Jump to content

Renan

Admin
  • Content Count

    67,388
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    228

Posts posted by Renan


  1. Bamya yemeyen bir kez daha düşünsün!

    Bamya yemeyen bir kez daha düşünsün!

    Vücudumuzda her vitaminin ayrı bir yeri var. A, B, C ve son yıllarda D'yi yeterince tanıdık. Peki kanın pıhtılaşmasını sağlayan, kemikleri güçlendiren, prostat kanserinden korunmada etkili olan K vitamini hakkında ne biliyorsunuz? Ispanak, lahana, pastırma çemeni, soğan ve bamyada bolca bulunan bu faydalı vitaminle ilgili bilinmeyenleri İstinye Üniversite Hastanesi'nden Uzman Diyetisyen Serra Arslan anlattı...

    Yaşamımızı sağlıklı bir şekilde sürdürebilmemiz için vitaminlere ihtiyacımız var. Bu açıdan hangi vitaminin ne işe yaradığını ve hangi besinde bulunduğunu bilmemiz önemli. A, B, C ve D vitaminin faydaları artık neredeyse herkes tarafından biliniyor. Ancak kanın pıhtılaşmasını sağlayan ve kemikler için çok önemli olan K vitaminini pek çok kişi tanımıyor.

    Vücutta yağda çözülen bir vitamin olan K vitamini, karaciğerde depolanır, bağırsakta üretilir. Bağırsaklardaki bakteriler sayesinde ortaya çıkan K vitamini, özellikle uzun süreli antibiyotik kullanımı sonrasında eksilir.

     K vitamininin doğal olarak bulunan iki formu vardır. K1 vitamini olarak bilinen 'fillokinon' yeşil bitkilerden elde edilirken, K2 ya da 'menakinon' formu ise hayvansal kaynaklı gıdalarda bulunur. K3 ise K vitamininin yapay formudur ve yaygın olarak hayvancılıkta kullanılır.

    MENOPOZDAKİ KADIN İÇİN ÖNEMLİ
     Kanı pıhtılaştıran bu vitamin, kemik yapısını kırılma ve incinme gibi rahatsızlıklardan korur. Olası damar sertliği ve damar tıkanıklığı rahatsızlıklarını engellemeye yardımcı olur. Kadınlarda menopoz döneminden sonra yaşanan kemik erimesi gibi ciddi problemleri önlemeye yardımcıdır. Özellikle karaciğer kanseri ve prostat kanseri gibi hastalıklardan korunmada etkilidir.
     K vitamininin özellikle kemik erimesi riski olan menopoz sonrası kadınlarda, kemik kırıkları riskini azalttığına ilişkin kuvvetli veriler bulunmaktadır. Sporcularda yapılan çalışmalarda da K vitamininin kemik sağlığına faydalı olduğu gösterilmiştir. K2 vitaminidüzeyleri yüksek olan kişilerin kardiyovasküler hastalık risklerinin azaldığına dair yeni bazı çalışmalar da mevcuttur.

    KAYNAĞI SOFRAMIZDA!
     Vitamin K, yaralanmalara cevap vermek için gerekli olan besleyici maddedir, normal kan pıhtılaşmasını düzenler. Buna ek olarak, kalsiyumun vücuda yayılmasına yardımcı olarak, kemik sağlığı için faydalı olabilir; kemik kaybını ve kemik kırığı riskini azaltabilir. Aynı zamanda arterlerin ve diğer yumuşak dokuların kalsifikasyonunu önlemeye yardımcı olabilir. Vitamin K, hayvansal ve bitkisel kaynaklı çoğu yiyeceğin yapısında vardır. Bunlar şöyle sıralanır:
    K1 vitamini: Nane, ebegümeci, karalahana, pazı, ısırgan, ıspanak, tere, dereotu, roka, maydanoz, semizotu, Brüksel lahanası, kıvırcık marul, börülce, sarımsak, kereviz, brokoli, uzun yapraklı marul, soğan, bakla, beyaz lahana, kuşkonmaz, bamya, pırasa, fasulye, bezelye, badem, kırmızı lahana, kabak, acur, karnabahar, turşuluk biber, salatalık, sivri biber, dolmalık biber, çarliston biber, patlıcan, domates, kırmızı biber, pastırma çemeni, havuç, balkabağı, siyah-kırmızı turp, sarı biber, şalgam, patates, enginarda bulunur.

    K2 vitamini: Dana, piliç, tavuk, koyun, kuzu, keçi eti, ton balığı, bıldırcın yumurtası, devekuşu yumurtası, kaymak, tereyağı, peynir, pastırma, yoğurtta bulunur. En zengin kaynakları; ıspanak ve benzeri yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, kahve, çay ve balıklardır. Hayvanların bağırsaklarında bakteriler tarafından sentezlenir. İnsanlar da bağırsaklarında ürettikleri bu vitaminden faydalanabilir. Vücudumuz K vitamininin yüzde 50'sini bu yoldan sağlar.

    FAZLASI ZARAR VERİYOR
    K vitamininin çok fazla alınması, çok ender olmakla birlikte, kanın gereğinden çok pıhtılaşmasına ve damar tıkanıklığı gibi tehlikeli durumlara, karaciğer fonksiyonlarında bozulmalara, yeni doğan bebeklerde ise hiperbillirubinemi, yani yeni doğan sarılığına neden olabilir. Ayrıca yüzde kızarıklık, terleme ve göğüs sıkışması meydana gelebilir. Cinsiyet ayırt etmeksizin yetişkinlerin; günlük K vitamini ihtiyacı 1.5-2.0 mcg/kg'dır. Bebeklerin gereksinimi 2.0-2.5 mcg/gün civarındadır.

    EKSİKLİĞİ ANTİBİYOTİK KULLANIMI SONUCUNDA GÖRÜLEBİLİYOR

     Genellikle insanlarda K vitamini yetersizliğine rastlanmaz. Ancak doğum, kan kaybı, ameliyat gibi aşırı kanama durumlarında, fazla ve sürekli antibiyotik kullanımında gereksinim artabilir.

     K vitamini eksikliğinin en çok yaşandığı durumlar; antibiyotik kullanımı sonrası bağırsaklardaki vitamin üretici bakterilerin yok olması, vitaminin emilmesini engelleyen safra kesesi hastalıkları, karaciğer hastalıkları, hemodiyaliz tedavisi, çölyak hastalığı ve kan inceltici ilaçların bilinçsizce kullanılmasıdır. Bu hastalıklar sonucunda oluşan K vitamini eksikliğinizi bir uzman hekime danışarak, kendisinin önereceği takviye vitaminlerle giderebilirsiniz.

    BU BELİRTİLERE DİKKAT!

     Burun kanaması
     Aşırı adet kanaması
     Deride morarma
     Diş etlerinde kanama
     Kanlı idrar
     Homeroid (basur) Bunların yanı sıra kemiklerde ağrı ve güçsüzlük K vitamini eksikliği belirtileri arasında yer alır. Yeni doğan bebeklerin göbeğindeki kanama da K vitamini eksikliğinden kaynaklanır.

    • Thanks 2

  2. Tebaası onu böyle uğurladı: "Babamız bizi bırakıp nereye gidiyorsun?"

    O, koskoca bir imparatorluğun en zor dönemlerinin mirasını omuzlarına alan bir hükümdardı. Üç kıtaya hükmetmiş Osmanlı Devleti'nin en zor zamanlarını yaşadığı dönemde Sultan Abdülhamid, tüm bu zorluklara göğüs germiş, milletinin başında dimdik ayakta durmuş, elinde tuttuğu İslâm sancağından bir an olsun ayrılmamıştı. Son nefesini “Allah” diyerek vermişti. Tebaasında bulunanlar hep bir ağızdan "İyi bilirdik!" diyebilmek için “Ulu hakan”ı bu son yolculuğunda da yalnız bırakmamış, tabutunun ardından "Babamız bizi bırakıp nereye gidiyorsun?" diye bağırmışlardı. Sultan Abdülhamid'i, vefatının yüzüncü yılı sebebiyle sevgi, saygı ve rahmetle anıyoruz…

    Osmanlı Devleti'nin 34'üncü padişahı ve İslâm'ın 113'üncü halifesi olarak, dünyanın en buhranlı döneminde tahta çıkan ulu hakan Sultan Abdülhamid, yüz yıl önce bugün hayata veda etti. 10 Şubat 1918'de, alışkanlığı üzere soğuk suyla aldığı duş sonrası rahatsızlanan Abdülhamid'e, kan toplanması sonucu ödemleşme ile kalp ve böbrek yetmezliği teşhisi konuldu. Vücudundan dokuz kez kan alınmasına ve tüm çabalara rağmen, o gün Beylerbeyi Sarayı'nda vefat etti.

    TOPKAPI SARAYI'NDA DEFİN İÇİN HAZIRLANDI

    Beylerbeyi Sarayı'ndan Sarayburnu'na götürülen Abdülhamid'in naaşı, oradan Topkapı Sarayı'na gasl, teçhiz ve tekfin için nakledildi. Siyahlar giyinmiş bir kafilenin elleri üzerinde, beyaz bir çarşaf ve koyu renkli bir şal ile örtülü tahta bir sedyeyle Hırka-i Saadet Dairesi'ne konan Sultan Abdülhamid'in naaşını hazırlamak için, içeriye yalnız Hırka-i Saadet erkânı ve önde gelenler girdi, diğer eşlik edenler dışarıda kaldı.

    Sultan Abdülhamid'in teçhiz, tekfin ve cenaze merasiminde hazır bulunanlardan Tarihçi Ahmet Refik Bey, Sultan Abdülhamid-i Sani'ye Dair adlı eserinde bu sahneyi şöyle anlatır: "Sultan Abdülhamid, üryan ve bi-ruh teneşir üzerine yatırılmıştı. Hacet penceresinin yaldızlı parmaklıkları önünde müteessirane durdum. Tabutun ilerisinde, Enderun erkânı, ellerini hürmetle kavuşturmuşlar, hizmete muntazır bekliyorlardı. Teneşirin etrafında, ikisi yeşil, ikisi beyaz sarıklı, dört hoca, ellerinde sarı lifler, misk sabunları, dindarane bir ihtiramla naaşı yıkıyorlardı. Sultan Abdülhamid'in beline doğru beyaz ve yeni bir kefen örtülmüştü. Göğsünden yukarısı ve dizlerinden aşağısı açıkta idi. Vücudunda uzun bir hastalığın zaafı görülmüyordu. Renginde ölüm sarılığı, korkunç bir sarılık yoktu, fildişinden camid bir cisim gibiydi. Boyu ufak, saçı sakalı ağarmıştı. Burnu çehresine nisbeten uzunca idi. Gözleri kapanmış çukura batmıştı. Uzun ve siyah kaşlarının vaz'ında melal ve teessür vardı.

    Saçları alnına doğru biraz dökülmüştü. Sakalı bembeyaz, uçlarına doğru sararmıştı. Yüzünde ihtiyarlık alameti, fazla buruşukluk yoktu. Boynu incelmiş, omuz kemikleri dışarı fırlamıştı. En zayıf yerleri göğsü idi. Göğüs ve kalça kemikleri görülüyordu. Bacakları beyaz ve ince, ayakları ufaktı. Vücudunda hiç kıl yoktu. Yalnız meme uçlarında, kollarının alt kısımlarında, parmaklarının üzerinde siyah kıllar görülüyordu. Kolları bi-tabane iki tarafa düşmüş, ayaklarının parmakları açılmıştı. Vücudunun sağ tarafı bembeyazdı. Sol tarafında ve arkasında kırmızılıklar görülüyordu. Heyet-i umumiyesi sevimli idi. Beyaz bir vücut, yıkandıkça güzelleşen bir naaş yeni bir teneşir üzerinde, yıkayanların ellerine tabi uzanmış yatıyordu. Naaşın karşısında, ellerinde gümüş buhurdanlar, ağalar duruyordu. Herkes huşu içinde idi. Bütün simalarda tevekkül alametleri görülüyordu. Nihayet, naaşın yıkanması bitti. Sarı ipek işlemeli havlularla kurulandı, tabut yere indirildi, teneşir, tabutun yanına getirildi. İçine kefenler serildi. Sultan Abdülhamid'in naaşı hürmetle tabuta indirildi. Kefen bağlandı, tabut kapandı."

    CENAZESİNDE HALK SOKAKLARA DÖKÜLDÜ

    Vasiyeti üzere, göğsüne ahidname duası, yüzüne Hırka-i Saadet bezi ve siyah Kâbe örtüsü konuldu. Cenazenin defne hazırlanması saat dokuz sıralarında son buldu. Hırka-i Saadet Dairesi'nden çıkarılan tabut, kapı önünde yüksek bir yere konulduktan sonra, Hamidiye Camii'nin kürsü şeyhi, etrafına bakınarak orada hazır bulunanlara "Merhumu nasıl bilirsiniz?" sorusunu yöneltip "İyi biliriz!" cevabını sorup helallik aldı. Ardından Şeyhülislam Musa Kazım Efendi'nin imametiyle cenaze namazı kılındı. Sultan Abdülhamid'in mensup olduğu Şazeli Dergâhı şeyhlerinin okudukları kelime-i tevhidler, tekbirler ve naatlar eşliğinde Babüsselam Kapısı'ndan çıkarıldı. Önde sıra ile süvari bölükleri, inzibat askeri memurları, Bahriye mızıkası, Bahriye askeri, Piyade Küçük Zabit Mektebi, Sahra Topçu Mektebi, İtfaiye alayı, Harbiye Mızıkası, Harem-i Hümayun ve Şazeli Dergâhı mensupları ile tabutu taşındı.

    Ahmet Refik, o anları şöyle anlatır: "Cenaze Bâb-ı Hümayun'dan çıktı. Sokaklar insandan görülmüyordu. Ayasofya önünden Sultan Mahmud Türbesi'ne kadar caddeye iki sıra asker dizilmişti. Ağaçlar, evler, pencereler, damlar kadınlar ve çoluk çocukla dolmuştu. Tramvaylar durmuştu. Tabut acıklı ve tesirli dualarla, tekbirler ve tehlillerle ilerliyordu. Cenazeyi görenler müteessir oluyorlardı. Evlerin pencereleri kadınlarla dolu idi. Bir hanım hıçkırıklarını zapt edemiyor, mendili gözlerinde, başını duvara dayamış ağlıyordu. Otuz üç sene hilâfet makamında bulunan Osmanlı padişahının son merasimi, hürmetle yerine getiriliyordu. "Allah! Allah!" sesleriyle tabut, türbe kapısından içeri girdi. Sultan Abdülhamid, hürmet ve tazim ile kabre indirildi."

    "BABAMIZ BİZİ BIRAKIP NEREYE GİDİYORSUN?"

    Sultan Abdülhamid'in cenaze alayı, Ayasofya'dan Sultan Mahmud Türbesi'ne kadar iki sıra asker dizili Divanyolu'nu takip ederek defin mahalline vardı. Bu sırada cadde ve caddeye çıkan sokaklar üzüntü içerisindeki halk ile dolup taştı. Ağlayanların haykırışları eşliğinde "Allah Allah" sesleri, dualar ve tekbirlerle türbeye getirilen II. Abdülhamid'in cenazesi, dedesi II. Mahmud ve amcası Sultan Abdülaziz'in yanında kendisi için açılan kabre yerleştirildi. Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid adlı eserinde, "Cenaze merasiminin nasıl yapıldığını, ahalinin "Babamız! Bizi bırakıp nereye gidiyorsun?" diye nasıl bağırdığını o zaman birçok yazanlar olmuştur" demiştir.

    • Thanks 1

  3. Usta marangoz Abdülhamid

    Devletin içeriden ve dışarıdan çok büyük bir baskı altında olduğu yıllarda Abdülhamid, geleceği planlıyor, Osmanlı'yı şahlandıracak projeler üzerinde düşünüyordu. Çok yönlü ve sıra dışı bir padişahtı. Şehzadeliği döneminde başladığı marangozluğa padişahlığı süresince devam etti.

    Usta marangoz Abdülhamid

    Sarayda kurduğu atölyede kendi tasarımı olan masalar mobilyalar yapıyordu. Yabancı devlet adamlarına ahşaptan oyma hediyeler gönderiyordu. Bu hem onun sanatçı yönünü ortaya koyuyor hem de çok boyutlu siyasi ilişkiler kurabilen devlet adamlığı yönünü gösteriyordu.

    Sultan'ın marangoz ustalığını yerinde görmek isteyenler Süleymaniye'deki Eski İstanbul Müftülüğü, şimdiki Şeriyye Sicilleri Arşivi kütüphanesinin dolaplarına bakarak 19 ve 20. yüzyılın en iyi mobilya ustasının eserlerini görebilirler.

    Usta marangoz Abdülhamid

    Sultan II. Abdülhamid Han'ın marangozluk aletleri ( Yıldız Sarayı)

    Usta marangoz Abdülhamid

    Marangoz aletlerinin bulunduğu odadan çıktıktan sonra koridorun solunda yer alan hamam, yanan Kaskat Köşkü'nün yerine yaptırılmıştır. Hamamda "sıcaklık" ve "ılıklık" bölümleri ve bir de şömineli dinlenme odası bulunuyor.

    Usta marangoz Abdülhamid

    Hamamın dinleme amaçlı yapılan bölümü.

    Usta marangoz Abdülhamid

    Hamamın bulunduğu koridordan devam ettiğimiz vakit Küçük Mabeyn Köşkü karşımıza çıkıyor. Sultan II. Abdülhamid tarafından 1901 yılında çalışma ve dinlenme köşkü olarak inşa ettirildi. Sultan, bazı resmi görüşmelerini de burada gerçekleştirmiş, mekan sonraki padişahlar tarafından da bu amaçla kullanılmıştır. 

    Sultan II. Abdülhamid'e tahttan indirildiği haberi bu köşkte verildi. Sultan Vahidettin de Dolmabahçe Sarayı'ndaki ikametinden sonra Yıldız Sarayı'na yerleşerek mütareke döneminde görüşmelerini burada gerçekleştirdi.

    Usta marangoz Abdülhamid

    Mustafa Kemal Atatürk 15 Mayıs 1919 tarihinde 3. Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun'a gitmeden önce Sultan Vahidettin ile son kez bu odada görüştü.

    Usta marangoz Abdülhamid

    Sultan II. Abdülhamid'in genellikle Cuma selamlığına çıktığında kullandığı bu "Landon" tipi araba Müze'ye girildiği zaman karşınıza çıkan büyük hol'de bulunuyor. Bir çok özel eşyanın sergilendiği bu alanda bulunan araba, Paris'te 2 adet yaptırılarak saraya getirilmiştir.

    Usta marangoz Abdülhamid

    Dünya değişiyordu sadece Osmanlı'da değil; dünyanın birçok ülkesinde büyük değişimler yaşanıyordu. Bu değişimlere ayak uydurarak güçlü bir devlet olmaya devam edebilirdi Osmanlı. İşte Abdülhamid bu dönüşümü tamamlamak istemişti. 33 yıl boyunca Osmanlı'yı ileri götürecek projeler üzerinde çalıştı. O, 33 yıl bu açıdan Osmanlı'nın en parlak dönemlerinden biriydi.

    Araba ile aynı alanda sergilenen Sultan'ın giydiği bir çok elbiseden birisi.

    Usta marangoz Abdülhamid

    Özellikle şehzadeliğinde kendi kullandığı atlar ile dolaşan II. Abdulhamid'in iyi bir at binicisi olduğu biliniyor. Şehzadelik döneminde kullandığı at binme eyeri.

    Usta marangoz Abdülhamid

    Osmanlı Valide Sultanları'na ait 19. yüzyıl koltuğu...

    Sultan Abdülhamid bir yandan toprak bütünlüğünün korumaya işgal edilen toprakları geri kazanmaya çalışıyor. Bir yandan da zamanının en ileri projeleri üzerinde çalışıyordu. Abdülhamid'in sağlık alanındaki uygulamalarına Avrupalı ülkeler çok sonra ulaşacaklardı.

    Usta marangoz Abdülhamid

    Hamidiye Etfal Hastanesi

    Usta marangoz Abdülhamid

    Sultan II. Abdülhamid Han'ın yaptırdığı Yafa Saat Kulesi ( Fotoğraf 1929 yılına ait)

    Usta marangoz Abdülhamid

    Osmanlı Hanedanının kız çocukları Kur'an okurken - 1905

    Usta marangoz Abdülhamid

    Sultan II. Abdülhamid Han zamanı Sultan Ahmed Orta Okulu öğrencileri

     

     

     

    • Thanks 1

  4. Dr. Ender Saraç uyardı! Hamur tatlı bir zehir..

    Dr. Ender Saraç uyardı! Hamur tatlı bir zehir...

    Konya'da 'Şifa Sohbetleri' programına katılan Dr. Ender Saraç, "Anadolu Kültüründeki Detoks Yöntemleri ile Şifalı Bitkiler" konularında bilgiler verdi.

    KONYA'DA HER ÜÇ KİŞİDEN İKİSİ OBEZ

    Konya'da her üç kişiden ikisinin obez olduğunu kaydeden Ender Saraç, "Türkiye' de kardiyovasküler hastalıkların, kalp krizinin, diyabetin ve birçok hastalığın başkenti Konya. Esasında manevi açıdan bütün dünyada nam salmış bir yer Konya. Huzurun, tasavvuf ama öbür taraftan ise o incelik, ruhsal zarafete yakışmayan obezite patladı gidiyor Konya'da. İnanılır gibi değil. Konya'da yürüdüğüm zaman en çok içimi cız eden konu 3 kişiden 2'sinin obez olması. Kendi hayatını mahvediyor. Ülkemize en çok Konya'dan buğday geliyor. Simit, poğaça, kek, pasta, ekmek, börek, bıçakarası, Mevlana böreği her şey hamur. Evde sabah ekmek yiyor, arada poğaça, simit yiyor. Konyalı kadınlar müthiş becerikli hemen börek açıyor. Derken hamur hamur tatlı bir zehir. Her beyaz unlu bir şey yediğinizde biraz daha göbek ve bele yağ olarak gidiyor" şeklinde konuştu.

    BEYAZ UN VE ŞEKER TÜKETİLMEMELİ

    Beyaz un ve şekerin tüketilmemesi gerektiğini belirten Ender Saraç, "Yemek yedin, mercimek, balık, köfte. Kan şekeri yavaş yavaş yükseliyor ama hamur işi yeyip bir de üstüne tatlı yediğin zaman kan şekeri birdenbire fırlıyor. O kadar çok fırlıyor ki pankreas dediğimiz kan şekerinin dengelemek için görevli olan organ birdenbire insülin salgılamak zorunda kalıyor. Beyin diyor ki dikkat et kan şekerin çıkıyor pankreasa emir veriyor pankreasta o kadar çok yedin ki sen insülin pompalamak zorunda kalıyor. Zamanla insülin görevi şekeri alıp hücre içerisine sokup kullanılmasını sağlamak. Sen o kadar çok insülin salgılattığın zaman bu sefer, insülin artık iş görmemeye, insülin direnci oluşmaya başladı. Şeker ya yakılmak zorunda veya yakamazsan yağa çevrilip en tehlikeli yer göbek civarında depolanıyor" ifadelerini kullandı.

    • Thanks 1

  5. Limon suyunun cilde yaptığı inanılmaz faydalar

    Limon suyunun cilde yaptığı inanılmaz faydalar

    Limon lezzetiyle olduğu gibi birçok rahatsızlığa olan faydasıyla da mucize bir meyvedir. Birçok şeye olduğu gibi cilde de faydası olduğu bilinen limonun neleri sağladığını biliyor musunuz? Limonun cilde faydaları nelerdir? Cildinizde gerçekleştirdiği değişiklikler nelerdir?

    Limonun cilde sağladığı faydaların yanı sıra nasıl kullanmak gerektiğini, limonla hazırladığımız kürleri ve tarifleri...

    LİMONUN CİLDE FAYDALARI

    *Sivilce ve siyah noktalara karşı kullanılabilir.
    *Ciltte oluşan lekelere karşı kullanılabilir.
    *Aşırı yağlı ciltlerde yağ dengesini sağlamak için kullanılabilir.
    *Kepek önleyici olarak kullanılabilir.
    *Ciltte meydana gelen kararmalara karşı kullanılabilir. Özellikle koltuk altı ve dirsekler için

    *Cilde canlılık vermek için kullanılabilir.
    *Cildi nemlendirmek için kullanılabilir.
    *Cildi ölü hücrelerden arındırmak için kullanılabilir.
    *Ciltteki çatlakları azaltmak için kullanılabilir.

    LİMONLA HAZIRLANAN CİL MASKELERİ

    Siyah noktalar için: ½ kaşık limon suyu ile, 1 tatlı kaşığı karbonatı karıştırıp macun haline getirin. Siyah noktalı bölgeye sürüp 15 dakika bekletin. Daha sonra bol su ile yıkayın. Haftada bir kez yapabilirsiniz.

    SİVİLCE VE AKNELER İÇİN

    sivilceli bölgeye günde iki kez limon sürüp yaklaşık 5 dakika beklettikten sonra yıkayın. Sivilce yok olana kadar tekrarlayabilirsiniz.

    ÖLÜ HÜCRELERDEN ARINDIRMAK İÇİN

    1kaşık limon suyu, 1 kaşık esmer şeker, 1 yumurta iyice karıştırın. Cildinize sürdükten 10 dakika sonra yıkayın.

    NEMLENDİRMEK İÇİN

    Eşit miktarda bal, limon ve zeytinyağını karıştırıp cildinize sürün. 15 dakika sonra durulayabilirsiniz.

    • Thanks 1

  6. Lahana turşusu her derde deva!

    Lahana turşusu her derde deva!

    KALP VE DAMAR HASTALIKLARI RİSKİNİ AZALTIR 

    Lahana, magnezyum ve potasyum mineralleri açısından oldukça zengindir. Bu mineraller kalp ve damar hastalıklarını önlemede büyük yarar sağlar. Bunun dışında sebzenin fermente olması kalp ve damarlarda yer alan kötü kolesterolü yok eder.

    SİNDİRİM SİSTEMİYLE ALAKALI HASTALIKLARI ENGELLER 

    Bağırsak dostu olan laktik asit ve probiyotikler lahana turşusunda bol miktarda bulunur. Lahana turşusunun bol miktarda tüketilmesi sonucunda bağırsak kanseri ve mide kanseri gibi boşaltım sistemi ile alakalı hastalıkları engellemiş olursunuz.

    KANSERLİ HÜCRELERİN GELİŞİMİNİ ENGELLER 

    Lahanada turşusunda bulunan, izotiosiyanatlar kanserli hücrelerin gelişimini engellemeye yardımcı olur. Aynı zamanda lahanada bulunan antioksidanlar, vücutta yer alan bakterilerle savaşır ve gelişimlerini kötü yönde etkiler. Özellikle; meme kanseri, yumurtalık kanseri ve prostat kanseri gibi hormona duyarlı kanserlerin oluşmasını engellemede etkilidir. Lahanın faydalarından verimli bir şekilde yararlanmak istiyorsanız belirli aralıklarla, düzenli olarak tüketmeniz gerekecektir.

    BEYİNİN İŞLEVLERİNİ KORUR 

    Lahanada B6 vitamini oldukça zengindir. Bu vitamin beyin fonksiyonlarını korur ve rbc oluşumunu sağlar.

    KAS AĞRILARINI AZALTIR

    Lahana turşusunda ağrıyı hafifleten organik bileşenler vardır. Düzenli tüketildiği takdirde vücudunuzun herhangi bir yerinde ağrı oluşmasını engeller.

    • Thanks 1

  7. Çikolata tüketmeniz için 7 sebep

    bitter çikolata ile ilgili görsel sonucu

    Düzenli bitter çikolata tüketenlerin ciltlerindeki nem kaybının yüzde 25 oranında azaldığı görüldü. Ayrıca her gün birkaç parça çikolata tüketmek kolesterolü düşürüyor, hafızaya iyi geliyor

    Çikolatayı kim sevmez ki… Az miktarlarda bitter çikolatanın, ruh halinizi iyileştirmeden kolesterolü düşürmeye kadar sağlığınıza birçok faydası olduğunu biliyor muydunuz? Kilo almanıza neden olan kötü ününe rağmen, bu lezzetli besinin sağlığınıza birçok farklı faydası bulunuyor. Çikolata, tropikal theobroma kakao ağacı tohumlarından elde edilir ve en eski kullanımı Mesoamerica'daki Olmec uygarlığına kadar uzanır. Amerika kıtasının keşfinden sonra çikolata, daha popüler bir hale gelerek dünya geneline yayılmış ve talep her geçen gün artmıştır.

    EN İYİ ÇİKOLATA HANGİSİ?
    Çikolata ne kadar koyu renkte (yüzde 70 ve üzeri kakao içeriyorsa) ise flavonoid içeriği de o kadar yüksek olur. Flavonoidler; brokoli, soğan, meyve ve çay gibi gıdalarda bulunur ve bazı kanser ve kalp hastalıklarına karşı insanları korumaya yardımcı olabilir. Dolayısıyla bitter çikolata daha sağlıklıdır diyebiliriz. Araştırmalara göre, insanlar yılda ortalama 4.5 kg. çikolata tüketir. Peki, insanlar tarafından bu kadar vazgeçilmez olan bir besinin sağlığa ne gibi faydaları var?

    KOLESTEROLÜ DÜŞÜRÜR
    Çikolata, doymuş yağ oranı yüksek olan kakao yağı içerdiğinden genellikle sağlığa zararlı olarak bilinir. Ancak Hindistancevizi yağı gibi doymuş yağların diğer formları olan kakao yağı da aslında sağlığınız için faydalı olabilir. Kakao yağında bulunan yağın üçte biri, karaciğerinizde oleik asit adı verilen sağlıklı tekli doymamış yağa dönüşen stearik asittir. Oleik asit aslında kötü (LDL) kolesterol seviyesini düşürür ve iyi seviyeleri (HDL) yükseltir. Kan damarlarındaki esnekliği geliştirir, böylece kan basıncınızı düşürür ve trombositlerin birbirine yapışmasını ve atardamar duvarlarının tıkanmasını engeller. Bu güçlü antioksidan, HDL (iyi) kolesterol seviyeleri oluşturmaya yardımcı olur. AJCN'de yayınlanan 2007'deki bir araştırmada, kakao tozu verilen katılımcıların, kontrol grubundaki yüzde 5'lik oranda bir artışa kıyasla, 12 hafta boyunca HDL düzeylerinde yüzde 24'lük bir artış görüldü. Yalnız bitter çikolata tercih etmeyi unutmayın. Bitter çikolata, sütlü çikolatayla karşılaştırıldığında, kan trombositlerinin birbirine yapışmasını önleyen ve hatta arterleri tıkamayan, üç katı fazla antioksidan içerir.

    KONSANTRASYONU ARTIRIR
    Manyetik rezonans görüntüleme çalışmalarında, çikolatanın beyindeki kan dolaşımını artırdığını ve bu sayede odaklanma becerinizi artırabileceğini gösterdi. Beş gün boyunca az miktarda kakao flavanolü alan sağlıklı erişkinlerde, beyne daha iyi kan akışı sağlandığı görüldü. Harvard Tıp Fakültesi'ndeki bilim adamları, günde iki bardak sıcak çikolata içilmesinin beynin sağlıklı kalmasına ve yaşlı insanlarda hafıza kaybının azaltılmasına yardımcı olabileceğini öne sürdü.

    STRESİ AZALTIR
    2009'da yapılan bir araştırma, iki haftalık süreyle her gün 40 gram çikolata yiyen kişilerin, çalışmalarının başlangıcındaki seviyelerine kıyasla, kortizol düzeylerinde azalma olduğunu buldu. Bir yıl sonraki bir başka araştırmada ise, 30 gün boyunca her gün kakao yiyen kişilerin yüzde 10 daha düşük kaygı seviyelerinin olduğu ve kendilerini çalışma başlangıcındakinden daha sakin bulduklarını gösterdi.

    EGZERSİZLERİNİZE GÜÇ KATAR
    Egzersiz öncesi enerji seviyenizi yükseltmeniz gerekir. Hem enerjinizi yükseltmek, hem de egzersiz sonrası ağrı oluşumunu engellemek için çikolata size yardımcı olacaktır. Kakaonun içinde bulunan kateşinler ve epikatekinler olarak bilinen iki çeşit antioksidan, kaslarınızda enerji üreten besin maddelerinin emilimini artırır; böylece enerji vererek egzersiz boyunca size yardımcı olurlar. Ayrıca kakaodaki anti-enflamatuar bileşikler, egzersiz sonrası oluşan ağrı hissinde beş kat azalmaya neden olabilir. Egzersizinizden sonra, birkaç parça bitter çikolata tüketin.

    DAHA SAĞLIKLI BİR CİLT
    Çalışmalar, antioksidan bakımından zengin çikolata tüketmenin daha nemli, pürüzsüz ve güneş yanığına karşı dirençli bir cilde neden olduğunu gösterdi. Avrupa Beslenme Dergisi'nde yayınlanan bir araştırmada, 12 hafta boyunca düzenli kakao tüketenlerin, ciltlerindeki nem kaybının yüzde 25 oranında azaldığı keşfedildi.

    HER ŞEYİN FAZLASI ZARAR
    Çikolatanın, büyük oranda şeker içeren ve yüksek kaloriye sahip bir besin olduğunu unutmamak gerekir. Dolayısıyla bir kişi kilo vermek istiyor veya kilosunu korumaya çalışıyorsa, çikolata tüketiminde bir sınır belirlemek iyi bir fikir olabilir. Çikolataların çoğunda yüksek oranda bulunan şeker miktarı aynı zamanda diş çürümesine neden olabilir. Buna ek olarak, çikolatanın zayıf kemik yapısına ve osteoporoza neden olabileceğini düşündüren araştırmalar vardır. American Journal of Clinical Nutrition'da yayınlanan bir çalışma, yaşlı kadınlarda çikolata tüketimi ile kemik yoğunluğu arasındaki ilişkiyi tanımlamak için yürütülmüştür. Araştırmacılar, günlük olarak çikolata tüketen yaşlı kadınların daha düşük kemik yoğunluğu ve gücüne sahip olduğu sonucuna varmışlar. Genel olarak, çikolatanın sağlığa birçok faydası vardır diyebiliriz. Ancak her zaman söylediğim gibi, her şeyin fazlası yarardan çok ancak zarar verir.

    KİLO ARTIŞINI ÖNLER
    Kakao, lif ve protein açısından zengindir. Standart boyutlu bitter çikolata çubuğunda 4 gram lif ve 8-9 gram arasında protein vardır. Bir çorba kaşığı kakao tozu ise 4 gram lif ve 1 gram protein içerir. Yapılan bir araştırma, düzenli çikolata tüketenlerin, çikolatadan tamamen uzak duranlara göre daha ince olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bir başka araştırmada Hollandalı araştırmacılar, bitter çikolatayı koklamanın bile iştah kapattığını ve açlık hormonlarını bastırdığını buldu.

    DAHA SAĞLIKLI DİŞLER İÇİN KAKAO
    Çikolatanın içindeki şeker, dişlerinizi çürütebilir ancak kakao dişlerinizi gerçekten korur. Kakao çekirdeği kabuğu, boşluğa neden olan bakterilerin gelişebildiği plak ve biyofilmlerin oluşumunu engelleyen antibakteriyel bileşikler içerir. Nitekim dört gün boyunca dişlerini fırçalamayan çocuklar üzerinde yapılan bir çalışma, kakao esaslı bir gargara eşliğinde tek bir durulamanın, bakterilerin yüzde 21'ini öldürdüğünü gösterdi.

    • Thanks 1

  8. Kanser düşmanı 5 vitamin

    Kanser düşmanı 5 vitamin

    KANSEROJENLERİN ETKİSİNİ AZALTAN A VİTAMİNİ

    Yeşil ve sarı renkli, sebze ve meyvelerde, A vitamininin ön maddeleri olan "karotenoidler" bulunur. Bunlar güçlü antioksidan özelliği taşır ve vücutta A vitaminine dönüşür. Karaciğer, süt yağı, yumurta sarısı gibi besinler, A vitamininin içeriğinde bulunan karotenoidler bakımından zengindir. Bu özellikleri ile kanserojen maddelerin etkisini azaltarak, kansere karşı koruyuculuk sağlar.

    BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİREN B VİTAMİNİ

    B vitamin değerinin vücutta yeterli oranda bulunması, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi bakımından çok önemlidir. Vücudun savunma sisteminin güçlü olması, kanser de dahil olmak üzere pek çok hastalığa karşı koruyucudur. Kırmızı et, balık, karaciğer, süt, yumurta, soya fasulyesi, ıspanak, domates, mantar, yeşil yapraklı bitkiler ve kuru baklagiller B vitamini açısından zengindir.

    VÜCUDU YENİLEYİCİ ÖZELLİĞİ İLE C VİTAMİNİ

    C vitamini bağışıklık sistemini güçlendirir, kolejen üretimini artırır, deri, kıkırdak, tendon, bağ ve kan damarlarının yenilenmesini sağlar. C vitamini eksikliğinde kalp, artrit ve kanser gibi önemli hastalıklar ortaya çıkabilir. Bu özelliği ile C vitamini, vücuda alınan kanserojen maddeleri etkisiz hale getirip, kansere karşı kalkan oluşturabilir. C vitamini en fazla taze sebze ve meyvelerde bulunur. Zengin C vitamini içerikli olan besinler; kuşburnu, maydanoz, tere, roka, diğer yeşil yapraklı sebzeler, karnabahar, yeşil sivri biber, turunçgiller, domates, çilek ve patatestir.

    KEMİKLERİ GÜÇLENDİREN D VİTAMİNİ

    D vitaminin vücutta yeterli oranda bulunması, özellikle meme ve kolon kanseri riskini azaltmaktadır. Karaciğer, yumurta sarısı, süt ve süt ürünlerinde az miktarda bulunur. Günlük beslenme ile D vitamini gereksinimi yeteri kadar karşılanamaz. Bu bakımdan en iyi D vitamini kaynağı güneştir. Güneş ışınlarından düzenli olarak yararlanmak, derideki ön maddede D vitamini oluşmasına ve vücudun ihtiyacı olan miktarı karşılamasına yardımcı olur. Ancak aşırı ve uzun süre güneş ışınları ile temas halinde olmak, deride hasar oluşturur. Bu durumda D vitamininin etkisi kaybolduğu gibi, cilt kanseririskini de tetiklenir. Kontrollü bir şekilde güneşten yararlanmak, vücutta yeterli D vitamini oluşumun sağlar. Aynı zamanda vücuttaki kalsiyum miktarını artırarak kemik kanseri riskini de azaltır.

    SAĞLIKLI HÜCRELERİ KORUYUCU E VİTAMİNİ

    E vitamini antioksidan etkisi ile vücuttaki sağlıklı hücreleri, serbest radikallerin tahrip edici etkisine karşı koruyucu özelliğe sahiptir. Bağışıklık sistemini güçlendirir, vücudu virüs ve bakterilere karşı dayanıklı hale getirir. Hücrelerle etkileşime geçer ve vücudun önemli fonksiyonlarını gerçekleştirir. Toksik maddelerin etkisini azaltarak, güçlü antioksidan özelliği ile yağların ve hücrelerin oksidasyonunu önler. Başta bitkisel yağlar, yeşil yapraklı sebzeler, özü alınmamış tahıllar, fındık, fıstık gibi kuruyemişler, kuru baklagiller olmak üzere çeşitli yiyeceklerde bulunur.

    • Thanks 1

  9. Genleriniz mi utangaç yoksa beyniniz mi?

    Genleriniz mi utangaç yoksa beyniniz mi?

    Tam 60 sene evveline, 1958’e gidiyoruz. Yıllar sonra dünyanın en uzun süre sahnelenen oyunu unvanını kazanacak olan The Mousetrap, o zaman 2 bin 239 performansla Birleşik Krallık’ın en uzun soluklu prodüksiyonu olmuştu. Bir hayli heyecanlı olan prodüktörü başarıyı kutlamak için Savoy Hotel’de şaşaalı bir parti düzenledi. Gardırobundaki en havalı parçalar olan yeşil şifon elbisesi ve beyaz saten eldivenleriyle adına gece düzenlenen o kadın, soluğu otelde aldı. Tüm zarafetiyle otele varmıştı ki belki de başına gelebilecek en kötü şey oldu. Kapıda tanınmadı ve içeri alınmadı. 67 yaşındaki kadın hiddetlenerek “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” demedi, utandı. Arkasını dönüp uzaklaştı. Kim olduğunu merak ettiğiniz bu kadın, tam da o an ne hissettiğini şöyle özetliyor: “Zavallı, korkunç, çaresiz ve utangaç.” Sözünü ettiğimiz o kadın, polisiye edebiyatının kraliçesi Agatha Christie’den başkası değildi...

    Patronunuzun esip gürlediğine bakmayın, onun da kalabalık ortamlarda midesine kramp giriyor, soğuk soğuk terliyor olabilir. Kim bilir, binlerce kişiyi parmağının ucunda döndüren holdingin patroniçesi, reyting rekorları kıran dizinin yıldızı da aslında bir avuç insan gördüğünde dizlerini titretecek kadar utanıyor olabilir ama bozuntuya vermiyordur. Mesela Oscarlı oyuncu Salma Hayek “Kameralar yerine izleyicileri karşıma koysanız, ölürüm” diyor. Benzer bir itiraf Johnny Depp’den de gelmişti. 24 saatini kameralar önünde geçiren skandallar kraliçesi Kim Kardashian West geri kalır mı? “Gerçek Kim aslında aşırı utangaç!” diyor. Bir de utangaç olmasa neler yapacak, kim bilir. Neyse.

    İlkokulda size kendinizi uzaylı gibi hissettiren o “Biraz daha yüksek sesle konuşur musun, seni duyamıyoruz” cümlesini, lisede ve üniversitede bir elin parmağını geçmeyecek sayıda arkadaşlarla yetinmeyi, profesyonel hayata adım atınca işyerinden koşar adımlarla eve dönemenin ne demek olduğunu bilir misiniz? Merkezi Birleşik Krallık’ta bulunan Medical Research Council’e göre depresyon ve alkolizmden sonra en sık görülen 3’üncü psikiyatrik bozukluk olan sosyal anksiyete ve utangaçlık sadece ABD’de 15 milyon kişiyi vuruyor. Bırakın toplantıda söz almayı, 3 kişiyi görünce ne yapacağını şaşıranların sayısı her geçen gün artıyor. Prof. Bernardo J. Carducci, “Çevrenizde gördüklerinizin yüzde 45’i utangaç!” diyor.

    % 30’u evlenmiyor

    Gelin önce bir utangacı sahneye alalım. Kendisinde yeni insanlarla tanışma gücünü ve cesaretini asla bulamaz, her daim bir bahanesi vardır. Her plan da reddedilir mi canım? O eder! Bugün başı ağrır, yarın midesi bulanır, haftaya işi çıkar. Çevresinde sadece kemikleşmiş arkadaş çevresi olsun ister. Kılı kırk yarar, bir yere gelmelerine ikna ederseniz donup kalır. Mahcup olacağı, aşağılanacağı veya eleştirileceği korkusuyla kalbi yerinden çıkacak gibi atar, terler, midesi bulanır, ağzı kurur, kekeler, yüzü kızarır. Daha sayalım mı? Sanki binlerce göz hiç işi yok gibi onun üzerindedir, aptal ya da sıkıcı görüneceği kaygısı peşini bırakmaz. Biriyle tanışma anında ne yapacağını, bir sohbeti nasıl başlatağını ve sürdüreceğini bilmez yani sosyal beceri eksikliği vardır. Göz göze gelmekten kaçınır, çok alçak sesle konuşur, konuyu bir yere bağlayamaz. Sizinle konuşmaktan keyif aldığına dair en ufak bir belirti göstermez. Bu donuk halleri sizin de hevesinizi kursağınızda bırakır. Dr. Marla Gottschalk, “Utangaçlar idare edilmesi en zor olan insan tipi olabilir ama aslında onlar hakkındaki önyargılar daha kötü sonuçları doğurabilir” diyor. Prof. Tomas Furmark ise meseleyi “Sosyalleşme motivasyonun düşük olması” olarak özetliyor ama mesele arkadaş çevresinin kısıtlı olmasında ya da durumdan özel hayatın olumsuz etkilenmesinden çok daha öte. Sağlığınızı, kariyerinizi, cebinize giren parayı, kısaca hayat kalitenizi belirleyen her şeyi etkiliyor. Bu kişilerin yüzde 30’u evlenmiyor ve tek başına yaşıyor.

    Utangaçlıkla iç içe yaşanan rahatsız edici duygu olan sosyal kaygıya gelince... Çevredeki insanların gözünde aptal durumuna düşme, dışlanma, yetersiz görülme, eleştirilme korkusu olan bu kaygı, kişiyi daha büyük bir girdaba sokar. Utangaçlık sorunu olan kişi bir ortamda kendini nasıl kontrol altına alabileceğine değil, kaygısına odaklanır; böylelikle sendrom daha da tetiklenir.

    Peki kim suçlu?

    Gelin daha da ayrıntıya girelim. Aslında mesele sandığınızdan daha derin, öyle bir gecede ortaya çıkan bir fobi değil. Genetik mi? Kimilerine göre kesinlikle evet. Harvard Üniversitesi’nden Prof. Jerome Kagan, utangaçlığın genetik olduğunu savunan isimlerden. Yani Kagan’a göre aslında kalıtsal olarak utangacız. Henüz anne karnındayken bu özellik kalp atışımızın daha hızlı olmasına sebep olabiliyor. Dünyaya gözümüzü açtığımızda yeni olana karşı alarma geçiyoruz. Ancak Prof. Kagan yine de sadece genleri sorumlu tutmak için fazla erken olabileceğini söylüyor. The American Psychiatric Association da utangaçlık konusunda genetik faktörlerin etkisine dikkat çekiyor.

    Bir başka iddiası asıl utangaç olanın genlerimiz değil beynimiz olduğu. Yine Harvard Üniversitesi’nden Carl Schwartz’ın araştırması utangaç bir beyne sahip olabileceğimizi öne sürüyor. Utangaç olan yetişkin bireylerin beyin tomografileri üzerinden yapılan araştırmada, deneye katılanlara alışık olmadıkları simalar gösterildi ve bu kişilerin beyinlerinin amigdala bölümünde çok sert tepki olduğu gözlemlendi. Yeni olana aşırı hassas beynin amigdala bölümünde, kontrolü dışında yabancı olan potansiyel bir tehdit olarak algılandı.

    Elbette meseleyi genler ve beynimizle açıklamak kısıtlı kalır. Utangaçlığın yıllar içinde öğrenilen bir davranış olduğunu söyleyen uzmanlar da var. Özellikle de vücutta ciddi değişimlerin, cinsel dürtülerin baş gösterdiği, kendine odaklanmanın ve içe kapanıklığın arttığı ergenlik yıllarında tavan yapıyor. Prof. Bernardo J. Carducci, kendine aşırı şekilde odaklanma hali olan utangaçlıkta kendi düşünceleri, hissi, fiziksel tepkileriyle meşgul olmayı zamanla öğrenmek, kişisel farkındalık işini abartmakla bu hale gelindiğine dikkat çekiyor. Psikolog Steve Bressert da “Yeni doğan bebeklerde utangaçlık oranı yüzde 10-15 iken zamanla oran 40-60’lara çıkar” diyor. Dahası utangaçlık üzerine çalışan uzman Philip Zimbardo, kültürel faktörlerin de utangaçlık seviyesi üzerinde etkili olduğunu söylüyor. Zimbardo, yaptığı araştırmada dünyada en çok yüzde 60’lık oranla Japon ve Tayvanlı öğrencilerin utangaçlıktan mustarip olduğunu, bu oranın yüzde 30 ile en az İsrailli öğrencilerde görüldüğünü öne sürüyor.

    Bu arada son yıllarda utangaçlığı en çok tetikleyen faktörler, akıllı telefon ve sosyal medyada öldürülen zaman. Çünkü gerçek hayatta daha az insanla yüz yüze geliyoruz ve spontane olarak sohbet ediyoruz. Kafamızı kaldırıp gerçek dünyaya döndüğümüzde sudan çıkmış balığa dönüyoruz. Sosyal izolasyon ve utangaçlığı uzun çalışma saatleri, yorucu şehir yaşamı, trafikte geçirilen zaman ve stres de tetikliyor.

    Neyse buraya kadar topa tutmuş gibi görünebiliriz ancak utangaçlığın faydalı yanlarını da görmezden gelmemek gerek... Siz onların sessiz olduklarına bakmayın, en iyi dinleyici ve gözlemci onlar. Öte yandan önce düşünüp sonra konuşmaları da onları avantajlı hale getirir. Stanford Üniversitesi’nden C. Barr Taylor, “Odadaki iyi gözlemci olarak gücü ele almak mümkün” diyor. Ani tepkiler, fevri davranışlardan uzak durur, kontrollü davranır, aksi halde utanma duygusu, kaygısı yoksa çevresi tarafından itici bulunma ve dışlanma ihtimali de artabilir.

    Utanmama rehberi

    Aşırı utangaçlığını bastırma arzusu en çok alkol ve madde kullanımına sürüklüyor. Zira aşırı utangaç kişilerde tüketim 2 kat artıyor ki bu uzmanlara göre yapılabilecek en kritik hata. Bir diğer hata utangaçlık krizine yol açabilecek her ihtimali reddederek, dış dünyaya kapalı bir yaşam tarzı benimsemek. Peki uzmanlara göre utangaçlıkla en iyi nasıl mücadele edilir?

    Kamufle etmeyi öğrenin: Utangaçlık üzerine yaptığı araştırmalarıyla bilinen Philip Zimbardo, “Hollywood ikonlarının çoğu utangaç ama saklamayı biliyor” diyor. Yani siz siz olun, ortamlarda profesyonel utangaç olun.

    Atletler de koşu pistinde gergin: ABD’de utangaçlık üzerine çalışmalar yapan The Shyness Institute’nün başkanı Lynne Henderson, yeni bir ortama girerken kendinize atletleri hatırlatmanız gerektiğini söylüyor. “Atletler de koşu pistinde kaygılı olur. Tek yaptıkları, istedikleri şeye odaklanmak. Yani gerginliğinize aldırış etmeyin, almak istediğinize odaklanın.”

    Kendiniz inşa edin: Klinik Psikolog Lynne Henderson’a göre “Cesaretim yok” deyip kenara çekilmek yerine, utanmamayı ellerinizle inşa edin. Yani bunun sonradan edinilebilecek bir yetenek olduğunu unutmayın. Ancak olmadığınız biri gibi davranmayı reddedin.

    Bodoslama başlayın: Florida Üniversitesi’nden Prof. Barry Schlenker, utangaçların asıl derdinin karşısındakinin üzerinde etki bırakamama endişesi olduğunu söylüyor: “Devamlı etki yaratmaya gerek yok. Manalı olmasa da sohbete bodoslama başlayın.”

    Göz kontağı kurun: 2012’de Kanada’daki Queen’s University’de yapılan çalışmaya göre, göz kontağı kurmak şart. Anlattığınızın karşınızdakinin kafasında bir anlam oluşturmasından evvel gözlerinizle kişiyi kendinize bağlayın.

    Sıkıcı olmaktan korkmayın: University of Central Florida’dan Prof. Deborah C. Beidel, “Sıkıcı görünmekten korkarız ama asıl bu korku sohbetin önüne taş koyar” diyor. Oysa kalabalık ortamlardaki rahatlığına hayran kaldıklarınız da bazen sıkıcı olabilir, saçmalayabilir.

    Geç gitme, erken kalkma: Prof. Bernardo J. Carducci, “Yeni bir ortamda 10 dakika kalıp ayrılmayın. Daha da önemlisi sakın geç gitmeyin” diyor.

    Ne yemeli?: Maryland Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma turşu, soya sütü, yoğurt ve bitter çikolatanın sosyal anksiyete ve utangaçlıkla savaşmada etkili olduğunu öne sürmüştü. Eh, denemekte fayda var.

    • Thanks 1

  10. Cep telefonu beynimizi ısıtıyor!

    Cep telefonu beynimizi ısıtıyor!

    Doç. Dr. Halit Yerebakan, son yıllarda insanlar arasında beyin tümörünün çoğaldığını belirterek bunun nedeninin de cep telefonu kaynaklı olduğunu ifade etti.

    cep-telefonu-beynimizi-yakiyor-1518437451366.jpg

    "NEREDEYSE YANIK OLUŞUYOR"

    Yerebakan, "Radyofrekans dalgalarının bir özelliği var. Suyu ısıtıyor. Bedenimizin çok büyük bir oranı su. Özel ısı haritaları geliştirildi. Termal kameralar sayesinde vücudunuzun ne kadar ısındığınızı görüyorsunuz. Baktığınız zaman yüz ısısı normal, şah damarın geçtiği yerde bir ısı artışı var. Kulağımızın hemen önünde yine bir ısı artışı var. Bir de frontal lob yani alnımızda bir ısı artışı görüyorsunuz. Telefonla konuştuktan 15 dakika sonra alınan bir ısı haritasında neredeyse bir yanık oluşmuş kadar bir ısı artışı olduğu görülüyor." diye konuştu.

    ÇOCUKLARA DİKKAT EDİLMELİ

    Telefonların küçük çocuklardan da uzak tutulması gerekitğini de belirten Yerebakan, telefonla oynayan çocuklarda meydana gelebilecek ısı artışına da değindi. 10 yaşındaki bir çocuğun beynindeki ısı artışı orta hattı geçerken, 5 yaşındaki bir çocuğun tüm beynine yayılıyor. Bu yüzden Yerebakan, tüm aileleri daha dikkatli olmaları konusunda uyarıyor.

     

    • Thanks 1

  11. Bilinçsiz kullanılan bu vitaminböbreklere zarar veriyor!

    Bilinçsiz kullanılan bu vitamin böbreklere zarar veriyor!

    Kış aylarında karanlıkta işe gidip gelmek, soğuk hava nedeniyle güneş almayan kapalı mekanlarda bulunmak D vitamini eksikliğine neden olabiliyor.

    Kişilerin bu aylarda kulaktan dolma bilgilerle D vitamini takviyesi aldıklarını ve bunun olumsuz sonuçlar doğurabildiğini söyleyen Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Nihan Çakır, bu takviyelerin doktor tarafından reçeteyle verilmeden kullanılmaması gerektiğini belirtti.

    Damla, ampul ya da sprey şeklinde vücuda alınan D vitamini takviyeleri fazla kullanıldığında ciddi sağlık problemlerine yol açıyor. D vitaminin ana kaynağının güneş olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Nihan Çakır, vücuda takviyelerle fazladan alınan D vitaminin böbrekte kalsiyum taşı oluşturabileceğine dikkat çekti.

    Son yıllarda Türkiye´de D vitamini ampullerinin sıklıkla kullanıldığına dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Çakır, "D vitamini damla, sprey ve ampul halleri var ve bunların etken madde içerikleri birbirinden farklı oluyor. Ampul aynı hacimde daha fazla D vitamini içeriyor. En büyük sıkıntı ampullerin kırılarak tek bir seferde önerilenden daha fazla tüketilmesi. 

    Ampullerin fazla kullanılması özellikle D vitamini fonksiyonu kalsiyum emilimi üzerinde olduğu için, kalsiyumun daha fazla emilmesine ve böbrek rahatsızlıklarına neden olabiliyor" dedi. Doktor tavsiyesinin dışında D vitamininin fazla kullanımının son yıllarda çok yaygın olduğunu vurgulayan Çakır, bu durumun kalsiyum metobolizmasını bozduğuna dikkat çekti.

    Fazla vitaminin bağırsakları da olumsuz etkileyeceğini söyleyen Çakır, "Kalsiyum metabolizmasını bozduğu için, özellikle bağırsaklardan emilimini değiştireceği için böbrekteki kalsiyum taşları oluşturma ya da nefrokalsinoz dediğimiz duruma yol açabiliyor. Bu özellikle endokrin hekimleri tarafından oldukça sık karşılaşılan bir durum haline geldi. O yüzden önerilen dozlarda, önerilen şekilde, önerilen süreyle kullanmak son derece önemli" ifadelerini kullandı.

    • Thanks 1

  12. Yeni Teknolojiler İle Kısır Erkek Kalmayacak

    Yakın gelecekte kök hücreden sperm üretilecek

    Yeditepe Üniversitesi Histoloji-Embriyoloji Uzmanı ve Tüp Bebek Merkezi Laboratuvar Direktörü Yrd. Doç. Dr. Oya Alagöz, tüp bebek tedavisinde erkeğin rolüyle ilgili sorularımızı yanıtladı...

     Tüp bebek tedavisinde erkek faktörü sıklığı nedir?
    Günümüzde tüp bebek tedavisi için başvuran hastaların yaklaşık yüzde 40-45'inde erkek faktörü rol oynar. Normal fizyolojiye baktığımızda, sperm yumurta ile buluşmadan önce pek çok bariyerden geçer. Vajina ve serviksteki, mukus dediğimiz kadının doğal sıvıları bu görevi üstlenmiştir. Spermlerin kötüleri burada elenip sağlıklı olanlar rahim içine ulaşır. Bu yarışı kazanan spermler yumurtayı dölleme kabiliyetine sahip en iyi spermlerdir.

    ÖZEL OLARAK AYIKLANIR

     Sperm azlığı durumunda ne yapılabilir?
    Sperm sayı ve hareketliliğindeki azalma doğal yollardan gebelik şansını ortadan kaldırır. Bu vakalarda bu güne kadar uygulanan yöntem spermlerin laboratuvarda özel yıkama ve ayıklama işlemlerinden geçirilerek hazırlanması ve mikroenjeksiyon uygulanmasıdır.

     Menide hiç sperm yoksa neler yapılabilir?
    Erkelerde bazı durumlarda testislerde normal sperm üretimi olmasına rağmen taşıyıcı yollarda tıkanmalar nedeniyle spermler dışarı çıkamaz. Bu olgularda üretilen spermler cerrahi yolla çok ince iğnelerle testislerden alınır. Eğer canlı sperm bulunamazsa, testislerden alınan doku örneklerinde mikroskop altında sperm aranır. Sperm olmaması bazen üretim eksikliğinden kaynaklanabilir. 'Mikroskobik TESE' sonucu elde edilen sperm bir-iki tane bile olsa döllenme sağlanır ve gebelik elde edilebilir. Bu metod erkek infertilitesinde çığır açmıştır. Bu metodun kullanımından önce hiç babalık şansı olmayan erkekler baba olma şansını yakalamıştır. Ancak bazı olgularda, bu işleme rağmen hiç olgun sperm üretimine rastlanmadığı şansız durumlarla da karşılaşılabilmektedir.

     Yakın gelecekte spermi olmayan erkeklerde kök hücreden sperm üretilebilecek mi?
    Testiste sperm üretimi çok küçük VSELs (Very small embryonic-like stem cell) olarak adlandırılan çok küçük embriyon benzeri kök hücrelerden başlar. Bunlar çok küçük ve çok az sayıdadır. Bunların varlığı da son birkaç sene içerisinde anlaşılmıştır. 2016 yılında yapılan bir çalışmada da bunların hormonlara duyarlı olup uyarıldıklarında sperm hücrelerine dönüşebildiği gösterilmiştir. Geçtiğimiz yıl da Fransa'dan gelen bir haber, çeşitli uyarıcılar kullanılarak sperm kök hücrelerinden kuyruk yapısı gelişmiş sperm dönüşümünün gerçekleştiği yönde olup yeni bir umut kaynağı oluşturmuştur. Ancak bu çalışmanın, diğer çalışmalarla doğrulanmasına ve geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Bu konuda çalışmaların hızla devam etmesi ve ön gelişmeler sevindirici olup ancak kesin sonuç için halen beklemek gerekir.

     En sağlıklı spermi seçmede son uygulanan yöntemler nelerdir?
    Sağlıklı spermi seçmede ROS (Reaktif Oksidatif Stres) testi, mikroçip ve PICSI yöntemleri kullanılıyor.

    TEDAVİ PLANINI OLUMLU ETKİLER

     ROS (Reaktif Oksidatif Stres) testi nedir?
    Oksidatif stres, reaktif oksijen türlerinin artışına bağlı olarak vücuttaki mevcut anti-oksidan seviyelerinin bu artışın hücrelere verdiği zararlı etkilerini karşılayamaması durumudur. Erkek faktörüne bağlı infertilite vakalarının yüzde 25'ine tanı konulamamaktadır. Bu vakalarda sperm değerleri sayı, hareket ve şekil yapısı olarak normal görünse bile gerçekte oksidatif strese bağlı olarak reaktif oksijen türlerinin artışı tespit edilmektedir. ROS testi yapılması, sebebi belli olmayan erkek infertilitesinin tespitini ve daha erken doğru tedavinin planlanmasını sağlar.

    DOĞAL DÖLLENMEYE YAKIN

     PICSI (Physiological Intra-cytoplasmic Sperm Injection) yöntemi nedir? 
    PISCI yöntemi, mikroenjeksiyonda kullandığımız spermlerin hyalorunan maddesine bağlanma özelliği kullanılarak seçilmesidir. Hyalorunan, kadının üreme hücresi olan yumurtayı çevreleyen tabakanın ana maddelerinden biridir. Olgun sperm hücrelerinin baş kısmında bu maddeyi tanımayı sağlayan bölgeler bulunur. Yeterli olgunluğa ulaşmamış ve DNA kırıkları fazla olan spermlerde bu bölgelerin eksikliğinde yumurtayı tanıma ve bağlanma olmayacağından döllenme oranları daha düşük olur. PICSI yönteminde mikroenjeksiyonda kullandığımız spermi doğal döllenmeye daha yakın bir seçim olan spermin hyalorunana bağlanma özelliğine göre seçmekte, böylelikle daha yüksek döllenme sağlanmakta ve daha iyi kalitede embriyolar gelişmektedir.

    KALİTELİ EMBRİYO BAŞARILI SONUÇ DEMEK

     Mikroçip yöntemi nedir? 
    Son dönemde geliştirilen mikroçip tüp bebek tedavisi pek çok çifte umut kaynağı olmuştur. Harvard'da bir Türk bilimadamı tarafından geliştirilen bu yöntem ülkemizde de uygulanmaya başlanmıştır. Tüp bebek tedavisinde kaliteli sperm ve yumurta seçimi iyi kalitede embriyo gelişimi açısından çok önemlidir. Mikroçip yönteminde mikro akışkan teknolojisi kullanılarak daha doğala yakın ve DNA yapısı en iyi olan spermlerin seçilmesi sağlanmaktadır. Seçilen bu spermler kullanılarak yapılan mikroenjeksiyon sonrası daha kaliteli embriyolar oluşturulmakta, böylelikle başarılı sonuçlar alınmaktadır. Bu yöntemin kullanılmasıyla birlikte elde edilen gebelik oranlarında belirgin artış meydana gelmiştir. Bu yöntem erkek kısırlığında çok önemli bir gelişmedir. Yenilikleri takip eden başarılı tüp bebek merkezleri bu uygulamaya geçmiştir.

    SAĞLIKLILAR TOPLANIR 

     Mikroçip yöntemi nasıl uygulanır? 
    Sağlıklı spermlerin seçilmesinde yardımcı olacak sperm çipleri mikro kanalcıklardan oluşmaktadır. Bu mikro kanalcıkların içine önce özel olarak üretilen bir solüsyon, ardından spermler bırakılır. Spermlerin doğal fizyolojiye benzer şekilde serviks ve tüplerden yumurta hücresine ulaşmaya çalışır gibi bu kanalcıklardan geçişi başlar. Yarım saatin sonunda sağlıksız DNA hasarlı spermler bu kanallarda takılırken, sağlıklı ve DNA kırıkları daha az olan kaliteli spermler mikro kanallardan geçerek karşı bölümde toplanır. Seçilen bu spermler ile yapılan mikroenjeksiyon yöntemiyle elde edilen embriyoların kalitesi ve beşinci güne ulaşan blastosist oranı daha yüksektir.

    • Thanks 1

  13. Metabolizma hızını artırmak için

    Metabolizma hızını artırmak için...

    YULAF

    Lif bakımından oldukça zengin olan yulaf, iyi bir karbonhidrat kaynağıdır. Tok tutma özelliğinin yanında sindirimi de düzene sokan yulafı kahvaltı ve ara öğünlerinizde rahatlıkla kullanabilirsiniz.

    Metabolizma hızını artırmak için...

    YOĞURT

    İçerdiği protein, aminoasit, vitamin ve mineraller sayesinde yoğurt, fazlaca yağ yakabilme özelliğine sahiptir. Yoğurt sayesinde bel bölgenizdeki yağlardan en kısa zamanda kurtulabilirsiniz.

    Metabolizma hızını artırmak için...

    ACI BİBER

    Vücuttaki yağ yakımını önemli ölçüde arttıran acı biber, verdiği tokluk hissi sayesinde de yeme isteğinizi dengeleyecektir. Acı biber, metabolizma hızınızı olduğundan 2 kat daha fazla hızlandıracak ve bu durum sizi 3 saat boyunca idare edebilecektir.

    Metabolizma hızını artırmak için...

    BROKOLİ

    Brokoli, diyet yapmak isteyenler için vazgeçilmez bir alternatif olup içerdiği A, C vitaminleri, folik asit, kalsiyum ve lif içerdiği için oldukça da faydalı bir besindir. Zayıflama üzerinde mucize gözlemler yapılan brokoliyi haftada 2-3 kez tüketmeye çalışın.

    Metabolizma hızını artırmak için...

    ANANAS

    Kalori miktarı oldukça az olan ananasın, kilo verdirmedeki rolü oldukça büyüktür. Bromelain içerikli bir yapısı olduğu için sindirim sistemini düzenlemekte de etkilidir. Ananas suyu yağ yakımını arttırırken, vücuttaki ödemin de atılmasına yardımcı olur.

    Metabolizma hızını artırmak için...

    YUMURTA

    Yağ yakımını arttırmakta etkili olan ve tokluk hissi sağlayan bir besin de yumurtadır. İçerdiği A, B, D, E vitaminleri ve aminoasitler sayesinde çok faydalı bir besindir. Günlük olarak tüketebilirsiniz.

    Metabolizma hızını artırmak için...

    CEVİZ

    Omega-3 bakımından oldukça zengin olan ceviz, kilo vermek isteyenler için iyi bir atıştırmalık olabilir. Tokluk hissi verir ve oldukça iyi bir yağ yakıcıdır.

    Metabolizma hızını artırmak için...

    ZENCEFİL


    Özellikle sindirim sistemine olan faydalarıyla bilinen zencefil bitkisi, metabolizmayı hızlandırarak yağ yakımını arttırırken aynı zamanda şişlikleri de azaltır. Zencefil tüketmek isteyenlerin yemeklerde veya çay olarak tüketilmesi öneriliyor.

    • Like 2

  14. Vücuttaki iltihabı atan 8 besin

    Vücuttaki iltihabı atan 8 besin

    1. ZERDEÇAL

    Zerdeçal turuncu renkte ve en önemlisi kurkumin adlı etkili bir bileşen içeren bir köktür. Kurkumin antioksidan özelliği sayesinde karaciğeri korur. Ayrıca vücuttaki histamin seviyelerini düşürerek iltihabı gidermeye yardımcı olur.

    Vücuttaki iltihabı atan 8 besin

    2. ZENCEFİL

    Zencefile ağrı kesici ve iltihap giderici güçlerini kazandıran tam 4 bileşen bulunuyor. Gingerol, paradol, shogaol ve zingeron el birliğiyle vücutta ağrıyı tetikleyen, prostaglandin adlı yağ asitlerinin azaltılmasına yardımcı olur.

    Vücuttaki iltihabı atan 8 besin

    3.CAYENNE BİBERİ

    Cayenne biberinin içerdiği kapsaisin adlı madde, özellikle artrit ve diğer iltihabi hastalıklarla ilgili olduğu bilinen COX-2 adlı enzimi bloke eder.

    Vücuttaki iltihabı atan 8 besin

    4 . FESLEĞEN

    İltihapla savaşta öne çıkan bitkilerden biri de fesleğendir. Öjenol adlı bileşeni hem bu bitkiye kendine has tat ve kokuyu verir hem de iltihap giderici özellikler taşır.

    Vücuttaki iltihabı atan 8 besin

    5.AK SÖĞÜT KABUĞU

    Ak söğüt kabuğunda bulunan salisin adlı madde, Aspirin ile benzer özellikler gösterir. Hatta ak söğüt kabuğunun ağrı kesici ve iltihap giderici özelliklerinin Aspirine göre daha uzun süreli olduğu söylenir.

    Vücuttaki iltihabı atan 8 besin

    6. ORENGANO

    Oreganonun içerdiği polifenol ve bioflavanoid maddeler, vücuda zarar veren serbest radikallerle savaşan bileşenlerdir. Hücrelerinizde ne kadar az serbest radikal hareketi varsa iltihap da o kadar az olacaktır.

    Vücuttaki iltihabı atan 8 besin

    7. SARIMSAK

    Doğal antibiyotik sarımsak, çeşitli sülfür içeriği sayesinde iltihap giderici özelliktedir. Aynı bileşenler kalp hastalıkları ve mikroplarla savaşta da iş başındadır.

    Vücuttaki iltihabı atan 8 besin

    8. ISIRGAN OTU

    Isırgan otu toksinleri böbrekler aracılığıyla atmaya yardımcı bitkilerin başında gelir. Bunun yanı sıra ısırgan otunun vücuttaki iltihabi kimyasalları azalttığı ve ağrı dindirmede etkili olduğu düşünülür.

     

    • Like 3

  15. Diz ve Eklem Ağrılarını Tarihe Karıştıran Kür

    Diz  ve Eklem ağrıları hayatı çekilmez hale getirebilir. Günlük yaşamımızı olumsuz yönde etkiler. Diz ve eklem ağrıları tedavi edilmezse ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliriz. Dahası, kemikleri güçlendirmek ve hatta iyileştirmek ve eklem ağrılarını hafifletmek için etkili bir yol var. Sadece eski Yunanistan’a özgü bu basit ev yapımı tarife ihtiyacınız var.

    Diz ve Eklem Ağrılarını Geçiren Eski Yunan Kürü

    Malzemeler

    5 çorba kaşığı Keten tohumu

    2.5 çorba kaşığı toz susam

    1 çorba kaşığı kabak çekirdeği

    1 çorba kaşığı ay çekirdeği

    yarım kilo çiçek balı

    Kullanımı

    Malzemeleri büyük bir kapta karıştırın. Karıştırdıktan sonra, karışımı bir cam kavanoz içine dökün. Hatta cam kavanozun içinde karıştırabilirseniz daha kolay olur. 24 saat dolapta bekletin. Daha sonra kürümüz kullanıma hazır!i Kahvaltıdan önce ve öğle yemeğinden önce bir yemek kaşığı tüketebilirsiniz.

    Not: Bu tarif şeker hastalarına önerilmez.

    Faydaları: 

    Kaslarınızı ve eklemleri güçlendirmenin yanı sıra, bu çareyi kullanarak metabolizmanızı da hızlandıracaksınız. Kemik erimesi ve kireçlenmeden korunursun. Aynı şekilde, bağların ve tendonların esnekliği yenilenir ve güçlendirilir.

    Keten tohumu özel gıda mağazalarında veya aktarlarda bulunmaktadır. Oldukça uygun fiyatlı olup doğal iltihap sökücü işlevi görmektedir, ama eklem ağrılarına neden iyi geldiğini biliyor muydunuz?

    Doğal Omega-3 yağ asidi kaynağıdır. Bu vücudun bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur ve eklemlerde meydana gelen her türlü enfeksiyonla savaşılmasına yardımcı olur. Hayvansal yağlardan alınan Omega-3ler tam tersi etki (daha fazla iltihap) yaptıklarından, bu ihtiyacınızı bitkisel kaynaklarından karşılamanız önerilir

    Keten Tohumu tarifteki besinlerle birleşince etkisi 10larca kat artacaktır.

    • Like 1
    • Thanks 1

  16. Tarihte bir yolculuk

    Tarihin tozlu raflarından çıkan önemli fotoğraflar, harita ve dokümanlarla geçmişe ait kültür ve medeniyete kısa bir yolculuk yapalım...

    Tarihte bir yolculuk...

    Ottoman Women in Chat, Bosphorus, Istanbul, 1890s (Boğaz'a Karşı Sohbet Eden Hanımlar)

    Tarihte bir yolculuk...

    Baghdad, Iraq, 1900s (Bağdat, Irak)

    Tarihte bir yolculuk...

    İzmir, 1907

    Tarihte bir yolculuk...

    Jaffa, Palestine, 1890s (Yafa, Filistin)

    Tarihte bir yolculuk...

    Konya, 1900s

    Tarihte bir yolculuk...

    Rhodes Island, 19th Century (Rodos Adası)

    Tarihte bir yolculuk...

    Tekirdağ (Rodosto), 1907

    Tarihte bir yolculuk...

    İstanbul, 1900s

    Tarihte bir yolculuk...

    İstanbul, 1840s

    Tarihte bir yolculuk...

    İstanbul, 19th Century

    Tarihte bir yolculuk...

    Istanbul, 19th Century

    Tarihte bir yolculuk...

    Istanbul, 19th Century

    Tarihte bir yolculuk...

    Hagia Sophia Mosque, Istanbul, c1890 (Ayasofya Camii)

    Tarihte bir yolculuk...

    Fountain of Sultan Ahmed III, Istanbul, c1880 (Sultan Ahmed Çeşmesi)

    Tarihte bir yolculuk...

    Tarihte bir yolculuk...

    A Barrage in Çumra, Konya, 1911 (Çumra'da Konya Ovası Sulama Projesi İçin Kurulan Baraj)

    Tarihte bir yolculuk...

    A Laz Man, 1876 (Osmanlı Dönemi Laz Erkeği)

    Tarihte bir yolculuk...

    A Letter Sent from #Varna to Istanbul, c1850 (Varna'dan İstanbul'a Gönderilmiş Bir Mektup)

    Tarihte bir yolculuk...

    A Manuscript, Egypt, 1650s (Bir El Yazma Eser, Mısır)

    Tarihte bir yolculuk...

    A Mosque in Istanbul, c1910 (İstanbul'da Bir Cami)

    Tarihte bir yolculuk...

    An Imperial Stud Farm, Istanbul, 1890s (Bir Osmanlı At Çiftliği)

    Tarihte bir yolculuk...

    An Old Bridge in Kastamonu, 1917 (Kastamonu'da Eski Bir Köprü)

    Tarihte bir yolculuk...

    An Opening Ceremony in Beirut, Lebanon, 1900s (Beyrut'da Bir Açılış Töreni, Lübnan)

    Tarihte bir yolculuk...

    An Ottoman Bridge Plan in Iraq, c1900 (Irak'da Bir Osmanlı Köprü Planı)

    Tarihte bir yolculuk...

    An Ottoman Handwritten Prayer Book (Mevlana Rumi's Awrad (Prayer Book), 1886 (Osmanlı El Yazması, Evrâd-ı Mevlânâ)

    Tarihte bir yolculuk...

    An Ottoman Identity Card, 1907 (Osmanlı Nüfus Tezkeresi, Cezayir-i Bahr-i Sefid Vilayetinden Ali Efendi)

    Tarihte bir yolculuk...

    An Ottoman Map, c1920 (Bir Osmanlıca Harita)

    Tarihte bir yolculuk...

    An Ottoman Stamp, 1890s (Bir Osmanlı Pulu)

    Tarihte bir yolculuk...

    An Ottoman Swordsman, 16th Century (Bir Osmanlı Silahşör)

    Tarihte bir yolculuk...

    Armenian-Turkish Vocabulary Trainer, Turkish Written with Armenian Letters, 19th Century (Ermeni Harfleriyle Türkçe Çalışma Klavuzu)

    Tarihte bir yolculuk...

    Armenian-Turkish Vocabulary Trainer, Turkish Written with Armenian Letters, 19th Century (Ermeni Harfleriyle Türkçe Çalışma Klavuzu)

    Tarihte bir yolculuk...

    Armenian-Turkish Vocabulary Trainer, Turkish Written with Armenian Letters, 19th Century (Ermeni Harfleriyle Türkçe Çalışma Klavuzu)

    Tarihte bir yolculuk...

    Armenian-Turkish Vocabulary Trainer, Turkish Written with Armenian Letters, 19th Century (Ermeni Harfleriyle Türkçe Çalışma Klavuzu)

    Tarihte bir yolculuk...

    Barada River, Damascus, Syria, 1900s (Barada Nehri, Şam)

    Tarihte bir yolculuk...

    Cairo, Egypt, 19th Century (Kahire, Mısır)

    Tarihte bir yolculuk...

    İstanbul, 1910

    Tarihte bir yolculuk...

    Istanbul, c1880

    Tarihte bir yolculuk...

    Istanbul, Late 19th Century

    Tarihte bir yolculuk...

    Ottoman Bathroom Faucet, 19th Century (Osmanlı Hamam Musluğu)

    Tarihte bir yolculuk...

    Ottoman Guard Soldiers, c1910 (Osmanlı Muhafız Askerleri)

    Tarihte bir yolculuk...

    Ottoman Imperial Museum Cards, 1900s (Osmanlı Müze-i Hümayun Kartları)

    Tarihte bir yolculuk...

    Ottoman Navy, 1852 (Osmanlı Donanması)

    Tarihte bir yolculuk...

    Ottoman Ships (Osmanlı Gemileri)

    Tarihte bir yolculuk...

    Ottoman Women's Purses, 1900s (Osmanlı Kadın Para Keseleri)

    Tarihte bir yolculuk...

    Post Officers, 1890s (Osmanlı Posta Teşkilatı)

    Tarihte bir yolculuk...

    The Swedish Consulate in Jerusalem, Palestine, 1907 (Kudüs'de İsveç Konsolosluğu, Filistin)

    Tarihte bir yolculuk...

    The Village of Çalıkkavak, Bulgaria, 1810s (Çalıkkavak Köyü, Bulgaristan)

    Tarihte bir yolculuk...

    Uskub (Skopje, Macedonia), 1900s (Üsküp, Makedonya)

    Tarihte bir yolculuk...

    Yedikule, Istanbul, c1900

    Tarihte bir yolculuk...

    Ottoman Cruiser, Medjidie, Istanbul, 1890s (Osmanlı Mecidiye Kruvazör-i Hümayunu)

    Tarihte bir yolculuk...

    Ankara, 1911

    Tarihte bir yolculuk...

    Belgrade, Serbia, 1820s (Osmanlı Dönemi Belgrad, Sırbistan)

    Tarihte bir yolculuk...

    Budapest, Hungary, 17th Century (Osmanlı Dönemi Budin (Budapeşte), Macaristan)

    Tarihte bir yolculuk...

    Jerusalem, Palestine, c1900 (Osmanlı Dönemi Kudüs, Filistin)

    Tarihte bir yolculuk...

    Tarabya, Istanbul, 1900s

    Tarihte bir yolculuk...

    A Handwritten Quran, 1815 (Osmanlı El Yazma Kuran)

    Tarihte bir yolculuk...

    Ahmet Ali Efendi, Ottoman Pilot of Nigerian Origin, World's First Black Pilot, 1916 (Born in Izmir in 1883)

    Tarihte bir yolculuk...

    An Ottoman Berat, Sultan Abdulhamid I, c1780 (Bir Osmanlı Beratı)

    Tarihte bir yolculuk...

    An Ottoman Coin, Sultan Abdulaziz, 1861 (Osmanlı Dönemi 5 Para)

    Tarihte bir yolculuk...

    An Ottoman Firman (Bir Osmanlı Ferman)

    Tarihte bir yolculuk...

    An Ottoman Handwritten Book, Gülistan, 1775 (Osmanlı El Yazması, Gülistan)

    Tarihte bir yolculuk...

    An Ottoman Map of the Maluku Islands (#Indonesia), 1730s (Osmanlı Maluku Adaları Haritası, Endonezya)

    Tarihte bir yolculuk...

    Antiquarian Shop, Istanbul, 1900s (Antikacı Dükkanı)

    Tarihte bir yolculuk...

    A Wedding Procession in Jerusalem, Palestine, c1895 (Kudüs'de Bir Düğün Alayı)

    Tarihte bir yolculuk...

    Cairo, Egypt, 1855 (Kahire, Mısır)

    Tarihte bir yolculuk...

    Children of Gümülcine (Komotini, Greece), 1907 (Gümülcine Çocukları)

    Tarihte bir yolculuk...

    Costumes in the Ottoman Empire, 1810s (Osmanlı'da Kıyafetler)

    Tarihte bir yolculuk...

    Drawing of the Fountain of Yavuz Selim Mosque, Istanbul, 1853 (Yavuz Selim Camii Çeşmesi)

    Tarihte bir yolculuk...

    Tarihte bir yolculuk...

    Tarihte bir yolculuk...

    Tarihte bir yolculuk...

    Galata Tower, Istanbul, 1854 (Galata Kulesinin 1854'deki Hâli)

    Tarihte bir yolculuk...

    Imperial Hajj Caravan Moving from Istanbul to Mecca, 1900s (Sürre Alayının İstanbul'dan Mekke'ye Hareketi)

    Tarihte bir yolculuk...

    İskele Street, Trabzon, 1890s (Trabzon, İskele Caddesi)

    Tarihte bir yolculuk...

    Istanbul, 19th Century

    Tarihte bir yolculuk...

    Istanbul, 19th Century

    Tarihte bir yolculuk...

    Istanbul, 1830s

    Tarihte bir yolculuk...

    Istanbul, 1860s

    Tarihte bir yolculuk...

    Istanbul, 1890s

    Tarihte bir yolculuk...

    Istanbul, 1900s

    Tarihte bir yolculuk...

    Istanbul, 1904

    Tarihte bir yolculuk...

    Izmir, 1883

    Tarihte bir yolculuk...

    Janissaries, 1740s (Yeniçeriler)

    Tarihte bir yolculuk...

    Karşıyaka, İzmir, 1904

    Tarihte bir yolculuk...

    Kırklareli, c1800

    Tarihte bir yolculuk...

    Leather Water Bottle, 16th Century (Osmanlı Deri Matara)

    Tarihte bir yolculuk...

    Men of Lebanon and Damascus, 19th Century (Lübnan ve Şamlı Beyler)

     

    • Thanks 1

  17. Diyabet hastalarına kötü haber!

    Diyabet hastalarına kötü haber!

    Diyabet hastaları yaşam tarzında yapılacak birkaç küçük değişiklik ve düzenli kan şekeri kontrolü ile inme riskini yüzde 57 oranında azaltabiliyor. Nöroloji ve İnme Akut Tedavi Bölümü'nden Prof. Dr. Talip Asil, diyabet hastalarının inmeden korunması için dikkat etmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

    DİYABETLİ GENÇ HASTALAR DAHA ÇOK İNME RİSKİ TAŞIYOR

    Halk arasında felç olarak bilinen inme yani beyin krizi, erişkin ölümlerinde birinci, vücutta hasar bırakan hastalıklarda ise üçüncü sırada yer almaktadır. Birçok rahatsızlığa neden olan sigara, obezite, kolesterol, yüksek tansiyon ve diyabet inmenin de en önemli sebepleri arasında bulunmaktadır. Tip I ve Tip II diyabetli hastalarında inme riski diyabet hastası olmayanlara göre 2 kat daha fazladır.

    Bu risk tüm yaş grupları için geçerlidir. Ancak inme gelişme riski diyabetli genç hastalarda daha yüksek görülmektedir. Yani diyabetik hastalar diyabeti olmayan hastalara göre daha erken yaşta inme geçirme tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Diyabet kişilerde ayrıca yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği ve kalp hastalıklarına da yol açarak kişilerin dolaylı yollarla da inme riski yaşamasına neden olabilmektedir. Ayrıca sadece inme hastalarında değil bozulmuş glukoz intoleransı olarak adlandırılan diyabet öncesi evredeki kişilerde de inme riskinin artışı söz konusudur. Diyabetik hastalarda sadece damar tıkanıklığı ile ortaya çıkan inmelerin değil, beyin kanamalarının da sık olduğu görülmektedir. Diyabetik hastalarda beyin kanaması riski yaklaşık 1.5 kat daha yüksektir.

    DİYABET İNME ŞİDDETİNİ DE ARTIRIYOR

    İnme şiddeti de diyabetik hastalarda diyabetik olmayan kişilere göre daha fazla görülmektedir. Bu nedenle diyabetik hastaların ölüm ve vücutta hasar bırakma oranları, diyabetik olmayan inme geçiren hastalara göre çok daha yüksektir. Çünkü inmeli bir hastada kan şekerinin yüksek olması, inme şiddetinin artışı ile doğrudan ilişkilidir. Ayrıca diyabetli hastalarda inmenin tekrar etme ihtimali de diyabetik olmayan hastalarda daha yüksektir.

    BAŞ DÖNMESİ VE YUTMA GÜÇLÜĞÜNÜ HAFİFE ALMAYIN

    Diyabetik hastalarda şah damarı olarak bilinen karotis damarında darlık olma olasılığı da yüksektir. Karotis damarında darlık olması da beyin dokusunun kansız kalmasına ve beyindeki damarlara pıhtı atmasına neden olarak inme geçirme riskinde belirgin bir artışa neden olmaktadır. Bu nedenle diyabeti olan 40 yaş üstü hastaların mutlaka en az bir kez Doppler ultrasonla karotis damarına baktırması ve risk altında olan kişilerin de düzenli olarak takiplerini yaptırması yaşamsal öneme sahiptir.

    BU BELİRTİLERE DİKKAT!

    Yüzde, kolda ve bacakta görülen güçsüzlük ya da uyuşukluk

    Baş dönmesi

    Anlama güçlüğü

    Konuşma güçlüğü

    Denge kaybı yaşanarak açıklanamayan düşmeler

    Bir veya iki gözde bulanık ya da görmede azalmalar

    Şiddetli ve ani baş ağrıları

    Yutma güçlüğü

    gibi belirtiler inmeye işaret edebileceği için vakit kaybetmeden bir bu konuda donanımlı bir inme merkezine başvurulmalıdır. İnmede ilk 4,5 saat müdahale için en önemli zamanlar olup kişi doğru tedavi ile eski sağlığına yeniden kavuşabilmektedir.

    İNME RİSKİ EN AZA İNDİRİLEBİLİR

    Yaşam tarzı değişiklikleri örneğin total yağ alımını özellikle doymuş yağları diyette azaltmak, fiziksel aktiviteyi artırmak ve sıkı kilo kontrolü diyabet görülme olasılığını düşürmektedir. Ancak diyabetik bir hastada sadece kilo kontrolü ile inme ve kalp krizi riskini azaltmak mümkün değildir. Diyabetik hastalarda kan basıncı değerlerinin normal sınırlarda tutulması, kan kolesterol düzeylerinin hedeflenen aralıklarda tutulması gerekmektedir. Tütün ve ürünlerinden uzak durulmalı, günlük yaşamın stresinden mümkün olduğunca korunulmalıdır.

     

     

    • Like 1

  18. Bu karışımdan günde sadece 2 yemek kaşığı alın!

    Bu karışımdan günde sadece 2 yemek kaşığı alın!

    YABAN TURPU KÜRÜYLE YAĞ YAKMA

    Doğal maddelerden yapılır ve hazırlanması çok basittir

    125 gram yaban turpu
    3 adet limon (tarım ilaçlarını temizlemek için, kullanmadan önce limonları su dolu bir kaba koyup üzerine 1 yemek kaşığı sirke ilave edin ve 10 dakika bekletin)
    3 yemek kaşığı bal

    YABAN TURPU KÜRÜYLE YAĞ YAKMA HAZIRLANIŞI

    125 gram yaban turpunu mutfak robotuna koyup iyice çekin. Limonları (kabuğu soyulmamış olarak) kesin, çekirdeklerini çıkarın ve limonları da mutfak robotuna koyun. Pürüzsüz bir kıvam elde edene kadar yaban turpuyla birlikte çekin. Ardından 3 yemek kaşığı balı ilave edin ve iyice karıştırın. Bu karışımı ağzı kapalı bir kavanozda ve buzdolabında muhafaza edin.

    YABAN TURPU KÜRÜ NASIL TÜKETİLMELİ?

    Bu karışımından 3 hafta boyunca, günde iki defa, öğün esnasında 1 yemek kaşığı tüketin.

    YABAN TURPUNUN FAYDALARI

    Yaban turpu kökünün ve yapraklarının sağlığa faydaları yüzyıllardır bilinmekte. Yaban turpu brokoliden 10 kat fazla glukozinolat içerir, bu sayede faydasından yararlanmak için çok fazla yaban turpu tüketmeniz gerekmez. Hatta etinizin üzerine süreceğiniz az miktarda yaban turpu sağlık açısından önemli faydalar sağlar.

    • Like 2

  19. Bu gıdalara dikkat!

    Bu gıdalara dikkat!

    İngiltere'de bulunan Cambridge Üniversitesi Kanser Araştırma Merkezi'nde yapılan bir araştırma bazı gıdaların kanserin yayılmasına neden olduğunu gösterdi

    Çalışma, başta kuşkonmaz olmak üzere kümes hayvanları, deniz ürünleri ve bir çok gıdada bulunan asparajin adı verilen amino asidin göğüs kanseriyle mücadeleyi engellediğini ortaya koydu.

    Uzmanlar, agresif meme kanseri olan fareler üzerinde bir çalışma gerçekleştirdi. Tedavi kürü uygulanan farelere verilen asparajinin ilaç tedavisini bloke ettiği ve kanserin yayılmasına neden olduğu gözlemlendi.

    Geçen yıl yapılan çalışma, amino asitlerin ve glisin kullanımı kesildiğinde lenfoma ve bağırsak kanserlerinin gelişiminin yavaşladığı görüldü.

    Profesör Greg Hannon "Bazı kanserler üzerinde beslenmenin önemli etkileri olduğuna dair ciddi kanıtlar elde ediyoruz" diyerek kanser ile beslenme arasında bir bağ olduğunu ifade etti.

    Hannon, "Gelecekte, hastaların beslenmesini değiştirerek veya tümör hücrelerinin bu besleyicilere erişimini değiştiren ilaçlar kullanarak tedavileri iyileştirmeyi umuyoruz" dedi.

    • Like 2
×
×
  • Create New...