Jump to content

Renan

Admin
  • Content Count

    67,388
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    228

Posts posted by Renan


  1. Yapraklardan kase yapımı

    İhtiyacınız olan; sonbahar yaprakları, kase, balon, tutkal... Bahçenizde ya da yolda gördüğünüz sonbahar yapraklarını toplayın.

    İhtiyacınız olan; sonbahar yaprakları, kase, balon, tutkal... Bahçenizde ya da yolda gördüğünüz sonbahar yapraklarını toplayın.

    Daha sonra balonu şişirerek bir kâsenin içine oturtun. Bu işlemi kase modelini çıkarmak için yapıyoruz.

    Daha sonra balonu şişirerek bir kâsenin içine oturtun. Bu işlemi kase modelini çıkarmak için yapıyoruz.

    Balonun üstüne tutkaldan biraz sürün.

    Balonun üstüne tutkaldan biraz sürün.

    Yaprağı, sürdüğünüz tutkalın üstüne koyarak yapıştırın.

    Yaprağı, sürdüğünüz tutkalın üstüne koyarak yapıştırın.

    Balonun dışarıda kalan boş kısımlarını bu yapraklarla donatarak, tutkallayın.

    Balonun dışarıda kalan boş kısımlarını bu yapraklarla donatarak, tutkallayın.

    Yapraklar balonun üstünde kuruduktan sonra balonu patlatın.

    Yapraklar balonun üstünde kuruduktan sonra balonu patlatın.

    İşte kaseniz hazır.

    İşte kaseniz hazır.

    • Like 1

  2. 14 yaşındaki Emma’dan alzheimer uygulaması

    14 yaşındaki Emma’dan alzheimer uygulaması

    ABD'nin New York kentinde yaşayan 14 yaşındaki Emma Yang, büyükannesi alzheimer'a yakalanınca önemli bir fikri hayata geçirdi. Küçük yaşlardan beri piyano çalan Yang, 6 yaşından beri aldığı kod eğitimi sayesinde alzheimer hastalarının hayatını kolaylaştıracak bir uygulama geliştirdi. Timeless isimli uygulama yüz tanıma teknolojisi sayesinde alzheimer hastalarına baktıkları kişinin kim olduğunu hatırlatıyor. Birçok işlevi olan uygulama hakkında Yang, çok sevdiği büyükannesinin telefonda devamlı "yemek yedin mi?" türünden soruları tekrarladığını belirterek uygulamayı geliştirmeye karar verdiğini belirtiyor. Teknoloji firması Kairos ise uygulamanın yüz tanıma teknoloji altyapısını sunuyor.

    • Like 2

  3. Düz bir karın için Türk kahvesi

    YUMURTA

    Sadece bir adet yumurtada 6 gr protein (sizi uzun süre tok tutmaya, böylece abur cuburdan uzak kalmanıza yardımcı olur ve günlük ihtiyacınızın yüzde 7'sini karşılamaya yetecek kadar D vitamini ihtiva eder. Ayrıca sadece 70 kaloridir. Zayıflamak istiyorsanız, her gün bir yumurta tüketmeye özen göstermelisiniz.

    LAHANA TURŞUSU

    Kültürümüzde, kış aylarının vazgeçilmez yiyeceklerinden biri de lahana turşusudur. Elbette tuz oranı doğru ayarlanmalı ve mümkünse sizin tarafınızdan yapılmış olmalıdır. Yapılan araştırmalar lahana turşusunun, kilo verme ve sağlıklı bir metabolizma için gereken probiyotiklerle dolu olduğunu gösterdi.

    ZEYTİN

    Zayıflama ve sağlıklı yaşam söz konusu olduğunda bunca övülen zeytinyağının kaynağı olan zeytini es geçmemek gerekir. Sağlıklı yağlar açısından oldukça zengin olan zeytin, kalori söz konusu olduğunda gayet fakirdir. Beş adet zeytin sadece 20 kalori içerir!

    YOĞURT

    Düşük kalorili olması sebebiyle diyet listelerinin vazgeçilmezidir. Yüksek miktarda protein ve probiyotik içerir. Zayıflamak için yoğurt yemeyi tercih edecekseniz, mutlaka sade ve az yağlı olanı seçin. Tamamen yağsız light yoğurtlar zayıflamak için uygun değildir.

    BADEM UNU

    Zincir marketlerde bulabileceğiniz badem ununu, kendiniz evde de yapabilirsiniz. Bademi öğüterek elde edeceğiniz bu sağlıklı un alternatifini krep ve benzer tariflerde un yerine kullanabilirsiniz. Badem unu, normal una göre dört kat fazla lif ve iki kat fazla doyurucu protein içerir.

    DONMUŞ MUZ

    Evet, yanlış okumadınız; zayıflamak istiyorsanız, muzu dondurarak tüketin! Muz potasyum yününden son derece zengin bir meyvedir ve dondurulduğunda, ev yapımı dondurmalar için harika bir temel oluşturur! Dondurulmuş muz ile yapılan tatlı ve ev yapımı dondurmalara şeker ilave etmenize gerek kalmayacağından oldukça iyi bir alternatiftir.

    BALKABAĞI

    Bal kabağı son derece zengin bir A vitamini kaynağıdır. Maalesef ülkemizde şekere adeta bulanarak neredeyse sağlıksız hale getiriliyor. Şekersiz de oldukça lezzetli olan bu sebze, düşük kalorilidir ve uzun süre tok tutar.

    KAKAO

    Piyasada satılan pek çok lezzetli şeyde olduğu gibi kakaoda da şeker ilavesine rastlamak mümkün. Bu sebeple alışveriş yaparken şeker ilavesiz kakao aldığınızdan emin olmanız gerekir. Bu şartlardaki kakaoyu, yemekten zevk almadığınız, hatta tatsız bulduğunuz diyet atıştırmalıklarınızı tatlandırmak için kullanabilirsiniz. Yoğurt ve benzer diyet yemeklerinize kakao serpmeniz sadece 12 ekstra kalori almanıza sebep olur.

    TÜRK KAHVESİ

    Yapılan araştırmalar, Türk kahvesinin iştahı kestiğini gösterdi! Günde bir fincan Türk kahvesini yanında bol su ile içerseniz, kahvenin idrar söktürücü etkisini de tetiklemiş olursunuz. Böylece vücudunuzdan zararlı toksinlerin atılması da kolaylaşır. Türk kahvesi hakkında yapılan araştırmalar, metabolizmayı hızlandırmanın yanında selülitler üzerinde de etkili olduğunu gösterdi. Türk kahvesinden faydalanmak istiyorsanız, kahvenizi mutlaka şekersiz içmelisiniz.

    DOMATES

    Domateste bol miktarda likopen bulunur.Meyveler kırmızı rengi, insan sağlığına ciddi faydalar sağlayan bu maddelerden alırlar. Likopenin sayısız faydası olmasına rağmen, en önemlilerinden detaylarıyla bahsetmek istiyorum. Dünyanın her yerinde, salata ve yemeklerin ana malzemesi olan domatesin faydaları saymakla bitmez.Yapılan araştırmalara göre, yaklaşık 120 gr ağırlığında yani orta boy bir domates, sadece 22 kaloridir ve 5 gr karbonhidrat barındırırken hiç yağ içermez! Domates aynı zamanda, A ve C vitamini, alfa-lipoik asit, likopen ve insan sağlığına son derece yararlı anti-oksidan dizileri içerir.

    • Like 1

  4. Telefon ve laptop pillerinin ömrü neden tükeniyor?

    Telefon ve laptop pillerinin ömrü neden tükeniyor?

    Laptop pilleri, sonsuz bir ömre sahip değiller; iki-üç sene, en fazla dört sene içinde ömürlerini tüketiyorlar.

    Bilgisayar yazılımlarının zamanla yavaşlaması veya bir telefonun zamanla çizilmesi gibi piller de zamanla deformasyona uğrar ve kullanılmaz hale gelir. Peki pillerin ömrünün tükenmesinde sorumlu kim? Tabi ki bu pilleri üretip satan şirketlerin bazı kabahatleri var ama suçlu sadece onlar değil, en az onlar kadar bizler de sorumluyuz.

    ŞARJ OLAN PİLLER NASIL ÇALIŞIYOR?

    Cihazlarda kullandığımız pillerden bahsettiğimizde, büyük çoğunlukla lityum-iyon pilleri veya benzerini kastediyoruz.

    Kısaca lityum-iyon piller şu şekilde çalışırlar: Ametal lityumdan meydana gelen pozitif elektrot (anot), karbon negatif elektrota (katot) bağlıdır. Pili şarj etmek için iyonlar (elektrik yüklü atomlar) lityum katot üzerinden iyonların biriktirildiği karbon anota itilir.

    Bu iyonların serbest bırakılması, yani lityum katoda doğru olan akım sayesinde ise laptop'unuz veya cep telefonunuz güce kavuşur.

    Hemen hemen her tür pil bu prensiple çalışmaktadır. Lityum-iyon piller ise tüketici elektroniğine daha uygun olduğu için bu alanda daha sık kullanılmaktadır. Bu tür piller hafif ve taşınabilir olmasının yanı şarj olabilme seviyesi de yüksektir. Lityum-iyon pillerin en önemli özelliği ise önemli bir bozulmaya uğramadan yüzlerce kere şarj edilebilmesidir.

    PİLLERİN ÖMRÜ NEDEN BİTİYOR?

    Pillerin ölüm süreci fabrikadan çıktıkları andan itibaren başlar, bu kaçınılmazdır. Lityum-iyon pilleri çok nadir kullansanız ve zaman zaman şarj etseniz dahi sadece bir kaç sene içinde ölebilirler.

    Sürekli kullanıldığında bir lityum-iyon pilin ömrü iki yılın altındadır. Pillerin kimyasal bir işlemle çalıştığı düşünüldüğünde böyle bir kötüleşme beklenmektedir. Hiçbir kimyasal reaksyion kusursuz değildir ve hepsi bir çeşit enerji kaybıyla sonuçlanır.

    Pil tanılama ve analiz şirketi Cadex'in genel müdürü Isidor Bunchman konu hakkında şunları söylüyor: "Piller yaşlandıkça iyon akışını azaltan bazı engeller meydana gelir ve bu engeller pili zamanla kullanılmaz hale getirir."

    PİLLERDEKİ DEĞİŞİMLER

    Bunchman, genel olarak katotun zamanla kimyasal değişiklikler nedeniyle bozulmaya uğramasından bahsediyor. İyonların tekrar tekrar yüklenmesi ve boşaltılması aslında lityum maddesinin yapısını değiştirir ve ilerideki değişimleri daha zor hale getirir.

    Tekrarlanan kimyasal reaksiyonlar, pilin içersindeki katotun üzerinde çözünmüş metal artıkları bırakır (bu, anotta daha az meydana gelir). Pillerini içerisinde bulunan elektrolitler de bozulmaya eğilimlidir, zamanla katot üzerinde oksitlenerek iyonların yolunu tıkarlar.

    Bütün bunların yanında, aslında en değerli elektronik eşyalarımızın bile ömrü oldukça kısa. Kullanıcılar yaklaşık iki senede bir kere telefonlarını yenisiyle değiştiriyorlar. Laptop'lar da yaklaşık olarak aynı sürede 'kullanılmaz' bir hale geliyor.

    Örneğin, iki senelik iPod'unuz şu an hala çalışıyor olabilir, ama yine de yenisini daha çok tercih edeceksinizdir. İşte bu nedenle pil ömrü çok ciddi bir konu olsa da, onu fazla gündeme getirmiyoruz.

    NASIL DAHA İYİ HALE GELİR?

    Bunchman, lityum-iyon pillerin sınırlarına bugün neredeyse ulaşıldığını, yeni teknolojilerinse kapıda olduğunu söylüyor ve ekliyor: "Araştırmaların çoğu katot üzerinde yoğunlaşıyor. Anot ise karbondan meydana geliyor. Anota daha yüksek enerji yoğunluğu kazandırmak için silikon eklemeye yönelik çalışmalar da var". Buncman, kısaca pil yapımcılarının daha iyi bir pili üretmek için çalıştıklarını dile getiriyor.

    Bunchman'ın da belirttiği gibi sorunun temeli aslında tüketici baskısında yatıyor. Örneğin cep telefonu kontratları daha uzun yapılırsa ve hatta kaldırılırsa tüketiciler de sıklıkla yeni aletler satın almak istemeyecek ve bu sayede pil ömrü daha önemli bir sorun hale gelecektir. Tüketici elektroniği üreticileri de bunun sonucunda pil ömrünü geliştirecek bir çözüm bulmak zorunda kalacaktır. (chip.com.tr)

     

    • Like 1
    • Thanks 2

  5. Apple'dan Skandal İtiraf

    iphone-003_7191215.jpg

    BBC Türkçe’nin haberine göre; Birçok kullanıcı tarafından zaman zaman dile getirilen şikayet, son olarak Reddit sitesinde gündeme getirilmiş, bir kullanıcı iPhone 6s telefonunun pilini değiştirdikten sonra telefonunun yeniden hızlandığını iddia etmişti.

    Apple tartışma üzerine yaptığı açıklamada bu durumu kabul etti ancak bunun amacının “telefonların daha uzun süre kullanılabilmesini sağlamak” olduğunu savundu. Açıklamaya göre yavaşlamanın sebebi, eskiyen pillerle telefon performansını dengeleyebilmek için eklenen özellik.

    Açıklamada “Lityum iyon piller, soğuk ortamlarda, eskidiklerinde ya da şarjları düşük olduğunda, akım taleplerini karşılamada zorlanırlar. Bu da elektronik bileşenlerin korunması için cihazın ani şekilde kapanmasına neden olabilir. Geçen yıl iPhone 6s, iPhone 6 ve iPhone SE’de sıkça görülen beklenmedik kapanma sorununu çözmek için yeni bir yazılım geliştirdik. Bu özelliği iOS 11.2 ile iPhone 7 için de kullanıma soktuk ve gelecekte diğer ürünlerimiz de kullanıma sunmayı planlıyoruz” dendi.

    HABER VERİLMEMESİNE TEPKİLİLER

    Ancak Apple’ın bu özellikten kullanıcılarına haber vermemesi de tartışma yarattı. Yazılımcı ve blogger Nick Heer, “Bu değişikliği sessizce uygulamayı seçmeleri, durumun olduğundan daha kötü görünmesine neden oldu. Bu güven vermiyor. Apple bu zamana kadar beklentileri karşılamakta çok iyiydi. Ama bu olayda bunu batırdılar. Buna gerek yoktu” dedi.

    Teknoloji danışmanı Chris Green de Apple’ın bu konuda daha şeffaf olması gerektiğini düşünenlerden: “İnsanların para ödeyip aldığı performansı onların elinden alıyorsunuz. Eğer telefon zamanla yavaşlıyorsa, bunun nedenini müşterilerinize açıklamalasınız”. Yavaşlayan telefonlarının pillerinin yenilenmesiyle, performans düşüklüğü ve yavaşlama sorunları da çözülüyor.

     

     

     

    • Like 2

  6. Kadınların en çok ihtiyaç duyduğu mineral ve vitaminler

    Kemik erimesi için kalsiyum, hamileler için folik asit takviyesi önem taşıyor. Süt, balık ve yeşil yapraklıları tüketmenin yanı sıra vitamin de almaya çalışın

    Dengeli bir beslenme, sağlıklı yaşamın olmazsa olmazlarından birisidir. Farklı yiyecek gruplarını beslenme programınıza dahil ederek vücudunuzun verimli bir şekilde çalışması için gerekli olan besin maddelerini de sağlamış olursunuz. Ancak yediğiniz gıdalardan günlük vitamin miktarını yeterince karşılıyor musunuz? Özellikle kadınlar için önemli olan vitamin takviyelerini bu haftaki yazımda bulabilirsiniz.
    Vitamin takviyesi alırken dikkat edilmesi gereken en önemli şey, doktorunuza danışmaktır. Sizin için en doğru olan vitamin tavsiyesini elbette doktorunuz verecektir.

    Demir 
    Demir, yaşamak için ihtiyacımız olan en önemli mineraller arasında yer alır. Demir; alyuvarlarda hemoglobin üretmek, hücrelere oksijen taşımak, hücre gelişimi ve büyümesini düzenlemek, bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek ve beyin fonksiyonlarını desteklemek gibi son derece hayati görevleri üstlenir. Ayrıca demir, vücuttaki sıcaklık düzenini destekler; doğru hücre büyümesi için de gereklidir. Yapılan araştırmalar ışığında yaşa göre değişen demir ihtiyacının bir listesi oluşturulmuş. Bu liste şöyle:
     19-50 yaş arası kadınlar: 18 mg.
     14-50 yaş arası hamile kadınlar: 27 mg.
     14-18 yaş arası emziren kadınlar: 10 mg.
     19-50 yaş arası emziren kadınlar: 9 mg.
     51 yaş üstü herkes: 8 mg.

    Nereden alabilirim?
    Kırmızı et, tavuk, hindi, balık, tahıllı gıdalar, fasulye ve koyu yeşil yapraklı sebzelerden demir ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.

    Kalsiyum 
    Kemik sağlığı için hayati önem taşıyan, vücut için yeterli kalsiyum seviyeleri aynı zamanda arter, ven ve kas fonksiyonunu korurken hormonların dengelenmesine yardımcı olur. Bu, kadınlar için olmazsa olmaz mineral aynı zamanda kas kasılmalarını azaltır, sağlıklı bir kan basıncının korunmasına yardımcı olur.
    Kemiklerimiz yaşamın erken dönemlerinde (30 yaşından önce) ihtiyaç duydukları kalsiyumun çoğunu alsalar da, besinler daha sonradan kemik sağlığının korunmasında büyük rol oynar. Besin değeri yüksek gıdalar, kas kasılması, sinir ve kalp işleyişi, diğer biyokimyasal reaksiyonlar gibi temel vücut işlevleri için gereklidir. Günlük besin listenizde yeterli miktarda kalsiyum yoksa, vücudunuz kemiklerinizin arasından kalsiyumu çıkarır ve vücudunuz zayıflar.

    Nereden alabilirim?
    Süt, brokoli, badem, ıspanak, soya peyniri ve sardalya gibi kalsiyum bakımından zengin gıdalarla beslendiğinizde vücudunuzun ihtiyacı olan kalsiyumu almış olursunuz.

    Folik Asit 
    Kadınların yakından tanıdığı folik asit; kırmızı kan hücreleri de dahil olmak üzere yeni hücreler üretmeye ve sürdürmeye yardımcı olur. Sinir sisteminin mesaj taşıyan moleküllerinde dengeyi korur, zihinsel ve duygusal sağlık için de oldukça önemlidir.

    Folik asit, kansızlığın önlenmesini sağlar. Özellikle hamilelik öncesi dönem ve hamilelik sırasında kullanılması gereklidir. Gebelik sırasında folik asit eksikliği, erken doğumlar ve nöral tüp defekti ile doğan bebekler gibi ciddi komplikasyonlara neden olabilir. Çalışmalar, gebelik öncesi ve ilk üç aylık dönemde folik asit takviyeleri alan kadınların, nöral tüp defektli çocuğa sahip olma riskini yüzde 72 oranında azaltabileceğini gösteriyor. Önerilen günlük miktar 400 mikrogramdır; bu ihtiyaç, hamile kadınlar için 600 mikrograma kadar yükselir.

    Nereden alabilirim?
    Doğal kaynaklar arasında yapraklı yeşil sebzeler, meyveler ve fasulye bulunur.

    Magnezyum 
    Vücudunuz bu minerali; normal kas ve sinir fonksiyonunun muhafaza edilmesi,kalp ritimlerinin sabitlenmesi, sağlıklı bir bağışıklık sistemi, kemiklerin güçlenmesi için kullanır. Ayrıca kan şekeri düzeylerinin düzenlemesine yardımcı olmak, tansiyonu dengede tutmak, krampları, baş ağrısını ve migreni azaltmaya yardımcı olmak için de vücudun bu minerale ihtiyacı vardır.

    Nereden alabilirim?
    Kabak çekirdeği, ıspanak, siyah fasulye, soya, fındık ve avokado; magnezyum açısından zengin gıdalar arasındadır.

    Omega 3
    Omega-3; depresyon semptomlarını azaltır, kalp hastalığı riskini düşürür. Beyin sağlığı ve sinir sistemi gelişimi için gereklidir. Yaşlanmaya bağlı olumsuz değişikliklere, kalp hastalığı riskinde artışa ve bilişsel düşüşe karşı koymaya yardımcı olur.

    Nereden alabilirim?
    Somon balığı, fındık, ceviz, keten tohumları ve yapraklı sebzeler gibi gıdalardan omega 3 alabilirsiniz. Takviye almanız, yeterli seviyede omega-3 aldığınıza emin olmanızı sağlar. Her iki durumda da eğer sağlıklıysanız 500 mg, kalp rahatsızlığınız varsa 800-1000 mg arasını ve yüksek trigliserid seviyelerine sahipseniz 2000-4000 mg'ı hedefleyin.

    Biyotin
    AB vitamini, bazen H vitamini veya B7 vitamini; biyotin olarak anılır. Güzellik vitamini olarak bilinen biyotinin vücuda en önemli faydası, hücre gelişimine katkıda bulunmak ve kanın şeker seviyesini ortalama düzeyde tutmaktır. Özellikle kadınların önem verdiği saç ve tırnak sağlığına olan pozitif etkisi ile biyotin günümüzde birçok kozmetik ürününde kullanılmaktadır.

    Nereden alabilirim?
    Pazı, havuç, fındık, siyah çay, pirinç, ceviz ve yumurtadan bu vitamini elde edebilirsiniz.

    C vitamini
    Yeterli miktarda C vitamini seviyesi kırışıklıkları azaltmaya, zararlı serbest radikalleri emmeye ve nörotransmitter üretimine, yara iyileşmesine ve proteinin metabolize edilmesine yardımcı olur.

    Nereden alabilirim?
    Brüksel lahanası, çilek, kırmızı biber, portakal, kivi, yeşil biber, brokoli, greyfurt, domates suyu, lahana; C vitamini açısından zengin kaynaklardır.

    • Thanks 1

  7. Kalp krizi riskini gözünden tanıyacak

    Kalp krizi riskini gözünden tanıyacak

    ABD'li teknoloji devi Google'ın geliştirdiği bir yapay zekâ programı, göz retinasını inceleyerek bir kişinin beş yıl içinde kalp krizi riski taşıyıp taşımadığını hesaplayabiliyor. Yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, diyabet ve bazı kanser çeşitlerinin göz üzerinde yapılan incelemelerle tespit edilebileceğini aktaran uzmanlar, geliştirilen algoritmanın kalp riskini yüzde 70 oranında doğru tahmin ettiğini aktardı.

    • Thanks 1

  8. Endonezya'da tavuk gibi yumurtlayan çocuk doktorları bile şaşkına çevirdi!

    Endonezya

    Endonezya'da duyanları hayrete düşüren bir olay yaşandı. İddiaya göre; 14 yaşındaki Akmal adlı çocuk, doktorların gözü önünde yumurtladı.

    Daily Mail'de yer alan habere göre; Endonezya'nın Gowa şehrinde yaşayan Akmal, 2016 yılından beri düzenli olarak yumurtladığını açıkladı. Daha önce de defalarca hastaneye kaldırıldığı kaydedilen çocuğun doktorların önünde iki kez yumurtladığı iddia edildi.

    Böyle bir şeyin tıbben imkansız olduğunu kaydeden uzmanlar, yumurtaların rektuma kasıtlı olarak sokulduğunu düşünüyor. Fakat çocuk ve babası bu iddiaları yalanladı.

    Baba Rusli şunları söyledi: "İki yıl içinde 18 kez yumurtladı, şimdi de iki tane... İlk yumurtayı kırdığımda içeriğinin sadece sarı olduğunu, yumurtada beyaz olmadığını gördüm" dedi. 

    İnanması güç olan bu olay karşısında doktorlar yaşanılan bu durumu araştıracağını duyurdu. 

    http://www.haberturk.com/endonezya-da-tavuk-gibi-yumurtlayan-cocuk-doktorlari-bile-saskina-cevirdi-1849239

    • Like 2

  9. Kansere karşı nanobot

    Kansere karşı nanobot

    ABD'deki Arizona Üniversitesi ile Çin'deki Ulusal NanoBilim ve Teknoloji Merkezi, kansere karşı DNA origamisi ismi verilen bir yöntem geliştirdi. Uluslararası ekip, kan pıhtılaşma enzimi olan trombini farelerdeki tümörlere giden damarların içine nakleden küçük bir robot üretti. Bu nanobot damarın yüzeyine ulaştığında, trombini tümörün tam kalbine gönderiyor.

    SADECE TÜMÖRLÜ HÜCRE
    Nature Biotechnoloji isimli bilimsel dergide yayımlanan araştırma raporuna göre, bu nanobot böylece tümöre kan akışını engelliyor ve trombinin kana karışmasıyla 24 saat içinde tümörlü dokuya zarar veriyor. Bu işlemin iki gün uygulanmasının ardından araştırmacılar trombinin üç gün sonra tümörü besleyen tüm damarlara ulaştığını gözlemledi. Uzmanlar kemoterapinin aksine bu yöntemin doğrudan hedefe ulaşmada önemli avantajları olduğunu bildiriyor. Yöntemin çığır açacak başka bir özelliğiyse, robotun trombini sadece tümörlü hücrelerin yüzeyinde oluşan nükleolin isimli proteine göndermesi. Nanobot sağlıklı hücrede bu protein bulunmamasından dolayı, sadece tümörlü hücreleri hedef alıyor. Bu nedenle sağlıklı hücrelere zarar verilmiyor. Nanobotun şimdiye kadar iki hayvan üzerinde denendiğini ve her iki türde de tümörün küçüldüğünü gözlemleyen uzmanlar, geliştirdikleri teknolojiyi insanlar üzerinde geliştirmek üzere çalışmalara başladı.

    • Thanks 1

  10. Yaşayan yara bandı

    Yaşayan yara bandı

    Rusya merkezli Ulusal Bilim ve Teknoloji Üniversitesi MISiS araştırmacıları, biyoçözünür fiberlerden yararlanarak yeni bir yara bandı icat etti. Tıbbi materyal, doku hücrelerinin büyümesini iki kat hızlandırarak zarar görmüş dokuların iyileşmesini kolaylaştıyor ve yanık vakaları izleri oluşumunun önüne geçiyor. Tedavi süresi boyunca değiştirilmesi veya çıkarılması gerekmeyen materyal, çözülerek yok olması nedeniyle "yaşayan bandaj" olarak adlandırılıyor. Doktora öğrencisi Anton Manakhov liderliğindeki araştırma ekibi, "Applied Surface Science" isimli bilim dergisinde çalışmalarının detaylarını paylaştı. Medikal materyalin, kan plazması birleşenleri ve ince bir antibakteriyel kompozisyon filmi ile modifiye edilmiş polikaprolaktondan yapılmış nano elyaflar kullanılarak üretildiği kaydedildi. Asıl amacın hasar görmüş dokunun yenilenmesi ve iz oluşumunun önlenmesi olduğunu belirten araştırmacılar, kan plazmasının iyileştirici gücüne dikkat çekti.

    Yaşayan yara bandının doku yenilenmesi sürecini stardant bantlara göre yüzde 100 hızlandırdığı belirlendi.

    ÇIKARILMASINA GEREK YOK
    Kan plazmasının, trombosit oranını arttırarak yeniden doku oluşumunu sağlarken, antibakteriyel birleşenlerin ise iltihaplanmayı önlediği ifade edildi. Bu sayede, yara bölgesine uygulanan yara bandının, iyileşme süresini önemli ölçüde hızlandırdığı, yeni doku oluşumunu sağladığı ve yara oluşumunu engellediği bildirildi. Ayrıca, tedavi süresince yara bandının yenilenmesine veya çıkarılmasına gerek olmadığı belirtildi. Yara bandı değişimlerinin hastada ilave acıya neden olduğunu ifade eden araştırmacılar, biyoçözünür yara bandının yan etkisiz çözülerek yok olacağını kaydetti. Yeni buluşun yakın gelecekte yaşayan organizmalarda deneneceği belirtildi.

    • Thanks 1

  11. Olgunlaşmamış yeşil muz kabızlık nedeni

    Olgunlaşmamış yeşil muz kabızlık nedeni

    Olgunlaşmış muzlar, kabızlıktan kurtulmaya yardımcı olabilecek iyi bir lif ve potasyum kaynağıdır. Ancak yeşil muz; şişkinlik, gaz ve kabızlık gibi rahatsızlıklara neden olabilir

    Hemen hemen herkeste görülen şişkinlik ve kabızlık en büyük sağlık sorunlarımızdan birisidir. Sabahları rahatlıkla giyebildiğiniz kıyafetlerinizin, akşama doğru sizi sıkmaya başladığı oluyor mu? Cevabınız evetse, kabızlığın neden olduğu komplikasyonların günlük yaşam kalitenizi düşürmesine izin vermeyin ve bu haftaki önerilerime kulak verin...

    Hazır gıdalara son!
    Her fırsatta hazır gıdaların sağlığınıza ne gibi zararları olduğundan bahsediyorum. Bağırsaklarınızın sorunsuz çalışması için de doğru bir beslenme programına sahip olmanız gerekir. Hazır gıdalar, yağ oranları yüksek olduğu için sindirim sisteminizi yavaşlatır ve kabızlığa neden olur. Bu durumun en büyük nedeni ise hazır gıdaların raf ömrünü uzatan ancak doğal sindirim süreçlerimizi maalesef yok eden fruktanlar ve karbonhidratlarla dolu olmasıdır. Fruktanlar; ekmek, makarna ve krakerler gibi gıdalarda bulunur ve şişkinlik, kabızlık, ishal ve gaz gibi belirtilere neden olur. Hazır gıdalar yerine lif oranı yüksek olan meyveler, sebzeler, fasulye, fıstık, kahverengi pirinç, buğday ve yulaf gibi gıdaları beslenme listenize ekleyin. Uzmanlar, kabızlık problemi yaşamamak için günde 25 ile 30 gram arasında lif alınmasını öneriyor.

    İKİ BARDAĞI GEÇMEYİN
    Kafeinli içeceklerle vedalaşın
    Kafein ve alkol; vücudunuzu, düzgün bir bağırsak hareketi yapmasını sağlayan hidrasyondan alıkoyabilir. Kabızlığın en sık görülme nedeni kişinin çok az miktarda su tüketmesinden kaynaklıdır. Fazla alkol ve kafeinli içecekler vücuttan suyu çektiği için kabızlığa neden olur. Alkol, anti-diüretik hormonu (ADH) engeller ve bunu yaparken de kişinin sık idrara çıkmasına neden olur. Kafein de bazı kişilerde ishale tam tersi etki yapabilecek bir uyarıcıdır. Yeterli su tüketilmemesinden kaynaklanan kabızlığı engellemek için günlük 2 litre su tüketmeye çalışılması gerekir.

    Süt ve süt ürünlerinin fazlası zarar 
    Süt ve süt ürünleri tüketiminde zaman zaman aşırıya kaçılması da kabızlığaneden olan bir başka etkendir. Araştırmalarda günlük olarak 1 litre veya üzeri süt tüketen kişilerde kabızlık vakaları ile karşılaşılmıştır. Bu durumun nedeni İmmunoglobin G (IgG) isimli, kabızlığa neden olan bir süt proteini türüdür. Bu nedenle günlük iki bardağı geçmeyecek şekilde süt içmekte, aşırıya kaçmamakta fayda var.

    Hareketsiz yaşam olumsuz etkiliyor 
    Egzersiz yapmanın vücudu düzenleyici bir etkisi olduğunu biliyorsunuz. Tam tersi hareketsizlik ise birçok olumsuz duruma neden olur; kabızlık da bu durumlardan birisi. Az miktarda fiziksel aktivite kabızlık için büyük bir risk faktörüdür. Bağırsak hareketinin azalması, bağırsakta daha az kan akımı ile ilgilidir. Egzersiz, sindirim sistemi de dahil olmak üzere vücudun hayati organlarına olan kan akışını artırır ve metabolizmayı artırır. Yaşlılar, genç insanlara kıyasla daha sakin bir yaşama eğilimi gösterirler ve bu nedenle kabızlık riski daha yüksektir. Fiziksel açıdan aktif insanların, aktif olmayan insanlara göre kabızlığa yakalanma olasılıkları daha düşüktür. Yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme ve yoga gibi herhangi bir egzersiz türü, kabızlıklarla mücadelede size yardımcı olacaktır.

    Yeterli miktarda su için 
    Eğer kabızlıktan muzdaripseniz, daha fazla sıvı içmek bu durumu rahatlatmayabilir. Bununla birlikte düzenli olarak bol miktarda su içmek kabızlık riskini azaltır. Birçok gazlı içecek, dehidrasyona neden olan ve kabızlığı kötüleştirebilen kafeini içerir.

    Doktorunuza danışın 
    Demir ve kalsiyum takviyeleri kabızlığa neden olabilir çünkü bu takviyelersindirim sisteminin kasılmalarını yavaşlatabilirler. Ancak bu tip vitaminleri alırken dikkat etmek gereklidir. Takviyeler, doktorlar tarafından belirli bir eksiklik varsa önerilir. Bu nedenle eğer bu takviyeleri almanızı gerektiren tıbbi bir durumunuz varsa ve bağırsakta herhangi bir yan etki oluşturduysa, doktorunuzdan alternatif seçenek isteyebilirsiniz.

    Yeşil muz kabızlığın nedeni 
    Olgunlaşmış muzlar, kabızlıktan kurtulmaya yardımcı olabilecek iyi bir lif ve potasyum kaynağıdır. Ancak olgunlaşmamış muzlar ise tam tersi kabızlığa neden olabilir. Yeşil muz, genel olarak sağlıklı kabul edilmekle birlikte bazı kişilerde şişkinlik, gaz ve kabızlık gibi rahatsızlıklara neden olabilir. Bunun nedeni ise yeşil muzda kabızlık riskini artırabilen nişastanın bol miktarda bulunmasıdır.

    KAHVERENGİSİNİ TERCİH EDİN 
    Pastadan uzak durun 
    Hamur işleri ve pastalar, yağ oranı yüksek, lif oranı ve sıvı miktarı düşükseçeneklerdir. Bu nedenle her ne kadar görünümleri size oldukça cazip gelse de pastalar ve hamur işi ürünler yüksek oranda işlenmiş gıdalar içerir ve kabızlığadavetiye çıkarır.

    Pirinç sindirim sistemini zorlar 
    Karbonhidratlar çoğunlukla bağırsak sağlığınız için iyidir ancak beyaz pirinç,kahverengi pirince göre lif açısından yoksundur. İkisi arasında bir seçim yapmanızgerekirse, daha sağlıklı bir bağırsak için kahverengi pirinci tercih edin.

    Kabızlıkla ilgili bilmeniz gerekenler
     Kabızlık genellikle yiyeceklerden çok fazla su absorbe edildiğinde ortaya çıkar.
     Kabızlığın sebepleri arasında fiziksel hareketsizlik, bazı ilaçlar ve yaşlanma bulunur.
     Bazı durumlarda kabızlık yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir.
     Müshil gibi ilaçlar kabızlığa son çare olarak kullanılmalıdır.

    Kabızlığın belirtileri
    Kabızlığın ana semptomları, haftada iki defa dışkılama, dışkının yumrulu veya sert şekilde olmasıdır. Diğer semptomlar ise şöyledir:
     Karın ağrısı
     Karın krampları
     Şişkinlik ve mide bulantısı
     İştah kaybı

    Tedavisi için...
    Çoğu vakada, kabızlık herhangi bir tedavi veya sağlık riski olmadan kendiliğinden çözülür. Ancak tekrarlanan kabızlıkların tedavisi, daha fazla egzersiz yapma, lif tüketme ve yeterli miktarda su içme gibi yaşam tarzı değişikliklerini içerebilir. Genellikle, müshil gibi ilaçlar çoğu kabızlığı başarılı bir şekilde tedavi etse de yalnızca gerektiğinde kullanılmalıdır. Daha ciddi durumlarda, kişinin reçeteyle satılan bir ilaca ihtiyacı olabilir. Kabızlığın altında yatan nedeni anlamak önemlidir.

    • Thanks 1

  12. Tahtın meşru varisleri: Şehzâdeler nasıl yetişirdi?

    Tahtın meşru varisleri: Şehzâdeler nasıl yetişirdi?

    Osmanlı Devleti'nde hükümdardan sonra tahtın meşru varisleri şehzâdelerdi. Padişahın erkek çocukları olan ve taht üzerinde yegâne hakka sahip olan şehzâdeler, hanedanın en imtiyazlı sınıfı kabul edilir, yetiştirilmesine ve eğitimlerine büyük önem verilirdi. Şehzâdelerin yetiştirilmesine yönelik usülleri Yrd. Doç. Dr. Uğur Kurtaran, Beyaz Tarih'te kaleme aldı.

    Osmanlı Devleti'nde hükümdardan sonra tahtın meşru varisleri olan şehzadeler, padişahların erkek çocukları olup, Osmanlı veraset anlayışı gereğince taht üzerinde yegâne hakka sahip kişilerdir. Bu hak şehzadelerin padişahtan sonra tahta geçebilmelerini sağlamış olup, bu konuda kuruluş yıllarından itibaren farklı uygulamalar yaşandı. Daha ziyade merkezi yönetim anlayışına dayalı bir devlet politikası içerisinde hareket eden Osmanlı Devleti'nde, şehzadelik makamına büyük saygı duyulmuş ve hanedanın en imtiyazlı sınıfı olarak kabul edilirdi. Bu durum şehzadelerin gelecekte tahta çıkması muhtemel bir padişah gibi yetiştirilmesini ve iyi bir eğitim almalarını gerekli hale getirdi.

    Bu eğitimler çocuk yaşlardan itibaren ve ilk olarak sarayda başlamaktadır. Yine XVI. yüzyılın sonlarına kadar sancaklara gönderilerek yönetim tecrübesi kazanan şehzadelerin yetiştirilmesindeki usuller, XVII. yüzyılın başlarından itibaren uygulanan yeni ekberiyet sistemi ve bu sisteme bağlı olarak getirilen kafes uygulamasıyla tamamen değişti. Bu sistem devletin yıkılışına kadar yine birtakım değişimler yapılmakla birlikte yürürlükte kalmış ve durum yönetim tecrübesinden yoksun padişahların başa geçmesine sebep oldu. Tüm bu durumlar bize Osmanlı tarihinin her döneminde oldukça önem verilen şehzadelik kurumunda zaman içerisinde dönemin şartları gereğince bir takım düzenleme ve değişikliklerin yapıldığını göstermektedir.

    tahtin-mesru-varisleri-sehzdeler-nasil-yetisirdi-1511706867540.jpg

    Yazımızda bu değişimlerin ne zaman/nasıl ve niçin olduğuna dair soruların kısa cevapları verildi. Nitekim şehzadelik ile ilgili bu değişimlerin tespiti, kurumun işleyişi ve Osmanlı Devleti'nin geleceğini nasıl etkilediğine dair ipuçlarını bize göstermektedir. Bu sebeple yazımızda şehzadelerin doğumları ve bu süreçteki uygulamalar, çocukluk yılları, eğitimleri ile gençlik ve şehzadelik yıllarına dair bilgiler bulacaksınız.

    Şehzadelik tabiri Osmanlı Devleti'nde padişahların erkek çocukları için kullanılan bir unvandır. Bu unvan Osmanlı'dan önceki dönemlerde XIV ve XV. yüzyıllarda Anadolu Beyliklerinde de görülen Çelebi unvanının devamıdır. Osmanlı devlet düzeni içerisinde ilk dönemlerden itibaren şehzadelere oldukça önem verilirdi. Bu durum şehzadelerin hanedanın bir ferdi olmasından ziyade, gelecekte ülkenin meşru varisleri/muhtemel yöneticileri olarak görülmelerinden kaynaklanmaktadır. İşte bu özel neden şehzadelerin doğumlarından itibaren birtakım uygulama ve eğitimlere tabi tutulmalarını gerekli kıldı.

    Şehzadeler için uygulanan bu ritüeller, yine Osmanlı Devleti'nin kendisinden önceki Türk-İslâm devletleriyle benzerlikler gösterdiği gibi, bu süreç şehzadelerin doğumundan itibaren tahta çıkış sürecine kadar bir takım aşamaları kapsamaktadır. Tabi burada bilinmesi gereken önemli husus, malum olduğu üzere Osmanlı Devleti'nin, 600 yılı aşkın bir zamana hükmeden bir medeniyete ev sahipliği yapmış olmasıdır. Bu sebeple Osmanlı Devleti'ne ait tüm kurum ve kuruluşlarda olduğu gibi şehzadelik kurumundaki uygulamalar da devletin kuruluşundan yıkışına kadar aynı kalmamış ve zaman içerisinde bir takım değişimlere maruz kaldı.

    ŞEHZADELERİN DOĞUMU VE BUNUNLA İLGİLİ MERASİMLER

    Osmanlı sarayında yaşanan bir doğum hadisesi ne kadar önemli olabilir? Devlet için ne ifade eder? Sarayda yaşanan doğumlar nasıl kutlanır? "40 gün 40 gece şenlik" yapılır mı? bu ve benzeri sorulara verilecek cevapların bir kısmını Osmanlı sarayında dünyaya gelen yeni bir şehzadenin doğumunda bulabiliriz. Nitekim Osmanlı tarihinin klasik dönemlerinde veraset anlayışı gereğince taht babadan oğula geçerdi. Bu sebeple padişahların erkek çocuk sahibi olmasına oldukça önem verilmesi normal bir durum olarak karşılanmalıdır.

    Yine hanedanın devamı ve kendi adının ve neslinin yaşatılması için de erkek evlat daha önemli hale gelmektedir. Bu anlayış Osmanlı tarihinde çok tartışılan konulardan birisi olan hükümdarların birden çok cariyesinin bulunmasının da sebebi olarak açıklanmaktadır. Nitekim padişahların erkek çocuklarının olması hanedanın devamı için oldukça önemlidir. Tüm bu sebeplerle Osmanlı tarihinin her döneminde şehzade doğumları sadece sarayda değil, ülkenin her yerinde sevinç ve kutlamalar yapılmasına vesile oldu.

    tahtin-mesru-varisleri-sehzdeler-nasil-yetisirdi-1511706883270.jpg

    ŞEHZADE DOĞUMLARINDA YAPILAN MERASİMLER VE ŞENLİKLER

    Şehzade doğumlarında ilk kutlama sarayda yapılırdı. Buna göre Osmanlı sarayında doğan şehzadenin doğum haberi önce sadrazama bildirilirdi. Ardından gelen devlet erkanı ile birlikte sadrazam padişahı tebrik ederdi. Bu arada mahkeme sicillerine kaydedilen doğum haberi halk ile paylaşılırdı. Halkın olaydan haberdar edilmesi atılan toplar ve ülkenin her tarafına gönderilen fermanlar ile olurdu. Şehzadenin dünyaya gelmesi halka duyurulmasının ardından mutat (alışıla gelen) üzere şenliklere geçilir ve bu müjdeli haber ülkenin her yanında kutlanırdı. Buradaki kutlamalarda dikkat çeken husus, şehzade doğumlarına, sultan (kız çocuklar) doğumlarından daha fazla önem verilmesidir.

    Nitekim Osmanlı sarayında yeni doğan bir erkek bebek için yedi, kız bebek için üç top atışı yapılırdı. Yine top atışlarının günde beş defa yapıldığı bilinmektedir. Bu durum daha önce belirtilen şehzadelerin hanedanın meşru varisleri ve devamı olmalarından kaynaklandığı açıktır. Yine şehzadenin veladet (doğum) haberi komşu devletlere ve bağlı eyaletlere bildirilirken, onlardan tebrik mahiyetinde mektuplar gelirdi. Ayrıca padişahlar kendilerine bu müjdeli haberi getirenlere çeşitli hediyeler ile mükâfatlandırırdı. Yine doğum münasebetiyle bazı devlet görevlilerinin rütbeleri yükseltilirken, bazılarına yeni görevler verilirdi. Tüm bu uygulamalar şehzade doğumlarını sadece saray için değil devletin ve halkın her kademesi için önemli hale getirdiğini göstermektedir.

    Klasik dönemlerde uygulanan doğumla ilgili merasimler, ilerleyen dönemlerde farklı uygulamaları beraberinde getirdi. Bu çerçevede XVII. yüzyıldan itibaren şehzade doğumları saray teşrifat ve geleneklerine göre yapılan ve Veladet-i Hümayun denilen halk şenliklerine dönüşmüştür. XVIII. yüzyıldan sonra ise şehzadelerin doğum tarihlerini gösteren listeler tutularak doğdukları gün, ay ve yıl kaydedilmeye başlandı. Ancak hangi dönemde olursa olsun Osmanlı sarayında doğan bir şehzade her zaman için önemli oldu.

    ŞEHZADELERİN ÇOCUKLUKLARI VE EĞİTİM SÜREÇLERİ

    Osmanlı Devleti'nde şehzadelerin ve padişahların ilk eğitimleri sarayda başlardı. Osmanlı sarayında doğan her hanedan üyesi çocuk için bir daire ayrılır, kendisine süt nine, kalfa ve cariyeler tayin edilirdi. Ayrıca çocuğun eğitimi ile bizzat kendi annesi ile dadı ve kalfalar ilgilenirdi. Özellikle şehzadelerin eğitimi konusu Osmanlı Devletinde önemli bir husus olup, şehzadelerin iyi bir eğitim almalarına dikkat edilirdi. Bu durum şehzadelerin gelecekte hanedanın devamını sağlayacakları ve içlerinden birinin padişah olacağı düşüncesi ile ilgilidir. Buna göre Osmanlı tarihinde beş altı yaşına gelen şehzadelere hoca tayin edilerek eğitim hayatı başlatılırdı. Tabi şehzadelerin eğitime başlaması da törenler ile olurdu.

    "Bed-i Besmele" adı verilen bu törenler, şehzadelerin okumaya başlaması anlamına gelirdi. Buna göre törene katılan tüm devlet erkânının huzurunda ilk kez şeyhülislam tarafından eski alfabe okutulan şehzadeler için dualar edilir ve iyi dileklerde bulunulurdu. 10-12 yaşına kadar süren bu eğitim sürecinde şehzadelere Kuran eğitimi, Arapça, Farsça, tarih, coğrafya gibi bilimler ile ilgi alanına göre ok atmak, ava gitme, cirit, güreş gibi sporlar ile güzel yazı yazmak, ok ve yay gibi sanatlar öğretilirdi. Bu şekilde şehzadeler can sıkıntısından kurtulurken, ileride padişah olduklarında kendilerine ait bir meslek kazanmış oluyorlardı. Hatta padişahlar arasından bizzat kendi uğraşları ve alın teri ile yaptıkları ürünleri sattırarak, kazandıkları bu paralar ile fakirlere sadaka dağıtanlar vardır.

    Tüm bu uygulamalar şehzadelerin ne kadar eğitimli ve donanımlı bir şekilde yetiştiğini göstermektedir. Nitekim Osmanlı tarihinde altı dil bilen, çok önemli teknik donanımlara sahip olan, savaşçı padişahların yanı sıra, şiir, müzik, hat sanatı, marangozluk, kuyumculuk gibi sanatkâr padişahların varlığı şehzadelik yıllarında aldıkları bu eğitimlerin bir sonucudur.

    tahtin-mesru-varisleri-sehzdeler-nasil-yetisirdi-1511706868319.jpg

    İlk eğitimlerinin ardından 10-12 yaşlarında gösterişli bir düğün ile sünnet olan şehzadeler "Şehzade alayı" adı verilen yine büyük törenlerle sancaklara gönderilirdi. Buradaki temel amaç ileride tahta geçebileceği düşünülen şehzadelerin devlet işlerini uygulamalı bir şekilde öğrenmelerini sağlamaktır. Şehzadeler sancaklara gönderilirken yanlarında "lala" adı verilen tecrübeli devlet adamları yer alırdı.

    Şehzadelerin sancağa çıkma yaşları ilk dönemlerde 7-8 iken, giderek 13,14, 16 ve 21 yaşına kadar yükseldi. Ancak XVII. yüzyılın sonlarında sancağa çıkma sistemi kaldırılarak yerine kafes denilen sistem getirildi. Buna göre tahta varis şehzadelerden en büyüğü tahta geçiyor, diğer adaylar kafes denilen sarayın bir bölümündeki odalara kapatılıyordu. Kimse ile görüştürülmeyen şehzadelerin eğitimi cariyeler tarafından sağlanıyordu. Kafes sistemi her ne kadar şehzadelerin yasal ölümünü engellese de yönetim tecrübesinden yoksun yetişmelerine ve ileride merkezi idarede bozulmalar yaşanmasına neden oldu. Bu sebeplerle XIX. yüzyıldan itibaren kafes sisteminde bazı değişiklikler yapılarak şehzadelerin tekrar eğitim almaları sağlandı.

    ŞEHZADELERİN GENÇLİK VE ŞEHZADELİK YILLARI

    Osmanlı Devletinde şehzadelerin yetiştirilmesi ilk dönemlerden itibaren farklı uygulamalar mevcuttu. Nitekim I. Murat dönemine kadar padişahlar, şehzadeler ve kardeşlerine yönetimde idari görevler verirlerdi. I. Murat döneminden itibaren getirilen sancağa çıkma sistemi ile şehzadeler sancak beyi olarak görevlendirildi. Şehzadeler görevlendirildikleri bu bölgelerde kendi adlarına tuğra çekip, hükümler yazabilirdi. Bu durum şehzadelerin bir hükümdar gibi davrandığını göstermekle birlikte merkeze bağlılıklarını korumak zorundaydılar. Ancak zamanla sancağa çıkma uygulamasında değişimler yaşandı.

    İlk olarak II. Selim (1566-1574) tüm şehzadelerini değil sadece içlerinden birini III. Murat'ı sancağa gönderdi. 1574 yılında tahta çıkan Sultan Murat ise en büyük oğlu III. Mehmet'i sancağa çıkararak diğer şehzadeleri sarayda bıraktı. III. Mehmet tahta geçtiğinde hiçbir şehzadeyi sancağa göndermezken, I. Ahmet döneminde sistem tamamen değişti. Bundan sonra getirilen "ekber ve erşed" kuralı ile en büyük ve akli dengesi yerinde olan şehzade tahta geçerken, diğerleri şimşirlik adı verilen kafese mahkûm edildi. Bu noktada Sultan I.Ahmed Osmanlı tarihinde bir ilki gerçekleştirerek tahta geçtikten sonra kardeşi Mustafa'yı öldürtmeyerek hayatta bıraktı. Yeni düzene göre tahttaki padişahın ölümünden sonra hanedanın en yaşlısı tahta geçebilecekti. Diğer şehzadelere ise eski sistemdeki gibi sancaklara gönderilmeyerek, sarayda ayrı bir dairede tutulmaları, sakal bırakmamaları ve çocuk sahibi olmamaları gibi kurallar getirildi.

    Görünüşe göre Sultan Ahmet iyi bir şey yapmıştı ve Fatih Sultan Mehmet döneminden beri uygulanan kardeş katli uygulamasına son verdi. Ancak yeni sistemin de bir takım sıkıntıları ortaya çıktı ve bundan sonra Osmanlı tarihinde çocuk padişahlar dönemi başladı. Nitekim bundan sonra tahta çıkan I. Ahmet 13, II. Osman 11, I. Mustafa 9, IV. Murat 11, IV. Mehmet ise 7 yaşında padişah oldu. Yine şehzadelerin sancaklara gönderilmemesi yönetim tecrübesinden yoksun yetişmelerine neden olurken, bu durum tahta çıktıklarında otorite problemi meydana getirdi. Şehzadelerin yasal ölümünü engelleyen kafes hayatı şehzadeler için oldukça sıkıntılı olup hiç kimseyle görüşmeden geçen uzun yıllar şehzadelerin ruh sağlıklarını bozdu.

    Yeni sistemde şehzadeler eğer sıra kendilerine gelirse kafesten alınarak tahta çıkıyorlar, aksi halde ölene kadar kimse ile görüşmeden bir tecrit hayatına maruz kalıyorlardı. Kafeste kalma süresi değişirken, Osmanlı tarihinde bu rekor Sultan III. Osman'a ait olup, şehzade Osman 51 yıl kaldığı kafes hayatından sonra tahta çıktı. Tabi 51 yıl gibi uzun bir süre kimseyle görüşmeden geçen bir ömürden sonra tahta geçen III. Osman 3 yıl kadar süren saltanatında oldukça zayıf bir yönetim sergiledi.

    Sonuç olarak şehzadelik kurumu Osmanlı tarihinin her döneminde önemini ve saygınlığını korumuş bir kurum olup, bu durum onların gerek hanedana mensup olmaları, gerekse tahtın meşru varisleri olmalarından kaynaklanmaktadır. Şehzadeler kendilerine atfedilen bu önemden dolayı Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarından itibaren doğumlarından başlayarak, tahta çıkış süreçlerine kadar diğer hanedan üyelerinden ayrı uygulamalara tabi tutuldular. Bu uygulama ve düzenlemeler şehzadelerin doğumundan itibaren başlamaktadır. Yazımızda görüldüğü üzere, Osmanlı sarayında yeni doğan erkek bebekler için yapılan kutlamalar, yeni doğan kız bebekler için yapılan kutlamalardan daha gösterişli olurdu. Bu durum tahtın babadan oğula geçen bir özelliğe sahip olmasından kaynaklanmaktadır.

    tahtin-mesru-varisleri-sehzdeler-nasil-yetisirdi-1511706874285.jpg

    Şehzadelere tanınan benzer imtiyazlar çocukluk yılarında da yaşanmakta ve gelecekte hanedanın devamını sağlayacakları düşünülen şehzadelerin diğer hanedan üyelerine göre daha iyi bir eğitim almalarına önem verilmektedir. Yine ülke yönetimi konusunda tecrübe kazanmaları amacıyla sancaklara gönderilen şehzadeler, halk ile iç içe geçerek, uygulamalı bir eğitime tabi tutulurlardı. Fakat XVI. yüzyılın sonlarından itibaren şehzadelerin yasal ölümlerini engellemek amacıyla getirilen yeni uygulamalar ile yetişme tarzlarında önemli değişimler yaşandı. Buna göre Fatih Sultan Mehmed döneminden itibaren kanunlaştırılan "kardeş katli" uygulamasına son verilerek, hanedanın en yaşlı üyesinin tahta geçmesi kararlaştırılmış ve sancağa çıkma sistemi kaldırıldı.

    Sultan I. Ahmed'in iyi niyetle gerçekleştirdiği bu yeni düzenlemeyle yüzlerce yıldır devam eden kardeş ölümlerinin önüne geçilmiş olmakla birlikte, yönetim tecrübesinden yoksun bir şekilde yetişen şehzadelerin kafes sistemine maruz bırakıldığı bir süreç başladı. I. Ahmed döneminde geliştirilen bu yeni süreç devletin yıkılışına kadar değişmemekle birlikte, özellikle XIX. yüzyılın ortalarından itibaren gevşetilmeye başlanarak, şehzadelerin daha iyi eğitimler almalarına özen gösterildi. Bu durum bize kafes sisteminin ve sancağa çıkma uygulamasının kaldırılmasının yönetim üzerinde olumsuz neticeler verdiğini ve birtakım düzenlemelere gidildiğini göstermektedir. Fakat burada bizce üzerinde durulması gereken temel konu XVII. yüzyıldan sonra Osmanlı Devleti'nde yaşanan bozulma ve çözülmelerin tamamen ekber ve erşed sistemine geçişe bağlanmasıdır. Bu sisteme geçişin olumsuz tarafı, şehzadelerin sancağa çıkma uygulamasına son verilmesiyle birlikte tecrübesiz kişilerin başa geçmesine neden olması ve Osmanlı merkeziyetçiliğine zarar vermesidir.

    Bize göre yanlış kabul edilen fakat Osmanlı tarihçileri tarafından "Duraklama Dönemi" olarak adlandırılan XVII. yüzyıldaki bozulmaların sebebi çok yönlü olup, bu durumu sadece tahta geçiş sürecindeki değişimlere bağlamak ve bir günah keçisi aramak tarihi realiteye ters düşmektedir.

    Alıntı

    • Thanks 1

  13. Gözlük takmak zararlı mı?

    Gözlük takmak zararlı mı?

    Takvim Gazetesi köşe yazarı Prof. Dr. Nafiz Karagözoğlu bugünkü yazısında Gözlük takmak zararlı mı?sorusunu işte böyle yanıtladı...

    greyfurt-ilac-etkisini-azaltir-mi-1518614593551.jpeg

    Doktorum 0.75 hipermetrop gözlük yazdı.Ama gözlük kullanan arkadaşlarım, gözlük kullanırsam numaranın ilerleyeceğini söylüyor. Bugüne kadar gözlük kullanmıyordun. Ama gözün yine de bozulmuş. Yani gözlük kullanmazsan görme kusurun zaten ilerliyor.

    GÖZLÜK TAKMA İHTİYACI BAŞLADIYSA

    Ayrıca hipermetrop inin nedeni gözün ön-arka boyunun kısa olması, daha ender olarak da gözün en dış şeffaf katmanı olan korneanın veya göz merceğinin kırma kuvvetinin az olmasıdır. Yani gözlük takma ihtiyacı başladıysa gözün uyumu zaten azalmıştır. Gözlük takmasan da ilerler. Herkesin hastalığı kendine özeldir. Arkadaşlarına selam.

     

    • Like 1

  14. Beyinler birbirleriyle konuşuyor

    Beyinler birbirleriyle konuşuyor

    ABD'deki Northwestern Üniversitesi'nden nöroloji profesörü Dr. Moran Cerf, beyinlerimizin biz farkına bile varmadan birbirleriyle konuştuğunu ifade etti. 10 yılı aşkın bir süre insanların karar alma süreçlerini inceleyen Cerf, insanların birlikte uzun zaman geçirdiklerinde beyin dalgalarının benzer görünmeye başladığını söyledi. Cerf, "Hatta bazı vakalarda birebir aynı bile olabiliyor" dedi.

    • Like 1

  15. Nohutu 1 gece suda bekletip suyunu içerseniz

    Nohutu 1 gece suda bekletip suyunu içerseniz

    Nohut kendi başına cilde, kalbe, uykusuzluğa ve birçok rahatsızlığa oldukça iyi geliyor. Kendi başına bu kadar faydalı olan bir besin kaynağının sizce de suyunun da faydalı olması gayet normal değil mi?

    İŞTE NOHUT SUYUNUN SAĞLIĞINIZA SAĞLADIĞI FAYDALAR

    Cinsel gücü arttırır. Özellikle erkeklerde sperm sayısının artmasına yardımcı olur.

    Nohut suyunun hızlı bir şekilde yara iyileştirici ve hücre yenileyici özelliği vardır.

    Bağışıklık sistemini güçlendirir, hastalıklardan koruyucu etkisi vardır.
    Romatizmal ağrılara iyi gelir. Bel ve kas ağrılarında tedavi edici özelliği vardır.

    Ağız içinde oluşan yaralara gargara yapıldığında oldukça iyi geldiği söylenmektedir.
    Aç karnına içilen nohut suyunun bağırsakları aynı zamanda da bağırsak içinde yer alan kurtçukları temizlediği bilinmektedir.

    Cilt hücrelerini yeniler cildin gençleşmesini sağlar.

    • Like 1

  16. Maden suyunun hiç bilmediğiniz faydaları

    Maden suyunun hiç bilmediğiniz faydaları

    KEMİKLERİNİZİ GÜÇLENDİRİR

    Maden suyu kalsiyum açısından oldukça zengindir. Kalsiyum, kemik oluşumunda rol oynayan en önemli mineraldir. Böylece, maden suyu tüketimi vücuttaki günlük kalsiyum desteğini sağlar. Kemikleri, dişleri ve hatta tırnakları güçlendirici etkisi bulunmaktadır.

    YAĞ YAKIMINA YARDIMCI OLUR

    Maden suyu, metabolizmanızın daha hızlı çalışmasına yardımcı olur. Günlük hayatta gazlı içecekler yerine maden suyu tercih edebilirsiniz. Metabolizmanızı hızlandıran madensuyu, bu sayede kilo vermenize yardımcı olacaktır.

    CİLT PARLAKLIĞINI ARTTIRIR

    Maden suyu, cilt dostu silika parçacıklarının bulunduğu taze bir kaynak niteliğindedir. Silika, güzel bir cildin doğal sırrıdır. İnsan derisinde kollajen üretimini tetikler ve destekler. Artan kollajen oluşumu, kırışıkların ve lekelerin azalmasına yardımcı olur. Cildinizin daha parlak ve sağlıklı görünmesini sağlar.

    SAÇLARI GÜÇLENDİRİR

    Kirlilik ve güneş saç sorunlarına neden olabilir. Maden suyu, kafa derisinin PH düzeyini yükselterek saçları güçlendirir ve parlaklığını geri kazandırır. Yıpranmış saçlar için iyi bir çözüm önerisi olabilir.

    KRONİK YORGUNLUĞA ÇÖZÜM

    Potasyum hafızaya iyi gelmektedir. Beyindeki elektrolitin bir bileşenidir. Bu sayede hafızanızı ve odaklanmanızı artırmak konusunda size yardımcı olur. Zihinsel yorgunluğu engeller. Günlük olarak tüketeceğiniz bir bardak maden suyu sayesinde zihinsel yorgunluktan kurtulabilirsiniz.

    KAS SAĞLIĞI İÇİN

    Maden suyunun içeriğinde bulunan magnezyum ve potasyum mineralleri kas sistemi üzerinde oldukça faydalıdır.Kas sağlığı için bu iki bileşenden mutlaka yararlanmak gerekir.

    KÖTÜ KOLESTROLÜ ENGELLER

    Maden suyu kötü kolesterol üretimini durdurur. Vücuttaki yağ oranını azaltan maden suyu böylece kötü kolesterol üretiminin de azalmasına yardımcı olur. Kötü kolesterol yağ dokularına, kılcal damarlara ve çevresine çöker. Kılcal damarları daraltması kalp krizi riskini yükselten kan basıncını artırır. Maden suyu, kılcal damarlarda kolesterol oluşumunu ve birikiminin önüne geçmeye yardımcı olur. Tıkalı olan kılcal damar yollarını yeniden açar.

    • Thanks 1

  17. En doğal leke çıkarıcılar

    En doğal leke çıkarıcılar

    Kıyafetlerdeki lekeler hem can sıkıcıdır hem de kıyafetinizdeki lekeleri çıkarmaya çalışırken eski haliyle bulamayabilirsiniz. Kıyafetlerinizi ilk günkü gibi temiz ve canlı tutmak istiyorsanız size vereceğimiz doğal yöntemleri deneyebilirsiniz. Üstelik size vereceğimiz yöntemlerle deterjana para harcamanıza gerek kalmayacak.

    KARBONAT
    Çoğu kişi kıyafetlerini yıkarken karbonat kullanıyor ve işe yaradığını söylüyor. Karbonat hem kıyafetlerinizi temizliyor hem de parlatıyor. 250 gram karbonat ve 1 litre suyu karıştırın. Lekeli kıyafetinizi karışımın içinde birkaç dakika bekletin. Ardından kıyafetlerinizi çamaşır makinesinde normal şekilde yıkayın. Kıyafetlerinizin renginin ilk alındığı güne döndüğünü göreceksiniz.

    ASPİRİN

    Kulağa tuhaf gelse de aspirin beyazları yıkarken sıklıkla kullanılıyor. Aspirinin içinde yer alan asetilsalisilik asit kıyafetlerdeki lekeleri çıkarmakta çok iyi. Altı aspirini toz haline getirip suda karıştırın. Kıyafetlerinizi karışımın içinde 30 dakika bekletin. Son olarak çamaşır makinenizle kıyafetlerinizi her zamanki gibi yıkayın. Kıyafetinizdeki lekenin çıktığını göreceksiniz.

    SİRKE VE LİMON

    Sirke, piyasadaki çoğu temizlik ürününden daha etkili… En güçlü lekeleri bile çıkarıyor ve kokuyu yok ediyor. Bununla da bitmedi. Sirke, beyaz renkli kıyafetlerin renklerinin solmasını önlüyor ve beyazlarınızı eski haline döndürüyor. Biraz sirke ve biraz limon suyunu karıştırın ve çamaşır makinenizin yumuşatıcı kısmına ekleyin. Beyazlarınız daha da beyazlaşacak ve kıyafetleriniz harika kokacak!

    • Thanks 1

  18. Canan Karatay mutluluğun formülünü açıkladı

    Canan Karatay mutluluğun formülünü açıkladı

    Mutluluk hormonu serotoninin yüzde 90'ının bağırsaklardaki dost bakteriler tarafından üretildiğini söyleyen Prof. Dr. Canan Karatay, “Bu bağlamda lahana, karnabahar, turp, soğan, sarımsak gibi doğal prebiyotikler ve doğal ev yoğurdu, doğal fermantasyon sirke, doğal turşu, şirden mayalı peynir gibi doğal probiyotikler sağlıklı bir yaşam için olmazsa olmaz olarak hayati önem arz ediyor” dedi

    İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, "Gerçek Tıbbın 10 Şifresi" adlı yeni kitabının tanıtımı için düzenlenen basın toplantısında, tıbbın, objesi insan olan tek sanat olduğunu belirterek, her hastanın kendine has kişiliği ve özelliğinin bulunduğunu söyledi. 

    "Gerçek Tıbbın 10 Şifresi" kitabında kronik hastalıklara karşı doğru beslenme yöntemlerini anlatan Prof. Dr. Karatay, "Doğallıklarını kaybetmiş, işlenmiş, bozulmuş, kimyasallarla boyanmış, ilaçlanmış, yapaylaştırılmış makro besinler, yani yediğimiz sağlıksız proteinler, karbonhidratlar ve trans yağlar, hücrelerin normal çalışmasını engellemeye başlayınca, vitamin ve mineraller de vücuda yeterli oranda giremiyor ya da vücutta etkili bir şekilde üretilemiyor" diye konuştu.

    Vücutta yeterli miktarda katalizör ya da kofaktör bulunmadığı zaman, tüm hücrelerin yanı sıra, beynin, sinir, bağışıklık sistemleriyle bütün doku ve organlarda bozukluk ve aksaklıkların ortaya çıktığını ifade eden Karatay, şöyle devam etti:

    “KANSER GİBİ HASTALIKLARIN İYİLEŞMESİ MÜMKÜN”

    "Bu nedenle kronik inflamasyon buna bağlı hastalıklar başlamış oluyor ve sinsi olarak giderek artıyor. Yeni kitabımda, bu hastalıkları ve onları başlatan kronik inflamasyonu önlemenin ve tedavi etmenin şifrelerini, bilimsel referanslar ışığında bulacaksınız. Hangi hastalıklar iyileşir diye baktığımızda, kronik inflamasyon, insülin direnci, obezite, diyabet, hipertansiyon, haşimato, depresyon, unutkanlık, kronik artrit, eklem ve kas ağrıları, polikistik over, fibrokistik meme, fibromiyalji, kanser ve tüm kronik dejeneratif hastalıkların iyileşmesi mümkün."

    HERKES KULLANDIĞI İLAÇLARDAN KURTULABİLİR

    "Genetik" ve "iyileşmez" söyleminin unutulması gerektiğini vurgulayan Karatay, "İlaca mahkum olmuş, 'ölene kadar bu ilaçları içeceksin' diye beyinleri yıkanmış diyabet hastalarının ve diğer kronik dejeneratif hastalıklardan muzdarip insanların, bu hastalıkların kalıcı olarak tedavi edilebileceğini ve ilaçlardan kurtulabileceğini bilmek en insani haklarıdır. Yani başta diyabet olmak üzere tüm kronik dejeneratif hastalıklar iyileştirilebilir" dedi.

    Kan şekeri ve insülin hormonunun kanda uzun süre yüksek seyrederse mikropsuz kronik yangın başlayacağını aktaran Karatay, şöyle devam etti:

    “TEMELİNE İNİP YANGINI SÖNDÜRMEK GEREK”

    "Önemli olan bu yangını başlatmamaktır. Eğer başlamışsa da temeline inip yangını söndürmek gerekir. Bu nedenle vücutta sinsi sinsi başlayan hastalıkların temel nedeni kronik inflamasyondur. Kronik hastalıkların temelinde birçok noktada kan şekeri ve insülin hormonu karşımıza çıkıyor. Bunlar kanda uzun süre yüksek seyrederken daha da zıplatılınca işte o zaman canımızı yakıyor. Trigliseridleriniz yükselebiliyor, leptin ve insülin direnci ortaya çıkabiliyor, Tiroit hormonları dengeyi kaybedebiliyor ve riskler gün geçtikçe artarak farklı hastalıklarla, ağrı ve sancılarla karşımıza çıkıyor."

    İyileşmenin yolunun kan şekerini düşürüp, insülin direncini kırmaktan geçtiğini dile getiren Karatay, bunun için de düşük glisemik indeksli sağlıklı protein, yağ ve karbonhidratlarla beslenilmesi gerektiğini aktardı.

    “CÜCE BUĞDAYDAN SONRA HASTALIKLAR ARTTI”

    Karatay, organizmanın temel ihtiyacı olan B, C vitaminleriyle çinko ve iyot gibi minerallerin hayati önem taşıdığını, beslenmede kristal kaya tuzunun tercih edilerek, magnezyumun öneminin göz ardı edilmemesini önererek, modern cüce buğdayın hayata girdiği günden itibaren kronik inflamasyon ve sebep olduğu kronik dejeneratif hastalıkların arttığını ve bağırsaklarda yaşanan sorunların da bu nedenle geliştiğini söyledi.

    'İSTİKBAL BAĞIRSAKLARDADIR' 

    Prof. Dr. Karatay, "Mutluluk hormonu olarak bildiğimiz serotoninin yüzde 90'ı bağırsaklarımızdaki dost bakteriler tarafından üretiliyor. Bu bağlamda lahana, karnabahar, turp, soğan, sarımsak gibi doğal prebiyotikler ve doğal ev yoğurdu, doğal fermantasyon sirke, doğal turşu, şirden mayalı peynir gibi doğal probiyotikler sağlıklı bir yaşam için olmazsa olmaz olarak hayati önem arz ediyor. Bunun için istikbal bağırsaklardadır" ifadelerini kullandı.

    • Like 1
    • Thanks 2
×
×
  • Create New...