Jump to content

Renan

Admin
  • Content Count

    67,388
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    228

Everything posted by Renan

  1. Yağ yakan Türk kahvesinden çikolatalı buzlu kahveye Dünya Kahve Günü'ne özel tariflerimiz var Bugün 1 Ekim Dünya Kahve Günü… Dünyanın her yerinde milyonlarca insanın vazgeçilmez içeceklerinin başında gelen kahve aslında gelişimi günden güne devam eden dev bir kültür. Biz de sizin için bu kültürü biraz daha yakından tanıyalım dedik ve Caddebostan’da bulunan Olmadık Kahveler atölyesinin baristası Özge Kara’yla bir araya geldik. Özge’den kahve yapımıyla ilgili birçok püf noktası öğrendim. Üstelik yağ yakan kahveden sıcaklarda içip ferahlayabileceğiniz soğuk karışımlara birçok da tarif aldım. İşte hem evde yapacağınız kahveleri lezzetlendirecek, hem de dışarıda içtiğiniz kahvelerin tadını daha iyi anlamanızı sağlayacak incelikler… Ankara’da kurulan, oradan İstanbul’a da uzanan Olmadık Kahveler, klasik bir üçüncü nesil kahveciyle bir tasarım mağazasının karışımı aslında. Mekanın menüsü de biraz öyle oluşmuş. Hem caffe latte, americano gibi çok klasik kahveler, hem de Olmadık Kahveler baristalarının ortaya çıkardığı farklı lezzetler mevcut. Zaten Özge de yaptıkları işi baristalık kadar ar-ge çalışması olarak da nitelendiriyor. Biz de Özge’den bu ar-ge çalışmaları sonucu ortaya çıkmış birkaç tarif aldım. İlki bir klasiğin güncel yorumu, ikincisi görüntüsü de nefis bir soğuk kahve, üçüncüsü ise kahvesiz bir meyve kokteyli… BU TÜRK KAHVESİ METABOLİZMA HIZLANDIRIYOR Özge’den aldığım ilk reçete hem Türk kahvesini lezzet olarak farklılaştırıyor hem de içenin metabolizmasını hızlandırıyor. İkisi bir arada yani… Türk kahvesini sade içen çok ama içine illa biraz şeker ekleme ihtiyacı hisseden de çok. Özge’den öğrendiğim bu kahve ise şekersiz yapılıyor ama içindeki minik dokunuşlar sayesinde sade kahve kadar baskın bir lezzeti de olmuyor. Üstelik yine bu dokunuşlar sayesinde içeni tok tutuyor ve metabolizmayı hızlandırıyor. Peki bu hem leziz hem de sağlık deposu kahve nasıl yapılıyor? Bir fincan kahve için gerekli malzemeler şöyle: Yarım tatlı kaşığı kadar Hindistan cevizi yağı 1,5 tatlı kaşığı Türk kahvesi Yarım tatlı kaşığı kadar toz tarçın (çubuk tarçın da olur) İlla tatlandırmak isterseniz bir-iki damla bal Tüm malzemeleri kahve makinesine ya da cezveye aktarıyoruz. Üzerine de 1 fincan su ekleyip karıştırıyoruz ve her zaman yaptığımız gibi kahvemizi pişiriyoruz. Hafif tarçın hafif Hindistan cevizi aromalı kesinlikle şeker aratmayan nefis yağ yakan bir kahve çıkıyor ortaya. Ben şahsen çok beğendim lezzetini… Bu arada “Her zaman yaptığımız gibi” dedim ama Özge’nin sadece bu kahve için değil, genel olarak kahve yapımı için altını çizdiği, çok sık yapılan bir hata var: Asla kahveyi asla tamamen kaynatmayın, 96-97 dereceye geldikten sonra ocaktan alın. (Aynı şey çay için de geçerli hatta…) Kahve makineleri genel olarak bu dereceyi tutturacak şekilde tasarlanıyor ancak cezveyle kahve yapıyorsanız da fokur fokur kaynayana kadar beklememek, sonradan su eklenen kahvelerde de suyu 100 derecedeyken kullanmamak, lezzet seviyesini artırmak için dikkat edilmesi gereken noktalar. Buna örnek olarak mangal kahvesini vermek de mümkün. Mangalda kahve hem bir anda ısınıp kaynamıyor, hem de çok yüksek sıcaklıklara ulaşmıyor. Bu nedenle de sıcaklık ayarını tutturmak daha kolay oluyor. SOĞUK KAHVECİLER, MUTLAKA DENEYİN “Ben kahvemi soğuk severim” diyenler için de bir tarifimiz var. Bu kahve için ihtiyaç duyacağınız malzemeler ise şöyle: 8-9 yaprak taze nane 2 kare beyaz çikolata 1 shot espresso 7-8 küp buz 1 çay bardağı yağsız süt Öncelikle nane yapraklarımızı avcumuza alıp iki elimizin arasında ezerek patlamalarını sağlıyoruz. Böylece nanenin yağı ve kokusu içeceğimize daha rahat geçiyor. Ancak ellere dikkat, biraz fazla şevkli vurursanız avuçlarınız kızarabilir. Beyaz çikolatayı incecik rendeliyoruz. Patlattığımız naneleri çikolatayla birlikte shaker’a alıyoruz. Bu arada espresso hazırlıyoruz. Onu da shaker’ın içine ekliyoruz. Son olarak 3-4 küp buzu da shaker’a koyup karıştırıyoruz. Ardından nane yapraklarını süzüp kahvemizi bardağa aktarıyoruz. Ama iş bununla bitmiyor. Yağsız sütü ya french press’le ya da aynı shaker’la iyice köpürtüyoruz. Kalan buzları bardaktaki kahveye ekleyip en sonunda da üstünü süt köpüğüyle tamamlıyoruz. Minik bir nane yaprağıyla da süsleyip keyfini çıkarıyoruz. İçi naneli, dışı bitter’le kaplı meşhur bir çikolata vardır, aynı ona benziyor tadı. Bu kahveyi yaparken de espresso hazırlamanın inceliklerini öğrendim Özge’den. Özellikle endüstriyel kahve makineleri söz konusu olduğunda, toz kahvenin hazneye iyice sıkışması gerekiyor ki içinden su homojen bir biçimde geçsin, kahvenin her tarafından aynı lezzet elde edilsin. Dahası kahvecilerde gördüğümüz endüstriyel kahve makineleri 25-30 saniyede ortalama 30 mililitre kahve yapacak şekilde tasarlanıyor. Bu da suyun akış hızının ve gücünün sabit olmasını sağlıyor. Evde moka pot kullananlar için böyle bir süre standardı olup olmadığını sordum, “Kişi onu damak zevkine göre zaman içinde kendisi keşfetmeli” dedi Özge. Bir diğer püf noktası da kahveyi shaker’da dümdüz aşağı-yukarı sallayarak çalkalamak yerine havada 8 çizer gibi karıştırmak. Malzemelerin lezzetinin birbirine daha homojen bir biçimde karışması böyle mümkün olabiliyor. Yağsız süt kullanılmasının sebebi ise bu sütün yağlısına göre daha kolay köpürmesi. (Ancak köpüğü de daha hızlı sönüyor.) SERİN SERİN İÇİN, İÇİNİZ FERAHLASIN Son olarak bir de içimizi ferahlatacak bir tarif istedim Özge’den. Yazın sonu yaklaştı ama özellikle gündüzleri hava sıcaklığı yüksek seyrediyor. Böyle zamanlarda canınız soğuk ve kolay bir içecek çekerse, bu içecek için ihtiyaç duyacağınız malzemeler şöyle: Yarım taze şeftali 5-6 adet taze fesleğen yaprağı 1 büyük çay bardağı limonata 5-6 küp buz 3 parmak kadar yoğun gazlı maden suyu Maden suyu haricindeki malzemelerin hepsini blender’da bir araya getirip yüksek ayarda buzlar iyice kırılana kadar karıştırıyoruz. Ancak dikkat edilmesi gereken iki nokta var. Birincisi buzlar tamamen erimemeli. İkincisi de fesleğenler iyice kıyılmalı ki salata yermiş hissi yaratmasın. Daha sonra bardağın dibine maden suyunu doldurup üzerine blender’daki karışımımızı ilave ediyoruz. Üzerini de fesleğen yapraklarıyla süsleyip afiyetle içebilirsiniz. Ben denedim enfes oluyor. Size de taze şeftaliler bitmeden mutlaka denemenizi tavsiye ederim. Afiyet şeker olsun... http://www.hurriyet.com.tr/lezizz/yag-yakan-turk-kahvesinden-cikolatali-buzlu-kahveye-dunya-kahve-gunune-ozel-tariflerimiz-var-41340814
  2. Tehlike geçmemiş demek ki. Allah korusun...
  3. Lâ Tahzen (Üzülme)!!! Lâ tahzen! (Üzülme!) İnsanlar senin kalbini kırmışsa üzülme! Rahman: (c.c), “Ben kırık kalplerdeyim” buyurmadı mı? O halde ne diye üzülürsün ey can? Gündüz gibi ışıyıp durmak istiyorsan; Gece gibi kapkaranlık nefsini yak !.. “Derdim var” diyorsun; Dert insanı Hak’ka götüren Burak’tır; sen bunu bilmiyorsun. Sanma ki dert sadece sende var. Şunu bil ki; Sendeki derdi nimet sayanlar da var. Umudunu yıkma; Yusuf’u hatırla. Dert nerede ise deva oraya gider. Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider. Soru nerede ise cevap oraya verilir. Gemi nerede ise su oradadır. Suyu ara, susuzluğu elde et de sular alttan da yerden de fışkırmaya başlasın. Dünya malı Allah’ın tebessümüdür:>Lâ tahzen! (Üzülme!) Irmağa deniz, denize okyanus sığmaz. . “Aşık” olmayana anlatsan da “Ben” “Sen” anlamaz. Hakka ulaşmak için yoldur desen kimse inanmaz… Gönlünde zerre-i miskal şems olmayan; Yanmaz, yanamaz… Ayağın kırıldı diye üzülme! Allah senden aldığı ayak yerine belki sana kanat verecek. Kuyu dibinde kaldın diye üzülme! Yusuf kuyudan çıktı da Mısır’a sultan oldu, unutma! İstediğin Bir şey; Olursa Bir Hayır, Olmazsa Bin Hayır Ara… Geçmiş ve gelecek insana göredir. Yoksa hakikat âlemi birdir. Bu âlem bir rüyadır. Zanna kapılma ey can! Rüyada elin kesilse de korkma, elin yerindedir. Dünya bir rüya ise, başına gelen felaketler de geçicidir. Neden çok üzülürsün ki? Herşey üstüne gelip seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde sakın vaz geçme: – Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir. Bu âlemin, bu kâinatın kitabı sensin: Aç da kendini oku ey can! Kâinatın en uzak köşesi, senin içinde ufak bir nokta… Ama sen bunun farkında bile değilsin. Derdin ne olursa olsun korkma! Yeter ki umudun ALLAH olsun… Herkes bir şeye güvenirken; Senin güvencen de ALLAH olsun. Hiçbir günah, ALLAH’ın yüce merhametinden büyük değildir ama; Sen yine de günah işlememeye bak! Lâ tahzen! (Üzülme!) Derdin ne olursa olsun bir abdest al, nefes gibi… Ve bir seccade ser odanın bir kösesine, otur ve ağla , Dilersen hiç konuşma… O seni ve dertlerini senden daha iyi biliyor unutma. Dua ederken O’na kırık bir gönülle el kaldır. Çünkü Allah’ın merhamet ve ihsanı, gönlü kırık kişiye doğru uçar. Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu kovmaktır. Allah tozunu alıyor diye, niye kederlenirsin EY CAN!? Lâ tahzen! (Üzülme!) Bir şey olmuyorsa: Ya daha iyisi olacağı için, Ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur. Şu uçan kuşlara bak! Ne ekerler, ne biçerler… >Belalar sağanak yağmurlar gibi yağar. Ancak başını>Yapılma, yıkılmadadır; Topluluk, dağınıklıkta; Düzeltme, kırılmada; Murat, muratsızlıktadır; Varlık, yoklukta gizlidir… Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması. Ne kötüdür zamanın bir an kadar yakın, Bir asır kadar uzak olması. Ve bilir misin? Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması.. “Ben”, deyip susması… “Sen”. deyip ağlamaklı olması… Eğer sen Hak yolunda yürürsen, senin yolunu açar, kolaylaştırırlar. Eğer Hakk”ın varlığında yok olursan, seni gerçek varlığa döndürürler. Benlikten kurtulursan o kadar büyürsün ki âleme sığmazsın. İşte o zaman seni sana, sensiz gösterirler. Sevginin diğer bir adı da sabırdır: Açlığa sabredersin adı “oruç” olur. Acıya sabredersin adı “metanet” olur. İnsanlara sabredersin adı “hoşgörü” olur. Dileğe sabredersin adı “dua” olur. Duygulara sabredersin adı “gözyaşı” olur. Özleme sabredersin adı “hasret” olur. Sevgiye sabredersin adı “AŞK” olur… Ne istersem ben Mevlâ’dan isterim. Verirse yüceliğidir. Vermezse İmtihanımdır… Allah’tan bir şey istersen: Kapı Açılır, sen Yeterki Vurmayı Bil !… Ne Zaman dersen bilemem ama, Açılmaz diye umutsuz olma, Yeterki O Kapıda Durmayı Bil…! Hz. Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmî.
  4. Oyyy güle güle büyütün. İsimleri çok güzel. İsimleriyle hayırlı uzun bir ömürleri olsun inşallah. Senin adına çok sevindim Adanus...
  5. Renan

    Deli Kadir

    İnsanın yüreğini ısıtan bir hikaye. Hangi yıllarda yaşandı bilmiyorum ama şimdilerde sabırsız, tahammülsüz, güvensiz, inançsız, bireysel yaşayan, sadece kendini düşünen bir toplum olup çıktık...
  6. İkiz miiiii?.. Daha iyi olmuş. Gerçi bakımı biraz zordur ama bir anda hem kız hem erkek çocuk sahibi olmak müthiş bir şey. Allah bağışlasın...
  7. Adanus, bebiş kız mı erkek mi?..
  8. Sanırım Mescalin bir çalışma yapıyor. Geri gelecektir...
  9. Kansere Yakalanmış Tanıdığınız Varsa Bu İçeceği İçirin Edward Seto, akciğer kanseri idi… Çin'de ünlü bir Herbalistin tavsiyesi üzerine bu içeceği içmeye başladı. 3 ay boyunca düzenli bir şekilde bu içeceği kullandı ve şimdi sağlığına kavuşmuş durumda. Bu içeceği hazırlamak için ihtiyacınız olan şeyler... 1 adet pancar 1 havuç 1 elma Malzemeleri yıkayıp, kesip, meyve sıkacağında suyunu çıkardıktan sonra bekletmeden suyunu için. Bu içeceğin 9 mucizevi faydası ise şöyle... Gelişmekte olan kanser hücrelerini önler. Karaciğer, böbrek, pankreas hastalıklarını önlemekte ve ülser tedavisinde de kullanılabilmekte. Akciğeri güçlendirir, kalp krizi ve yüksek tansiyonu önler. Boğaz enfeksiyonuna iyi gelir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Kızarmış, yorgun veya kuru gözlere iyi gelir. Kas ağrısını ortadan kaldırmaya yardımcı olur. Regl ağrısını azaltmaya yardımcı olur. Saman nezlesine iyi gelir.
  10. Ömrü Uzatan 5 Yiyecek Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, ortalama hayat süresi yaklaşık 72 sene olarak biliniyor. Ancak sıhhatinizi ve ihtiyarlama sürecinizi pozitif veya negatif güzergahta neyin etkileyeceğini biliyorsanız, daha sıhhatli olabilirsiniz. Bu süreçte 114 yaşına kadar yaşamış Bernando LaPallo’nun harcadığı 5 özel yiyeceği sizin için bir araya getirdik. İşte ömrü uzatan o yiyecekler… ZEYTİNYAĞI Çoğu uzmanın önerdiği sızma zeytinyağı, sıhhatimiz açısından bir hayli faydası vardır. Beynimizin ve kalbimizin sağlıklı olmasını sağlayan zeytinyağı doymamış yağlar bakımından zengindir. Zekaynın işlevini pozitif güzergahta tesirler ve çok ölçüde antioksidan kapsar. Ayrıca tip 2 diyabet ve kanser tehlikesini azaltır. NATÜREL BAL Tıpta beş bin seneden fazla vakittir kullanılan bal, bir hayli sıhhat problemi için natürel bir iyileştirme ilacı olarak biliniyor. Antiseptik, antioksidan ve antibakteriyel özelliklere sahip olan balı beslenme listenize kesinlikle ekleyin. SARIMSAK Çağın hastalığı olarak öğrenilen alzheimer tehlikesini sarımsak ile düşürebilirsiniz. Bunun dışında kalp yetmezliği tehlikesini ve bedene detoks tesiri yaratan sarımsak, mutfağınızın bırakılmaz yiyeceklerinden biri olmalıdır. ÇİKOLATA Her şeyin aşırısı hasarlı olduğu gibi çikolatanın da aşırısı sıhhatimiz açısından zararlar taşıyor.Ancak doğru çikolata tüketimi, kolesterol seviyesini düşürüyor, zekayı kuvvetlendiriyor ve stresi eksiltmeye destekçi oluyor. TARÇIN Tarçın yalnızca lezzeti ile tanınmaz, aynı zamanada güçlü tıbbi özelliklere sahiptir. Kanser, kalp hastalıkları ve bakteriyel enfeksiyonlarla baş etmede birebirdir. Ayrıca HIV virüsü ile gayrette destekçi olur.
  11. Yeşil Domates ile Varisli Damarlardan Kurtulmak Yeşil domatesle varis tedavisi Birkaç yeşil domatesi yıkayın ve ardından dilimlere ayırın. Varisli damarların üzerine domates dilimlerini yerleştirin. Domatesleri sabitlemek için bir bandaj ile sarın. Deride karıncalanma hissedene kadar domatesleri damarların üzerinde tutmaya devam edin. Domatesleri çıkarın ve damarları soğuk suyla yıkayın. Bu işlemi günde birkaç defa tekrarlayın. İki günün ardından venöz düğümler kaybolmaya başlar, damarlardaki şişme ve ağrı ortadan kalkar. Bu işlemi 7 gün süreyle tekrarlayabilirsiniz. Yeşil domates dışında, olgunlaşmış kırmızı domates de, varisli damarların kaybolmasına yardımcı olabilir. Olgun kırmızı domatesle varis tedavisi Bu prosedür de bir önceki ile benzerdir. Olgunlaşmış domatesleri yıkayın ve dilimler halinde kesin. Ağrılı damarlara koyduğunuz domates dilimlerini ara sıra değiştirerek 3-4 saat boyunca damarların üzerinde tutun. Bu işlemi akşam saatlerinde yapmanız daha iyi sonuç verecektir. Domates iyileştirici özelliklere sahiptir, çünkü içinde aspirine benzeyen özellikte bir madde vardır. Bu asit, kanı seyrelten bir antikoagülan olarak düşünülür. Buna ek olarak, domates, kan damarı duvarlarını güçlendiren flavanoidlere sahiptir.
  12. Yaniiii.... Bence de... Güzellik anlayışları farklı olabilir ama hiç bir güzellik tarifine uymayan bir kadın. Daha çok erkeğe benziyor...
  13. Antik Mısır Hakkında Tarih Meraklılarını Bile Sersemletecek 15 Şaşırtıcı Bilgi Antik Mısır’ı anlatan belki de yüzlerce film ve belgesel çekildi. Mumyalar, Piramitler, Kleopatra, Ramses, Tutankamon gibi popüler Antik Mısır ögelerine hepimiz ucundan kıyısından aşinayız. Ancak okullarda öğretilmeyen, belgesellerde pek sık görmediğimiz bir Antik Mısır da var. Mesela firavunları dikilitaşlarda, piramitlerin içinde resmedilen yazıtlarda hep son derece fit insanlar olarak görürüz, peki gerçekten öyle mi dersiniz? Hiç sanmıyoruz. 1. Mısırlıların rujları ezilmiş böceklerden yapılıyordu. Mısırlılar bir makyaj malzemesi olarak kırmızı böceğinden elde ettikleri kırmızı karminik asit kullanıyorlardı. Ezdikleri böcekleri kaynatıp elde ettikleri can alıcı kırmızı rengi dudaklarına sürüyorlardı. Bugün Allah’tan rujlar var da bu tür işlere girişmiyoruz. 2. Firavunlar sineklerden korunmak için kölelerini yem olarak kullanıyordu. Sinekler bugün de başa bela, ancak Antik Mısır’da insanların günlük yaşantılarını bugünden çok daha fazla etkiliyorlardı. Bugün çok çeşitli ürünler kullanarak sineklerden kurtulmak mümkünken bu imkanlar Antik Mısır’da yoktu. Bunun için kendisini bala bulayan köleler kullanılıyordu, Firavun’un yakınında duran bu arkadaşlar sinekler için daha cazip bir yem olduğu için Firavun biraz rahat ediyordu. Sinek yemi olarak çalışmak zor bir kariyer tercihi kabul edelim. 3. İnsanlar mezarları ev gibi dekore ediyorlardı, hatta içinde yemek bile oluyordu. Antik Mısırlılar ölüm sonrası yaşama büyük önem veriyorlardı. Ölümden sonra insanların başka bir dünyada yaşamlarına devam ettiklerine inanan Mısırlılar bunun için ölülerini mumyalamadan önce öteki tarafta ihtiyaçları olabilecek her şeyi yanlarına koyuyorlardı. Makyaj ürünleri, temizlik malzemeleri, yiyecek ve içecekler ve hatta en sevdikleri hayvanlar ve köleleri bile mezarlarında yanlarına konuyordu. Umarız işlerini görmüştür. 4. Firavunlar sanıldığı gibi fit insanlar değildi. Antik Mısır’dan günümüze ulaşan pek çok papirüste, resimde, hiyeroglifte son derece sağlıklı ve fit insanlar görürüz. Ancak bilim insanlarının mumyalanmış bedenler üzerinde yaptıkları x-ray çalışmaları gösterdi ki bu resimler gerçekten çok uzak. Zengin Mısırlılar, özellikle Firavunlar gerçekte sağlıksız ve obez kimselerdi. Karbonhidrat ve yağ bakımından zengin Antik Mısır yemekleri ve bunun yanında bolca tüketilen alkol bu arkadaşları ölümcül derecede obez ve sağlıksız hale getirmişti. 5. Antik Mısır’ın en gözde meslek erbabı proktologlardı. Bugün Antik Mısır hakkında edinmiş olduğumuz bilgiler ışığında Mısırlıların tıp konusunda oldukça ileride olduklarını biliyoruz. Diş hekimi, göz doktoru ve cerrahlar gibi pek çok alanda uzmanlaşmış hekimleri vardı. Ancak Antik Mısır’da en çok talep gören doktorlar proktologlardı, yani anüs ve yakın çevresindeki hastalıkları tedavi etmekle görevli doktorlar. Firavunların ve varlıklı insanların en büyük meşgalelerinin yemek içmek olduğunu düşününce bu çok da şaşırtıcı bir durum değil aslında. Mısır’ın varlıklı insanları düzenli aralıklarla lavman (ki lavman Antik Mısır’da bulunmuştur) ve enteroklizis (ince bağırsak tıkanıklıklarının çözülmesi) yaptırırlardı. Antik Mısır’da bazı proktologlar aynı zamanda diş hekimi de olurdu, böylece Firavunun tüm sindirim sistemini baştan sona elden geçirebilirlerdi. 6. Antik Mısır’da erkekler de makyaj yapardı. Antik Mısır’da hem kadınlar hem de erkekler makyaj yapardı. Bunun belli başlı 3 sebebi vardı: İlk olarak makyaj cildi güneşten korurdu. İkinci olarak Mısır tanrıları Ra’nın ve Horus’un makyaj yaptığına inanılırdı. Son olarak makyajın iyileştirici bir etkisinin olduğu düşünülürdü. Mısır tanrılarını falan bilemeyiz ama günümüzde kurşun içeren göz kalemlerinin konjonktivit ile savaştığını biliyoruz. Yani iyileştirici etkisinin olmasını kabul edebiliriz sanırız. 7. Ergenliğe ulaşana kadar çocuklar kıyafet giymezdi. Küçük çocuklar ne kıyafet ne de ayakkabı giyerdi. Bit sorunundan uzak durmak için ebeveynler çocuklarının kafasını tıraş ederdi. Sadece küçük bir örgü bırakırlardı. Kel ve çıplak erkek ve kız çocuklar sadece bileklik, kolye ve yakalıklar takarlardı. 8. Antik Mısır’da “Deneme Evliliği” vardı. Antik Mısır’da evlilikler kayıt altına alınmazdı. Birbirini beğenen çiftler birlikte yaşamaya başlarlardı. Ancak zengin insanlar boşanma olması durumunda maddi konuların nasıl çözüleceğine dair sözleşmeler imzalarlardı. Bazı sözleşmelerde “evliliğin geçerliliği” ifadesi bulunurdu. Yani birlikte yaşayan çiftler anlaşamazsa veya içlerinden birinin kısır olduğu ortaya çıkarsa sorunsuzca birbirlerinden ayrılabilirlerdi. 9. Erkekler de regl olurdu? Antik Mısırlılar erkeklerin de regl olduğuna inanırdı. Bir erkeğin idrarında kan görülmemesi durumunda onun hasta olduğunu düşünürlerdi. İşin aslı birçok Mısırlıda, etten ve enfekte olmuş sudan bulaşan bir tür parazitin sebep olduğu sistozomyas hastalığı vardı. Kronik sistozomyas anemiye, kısırlığa ve hatta ölüme sebep olurdu. 10. Aksi ispatlanana kadar herkes suçludur. Modern hukuk kanunları aksi ispatlanana kadar herkesin masum olduğunu söyler, ancak Antik Mısır’da suçlanan kişinin aksi ispat edilene kadar suçlu olduğu kabul edilirdi. Gerçeği öğrenmek için suçlanan kişiye ve hatta tanıklara işkence yapılırdı. Ayrıca suçlanan kişilerin avukatı da olmazdı. Antik Mısır’da suçlanmak gerçekten çok sıkıntılı bir durummuş. 11. Suçlanan kişiye ne yapılacağına karar vermek için heykeller kullanılırdı. MÖ 1550-1069 yılları arasında yargılama sürecine rahipler de katılmaya başladı ve hakimler bir hükme varma konusunda sıkıntı yaşadıklarında tanrıların heykelleri onlara yardım ederdi. Heykelin önüne suçlu kişiye ne yapılması gerektiğini yazdıkları iki papirüs koyarlardı. Rahipler çoğu zaman heykeli istenilen şekilde hareket ettirmek için bolca rüşvet alırlardı. 12. Hiçbir şeyden çekmedi Antik Mısırlılar böceklerden çektikleri kadar. Antik Mısır’da sinekler, bitler, keneler, tahtakuruları, sivrisinekler ve çekirgeler günlük yaşamı cehenneme çeviriyordu, vahşi hayvanlardan daha büyük zararlar veriyorlardı. İnsanlar böceklerden kurtulmak için yağlar, bitkiler ve tozlardan medet umuyorlardı. Bit problemine karşı saçlarını kazıyorlardı. Ancak çekirgelere çare yoktu. Büyük bir çekirge sürüsü tüm ekinleri yok edebiliyor, binlerce insan kıtlıkla karşı karşıya kalıyordu. 13. Antik Mısır’da cüceler ayrıcalıklı sınıftı. Antik Mısır’da cücelik tanrıların bir lütfu olarak kabul edilirdi, bu sebeple cücelere pek çok ayrıcalık tanınırdı. Çalıştıkları işlerde daima en yüksek makama gelirlerdi, mücevherler cücelere emanet edilirdi. Antik Mısır’daki ilk hanedanlık süresince cüceler sadece kraliyet ailesi için çalışmışlardır. 14. İnsanlar deodorant kullanırdı. Sıcak iklim, imkansızlıklar ve ağır çalışma koşulları insanların kokmasına yol açardı. Bu sorunla baş etmek için Mısırlılar sıra dışı iki yöntem kullanırdı: İlki, kötü kokmalarına sebep olan şeyin saçları olduğunu düşündüklerinden kafalarını düzenli olarak tıraş ederlerdi. İkincisi çam iğneleri, tarçın, limon, çiçekler ve hatta devekuşu yumurtası içeren deodorantlar kullanırlardı. Bu malzemelerden toplar yapar ve bunu koltuk altlarında taşırlardı. Güçlü kokulara sahip maddelerden yapan bu ürünler kötü kokularını bir süreliğine bastırırdı. 15. Erkekler yollarda kadınları taciz ederdi. Heredot’a göre, antik Mısır’da erkekler kadınların dikkatini ıslık çalarak çekerdi. Giydikleri kıyafetleri kaldırarak edep yerlerini gösterirler ve ıslık çalarlardı. İşin daha da ilginci bu türden davranışların bir cezası yoktu.
  14. Uğruna 13 Erkeğin İntihar Ettiği Söylenen İran Prensesi Qajar ve Gerçekler Her kültürün güzellik anlayışı farklıdır diye başlayıp uğruna 13 erkeğin intihar ettiği söylenen prenses Qajar gerçekten yaşadı mı? Son zamanlarda sosyal medyada erkeksi görüntüsü, bıyıkları, kilolu halleriyle İranlı erkekleri intihara sürükleyen, başarılı, zeki ve aktivist bir İran prensesinden bahsediliyor: Prenses Qajar. 19. Yüzyılda, İran kültüründeki güzellik anlayışının Batı kültüründen oldukça farklı olduğunu belirterek anlatılan hikayede Prenses Qajar’ın İran topraklarında bir güzellik sembolü olduğu anlatılıyor. Kendilerini reddettiği için 13 erkeğin intihara teşebbüs ettiği, adına şiirlerin yazıldığı, zamanının en önemli feministlerinden biri olduğu söyleniyor. Peki gerçekten böyle mi? Prenses Qajar diye biri var mı? 13 erkek intihara teşebbüs etti mi? Hayatı Harvard ve Tahran Üniversitelerinde akademik çalışmalara konu oldu mu? Gelin bu gizemleri birlikte çözmeye ve bir sonuca varmaya çalışalım. Öncelikle sosyal medyada anlatılan yüzüyle Prenses Qajar’ı tanımakla başlayalım işe. Her kültür kendi güzellik standartlarına sahiptir, güzellik anlayışı kültürler arasında farklılık gösterdiği gibi dönemden döneme de farklılıklar göstermesi son derece normaldir. 19. yüzyılda, Pers kültüründeki güzellik anlayışı, bizim alışageldiğimiz ya da bize dayatılan güzellik anlayışından oldukça farklı. Kadında kalın kaşlar ve hatta bıyık Pers kültüründe oldukça önemliydi, öyle ki ince kaşlı ve bıyıklı kadınlar maskara kullanarak kaşlarını ve bıyıklarını belirginleştiriyorlardı. Batı kültürüyle etkileşime girip güzellik anlayışı değişmeden önce İran kültüründe güzel olarak tarif edilen kadın şu şekilde resmediliyor. Kalın kaşlı, bıyıklı, kilolu bir kadın figürü resmediliyor ve bu kadının kim olduğu söyleniyor. Biz de şaşkınlıktan küçük dilimizi yutacak noktaya geliyoruz. Bu kadın İran kültürünün güzellik sembolü Prenses Qajar. 13 genç erkek, sırf aşkına karşılık bulamadığı için intihara teşebbüs etmiş. İranlı şair Aref Qazvini de kendisine aşık olan erkekler arasında yer alıyor, Qajar’ı anlattığı “Ey Taj” isimli bir şiiri var. Prensesin tam ismi Zahra Khanom Tadj es-Saltaneh olarak veriliyor. İran kralı Naser al-Din Shah’ın kızı. Sonradan boşanacağı Amir Hussein Khan ile evlenmiş ve bu evlilikten dört çocuğu olmuş. Prenses Qajar yaşadığı dönemin en önemli feministlerinden biri, hatta İran’daki Kadınlara Özgürlük Vakfının kurucu üyelerinden biri. İran’da kadın hakları için çalışmış entelektüel bir kadın. Kendisi çok yönlü bir kadın; yazar, ressam ve aktivist. Öyle ki mahkemeye başörtüsüz çıkan ve batı tarzı kıyafetleri ilk defa giyen kadın ta kendisi. Bu yönleriyle Harvard ve Tahran üniversitelerinde akademik çalışmalara konu bile olmuş kendisi. Peki bütün bunlar gerçek mi? Gerçekten Prenses Qajar diye biri var mı? Qajar hanedanlığında tek bir prenses yok, kral Naser al-Din Shah Qajar’ın iki kızı var: Fatemah Khanum”‘Esmat al-Dowleh” ve üvey kardeşi Prenses Zahra Khanom Tadj es-Saltaneh Kral, 1848 yılından, 1896 yılında bir suikast sonucunda ölene dek İran’ı yönetmiştir. Bu yönüyle İran’da hüküm süren en uzun üçüncü ve Avrupa’ya resmi ziyaret düzenleyen ilk hanedandır. Kral Naser edebiyata ve fotoğrafa çok meraklı biridir ve kızlarının fotoğraflarını bizzat kendisi çekmiştir. Bu içerikte ve diğer pek çok mecrada gördüğünüz fotoğraflar kralın kendisine aittir. Prenses Qajar olarak verilen ve viral olan fotoğrafların çoğu esasen 19. Yüzyılın ortası ve sonu arasında çekilmiştir ve Fatemah Khanum”‘Esmat al-Dowleh”e aittir. Prenses Qajar aşklarına karşılık vermediği için intihara teşebbüs eden 13 kişi? Bu iddiayı ortaya atan kişi tarihçi Victoria Martinez, ancak Esmat evlendiğinde 12 yaşındaydı ve akrabaları dışında başka erkeklerle bırakın tanışmayı, konuşmaya bile fırsatı olmamıştı. Yani bu bilgi ispata muhtaç gibi görünüyor. Prenses Qajar olarak anlatılan kişi aslında Prenses Zahra Khanom Tadj es-Saltaneh. Kendisine aşık mıdır değil midir bilemeyiz, ancak İranlı şair Aref Qazvini’nin, Tadj es-Saltaneh’i anlattığı “Ey Taj” isimli bir şiiri gerçekten var. Yaşamları boyunca Esmat ve Fatemah kendilerinin dış görünüşleriyle yargılanmalarına karşı çıktılar ve bunu reddettiler. Onların elde ettikleri başarılar ve İran kültürüne olan katkıları dış görünüşlerinin çok çok ötesindeydi.
×
×
  • Create New...