Jump to content

Melâl

Moderatör
  • Content Count

    17,792
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    13

Posts posted by Melâl

  1. [h=2]Ergenlik belirtileri nelerdir? Erken ergenlik, çocuklarda hangi sağlık sorunlarına neden olur? Pediatrik Endokrinoloji Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya anlattı.[/h]

    Medicana Bahçelievler Hastanesi Pediatrik Endokrinoloji Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, çocukluk döneminden erişkin dönemine geçişin gerçekleştiği, büyümenin ve seksüel gelişimin tamamlandığı üreme kapasitesinin kazanıldığı ergenlik dönemi hakkında önemli bilgiler verdi.

    [h=4]Ergenlik belirtileri[/h] Ergenlik döneminin başlangıcı kız çocuklarda 9-12 yaş, erkek çocuklarda ise 10-13 yaş arasında olur. Erken ergenlik kızlarda 8 yaşından, erkeklerde ise 9 yaşından önce ergenlik bulgularının başlangıcıdır. İlk belirti kızlarda tek ya da çift taraflı meme büyümesidir. Daha sonra cinsel bölgede ve koltuk atında tüylenme başlar. En son olarak adet görür. Erkeklerde ise ergenliğin ilk bulgusu testis büyüklüğündeki artıştır. Bunu takiben penis büyümesi, cinsel bölgede ve koltuk altında kıllanma, sesde kalınlaşma gözlenir. Kızlarda adet görme, erkeklerde ise sperm üretiminin başlaması ergenliğin tamamlandığını gösterir.

    Ergenliğin başlangıç yaşı genetik özellikler, beslenme durumu, obezite, stres ve çevresel faktörlerle değişebilir. Son yıllarda beslenme alışkanlıklarının değişmesi ve tüm dünyadaki sosyoekonomik zenginleşmeye bağlı olarak ergenlik başlama yaşı azalmış ve erken ergenlik tanılı hasta sayısı artmıştır. Erken ergenlik kız çocuklarda erkek çocuklara göre yaklaşık 10 kat daha fazla gözlenmektedir. Erkek çocuklarda daha nadir görülmesine rağmen buna neden olan organik bozukluklar daha sıktır.

    [h=4]Erken ergenlik boyun kısa kalmasına yol açıyor[/h] Alt yatması olası problemlerin tespiti için yaşıtlarına göre gelişimi hızlanan, erken ergenlik bulguları gözlenen kız ve erkek çocukların mutlaka araştırılması gereklidir. Tanıda gecikilmesi hayatı tehdit edebilir.

    Çocukların erken ergenliğe girmesinin en büyük sakıncası boy kısalığına neden olabilmesidir. Ergenlik döneminde boy büyümesi hızlanır. Ergenlik çağının sonunda ise kızlarda salgılanan kadınlık hormonu östrojen ve erkeklerde salgılanan erkeklik hormonu testosteron büyüme kıkırdaklarının kapanmasına neden olur. Bu nedenle ergenlik döneminde yaşıtlarına göre uzun olan çocuğun büyüme kıkırdağının kapanmasıyla boy büyümesi durur ve erişkin boyu kısa kalır. Erken ergenlik çocuğun psikolojisini de etkiler ve psikososyal sorunlara yol açabilir.

    Yapılan araştırmalar erken ergenlik probleminin son yıllardaki artışına gıdalar içindeki hormon ve katkı maddelerinin de neden olabildiğini göstermiştir. Hormonlarla hızlı büyütülen tavuklar, yumurtaları, yetiştirilen meyve ve sebzeler uyarıya neden olarak ergenliği başlatabilir. Aynı zamanda oyuncaklar içindeki kimyasallarda benzer hormon uyarıcı etkiyi gösterebilirler.

    [h=4]Erken ergenlik durdurulabilir mi[/h] Erken ergenlikte artan hormonların ayda bir kere kalçadan yapılan bir iğneyle baskılanarak ergenliğin durdurulabilmesi mümkündür. Endokrinoloji merkezlerinde bu tedavi uygulanmaktadır. Tedavi normal ergenlik yaşına kadar sürdürülür. Tedavinin kesilmesini takiben kendi hormonları tekrar devreye girerek ergenlik başlar. Bu tedavi ile epifizlerin erken kapanıp boy kısalığına neden olmasının da önüne geçilmiş olur.

     

    Erken ergenlikte ergenliği geciktirerek boyu uzatmanın mümkün olabilmesine karşın normal zamanında başlayan bir ergenlikte tedavi ile ergenliği geciktirmenin herhangi bir yararı olmadığı yapılan çalışmalarla gösterilmiştir.

  2. [h=2]Jean pantolonunuzun paçalarını o günkü ruh halinize göre istediğiniz şekilde kıvırabilirsiniz. İşte size 6 farklı seçenek...[/h]

    Dolabımızın ayrılmaz parçası olan jean pantolonlar, bir diğer önemli aksesuarımız olan ayakkabılarımızı öne çıkarmak ve görünüme biraz stil dokunuşu yapmak istediğimizde birçok farklı seçenekle kullanışlılıklarını bir kez daha kanıtlıyorlar. Paça kıvırmadan bahsediyoruz! Moda haftalarından ünlü isimlerin sokak stillerine kadar sıklıkla rastladığımız paça kıvırma trendi; kullanacağınız jean modeli ve stilinize göre istediğiniz şekile uyarlanabiliyor.

    İşte jean pantolonunuzun paçalarını kıvırmanın 6 yolu:

    [h=4]Süper ince kıvırma[/h] Jean pantolonuzun paçalarını süper ince bir şekilde kıvırmak, ince bir silüet de sağlar. Paça dikişi kalınlığında iki kat kıvırdığınız paçalarınızın simetrik göründüğünden emin olun.

    [h=4]Kalın kıvırma[/h] Kalın kıvırma stili en iyi geniş paçalar etki gösterecektir. Ayak bileğinizi geçmeyecek kalınlıkta iki kat kıvırın ve hazırsınız!

     

    14648528130.09367000.jpg

     

     

    [h=4]Döndürerek kıvırma[/h] Biraz çabasız görünen bu görünümü özellikle bahar ve yaz aylarında boyfriend jeanlerinizle uygulayabilirsiniz. Her zamanki kıvırma işleminizi bu kez kat kat değil, ilk kattan sonrasını rulo yapar şekilde döndürün, silindirik bir görünüm elde edin.

    [h=4]İçe kıvırma[/h] Bu stil özellikle stilettolarınız ile kombinlediğiniz likralı jeanleriniz konusunda işe yarar. İstediğiniz boyda paçalarınızı içe katladıktan sonra hafif ısıda ütü işlemi uygulayıp katlamayı sabitleyin.

     

    14648528530.14572500.jpg

     

     

    [h=4]Yarım kıvırma[/h] Boyfriend jeanlere oldukça yakışan bu katlama modeli sayesinde çabasız bir şıklığa da sahip olacaksınız. Dışa doğru katladığınız kalın katın ardından; dışta kalan paçanın dikiş kısmını da tekrar dışarıya yönlendirip hacim verin.

    [h=4]Dağınık kıvırma[/h] Skinny veya boyfriend jeanlerde kullanılabilen bu kıvırma yönteminde, paçanızın bilek hizasında kalmadığında emin olun. İlk katı yarım kıvırın, belirlediğini tek bir yönden; üstüne ikinci yarım kıvrımı yapın.

  3. [h=2]Ayak Sağlığı Uzmanı Mehmet Çırak, topukları kavramayan babet tipi ayakkabıların, çocukların patolojik sorunlarının artmasına neden olduğunu söyledi.[/h]

    Çocuklar arasında kullanımı yaygın olan babet tipi ayakkabıların ilerleyen yaşlarda dizlerde aks, kalçalarda eklem bozuklukları ve topuk dikenine neden olabileceği belirtildi.

    Fransa'da Podoloji eğitimini tamamlayan, Türkiye'nin ilk ayak sağlığı uzmanlarından Mehmet Çırak, çocuklar için doğru ayakkabı seçiminin püf noktalarını AA muhabirine anlattı.

    Çocuklarda ayakkabı seçiminde yetişkinlere büyük görev düştüğünü, ayakları esnek olduğu için birçok çocuğun ayakkabının küçük geldiğini fark etmediğini söyleyen Çırak, ebeveynlerin düzenli olarak ayakkabının içini kontrol etmesi gerektiğine dikkati çekti.

    Çırak, özellikle kırık tırnak uçlarının "ayakkabıların küçük geldiğini" gösteren bir ipucu olduğuna işaret ederek çocuk ayakkabılarının mutlaka topuk etrafını sarması gerektiğinin altını çizdi.

    Mehmet Çırak, "Ayakkabı, çocuğun ayağına gerçekten uygun olmalı. Topuk etrafını saran bölüm sert olmalı. Bağcıklı ya da cırt cırtlı ayakkabı kullanılabilir, önemli olan bileğin iyi tutulmasıdır. Topuğun etrafı sert olmalı, ayak parmakları ise rahat etmelidir" ifadelerini kullandı.

    Havaların soğuk olduğu günlerde botların tercih edilebileceğini, spor ayakkabısında ise kauçuklu, havalı olanların seçilebileceğini belirten Çırak, ayakkabının amacına uygun kullanılması gerektiğini söyledi.

    [h=4]Ucuz ama sağlıksız[/h] Yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da kullanımı yaygın olan babet türü ince ayakkabıların topukları sarmadığını vurgulayan Mehmet Çırak, bu nedenle ortaya çıkacak bir sorunun diz ve kalçada da bozukluklara neden olabileceğine işaret etti.

    Çırak, çocuk ayakkabı seçiminde yapılmaması gerekenler hakkında şöyle konuştu: "Babetlerden uzak durulmalı. Bu tür ayakkabılar ucuz ve çok yaygın. Çocuklar da diğer arkadaşlarından etkileniyor ve onlar gibi görünmek, babet giymek istiyor. Topukları kavramayan ve son 7-8 yıldır çok Moda olan babetler bir jenerasyonda patolojik sorunların artmasına neden oluyor. Yetişkin dönemde dizlerdeki aks bozukluğu, kalçalardaki eklem bozukluğu, topuk dikeninin de nedeni budur."

     

    Mehmet Çırak, parmak arası terlik ve yalın ayak dolaşmanın da benzer sorunlara yol açabileceğini sözlerine ekledi.

  4. [h=2]Her gelişim basamağı kendine has değişik özellikler taşısa da insanın en hızlı değişim gösterdiği dönem 0-2 yaş aralığıdır.[/h]

    Her gelişim basamağı kendine has özellikler taşısa da 0-2 yaş döneminde çok hızlı bir değişim seyrinin gözlemlendiği bir dönemdir. İnsan yaşamındaki en hızlı ve fırtınalı gelişim dönemidir. Erken gelişim dönemi 0-2 yaş arası dönemi kapsamaktadır. Medicana Internastional İstanbul Hastanesi Uzman Psikolog ve Pedagog Reyhan Ateş Yücel ailelere 0-2 yaş döneminde çocukların psikolojik gelişimi hakkında önemli bilgiler verdi.

    [h=4]0-2 yaş psikolojisine dikkat[/h] 0-2 yaş döneminde sağlıklı bir psikolojik gelişimin temel şartlarından biri de çocuğun temel ihtiyaçlarına karşılık vermektir. Çocuklar dünyaya gelirken doyum sağlaması beklenen bazı temel fizyolojik gereksinimleri de beraberinde getirmektedir. Bunlar; beslenme, uyku, ısı ve beden temizliği, sevgi görme hissetme gereksinimleridir. İlk iki yılda bu gereksinimlerin karşılanması, çocuğun kendini güvende ve huzurlu hissetmesi açısından son derece önemlidir.

    [h=4]Temel güven duygusu bu dönemde şekillenir[/h] Bebekler 16 saatini uykuyla geçirse de refleks faaliyetleri ile dış dünyayla ilişkilerini sürdürmeye çalışmaktadır. 0-1 ay arasında acı, acıkma, üşüme, huzursuzluktan dolayı ağlama ve ağladıktan sonra ihtiyaçlarının karşılandığını görmesi bebek açısından son derece önemlidir. Ağlamanın sesine, şiddetine göre anne buna duyarlı olmalıdır. Ağlama tınıları çocuğun dış dünya ile ilk iletişim yollarından biridir. İhtiyaçlarının karşılandığını gören çocuk hem anneye hem de çevresine güven duygusu geliştirmektedir ve öğrenme arzusunun temelini de bu güven duygusu oluşturmaktadır. Temel güven duygusu çocukta keşfetme arzusu- merak duygusunu geliştirir. Çocuk ya güvenmeyi ya da güvenmemeyi öğrenir.

    [h=4]Çocuğunuzla göz teması kurun[/h] Kişiliğe saygı, iletişimde yüz yüze konuşma becerilerinin temeli yine bu dönemde atılmaktadır. Anne çocuğu kabul etmeli, göz kontağı ve dokunma ile çocuğuna sevgi göstermelidir.7. ve 9. aylarda ayrılık anksiyetesi ortaya çıkabilir. Yine bu dönemde yabancılardan korkma gözlenebilir. 1 yaşına gelen bebek, basit soruları anlama, sınırsız merak duygusuna sahip olma gibi özellikler sergilerken yine ilk anlamlı sözcükler bu dönemde ortaya çıkar. 2 yaşa geldiğinde konuşmada 2 kelimelik cümleler beklenebilir. Çocuk 2 yaşa gelmesi ile birlikte daha bağımsız olma yolunda adımlar atmaya başlayabilir. Yaşamın ikinci yılında gelişim epey hızlıdır. Bu onu bir çok açıdan bağımsız kılar. Motor yeteneklerle, dil becerisinin kazanılmasının etkisi büyüktür. 2 yaş çocuğu yetişkinlerle birlikte basit faaliyetlerde bulunabilir.

    [h=4]2,5 yaş sendromu (Serkeşlik Dönemi)[/h] 2. yaşına gelen çocuklar, bağımlı bir bebek yerine bağımsız olabileceklerini öğrenirler. Normalde bu yaşlarda konuşmasını da beklediğimiz çocuklarda dil gelişiminin gecikmeye başlaması hırçınlıklara neden olur. Anne babalar çocuklarına destek olup onlar için uyarıcı bir çevre sunduklarında bu gecikmeyi kısa bir sürede aşmaları mümkün olabilir. 2,5 yaş gelişimin en büyük kriz dönemlerinden biri olarak kabul edilir. Çocuk bu dönemde dengesiz, olumsuz, kararsız ve isyankardır. iki kutup arasında gidip gelir, hem otoriteyi istemez hem de onun onayına ihtiyaç duymaktadır. Aşırı bir faaliyetten ani bir tembelliğe, dışa dönükken aniden içe kapanmaya geçebilir. Yine konuşma becerileri henüz tam gelişmediyse hırçınlık daha da fazla gözlenir. Çocuğun asıl istediği bağımsız hareket edebilmektir. Bu bağımsızlık isteklerini ifade etmekten de geçer. Dil becerileri sınırlı olan çocuklarda öfkenin daha fazla olma nedeni de budur.

  5. [h=2]Klinik Psikolog Yekta Korkmaz, yeni baba olanlara çocuklarıyla kaliteli zaman geçirebilmelerini sağlayacak altın değerinde öğütler verdi.[/h]

    Çocuğunuz büyüdüğünde bir sabah onunla babası olarak iletişim kurmaya karar verirseniz, biraz geç kalmış olabilirsiniz. Bu yüzden çocukla ne kadar saat beraber geçirdiğinizden çok neler paylaştığınız önem taşır. Medical Park Göztepe Hastanesi Klinik Psikoloğu Yekta Korkmaz, "Çocuğunuzla birlikte bir AVM'de yemek yemenin veya sadece oyuncak dükkanlarını gezmenin anlamlı bir yanı yoktur. Bunun yerine birlikte bisiklet sürmeyi, balık tutmayı, futbol oynamayı ve onun kurduğu oyunlara eşlik etmeyi tercih edin. Böylece hem keyifli zaman geçirecek hem de çocukla aranızdaki duygusal bağı kuvvetlendirmiş olacaksınız” diye konuştu.

    Dünyanın en güzel duygusu bir evlat sahibi olmaktır. Hele de o ilk kavuşma, ilk bakışma, ilk kokuyu hissetme anı paha biçilemez bir değerdedir. Genellikle hep annelerin yaşadıkları zorlukları, psikolojik gelgitlerini konuşuruz ve çözümler yaratmaya çalışırız. Peki ya babalar? Doğumdan sonra herkes bebek ve anne ile ilgilenir. Baba bu süreçte hem sorumluluğunun iki katına çıktığını yavaş yavaş hissederken hem de önce yataktan, sonra muhabbetlerden, en sonunda da evdeki sosyal alanlardan dışlanmış gibi düşünmeye başlar. Peki bu dışlanma durumunu yaşamamak için babalar neler yapmalı?

     

     

    Çocuğun hem bilişsel ve sosyal hem de duygusal gelişiminde babanın rolü oldukça önemlidir. Baba ile çocuk arasındaki ilişkinin zaman içinde gelişen ve zenginleşen bir deneyim olduğuna dikkat çeken Medical Park Göztepe Hastanesi Klinik Psikoloğu Yekta Korkmaz, iyi baba olmayı anlattı.

    [h=4]Bebek babanın varlığını sonra hissediyor[/h] Dünyaya gelişinin ilk zamanlarında anneyle bir bütün halinde olan bebek, babanın direkt varlığını hissedemeyebiliyor. Ancak baba, hem anne hem de bebek üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Babanın desteğini alabilen, baba tarafından sakin ve dingin tutulabilen anne, bebeğine ve bebeğinin dünyaya gelişiyle kendi yaşamında oluşan değişimlere karşı daha toleranslı olabiliyor.

    [h=4]Sorumluluk duygusu gelişiyor, korkuları artırıyor[/h] Araştırmalar baba olmanın, erkeğin yaşamındaki kişisel değeri azaltmadığını aksine artırdığını, erkeğin duruşuna yeni anlamlar eklediğini ve sorumluluk duygusunu geliştirdiğini göstermektedir. Baba olmak erkeklerin hayatını daha anlamlı kılarken; kuşkusuz korkularını da artırmaktadır.

    Çocuk sahibi olma düşüncesi olan birçok anne babanın aklındaki en önemli soru işareti, 'Acaba iyi bir anne olabilir miyim?' ya da 'Acaba iyi bir baba olabilir miyim?' olur. Bu soruya tatmin edici bir cevap bulmak oldukça zordur. Üstelik düşündükçe hep en olumsuz örnekler zihinde canlanır ve korkular artar.

     

     

    [h=4]İyi baba olmak ne demek[/h] 'Baba' kelimesi herkeste farklı anlam taşır. İnsanların çoğu yaşantılarına ve kendi anne-baba tutumlarına göre bu kelimeye anlam yüklemektedir. Olumsuz anıları olan kişiler baba kelimesini kendi babasından daha farklı tanımlarken, olumlu anıları olanlar da babaları gibi bir baba olma arzusu taşırlar. Onları kendilerine rol model alırlar.

    [h=4]Çocuk gelişiminde babanın rolü[/h] Uzun yıllar önce yapılan araştırmalar anne-çocuk arasındaki ilişkiyi incelemiş, çocuğun gelişimde annenin rolünü ve önemini vurgulamış, çoğu zaman babaların yardımcı oyuncu olduğunu öne sürmüştür. Fakat bu görüş zamanla farklılaşmıştır.

    Çocuğun hem bilişsel, hem sosyal hem de duygusal gelişiminde babanın rolü oldukça önemlidir. Ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişki zaman içinde gelişen, zenginleşen bir deneyimdir. Çocuğunuz büyüdüğünde bir sabah onunla babası olarak iletişim kurmaya karar verdiğinizde biraz geç kalmış olabilirsiniz. Baba olmak da anne olmak gibi bebeğin doğumu ile hatta hamilelik dönemi ile başlar.

     

     

    [h=4]İyi bir baba olmak için ne yapmalı[/h] - Çocuğunuza kaliteli zaman ayırın:

    Çocukla ne kadar saat beraber geçirdiğinizden çok neler paylaştığınız önem taşımaktadır. Çocuğunuzla zaman geçirirken hem sizin hem de onun keyif alabileceği aktiviteleri tercih edin. Birlikte bir AVM'de yemek yemenin veya sadece oyuncak dükkanlarını gezmenin keyifli bir yanı yoktur. Bunun yerine birlikte bisiklet sürmeyi, balık tutmayı, futbol oynamayı, onun kurduğu oyunlara eşlik etmeyi tercih edin. Böylece hem keyifli zaman geçireceksiniz hem de çocukla aranızdaki duygusal bağı kuvvetlendirmiş olacaksınız.

    - Onu yargılamadan, eleştirmeden önce dinleyin:

    Çocuklar büyüdükçe görüşlerini sizlerle paylaşacaklar, farklı fikirler sunacaklar ve hayatlarına dair anları sizlerle paylaşacaklar. Bu durumda onları dinlemek ve anlamaya çalışmak, doğrudan eleştiri yapmamak, yargılamadan yaklaşmak çok önemlidir. Birlikte konuşabilmek, tartışabilmek, ortak noktada buluşabilmek önemlidir. Bu çocukların ebeveynleri ile paylaşımını arttırır ve onların yanlış tercihler yapmasını da engeller.

    - Sevginizi hissettirin:

    Bir çocuğa sevmeyi ve sevilmeyi aşılayan kuşkusuz anne ve babalarıdır. Sevgiyle büyüyen, güvende hisseden çocuğun özgüveni yüksek, diğer insanlarla iletişimi güçlü olur.

    Bunun için:

    - Yanında olduğunuzu hissettirin

    - Başarılarını takdir edin

    - Başkalarıyla kıyaslamayın

    - Çocuklarınıza vicdanlı olmayı, ayırım yapmamayı ve sevmeyi öğretin.

    [h=4]Şiddettin hakim olduğu dünyada sevgiyi aşılamak[/h] Son yıllarda sürekli şiddetin, öfkenin hakim olduğu bir dünya ile tanıştık. İnsanların birbirini küçük gördüğü, kırdığı, acımasızca yaklaştığı, fiziksel ve psikolojik şiddettin hakim olduğu bir dünyada yaşıyoruz. İyi baba olmak için yapılacak en güzel şey iyiliği, sevgiyi, hoşgörüyü, paylaşmayı bilen çocuklar yetiştirmektir. Bu duygularla büyüyen çocuklar hayattan daha zevk alarak yaşarlar.

     

    Unutmayın, siz çocuğun hayatındaki en önemli rol modelsiniz. Çocuğunuza nasıl yaklaşırsanız o diğer insanlara öyle yaklaşır. Çocukluk dönemindeki yaşantılar, öğrenilenler onun bütün geleceğini etkiler.

  6. [h=2]Özellikle yaz aylarında saçını her gün yıkayanlardansanız zararlarını okuyunca bu alışkanlığınızdan vazgeçebilirsiniz.[/h]

    Her gün yıkanan ve şampuanlanan saçlar için uzmanlardan önemli bir uyarı geldi. Saçlarınızı her gün yıkamanız saçınızın yapısal özelliğini bozarak mat ve sağlıksız görünmesine yol açabilir. Ayrıca saçlarınızı ne kadar sık yıkarsanız saçlar bu tempoya uyum sağlar ve o kadar çabuk kirlenerek yağlanır. Saçın yağlanması demek saçın kendini koruması için salgıladığı sıvıyı artırması demeketir. Siz bu koruyucu etkeni her seferinde ortadan kaldırdığınızda saçlar nemsiz kalarak daha fazla yıpranır. Çok yıkanan saçlarda daha çok kepeklenme, yağlanma ve saç dökülmeleri görülebilir.

    Saçlarınızı yine de her gün yıkamak zorundaysanız saçların doğal yapısını bozmamak için bazı bakım kürleri yapmaya özen göstermelisiniz. İşte dikkat etmeniz gerekenler...

    - Haftada bir kere sıcak yağ bakımı ile saçlarınızdaki yağ miktarını dengelemelisiniz. Zeytinyağını hafif ısıtarak saçlarınıza sürün ve 15-20 dakika bekletip sonra saçlarınızı şampuanla durulayın.

     

    - Eğer hala saçınızı her gün yıkama konusunda ısrarcıysanız her yıkadığınızda şampuan kullanmayın.

     

    - Şampuan alırken içeriğine dikkat edin. Kimyasal maddeler saçların doğallığını daha çabuk bozar. 'Fazla köpüren şampuan kaliteli şampuandır' ön yargısından da kurtulun.

     

    - Saçlarınızı özel nemlendiricilerle belirli aralıklarla nemlendirmeyi ihmal etmeyin.

     

    - Her saç yıkamanızda mutlaka saç kremi kullanmaya özen gösterin. Saç kremi kullandığınızda saçlarınızı taramak çok kolay olacaktır. Saçınızın elastikiyetini saç kremleri atırır ve taramadan kaynaklı olan kırılmaları da bir nebze engeller.

  7. [h=2]Op. Dr. Cihan Ünlüçerçi, internetten gelişigüzel alınan lenslerin ağır enfeksiyonlara neden olabileceğini söyledi.[/h]

    lenslerden_enfeksiyon_kapabilirsiniz_1.jpg

     

    Sağlık Bakanlığı, internetten satılan numaralı lenslerde standartlara uygunluk, kaçak ürün ve steril olup olmama gibi konularda sıkıntı yaşanabileceği için internet üzerinden lens satışlarını yasakladı. Bu yasağı değerlendiren Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Cihan Ünlüçerçi, gelişigüzel internetten alınan lenslerin ağır enfeksiyon olması durumunda kişiyi kornea nakline kadar götürebileceğini belirterek, "Gerekli ölçümler ve muayeneler yapılmadan, kişinin gözyaşının lens takmak için yeterli olup olmadığı tespit edilmeden lens takmak doğru değil. Hastaya uygun çapta lens göz hekimi tarafından verilmeli. Piyasada tanınan lens ve solüsyonlarda bir sıkıntı yaşanmıyor. Fakat firma adı belli olmayan, internetten belki kaçak getirilip satılan lenslerin göze ciddi zararı var. Hatta akhantamoeba adlı agresif mikroplar ağır kornea iltihabına neden olup, kişinin kornea naklinden başka tedavi seçeneğinin olmamasına da neden olabilir. Kişi bir hafta, 10 gün gibi çok kısa bir sürede bu duruma gelebilir" dedi.

    [h=4]HAFTADA 2-3 GÜN GÖZLÜK TAKILMALI[/h] Optisyenlerin de sadece reçeteye göre lens vermesi gerektiğini, bu reçetelerin de bakanlığın takip edebileceği bir yerde kayıt altına alınması gerektiğini söyleyen Ünlüçerçi, "Optisyenler de hastaya lens vermemeli. Doktor reçetesi yoksa lens satışı yapmamalı. Lensi kimin takıp kimin takamayacağına göz doktoru karar verir. Gerekli ölçümler, muayeneler yapılıp, gözyaşının yeterli olup olmadığı tespit edildikten sonra hastanın lens takip takamayacağına karar verilir. 1 yıl sonra hastanın tekrar lens muayenesi olup, yeni bir reçete alıp, bunu yine optisyene götürüp buradan alması lazım. Her yıl hastanın doğru lens kullanıp kullanmadığını kontrol ediyoruz. Ve optisyenden doğru lens almasını sağlıyoruz. Lens takması uygun olmayan kişilerde ağır göz iltihapları meydana gelebilir. Çünkü lenslerin üzerinde biriken gözyaşında bakteri ürer. Her ne kadar lens geceleri çıkarılıp, solüsyonda temizlense de biriken gözyaşı sonucu zamanla enfeksiyon oluşur. Özellikle lens ile uyuyan, banyoya, havuza giren kişi, enfeksiyona davetiye çıkarıyor demektir" şeklinde konuştu.

    Gözde kızarıklık, yanma, batma ve görmede bulanıklık gibi şikayetlerin ciddiye alınıp, göz hekimine görünülmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Cihan Ünlüçerçi, sözlerine şöyle devam etti:

    "Genelde 8 yıl kullanımdan sonra lensler vücutta kalıcı etki yapmaya başlar. Korneanın yapısında geri döndürülemeyen hasarlara neden olabilir. Bu yüzden hastalarıma lensi sürekli kullanmamalarını, haftada 2-3 gün de gözlük takmalarını öneriyorum. Unutmamak gerekir ki dünyanın en iyi lensi de olsa lens göz için yabancı bir cisim."

  8. Ramazan ayının yaza denk gelmesi ve sıcaklığın giderek yükseldiği bu günlerde sağlıklı ve dengeli beslenmek oldukça büyük bir önem kazandı. Oruç tutarken susuzluk ile baş etmek ise sıcak yaz günlerinde daha da zorlaştı. Sahurdan itibaren gün içerisinde vücudumuz ciddi oranda su kaybediyor. Kaybedilen su ihtiyacını içerisinde glikoz veya fruktoz şurubu kullanılan meyve suları ve aspartam olan gazlı içeceklerle karşılamak yerine sağlıklı içeceklerle tamamlamalısınız. Evinizde şeker pancarından elde edilen doğal şekerle birbirinden güzel ve sağlıklı içecekler hazırlayabilirsiniz.

     

     

    İşte Ramazanda vücudunuzun kaybettiği suyu tamamlamanıza yardımcı tarifler:

     

     

    Şeftali kompostosu

    Malzemeler

    1 litre su

    1 su bardağı toz şeker

    1 dilim taze zencefil

    3-4 dilim limon

    5 adet şeftali

    Yapılışı

    Derin bir tencerede şeker, su, zencefil ve limon dilimlerini karıştırıp kaynatın. İçerisine soyup küp doğradığınız şeftalileri ilave edin. 5 dakika daha kısık ateşte pişirip soğuduktan sonra servise hazırlayabilirsiniz.

     

     

    Karpuz limonatası

    Malzemeler

    2 tane limonun suyu

    2 yemek kaşığı toz şeker

    1 limon kabuğu rendesi

    2 su bardağı karpuz suyu

    Hazırlanışı:

    Büyük bir dilim karpuzun çekirdeğini çıkarıp mutfak robotunda parçalayın. 2 su bardağı karpuz suyu elde edin. Suyunu süzün ve sürahiye alın. Bir tane limonun kabuğunu rendeleyin. Üzerine 2 yemek kaşığı şeker iki limonun suyunu sıkarak elinizle ovun, biraz beklesin. Süzerek sürahiye alın, üzerine soğuk su ve buz ilave edin.

     

     

    Ev yapımı buzlu çay

    Yarım demlik siyah çay

    1 tane limonun suyu

    10 kalıp buz

    Su

    Bir miktar toz şeker

    Arzu ederseniz meyve parçaları

     

    Hazırlanışı:

    İlk önce çayı demleyin. Sonra demlediğiniz çayı bir sürahiye alın ve içine kalıp buzları atın. Buzlar eriyince limon suyunu ilave edin, içine tatlandırıcı olarak şekeri ekleyin. Karışıma yeteri kadar su ilave ettikten sonra buzdolabına alın. Servis edeceğiniz zaman bardaklara aldıktan sonra buz ekleyerek sunabilirsiniz.

  9. [h=2]Çocuklar yoğun bir eğitim döneminden sonra karne alıp yaz tatilinin hayalini kurar. Peki, aileler bu süreçte çocuğa karşı nasıl davranmalı?[/h]

    Bir eğitim yılı daha sona eriyor. Yaklaşık 18 milyon öğrenci için yaz tatili başlıyor. Tabii ki çocuklar da yoğun bir eğitim döneminden sonra sabırsızlıkla yaz tatilini bekliyor. Karne heyecanı çocuklar kadar ebevenyleri de sarmış durumda. Çocukların karne notları, anne babaların vereceği tepkilere göre bazen aile içinde krize de neden olabiliyor. Bu durumda evden kaçmaktan tutun da kendisine, hatta çevresine bile zarar verenler var.

    Uzmanlar bu konuda hem çocukları hem de aileleri uyararak; çocuklara düşük ya da kırık notları nedeni ie tembel, dikkatsiz, akılsız gibi tepkiler verilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Psikiyatrist Dr. Reşat Sabri Yurdakul, karne sonrasında çocuklara nasıl davranılacağı konusunda uyarılarda bulundu.

    [h=4]Çocuklar eksiklerinden ders almalı[/h] Öncelikle çocuklara uyarıda bulunan Psikiyatrist Dr. Reşat Sabri Yurdakul, karnedeki notları ne olursa olsun çocukların tatilde dinlenmesi gerektiğine değinerek, ''Karnemiz iyi değilse bu belirtidir. Bir şeyleri doğru yapmıyoruz, yeterince çalışmıyoruz veya televizyona, telefona çok zaman ayırıyoruz. Dolayısıyla yapmaları gereken eksikleri tamamlamak, bir sonraki yıla daha iyi dinlenerek ve baştan güzelce başlamak. Eksiklerimizden ders alalım. Hatalardan ders almazsak o zaman bir şeye yaramaz'' ifadelerini kullandı.

    Karnenin sonucunu ailelere verdiklerinde gelecek tepkilere dikkat çeken Yurdakul, "Büyük tepki vermeyin. Belki kızabilirler, kötü notlarınız olabilir ama bunları düzeltebileceğinizi söylerseniz onlarla da aranızın daha iyi olacak" diye ifade etti.

    [h=4]Aileler çocukların üzerine gitmemeli[/h] Ebeveynlere de uyarıda bulunan Psikiyatrist Dr. Reşat Sabri Yurdakul, karne notları nasıl olursa olsun çocuğun tatilde mutlaka dinlenmesinin, bir sonraki yıl için enerji toplamasının sağlanması gerektiğini vurgulayarak, şu uyarılarda bulunuyor: "Ailelere de çok iş düşüyor. Çocukların üzerine çok gitmeyin. Biliyorsunuz intiharlar oluyor. Evden kaçabiliyorlar. Büyük tepkiler verebiliyorlar. Onların üzerine çok gitmeyin. Karnedeki kötü notlar bir başarısızlığı gösterir. Fakat bunun nedenlerini bulursak, dikkat eksikliği mi var? Yoksa ders çalışamıyor mu? Bir sorunu mu var? Ruhsal bir problemi mi var? Bunu bulursak ve sorunu düzelttiğimizde o zaman da çocuklarımızın notları düzelecektir. Çocukların üzerine gitmeyelim. Hata nerden kaynaklanıyor bulup, onu düzeltelim. Karne bir sonuçtur. Önemli olan, oraya varmadan bir şeyleri toparlamaktır.''

  10. Belkide ikkatinizi hiç çekmeyen yumruk sıkma biçiminiz sizin karakteriniz hakkında oldukça isabetli bilgiler veriyor.

     

    İşte yumruk şekilleri ve kişiliğinizdeki karşılıkları…

     

    14660575680.14105700.jpg

     

    [h=4]1 - Fedakarsınız[/h] Biri sizden yardım istediğinde yardım etmek için elinizden geleni yaparsınız. Sürekli yeni bilgi ve deneyimler için çaba gösterirsiniz. Fazlasıyla enerjik ve biraz sabırsızsınızdır. Sizin gibi insanlara maceraperest ve gözüpek denir. Aynı zamanda çoğu insan sizin ne sıklıkta sinirli olduğunuzu, ne kadar yardıma ve korumaya ihtiyacınız olduğunu anlamaz. Sizin nezaketinizden yararlanan insanlara sık sık maruz kalırsınız. Güçlü omurganız, gevşemenize ve insanlardan vazgeçmenize izin vermez. Bir miktar daha dikkatli olmaya çalışarak ihtiyacı olanları savunmaya ve korumaya devam edersiniz.

     

    14660576240.86132600.jpg

     

    [h=4]2 - Yaratıcısınız[/h] İnsanlara sempatik ve çekici gelen birisinizdir. Arkadaşlarınız sizi samimiyetinizden ve keskin zekanızdan dolayı seviyorlardır. Kendine güvenli, özsaygısı güçlü birisinizdir. Gayretli ve dakik oluşunuz arkadaşlarınız arasında bağ kurmanızı, sizi iyi bir iş lideri olarak görmelerini sağlar. Ancak başarısızlık korkunuz genellikle büyük ölçüde cesur kararlar alma konusunda sizi durdurur. Tüm bunlarla birlikte etrafınızın başarılı olmanızı kıskanan insanlarla çevrili olması mümkündür.

     

    14660576690.46352700.jpg

     

    [h=4]3 - Cezbedicisiniz[/h] Esprili ve güzel konuşan birisiniz ama biraz utangaç olduğunuzdan bu özelliklerinizi tam olarak yansıtamıyorsunuzdur. Bu nedenle pek çok kişi sizi suskun ve iletişim kurmaya kapalı biri olarak düşünür. Düşünceli ve titiz oluşunuz, bazen kendinizden aşırı derecede ödün vermeniz anksiyete yaşamanıza yol açar. Vizyonu olan birisinizdir ve iç uyumunuzu bozacak hiçbir şey için çabalamazsınız. Size yakın olan insanlar sizinle kendilerini çok rahat hissederler. Bazen ilişkiler kurmak, yeni bir ekibe katılmak ya da bir topluluk insanı haline gelmek sizi fazlasıyla üzer. Tek yapmanız gereken biraz daha esnek ve arkadaş canlısı olmak, böylece size yaklaşmaktan korkan insanlar sizinle ilişki kurma konusunda hemen harekete geçebilirler.

  11. Kimileri için her köşesi fotoğraflanacak bir mekan, kimileri için renkli festivalleri ile anılan dev bir sahne, kimileri için bir gastronomi merkezi, kimileri içinse romantik bir kaçamak...

     

    Venedik'te ilk yerleşim günümüzde Rialto Köprüsü'nün bulunduğu yerde 455'de başlamış. İlk yapılan evler ahşap kazıklar üzerindeki ahşap barakalarken 11. yüzyıla gelindiğinde şehir ticaretin merkezi haline gelince bu ahşap yapılar da yerini betonlara bırakmış. Özellikle Doğu Roma İmparatorluğu ile ticaretini tepe noktaya taşıyan Venedikliler aynı zamanda 4. Haçlı Seferlerini de yönetmişler. Bu dönemde Doğu Roma İmparatorluğu'nun merkezi olan İstanbul yani o zamanki adıyla Konstantinopolis yağmalandığında içlerinde “Mahşerin Dört Atlısı” denilen 4 bronz at heykelinin de bulunduğu pek çok değerli eser Venedik'e getirilmiş. Mahşerin Dört Atlısı günümüzde San Marco Bazilikası'nın üst katındaki galeride.

    Yoğun sezonda günlük 25.000 civarında turist ağırlayan Venedik'in en büyük geliri turizm. İtalya'daki en turistik şehirlerden biri!

    [h=2]Venedik'e ulaşmak[/h]118 ada, 177 kanal ve 420 köprüden oluşan Venedik'i en büyük adası San Marco adası. Buraya ulaşmak için de temel 2 yol var. Birincisi Venedik'i ana karaya bağlayan 4 km'lik demir yolundan tren ile Santa Lucia tren garına ulaşmak. İkincisi ise vaperottolar. Vaperottolar biraz daha pahalı olsa da San Marco Meydanında ya da konaklayacağınız bölgeye yakın bir başka iskelede inme şansınız var. Ancak trenden indikten sonra neredeyse tek alternatifiniz valiz elinizde konaklayacağınız yere yürümek. Çünkü artık Venedik'te sesi ile ortamın ambiansını bozduğu için valizleri tekerlek üstünde yürütmek yasak.

     

    img_0196-1.jpg

     

     

    Gondolla Tur

    Batma tehlikesi ile karşı karşıya olan Venedik UNESCO tarafından koruma altına alınmış bir bölge. Buradaki yapılara izinsiz tek bir çivi dahi çakmak yasak ve büyük çoğunun kapıları kanallara açılıyor. Bazı bölgeleri yürüyerek gezmek mümkün değil ancak gondolla ya da ufak motorlar ile kanallar arasında gezerken görebiliyorsunuz.

    11. yüzyıldan beri ulaşım aracı olarak kullanılan gondollar günümüzde turistik gezi amaçlı hizmet veriyor. 1.40 metre eninde olan gondolların her biri el yapımı ve 280 parçadan oluşuyor. Gondollar 1562 senesine kadar çeşitli renklerdeymiş ancak o tarihten sonra bir standart getirilmiş ve şimdi hepsi siyah, iç koltukları ise kırmızı. Siyah-beyah çizgili tişört, siyah kurdeleli beyaz şapka, siyah pantolon ve ayakkabı giyen gondolcular isterseniz size serenat bile yapıyor. Tabii ücretini ödemeniz kaydıyla.

    Gondol turu sırasında Büyük Kanal'dan da geçeceksiniz. Sadece kanal çevresinde Gotik, Barok ve Rönesans tarzılarında yaklaşık 200 civarında saray yer alıyor. Aynı zamanda 45 kanala bağlanan tek kanal olduğu için bu ismi almış.

    İtalyan hükümeti her ne kadar gelgitleri engellemek için setler yapmış olsa da, bazen sular çok yükseldiğinde San Marco Meydanı sular altında kalıyor.

     

    img_0176.jpg

     

     

    San Marco Meydanı ve Bazilikası

    Turistlerin en çok ziyaret ettiği yerlerin başında gelen meydanın geçmişi 9. yüzyıla dayanıyor. Napolyon'un ”Dünyanın en güzel misafir salonu” olarak tanımladığı, Casanova'nın Venedik'ten ayrılmadan önce son kahvesini içtiği meydan aynı zamanda San Marco Bazilikası ve 15. Yüzyıla tarihlenen Aziz Mark’ın çan kulesine de ev sahipliği yapıyor.

    Farklı boyutlardaki 5 kubbesi ve gösterişli sütunları ile dikkat çeken San Marco Bazilikası'nın ilk yapım sebebi 830'larda İskenderiye'den Venedik'e kaçırılan Aziz Marcos'un defnedilmesi için yer gereksinimi. Bu amaçla yapılan şapel, geçirdiği yangın sonrası 1063-1094 yılları arasında genişletilmiş ve günümüzdeki büyüklüğüne kavuşmuş. Ardından dışı mermer kaplanan bazilikanın süslemeleri arasında doğudan savaş ganimeti olarak getirilenlerin yeri büyük. ‘Mahşerin Dört Atlısı'nın bir replikası da Bazilikanın ön yüzünde duruyor. Bazilika'daki diğer en önemli parça ise 12.yüzyılda işlenmeye başlayıp 14.yüzyılda günümüzdeki halini almış olan İncil'den sahnelerin işlendiği Altın Pano. Bazilika içindeki 13.yy'a tarihlenen Bizans ve Rönesans mozaikleri de görülmeye değer.

     

    img_0062.jpg

     

     

    Venedik'in en yüksek noktası: Çan Kulesi

    “Campanile di San Marco” denilen Aziz Mark’ın çan kulesinin yüksekliği 100 metre. Venedik'in en yüksek noktası olan kulenin orijinali 1902 senesinde meydana yıkılınca 1912'de tekrar inşa edilmiş. Tepesine çıkmak için uzunca bir süre kuyrukta bekleseniz de yukarıdan izleyeceğiniz Venedik manzarasına değiyor.

     

    img_0027.jpg

     

     

    Dükler Sarayı

    900 yıl boyunca imparatorluğun merkezi olan Palazzo Ducale yani Dükler Sarayı, ilk olarak 9.yy'da Bizans tarzı bir şato olarak yapılmış, ancak 500 yıl sonra Gotik tarzda yeniden inşa edilmiş. Bol kemerli ve oldukça ihtişamlı olan yapının içinde konseyin toplantı salonları, düklerin özel odaları ve mahkeme salonları bulunuyor. Günümüzde pek çok sergiye de ev sahipliği yapan Dükler Sarayı dönemin ihtişamlı yaşamının bir kanıtı.

    [h=2]Hüzün Köprüsü: İç Çekiş Köprüsü[/h]1603 yapımlı barok tarzı bir taş köprü ile hapishaneye bağlanıyor. Üzeri çok detay işlemeler ile süslü olan 1603 yapımı pencereli köprü Dükler Sarayı ile hapishaneyi birbirine bağlıyor. Saraydaki mahkemede yargılanıp idama mahkum edilerek hapishaneye gönderilen mahkumlar bu köprüdeki pencereden son kez dünyaya bakıp hapishaneye ve idama gönderilirmiş. Bu nedenle bu köprüye verilen isimler hep çok hüzünlü: “Ah'lar köprüsü”, “Son nefes köprüsü”, “İç çekiş köprüsü”

     

    img_0037.jpg

     

     

    Rialto Köprüsü

    Şehrin kalbi, ticaret merkezi olarak anılan Rialto Köprüsü ve çevresi her an turistlerin akınına uğruyor. Büyük kanal üzerinde yer alan köprüden binaların kanaldaki akisleri, kanaldan geçen gondollar ve gondollardan yükselen serenatlara buradan eşlik edebiliyorsunuz.

    Bu zarif mermer köprünün iki tarafında küçük şık dükkanlar yer alıyor. 1588-1591 yılları arasında günümüzdeki halini alan köprü ile ilgili yaygın bir inanış var: Bir dilek tutup köprünün diğer ucuna kadar gidip gelir ve bu sırada hiç konuşmazsanız dileğiniz gerçekleşiyormuş.

     

    img_0110.jpg

     

     

    Venedik Karnavalı

    Venedik Karnavalı’nın nasıl başladığı ve geleneksel olarak kutlanmaya başlanması ile ilgili net bir bilgi olmasa da en kuvvetli tahmin şu şekilde: 1348'de yaşanan Veba salgını neredeyse Venedik nüfusunun yarısının ölümüne sebep olunca, hayatta kalan hastalıklı kişiler kendi yaralarını gizlemek için uzun kıyafetler giyerek maskeler takmaya başlamışlar. Zamanla maskeler renklenip şekillenmiş ve halkla bütünleşen bir simge haline gelmiş. Zaman içinde Venedik maskesi diye anılmaya başlanan renkli ve gösterişli maskelerin yanında, bu hikayeyi biraz daha destekleyen uzun burunlu çirkin maskeler var, onlara da veba maskesi deniyor.

     

    img_4841-1.jpg

     

     

    Zengin ve fakirler arasındaki görüntü ve sınıf farklılıklarını kaldırıp insanların eşitliğini göstermek için böyle bir gelenek başlatıldığını söyleyenler de var. Eğer 2017'de Şubat'ın ikinci yarısı için Venedik'e seyahat planlarsanız 18 -28 Şubat arasında gerçekleşecek karnavala da katılabilirsiniz.

    Tuğçe YILMAZ

  12. Güzellikleri ve temizlikleri ile ünlü tatil yörelerini aratmayan plajlara gelin hep birlikte bakalım...

     

    heybeli-1.jpg

     

    Yaz aylarında Ege ve Akdeniz sahillerinde tatil yapma fırsatı bulamayan İstanbul sakinleri için aslında şehirden çok da fazla uzaklaşmadan günübirlik ya da hafta sonu gidebilecekleri çok sayıda plaj bulunuyor. Güzellikleri ve temizlikleri ile ünlü tatil yörelerini aratmayan plajlara gelin hep birlikte bakalım.

    [h=2]Erdek[/h]Balıkesir iline bağlı olan Erdek İstanbul'a sadece 2 saat uzaklıkta. Bu özelliğiyle de hafta sonu kaçamakları için sıklıkla tercih edilen bir yer. Sahillerinin ince kumu ve temiz denizi sayesinde yaz ayları boyunca çok sayıda turisti çeken Erdek'te konaklayabileceğiniz çok sayıda pansiyon ve otel bulunuyor.

     

    erdek.jpg

     

     

    [h=2]Fıstıklı[/h]Adını fıstık çamlarından alan Fıstıklı Köyü Yalova'ya bağlı. Fıstıklı'ya İstanbul'dan kalkan deniz otobüsleri ile bir saatte ulaşmak mümkün. Güzel sahillerinin yanı sıra ilçe, şifalı kaplıcalarıyla da oldukça ünlü. Sadece bir saat içinde İstanbul'un yorucu kalabalığından uzaklaşabilmek ve Fıstıklı'nın yeşil doğasıyla bütünleşmiş deniziyle güzel bir hafta sonu geçirmek hiç de zor değil.

     

    fistikli.jpg

     

     

    [h=2]Heybeliada[/h]Büyükada'nın aksine doğal bitki örtüsünü çok daha iyi bir şekilde korumayı başarabilmiş olan Heybeliada'ya Bostancı'dan kalkan vapurlarla 25 dakikada ulaşabilmek mümkün. Adada çok sayıda özel plaj bulunuyor. Bunlarda şezlong, şemsiye, duş ve yemek gibi hizmetleri alabiliyorsunuz. En çok tercih edilenleri ise Akvaryum Plajı, Green Beach Club ve Ada Beach şeklinde sıralanıyor.

     

    heybeli.jpg

     

     

    [h=2]Ağva[/h]Hafta sonu tatili için oldukça güzel olan bir diğer seçenek de Şile'ye bağlı olan Ağva. İstanbul'a yaklaşık 100 kilometre uzaklıkta bulunan Ağva, Göksu ve Yeşilçay derelerinin arasında kalıyor. Bölgeye özellikle sahil yolunu izleyerek giderseniz fazla kalabalık olmayan koylarını da keşfetme şansınız var. Kilimli, Sahilköy, Kurfalı, Akçakese, Kadırga Ağva'nın denize girebileceğiniz en güzel noktalarından sadece birkaçı.

     

    agva.jpg

     

     

    [h=2]Kilyos[/h]Kilyos, İstanbul'un denize girmek için en çok tercih edilen bölgelerinin başında geliyor ve özellikle hafta sonları çok sayıda ziyaretçiyi ağırlıyor. Oldukça uzun ve kumlu bir sahil olan Kilyos Halk Plajı'nın yanı sıra özel işletmelere ait plajlarda da denizin keyfini çıkarabilirsiniz.

     

    kilyos.jpg

     

     

    [h=2]Marmara Adası[/h]Balıkesir'e bağlı olan Marmara adası 117 kilometrekarelik yüzölçümüyle Türkiye'nin Gökçeada'dan sonraki en büyük adası aynı zamanda. Oldukça eski bir yerleşim bölgesi olması Marmara Adası'nı aynı zamanda kültür turizmi açısından da ilgi çekici kılıyor. Çam ormanlarıyla kaplı adaya İstanbul'dan düzenli olarak yaklaşık 2,5 saat süren deniz otobüsü seferleri düzenleniyor. Adada denize girilebilecek plajlar ise şöyle: Çınarlı, Aba, Şifalı Su ve Kole.

     

    marmaraadasi.jpg

     

     

    [h=2]Tekirdağ[/h]Tekidağ il sınırları içerisinde bulunan Marmara Ereğlisi, Kumbağ, Şarköy ve Süleymanpaşa'da çok sayıda doğal plaj bulunuyor ve bu plajlar İstanbul'a ortalama 110 kilometre uzaklıkta. Özellikle Mavi Bayrak ile ödüllendirilen Şarköy Plajı halkın yoğun ilgisini çekiyor. Marmara Ereğlisi'nde ise plajların kenarında halk arasında “kına taşı” adı verilen ve fotoğraflamadan geçemeyeceğiniz oldukça ilginç kaya oluşumları var.

     

    tekirdag.jpg

     

     

    [h=2]Erikli[/h]Edirne'nin Keşan ilçesine bağlı bir köy olan Erikli'nin oldukça uzun, doğal ve kumlu bir plajı var. Denizi ise birçok güney ilinin denizi ile boy ölçüşebilecek derece temiz ve berrak. Bu zun plaj boyunca çok sayıda kafeden şezlong, şemsiye ve yiyecek ihtiyaçlarınızı temin edebilirsiniz. İstanbul'a birkaç saat uzaklıkta bulunan Erikli'nin temiz havası, denizi ve sakinliği mükemmel bir hafta sonu tatili için biçilmiş kaftan.

     

    erikli.jpg

     

     

    [h=2]Gemlik[/h]Oldukça eski bir yerleşim bölgesi olan Gemlik Marmara rahatlıkla denize girebileceğiniz bir başka önemli nokta. Bursa'nın bir ilçesi olan Gemlik'te Narlı, Kumsaz, Karacaali, Kumla gibi oldukça şirin tatil bölgelerinde denizin keyfini çıkarabilir, İstanbul'da görmeye pek alışkın olmadığınız bol yeşilin tadına doyasıya varabilirsiniz.

     

    gemlik.jpg

     

     

    [h=2]Mudanya[/h]İstanbul'dan feribotla yaklaşık 1,5 saatlik feribot yolculuğu ile ulaşılabilen Mudanya, özellikle son yıllarda kısa süreli tatil yapmak isteyenler için güzel bir alternatif sunuyor. Bu gelişmeyle birlikte Mudanya'da daha iyi hizmet sunabilmek için oldukça kaliteli oteller ve restore edilmiş konaklar hizmet vermeye başladı. Bölgenin en popüler plajları ise Burgaz ve Coşkunöz Halk Plajları.

     

    mudanya.jpg

  13. Yaklaşık 400 bin kişi nüfusu olan Tallinn'de görülmesi gereken yerlerin hepsi birbirine yakın ve yürüme mesafesinde. Gezilip görülecek yerlerin hemen hemen hepsi Eski Şehir bölgesinde. Eski Şehir iki bölümden oluşuyor: “All Linn” denilen “Aşağı Kent” ve “Toompea” denilen “Yukarı Kent”.

     

    634708834771038000634708835318338000-1.jpg

     

    Şehri gezmeye Fat Margaret (Tombul Margaret) Kulesi'nin bulunduğu yerden başlıyoruz. Buradaki kulelerin isimleri de çok hoş: Fat Margaret (Tombul Margaret) Kulesi ve Tall Hermann (Sırık Hermann) Kulesi. Kuleler de adlarına yakışır şekilde inşa edilmiş.

     

    old-town-219158_1920.jpg

     

    Biz Şişman Margaret Kule kapısından girip Aşağı Kent'e geliyoruz. Ana meydan belediye binasının bulunduğu “Raekoja Platz”. Burası kentin en hareketli meydanı. Meydanın çevresindeki binalar 11. ve 15. yüzyıllara tarihleniyor. Etraftaki binaların alt katları kafe ve restoran. Meydandaki Gotik tarzdaki belediye binası Avrupa'nın en eski belediye binası olarak biliniyor. Bina, kulesi ve içindeki tuvaleti ile ünlü. Zira kuledeki tuvalet 72 metrelik yüksekliği ile dünyadaki en yüksek tavanlı tuvalet unvanını taşıyor.

    Meydanda pek çok restoran var demiştim. Yöresel kıyafetli erkek ve kadın görevliler sizleri restoranlara çekme yarışı içindeler. Biz burada Old Hassa adındaki restorandan yana yaptık tercihimizi. Restoranın içi Ortaçağ dönemine uygun tasarlanmış. Garsonlar da ortama ayak uydurmuş. Masalar, tabak ve bardaklar hatta tuvaletlerde bile Ortaçağ dekoru hâkim. Mistik, oldukça loş ve hoş bir restoran. Yemekler mi? Mantar çorbası, anasonlu ekmek, tavşan güveci ve geyik eti yedik. Yanında da tabii ki Saku birası… Bu geziye beş kişi çıktık. Hepimizden de iyi puan aldı Old Hassa.

    Yemek sonrası Aşağı Şehir “All Linn”de dolaşmaya devam ediyoruz. Tüm Avrupa'nın en eski eczanesine geliyoruz. Eczanenin ne zaman açıldığı bilinmemekle beraber, eczaneye ait olan en eski belgeler 1422'yi gösteriyor. Eczanenin bir bölümü müze olarak hizmet veriyor, diğer bölümü ise işlevine devam ediyor.

    Kutsal Ruh Kilisesi (Puhavaimu) ana meydanda görülmesi gereken yerlerden. 14. yüzyıla tarihlenen bu kilisenin sekizgen kulesi ve beyaz boyalı dış cephesinde Tallinn'in en eski dış cephe saati var. Mavi renkli bu saat 17. yüzyılda binaya eklenmiş.

    Eczanenin yanındaki sokaktan aşağıya inince Katherina Geçidi'ne geliyoruz. Geçitten ilerlediğimizde sağ tarafta eski şehrin çıkış kapısı olan Viru Gate'e geliyoruz. Burada sıra sıra dizilmiş çiçekçiler, çiçekçilerin karşısında ise amberden yapılmış ürünleri satan mağazalar bulunuyor. Amber bu mağazalarda küpe, kolye, yüzük gibi takıların yanı sıra hayvan, bitki ve pek çok objede hammadde olarak kullanılmak koşulu ile raflardaki yerini almış. Amberden çok güzel gemi, tekne, mantar, küçük keman, gitar gibi süs eşyaları ve takılar yapmışlar. Hele amberden yapılmış tablolar harikulade. Değişik tonlardaki irili ufaklı amber taşlarla derinlik verilerek muhteşem tablolar yapılmış. Fiyatları mı? Servet değerinde…

    Burada amber (kehribar) konusunda biraz açıklama yapmam gerek. Ağaçlardaki reçinelerin milyonlarca yıl toprak altında kalarak taşlaşması ile oluşan yarı değerli bir taş amber ya da diğer adı ile kehribar. Reçineler ağaç üzerinde iken üzerine yapışan yaprak, dal, sinek, karınca gibi canlıların üzerini akan reçine kapatıyor ve milyonlarca yıl toprak altında kalıyor. İşte içinde bu çeşit canlı parçaları bulunan kehribarlara da insektisitli kehribar deniliyor. Bunlar diğer kehribarlara göre çok çok pahalı.

    Tallinn'de görülmesi gereken müzelerden en önemlisi Rus işgali sırasında çekilen acıların sergilendiği İşgal Müzesi. Burası biraz Tartu'daki KGB Müzesi'ni (Gray House) andırıyor.

     

     

     

    tallinn-584127_1920.jpg

     

    Tallinn'de pek çok kilise de yer alıyor. Bunlardan biri de St. Olav Kilisesi. Kilisenin 124 metrelik kulesi Tallinn'in en yüksek kulesi. Kulenin eşsizliğini korumak adına belediye bu bölgeye yüksek bina yapılmasına izin vermiyormuş. Eğer kendinize güveniyorsanız kuleye çıkabilirsiniz. Bunun için 258 basamak çıkmanız gerekiyor. Yukarıya çıkınca yorgunluğunuza değdiğini anlıyorsunuz.

    Daha sonra Yukarı Kent Toompea'ya çıkıyoruz. Burası şehrin en yüksek yeri. Alexander Nevski Rus Katedrali tüm ihtişamı ile karşılıyor bizi. Soğan kubbeleri ile tipik bir Rus mimari örneği. Katedralin dış cephesi çok görkemli ve renkli. 1894'te Rus çarı Alexander yaptırmış. Soğan kubbelerin üstündeki haçların altındaki hilal şekilleri, Osmanlı'ya karşı kazandıkları zaferleri simgeliyormuş. Katedralin içi de dışı kadar ihtişamlı.

     

    Katedralin karşısında ise pembe renkli güzel bir bina var. Bu da Tompea Şatosu. Günümüzde Parlamento binası olarak görev yapan bu bina, Pikk Herman Kulesi'ne yaslanmış. Yukarı Şehir, kraliyet ailesi ve üst tabakanın yaşadığı yermiş, Alt Şehir ise halk tabakasının yaşadığı bölge. Katedral önündeki seyir terasından görünen Aşağı Şehir manzarası mükemmel. Daracık sokakları, kuleleri, kırmızı dik çatıları ile masalsı bir şehir burası. Bol bol fotoğraf çekerek Aşağı Şehir'e doğru yol alıyoruz. Merdivenli hoş bir sokak burası (Juhike Sag). Bu sokakta Alt Şehir'le Üst Şehir arasında bir kapı var. “Biz kendimize yeteriz, yeter ki gölge etmeyin” anlayışı ile kapıyı Alt Şehir'de oturanlar yaptırmış. Kapının Alt Şehir tarafında Matilda Cafe bulunuyor. Bu cafe çok ünlü. Burada oturup bir kahve içmenizi öneririm.

    Pikk Caddesi üzerinden devam ediyoruz. Bu cadde de çok keyifli. Yolumuz üzerinde Tallinn'in meşhur Kalev çikolatalarının satıldığı pastane “Malasmokk”u görüyoruz. Asla yemeden geçmeyin. Burada da oturup kahvelerimizle çikolatalarımızı yiyerek sahilde yer alan otelimize geliyoruz.

    Nurhan YILMAZ

  14. İstanbul’da 2016 yılında hizmet verilecek plajlar ve genel özellikleri şöyle;

    Menekşe Plajı: 630 metrelik plajda; 8 soyunma kabini, 8 duş, 15 WC, cankurtaran mobosu, 4 cankurtaran kulesi, cankurtaran personeli, büfe ve 75 araçlık otopark alanı bulunuyor. Plaj, ücretsiz hizmet veriyor.

     

    Güneş Plajı: 840 metrelik plajda; 2000 şezlong, 1500 şemsiye, 25 WC, 144 soyunma kabini, 24 duş, 165 emanet dolabı, cankurtaran mobosu, 4 cankurtaran kulesi, cankurtaran personeli, güvenlik kabini, büfe ve 240 araçlık otopark bulunuyor. Plaj giriş ücreti 19 TL, öğrenciler için ise 9 TL (şezlong + şemsiye).

     

    Caddebostan- 1: 450 metrelik plajda; 800 şezlong, 600 şemsiye, 8 duş, 18 soyunma kabini, cankurtaran mobosu, 3 cankurtaran kulesi, WC ve büfe bulunuyor. Plaj giriş ücreti 19 TL, öğrenciler için 9 TL (şezlong + şemsiye).

     

    Caddebostan-2: 300 metrelik plajda; 500 şezlong, 300 şemsiye, 16 soyunma kabini, 8 duş, WC, cankurtaran mobosu, 3 adet cankurtaran kulesi ve büfe bulunuyor. Plaj, ücretsiz hizmet veriyor.

     

    Caddebostan-3: 250 metrelik plajda; 100 şezlong, 100 şemsiye 3 cankurtaran kulesi, 4 soyunma kabini, 4 duş, WC ve büfe bulunuyor. Plaj, ücretsiz hizmet veriyor.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluk alanlarında bulunan tüm plajlarda güvenlik ve cankurtaran personeliyle gerekli tedbirler alınıyor. İtfaiye Daire Başkanlığı’na bağlı cankurtaran ekipleri İstanbul’da 12 ilçede bulunan 38 plajda;

    34 jet-ski, 7 Kurtarma Botu, 14 ATV aracı, 187 Gözetleme Kulesi ve 450 cankurtaran personeli ile hizmet veriyor. Cankurtaran ekipleri 2005 yılından bu yana 35.563 vatandaşın kurtarılmasını sağladı.

  15. henna3.jpg

     

    Güzellik ürünleri dünyanın her yerinde, hemen hemen herkesin gündelik hayatında önemli bir yere sahip. Bir yanda giderek artan güzellik ve estetik merakı, bir diğer yanda ise her gün yeni bir ürün ile karşımıza çıkan ürünler ile güzellik dünyası adeta dipsiz bir kuyu. Peki dünyanın en eski güzellik ürünü hangisi dersiniz?

     

    henna.jpg

     

    Geleneksel doğu kınası henna, Bangladeş’te her yıl yapılan Mehendi Festivali’nin en renkli temalarından bir tanesi. Son dönemlerde Türkiye’de yeni yeni ilgi görmeye ve trend olmaya başlasa da, kadınlar yüzyıllardır kendilerini süslemek için hennayı tercih ediyor.

     

    Mısır, Orta Doğu ve Doğu kültüründe 5 bin yıldan fazla süredir kullanıldığı tahmin edilen henna kınası, Dünyanın en eski kadın kozmetik ürünü olarak da kabul ediliyor. Ayrıca mantar, sedef ve pek çok cilt rahatsızlığına da doğal ilaç olarak görülüyor.

  16. En çok kullanılan mesajlaşma uygulamalarından olan Whatsapp'ta nasıl kalın yazılır? Whatsapp'da değişik yazı yazma yöntemleri neler?

     

    Akıllı telefonların artmasıyla internet üzerinden mesajlaşmak yeni trend oldu, Whatsapp’ta bu programların en popülerlerinden. Peki Whatsapp’da farklı yazı tipleri kullanmak mümkün mü? Whatsapp’da nasıl kalın ve eğik yazılır?

    Mesajlarda kalın yazmak için cümlenin başına ve sonuna (*) işareti konuluyor. Örnek: *merhaba*

    Mesajlarda eğik yazmak için cümlenin başına ve sonuna (_) işareti konuluyor. Örnek: _merhaba_

    Mesajlarda üstü çizili yazmak için cümlenin başına ve sonuna (~) işareti konuluyor. Örnek: ~merhaba~

  17. Dünya turu fiyatları için net bir şeyler söylemek kesinlikle zordur. Eğer sırt çantanızı alıp özgürce yola düşüp keşfetmeye çıkacaksınız ortalama masraflarınız 1,500-2,000 TL tutacaktır. yanınızda konaklama masraflarını paylaşabileceğiniz partneriniz varsa bu maliyetlerin daha da düşmesini sağlar. Diğer yandan dünya turu ülkeleri arasındaki geçişleri hep uçakla yapmayı düşünen, otelde kalmaya meraklı konforuna düşkün birisiyseniz aylık masrafların 3,000 TL ve yukarısı olması beklenir.

     

    Bu masraflar her zaman kişiye, seyahat tarzına, esnekliğe ve pazarlık yeteneğine göre değişkenlik gösterecektir. Dünya turu fiyatları ve masrafları için net bir şey duymayı kimseden beklemeyin.

    Dünya turu için ayrılacak para, hem kadar uzağa, hem de ne kadar süreyle yolda kalabileceğini belirleyecek. Gidilecek yerde ki günlük harcamalar ve uçuş masrafları her şehre veya kıtaya göre değişkenlik gösterecektir.

    Öncelikle dünya turu masraflarını birkaç kategoriye ayırmak gerekiyor.

    [h=2]Ulaşım[/h]

     

    Uçak, otobüs, tren ve taksi fiyatlarını kapsıyor. Kıtalar arası uçuşların her zaman pahalı olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Seyahat ederken pahalı ulaşım araçları yerine otobüs ve tren gibi nispeten ucuz yolları kullanmak ulaşım masraflarını düşürmek açısından önemlidir. Yolculuk ve yolda olmak başlangıçta zor veya yorucu gelebilir. Dünya turu sürerken, gidilen her yeni destinasyondaki keşifler ve heyecanlar, zamanla ulaşımdaki güçlükleri gölgede bırakır. Keyifli bir macera için kim biraz olsun zorluk çekmek istemez?

    [h=2]Konaklama[/h] Dünya turu maliyetini etkileyen faktörlerden biri de kalacak yer masraflarıdır. Masrafları iyi yönetmek ve olduğunca çok yolda olabilmek için yıldızlı otellerden uzak durup hostel tarzındaki konaklamalar tercih edilmelidir. Hostel nedir bilmeyenler linki tıklayarak başlayabilir. Hosteller diğer gezginlerle sosyalleşmek, bilgi ve ilham almak için de en iyi yerlerdir. Hiç hostel deneyimi olmayanların, aynı odayı başkalarıyla paylaşma düşüncesi belki biraz garip veya rahatsız edici gelebilir, ancak 2 yıl boyunca durmadan seyahat eden birisi olarak söyleyebilirim ki hosteller gezgin dostu en iyi konaklama yerleridir.

    Dünya turunda öncelik konfor değildir; yeni yerler görmek, dünyamızın inanılmaz güzelliklerine şahit olmak, farklı kültürleri anlamak ve yeni arkadaşlarla tanışmak konfordan ödün vermeye kesinlikle değen şeylerdir.

    [h=2]Yeme-İçme[/h]

    Şüphesiz kaçılamayacak masraflardan birisi de yeme-içme masraflarıdır. Dünya turu yepyeni lezzetlerin, yöresel kültüre ait hiç bilinmeyen yemeklerin keşfedilmesi için yeni kapılar açar. Damak tadını değiştirmek kolay değildir, ancak yeni lezzetlere de açık olmak gerekir. Seyahatlerde restoranlarda yemek bütçeyi alt üst edecektir. Deneyimli gezginlere, iyi ve ucuz yemek nerede yenir diye sorsanız size gösterecekleri 2 adres vardır; sokak tezgahları ve yerel pazarlar (market) diyeceklerdir. Restoranda 10$’a yemek yerine, sokak tezgahında 2$ vererek nefis bir yemek yemek mümkünüdür. Ben sokakta yemem diyenlerin dünya turunun daha kısa süreceğini rahatlıkla söyleyebilirim.

    [h=2]Aktiviteler[/h] Bu kişiye göre çok faklı olabilecek diğer bir dünya turu masrafıdır. Kimisi için sadece şehirleri ve tarihi, kültürel yerleri görmek yeterli olabilir. Bu durumda ulaşım ve giriş ücretleri dışında fazla bir masraf olmayacaktır. Oysa kimisi şehrin güzellikleri dışında, faklı aktivitelerle eğlenerek macera da yaşamak ister. Tekne turları, dalış, kaya tırmanışı, bungy jumping, paraşütle atlama, fil safarileri, kanoyla dolaşma… gibi birçok farklı aktivite maceracı gezginlerin seyahatlerinde olmazsa olmazıdır.

    Dünya turunun en güzel yanlarından birisi de, daha önce hiç yapılmamış aktiviteleri yapma şansını vermesidir. Korku veya endişeye gerek duymadan aktivitelerden faydalanmalıdır. Bali’ye gidip dalış, Tayland’da gidip fil safarisi, Borneo’ya gidip trekking yapmadan geri dönmemeli.

    [h=2]Diğer Masraflar[/h] Yukarıdaki masrafların dışındaki çamaşırları yıkatmaktan tutun, diş macunu ve şampuana, vize ücretlerinden turun, yeni sandalet almaya kadar olan masraflardır. Bu masraflar diğer masrafların yanında oldukça küçüktür.

    Dünya turuna çıktığınızda mutlaka not defterinize veya akıllı telefonunuzun not kısmına; yada daha da iyisi Awesome Note veya Evernote gibi uygulamalardan birine, o ülkeye dair yaptığınız her kuruş masrafı not edin. Ülkeye adımınızı attığınız andan başlayarak harcadığınız her kuruşu not etmekten çekinmeyin ve haftalık periyotlarla ne kadar masraf yaptığınızı kontrol edin. Bu şekilde en çok masrafınızın hangi kategorinin tuttuğunu, bu şekilde devam ettiğinizde daha ne kadar yolda olabileceğinizi hesaplayabilirsiniz.

     

    Dunya-Turu-Fiyatlari.jpg

     

     

    Unutmayın, dünya turu eğlenmek, öğrenmek ve heyecan duymak anlamına geliyor. Elinizdeki bütçeyi iyi yöneterek dünya turu süresini uzatmak ve keşfetmekten ödün vermemek sizin elinizde. Bir gün gezinizi sonlandırıp da eve döndüğünüzde keşke şunu da yapsaydım dememek için, karar verirken iyi düşünmek şart. Gerekirse yeme-içme ve yol masraflarından kısıp aktiviteye daha fazla bütçe ayırmak en iyisidir.

    Dünya turu fiyatları için net bir şeyler söylemek çok zor. Hostelde uyuyun, kendi yemeğinizi pişirin veya sokakta yiyin, halk otobüslerine binin veya yürüyün, trene binin; ancak size her hatırladığınızda heyecan verecek ve yaşıyor olduğunuzu anımsatacak aktivitelerden kısmayın. Dalış yapın, trekkinglere gidin, yanardağa tırmanın, tekne turuna çıkın… Keşfedin!

  18. [h=2]Kafein tüketiminin panik atağı tetiklediğini belirten uzmanlar, tedavi sırasında kafein tüketiminin azaltılması gerektiğini dile getirdi.[/h]

    Panik atağın bir kaygı bozukluğu olduğunu belirten uzmanlar, tedavi süresince kafein alımının kısıtlanmasının faydalı olacağına dikkat çekiyor; "Kafein yani çay, kahve ve kola uyarıcıdır ve vücutta alarm durumu meydana getirir. Bu durumda ise stresli yaşam, daha şiddetli algılanır.”

    Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Polikliniği Pskiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Alper Evrensel, panik atağın bir kaygı bozukluğu olduğuna dikkat çekerek iyi bir tedavi sonrası hastaların iyileşmesinin mümkün olduğunu söyledi. Yrd. Doç. Dr. Alper Evrensel, şunları söyledi;

    "Panik atak bir kaygı bozukluğudur. Panikler zaman zaman gelir. Arada kalan dönemler başlarda normaldir. Ancak ataklar arttıkça hastanın atak beklentisi ortaya çıkar. Ataklar arası dönemlerde de atak beklentisiyle oluşan bir kaygı durumu meydana gelir. Bu durumda ise gündelik işlevler kısıtlanmaya başlar. Hastanın aklında sürekli 'Acaba atak gelir mi?' sorusu dolanır.

    Bir yere gidecek olsa, bir ulaşım aracına binecek olsa, metroyla yerin altına inecek olsa, asansöre binecek olsa hep aklında bu soru vardır. Hatta banyoya girdiğinde bile rahat edemez duruma gelir bir süre sonra. Atak ansızın gelecek ve kendisi çaresizce atağa maruz kalacak, bulunduğu ortamdan kaçıp kurtulamayacak ve kimse de yardımına koşamayacak şeklinde kurar.

    Bu kurgu hastayı daha kaygılı ve çekinik kılar. Gündelik yaşam olaylarından o denli kaçınır ki evliliği ve cinsel hayatı bile olumsuz etkilenir. Zira atak o sırada bile gelebilir. Ya gelirse o halde çaresizce ne yapacaktır?”

    [h=4]Hastalıklar panik atağı tetikliyor[/h] Panik atağın ağır sonuçları olabilen bir hastalık olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Evrensel, "Panik atak tedavisinde öncelikle bir psikiyatri hekiminden yardım alınmalıdır. Psikiyatri uzmanı kapsamlı şekilde hastayı dinleyecek, muayene edecek ve gerekli beyinsel ve bedensel tetkikleri planlayacaktır. Zaman zaman panik atakların tetikleyicisi guatr, şeker hastalığı, insülin direnci, böbrek üstü bezi tümörleri, kansızlık, kalp kapak bozuklukları, kalp ritim bozuklukları, uyarıcı ilaç kullanımı, bir takım ilaç yan etkileri, aşırı çay-kahve tüketimi gibi bedensel hastalık ya da durumlar olabilir” ifadelerini kullandı.

    [h=4]Panik atak tedavi süresince kafein alımına dikkat[/h] Psikiyatri uzmanı bütün bunları gözden geçirdikten sonra sorunun kaynağına ulaşacaktır. Sorun bedensel bir takım hastalıklar ise ilgili tıp bölümüne yönlendirilecektir. Zaman zaman hastalarımız acil servis, dahiliye ya da kardiyoloji gibi diğer branş hekimlerince psikiyatriye yönlendirilirler zaten.

    Eğer sorun psikiyatrik ise gerekli ilaç ve terapi planı yapılacaktır. Hastanın önerilen bu tedaviyi dikkatle uygulaması gerekir. Hekimin önerdiği zaman takip randevusuna ve terapiye katılmalıdır. İlaçlarının dozları muayene bulguları ve ilaç kan düzeyi ölçümü ile ayarlanacaktır. Bu kan tahlili ile hastanın genetik yapısına uygun şekilde ilaç ve doz belirlenecektir. Tedavi süresince kafein alımının kısıtlanması faydalı olacaktır. Zira kafein yani çay, kahve ve kola uyarıcıdır ve vücutta alarm durumu meydana getirir. Bu durumda ise stresli yaşam olayları daha şiddetli algılanır.”

    [h=4]Panik atak hastaları bu tavsiyelere dikkat[/h] Yrd.Doç.Dr. Evrensel, panik atak hastalarına şu önerilerde bulundu:

    "Uyku düzeni çok önemlidir. Gece uykusu kaliteli olan kişilerin gündüz de daha dingin olması mümkündür. O nedenle vakitlice uyuyup yeterli süre uyuduktan sonra güne başlanmalıdır.

    TV ve cep telefonu ekranı karşısında geç saatlere kadar uyanık kalınmamalı ve az uykuyla güne başlanmamalıdır.

    Her gün düzenli şekilde en az yarım saat yürüyüş yapılarak hormonal ve metabolik sistemin dengelenmesine yardımcı olunmalıdır. Zira panik atak belirtileri bedende bu sistemler aracılığıyla oluşur.

    Panik atak geçirme korkusu ile kaçınılan yaşam etkinliklerini yapmaya devam edilmelidir. Bunlardan kaçınılması durumunda o davranış biçimi yerleşir ve ömür boyu bazı kısıtlılıklarla ilerlenmek zorunda kalınabilir.

    Panik atak iyi bir tedavi ile iyileşir ve iz kalmadan hastalık öncesi işlevsellik düzeyine dönülebilir. Bu noktadan tedavi ekibinin ve ilaçların yapacakları olduğu gibi hastanın uyması gereken kurallar olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.”

  19. [h=2]Doç. Dr. İsmet Tamer, aşırı kilo, egzersiz eksikliği, sağlıksız beslenme, sigara ve dengesiz alkol kullanımının kadınların diyabete yakalanmasının 5 etkili faktörü olduğunu söyledi.[/h]

    Tip 2 Diyabet ya da halk arasında bilinen adıyla yetişkin tip diyabet, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de her geçen yıl ve giderek daha genç nüfusta olmak üzere artış gösteren bir hastalık.

     

    Bunun sebepleri araştırıldığında genetik yatkınlığın yanı sıra en çarpıcı olanlar, hareketsiz yaşam ve yanlış beslenme.

    [h=4]Kadınların diyabete yakalanmasında 5 etkili faktör[/h] ABD'nde yapılan bir çalışmada, tip 2 diyabete yakalanan kadınların %90'ında beş faktör sebep olarak gösterilmiştir diyen Herbalife Beslenme Danışma Kurulu Üyesi Doç. Dr. İsmet Tamer, "Aşırı kilo, egzersiz eksikliği, sağlıksız beslenme, sigara ve dengesiz alkol kullanımı”.

    [h=4]Beslenmede yapılacak küçük değişikliklere diyabet ve kanserden korunabilirsiniz[/h] Sadece kadınlarda değil, erkeklerde de yaşam tarzı ve beslenme ile ilgili yapılacak birkaç küçük değişiklik, dramatik şekilde hem tip 2 diyabete yakalanma riskini azaltabiliyor hem de sonrasında gelişebilecek kalp hastalıkları ile bazı kanser tiplerini önleyebiliyor.

    [h=4]Mevcut kilonuzun %10'unu verin, diyabet gelişme riskinizi yarı yarıya azaltın[/h] Aşırı kilolu olmak tip 2 diyabet riskini 7 kat artırırken, obezlerde bu riskin sağlıklı bireylerden 20 ila 40 kat daha fazla görüldüğünü belirten Tamer; "Örneğin mevcut kilonuzun %10'unu verdiğiniz taktirde tip 2 diyabet gelişme riskiniz yarı yarıya azalır! Kilo verebilmek için yediklerimizden aldığımız enerjiden fazlasını harcamamız gerekir, bu da kaslarımızı daha fazla ve daha güçlü şekilde kullanmamızla gerçekleşebilir. Bu sayede insülin hormonunun da etkin şekilde kullanılması ve insülin direncinin kırılması sağlanmış olur” dedi.

     

     

    [h=4]Sigara içenler diyabete daha fazla yakalanıyor[/h] Yetişkinler arasında yapılan çalışmalarda, diyabete yakalanma açısından sigara içen bireylerin içmeyenlere oranla kabaca %50 daha fazla risk altında olduğu saptanmıştır. Alkol açısından bakıldığında ise alkol tüketiminde aşırıya kaçıldığında doğrudan karaciğer fonksiyonları ve diyabete yatkınlık açısından olumsuz etkileri nedeniyle, diyabet açısından risk taşıyan kişilerin alkolden uzak kalmaları gerektiği belirtiliyor.

    [h=4]Diyabet riskini azaltmak için yapılması gerekenler[/h] Tip 2 diyabet riskini azaltmanın yollarını da anlatan Doç. Dr. İsmet Tamer; "İşlenmiş karbonhidratlar yerine tam tahıllı ya da tam buğday ürünleri tüketmek sizi diyabete karşı korur. Çünkü glisemik indeksi düşük olan bu besinler tüketildiğinde hem kan şekerinde iniş çıkışlar azalır hem de insülin salınımında bir denge sağlanır. Şekerli içecekler tüketmek yerine içtiğimiz suyun miktarını artırmak, şekersiz çay, şekersiz kahve gibi içecekleri tercih etmek de kilonuzu korumanıza yardımcı olur.

    Bir çok çalışmada şekerli içecekler tüketmenin çocuklar ve yetişkinlerde önemli derecede ve sağlıksız kilo alımına sebep olduğu, bunun da erken yaşlardan itibaren kronik inflamasyon, kötü kolesterolde yükselme ve iyi kolesterolde düşüşe neden olarak insülin direncini ve diyabete yatkınlığı artırdığı gösterilmiştir.

    Kırmızı etin, hele işlenmiş kırmızı etin abartılı miktarlarda tüketildiğinde muhtemelen içerdiği yüksek miktarda demir nedeniyle insülinin etkinliğini azaltması ya da yüksek seviyede sodyum ve nitrit (işlenmiş ürünlerin saklanması amacıyla eklenen) nedeniyle insülin salgılayan hücrelerin zarar görmesi de tip 2 diyabete davet ediyor. Kabuklu yemişler, beyaz et ve özellikle balık proteinleri ise diyabet riskini %35'lere varan oranda azaltabiliyor”.

  20. [h=1]Sabahları yaşanan baş ağrısı beyin tümörü habercisi olabilir[/h] [h=2]Op. Dr. Özkan Durmaz, tümör tipi baş ağrılarının sabahları etkili olduğunu belirtti.[/h]Her baş ağrısının beyin tümörü belirtisi olmadığını söyleyen Op. Dr. Özkan Durmaz, "Beyin tümörlerinde baş ağrıları yüzde 70 oranında gerilim tipi baş ağrısına, yüzde 9 oranında da migren tipi baş ağrısına benzer" diye konuştu.

    Tümör tipi baş ağrısının sabahları etkili olduğunu belirten Op. Dr. Durmaz, şunları kaydetti: "Sonraki dönemde bulantı ve kusma, kusmayla birlikte rahatlama yine tipik bir özelliğidir. Başın ve vücudun öne eğrilmesi ile beraber ağrının artması ve ek olarak da nöbet görüldüğünde biz buna tümör tipi baş ağrısı diyoruz. Ancak tüm beyin tümörü olan olgularda bu sadece yüzde 8 oranında görülüyor."

  21. [h=2]Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen gebelikte oruç tutan kadınlarla ilgili yapılan araştırmalar hakkında önemli bilgiler verdi.[/h]

    Gebeliğin her evresinin hem anne hem bebek için aynı derecede önem taşıdığını belirten uzmanlar, bu dönemde uygun beslenmenin sağlıklı bir gebelik sürecinin olmazsa olmazlarından olduğunu söyledi.

    "İslamiyet'te gebe kadınlar için oruç zorunlu değil” diyen Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, gebelikte oruç tutan ve tutmayan kadınlarla ilgili yapılan araştırmalar hakkında önemli bilgiler verdi.

    [h=4]Düşük doğum ağırlığı ve erken doğum[/h] Gebeliklerinin ilk üç ayı içinde oruç tutanlarda düşük doğum ağırlığı sıklığı %10 oranında daha fazla. Erken doğum olasılığı da oruç tutmayanlara göre daha yüksek. Yine bazı araştırmacılar düşük doğum tartısı ve erken doğum yanında, bu çocuklarda öğrenme güçlüğünün sıkça gözükmesinden dolayı, okul başarısının da olumsuz etkilenebileceğini belirtti.

    [h=4]Belirtileri[/h] Bebekle ilgili potansiyel risklerin yanında, özellikle bu uzun ve sıcak yaz günlerinde sıvı alımındaki yetersizliğe bağlı tansiyon düşmesi, çarpıntı ve halsizlik, uzun açlık sürecinden sonra iftarla beraber kan şekerindeki ani yükselme de orucun gebelerde üzerindeki olumsuz etkilerinden bazıları.

     

     

    [h=4]Doktorunuza danışmadan oruç tutmayın[/h] Gebeliğin ilk 3 ayını bitirdiyseniz ve olası problemlere rağmen oruç tutma konusunda kararlıysanız mutlaka doktorunuza danışın. Kadın doğum muayenesi yanında genel sağlık durumunuzla ilgili bir kontrolden geçmeden oruç konusunda kesin karar vermeyin.

  22. [h=2]Özellikle kadınların en fazla muzdarip olduğu durumlardan biri olan sarkık kollara çözüm ancak cerrahi ile mümkün olabiliyor.[/h]

    Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte kadınların en fazla muzdarip olduğu estetik problemlerin başında sarkan, yarasa görünümündeki kollar geliyor. Estetik cerrahiden yardım almak isteyenlerin kafasına takılan en büyük soru ise cerrahinin bırakacağı iz oluyor. Fakat artık onun da çözümü var."Kol germe ameliyatları çok fazla talep edilmesine karşın, kollarda kalan iz mevzusundan dolayı yine en fazla vazgeçilen cerrahiler arasında yer alıyor. Fakat Örümcek Ağı estetiği ile kombinlediğimiz yağ transferi uygulaması, tüm sorunları ortadan kaldırıp, kol germe operasyonunu, farklı bir boyuta taşıyor” diyen Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur, iz bırakmadan sorunu çözümleyebildiklerini ifade etti.

    [h=4]Sarkık kollara egzersiz de fayda etmiyor[/h] Dr. Cihantimur: "Kol germe ameliyatı yaşın ilerlemesine ve kilo kaybına paralel olarak sarkan ve gevşeyen üst kol derisine uygulanan bir estetik cerrahi operasyonudur. Bu alanda bulunan üst kol kaslarınızı ameliyat olmadan, kol germe egzersizleriyle güçlendirebilirsiniz ancak bu mevcut elastikiyeti ve yağ birikimlerini ve hatta cilt fazlalığını maalesef gideremezsiniz. Arm fit olarak da geçen kol germe ameliyatı ayrıca tıbbı literatürde brachioplasty olarak bilinir. Kol germe ameliyatlarında koltukaltı ve dirsek arasındaki fazla deri, yağ azaltılarak daha orantılı bir görünüm sağlaması için, üst kol konturları yeniden şekillendirilir. Daha gelişmiş operasyonlarda ise, üst kol içinde boydan boya kesi izi kalır. Kol germe ameliyatı sayesinde üst kollar daha genç ve sıkı gözükerek, öz güvenin artmasına ve rahatlıkla kısa kollu kıyafetler giyilmesine olanak sağlar. Fakat işte sorun burada başlıyor çünkü hastalar bu izi istemiyorlar. Özellikle en fazla açıkta kalan bir bölgeden bahsettiğimiz için, çok da düşündürücü bir hal alıyor. Yüz bölgesinin gençleştirmesi, kırışıklıklardan kurtulması için kendi geliştirdiğim Örümcek Ağı estetiğini kol germe için kullanabiliyoruz. Yüze kullandığımız iplerden daha uzun ipler kullanıyor ve sarkan deriyi öncelikle toparlıyoruz” dedi.

    [h=4]Kollara güçlendirme çalışması yapılıyor[/h] "Kolun sarkmasındaki temel sebep aslında yer çekimine yenik düşen yağ dokusuna bağlıdır” diyen Cihantimur, sözlerine şu şekilde devam etti: "Hemen hemen kollarda genişlemiş bir deri, zayıflamış bir kas örüntüsü ve aşağı çeken bir yağ dokusu kalmıştır. Deriyi çıkarmadan, sürküler yani çepe çevre bir ağ örüyoruz bu derinin aynen yüz bölgesinde olduğu gibi küçülmesine neden oluyor. Bu sırada kolajen üretimi artıyor ve kollar eskisi gibi form kazanıyor. Sadece Örümcek Ağı estetiği yaparsak, zaman içinde tekrar sarkma sorunu yaşaması muhtemeldir. Bu sebeple alttaki kasları da toparlayacak, yerleştirdiğimiz eriyen iplerle etkileşime geçecek şekilde bir de yağ enjekte ediyoruz. Bunu binalardaki güçlendirme çalışması gibi düşünebilirsiniz. Güçsüzleşen aksama takviye kuvvet koyuyoruz yani. Kısaca, Örümcek Ağı tekniği ile toparladığımız kol iç bölgesine, bir de uygun oranlarda yağ transferi yaptığımızda, kollar ameliyatsız, izsiz bir şekilde toparlanıyor.

    [h=4]Hastanın kendi yağı kullanılıyor[/h] "Bu arada kullandığımız yağ ise, yine hastanın kendi bedeninden, kök hücreden zengin yağ enjeksiyonudur. Enjeksiyona hazır edilen yağ, kol derisini aşağı çeken yağ tabakasından alınır. Kısaca sarkma sorununu yaşatan yağı alıp, tekrar yukarı olması gereken yere çekiyoruz, yerleştiriyoruz. Bu sırada tekrar yerleştirirken, dışarıya havasız bir şekilde aldığımız yağı, kök hücreden zengin hale getirdikten sonra tekrar uygun yere veriyoruz. Bu da ekstradan iyileşme sürecinde fayda sağlayan, derhal toparlanma durumunu güçlendiren bir hadisedir. %90'lara varan olumlu sonuçlar alıyoruz. Ayrıca tekrarlanabilen bir uygulama olduğu için de, yine muazzam bir fayda daha sağlıyor” diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur Örümcek Ağı estetiğinin sadece kol germe ameliyatlarını değil, çoğu cerrahi estetik uygulamaları da tarihe gömeceği öngörüsünde bulundu.

  23. [h=2]Ramazan’da susuz kalmamak için iftar ile sahur arasında geçen zamanı çok iyi değerlendirmeniz gerekiyor. İşte yardımcı olacak öneriler...[/h]

    Ramazan ayının sıcak yaz günlerine denk geldiği ve oruç tutma süresinin 17 saati aştığı bu günlerde, vücudun su ihtiyacını karşılamak hayati önem taşıyor. İftar ile sahur arasında geçen sürede, hem günlük su ihtiyacının karşılanması hem de kaybedilen suyun yerine koyulması gerektiğini söyleyen Waternet Sağlıklı Beslenme Uzmanı Diyetisyen Canan Aksoy, suyun yerini başka hiçbir içeceğin tutmayacağının da altını çiziyor.

    Ramazan ayının sıcak yaz günlerine denk gelmesi ile oruç tutanlar için suyun önemi her zamankinden daha çok artıyor. 17 saati aşan süreçte susuz kalan vücudun ihtiyacını karşılamak için, iftar ile sahur arasında geçen zamanı çok iyi değerlendirmek gerekiyor.

    Sıcak havalarda ter yoluyla da su kaybettiğimiz için suya ihtiyacımızın arttığını söyleyen Sağlıklı Beslenme Uzmanı Diyetisyen Canan Aksoy, "Ramazan boyunca sabah ezanından akşam ezanına kadar su içmeyeceğimiz için, su dengesini sağlamak çok daha önemli hale geliyor. Sıcak havalarda vücut, ısı dengesini korumak için daha fazla suya ihtiyaç duyuyor. Ter yoluyla su kaybettiğimiz de düşünülürse, Ramazan boyunca bu suyu telafi etmemiz için iftarla sahur arasında geçen sürede, hem günlük su ihtiyacımızı karşılamamız hem de kaybedilen suyu yerine koymamız gerekiyor. Suyun yerini, başka hiçbir içecek tutmaz. Sağlıklı bir Ramazan geçirmek için, iftarla sahur arasında en yakın dostumuz su olmalıdır” diyor.

    [h=4]İftarı su ile açın, sahuru su ile kapatın[/h] - İftarınızı mutlaka, 300-400 ml'lik büyük bir bardak su içerek açın.

    - İftarınızı suyla açtıktan sonra, biraz iftariyelik yiyin veya biraz çorba için. Ana yemeğe başlamadan önce mutlaka ara verin. Bu ara, sindirim enzimlerinizin çalışmaya başlaması için gereken süredir. Bu süre boyunca da en az bir büyük bardak su için.

    - Ana yemeğe geçtiğinizde, yemeklerinize yine bir bardak su eşlik etsin. Sakın, 'yemekle su içilmez' gibi bir hurafeye inanmayın. Su, mideyi çok kısa bir yoldan terk eder, o yüzden de yemekle içildiğinde hiçbir zararı olamaz.

    - İftar bittiğinde neredeyse 1 litre civarında su içmiş olacaksınız. Bu, gün boyunca kaybettiğiniz suyu karşılamaya yetecek bir miktar değil çünkü gün içinde 1,5 litreden fazla su kaybedersiniz.

    - İftardan sonra ister çay için, isterseniz kahve ama bu içecekler su yerine geçmediği için, su içmenize engel olmasın. İftardan sonra yatana kadar geçecek sürede hedef, en az 1 litre daha su içiyor olmanız.

    - İftardan sonra, idrar çıkışlarınızı takip edin. İdrar renginiz açık berrak veya soluk sarı civarında bir renge döndüyse, gün içinde kaybettiğiniz suyu telafi ediyorsunuz demektir.

    - Sahura mutlaka kalkın ve baş içeceğiniz yine su olsun. 'Yer, yatarım' diye düşünmeyin çünkü bu, çok daha uzun süre aç ve susuz kalacaksınız demektir. Yemekle beraber, 2 bardak su içmeye gayret edin.

    - Niyetlenmeden önce 2 büyük bardak su daha için.

    [h=4]Vücudumuzun sağlıklı suya ihtiyacı var[/h] Vücudumuzun yaşamsal faaliyetlerini yerine getirmesi için suyun önemi tartışılmaz. Ancak su tüketimi kadar dikkat etmemiz gereken bir nokta daha var: Sağlıklı su içmek! Suyun vücudumuzda; hücrelerimizin yapısına girerek hücre bütünlüğünü korumak, vücut sıcaklığımızı dengelemek, enzimlerin ve hormonların taşınmasını sağlamak, toksik ve atık maddelerin vücuttan atılmasını sağlamak gibi hayati işlevleri olduğunu söyleyen Diyetisyen Canan Aksoy, bunun için günde en az 1,5 litre sağlıklı su içilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Aksoy, suyun sağlıklı olması, yani ağır metallerden ve zararlı mikroorganizmalardan arındırılmış olmasının, tüm bu işlevlerin sürdürülebilmesi için şart olduğunu da belirtiyor.

  24. [h=2]Klinik Pilates Eğitmeni Ayça Kaşıkçı, sıcak yaz aylarında yapılabilecek spor aktiviteleri ile ilgili bilgi verdi.[/h]

    Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme Hizmetleri'nin oluşturduğu "İyi Yaşa” platformunda önerilerde bulunan Klinik Pilates Eğitmeni Ayça Kaşıkçı, "Yaz sıcakları bastırmaya başlarken, Ramazan ayı da geldi. Bu dönemde 'Ne zaman spor yapmalıyım?' ve 'Hangi sporlar bana uygun?' gibi sorular kafamızı karıştırabilir” dedi.

    Peki, ne yapmak gerekiyor?

    Ramazan ayında oruç tutanlar için spor yapılabilecek en güzel vakit, sabahın erken saatleri. Bu saatlerde vücut sahurdan sonra tok; ama spor yapacak kadar da sindirilmiş durumda oluyor. Eğer açık havada koşmak ya da yürümek gibi bir şansınız varsa güneş ışınları fazla yoğunlaşmadan yapacağınız spor, hem vücudu uyandıran hem de metabolizmayı kuvvetlendiren bir etkiye sahiptir. Aynı zamanda gün içinde oruçla halsiz düşecek vücudunuza erken endorfin salgılanmasını sağlar. Eğer sabah erken saatlerde böyle bir aktivite yapamıyorsanız öğleden sonraki geç saatler, akşamüstü saatleri tercih edilebilir. Bu zaman aralığında, vücudu fazla yormayacak, hafif tempolu basit hareketler tercih edilmelidir. Aynı şekilde, iftardan sonra yapılacak sporun da yemeğin ardından yapılmaması ve ağır egzersizlerin tercih edilmemesi gerekiyor. Spor yaparken gün boyu oruçla yorulmuş ve susuz kalmış vücudunuza fazla yüklenmeden, onu yorup susuz bırakmadan spor yapmanız önemli.

     

     

    [h=4]Sıcak havalarda spor yaparken nelere dikkat etmeli[/h] Spor yapmak için en uygun saati doğru seçmeliyiz. Aslında bu kişiden kişiye değişir; ancak metabolizmamız ışıkla birlikte harekete geçtiği için yapılan araştırmalarda, spordan en yüksek performansın öğleden önceki saatlerde alındığı ortaya konulmuş. Hatta eğer mümkünse, kahvaltı edilmeden yapılan spor kalori yakımı için en idealidir denebilir. Yaz sıcaklarıyla birlikte güneş yüzünü öğleden sonra daha fazla gösterir, bu nedenle yazın özellikle sabah erken saatlerde spor yapmayı tercih edebiliriz.

    Spor ve sıcak havanın birleşmesiyle vücudumuz daha fazla terler ve buna bağlı olarak daha fazla susarız. Bu nedenle, sıcak havalarda yeterli su içmek ne kadar önemliyse; spor yaptığımız günlerde su içmek çok daha büyük bir önem taşıyor. Ayrıca bol su içmek sıcak havalarda yapılan egzersiz sırasında terleme sistemimizin daha iyi çalışmasını sağlıyor. Yapılan araştırmalara göre, sıcak havalarda spor yaparken içilen su, ter oranımızı yüksek tutarak kan hacmimizin normale yakın seviyede kalmasını sağlıyor.

     

     

    Özellikle dış mekânda yapılan koşu, yürüyüş, paten, bisiklet gibi aktivitelerde mutlaka ne giydiğinize dikkat edin. Günlük kıyafetlerinizden; pamuklu tişörtlerinizden ziyade, spor için özel üretilen terleme-soğutma özelliğine sahip tişörtleri giymeniz daha konforlu bir şekilde spor yapmanızı sağlar. Ayrıca güneşin zararlı etkilerinden korunmak için de mutlaka tişört giyerek dış mekân sporlarınızı yapın.

    Sıcaklarla beraber, tüm hareketlerimiz nasıl yavaşlıyorsa spor yaparken de vücudumuz aynı şekilde daha düşük bir performans sergileyecektir. Daha fazlası için vücudunuzu kesinlikle zorlamamalısınız. Kapalı ya da dış mekânda yapılan her türlü spor aktivitesi için yavaş tempoyla başlanmalı ve tempo azar azar arttırılmalıdır. Ve vücudumuzdan hiçbir zaman serin havada yaptığımız spordan elde ettiğimiz performansı beklememeliyiz.

    Sadece yazın ya da sadece spor yaparken değil, her zaman vücudunuz ne istiyor, ne kadar istiyor diye kendinize mutlaka sorun ve onu dinleyin. Spor yaparken, ne zaman ve nerede durulması gerektiğini her zaman siz, yani vücudunuz belirler. Eğer antrenörünüz varsa; duyduğunuz rahatsızlığı mutlaka kendisine bildirin ve devam edemeyeceğinizi söyleyin. Aşırı yorgunluk, mide bulantısı, baş dönmesi, aşırı terleme ya da soğuma, sersemlik gibi şikâyetleriniz olduğu takdirde yaptığınız aktiviteyi hemen bırakıp dinlenmelisiniz.

     

     

    Özellikle performans sporcularının sıklıkla kullandığı bir yöntem olan "ön soğuma tekniği” vücudunuzun sıcak havalarda spor yaparken daha iyi performans göstermesi için size yardımcı olacaktır. Bunu yapmak için, basitçe alnınıza ve boynunuza soğuk havlu koyabilir ya da spor öncesi dayanabileceğiniz soğuklukta duş alabilirsiniz.

    [h=4]Dış mekan sporları[/h] Havaların ısınmasıyla beraber, evlere kapanmaktansa temiz havada nefeslerimizi tazeleyerek spor yapmayı tercih edebilirsiniz. Bu yüzden dış mekânda yapılacak sporlar hayli ön plana çıkmaya başladı diyebiliriz ancak sıcak havada uyulması gereken kurallara dikkat etmek tabii önemli.

    [h=4]Dışarıda neler yapabilirsiniz[/h] Bisiklete binmek: Kilo verdirmenin yanında kalp sağlığını da koruyan bu spor, özellikle yaz akşamlarının vazgeçilmezlerinden olabilir. Harika bir kardiyo egzersizi olmakla beraber, performansına bağlı olarak 200-300 kalori enerji harcamanıza da olanak sağlayacaktır.

    Tempolu yürüyüş ve koşu: Kardiyo egzersizlerinde ilk sırayı alan yürüyüş ve koşu en rahat ve en kolay (aletsiz) yapılacak dış mekân aktivitelerinden biridir. Hem kilo vermenize hem kalp sağlığınızı korumanıza yardımcıdır. Bacak kaslarının gelişmesi açısından çok önemlidir.

     

     

    Yüzmek: Sıcak havalarda yapılabilecek en güzel spordur diyebilirim.

    Paten kaymak: Fazla bilinmese de paten özellikle tüm vücut kaslarının çalışması açısından çok yararlı ve güzel bir spordur. Yarım saat paten kaymak ve yürüyüş yapmak arasında yaklaşık 4 kat fazla enerji yakımı farkı vardır.

    Açık havada dans etmek: Müziğin enerjisiyle ve stresi azaltan etkisiyle dans, kardiyo egzersizlerinin başında gelmektedir.

    Pilates: Ve tabii yeşil çimlerin üzerine atılmış bir matta yapılan pilates güne zinde başlamanın ya da günü bitirirken tüm yorgunluğunuzu toprağa bırakıp yeniden enerjiyle dolmanın en güzel ve en pratik yolu.

  25. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Muhammet Özlü, cihazın sesini haddinden fazla açarak kulaklıkla müzik dinleyenlerin ilerleyen yaşlarda işitme cihazı kullanmak zorunda kalabileceğine dikkat çekti.

     

    Teknolojinin ilerlemesi ve genç neslin teknoloji ile iç içe yaşaması sağlığı tehdit ediyor. Gencinden yaşlısına birçok kişinin kullandığı günümüzün teknolojilerinden akıllı telefonlar, MP3 çalar ve tablet bilgisayarlar hem hayatımızı kolaylaştırıyor hem de sağlık sorunlarına davetiye çıkarıyor.

    Görünüşte zararsız gibi görünse de bu cihazlarla film ve müziklerin kulaklık ile dinlenilmesinin geri dönüşü olmayan zararlara sebebiyet verdiğini söyleyen Op. Dr. Muhammet Özlü, "Kulaklıkla yüksek seste müzik dinlendiğinde, kulağımız sesin şiddetinin haricinde basınca da maruz kalıyor. Bu kulağa zarar veriyor. Uzun süre yüksek ses ve basınca maruz kalınca, iç kulakta duymamızı sağlayan duyu hücreleri tahrip oluyor. İlk hasar, geri dönüşü mümkün seviyede olurken, iç kulakta oluşan etki çok yüksekse, sık sık tekrarlanıyorsa ve uzun süre devam ediyorsa oluşan hasarlar kalıcı hale geliyor. Yani meydana gelen işitme kaybı geri döndürülemez bir noktaya ulaşıyor. Yüksek sesle dinlenildiğinde anında ortaya çıkmayabiliyor. Etkisi daha sonra ortaya çıkabilir. Çınlama da yüksek sesle müzik dinlemenin kulağa verdiği zararlardan biridir” dedi.

    [h=4]"Yaşlılıkta işitme cihazına mahkum olmayın"[/h] Kulaklık kullanmaktan ve ses seviyesini yüksek tutmaktan kaçınılması gerektiğini ifade eden Özlü, "Kısa müddet yüksek sese maruz kalınan geçici işitme kayıpları tedaviyle giderilebilir ama işitme kaybı kalıcı hale gelmişse bunu düzeltmek için bir tedavi yöntemi maalesef yok. İşitme kaybının günlük hayatımızı engellememesi için bazı tedbirler alınabilir. Özellikle gençler kulaklık kullanırken sesin şiddetine iyi ayarlamalı ve uzun süre kulağında tutmamalıdır” diye konuştu.

×
×
  • Create New...