalları açısından önemli olması.

    Bir başka açıklama da çok balık yiyenlerin genel olarak sağlıklı beslendikleri için ruh sağlıklarının da daha iyi olması. Qingdao Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Prof. Dongfeng Zhang, "Yüksek oranda balık tüketimi depresyonun ilk aşamalarında durdurulmasında faydalı olabilir. Bu ilişkinin balığın türüyle değişip değişmediğini görmek için daha fazla araştırma yapılması gerek" dedi.

    [h=4]Türkiye'de balık tüketimi düşük[/h] Türk halkı omega-3 kaynağı balığı yeterince tüketmiyor. ABD, Kanada ve Avrupa'nın pek çok ülkesinde kişi başı balık tüketimi 25 kilograma varırken, Türkiye'de bu rakam 6 kilogramda kalıyor. İzmir Ekonomi Üniversitesi Gıda Mühendisliği Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zeynep Fırtına Karagonlar, Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) tarafından 2015 yılında 168 milyon ton su ürünleri üretimini beklediğini belirterek, "Türkiye ortalama 500 - 600 bin ton üretimle dünya üretiminin yüzde 0.35'ini gerçekleştirecek. Balık üretiminin istenilen düzeyde olmadığı ülkemizde tüketim de çok düşük kalıyor. Gelişmiş ülkelerde 4 balık yeniyorsa ülkemizde sadece 1 balıkla idare ediliyor. ABD, Kanada ve Avrupa'nın birçok ülkesinde balık tüketimi yıllık 25 kilogramda, bizde ise bu rakam 6 kilogramda. 4'e 1 oranında kalıyoruz" dedi.

    [h=4]Haftada 2 gün tüketin[/h] Balığın beslenme değeri ve protein içeriği bakımından zengin bir yiyecek olduğunu vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Karagonlar, balığın yüzde 15 ile 20 oranında protein içerdiğini söyledi. Haftada iki gün yağlı balık tüketilmesini öneren Karagonlar, "İki gün balık yemek omega-3 ihtiyacımızı karşılamak için önemlidir. Günlük besin tüketiminde omega-3 yağ asitlerinin artırılması gerekiyor. Başta kalp ve damar sağlığı olmak üzere metabolik hastalıkların önlenmesi için balık tüketmek önemlidir. Özellikle somon, sardalya, uskumru ve ton balığı ile diyetlerimiz Omega 3 bakımından oldukça zengin hale gelecektir" şeklinde konuştu.

  2. [h=2]Cilde rengini veren hücrelerde bozulmadan kaynaklanan bir tür cilt kanseri olan melanomadan korunmak için güneşe karşı önlem almak gerekiyor.[/h]

    Ölüme yol açabilen bir cilt kanseri türü olan melanoma, cilde rengini veren hücrelerin bozulmasıyla oluşan bir tür tümör. Var olan et beni harici benlerin şekil değiştirmesi, büyümesi ya da renklerinin değişmesi (koyudan açığa ya da açıktan koyuya), üstlerinin kanamalı ya da kabuk tutmuş olmasının yanı sıra daha önce bedende görülmeyen lezyonların ortaya çıkması melanoma tanısında kullanılan yaygın belirtiler arasında gösteriliyor. Cilt kanseri kaynaklı ölümlerin %90'ından melanoma sorumlu. Korunma ve erken tanısı mümkün olan bir kanser olması nedeniyle bu hastalığın bilinmesi ve önlem alınması çok önemli.

    [h=4]En önemli risk faktörü ultraviyole ışınlar[/h] Sıcak yaz günlerinin gelmesiyle birlikte gündeme oturan melanoma konusunda açıklamalarda bulunan Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Er, melanomada en önemli risk faktörünün ultraviyole ışınlar olduğunu belirtti. Güneşin bu ışınların en önemli kaynağı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Er, solaryum cihazlarında kullanılan ışınların da melanoma riskini artıran önemli faktörler arasında yer aldığının altını çizdi. Dr. Özlem Er, "Çok açık tenli, kızıl saçlı ve çilleri olan kişiler, vücudundaki benleri fazla olanlar ve çocukluk dönemlerinde güneş ışınlarına fazla maruz kalanlar risk grubunda değerlendiriliyor.” dedi.

    [h=4]En doğru yöntem düzenli dermatolog kontrolüne gitmek[/h] Tıbbi Onkolog Prof. Dr. Özlem Er, "Bir benin büyüdüğünü, renginin değiştiğini fark ettiğinizde dermatoloji uzmanına gitmeniz gerekiyor. Hastalık tespit edilirse erken dönemlerde cerrahi tedavi ön planda oluyor” dedi. Hastalığa yönelik tedaviler arasında koruyucu tedavi adı verilen ve tekrarlama riskini azaltıcı tedavi uygulamasının öne çıktığını belirten Prof. Dr. Er, ileri evrelerde tümöre özel tedavilerin ve immüno-terapinin ön plana çıktığını vurguladı.

     

     

    [h=4]BRAF mutasyonu pozitif hastalarda hedefe yönelik ilaçlarla sağkalım süresi uzuyor[/h] Melanomanın atipik seyreden bir kanser türü olduğunu ve özellikle metastaz yaptığı bir organ bulunmadığını hatırlatan Prof. Dr. Er şunları söyledi: "Melanoma her organa yayılabilir. Bu nedenle vücudun her noktasının incelenmesi gerekir. İleri evrelerde tümörün genetik özelliklerinin incelenmesi ile tümöre ve kişiye özel tedavi yapılması mümkündür. BRAF mutasyonu saptanan hastalarda hedefe yönelik ilaçların kombinasyonu ile tedavi etkinliği daha yüksek olmaktadır. Kombinasyon tedavisi alan hastaların yaşam süresi uzamaktadır. İmmünoterapi alan hastaların ise yaklaşık %20'sinde 3 yılı geçen uzun süreli yanıtlar gözlenmektedir. Bu ilaçlara ülkemizde erken erişim programı adı verilen bir sistemle hastaların sağlık güvencesine bakılmaksızın ücretsiz olarak ulaşması mümkün olmaktadır.” Melanoma hastalığının tedavisinde önemli gelişmeler yaşandığını hatırlatan Prof. Dr. Özlem Er, "Tedaviler geliştikçe uzun dönem sağkalım gerçekçi bir hedef haline geldi. Bazı hastalar klinik iyileşme dediğimiz duruma gelebiliyorlar. Yeni tedaviler ve kombinasyonlar hastaların ulaştıkları sonuçları daha da iyi noktalara taşıma potansiyeline sahip” dedi.

    [h=4]En etkili yolu çocukluktan itibaren güneşten korunmak[/h] Melanomanın görülme sıklığı 100 binde 8 olarak ölçülüyor. Hastalık riskinden korunmak için en etkili yöntemlerden birinin çocukluk çağından itibaren güneş ışınlarından korunmak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Özlem Er, özellikle yaz mevsimi nedeniyle güneşle temasını artıracak olanları uyardı: "Güneşin dik geldiği saatlerde daha temkinli olmak gerekiyor. Güneşlenmek isteyenlerin, şapka, güneş gözlüğü ve yüksek faktörlü güneş kremlerini sürekli olarak yanlarında bulundurmaları, melanoma riskini azaltan önemli yöntemler arasındadır.”

  3. [h=2]Anavatanı Uzak Doğu olan natural keemun çayı, kilo vermenize yardımcı olacak.[/h]

    keemun_cayi_zayiflamaya_yardimci_oluyor-0.jpg

     

    Çin'e özgü bir çay türü olan keemun çayı yaprakları büyük, tadı natural, aroma olarak ise yoğun aromalı bir çaydır. Oldukça az bulunur. Bir yılda sadece 120 kilo üretiliyor ve 2 aylık işlemden sonra tüketiliyor.

    Pek çok İngiliz çayının içerisinde kullanılan keemun çayları, özünde İngiliz kahvaltı çayları olarak bilinse de Keemun Hoa Ya çayı İngiltere kraliçesinin çayı olarak bilinir.

    [h=4]Kilo verdiriyor[/h] Çayın kilo verdirici bir özelliği var. Aç karnına içilse de mide bulandırmayan keemun çayına, şeker veya süt ilave etmezseniz tadı daha güzel gelecektir.

    Ümit Erdim, Işın Karaca ve Pelin Öztekin gibi ünlü isimler de keemun çayı tüketerek kilo verdi.

    [h=4]Nasıl tüketilmeli[/h] Günlük olarak 1 ya da 2 bardak tüketilmesi önerilir. Bir fincan sıcak su içerisine 1 tatlı kaşığı doğal çay atılır. Bitki çayının sıcak su içerisinde 3 ile 5 dakika arasında olmak üzere demlenmesi beklendikten sonra afiyetle içilmesi tavsiye edilir.

    Dikkat!

    Keemun çayını satın almak için güvendiğiniz ve Sağlık Bakanlığı denetimi ve onayı olan dükkanları tercih edin. Görülebilecek ve oluşabilecek bir yan etki halinde tüketimi kesilmeli ve mutlaka doktora danışılmalıdır. Herhangi bir hastalığı veya rahatsızlığı tedavi edici olarak kullanmayınız. Kesinlikle ilaç değildir, bitkisel içerikli gıda takviyesidir. Hamile ve emziren kadınlar ile 18 yaşından küçük çocuklar kullanmamalıdır. Kutudaki talimatlara uygun kullanınız. Ürün kutusu üzerinde üretici firma ve içeriği ile ilgili bilgi bulunmaktadır.

    • Like 1
  4. [h=2]Tırnaklarınızın çok çabuk kırılmasından şikayetçiyseniz evde hazırlayabileceğiniz zeytinyağlı bakım maskesiyle daha güçlü tırnaklara kavuşabilirsiniz.[/h]

    Hem çabuk kırılan zayıf tırnaklarınızı güçlendiren hem de badem yağı ve zeytinyağının bileşimiyle ellerimizi yumuşacık yapan zeytinyağlı bakımı evinizde kolaylıkla hazırlayıp uygulayabilirsiniz.

    Malzemeler

    1 yemek kaşığı zeytinyağı

    1 tatlı kaşığı badem yağı

    10 damla kadar limon suyu

    Hazırlanışı ve uygulanışı

     

    Bütün malzemeleri bir kasede iyice karıştırdıktan sonra tırnaklarınıza ve parmak uçlarınıza masaj yaparak sürün. Yaklaşık yarım saat beklettikten sonra bir pamuk yardımıyla fazlasını alın. Sonrasında ellerinizi iyice ovuşturun ki cildiniz kalan hafif yağlı karışımı emebilsin.

    Bu kürü haftada bir kez uygulayabilirsiniz.

  5. [h=2]Kadınlar her zaman olduğu gibi hamilelik döneminde de bakımlı görünmek ister. Peki, bunun için neler yapabilirsiniz? İşte cevabı...[/h]

    Hamileler için vücut ve güzellik ipuçları çok önemlidir. Sağlıklı bir hamilelik geçirip hem de güzel görünmeyi kim istemez ki? İçinizde yeni bir yaşam doğuyor ve bunun ışıltısı dışınıza da yansımalı.

    İşte hamilelik döneminizi bakımlı geçirmeniz için 17 öneri:

    - Paraben: Hamileyken paraben içeren kozmetik ürünlerinden kesinlikle uzak durmalısınız. Nemlendiriciler, makyaj ürünleri, güneş kremi, yaşlanma karşıtı ürünlerin yanı sıra, saç bakım ürünlerinde de paraben oldukça sık kullanılır. Paraben, koruyucu madde olarak kullanılır, çeşitli kanser türleri üzerinde etkisi vardır ve vücudunuzun hormon sistemini bozabilir. Kozmetik ürünü satın alırken mutlaka etiketine bakın ve paraben içermediğine emin olun.

    - C vitamini: Hamile kadınlar için en iyi güzellik ipuçlarından birisi C vitamini alımını artırmaktır. C vitamini damar sağlığınızı korumanıza yardım eder ve vücudunuzun varis gibi damar hastalıklarıyla savaşmasına yardımcı olur. Eğer genetik olarak varis hastalığı varsa, tamamen ortadan kaldıramasanız da şiddetini azaltabilirsiniz.

    - İstenmeyen tüyler: Hamilelik döneminde, istenmeyen tüylerden kurtulmak için kimyasal kullanmamanızı öneriyoruz. Jilet kullanmak daha faydalı olacaktır. Tüy dökücü kremlerle ilgili sağlam bir kanıt olmamakla birlikte, ana maddesi tiyoglikolik asit olduğundan, hamilelik süresince kullanmamanızda fayda olacaktır.

    - Retinoid: Hamilelik döneminde retinoid içeren maddelerden de uzak durmalısınız. Retinoid, akne tedavisinde kullanılan ürünlerde bulunur ve düşük ve doğum kusurlarıyla bağlantısı vardır. Hamileyken, size zarar vermeyecek bir ürün için doktorunuza danışın.

    - Melazma: Aynı zamanda hamilelik maskesi olarak da bilinen melazma, vücutta meydana gelen renk değişikliğidir ve güneşe maruz kalan bölgelerde görülür. Melazmayı önlemek için yüksek faktörlü bir güneş kremi kullanın. Yüzünüzü korumak için de geniş kenarlı bir şapka kullanın. Renk değişimini önlemek için kapatıcı kullanabilirsiniz. Melazmalar genellikle doğum sonrasında kendiliğinden kaybolur.

    - Oksibenzon: Bir önceki maddede, melazmalardan korunmak için güneş kremi kullanmanız gerektiğini söylemiştik. Ama güneş kremi seçiminde de dikkatli olmalısınız. Oksibenzon genellikle güneş koruma ürünlerinde kullanılır ve aşırı kullanımlarda gelişimsel toksisite ve hormonal bozukluklara yol açar. Güvenli koruma için zink oksit veya titanyum diyoksit içeren ürünler kullanın.

    - Akne: Hamilelik döneminde akne sorunuyla karşı karşıya kalabilirsiniz. Hamilelik döneminde kullanacağınız cilt bakım ürünleri yağsız temizleyiciler ve nemlendiriciler olmalıdır. Aynı zamanda, hamilelikte yaşanan ekstra yağlanmayı önlemek için astrenjan içermelidir. Hamileyken cildinize zarar verecek saliklik asit veya benzoil peroksit yerine çay ağacı yağı ya da hamamelis içeren ürünler kullanabilirsiniz.

    - Saç bakımı: Hamileyken uzak durmanız gereken ürünler arasında saç boyası gelir. Saç boyası içinde bulunan P-feniledediyamin maddesi hamileyken son derece zararlıdır. Bu madde aynı zamanda saç spreyi, şampuan ve kremlerde de bulunur. Gelişimsel ve reprodüktif toksisite ile ilgilidir. Bu nedenle saç bakım ürünü almadan önce etiketini mutlaka okuyun.

    - Formaldehit: Hamileyken uzak durmanız gereken ürünler arasında formaldehit gelir. Bebeğinizin sağlığı için, oje ve saç boyası seçerken formaldehit içermeyen ürünler seçmelisiniz. Bu ürünler kanser, reprodüktif ve gelişimsel zehirlenmelerle yakından ilgilidir.

    - Hindistan cevizi yağı: Hamile kadınlar için Hindistan cevizi yağı alternatif ve eski bir yöntemdir. Hindistan cevizi yağını hem vücudunuz, hem yüzünüz hem de saçınız için kullanabilirsiniz. Göğüs ucu kremi olarak da kullanılabilir.

    - Bronzlaşma: Açıkçası hamilelikte güzellik ipuçlarında bronz bir ten çok da üst sıralarda yer almıyor. Sprey bronzlaştırıcılar, vücut ısısını arttırdığı için bebeğiniz için sakıncalı olabilir.

    - Ftalat: Hamileyken uzak durmanız gereken ürünler arasında ftalat gelir. Ftalat ojeden parfüme kadar çok çeşitli üründe bulunur. Ftalat, ürünlerin daha uzun süre dayanmasını sağlayan plastikleştirici maddedir ve bu kimyasala uzun süre maruz kalma vücutta toksisite birikimine neden olur.

    - Depresyon: Dış görünümüz kadar ruh sağlığınız da çok önemli ! Bazı kadınlar hamileyken depresyona girer ve bu durum gerçekten bebek için son derece zararlıdır. Hamileyken, hem beslenmenize hem de ruh halinize son derece özen göstermelisiniz.

    - Hassas cilt: Hamilelik döneminde ağır makyajdan uzak durmalısınız. Cildiniz normalden daha hassaslaşır ve daha fazla özen ister. Ağır fondöten gibi gözeneklerinizin tıkanmasına neden olan ürünlerden uzak duru. Hamilelik ışıltısının yüzünüzde parlamasına izin verin ve bunu makyajla kapatmayın!

    - Metilbenzen: Hamileyken uzak durmanız gereken ürünler arasında metilbenzen de yer alır. Metilbenzen tırnak ürünlerinde bulunur bu nedenle oje sürecekseniz de metilbenzen içermeyen ürünler kullanmalısınız. Bu kimyasal gelişimsel toksisiteye neden olur ve zararı kanıtlanmıştır.

    - Ruj: Hamileyken kullandığınız ürünler hakkında mutlaka araştırma yapmalısınız. Rujlarda yer alan kurşun hakkında bilginiz var mı? Gün içinde sürekli tazelendiği için, ruj içindeki maddeler son derece önemlidir uzun süreli maruz kalma sonrasında vücutta kurşun birikir.

     

    - Diş beyazlatıcılar: Diş beyazlatıcı ürünler hamileyken bebeğinize zarar verebilir. Hamilelik süresince diş beyazlığını korumak için peroksit içermeyen diş macunlarını tercih edin.

  6. [h=2]Yaşadığımız tedirgin, belirsiz ve sıkıntılı sureci çocuklarımıza yansıtmamaya özen göstermeliyiz.[/h]

    Uzm. Psk. Gamze Eser, özellikle 0-6 yaş grubu çocukların sosyal medyadan uzak tutulması gerektiğini belirtti.

    [h=4]0-6 yaş grubu çocuklar[/h] Uzm. Psikolog Gamze Eser, ''Öncelikle henüz olan bitenin bilincinde olmayan 0-6 yaş grubu evlatlarımızı, çoğunlukla sosyal medyada var olan haber ve uygun olmayan görüntülere maruz bırakmamalıyız. Daha bilinç düzeyi oturmuş çocuklarımıza ise ileriki yaşlarında yaşanılan durumu kafalarında yanlış kavramaya yönelik söylem, eylem ve açıklamalardan kaçınmalıyız. Şuan için yapılacak görüş ayrılıkları açıklamalarının bizlere ve evlatlarımıza hiçbir yararı olmamakla birlikte kafalarında yanlış anlamalara, sorgulamaya yetmeyecek bilgi ve altyapı kirliliğine sebep olacaktır'' dedi.

    [h=4]Ebeveynlere büyük görev düşüyor[/h] Ebeveyn olarak üzerimize düşen en önemli görev bu dönemde askerimizin ve polisimizin kardeş olduğunu vurgulamak olmalıdır. Kutuplaşmak, durumu siyasi çerçevede ele almak ve duygu-düşünceleri agresif şekilde yansıtmak ev, iş ve tüm sosyal ortamlarda gerginliğin artmasına sebep olacaktır.

     

    Bizler doğru çocuk yetiştirmeyi, bilinçli anne-baba olmayı kendimize temel davranış biçimi edinmişken, hassas yaklaşımları gerektiren an ve olaylar karşısında da aynı özen ve sağduyuyu elden bırakmamalıyız. İyi bir gelecek ve temiz bir nesil için keskin tavırlardan uzak, sağduyu ve sükunetli bir duruşla toplum olarak birlik beraberliği ilke edilmeliyiz. Çocuklarımız en değerli varlıklarımızdır. Kendi ellerimizle kalıcı algılar yaratacak durumların içine sokmamalıyız.

  7. [h=2]Ruh sağlığı için haberleri sosyal medyadan takip etmemek gerekiyor. Peki sürekli şiddet ve terör olayları ile ilgili haberler izlemek bizde nasıl bir etki bırakıyor? İşte cevabı...[/h]

    Türkiye zor bir dönemden geçiyor. Ne olacağını bilememe, gelecek kaygısı bir yana insanlar her an kendisini ya da bir yakınını kaybetme korkusu yaşıyor.

    Telefonlarımız sürekli anlık haber iletileriyle titriyor. İnsanlar telaşlı bir şekilde televizyon kanallarında kırmızı harflerle yazılan "son dakika" haberleri hakkında konuşuyorlar. Twitter, Facebook gibi sosyal paylaşım ağlarında ve bazı haber sitelerinde olaylarla ilgili adeta bir mesaj ve yorum bombardımanı yaşanıyor.

    Sürekli şiddet ve terör olaylarıyla ilgili haberler izlemek bizde nasıl bir etki bırakıyor acaba?

    [h=4]Tedirginlik ve duyarsızlaşma[/h] Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak'a göre şiddet ve terör haberlerine sürekli maruz kalmanın etkisi kişiden kişiye değişiyor ama hepimiz şiddet haberlerinin anında ve neredeyse çok sıradan bir biçimde verildiği, herkesin dijital olarak birbirine bağlı olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bu da bizim bu tür olaylar karşısında hissizleştiğimizi gösteriyor.

    Terör ve şiddet içeren olaylarının sıklıkla yaşanması, insanlarda giderek artan bir tedirginliğe sebep oluyor ve insanlar kendilerini "incinebilir/kırılgan ve güçsüz" hissetmeye başlıyorlar. "Artan bir alarm ve tedirginlik durumu var fakat aynı zamanda bir hissizleşme ve duyarsızlaşma da söz konusu," diyor Psikolog Mehmet Başkak.

    [h=4]Anlık haberleri takip etmeyin[/h] Sosyal medyadaki anlık haber akışını takip etmek de insanlar üzerinde travmatize edici bir etki oluşturabiliyor. İngiltere'deki Bradford Üniversitesi'nden bir grup araştırmacı geçen sene gerçekleşen bir psikoloji konferansında kişilerin sosyal medyada şiddet içeren görüntülere maruz kalmalarının ardından yaşanan travmatik bir olay sonrasında kişinin hayatını ciddi şekilde harap eden ve süregiden duygusal tepki olarak bilinen Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) belirtilerine benzer belirtiler yaşadıklarını söylediler.

     

     

    Bradford'lu araştırmacılar tarafından yapılan ve 189 kişinin katıldığı bir çalışmada, katılımcılara aralarında 11 Eylül saldırıları, ABD'deki okullardaki silahlı saldırılar ve intihar saldırılarının da olduğu bazı şiddet içeren olaylarla ilgili fotoğraflar gösterilmiş ve bu olayların hikayeleri anlatılmış.

    [h=4]Şiddet içeren videoları izlemeyin[/h] Araştırmacıların yaptıkları analize göre katılımcıların yüzde 22'si gördüklerinden ciddi derecede etkilenmişler. Araştırmada ayrıca şiddet içeren olayları daha sık izleyenlerin bu tür olayları daha az izleyenlere göre daha çok etkilendiği ve dışa dönük bir kişilik yapısına sahip olduklarını söyleyen kişilerin şiddet görüntülerinden daha çok rahatsız olduğu sonuçlarına varıldı.

  8. [h=2]Anne köftesi kıvamını tutturmak her zaman sanıldığı kadar kolay olmayabilir. İşte köfte yaparken dikkat etmeniz gerekenler...[/h]

    lezzetli_kofte_yapmanin_puf_noktalari-0.jpg

     

    Köftenin her bir cinsini tutkuyla seviyoruz; mutfakta sık sık bu tarife yer veriyoruz. Fakat köfte yapmak çok kolay görünse de asla hata kabul etmiyor.

    Bin bir çeşidiyle köfte Türk mutfağının vazgeçilmezlerin arasında. İster tavada kızartılsın, ister sulu sulu fırında yapılsın, köftenin her türlüsünü çok seviyoruz. Köftenin bir özelliği de yapılışının çok kolay görünmesi ancak aslında en ufak hatayı bile affetmemesi. 'Anne köftesi' kıvamını tutturmak için, bazı hatalardan kaçınmak gerekiyor. Yemek.com Evde Köfte Yapan Hemen Herkesin Düştüğü 8 Pek Tatsız Hata başlığı altında dikkat edilmesi gereken püf noktalarını derledi.

    [h=4]Bayat ekmekleri harca kabuğuyla birlikte atmayın[/h] Köftelerinizin yumuşak olmasını istiyorsanız ekmekleri kabuğuyla koymayın. Kabuklar köftenin sertleşmesine neden olur. Kabukları eklerseniz diğer malzemelerin ölçüsünü de artırmanız lazım ki köfteniz ısırıldığında taş gibi olmasın. Tarifinizde ekmek yerine galeta unu da kullanabilirsiniz.

    [h=4]Köfteyi elinizle yoğurun[/h] Köfte, elle yoğrulup hazırlanan bir yemektir. Ellerinizin kirlenmesin diye ya da hijyen çekinceleriyle metal araç gereçlerden yardım alıyorsanız, metal tadı köftenize geçecektir. Ellerinizi işin içine karıştırmamakta ısrarcıysanız tahta kaşığı tercih edin.

    [h=4]Soğanı suyunu sıktıktan sonra harca ekleyin[/h] Köfteyi köfte yapan malzemelerden biri de kuşkusuz soğan. Kuru soğanı doğramak yerine, daha homojen bir yapı için rendelemeyi deneyin. Köftenizin çok sulu olmaması için soğanlarınızı harca eklerken suyunu sıkın ya da süzün.

    [h=4]Kıymayı iki kez çektirmeden satın almayın[/h] Kıyma "köftelik kıyma" olarak satılsa da marketten, kasaptan köfte için kıyma alırken döş etini iki kez makineden çekmelerini isteyin. Hatta satın aldığınız kıyma ağırlığının yüzde 20'si oranında kavram yağı da alıp onu da iki kez çektirirseniz daha leziz bir tarife imza atabilirsiniz.

    [h=4]Farklı pişirme teknikleri için farklı tarifler uygulayın[/h] Köfte tarifleri bir dünya. Farklı binlercesi mevcut. Bu noktada pişirme tekniğiniz de çok önemli. Örneğin, tavada köfte kızartacaksanız yağsız et seçmeli, tercihiniz fırında köfte ise yarım yağlı kıyma çektirmelisiniz. Aynı şekilde kızartma köftelerin malzemeleri de fırındakine nazaran daha tok olmalı ki tavada pişerken dağılmasın.

    [h=4]Köfteyi hazırladıktan sonra bir süre bekletin[/h] Mükemmel köfteler yapmak için bilmeniz gereken sırlardan biri de, harcı bir gün önceden hazırlayıp gece buzdolabında bekletmek. Eğer hemen gün içinde tüketecekseniz de, buzdolabında en az yarım saat bekletmeye çalışın. Böylece malzemeler dağılmaz ve daha lezzetli olur.

    [h=4]Yüksek ateşte pişirmeyin[/h] Köftenin iyisi kısık ateşte pişirilenden çıkar. Dışının hafif kabuk bağlaması ve mühürlenmesi için öncelikle yüksek ateşte ters yüz etmek doğru bir tercihken sonrasında hemen ateşin altını kısmak gerekir. Yüksek ateşte pişen köftelerin dışının daha çabuk pişeceğini, içleri çiğ kalacağını unutmamak gerekiyor. Köftelerinizin mangalda, ızgarada pişmişe yakın bir tada sahip olmasını istiyorsanız kalın tabanlı döküm tavayı tercih edebilirsiniz.

     

    [h=4]Tavada çevirirken çatal kullanmayın[/h] Genelde ateşte pişen köfteleri çatalla ters yüz etme gibi bir adetimiz var. Ama çatal köftenin dağılmasına yol açabilir. Bu yüzden en doğru ve garanti tercih maşa kullanmak. Köftelerin her bir yüzeyini ortalama 3 dakika pişirmek leziz ve sulu köfteler için yeterli.

  9. [h=2]Yaratıcılık ve yenilikçilik yaşam enerjimizin ta kendisidir. Enerjiniz ise motivasyon ve cesaretinizle bağlantılı.[/h]

    Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme Hizmetleri'nin oluşturduğu "İyi Yaşa” platformunda stres yönetimi önerilerinde bulunan Yaşam Koçu Mehmet Özel,"Şeylerin gitgide sıradanlaştığı, geleceğe ait kaygıların çoğaldığı bir dünyada, yüzümüzü bugünlerde biraz daha çok kendi güneşimize çevirmeye ihtiyacımız var. Çünkü ihtiyaç duyduğumuz asıl enerji orada. Kendi güneşimiz bize hayallerimizi, heveslerimizi, hedeflerimizi daha çok anlatıyor ve yaşatıyor olacak” diye konuştu.

    "Günümüzde "7/24 ulaşılabilirlik”; neredeyse her kurumun, her markanın hatta birçok insanın vazgeçilmez sloganı haline geldi” diyen Mehmet Özel, yakın çevremizdeki onlarca akıllı cihaz sayesinde her an bu sloganın hakkını verir durumda olmak, bizden bazı şeyleri alıp götürebileceğinin bilgisini de verdi.

    Üretkenlikten daha güçlü bahsedebilmek için, yoğunluğu ve kalitesi yüksek bir enerjiyi tetiklemek gerekiyor. Neden mi? Çünkü, enerji her zaman verimliliğe yol açmayabilir. Onu nasıl kullandığımız ve yönettiğimiz çok belirleyicidir.

    İnsanlar bir şeyleri yaparken enerjilerini dört ana boyutta odaklıyor:

    - Yürekten adanma

    - Bağlanma

    - Kısmen bağlanma

    - Kopma

    Yürekten adanma dediğimiz şey, sabah kalktığımızda yüksek bir isteklilik ve mutluluk duymak, günün sonunda da benzer bir duyguyu sürdürmekle başlar. Gallup'un ABD'de yaptığı bir araştırma, insanların %55'inin işlerine ve kurumlarına kısmen bağlı, %19'unun da kopuk olduğunu ortaya koymuştur. Aynı araştırmaya göre, yeni bir işe girenlerin %38'inin 6 ay sonra işine karşı tutumu "bağlılık” düzeyinde kalırken, üç yıl sonra bu oran %22'ye inmektedir. Bunun bir sonraki adımları ise sırasıyla "kısmen bağlanma” ve ardından da "kopma” haline geliyor.

    Einstein'ın o meşhur "E = mc2” teoremi, fizikte kütle enerji ilişkisinin temel formülüdür. Bu formül, hangi formda olursa olsun enerji ile kütle arasında ilişki kurar. Bu formülde boşluktaki (vakumlanmış ortam) ışık hızının karesi, kütle birimlerinden enerji birimlerine dönüşüm katsayısı için kullanılır. Formülü bir cümlede anlatmamız gerekirse: Kütlenin, dönüştürme katsayısı olan ışık hızının karesi ile çarpılarak dönüşüm sonrası çıkacak enerjinin hesaplanmasıdır.

    Ben bugünlerde bu formülü şöyle anlatıyorum: Enerji = motivasyon X cesaret

    Motivasyon, en yalın anlamıyla, bir insanı belirli bir amaç için harekete geçiren güç demektir. İnancımızın arttığı anlarda doğal olarak motivasyonumuz da artar. "Neden bunu yapmak istiyorum?” sorusuna ne kadar çok doğru yanıt bulabiliyorsak, motivasyon dediğimiz şey bize o kadar çok güç yani enerji katar.

    Cesaret ise, kaygılara veya korkulara rağmen belirsizliklere doğru yelken açmaktır. Kalbimizin güçlü bir şekilde kan pompalamasını, hücrelerimizin de daha sağlıklı olmasını istiyorsak; cesaretli olmak iyi yaşamak, güzel yaşamak adına en önemli anahtarımızdır.

    Henüz çok kısa bir süre önce kaybetmiş olduğumuz boksun efsane ismi Muhammed Ali "Vietnamlılar bana hiçbir kötülük yapmadılar ki onlarla savaşayım" diyerek Vietnam Savaşı'na gitmeme cesaretini göstermiş bir isim. Sırf bu yüzden, 5 yıl hapis ve 10 bin dolar para cezasına çarptırıldı, lisansı ve pasaportu elinden alındı. Dava süresince maddi sıkıntılar yaşadı ve sonunda iflas ettiğini açıklamak zorunda kaldı. Çok uzun bir süre, ailesinin yardımı ve üniversitelerde para karşılığı yaptığı konuşmalarla geçimini sağladı. 1970'te temyiz davasını kazanıp tekrar boksa döndü.

    Bir düşünün... Nasıl bir dönemden geçerseniz geçin, cesaretinizi yaşattığınız sürece enerjinizin azalma ihtimali var mı?

    Yaratıcılık da, yenilikçilik de yaşam enerjimizin ta kendisidir. Böyle bir potansiyel enerjiyi biz (içten dışa doğru) tetiklemediğimizde zamanla azalır veya yok olur. Günümüzde farklı zekalara sahip birçok çalışan, çalışma çeşitlerini tetikleyecek ve kendilerini harekete geçirecek yerlerde çalışmak istiyor. Bunun için de kendi talepkar hallerini her gün daha da çok aşikar hale getiriyorlar.

    Şeylerin gitgide sıradanlaştığı, geleceğe ait kaygıların çoğaldığı bir dünyada, yüzümüzü bugünlerde biraz daha çok kendi güneşimize çevirmeye ihtiyacımız var. Çünkü ihtiyaç duyduğumuz asıl enerji orada. Kendi güneşimiz bize, hayallerimizi, heveslerimizi, hedeflerimizi daha çok anlatıyor ve yaşatıyor olacak.

    Şimdi tam bir sene ileriye gidecek ve hayatınızda hiçbir şeyin değişmediğini görecek olsanız ne hissedersiniz?

    Kim olduğumuzu bildiğimiz zaman zekamızı da biliriz, ne olduğumuzu da biliriz. Organizasyondaki tüm departmanlar artık daha yaratıcı ve yenilikçi olmak zorunda. Enerjimizi yansıttığımız sürece fark yaratabiliyoruz. Bildiklerimiz bizi yetkin veya usta yapamıyor. Bildiklerimizi cesaretle, yenilikle ve yürekten adanma ile hayata geçirebilmek, uygulayabilmek bizi önce yetkin ardından da usta yapıyor. Beceriyi eyleme, eylemlerimizi de cesaretle sürekliliğe dönüştürmek gerekiyor.

     

    Peki siz ne kadar enerji dolusunuz? O enerjinize en zor zamanlarda bile, motivasyonunuz ve cesaretinizle ne kadar sahip çıkıyorsunuz?

    Unutmayın, Richard Wilkins'in söylediği gibi: "Mucize, enerjinizi korkularınıza değil, rüyalarınıza verdiğiniz zaman başlar.”

  10. [h=2]Bilimsel araştırmalar, insanların yüzde 20'sinin, sivrisinekler için daha "çekici" olduğunu ortaya koydu. İşte sivrisineklerin en çok sevdiği kan grubu...[/h]

    Sivrisinekler neden bazı insanları daha fazla ısırır? Japonya'daki bir araştırmaya göre, sivrisineklerin kan grubu "0" olan kişileri ısırma ihtimali, kan grubu A olanları ısırma ihtimalinden iki kat daha yüksek. Sivrisineklerin "0" grubu kanı daha "lezzetli" bulduğu belirtildi. ABD kaynaklı bir araştırmaya göre de sivrisinekler, dolunay zamanında 500 kat daha hareketli oluyor.

     

    [h=4]Ter ve ayak kokusu[/h] Sivrisineği çeken başka bir etken ise ayak kokusu. Hamilelerin sivrisinek ısırığına maruz kalma riski de daha yüksek. Yine nefes verirken atılan karbondioksit ve terdeki laktik asit gibi maddeler, sivrisineklerin avını daha kolay bulmasına yardımcı oluyor. Ayrıca koyu renk elbise giyenler de sivrisinekleri daha çok cezbediyor.

  11. [h=2]Rehber Öğretmen Hülya Yavuz, 26 Temmuz’da başlayıp 2 Ağustos’ta sona erecek olan tercih döneminde öğrencilerin dikkat etmeleri ve acele etmemeleri gerektiğini söyledi.[/h]

    18 Temmuz Pazartesi günü açıklanan Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) sonuçları ile birlikte, milyonlarca üniversite adayını tercih dönemi bekliyor. Açı Eğitim Kurumları Rehber Öğretmeni Hülya Yavuz, tercihlerin meslek hayatının başarısını da etkilediğinin altını çiziyor. Üniversite-bölüm araştırmasının detaylı yapılması gerektiğine dikkat çeken Yavuz, her yıl 4 adaydan birinin yanlış tercih yaptığını belirtti.

    Tercihlerle ilgili önemli açıklamalarda bulunan Rehber Öğretmen Hülya Yavuz; "Gençlerin geleceğe yön veren en önemli kararlarından biri olan LYS tercihlerinde adaylara büyük iş düşüyor. Öncelikle adayların bölüm- üniversite araştırmalarını iyi yapmaları gerekiyor. Birkaç bölüm seçilmeli ve seçilen bölümlerin birbiriyle bağlantılı olması gerekiyor. Özellikle iş imkânı az olan bölümleri tercih etmeyin. Tercih yaparken üniversite puanından çok başarı sıralamasının önemli olduğunu unutmayın. Çünkü başarı sıralamasını dikkate alarak tercih yaparsanız istediğiniz bölüm ve okulun gelme ihtimali artacaktır. Örneğin tercih edilecek üniversite bölümü önceki en son adayı kaçıncı sıradan almış buna dikkat edilmeli. Bununla birlikte adaylar tercih yapmadan önce üniversiteleri ve olanaklarını iyi araştırmalı” şeklinde konuştu.

    [h=4]Son güne kadar bekleyin[/h] Adaylara son güne kadar beklemeleri gerektiğini vurgulayan Yavuz, "İlk gün tercih yaparsam iyi bir üniversiteye ve istediğim bölüme yerleşirim” düşüncesi çok yanlış. Adayların böyle bir düşünceye kapılıp tercihini hemen yapmaları hata yapmalarına yol açar. Tercih yaparken başarı sıranızın yarısı kadar üstten başlayın. İlk 2 tercihinize; puanınıza yakın, sıralaması yüksek yerleri yazın. Sonraki tercihleriniz puanınıza ve sıralamanıza yakın daha yüksek olasılıklı yerleri yazabilirsiniz. Son tercihleri yazarken dikkat edin. Çünkü ister okuyun ister okumayın bir sonraki yıl OBP'nız ( Okul Başarı Puanı) yarıya düşecektir” ifadelerini kullandı.

  12. [h=2]Bu tavsiyeler sizin başarılı olma yolunda hızla ilerlemenizi sağlayacak.[/h]

     

    Neden başarısızım... Neden hiçbir şey yolunda gitmiyor… Hayat ne zaman benden yana olacak… Bütün bu nedenleri ve soruları bırakın ve kendinize dönüp, değişimi gerçekleştirin. Çünkü başarının sırrı değişimi yönetebilmekten geçer.

    İşte sizlere Yoga Eğitmeni Ve Kişisel Gelişim Uzmanı Sibel Saraçoğlu'ndan değişimi lehinize yönetebileceğiniz 11 tavsiye...

    1. Tutkulu ve meraklı olun: Yeniliklere yelken açmak için meraklı olun ve araştırın. Keşfettiğiniz her güzel şeye tutkuyla sarılın.

    2. Asla vazgeçmeyin: Karşınıza çıkan durumlarla uğraşmaktan vazgeçmeyin. Yolun sonuna ulaşmak için sabırlı olun.

    3. Bugüne odaklanın: Bir şeyler yapabilirsiniz ama her şeyi yapamazsınız. Şimdiye odaklanın ve bütün enerjinizi şu anda yaptığınız işe verin.

    4. Hayal edin: Hayal etmek, gücümüze güç katar: Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.

    5. Hata yapmaktan çekinmeyin: Hiç hata yapmamışsanız yeni bir şeyler denemediniz demektir.

    6. Anı yaşayın: Geleceğinizi oluşturabilmek için olabildiğince şimdide olun. Önemli olan tek an, içinde bulunduğunuz andır.

    7. Değer yaratın: Başarılı olmaya değil de değer yaratmaya odaklanırsanız, başarı kendiliğinden gelecektir.

    8. Değişime açık olun: Her gün aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar bekleyemezsiniz. Hayatınızın değişmesi için önce kendinizi değiştirin.

     

    9. Deneyimleyin: Bilgi deneyimden gelir. Bir konuyu tartışmak size sadece felsefi bir anlayış kazandırır. Bir konuyu bilmek için deneyimlemelisiniz.

    10. Oyunun kurallarını iyi öğrenin: Yapmanız gereken iki şey var. Birincisi oynadığınız oyunun kurallarını iyi öğrenin, ikincisi herkesten iyi oynamayı isteyin. Böylece başarı sizinle olur.

    11. Mutlu olma cesaretini gösterin: Mutlu olan insanlar iş yerlerinde ve hayatlarında daha başarılı olurlar. Mutluluk sanıldığının aksine kolayca elde edilebilir olandır.

  13. [h=2]Gebe rahim ağzı 4-5 santim açıldıktan sonra yani aktif doğum fazından itibaren özellikle derin ılık suda uzanmalıdır.[/h]

    Su gebenin karnını tamamen örtmeli ve göğüslere kadar çıkmalıdır. Karnı dışarıda bırakan suda doğumun çok fazla faydası olmaz. Gebe suda yatar, uzanır, dizlerinin üzerinde durabilir, diz dirsek pozisyonunda durabilir, çömelebilir ve sağa sola her türlü yöne hareket edebilir. Suya aldığımız gebelerin ağrıları dayanamayacakları kadar fazlaysa ve hekim uygun görürse ağrı kesici ilaçlar veya anestezi kullanılabilir. Gebe suyun içindeyken bebeğin kalp atışları aralıklı olarak takip edilir ve doğum ağrılarının şiddeti ve sıklığı doktor tarafından takip edilir. Her şey yolundaysa bebek, suyun içerisine doğurtulur.

    [h=4]Bebek kordonu suyun dışında kesilmeli[/h] Bebek doğduktan hemen sonra uygun pozisyon yaratılarak annesinin göğsüne konur, bir sonraki aşama göbek kordonunun kesilmesi ve eşin (plasenta) çıkarılmasıdır. Anne havuzdan çıkarılır, doğum masasına alınır, eşin çıkması sağlanır, aynı zamanda herhangi bir yırtık varsa tamir edilir. Gebe havuzun içindeyken çeşitli nedenlerden dolayı strese girerse, ağrıya dayanamıyorsa ya da bebekle ilgili ters bir durum olduysa doktoru gebeyi hemen havuzdan çıkartıp diğer yöntemlere başvurabilir.

    [h=4]Suda doğumun yapılamayacağı durumlar[/h] Annede hipertansiyon , preeklampsi ve diyabet varsa,Bebeğin eşi ile ilgili sorunları varsa (Plasenta previa, plasenta dekolmanı ),Bebeğin anne karnında duruşu normal değilse (örn. Makat geliş..),Doğum yolunda uçuk virüsü ( herpes ) varlığında,Çoğul gebelik, annede enfeksiyon ve kanama varlığında,Erken doğum eyleminde,Bebek küçükse,Bebek iri ise,Doktor yoksa,Doğum uzadıysa,Bebek strese girmişse suda doğum gerçekleştirilmez.

    [h=4]Suda doğumun anneye faydaları nelerdir?[/h] Suda doğumu uygulayan merkezler suyun rahatlatıcı etkisinin annenin enerjisini arttırdığını ve doğum eylemini hızlandırdığını iddia etmektedir.Suyun kaldırma gücü nedeniyle gebenin hareket yeteneği artmakta,kan dolaşımı hızlanmakta ve rahim kasılmaları artmaktadır. Bunun sonucunda gebenin duyduğu ağrılı dönem kısalır ,bebeğe iletilen oksijen artarak bebeğin doğuma dayanma gücü artar.Su gebenin vücudunda üretilen ,mutluluk hormonı endorfin gibi etki göstererek stresi azaltır.Süreçte gebenin kaygı ve korkusu azalır kan basıncı normal seyreder.Ilık su perinenin elastik olmasına yardım ederek doğum yırtıklarını azaltır.

     

    [h=4]Suda doğumun bebeğe faydaları nelerdir?[/h] Amniotik kese içindeki benzer ortamı sağlar. Doğuma bağlı stresi azaltarak bebeğin daha az sıkıntıya girer.

    Prof.Dr. İSMAİL ÇEPNİ

  14. Op. Dr. Seval Taşdemir, İtalya'da bir ailenin vegan diyeti uygulaması nedeniyle sağlık sorunları yaşayan bebeğinin hastaneye kaldırılması üzerine açıklamalarda bulundu.

     

     

    İtalya'da yetersiz beslenme ve kalp rahatsızlığından hastaneye kaldırılan bebeğin velayetinin anne ve babasından alınması tüm dünyada yankılandı. Sağlık otoriteleri ve basın dünyada günlerdir bu konu üzerinde tartışıyor. Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, ne bir hamilenin, ne bir lohusanın, ne de bir bebeğin vegan veya vejetaryen olmaması gerektiği yönünde görüş bildiriyor.

    Op. Dr. Seval Taşdemir uyarıyor: "Hamilelik, kadınların hayatlarında sadece birkaç kez yaşayabilecekleri en özel zamanlardır. Bir kadının ne kendi sağlığını, ne de doğacak bebeğinin sağlığını tehlikeye atmaması gerekir. Tüm vitamin ve mineralleri hem anne hem de bebek almalı.”

    Bebek ailesinin uyguladığı diyet yüzünden hastaneye kaldırıldı

     

    İtalya'nın Milano kentinde bir yaşındaki bir bebek, vegan ailesi tarafından uygulanan sıkı diyet yüzünden hastaneye kaldırıldı. Doktorlar, bir yaşındaki bebeğin sadece beş kilo olduğunu görünce şoke oldu. Yetersiz beslenen bebeğin kalsiyum seviyesinin ise 'hayatta kalmak için minimum seviye'de olduğu görüldü. Bebekte, beslenme şekliyle bağlantılı olmayan bir kalp rahatsızlığı da bulunduğu belirtilirken, kalsiyum eksikliğinin bu hastalığını da daha kötü hale getirmiş olabileceği belirtildi. Bebeğin kalp ameliyatı olmasına izin vermeyen aile, bebeğin durumdan endişe eden doktorlar tarafından şikayet edildi. Milano mahkemesi, çocuğun velayetini geçici olarak hastaneye verdi. İtalya'da son 18 ayda 4. kez bir çocuk, vegan ailesi tarafından uygulanan beslenme şekli yüzünden hastaneye kaldırıldı.

    Anne-babanın buna hakkı yok

     

    "Çocuk büyüyünce, vegan mı olacak, yoksa et mi yiyecek; buna kendisi karar vermeli" diyen Op. Dr. Seval Taşdemir; "Çünkü proteinin kişinin hem fiziksel, hem de zihinsel gelişimi üzerinde çok önemli etkisi olduğu bilinmektedir. Anne-baba bile olsa ailelerin böyle bir şeye hakları olmadığını düşünüyorum. Devletin çocuğun beslenmesini elbette denetlemesi gerekir çünkü çocuk ciddi bir risk altında ve hatta hayati tehlikesi mevcut. Bir çocuğun beslenmesi ve tedavisinin yaptırılması zorunludur. Konuya tıbbi açıdan bakarsak, çocuğa el koymak da çok doğru bir yaklaşım değil; sadece çocuğun beslenmesi değil anne babanın psikolojik desteği de önemli. Çocuğu ailesinden mahrum etmemek gerekir. Benim görüşüm, mutlaka denetimli bir şekilde bu çocukların beslenmesinin sağlanmasıdır. Örneğin; bir hemşire desteği verilerek çocuğun beslenmesi devlet tarafından düzenlenebilir. Kişiler ancak yetişkin olduklarında kendi tarzını belirlemelidir. Çocuk, et yemek istemezse bile aile ona süt veya süt ürünleri vermelidir” şeklinde konuştu.

    Kısırlığa yol açabilir

     

    Op. Dr. Taşdemir, "Bence ne hamile bir kadın, ne de lohusalık dönemindeki bir kadın bu tarz beslenme çeşitlerini benimsememeli. Hamile kalmak istiyorsanız veya hamileyseniz iyi beslenmeniz çok önemlidir. Hamilelik döneminde vücudun ihtiyaç duyduğu besin değerlerine gereksinim artar. Hamile veya emziren lohusa bir kadının hem kendi sağlığı, hem de bebeğinin sağlığı açısından; et, tavuk, balık yemesi, süt veya süt ürünleri tüketmesi, bakliyat, sebze ve meyvesini düzenli olarak yemesi, yani her çeşit besini alması son derece önemlidir. Bunlar, ek gıda takviyesi ile tamamlanamaz, yeterli olmaz. Üstelik vejetaryenliğin sadece fiziksel gelişimi yavaşlatmadığını, kısırlık oranlarını olumsuz etkilediğini kendi hastalarımızdan da, literatür bilgilerimizden de biliyoruz” diyerek anne adaylarını ve yeni anne olmuş kadınları uyardı.

  15. Prof. Dr. Yaşar Kütükçü ve Nöroloji Uzmanı Dr. Hale Gökmen yaz aylarında artış gösteren nörolojik hastalıklar hakkında bilgi verdi.

     

     

    Güneş ışınları etkisini artırdıkça, baş ağrısı, baş dönmesi ve MS gibi hastalıkların şiddeti de artabiliyor.

    Sıcaklık ve baş ağrısı

     

    Baş ağrısı olan hastalar özellikle de migren hastaları baş ağrılarının sıcak havalarda arttığını fark etmektedirler. Bununla ilgili yapılan bazı çalışmalar da bunu destekler şekildedir. Ayrıca sıcak havaya eklenen nem oranının artışında da daha çok baş ağrısına neden olabileceği de saptanmış. Yani nemli ve sıcak yaz günlerinde baş ağrısı çekme olasılığınız artıyor hele de sıcakta yürüyüş yapıp yeterli sıvı almaz ve vücudunuz susuz kalırsa baş ağrısı riski daha da artmaktadır.

    Parfümlü güneş kremleri kullanmayın

     

    National Headache Foundation'ın çalışmalarına göre, kronik baş ağrısı ya da migreni olan hastaların %75'inin sıcaklık artışı ya da diğer bir tetikleyici faktör olan rüzgârlı havalardan kaçınmalarından dolayı dışarıda yapılan spor faaliyeti gibi aktivitelere katılamadıkları gösterilmiş. Yazın özellikle deniz kenarlarında sıcak havada tetikleyicilere eklenen bir diğer faktör ise parfüm kokusu olan güneş kremi kullanmak. Hastalar aslında kokuların migrenlerini tetiklediklerini çok iyi bilirler fakat krem sürerken bu detay gözden kaçabilir.

    Bol su için

     

    Baş ağrısı aynı zamanda sıcak çarpmasının da önemli bir belirtisidir. Sıcak çarpması sıcak havada ve yüksek nem ve fazla hareket sonucu oluşur. Zonklayıcı baş ağrısının yanında kas krampları, çarpıntı, mide bulantısı ve kusma, yorgunluk, kuru ve soğuk bir cilde neden olur. Dehidratasyonun (sıvı eksikliği) sıcak çarpmasında rolü çok fazladır. Sıcak çarpması olduğunda sıcaklığı düşürme amacı ile olması gereken terleme gerçekleşemezse vücut ısısı düşürülemez. Sıcakta baş ağrısı ve bu diğer bulgular olduğunda mutlaka yaptığınız faaliyetlere ara verin, bol su için ve gölge bir yere gidin.

     

     

    Multipl Skleroz hastalarında sıcak hava

     

    Yapılan çalışmalarda MS hastalarının yaklaşık olarak %60-80'inde sıcağa karşı hassasiyet vardır. MS hastalarının şikâyetleri sıcak havalarda geçici olarak artabilir. Bu hastalar vücut ısılarında fiziksel egzersiz ya da daha sıcak bir yere gitme sonucunda ortaya çıkacak olan hafif bir artışa karşı bile hassastırlar. Bu sıcak hassasiyeti ile semptomların artış göstermesi, hastanın gerçek olmayan şekilde kötüleşme peryoduna girmiş gibi görünmesine neden olur. Bu şekilde ısı yükselmeleri aslında sinirlerin hasar görmesine neden olmamaktadır. Hastaların çoğu kendiliğinden semptomlarının sıcaklarda geçici olarak arttığını fark edebilirler. Bu kötüleşme aslında sıcağın oluşturduğu ayrı bir hasara bağlı değildir, MS hastalarında zaten hasarlı olan sinir kılıfı nedeni ile ileti bozuk olduğundan sıcakta bu bozuk olan ileti kolay bloke olmakta ve sinirin görevinin etkilediği alanda belirtilerin artışına neden olmaktadır.

    Bu nedenle MS hastalarının yazın sıcak havalarda ve özelliklede öğlen saatlerinde dışarıda bulunmamaları önem kazanmaktadır.

  16. [h=2]Deniz sezonun açılması ile birlikte güneş yanığı şikayetleri de artmaya başladı. İşte güneş yanığına karşı uygulayabileceğiniz doğal tedavi yöntemleri...[/h]

    Güneş yanığı güneşe uzun süre maruz kalınca veya ultraviole ışık kaynağından etkilenince meydana gelir. Semptomları yanık sonra 24 ile 48 saat arasında fazlalaşır ve devamında kademeli olarak azalır. Yanık acısının önüne geçmeye yönelik yapılabilecek doğal tedavi yöntemleri var.

    İşte güneş yanığına karşı uygulayabileceğiniz birkaç öneri...

    - Güneş yanığı olduğunda, normalda olduğu gibi, bol miktarda su tüketmeye özen göstermelisiniz. Güneş yanığı olunduğunda cilt gerilir ve susuz kalır. Bu da toparlanma sürecini uzatır.

    - Yanık olan bölgeyi su ile ıslattıktan sonra yulaflı banyo ürünlerinden sürülebilir.

    - Yanık olan bölgeye, gün içinde birkaç defa olacak şekilde, soğuk ve nemli bezler koyup bekletebilirsiniz. Acının hafiflemesini sağlayacaktır.

    - Cilt su topladığında kesinlikle ellenmemeli, kendi kendine geçmesi beklenmeli. Özellikle su toplanmış bölgelerde enfeksiyon riski fazla olacağından bu bölgelere daha çok özen göstermek gerekir.

    [h=4]Doğal tedavi yöntemleri[/h] Yoğurt: En bilinen yöntemdir. Soğuk yoğurt yanık bölgeye sürüldüğünde acı ve ağrıyı azaltır.

    Aleo Vera: Aloe Vera cilt için bir mucize. Güneş yanığına karşı çok etkili bir bitkisel çözümdür. Uygulandığı bölgeye hızlı bir şekilde etki ederek tamir eder.

    Zeytinyağı: Zeytin yağını cilde sürmek yanığa çok iyi gelen bir başka doğal yöntem.

    Siyah çay: Siyah çay poşetlerini veya demini güneş yanığı olan bölgeye koyun. Hem ağrı hem de yanma hissi azalacaktır.

    Elma sirkesi: Elma sirkesini sulandırarak yanık bölgesine sürerseniz yanma hissini alacaktır.

  17. [h=2]Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber’in bronzlaştıran içecek tarifi ile bu yaz sağlıklı bronzlaşmak mümkün.[/h]

    Yazı bronz bir tenle geçirmek isteyenler, güneş yağları, güneş kremleri, hangi saatte güneşlenmeleri gerektiğine dair birçok bilgi araştırıyor. Fakat bronzlaşma sadece bunlarla ilgili değil. Beslenme tarzımız ve seçeceğimiz besinlerde bronz bir ten için son derece gerekli ve önemli.

    İşte Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber'den bronzlaştıran içecek tarifi...

    [h=4]Malzemeler (4 kişilik)[/h] ½ adet sarı tatlı kavun, çekirdekleri çıkartılmış

    1 adet şeftali, yıkanmış, soyulmuş, çekirdeği çıkartılmış

    4 adet kayısı, yıkanmış, soyulmuş, çekirdeği çıkartılmış

    2 adet havuç, yıkanmış, soyulmuş

    1 parça taze zencefil

    1 su bardağı taze sıkılmış portakal suyu

    1 su bardağı Hindistan cevizi suyu

    1 top dondurma

     

    [h=4]Nasıl yapılır[/h] Malzemeleri küp küp doğrayarak blendera koyun, portakal suyu ve Hindistan cevizi suyunu ilave edin. Ayran kıvamında bir içecek oluşuncaya kadar karıştırın.

    Afiyet olsun...

  18. [h=1]Sağlıklı dişlere sahip olmak için 10 tüyo[/h] [h=2]Sağlıklı parıl parıl parlayan dişlere sahip olabilmek için ağız ve diş bakımınızda dikkat etmeniz gerekenler listesi...[/h]

    Güzel ve sağlıklı dişlerin, estetik avantajlarının yanı sıra genel vücut sağlığımıza da olumlu etkisi olduğunun altını çizen Bakırköy Hospitadent Diş Hastanesi Başhekimi Dt. Selma Kurtoğlu, "İhmal edilen küçük bir çürük; kalp-damar hastalıklarına, romatizmaya, ülsere, böbrek ve karaciğer sorunlarına hatta kansere bile neden olabilmektedir. Ağız ve diş sağlığının öneminin farkındalığında olan ülkelerde diş hekimine 6 ayda bir gitme zorunluluğu varken ülkemizde böyle bir zorunluluk olmamakla birlikte 2 yılda bir diş hekimine gidilmektedir. İleride oluşabilecek sistematik rahatsızlıkların önüne geçebilmek için ağız ve diş bakımını düzenli yapmak, koruyucu ve önleyici tedavileri yaptırmak esastır" ifadelerini kullandı.

    [h=4]Sağlıklı dişler için 10 altın kural[/h] Dt. Selma Kurtoğlu, ağız ve diş bakımında sağlıklı dişlere sahip olmak için 10 altın kuralı sıraladı.

    1- Sabah ve akşam dişleri fırçalamak, diş ipi kullanmak ve ağız gargaraları ile dişlerin detaylı tam temizliğini yapmak. Diş ipi çok yaygın olmamakla beraber diş temizliğini tamamlayan işlemdir. Dişler ne kadar iyi fırçalansa da ara yüzler ve protezlerin altı diş ipi yardımıyla temizlenir. Yapılan istatistiklere göre plağın ağızdan uzaklaştırılmasında diş fırçalamanın etkisi %66 iken plağın ağızdan uzaklaştırılmasında diş ipinin rolü %34 olmaktadır. Günde 1 defa mutlaka diş ipi kullanılmalıdır.

    2- Dengeli beslenme ağız ve diş sağlığı açısından oldukça önemlidir. Beslenmede ilk prensip vücut için gerekli her türlü protein vitamin , mineral ,karbonhidrat gibi tam besinlerin dengeli bir şekilde alınmasıdır. Bu dengeyi bozacak her türlü alışkanlık genel sağlığımızı nasıl olumsuz etkiliyor ise diş sağlığımızı da olumsuz etkileyecektir.

    3- Fındık, ceviz gibi sert besinler dişlerle kırılmamalıdır.

    4- Havuç, elma gibi lifli ve çok sert besinleri yemek bir nevi diş fırçası görevi üstlenerek, dişleri temizler ve güçlendirir.

    5- Şeker,çikolata lokum gibi gıdalardan sonra dişlerin özellikle fırçalanması veya bol su ile çalkalanması gerekmektedir.

    6- Özellikle çocukluk çağında dişlerin çıkması ile birlikte azı dişlere fissür örtücü uygulanması çürükleri önlemektedir.

     

    7- Şekersiz sakız çiğnemek dişlerin temizlenmesine yardımcı olur.

    8- Asitli içecekler yerine doğal meyve suları veya maden suları tercih edilmelidir.

    9- Düzenli diş hekimine giderek, belirli aralıklar ile panoramik röntgen çektirerek çürük kontrolü yapılmalıdır.

    10- Flor uygulaması ile dişleri güçlendirmektedir.

  19. [h=2]Uzmanlar yaz aylarında artış gösteren Kulak Burun Boğaz hastalıkları ile ilgili uyarıyor. İşte yazın en sık görülen KBB hastalıkları ve dikkat etmeniz gerekenler...[/h]

    Yaz aylarında Kulak-Burun-Boğaz bölgesinde görülen hastalıklar diğer aylara göre biraz daha farklılık gösteriyor. Bu bölgenin yazın görülen hastalıkları zamanında ve uygun bir şekilde tedavi edilmezse tatilde hiç beklenmedik şekilde sıkıntılarla karşılaşmanıza yol açabilir.

    Anadolu Sağlık Merkezi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kazkayası yaz aylarında artış gösteren burun kanamaları, bademcik rahatsızlıkları ve kulak enfeksiyonlarına karşı önemli bilgiler veriyor ve uyarıda bulunuyor...

    [h=4]1. Burun kanamaları[/h] Burun kanamaları yazın sık karşılaşılan sorunlarından birisidir. Özellikle kuru ve sıcak hava şartları ve alerjik hastaların etkilendiği ortamlar kanama riskini artırmaktadır. Özellikle burun damarlarının belirgin ve çok yüzeyel olduğu bireylerde şiddetli sümkürme ve burun kurcalanması ile burun kolayca kanayabilir. Bu nedenle özellikle burun kanamasına yatkın olan küçük çocuklar, kan sulandırıcı ilaç kullanan kalp ve tansiyon hastaları güneşin etkili olduğu günün en sıcak saatlerinde mümkün olduğunca güneşe çıkmamalıdır. Burun kanaması olduğunda hemen burun içerisine bol soğuk su çekilerek hiç pıhtı kalmayacak şekilde yıkamalı ve dik oturulup baş hafif öne eğilerek burun kanatlarına her iki taraftan 5 dakika parmaklarla baskı uygulanmalıdır. Özellikle erişkin hastalarda kanama nedeni sıklıkla tansiyon yüksekliği olduğundan tansiyon ölçülmeli ve not edilmelidir. Elbette akabinde KBB uzmanına muayeneye gidilmelidir.

    [h=4]2. Bademcik iltihabı[/h] Halk arasında bilinenin aksine yaz aylarında bademcik iltihabı daha sık görülmektedir. Bunun başlıca sebebi klimaların enfeksiyon ajanlarını yayması ve soğuk-buzlu yiyecek içeceklerin sık tüketilmesi sonucu ısı farklılıklarının oluşmasıdır. Bu tür enfeksiyonlar KBB uzmanı tarafından değerlendirilmeli ve uygun bir şekilde tedavi edilmelidir. Bazı önlemlerle bu durum önlenebilir: Klasik bir bilgi olarak enfeksiyon hastalıklarından korunmak için hijyen kurallarına dikkat edilmelidir. Saçlar en basitinden havlu ile kurulanmalıdır. Dondurma ve benzeri tatlı ve soğuk gıdaların tüketilmesinin ardından mutlaka çok soğuk olmayan su içilmelidir. Terli kıyafetler sık sık değiştirilmelidir.

    [h=4]3. Eksternal otit[/h] (Dış kulak yolu ve kulak kepçesinin enfeksiyonu - Yüzücü kulağı)

    Havaların ısınması ve okulların tatil olmasıyla insanlar kalabalık büyük şehirlerden deniz sahillerine göç edip, denizin ya da havuzun serin sularına kendilerini bırakıyorlar. Sıcak-nemli ortamda yaşamak ve sık suya girmek eksternal otite sebep olabiliyor. Eksternal otit dış kulak yolu ve kulak kepçesinin enfeksiyonudur, "yüzücü kulağı" olarak da bilinir. Kulak Burun Boğaz hastalıkları içerisinde sık karşılaşılan bir durumdur ve hafif bir seyirden hayatı tehdit edici boyutlara kadar değişik aşamalarda olabilir. Yaz aylarında sık görülür.

    Dış kulak yolu cilt altı dokusunda zengin bir damar ağı ve yağ bezleri vardır ki bunlar "serümen" denilen koruyucu yağlı bir örtü salgılarlar. Serümenin az üretilmesi enfeksiyon riskini artırır, fazla üretilmesi de tıkaç oluşumu ve buna bağlı işitme kaybı, tıkaç arkasında biriken materyalin enfekte olması gibi riskler taşır. Serümen salgısına deri döküntüleri, dışarıdan gelen toz partikülleri, ölü mikroplar ilave olduğunda bir tıkaç oluştururlar ki buna buşon (kulak kiri) denir.

    [h=4]Kulağınızı çubukla temizlerken dikkat[/h] Dış kulak yolunun kulak temizleme çöpleri ile temizlenirken yapılan travma, keskin ya da künt uçlu nesnelerle kaşıma ve hatta kendi parmağı ile zorlama bile kanalda hasara yol açarak enfeksiyona zemin hazırlar. Dış kulak yolunun anatomik yapısının dar, uzun ve kıvrıntılı olması özellikle banyo ve yüzmelerden sonra bir miktar suyun içerde kalmasına ve özellikle yoğun buşon varlığında bunun su ile şişmesiyle mikropların yerleşmesi için uygun ortam oluşmasına neden olur.

    [h=4]Kulağa fazla su girmesi zararlı[/h] Sık aralıklarla duş alımı deniz ya da havuzda yüzme sonucunda dış kulak yoluna fazla miktarda su girmesi dış kulak yolunun normal serümen örtüsünü azaltarak bunun koruyuculuk fonksiyonunu bozar. Sık aralıklarla dış kulak yolunun temizlenmesi de aynı şekilde etki eder. Böylece bakteriler ve mantarların burada üreyip enfeksiyon oluşturması kolaylaşır. Bağışıklık sistemi düşük olanlar, diyabetikler ve dış kulak yolu etrafına radyoterapi alanlarda bu enfeksiyonun görülme riski daha fazladır.

    [h=4]Bunlar varsa doktora başvurun[/h] Hastalar kaşıntı, dokunmakla hassasiyet, şiddetli ağrı, bazen işitme kaybı veya kulakta dolgunluk hissi ile hekime gelirler. Ödem nedeniyle dış kulak yolu daralır. Dış kulak yolunda sekresyon, pürülan kulak akıntısı ve kabuklanma görülebilir. Kulak kepçesine dokunma ya da çiğneme hareketi ağrı oluşturabilir. Çok nadir ateş ve boyunda farklı boyutlarda bezeler de gözlenebilir.

    [h=4]Su geçirmeyen kulak tıkaçlarını kullanın[/h] Nemli ve rutubetli iklimlerde yaşayanlar ile su sporuyla uğraşanlar daha çok risk altındadırlar. Bunlarda dış kulak yolunda sıvı birikimi deride yumuşama ve pH değişikliğine yol açarak hastalığa sık yakalanma eğilimi gelişir. Su geçirmeyen kulak tıkaçları enfeksiyonun önlenmesinde faydalıdır. Suyla temastan sonra kulak kanalının ince keten bir bez ile kurulanması veya kulak kepçesi üzerine düşük ayarda kurutma cihazı kullanılması etkili bir yöntemdir. Topluma yapılabilecek en önemli uyarı dış kulak yolu derisine yönelik travmatik hareketlerden kaçınmaları olacaktır. Çünkü kulağın kuvvetle temizlenmesi ve kaşıma ile yapılan tahriş veya buraya yabancı nesnelerin sokulması ile oluşan hasarlar mikroorganizmanın yerleşimi için çok iyi bir zemin oluşturur.

    Bütün hastalıkların önlenmesinde ve sağıltımında olduğu gibi burada da iyi bir hasta-hekim işbirliği gerekmektedir. Bu sayede hastalıklardan doğacak rahatsızlıklar önlenirken, mevcut hastalığın daha kısa sürede ve etkili bir şekilde tedavisi mümkün olacaktır.

     

    Enfeksiyon yaygın ise ve dış kulak yolunun sınırları ötesine geçme riski varsa ağızdan antibiyotik kullanılır. Tedavi en az yedi gün süreyle olmalı ve hastalar ortalama 3 hafta süreyle kulaklarına su kaçmamasına dikkat etmelidirler.

  20. [h=2]Kozmetik ürünlerinize yılda kaç para harcıyorsunuz? Tahminimizce çok fazla miktarda. Peki bunu azaltmanın yollarını biliyor musunuz?[/h]

    Kozmetik sektörü, sunduğu yüzlerce çeşit ürünle güzel ve genç kalmak isteyenlerie çareler sunarken, bütçeleri de oldukça hırpalıyor. "Güzel görünmek, illa çok para harcamak demek değildir” mottosuyla hareket eden Avantajix'in indirim mühendisleri, kredi kartı limitlerini zorlamadan güzel ve bakımlı görünmenin sırlarını paylaşıyor

    Avantajix.com Kurucu Ortağı Güçlü Kayral: "2015 yılında yaklaşık 800 milyon liralık kozmetik ürün ithalatı yapıldı. Bu önerilere uyulursa, ülke ekonomisine de ciddi katkılar sağlanabilir.”

    Kozmetik alışverişi keyifli olmasına keyiflidir de; oldukça pahalı olan bu ürünlerin bütçede büyük kara delikler açtığı, pişmanlığın da fayda etmediği herkesçe bilinen bir gerçek. Bu konuda ekonomik davranmak istiyorsanız bu önerilere kulak verin.

    2015 yılında yaklaşık 800 milyon liralık kozmetik ürün ithalatı yapıldığını vurgulayan Kayral, "Kozmetiğe harcanan parayı azaltabilirsek ülke ekonomisine ciddi katkı sağlanabilir. Biz de üyelerimize bu konudaki önerilerini sorduk” dedi.

    İşte kozmetiğe harcanan parayı azaltmak için öneriler:

    - Öncelikle cildinizi tanıyın: Kişi öncelikle kendi cildini tanımalı, cildine uygun olmayan ürünlerden uzak durmalı. Cilt yapısını bilmeyen kişiler mutlaka bir dermatologdan destek istemeli. Çünkü kendi başına karar vererek alınmış bir ürün, isabetli olmayabilir ve bu ürün ya çöpe gider ya da rafta uzun yıllar kalarak bozulur. Bu da harcanan paranın uçup gitmesidir.

     

    - Alışverişi internetten yapın: Herhangi bir kozmetik ürüne en uygun fiyatla ulaşabilmek için internetten satın almayı tercih edin. İnternette karşılaştırma yapmak son derece kolay. Aynı ürün hangi mağazada kaça satılıyor bir tıklamayla öğrenmek mümkün.

    - Pahalı ürün, iyi ürün değildir: Çok fazla para ödemeden sahip olacağınız uygun ürünlerle; hem cilt bakımınızı doğru şekilde yapabilir, hem de kesenizi fazla yormazsınız. Örneğin yüzünüzün günlük temizliği için; uygun bir sabunla yüze yapışan kirlerden ve tüm gün karşılaşılan sigara, egzoz dumanı gibi zararlı maddelerin etkilerinden arındırmak gerekir. Kuru ciltler için krem ya da gliserin ya da zeytinyağı içerikli bir sabun tercih edilebilir. Yağlı ciltler için ise kükürtlü ya da meyve esansı içeren bir sabun uygundur.

     

    - Aşırı makyaj yapmayarak temizleme ürünlerinden tasarruf edin: Aşırı makyaj ciltte yapay durur ve temizlenmesi de oldukça zordur. Bunun yerine, gün içinde gidilecek yere göre hafif bir makyaj tercih edilmelidir. Doğal ve sade makyajın hem tazelenmesi, hem de çıkarılması daha kolaydır. Böylelikle hem makyaj malzemelerinize çok fazla para harcamazsınız, hem de makyajınızı çıkaracağınız ürünleri daha uzun süre kullanma imkânına kavuşursunuz.

    - Badem yağı ve balla gençleşin: Nemlendirici olarak kullanılacak ürünler kişiden kişiye değişir Deriyi genç tutmak, kırışıklıkları azaltmak, gelişmiş lekeleri yok etmek için kullanılacak bir nemlendirici elde etmek kolaydır. Fakat bu tarz hazırlama kremler, stabilizasyonu sağlanmadığı için kolayca bozulabilir. Bunu göz önünde bulundurarak; A, E ve C vitaminleri içeren kapsüller, salatalık rendesi, badem yağı, bal gibi anti-aging maddelerinin bir kremle karıştırılıp sürülmesi yararlı olacaktır.

     

    - Keselenmek en eski peeling yöntemi: Vücudunuzdaki ölü derileri atmak ve daha sağlıklı bir cilde kavuşmak için peeling yapmak gerekir. Bir avuç toz şekeri biraz zeytinyağıyla karıştırın ve karışımı duşta kullanarak ölü deriyi atın. Bunun dışında iyice buhar altında kalınan bir banyoda kese yapmak bilinen en eski peeling yöntemidir.

    - Manikür yaptırmaya gidemiyorsanız: Evde sahtesini kendiniz de yapabilirsiniz. Tırnaklarınızı limon suyuna sokun. Daha sonra bir tırnak parlatıcısıyla (törpü şeklinde satılan ve tırnaklarınıza masaj yapan) tırnaklarınızın uçlarını parlatın. Böylece tırnak cilasına ihtiyacınız kalmayacak!

     

    - Rujunuzun ömrünü uzatın: Farklı tonlar için ayrı ayrı rujlar kullanmak yerine, ufak hilelerle aynı ruju uzun süre kullanabilirsiniz. Örneğin; parlak bir görüntü için, ruju, ince bir tabaka halinde dudaklarınıza sürdüğünüz vazelinin üzerine sürün. Yepyeni sürülmüş ruj görüntüsü hoşunuza gitmiyorsa, parmak uçlarınızı kullanarak bunu değiştirebilirsiniz. Mat görünüm için biraz pudra sürebilir, gece kullanmak için de ruju koyu renk bir farla karıştırabilirsiniz.

  21. [h=2]Yeme bozukluğu olarak da bilinen anoreksiya ve bulimiya, ergenlik döneminde ortaya çıkıyor.[/h]

    Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Aslıhan Dönmez, ergenlik döneminde ortaya çıkan yeme bozukluklarının önlem alınmazsa kişinin hayatını olumsuz etkileyeceğini ve önemli sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi. Prof.Dr. Aslıhan Dönmez, şu bilgileri verdi:

    Beslenme davranışında görülen bozukluklarla seyreden hastalıklara yeme bozukluğu denir. Yeme bozukluğu başlığı altında iki temel bozukluk vardır: Anoreksiya nervozada günlük alınan kaloride belirgin kısıtlama yapma, kilo almaktan aşırı korkma ve zayıf olduğu halde kendini kilolu görme (beden algı bozukluğu) söz konusudur. Bulimiya nervozada ise tıkınma ve çıkarma (kusarak, idrar sökücü ve laksatif ilaç kullanarak, aşırı egzersiz yaparak) atakları vardır.

    [h=4]Fiziksel ve ruhsal değişikliler etkili oluyor[/h] Yeme bozukluğu çoğunlukla ergenlik döneminde başlar. Bunun en önemli nedeni ergenlik döneminde meydana gelen fiziksel ve ruhsal değişikliklerdir. Vücudun değişiyor olması ve yağlanmanın artışı önemli bir tetikleyici etkendir. Sosyal alanda kabul edilmek ve beğenilmek bir ergen için giderek daha önemli olmaya başlar ve fiziksel görünüm bunun önemli bir belirleyicisi haline gelir. Bu dönem arkadaş çevresinden görünüm veya kiloyla ilgili bir eleştiri almak yeme bozukluğunu tetikleyebilir.

    [h=4]Bu değişikliklere dikkat[/h] Ergenlik dönemindeki yeme bozukluğunun bazı belirtilerine dikkat çeken Prof. Dr. Aslıhan Dönmez, şunları söyledi:

    "Yemekler hakkında takıntılı bir hale gelmek, kilo ve görünümle ilgili aşırı uğraşlara başlamak, çok sıkı diyetler yapmak, tuvalette uzun süreler kalmak, yiyecek saklamak, takıntılı bir şekilde kalori saymaya başlamak, saatler süren spor aktivitelerinde bulunmak, özellikle yedikleri konusunda yalan söylemeye başlamak yeme bozukluğu göstergeleri olabilir. Ayrıca akademik başarının düşmesi, sosyal ilişkilerde bozulma, odadan dışarı çıkmamak, öfkede artış, içe kapanmak gibi genel belirtiler de ortaya çıkabilir."

    Yeme bozukluğunun tedavisi var mıdır?

    Yeme bozukluğu tedavisinde psikoterapi yöntemleri ve psikiyatrik ilaçlar kullanılır. Hastalığın ilerlemiş olduğu vakalarda bir süre hastaneye yatırmak gerekebilir. Tedavinin en önemli aşaması hastayı tedavi olmaya ikna etmektir. Çünkü hastalar tedaviyle aşırı bir kilo alacaklarından korkarak tedaviye başvurmakta isteksiz davranabilirler.

    Çocuğumda yeme bozukluğu olduğunu düşünüyorum, ne yapabilirim?

    Prof.Dr. Aslıhan Dönmez, anne ve babalara şu tavsiyelerde bulundu:

    Onu denetlemeyi bırakın: Ne yediğini, çıkarıp çıkarmadığını denetlenmeyi bırakın. Denetleme davranışınız onun kendini daha fazla baskı altında hissetmesine ve bu davranışları artırmasına neden olacaktır. Üstelik yalan söylemesini de artıracaktır. Onu suçlamayın: Bazı aileler yeme bozukluğunun bir "şımarıklık” göstergesi olduğunu düşünerek hastayı suçlarlar. Unutmayın ki yeme bozukluğu tedavi gerektiren bir psikiyatrik hastalıktır, şımarıklıkla bir ilgisi yoktur.

    Aşırı müdahaleci davranmayın: Bazı ergenler için yeme bozukluğu hayatından kendi kontrolü altında tutabildiği tek alan, bir özgürlük mücadelesi olabilir.

    Ona kilo aldırmaya çalışmayın: Unutmayın ki hayatta en korktuğu şey kilo almak. Çünkü buna bir başlarsa durduramayacağını düşünüyor. Bu nedenle ona zorla yüksek kalorili bir şeyler yedirmeye çalışmayın.

     

    Onu tedaviye ikna etmeye çalışın: Fakat bunu yaparken zorlayıcı bir tutum içerisinde olmayın. Zorla götüreceğiniz tedaviden fayda görmeyecektir. Bunun yerine onunla sakin bir şekilde konuşun, onunla ilgili kaygılarınızı dile getirin ve tedaviye başvurma konusunda cesaretlendirin.

  22. [h=2]Beslenme ve Diyet Uzmanı Merve Güler çok seyahat eden kişiler için önerilerde bulundu.[/h]

    Çok seyahat eden, iş yoğunluğu fazla, sürekli stres altında olan kişilerin düzensiz ve kötü beslenmesi durumunda fazla kilolar kaçınılmaz olmaktadır. Özellikle yolculukta, normalde yediklerimize göre çok daha fazla yeriz. İster tatil için olsun ister iş için olsun bu süre içerisinde kendimizi özgür hissedip birçok şeyi yemek istiyoruz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Merve Güler sık seyahat eden kişiler için önerilerde bulundu.

    [h=4]Dikkat etmeniz gerekenler[/h] - Güne kahvaltıyla başlayın. Açık büfe kahvaltılardan uzak durun. Akdeniz tarzı bir kahvaltı (peynir, zeytin, domates, salatalık, yeşillikler, tam tahıllı ekmek, meyve vb.) tercih edin. Mümkün olduğunca işlenmiş et ürünlerinden kaçının.

    - Öğünlerde protein ağırlıklı beslenme gün içerisinde tok kalınmasını sağlar. Izgara, haşlama veya fırında pişmiş etleri yemeği tercih etmelisiniz. Yağda kızartılmışlardan kaçınmalısınız.

     

    - Pizza, hamburger tarzı besinler tükettiğinizde o gün içerisinde daha aktif bir gün geçirmeye dikkat edin.

    - Hava değişikliği ve sürekli oturma pozisyonu bağırsak hareketlerini etkilemektedir. Bağırsak hareketleri için;

    - Öğünlerin bir tanesinde mutlaka sebze yemeğe gayret göstermelisiniz.

    - Beyaz ekmek yerine esmer ekmek yemelisiniz.

     

    - Ziyaret edeceğiniz yerleri mümkün olduğunca yürüyerek gitmeyi tercih etmelisiniz.

    - Gün içerisinde 1 kupa yeşil çay bağırsak hareketlerinizi hızlandıracaktır.

    - Öğün aralarında kayısı- erik -incir – armut yemek bağırsak çalışımına yardımcı olacaktır.

    [h=4]Seyahatte sıvı ihtiyacının karşılanması[/h] Genelde seyahat halindeyken sık tuvalete çıkmamak için sıvı tüketimi çok azalmaktadır. Seyahat boyunca en az 1.5 litre su içilmelidir. İçilen 1.5 litre su dolaşım sisteminin, bağırsak sisteminin daha düzenli çalışmasını sağlar. Seyahat boyunca sağlıklı yiyecekler tercih etmelisiniz. Yapılan küçük kaçamakları diğer öğünlerde daha dengeli beslenerek telafi edebilirsiniz.

  23. [h=2]Cildinize nem dengesini yeniden kazandırmak ve harika bir cilde kavuşabilmek için size yardımcı olabilecek mucize maske tarifi...[/h]

    Zeytinyağı doymamış yağ asitleri açısından oldukça zengin bir yağdır, özellikle de omega-3 açısından... Bu bakımdan cilde esneklik kazandırır.

    Vitamin, mineral açısından oldukça zengin ve protein kaynağı olan bal ise cildi arındırır. Özündeki elementler sayesinde hücreleri yeniler.

    [h=4]Ballı ve zeytinyağlı maske[/h] Her cilt tipine uygun olan bu pratik maske cildinizi nemlendirirken aynı zamanda ışıl ışıl parlamasını da sağlayacak.

    Malzemeler

    1 yumurta

    1 yemek kaşığı bal

    1 yemek kaşığı zeytinyağı

    Hazırlanışı ve uygulanışı

    Bir kasede yumurtayı kırın, üzerine bal ve zeytinyağını döküp iyice karıştırın. Sonra yüzünüze sürüp 15 dakika bekletin. Ardından ılık suyla durulayabilirsiniz.

     

    Yüzünüzün nem dengesini yeniden sağlamak ve gözeneklerin sıkılaşmasına yardımcı olmak için son derece kolay olan bu formülü haftada 1 kez uygulayabilirsiniz.

    Önemli uyarı

    Bu arada maskeyi yüzünüze sürerken çok ince bir deriye sahip olan hassas bölgelere yani göz ve dudak çevrenize gelmeyecek şekilde uygulamanızda fayda var.

  24. [h=2]Yanlış diyetlerin hem vücut dengesini hem de psikolojiyi bozduğunu söyleyen Dyt. Büşra Sağıroğlu, sağlıklı kilo vermenin püf noktaları anlattı.[/h]

    Koç Üniversitesi Hastanesi Diyetisyeni Büşra Sağıroğlu hızlı kilo vermek için yapılan yanlış diyet ve beslenmenin verilen kiloların ileride alınmasına neden olduğuna dikkat çekti.

    Dyt. Sağıroğlu; "Beslenme konusunda bilgi kirliliği var. Bu yanlış bilgiler insanların beslenme davranışını olumsuz etkiliyor. Kilo vermek için aç kalmak gerekmiyor. Aksine vücudu azar azar ve sık sık doyurarak, hem metabolizma hızlandırılmalı hem de kan şekerinin ani iniş-çıkışlarına engel olunmalı. İnsanlar yanlış diyet uygulamalarıyla vücut dengelerini ve psikolojilerini bozuyor” diye konuştu.

    Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte kısa sürede hızlı kilo vermek isteyen kişiler, uyguladıkları çeşitli diyetlerle farkında olmadan sağlıklarını tehlikeye atabiliyor. Günümüzde yanlış beslenme bilgileri ve bilimsellikten çok uzak olan düşük enerjili şok diyetler insan sağlığını olumsuz etkilemekle kalmayıp hatta ölümlere bile neden olabilir.

    Beslenme konusunda bir bilgi kirliliği mevcut. Bu yanlış bilgiler insanların beslenme davranışını olumsuz etkiliyor. Örneğin; aç karnına limon suyu içtiğinde yağ yakarak zayıflayacağını düşünen insanlara bunun zayıflatmayacağını hatta mide tahrişine ve ülsere yol açabileceğini anlatmak gerekiyor.

    Birçok hatalı beslenme düşüncelerinden bir diğeri ise kilo vermek için aç kalmak gerektiği düşüncesidir. Kilo vermek için aç kalmak gerekmiyor. Aksine vücudu azar azar ve sık sık doyurarak, hem metabolizma hızlandırılmalı hem de kan şekerinin ani iniş ve çıkışlarına engel olunmalıdır. Uzun süre açlıkta ise vücut, kendini kıtlıkta gibi düşünür ve bir yiyecek tüketiminde onu daha fazla depolamaya meyil gösterir. Bu da aç kalınarak verilen kiloların nasıl fazlasıyla geri alındığının bir açıklamasıdır.

     

    [h=4]Mucize diyet var mı[/h] Kilo vermek, sanıldığı gibi vücut için kolay bir süreç olmayıp, hızlı zayıflamak için mucizevi bir formül yoktur. Tek besine dayanan ve çok düşük kalorili diyetlerin mucizevi bir çözüm gibi sunulması ve kısa sürede fazla kilo kaybı sağlaması nedeniyle zayıflamak isteyenlerin tercihi olabiliyor. Şok diyetlerle kısa sürede kilo verilse de kalıcı kilo kontrolü sağlanamayacağı gibi, sürdürülebilirliği de olmadığından verilen kilolar misliyle geri alınıyor.

    [h=4]Yanlış diyetler ruh sağlığını tehdit ediyor[/h] İnsanlar yanlış diyet uygulamalarıyla hem vücut dengelerini hem de psikolojilerini bozuyor. Sağlıksız diyetler sonrası yavaşlayan metabolizma sonucunda hızla geri alınan kiloların yarattığı motivasyon kaybı ve kilo verememe kaygısı ile depresif duygular oluşabiliyor.

    Uzun süreli diyete uyum konusunda motivasyonunu kaybeden kişi ise aynı şekilde tekrar kısa sürede çözüm alabileceği sağlıksız uygulamalara yönlenebiliyor ve bu durum kısır döngü halini alabiliyor. Bu durumda bir diyetisyen ve ayrıca bir psikologdan yardım alınması büyük önem taşıyor.

     

     

    [h=4]Sağlıklı beslenme ve sağlıklı kilo vermenin püf noktaları[/h] - Sık sık beslenmek, ara öğün yapmak, karbonhidrat, protein ve yağları dengeli şekilde tüketmek ve güne kahvaltıyla başlamak en iyi sağlıklı beslenme yöntemidir. Sağlıklı kilo verebilmek için düzenli sporu da ihmal etmemek gerekiyor.

    - Hangi kiloda olursanız olun kilo vermeyi zamana yaymak yani belli bir zaman diliminde belli bir kilodan fazlasını vermemek gerekiyor. Genellikle ayda 2-4 kg civarında kilo kaybı sağlıklı olarak kabul ediliyor.

    - Kişiler başka birine ait olan beslenme programlarını kendilerinin de uygulayabileceği yanılgısına düşüyorlar. Her beslenme programı tıpkı parmak izimiz gibi kişiye özel olmalı, kişinin yaşı, boyu, cinsiyeti, aktivite düzeyi, yaşam biçimi, sağlık sorunları gibi faktörler göz önüne alınarak hazırlanmalıdır.

    - Unutulmamalı ki, eğer bir diyet programı sizin halsiz, bitkin, soluk benizli, sinirli olmanıza neden oluyorsa sizin için kesinlikle yanlıştır.

    [h=4]Sağlıksız diyetlerin ortaya çıkardığı kötü sonuçlar[/h] - Yağ tüketiminizi tamamen sıfırlarsanız yağda eriyen A, D, E, K vitaminlerinin yetersizliğine neden olursunuz. Belli miktarlarda balık, yağlı tohumlar (badem, fındık, ceviz gibi) ve zeytinyağı tüketerek beslenmenize sağlıklı yağları da ilave edin.

    - Protein diyetleri uzun vadede böbrek ve karaciğer üzerine olumsuz etki yapar. Ayrıca kalsiyum emilimini olumsuz etkileyerek, ilerleyen yaşlarda kemik erimelerine zemin hazırlar.

    - Yanlış diyet uygulamanın en kötü sonucu, diyeti bıraktığınızda hızla verdiğinizden daha fazla kilo almaktır. Uzun süreli uygulanan düşük kalorili diyetler sonucu iştah patlaması yaşayarak hızlıca kilo almanız kaçınılmaz olacaktır.

    - Yağ yakımı olmadan elde edilen kilo kaybı, vücutta sarkmalara neden olabilir. Kastan kaybedilen kilo, yeniden kilo alındığında kas miktarının değil, yağ miktarının artması ile sonuçlanır. Uzun vadede bu şekilde kilo verip almalar kasların güçsüzleşmesine neden olur.

    - Kısa sürede kilo vermek için uygulanan tek yönlü beslenme programları ve düşük kalorili diyetler yetersiz besin ögesi alımından dolayı vücutta vitamin ve minerallerin yetersizliklerine ve bunlara bağlı hastalıklara neden olur.

     

    - Uzun süreli uygulanan yanlış diyetler sonrası gerçekten sağlıklı bir diyet programı uygulamaya başlanıldığında, vücut kilo vermeye direnç gösterecektir ve bir süre sonra eskisi kadar kolay kilo verilemeyecektir. Bu nedenle zaman kaybetmeden bir beslenme uzmanından yardım alınmalıdır.

×
×
  • Create New...