Jump to content

Renan

Admin
  • Content Count

    67,374
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    224

Everything posted by Renan

  1. Ispanaklı Omlet Tarifi MALZEMESİ Yarım kg. ıspanak 6 tane yumurta 1 yemek kaşığı margarin yeterince tuz YAPILIŞI Ispanak ayıklanıp bol su ile yıkanır, yaprakları kıyılır, sonra kendi suyuyla kavrulur. Daha sonra düz bir tencerede veya tavada yağ kızdırılır. Suyunu çekene kadar haşlanan ıspanak orada tekrar kavrulur. Ayrı bir kapta çırpılan yumurta dökülür. Pişince ters yüz edilip servis yapılır.
  2. Yumurta Kapama Malzemeler: 3 adet yumurta haşlamak için; üzerini geçecek kadar sıcak su 1 veya 1,5 yemek kaşığı tereyağı tuz karabiber pulbiber kimyon Hazirlanisi: Tencereye sıcak suyu ilave edin. Ve yumurtaları yavaşça içine elle veya kaşıkla bırakın. Ocağa verip yaklaşık 10 dakika kaynattıktan sonra soğuk suya tutup kabuklarını soyun. Kesme tahtasının üzerinde düzgünce uzunlamasına kesin. Tereyağını tavada orta ateşte eritin. Yumurtaları, sarıları alta gelecek şekilde tavaya yerleştirin. Üzerine tuz, karabiber, pulbiber, kimyon serpiştirin. Etrafındaki yağdan kaşıkla yumurtaların üzerine gezdirin. İster servis tabağına yağıyla beraber alın ister tavada servis edin. Ancak servis edilir edilmez hemen tüketilmelidir. Çünkü tereyağı donuyor ve yumurtalar soğuyor.
  3. Fırında Yumurtalı Kaşarlı Ispanak Tarifi Malzemeler: 1 kilo ıspanak 1 büyük kuru soğan 3 yumurta Rendelenmiş kaşar Karabiber Pul biber Sıvı yağ Tuz Hazirlanisi: Ispanağı yıkayıp doğrayalım ve süzelim. Tencere de sıvı yağı ısıtıp doğranmış soğanı kavuralım .İçine ıspanağı katalım ve pişirelim suyunu çekince baharatını ve tuzunu ekleyip ocağı kapatalım. Pişen ıspanağı yağlanmış kaba koyalım.3 yumurtayı çırpalım .İçine pul biber ve tuz ekleyip karıştıralım. Çırpılmış yumurtayı ıspanağın her tarafına yayalım .Üzerine bolca rendelenmiş kaşar serpip fırında üzeri nar gibi kızarıncaya kadar pişirelim.
  4. Pet Şişeden Fermuarlı Mini Çanta Evinizde kullandığınız plastik şişeleri değerlendirmek isterseniz, size hoş ve kullanışlı bir tarif vereceğiz. Fermuarlı saklama kaplarını çok amaçlı kullanabilirsiniz. Bu uygulama için şeffaf veya renkli plastik şişeleri kullanabilirsiniz. Saklama kabı yapmak istediğiniz iki şişeyi elinize alın ve ne kadar büyüklükte olmasını istiyorsanız tabandan başlayarak şişeleri üst bölümlerine doğru makasla kesin. Şişenin üst bölümü yani boğaz kısmı bu işlem için kullanılmayacaktır. Her iki şişeye aynı işlemi yapın. Daha sonra iki şişeyi bir fermuar yardımıyla biraraya getirin. Şişenin kesinlen bölümlerine sıcak tutkal sürün ve fermuarı yapıştırın. Kullanacağınız fermuarın şişenin çevresiyle doğru orantılı olarak aynı uzunlukta olmasına dikkat edin. Fermuarın bir bölümünü bir şişenin etrafına diğer bölümünü ise diğer şişenin ağız kısmına geçirip sıcak tutkal ile yapıştırın. Saklama kabınız artık hazırdır. Fermuarı açarak kabın içine istediğiniz ürünleri koyabilirsiniz. Fermuarı kapattığınızda saklama kabınızın içinde bulunan malzemeler dökülmeyecektir.
  5. Kimler burun estetiği olmalı? Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hayati Akbaş, 18 yaş altı grupta mümkün olduğunca burun estetiği yapılmaması gerektiğini söyledi. Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hayati Akbaş, 18 yaş altı grupta mümkün olduğunca burun estetiği yapılmaması gerektiğini söyledi. Burun estetiği operasyonunun plastik cerrahların Türkiye'de en sık yaptığı estetik operasyonlardan biri olduğunu belirten Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hayati Akbaş, "Çünkü burun yüzümüzün tam orta yerinde ve muhataplarımıza en yakın organımızdır ve kişiliğimizin, karakterimizin en önemli belirleyicilerindendir. Dikkat edin, karikatürler çizilirken burun ön plana çekilir ince kusurlar abartılır. Karadeniz'den bahsedilirken, Temel'den, Dursun'dan bahsedilirken burun hemen ön plana çıkartılır. Burnu düzgün çizilmiş bir karikatür yok gibidir" dedi. BİZİ MUTSUZ EDİYORSA... Kimlerin burun estetiği operasyonu olması gerektiği hakkında da bilgi veren Akbaş, "Ameliyata engel sağlık problemi olmayan, burunda şekil bozukluğu olan ve burundaki şekil bozukluğu nedeniyle psikolojik olarak bu durumdan olumsuz yönde etkilenen, beklentisi gerçekçi olan 18 yaş ve üzeri herkes burun estetiği operasyonu için adaydır. Bunlara burun estetiği operasyonu yapılmalıdır. Bunlar yapılmazsa mutsuz olarak hayatlarını sürdüreceklerdir. Burundan şekil bozukluğu denildiğinde büyük burun, küçük burun, eğri burun, uzun burun, kısa burun, ince burun, kalın burun ve de bunların kombinasyonları akla gelir. Bu durumlardan biri ya da birkaçı burnumuzda var ve bu durumda bizi mutsuz ediyorsa, bu mutsuzlukta bizim günlük hayatımızı, evlilik hayatımız, sosyal hayatımızı yada iş hayatımızı olumsuz etkiliyorsa, bu demektir ki bizim burun estetiği operasyonuna ihtiyacımız var. Fakat tek başına bunların olması da burun estetiği için yeterli olmaz. İlaveten ruhsal açıdan normal ve beklenti açısından gerçekçi olmalıyız. Bütün bunlar tamam ise yani burunda problem var ruhsal olarak uygun ve beklenti olarak gerçekçi isek burun estetiği operasyonu olmamızın önünde engel yok demektir. Bundan sonraki aşama bu operasyonu yaptıracağımız bir Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı bulmaktır" diye konuştu. "BURUN ESTETİĞİ HERKESE YAPILMAMALI" Burun estetiği operasyonunda ideal yaşın 18 olduğunun altını çizen Akbaş, "Ameliyata engel sağlık problemi olanlar mesela genel anestezi ve ameliyat sırasında yüksek hayati risk taşıyan sağlık problemleri olanlar, ruhsal yönden probleme sahip olanlar örneğin akıl hastaları, psikiyatri doktorlarının muayene sonrasında operasyona izin vermediği kimselere burun estetiği operasyonu yapılmamalıdır. Beklentisi gerçekçi olmayanlar, mesela 'burun ameliyatı olacağım ve hayatım değişecek, işim sosyal hayatım ve evlilik hayatım süper olacak beklentisi içinde olanlar. Bir burun ameliyatı olacağım Dünyanın en yakışıklı erkeği ya da en güzel kadını olacağım' tarzı beklentiler uçuk beklentilerdir. Uçuk beklentileri olan kimseler diğer tüm şartlar yerinde olsa bile ameliyat edilmemelidir. Yine 18 yaş altı grup ta mümkün olduğunca burun estetiği yapılmamalı ve fiziksel gelişmenin tamamlandığı bu yaş dönemi beklenmelidir. 16 ya da 17 yaşında olmasına rağmen burun estetiği operasyonunu şiddetle isteyen kimselerde çok özel koşullarda burun estetiği yapılabilir. Örneğin 16 yaşında genç bir kız burundaki yamukluktan dolayı ciddi etkilenim içinde ise, 'okula gitmek istemiyorum çok utanıyorum, kendimi iyi hissetmiyorum, 18 yaşa kadar bekleyemem' diyorsa ve fiziksel gelişimi de çok geri değilse aile ve çocukla detaylı değerlendirme sonrası bu yaşta da olabilir. Ama tekrar ifade edelim ki ideal yaş 18 üzeridir. Yine bir başka durum burun estetiği operasyonunu birey kendisi için istemeli ve başkası için yaptırmamalıdır. Yani doktor normalde 'ben burnumu seviyorum fakat eşim, arkadaşım, patronum her kimse o burnumun şu şekilde olmasını istiyor o nedenle ameliyat olmak istiyorum' diyorsa bu kimsenin burun estetiği operasyonu yapılmamalıdır. Çünkü bu gerçekçi bir istek değildir. İnsan bu operasyonu kendisi için talep etmeli ve yaptırmalıdır. Burun estetiği operasyonu konusunda biz estetik plastik cerrahi doktorlarına önemli bir sorumluluk düşmektedir. Biz estetik burun ameliyatı için bize müracaat eden herkesi ameliyat etmek zorunda ya da durumunda değiliz. Gerektiğinde reddetmeliyiz. 'Hayır, sizin ameliyata ihtiyacınız yok' diyebilmeliyiz. Aksi takdirde hem sağlık hem etik ve ahlaki hem hukuki hem de insani açıdan hatalar yapmış oluruz. Bu hatalarında faturasını bir şekilde, ama maddi ama vicdani ödemek durumunda kalırız. Kısaca burun estetiği operasyonu gerektiği zaman ve şartlar uygun olduğunda mutlaka yapılmalı aksi takdirde ise kesinlikle yapılmamalıdır" şeklinde konuştu.
  6. Bebek işte böyle susturulur! Kimi bebekler çok güler yüzlü kimi bebekler ise devamlı asık suratlı... Ama her iki bebeğin de bir ortak sorunu var; ağlamak... Bazen ağlayan bir bebeği susturmak, deveye hendek atlatmaktan daha zordur... Ağlamanın sebebi bir hastalığa bağlı olabileceği gibi bazen de nedensizdir... Peki, ağlayan bebekleri susturmanın çok kolay bir yolu olduğunu söyleseydik, inanırmıydınız? İşte detaylar... California, Santa Monica’dan Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Robert Hamilton, size tüm bildiklerinizi unutturacak bir teknikle ağlayan bebekleri susturuyor. 30 yıllık deneyimli çocuk doktoru olan Robert Hamilton, bebeklerin doğru şekilde tutulduğu takdirde kesin olarak ağlamayı kestiğini söylüyor. Çok küçük dokunuşlarla ağlayan bebeği susturan Dr. Hamilton, yeni doğan bebekler konusunda çok hassas olduğu için ağlayan bebekleri susturmak adına kendi geliştirdiği birkaç adımlık tekniğine ‘The Hold’ yani ‘tutuş’ adını vermiş. Dr. Hamilton, ilk önce bebeğin sağ kolunu bebeğin göğsüne doğru kıvırıyor. Daha sonra ise diğer kolunu kıvırıyor ve bir eliyle bebeğin her iki kolunu göğüslerine gelecek şekilde bebeğin boynunun tam altından tutuyor. Ünlü doktor son olarak da bebeğin kalça kısmından hafif sallayarak ağlayan bütün bebekleri susturuyor. Bu arada Dr. Hamilton, bütün bu işlemleri yaparken oldukça nazik ve bebeğin canını hiç acıtmadan yapıyor. Bebeklerin bu şekilde tutulduktan sonra hemen susması bunun en büyük kanıtı...
  7. Frittata oldukça lezzetli ve popüler bir italyan omleti... Malzemeler: – 4 adet yumurta – 1 adet patates – 1 adet orta boy soğan – 1 adet yeşil biber – 9 adet mantar – 9-10 dal kıyılmış maydanoz – Tuz ve arabiber – 5 yemek kaşığı sıvıyağ Hazırlanışı Öncelikle mantarları haşlayın ve süzün. Haşlanan mantarları çok iri olmayacak şekilde doğrayın. Fırınınızın ızgarasını açın ve 200 dereceye getirip ısınmaya bırakın. Soğanı piyazlık, patatesi ve biberi küp şeklinde doğrayın. Tavaya sıvı yağı, patatesleri ve soğanı alıp, tuz ekleyin ve 1 dakika kadar kavurun. Patateslerin üzerine biberleri ekleyip hafifçe patatesler yumuşayıncaya kadar kavurmaya devam edin. Mantarları ekleyerek 1-2 dakika daha kavurun. Yumurtalara tuz, karabiber ve maydanoz ekleyin ve iyice çırpın. Yumurtaları pişirdiğiniz sebzelerin üzerine dökün ve eşit dağılmasını sağlayın. Fırına koyun ve 4-5 dakika yumurtalar kabarıncaya kadar pişirin. Frittatanızı dilimleyerek servis yapabilirsiniz... Afiyet Olsun
  8. Bir Solukta Boğazınızda Yumruyla Okuyacağınız Atatürk'ün Son 100 Günü Avrupa'dan doktor getirildiğinde iş işten geçmiş olacaktı, Mustafa Kemal, yaşamının son günlerine giriyordu... Avrupa'dan doktor getirildiğinde iş işten geçmiş olacaktı, Mustafa Kemal, yaşamının son günlerine giriyordu... 31 Temmuz 1938 / "Sonuç, ciddi ve vahimdir." 1 Temmuz günü önce Dr. Eppinger İstanbul'a geldi ve diğer meslektaşını beklemeden hemen Atatürk'ü muayene etti. İlk tepkisi, kötü bir Fransızca'yla "Un cas triste (Güç bir vaka)" demek oldu. Almanya'dan davet edilen Prof. Bergmann, Avusturyalı meslektaşından bir gün sonra geldi ve o da, hastayı muayeneyle işe koyuldu. Sonunda Türk ve yabancı hekimler bir arada toplanıp, son bir rapor yazmaya koyuldular. Adeta her kafadan bir ses çıkıyordu. Doktorlar o günkü raporda "Atatürk'te bir siroz vardır" ifadesini ilk kez bu netlikte yazdılar. Raporun sonundaki ifade ise aynen şöyleydi:"Sonuç, ciddi ve vahimdir." O gece Atatürk'ün Yaveri Salih Bozok, bir mektupla, bu sırrı, Ankara'ya İsmet Paşa'ya duyurdu: "Aziz ve Muhterem Büyüğüm İnönü, Ben bu mektubu sonuna kadar yazmaya, siz de okumaya bilmem muvaffak olabilecek miyiz? Parmaklarım kırık, gözlerim kör olsaydı da ben size böyle acı bir mektup yazmaya muktedir olmasaydım. Fakat vatan aşkı, millet ve memleket sevgisi ile işittiklerimi, gördüklerimi acı ve feci de olsa size bildirmeyi bir vazife, bir borç bildim ve bu mektubu yazmak mecburiyetini hissettim. Sevgili Paşam, Büyük kurtarıcımız Atatürk'ümüz dün, ecnebi profesörlerin de bulunduğu bir sıhhî heyet tarafından muayene edildi. Konsültasyon neticesinde icap edenler yapıldı. Fakat bu konsültasyonda bulunan bazı doktor arkadaşlar tarafından bana mahrem olarak söylenenlere ve benim de görüp anladığıma göre Atatürk'ümüzün bugünkü sıhhî vaziyeti korkulacak kadar vahimdir. Kalbim parçalanarak size bu elim haberi vermek mecburiyetinde kaldığım için ayrıca acı duymaktayım. Artık buna göre ne yapmak ve nasıl bir tedbir almak lazımdır, bilemem. Ankara'da bulunduğunuz için buradaki vaziyetten sizi, memleket ve milletimin büyüğü, kıymetli İnönü'müzü haberdar etmekle vicdanî vazifemi yapmak istedim. Gözyaşlarımla ve derin saygılarımla ellerinizden öperim." Bozok, bu mektubu oğlu Cemil'le Ankara'ya gönderdi. 3 Ağustos 1938 / ''Atatürk'ü gördüğün zaman, benim tarafımdan ellerini, yüzünü hasretle öper misin?'' İsmet Pasa, mektubu okuduktan sonra şu cevabı yazdı: "Kardeşim Salih, Mektubunuzu büyük teessürle okudum. Dayanılmaz bir surette yüreğim bir daha sızladı. Acılı duygularımı nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum. Vefalı, vatanperver kalbinizin elemlerini anlıyorum. Elimden geldiği kadar vaziyeti takip ettim. Hastalığın ciddi olduğu görülüyor. Ben, kuvvetli ümidimi muhafaza ediyorum. Hastalığın tevakkuf haline geçmesi ve vücudun kuvvetlenmesi ihtimali daima vardır. Son alınan sıhhî tedbirlerin de canımızdan sevgili hastamızın afiyeti için yeni bir ümit şulesi olduğuna inanıyorum. Kardeşim Bozok, Sevgili Atatürk'ü gördükçe, onun ümidinin sarsılmamasına ve mümkün olduğu kadar neşeli kalmasına çalışmalıyız. Yine en büyük sıhhî iyilik, onun maddî ve manevî kuvvetinden gelecektir. Beni haberdar etmek lütfunuza çok minnettarım Bozok. Teessürlü, ümitli olarak ve candan dua ederek takip ediyorum. Bergmann (Alman doktor) tecrübeli, şöhretli bir doktorimiş. Bu hastalığın seyrinde birdenbire iyilik, tevakkuf devresi husule geldiği vakimiş. Bu ihtimaller, çok ümit bağladığımız ışıklardır. Atatürk'ü gördüğün zaman, yormayarak, benim tarafımdan ellerini, yüzünü hasretle öper misin? Mektuplarını daima beklerim. Gözlerim yaşlı olarak, muhabbetle gözlerinden tekrar tekrar öperim sevgili kardeşim." Salih Bozok neden durumu acilen İnönü'ye haber vermişti? "Ne tedbir alınır, bilemem" derken muhtemel bir iktidar boşluğunu mu kastediyordu? Bu soruları yanıtlayabilmek için o günlerde Atatürk'ün Ankara ve İstanbul'daki arkadaşları arasında alttan alta süren bir iktidar mücadelesinin filizlendiğini kabul etmek gerekir. 2 Eylül 1938 / "Atam, siz müsterih olunuz. Bu, daha önceki ameliyatlarınızdan da basittir" Ağustos ayı boyunca Atatürk'ün hastalığı ilerlemesini sürdürmüş, eylül ayı başında ise karnındaki suyun şırıngayla alınması artık zorunlu hale gelmişti. Biriken suyun miktarı 10-12 litreyi bulmuştu. Bu yüzden Atatürk'ün nefesi daralıyor, sıkıntısı dayanılmaz bir hal alıyordu. Doktorları, Fissenger'nin üçüncü kez çağrılmasını ve onun huzurunda şırıngayla karından su alınmasını kararlaştırdılar. Karındaki suyun çıkarılması için yataktaki konumunu biraz değiştirmek, vücudu sola döndürmek gerekecekti. Bu sayede alınacak su, karnın en altında toplanacak ve dışarı alınması kolaylaşmış olacaktı. Sonra da karın duvarı özel bir iğneyle delinecek ve içerideki su şırıngayla çıkarılacaktı. Operasyonu yapacak olan Mim Kemal Öke, "Atam, siz müsterih olunuz. Bu, daha önceki ameliyatlarınızdan da basittir" dedi. Atatürk düşündü ve uzun zamandır yapmayı düşündüğü bir iş için vaktin geldiğine hükmetti. Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak'ı çağırttı. "Bu yolda konuşmak, benim için de, senin için de ağır bir şey, ama başka çaremiz yoktur. Konuşmaya mecburuz çocuk... Hani seninle ara sıra bir işimizden bahsederdik; hatta bunun için bir de hususî kanun çıkarılmıştı. Su vasiyetname meselesi... Bugün yarın o işi bitirmeliyiz. Ne olur ne olmaz. İhtiyatlı olalım. Mal olarak nemiz varsa derhal bir listesini yap, bana getir." Hasan Rıza sarsıldı. Ama bu, Atatürk'ün emriydi. Bürosuna inip, kayıtları dökmeye başladı. Ata'nın tüm malvarlığının bir listesini yaptı. İş Bankası'nda 1,5 milyon liraya yakın parası, hisse senetleri ve gayrimenkulleri vardı. Listeyi yanına alıp yeniden yukarı çıktı. Hasan Rıza Soyak (genel sekreteri): "Atatürk listeyi aldı, tetkik etti. 'Bunları ikiye ayıracağız' dedi, 'Bir kısmı hayatta bulunduğumuz müddetçe üzerimizde kalması lazım gelenlerdir: para, hisse senetleri, Çankaya'da köşkle eşyaları gibi... Yapacağımız vesikaya işte bunları koyacağız; diğerlerini, yani Çankaya'dan başka yerdeki evleri ve emlaki, Ankara'ya avdet eder etmez, mahallî belediyelerine veya diğer kurumlara verir, muamelesini de yaptırırız'." Atatürk, sahip olduğu bütün para ve hisse senetleri ile Çankaya'daki menkul ve gayrimenkullerini Cumhuriyet Halk Partisi'ne devretme kararındaydı. Ama bazı şartlan vardı. Atatürk bu genel çerçeveyi çizdikten sonra ayrıntılara geçti. Soyak da bu ayrıntılara göre bir hukukçunun yardımıyla bir taslak metin hazırladı. 3 Eylül 1938 / "Eski dost'a sıcak bir jest" Ertesi sabah odanın kapılarını kapatıp, taslağın ayrıntıları üzerinde çalışmaya başladılar. İş Bankası'ndaki para ve hisse senetleri yine İş Bankası tarafından gelirlendirilecekti. Atatürk, "Çünkü" dedi, "İş Bankası Celal (Bayar) Bey'in nezareti altında çok iyi çalıştı ve başarılı neticeler aldı." Sonra kız kardeşi ve manevî kızlarına ait maddelere geçti. Makbule, Afet, Sabiha, Ülkü, Rukiye ve Nebile, mirastan pay alacaklardı. Hasan Rıza Soyak (genel sekreteri) : "Ben, yatağın sağ yanında ayakta duruyor, kendisini müthiş bir heyecan ve teessür içinde seyrediyordum. Çok sakindi. Arada bir, yazdıklarına da göz atıyordum. Hem yazıyor, hem de bazı kelimeleri değiştiriyor, cümleleri, manalarına hiç halel getirmeden kısaltıyor, sadeleştiriyordu. Eşsiz muhakeme ve zarafeti burada da kendini göstermişti. Çok ince düşünüyordu. Mesela bir maddede, kendisine aylık bağlanmasını vasiyet ettiği hanımlardan beşinin soyadları yazılıydı; yalnız Bayan Afet'in soyadı yoktu; o, ailesinin soyadını kullanmıyordu. Henüz başka bir ad da almamıştı; bunu görünce diğerlerinin de soyadlarını yazmadı. Yine aynı maddede 'Vefatlarına kadar' ibaresi vardı; bunun yerine, 'yaşadıkları müddetçe' kaydını koydu; ona göre yaşamak esastı. Bir vasiyetnamede dahi olsa, bir insanın ölümünden bahsetmeyi nezakete uygun bulmuyordu. Dakikalar geçtikçe heyecanım artıyordu. Bu tarihî hadisenin tek şahidi olmak düşüncesi beni sarsıyordu." Vasiyette, banka gelirlerinden bir kısmının Türk Tarih ve Türk Dil kurumları arasında bölüştürülmesi de isteniyordu. Ve nihayet vasiyetin 5. maddesi İnönü'yle, daha doğrusu İnönü'nün çocuklarıyla ilgiliydi. Atatürk, İnönü'nün çocuklarına yüksek öğrenimleri için yardım yapmak istiyordu. Soyak'a "Kendisine (İsmet İnönü'ye) bir hal olursa kardeşi (Hasan Rıza Temelli) çocuklarına bakmaz" dedi. Bu madde, Atatürk'ün bir 'eski dost'a sıcak bir jestiydi belki. Mustafa Kemal, onca yıllık silah arkadaşına, iki satırlık bir mesaj yolluyordu. "İnce ve anlamlı bir mesaj..." Ama o günlerde bu madde üzerine yoğun spekülasyonlar yapıldı. "Yakın çevresinin Atatürk'e İnönü'nün ölmüş, hatta öldürülmüş olduğunu söyledikleri, Ata'nın da bunun üzüntüsüyle vasiyetine böyle bir madde koyduğu" söylendi. Bu söylenti İstanbul veAnkara'yı karştırdı. Bir sır kalması istenen vasiyet böylece birden gündemin baş maddesi haline geliverdi. 5 Eylül 1938 / ''Vasiyet'' Ata'nın 6 maddeden olusan vasiyeti aynen söyleydi: "Dolmabahçe 5 Eylül 1938, Pazartesi Malik olduğum bütün nukut ve hisse senetleri ile Çankaya'daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Halk Partisi'ne aşağıdaki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum: 1-Nukut ve hisse senetleri, şimdiki İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır 2- Her seneki nemadan bana nispetten serefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbule'ye ayda 1.000, Afet'e 800, Sabiha Gökçen'e 600, Ülkü'ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile'ye şimdiki 100'er lira verilecektir.+ 3- Sabiha Gökçen'e bir ev de alınabilecek para verilecektir. 4- Makbule'nin yasadığı müddetçe Çankaya'da oturduğu evde emirlerinde kalacaktır. 5- İsmet İnönü'nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç oldukları yardım yapılacaktır. 6- Her sene nemadan mütebaki miktar, yarı yarıya Türk Tarih ve Dil kurumlarına tahsis edilecektir." Atatürk, vasiyetini bitirdikten sonra bir zarfa koydu, zarfın ağzını kapadı ve başucundaki komodinin çekmecesine yerleştirdi. 6 Eylül 1938 / ''Siyasi Miras'' Ertesi gün yataktan kalktı, tıras oldu, yıkandı. İpek pijamasının üzerine kırmızı ropdösambr giydi, boynuna vişne renginde bir eşarp bağladı ve denize bakan pencerelerin önündeki şezlonga kuruldu. Genel Sekreteri Soyak noteri getirince, vasiyetinin bulunduğu zarfı ona uzattı ve "Bu, benim vasiyetimdir" dedi. "İcap ettiği zaman lütfen kanunî muamelesini yaparsınız." İşte son görevini de tamamlamıştı. Vasiyet işi bittikten sonra Hasan Rıza'yla konuşurlarken konu, asıl siyasî mirasın nasıl paylaştırılacağı sorununa geldi. Öyle ya Ata'nın "siyasî miras"ı neydi? Tahtını boşaltırsa böyle bir karizmanın yerini kim, nasıl doldurabilirdi? Daha doğrusu, doldurabilir miydi? Hasan Rıza'nın aktardığına göre Atatürk bu soruya aynen su yanıtı verdi: "Elbette bunda söz ve intihap hakkı sadece milletin ve onun mümessili olan Türkiye Büyük Millet Meclis'inindir; yalnız ben bu meseledeki mütalaamı ifade edeceğim. Evvela akla İsmet Paşa gelir. Evet! O, memlekete büyük hizmetler ifa etmiştir. Fakat nedense umumun sempatisini kazanamadığı görülüyor; bu yüzden durumu pek de cazip olmasa gerek. Bir de Mareşal Fevzi Çakmak var. O, hem memlekete büyük metler etmiş, hem de herkesle iyi geçinmiş, selahiyet sahiplerinin mütalaalarına daima kıymet vermiştir. Kimse ile münazaa halinde değildir. Bu itibarla bence devlet başkanlığı için en münasip arkadaş odur. Filhakika kendisi ordu işleriyle uğraşmaktan çok hazzeder, belki ordudan ayrılmak istemez. Ama cumhurreisliğinde, aynı zamanda başkomutanlık mevkiinde de olacağı için bu meşguliyetine devam imkânı daima mevcut demektir. Binaenaleyh, kanunî bir yol bulup kendisi namzet gösterilir ve seçilirse çok iyi olur zannederim." 7 Eylül 1938 / "Aziz hastamı daha iyi bulacağımı tahmin ederek çok neşeli gelmiştim" 7 Eylül günü Doktor Fissenger, üçüncü kez İstanbul'a geldi ve Dolmabahçe Sarayı'nda Atatürk'ü muayene etti. Ama durumunu hiç beğenmedi, "Aziz hastamı daha iyi bulacağımı tahmin ederek çok neşeli gelmiştim" dedi. Artık Atatürk ıstıraba dayanamaz hale gelmişti. Karında toplanan suyun derhal alınmasını istiyordu. O güne kadar bu işlemi mümkün olduğunca geciktirmeye çalışan doktorları sonunda boyun eğdiler. 8 Eylül 1938 / "Son Nöbet Başlamıştı" "Ponksiyon", yani karından su çekme işlemi hemen ertesi gün Dr. Mim Kemal Öke tarafından yapıldı. Dr. Fissenger ile Dr. Neset Ömer İrdelp de operasyon sırasında nezaret ettiler. Sonralan, Dr. İrdelp, Mim Kemal Öke'nin o gün "Bu müdahaleyi uygun olmayan koşullarda yaptık" dediğini aktaracak ve onu sorumluluktan kaçmakla suçlayacaktı. Fissenger'nin de Öke için "İsleri güçleştiriyor" şeklindeki sözlerini aktaracaktı. Bu tartışmalar arasında karından tam 12 litre kadar su çekildi. Çıkan suyun neredeyse bir tenekeyi dolduracak kadar olması herkesi şaşkına çevirmişti. Ama Atatürk rahatlamış, günlerdir ilk kez derin bir "ohh" çekmişti. Kılıç Ali, anılarında o ponksiyondan sonra yanma girdiğinde Atatürk'ü bir anda çok çökmüş bulduğunu nakleder: Kılıç Ali (silah arkadaşı):"Adeta birdenbire zayıflamıstı. İki kolunu basının altına alarak arkaüstü yatıyordu. Karnını büyük bir sargıyla sarmışlardı. Odadan içeri girer girmez yanma koştum: 'Geçmiş olsun Paşam' diyerek başının altına aldığı kollarının pazusunu öptüm. Bana, doktorların duyamayacağı kadar yavaş bir sesle; 'Çıkan suyu gördün mü' dedi. 'Bu kadar bir su kabı insanın karnı üzerine konsa nasıl tahammül eder? Bak ben ne haldeyim, nasıl tahammül etmişim? ''Geçmiş olsun Paşam, bunların hepsi geçecek' dedim ve gözyaşlarımı kendisine göstermeden ve teessürümü hissettirmemek için bir fırsat bularak doktorların arkasından sıyrılıp hemen odadan dışarı çıktım." O geceden itibaren doktorlar, Atatürk'ün mutlak bir istirahate ihtiyaç duyduğunu belirterek ziyaretleri yasakladılar. Çok zorunlu haller dışında hastanın yanına kimse alınmayacak, Ata fazla konuşturulmayacak, sınırlı ziyaretler de çok kısa tutulacaktı. Bu tavsiyelere harfiyen uyulması için de en yakınındaki 5 kişi o geceden itibaren yan odada nöbet tutmaya başladılar. Yaverleri Salih Bozok ve Celal Öner, Kılıç Ali, Muhafız Komutanı İsmail Hakkı Tekçe ve Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak artık gece gündüz sırayla nöbette olacaklardı. Onun başucundaki bu "son nöbet", 10 Kasım'a dek aralıksız sürecekti. 12 Eylül 1938 / "Atatürk gülmeye başladı. Bu, onun son gülüşü idi" Salih Bozok (yaveri) "Yapılan ponksiyon nispeten rahatlık vermekle beraber ahvali umumiyelerinde derhal dermansızlık husule getirdi. O büyük adam yatak içinde sanki saatten saate küçülür gibi bir hal almıştı. Günler geçtikçe adeta bir deri bir kemik kalmakta idi. Fakat o halde bile yine muntazaman tıraş oluyor, muntazaman sabah gazetelerini takip ediyor ve devlet işlerini görüyor, kararnameleri imzalıyorlardı. Istırabına, dermansızlığına rağmen gramofon muntazaman çalmıyor, radyo dinleniyor, üzüntülerini hissettirmemek için yanma her girdiğimiz zaman eski neşesini göstermeye ve latife yapmaya çalışıyordu. Geceleri uykusu kaçtığı zaman zile basar, hademesine; 'Beylerden nöbette kim var' diye sorar, hangimiz varsak yanına çağırır, uykusu gelinceye kadar şuradan buradan konuşur ve konuştururdu. Uykusu geldiğini hissettiğimiz zaman usulcacık kalkar ve nöbet odasına çekilirdik. Yine böyle bir gün beni yanına çağırmıştı. Garip rüyadan ötürü uyandığını söyledi ve gördüğü rüyayı bana şöyle anlattı; Büyük bir otelin salonunda Atatürk oturuyormuş. Ben de yanında imişim. Salonun köşesinde bir bilardo masası varmış. Masanın başında arkası kendisine dönük olan bir zat oturuyormuş. Tam bu sırada odanın kapısı açılmış ve iri yarı 30 kadar adam içeri girmişler. Bunlardan biri, eline bilardo masasından bir ıstaka alarak masanın önünde oturan, Atatürk'ün teşhis edemediği zatın omzuna bütün kuvvetiyle indirmeye başlamış. Omzu vurulan zat ayağa kalkarak, kendini müdafaa etmekte ve 'Bana niye vuruyorsun' diye hiddetle haykırmakta iken ben bu meçhul mütecavize karşı ne yapmak lazım geleceğini Atatürk'ten göz ucu ile sormuşum. Atatürk ise 'Sakın kıpırdama' manasına gelen bir işaretle sükût ve sükûna davet etmiş. Bu sırada eli ıstakalı adam, bize doğru yaklaşarak karşımızda tehditkâr bir vaziyet almış. Bu sefer ben yine müdahale etmek istemişim. Ve aynı sessiz işaretle 'Ne yapalım' diye sormuşum. Atatürk, bana tekrar 'sus' işareti verdikten sonra o azılı herife dönerek; 'Sen kimsin, ne istiyorsun' diye sormuş. Fakat adam bu suale cevap vereceği yerde, cebinden bir tabanca çıkararak iki kurşun sıkmış, biri Atatürk'e, öteki bana. Sonra bu adam bize, 'Kalkın dans edelim' emrini vermiş. İkimiz de kalkıp onun huzurunda dans etmişiz. Bu karışık rüya Atatürk'ün yine buhranlı bir gece geçirdiğine delalet ediyordu. Kendisine: 'Bu bir şey değil' dedim, 'Ben daha korkunç rüyalar görmüşümdür. Hele bir tanesini hiç unutmam. Müsaade ederseniz anlatayım.' 'Anlat bakalım.' 'Efendim, beni bir gece rüyamda korkunç bir öküz kovalamıştı. Alabildiğine kaçıyordum. Fakat öküz bana gitgide yaklaştı. Biraz sonra da bir yarın dibine yaklaştırarak boynuzları ile tartaklamaya basladı. Bir yandan haykırıyordun!, bir yandan da yatağımı kirletmiştim. Ben daha rüyamı bitirmeden Atatürk gülmeye başladı. Bu, onun son gülüşü idi. O günden sonra tebessüm ettiğini bile görmek kısmet olmadı." 18 Eylül 1938 / "Umumî harp gelecek yıl" 18 Eylül günü Dolmabahçe Sarayı'na Bayar geldi. Koltuğunun altında 4 yıllık yeni ekonomik plan dosyası vardı. Atatürk'e sunmak istiyordu. Doktorlar endişelendiler. Ancak Atatürk sunusu dinlemek için sabırsızlanıyordu. Zile basıp, hizmetlisini çağırdı ve yüzü Bayar'ın karşısına gelecek şekilde yerinin değiştirilmesini emretti. Hiçbir ziyaretin 10 dakikayı geçmemesi konusunda doktorlardan kesin talimat almış olan Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak, kapıda görünüp, yalvaran gözlerle bakınca onu da çağırdı, "Otur, dinle. Mühim şeyler konuşacağız" dedi. Ve Bayar anlatmaya başladı. Denizbank'a, 28 vapur alınması için sipariş verilmişti. Bunların bir kısmı soğuk havalıydı. Kütahya'da bir elektrik santralı inşa edilecekti. Buradan elektriğin kilovat saatinin Anadolukavağı'na 35 paraya mal olacağı hesap ediliyordu. Yine Kütahya'da 25.000 ton sentetik benzin istihsal edecek yetenekte bir fabrika kurulması planlanıyordu. Sakarya Nehri üzerinde sulama tesisleri yapılacak ve kömür üretimi senede 5 milyon tona çıkarılacaktı. Atatürk, Bayar'ın anlattıklarını yüzünde büyük bir memnuniyet ifadesiyle dinleyip konuşmanın sonunda şunları söyledi :''Elinizi çabuk tutun çocuk, umumî harp gelecek yıl. Anlattıklarını yapmaya zamanımız olmayabilir." 20 Eylül 1938 / "Ankara'ya gidelim. Ne olacaksam orada olayım" Artık bir tek isteği vardı: 29 Ekim'de Ankara'da olmak... Geçen yıl nasıl da coşkuyla kutlanmıştı. Gerçi o zaman da hüzünlü yüzü, yorgun bedeni dikkati çekmişti, ama alandaki coşku ona taze kan vermişti. Simdi, kurduğu Cumhuriyet'in 15. yılı yaklaşıyordu. Bütün arzusu bu törenlerde Ankara'da olmak, Başkentiyle son bir kez kucaklaşmaktı. Ankara da o günlerde onun için hazırlanıyordu. Stadyum merdivenlerini çıkamayacağı düşünülerek alelacele bir merdiven yaptırılmıştı. Hatta bir de özel kürsü hazırlanmış, bir yere yaslanırken, ayakta gibi görünebileceği şekilde hazırlık yapılmıştı. Kılıç Ali (silah arkadaşı) : "Bir sabah erkenden Salih'le beni çağırdı. Yanındaki komodinin üzerine uzun yünlü çorap ve baldır sargısı koydurmuştu. Bunları göstererek: 'Ankara'ya giderken hangisini giyeyim' diye fikrimizi soruyordu. Salih, 'Paşam' dedi, 'bende varis çorapları var. Onları getireyim. Onlar bacaklarınızı daha sıkı tutar.' Atatürk derhal Salih'in söylediği çorapları getirtip bir kenara koymuştu. O ağır günlerinde her nedense bir an evvel Ankara'ya gitmeyi çok arzu ediyordu. Salih'le bana: 'Bunları ayağıma çekerim, yakama da bir eşarp sararım...' O sıralar Romanya kraliçesi trende siroz hastalığından vefat etmişti. Gazetelerde bu havadisin görülmesi doktorları da tesir altında bırakmıştı. Bu sebeple doktorlar, Atatürk'ün Ankara'ya nakline taraftar olmuyorlar ve bu mesuliyeti üzerlerine alamıyorlardı. Atatürk ise isyan edercesine: 'Ankara'ya gidelim. Ne olacaksam orada olayım' diyordu. Doktorların mümanaatini kendisine anlatınca da: 'Budalalar' diye söyleniyordu. Mütemadiyen 'Ankara'da yapılacak mühim işler var' diyordu. Ne yazık ki, yapmayı düşündüğü ne idiyse bunları yapamamış ve kendisinde bir hicran olarak kalmış, kendisiyle beraber gitmiştir." Doktorlarına göre Ankara'ya sağ gitmesi şüpheliydi. Tren sarsıntısı çok tehlikeli olabilirdi. Sonunda değil Ankara'ya gitmek, yerinden bile kalkamayacağını anlayınca teslim oldu: "... Bu zayıf halimle Ankara'ya gitmekte bir fayda görmüyorum. Gidersem hiç olmazsa kimsenin yardımı olmadan otomobile kadar yürüyebilmen', arkadaşlarımla selamlaşabilmeliyim. Bunu yapamayacağımı anlıyorum" dedi. Ve Bayar'ı, meclisin açılış konuşmasını hazırlamakla görevlendirdi. Bu yıl Atatürk'ün nutkunu Bayar okuyacaktı. 21 Eylül 1938 / "Öldürücü Darbe" 21 Eylül günü Dr. Mim Öke Atatürk'ün karnından ikinci kez su aldı. Bu kez de 12 litre su çıktı. Bu operasyon onun için asıl öldürücü darbeydi. Doktorları yeniden 4 gün kesin istirahat verdiler. Bu süre içinde yanına kimse alınmayacaktı. O günleri yaveri Salih Bozok'un tuttuğu günlükten okuyalım: 24 Eylül 1938 / "Atatürk, yan odada sükûnetle uyuyor" Salih Bozok'un günlüğünden: Muhafız Alayı Kumandanı İsmail Hakkı Tekçe'den nöbeti teslim aldım. Saat gecenin dört buçuğu. Atatürk, yan odada sükûnetle uyuyor. Geceyarısı alınmış hararetini önümdeki cetvelden okuyorum. Harareti: 36,8. Nabız: 84. Doktorların verdiği 4 günlük mutlak istirahat yarın bitiyor. Dört gündür arkadaşlarla münavebe suretiyle beklediğimiz nöbet de yarın nihayete erecek. 25-26 Eylül 1938 / "İştahı ve neşesi yerinde." Saat tam 5. Atatürk uyuyor. Dünden beri iştahı ve neşesi yerinde. Dün akşam beni yanına çağırdı ve artık kendisini beklemeye hacet kalmadığını söyleyerek nöbet usulünün kaldırılmasını emretti. Fakat doktorların tavsiyelerini yerine getirmiş olmak için bir akşam daha nöbet bekledik. Yarın öğleden itibaren nöbet kalkıyor, İnşallah ilerde buna hacet kalmayacak. 27 Eylül 1938 / "Değiştim Salih... Artık o eski adam değilim." Bu sabah 7'de evimde uykudan uyandım. Banyoda bulunduğum sırada telefon çaldı. Atatürk geceyi biraz rahatsız geçirmiş. Hemen saraya koştum. Meğer dün Atatürk dört günlük mutlak istirahatten sonra Makbule, Afet ve Sabiha Gökçen'in ziyaretlerini kabul etmiş, kendileriyle uzun uzun görüşmüş, sonra da radyoda İbrahim Necmi'nin dil hakkında verdiği konferansı dinlediği için fazlaca yorulmuş. Ve gece yarısı birden rahatsızlanmış. Doktor, nöbet usulüne yeniden başvurmuş. Nöbeti devraldım. Bu sırada Atatürk odasında uyuyordu. Salonun denize nazır penceresi önüne oturdum. Sancaklarla donatılmış kotraları, motorları seyrediyordum. Çok acı şeyler düşünüyordum ki Atatürk çağırdı. İçeri girdiğim zaman yatağının içinde sigara içiyordu. Beni görünce gayet kesik ve güçlükle isitilen bir sesle; 'Salih' dedi, 'Dün akşam büyük bir sıkıntı geçirdim. Çok fena idim. Kustum. Hafızam tamamen kaybolmuştu.' Bunları söylerken dikkatli dikkatli yüzüme bakıyordu. Gözlerini biraz daha açarak ilave etti: 'Sanırım yediğim nohutlu yemek dokundu.' Ben kendisini teselli için tekrar ettim: 'Evet, muhakkak nohutlu yemek dokunmuştur. Madem ki çıkardınız, inşallah rahat edersiniz.' Karyolanın yanındaki sandalyeyi göstererek 'Şuraya otur' dedi. Oturdum. Atatürk tekrar söze basladı: 'Şimdi yine rüya görüyordum. Bana bir çift kundura getirmişler. Beğenemedim. Binbir'i çağırdım. Böyle "Binbir! diye çağırırken odaya Rıdvan girdi. Bunun üzerine uyandım. Rüya gördüğümü anladım.' Sonra başını sallayarak sözüne devam etti: 'Çok dermansızım Salih, büsbütün başka bir adam oldum. Su ellerimin haline bak.' Bana uzattığı o güzel eller şimdi deri ile kemikten ibaretti. Parmakları o kadar titriyordu ki, sigarayı tutamayarak yorganın üzerine düşürdü. Hemen alıp attım. O hâlâ kesik kesik tekrar ediyordu: 'Ben büsbütün başka bir adam oldum. Hiç hafızam kalmadı. Değiştim Salih... Artık o eski adam değilim.' O gece koma gecesiydi. Atatürk'ü yatırdılar. Sayıklamaya başladı. Yaverleri, yakınları başucunda endişeyle beklemeye başladılar. Salih Bozok, bir yandan ağlıyor, bir yandan da "Allahım ya Atatürk'ü kurtar ya benim canımı al" diye dua ediyordu. Az sonra doktoru Neşet Ömer Bey yetişti. Hastayı muayene etti. Kendisinde hazımsızlıktan kaynaklanan hafif bir zehirlenme olduğunu saptadı. İlaçlar verdi. Atatürk hafif ateşle uykuya daldı. 28 Eylül 1938 / "Gidelim Afet... Bir orman kenarına gidelim. Her şeyi bırakalım. Şöyle basit bir ev, ocaklı bir oda...'' Ertesi sabah gözlerim açtığında başucunda Afet İnan vardı: "Bana ne oldu? Bana bir şey oldu" dedi. Sonra da Afet İnan'ın kulağına gizlice fısıldadı: "Ölüm demek böyle olacak kızım..." Odasında yatağının tam karşısındaki duvarda o zaman Moskova'da büyükelçi olan Zekai Apaydın'ın Rusya'dan gönderdiği bir tablo asılıydı. Tabloda kır çiçekleriyle bezeli yemyeşil bir yamaç alabildiğine uzanıyor, bu yamacı çiçek açmış meyve ağaçlan süslüyor, arka planda ise heybetli, karlı dağlar manzarayı tamamlıyordu. Tablonun adı "Dört Mevsim"di. Atatürk, sıkıntılı, ateşli koma gecelerinin sabahında gözlerini açtığında bu tabloyla karşılaşır, bu tabloya bakınca memleketin 4 köşesini görebildiğini söylerdi. Bazen, sıkıntısının iyice arttığı anlarda bu tabloya dalıp gidiyordu. Böyle gecelerde savaşlar, devrimler, isyanlarla geçmiş ömrüne inat, alıp başını gitme özlemiyle yanıyordu. Her şeyden çekilip, engin bir ormanın sonsuzluğunda huzur bulma hayali, düşlerini süslüyordu. Bazen Rumeli yaylalarını, bazen camından görünen "karşı yaka"yı, Anadolu'yu özlüyordu. Yanma Afet İnan'ı alıp, gözlerini tabloya dikince dudaklarından su sözcükler dökülüyordu: "Gidelim Afet... Bir orman kenarına gidelim. Her şeyi bırakalım. Şöyle basit bir ev, ocaklı bir oda... Evet... Evet... Hemen çekip gidelim ormanlara... Hele ben bir iyi olayım da..." Eylül Sonu / "Sıhhatim için bir müddet orada yaşarım." Ata'nın bu arzusu Eylül sonlarında o kadar arttı ki, sonunda yanındakiler belki de "son arzu"su olacak bu küçük isteği karşılama telaşına girdiler. Afet İnan'ın babası ormancıydı. O çocukluğunun geçtiği Sündiken ormanlarını tavsiye etti. Doktorlar, İstanbul'a daha yakın bir yerin, örneğin Alemdağ'ın daha uygun olduğunu söylediler. Orada Sultan Abdülaziz'in biraz harapça bir av köşkü vardı. Hemen tamir edilebilir ve Atatürk için hazırlanabilirdi. Derhal Doktor Nihat Reşat Belger bu işle görevlendirildi. Atatürk Belger'e, "Doktor" dedi, "anlaşılıyor ki ben bundan sonra biraz Yalova da, bir müddet Florya da, bir müddet de Ankara da böyle dikkatli tedavi ile yaşayacağım. Fakat sen şu Alemdağ'a bir git bak bakalım. Oranın havası suyu meşhurdur. İklim şartlan bakımından ikamete elverişli bir yer seçin. Sıhhatim için bir müddet orada yaşarım." Belger, hastasının ömrünün bu taşınmaya yetmeyeceğim biliyordu. Ama bunu o an söyleyemedi. Yanına Genel Sekreter Soyak'ı ve İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Muhittin Üstündağ'ı da alarak Alemdağ'a gitti. Sultan Aziz'in köşkü pek iyi durumda değildi, ama yeri harikaydı. Etrafını çeviren çam ağaçları köşkü kuzey rüzgârlarından koruyordu. Güneş içinde pırıl pırıldı. Akşam, yemekten sonra Atatürk, Dr. Belger'i çağırttı. Belger Ata'yı bu taşınma fikrinden nasıl vazgeçireceğini düşünüyordu ki Atatürk hemen Alemdağ'daki köşkü sordu. Anlattılar. Haritayı getirterek köşkün yerini inceledi. "Münasiptir" dedi. Ama binanın bakıma muhtaç olduğunu öğrenince üzüldü. Belki o kadar yaşayamayacağını artık kendisi de tahmin ediyordu. Sonunda "Hele şimdilik dursun bakalım" dedi. "İlerde tekrar görüşür, bir karar veririz." Bir daha o konu hiç açılmadı... Dışarı çıktıklarında Doktor Belger, kendisinden bir umut kırıntısı bekleyen Kılıç Ali ve Salih Bozok'a şunları söylüyordu:"Hastalık süratle ilerliyor. İkinci defa su almadan önce, hayatının hiç olmazsa bir iki sene idamesine imkân bulunacağı ümidinde idik. Fakat bugün, kurtulması için ancak yüzde 3 ihtimal vardır. Bu hastalıkta, Atatürk'ün öbür işlerindeki gibi talihi yardım etmemiştir. Su alalı 7 gün olduğu halde kanımda tekrar 7 kilo su toplandı. Karaciğer artık vazifesini yapmıyor. Zehirlenme başlamıştır. Vücudundaki yağlar tamamen eridi. Vaziyet vahim ve ümitsizdir." Bu sözleri dinleyen Kılıç Ali ve Salih Bozok büsbütün sarsıldılar. Artık içlerinde en ufak bir ümit ışığı bile kalmamıştı. Atatürk, ölüyordu... 1-11 Ekim 1938 / "Doktorlar bana doğruyu söylemiyorlar" Artık kritik günlere girilmişti. Her an bir sürpriz bekleniyordu. Bu yüzden Ata'nın her hareketi izleniyor, ateşi, nabzı sürekli ölçülüp, kaydediliyor, kapısında nöbet tutuluyor, yakınları başucundan ayrılmıyorlardı. Ekim'e girilirken Atatürk, hâlâ ilk hafif komanın etkisindeydi. Derin uykular uyuyor, sabahları bitkin uyanıyordu. Artık gece inlemelerini, sayıklamaları, hafıza kayıplarını kendisine söylemiyorlardı. Yine bir sabah, derin bir uykunun ardından gözlerini açıp karsısında Celal Bayar'ı görünce şaşırdı: "Sen cuma günü gelecektin? Neden daha evvel geldin? Benim sıhhatimde üzülecek bir şey mi var" diye sordu. Kendisinden bir şeyler saklandığından endişe ediyordu. Bayar üzgün ve şaşkındı. Yıllardır tanıdığı Atatürk'ü o gün ilk kez tıraşsız, "beyaz sakalları fırça gibi uzamış" halde görüyordu. "Vahim bir şey değil" dedi, "fakat uykunuz her vakitten 4-5 saat fazla sürdü de merak ettik. Doktorlar uykunuzda bir gayri tabiîlik gördüklerini söylediler." "Neymiş uykumdaki gayri tabiîlik?" "Derin ve fazla miktarda uyumuşsunuz." "Kaç saat uyumuşum?" "12 saat kadar uyumuşsunuz."Ata, bunun üzerine üzgün bir edayla: "Doktorlar bana doğruyu söylemiyorlar" diye yakındı. Artık çok sıkı kontrol altındaydı. 1 Ekim'den itibaren yapılan her tedavi bir deftere kaydedilmeye başlandı. O defterdeki kayıtlara göre Atatürk'ün o haftaki programı şöyleydi: "1 Ekim, Cumartesi: İhtiyaç duydukça gliserinli lavman yapıldı. Buz yutturuldu. Ağızdan elma suyu, çilek suyu ve çay verildi. 2 Ekim, Pazar: Bazı yatıştırıcı ilaçlara gerek duyularak verildi. 4 Ekim, Salı: Saat 3.00'te bir fincan çay içirildi. Saat 5.30'da uykusundan hafif bir üşüme ile uyandı. Çeşitli aralarla meyve suları içti. Yakınlarından bazı bayanlar da 40 dakika kadar yanında kaldılar. 5 Ekim, Çarsamba: İdrarda ürobilin ve ürobüinojen artmaya başladı. 11 Ekim, Salı: Dr. Neşet Ömer İrdelp, Atatürk'ü 30 dakika muayene etti. Bugünden başlayarak her gün lavmana gerek görüldü ve yapıldı. Afet Hanım 10 dakika, Sabiha Gökçen 5 dakika, Fethi Okyar ile Salih Bozok 45 dakika süre ile ziyarette bulundular." 13 Ekim 1938 / "Bu kadar su aşağı yukarı bir gaz tenekesi doldurur. Bu, karnın içinde taşınabilir mi?" 13 Ekim Perşembe günü yeni bir karından su alma operasyonu kapıya dayandı. Doktorları toplu olarak muayene ettiler ve ponksiyona karar verdiler. Ancak bu operasyon da doktorların tartışmasına sahne oldu. Suyu alacak olan cerrah, M. Kemal Öke'ydi. Tartışma anestezi meselesinden çıktı. Dr. İrdelp, tedavi eden hekim olarak karaciğer yetersizliğinden ötürü hastanın herhangi bir zehirli maddeye dayanamayacağı görüşündeydi. Bu yüzden lokal anestezi yapılmadan az miktarda su alınmasını savunuyordu. Prof. Dr. Mim Kemal Öke ise vaktiyle Atatürk'e başka cerrahî müdahaleler de yaptığını söylüyor, onun ağrıya karsı çok duyarlı olduğunu hatırlatıyor ve lokal anestezide ısrar ediyordu. Öke, "Deri ve deri altını çok ince bir iğne ile uyuşturursak hiçbir sakıncası olmaz, suyu da çok rahat alırız" diyordu. Sonunda bu görüşe Fissenger de katıldı. Ve lokal anestezi fikri benimsendi. Bu tartışmaların sonunda Atatürk'e herkese kullanılan kalın iğne yerine daha ince bir iğneyle şırınga yapıldı ve karnından 10,5 litre kadar su alındı. Çekilen su şişelere boşaltıldıkça Atatürk: "Bu kadar su aşağı yukarı bir gaz tenekesi doldurur. Bu, karnın içinde taşınabilir mi?"diye soruyordu. Operasyon sırasında Dr. İrdelp ve Dr. Belger de nabız ve tansiyonu kontrol altında tutuyorlardı. Nihayet operasyon bitince Atatürk derin bir soluk aldı ve: "Ohhh.. çok rahat ettim" dedi. "Şimdi bana bir sigarayla bir kahve verin." İşte sağlıklı döneminin bir eski âdetine göz kırpıyordu. Yaşam ile ölüm arasında bir dirhem mutluluk, bir küçük ağız tadı... Sigara ve kahve getirildi. Ata, bu iki eski dosta, hasretle sarıldı, keyifle içti. Sonra kendisine yapılan iğneyi görmek istedi. Bunun üzerine Mim Kemal Öke, ponksiyon iğnesinden daha ince bir iğne gösterdi. İğneyi görünce: "Aman, bu kazma anestezisiz nasıl batınlır? Birkaç defa anestezi yapılmadan bu yapılamaz. Fakat bir daha icap ederse rica ederim daha incesini seçelim" dedi. Bu operasyondan sonraki bir iki gün Atatürk rahat etti ve geceleri sakin uyudu. Ama ardından ilk ağır koma geldi. 16 Ekim 1938 / "Aman dil... Aman dil..." 16 Ekim Pazar günü öğleden sonra Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak saraya geldiğinde tablo şöyleydi: Hasan Rıza Soyak (genel sekreteri): "Hususî dairesine girdiğimde Prof. İrdelp ile Operatör Mim Kemal Öke koridorda birtakım ilaçlar hazırlamakla meşguldüler. Kendisi yatağının içinde oturmuş, şiddetli bir bulantı ile mütemadiyen öğürmekte, ağzından pek az miktarda sarı bir mayi çıkarmakta idi." Doktorlar kendisine bir enjeksiyon yapmakla beraber, küçük buz parçaları da yutturmaya başladılar. Biraz sonra öğürtü kesilmişti. 'Beni kaldırınız' dedi. Halbuki tam aksine 'yatırınız' demek istiyordu. Yatırdık. Ben, baş ucuna sokularak, 'Buz iyi geldi mi efendim' diye sordum; 'Evet' cevabını verdi ve akabinde kendisini kaybetti. "Vücudunda bir takım asabî araz belirmişti. Sık sık başını iki tarafa çeviriyor, mütemadiyen ve 'aman' kelimesini uzatarak, 'aman dil, aman' diye söylenip duruyordu. Acaba bu sözleriyle neyi kastediyordu? Dilinden bir sıkıntı çekiyordu da onu mu ifade etmek istiyordu; yoksa şuuru altındaki dil meselesinden mi bahsediyordu; bunu ne doktorlar, ne de biz bir türlü anlayamadık." Birkaç hafta önce Dil Bayramı kutlanmıştı ve Atatürk son yıllarını vakfettiği bu konuya yine yakın ilgi göstermiş, hatta bir geceyarısı Dolmabahçe Sarayı'nda kalmakta olan Türk Dil Kurumu ve Tarih Kurumu üyesi Prof. Dr. Hasan Reşit Tankut'u çağırtarak ona: "Arkadaşlara söyle, dil çalışmalarını gevşetmesinler." demişti. İste o yüzden Atatürk'ün, "Aman dil... Aman dil..." diye sayıklaması yakın çevresinde bilinçaltındaki dil sorununa atfediliyordu. Bu sözcükler, koma süresince Atatürk'ün dilinden düşmedi. Nadiren gözlerini açıp kapatıyor, bu arada da sık sık "Dil efendim dil... Aman yarabbi... aman dil..." diye sayıklıyordu. Durum ağırlaşınca hemen yetkililer alarma geçirildi. Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Aras bir konsültasyon yapılmasını önerdi. Hemen doktorları saraya çağrıldılar. Önce Dr. Neşet Ömer İrdelp, meslektaşlarına hastanın geceyi sıkıntılı ve uykusuz geçirdiğini, bazen hiddet ve şiddet gösterdiğini anlattı. "Sabah yatağından defi hacet için oturağa indiğinde arkaya doğru yatak tarafına düştü. Lakin kendinde değildi. Günü çırpınmayla geçirdi. Birkaç kez kustu. Nihayet aksam 18.50'de tamamen kendinden geçti" dedi. Atatürk yatağında bilinçsiz yatıyordu. Sürekli olarak sağ bacağını çekiyor, kollarını oynatıyor, başının konumunu değiştiriyordu. Gözleri açık, ama bakışları manasızdı. Dili kuru ve kırmızıydı. Karnındaki asit çoğalmış, karın damarları genişlemişti. Asit göğüs altına kadar çıkıyordu.Söylenen şeyleri yapamayacak durumdaydı. Bu, tam bir koma haliydi. Vaziyet ciddiydi. 17 Ekim 1938 / "Ülkenin üstüne adeta bir ölü toprağı serpildi." Ertesi sabah da Atatürk komadan çıkamayınca hükümet, artık milleti Büyük Şef'in durumundan haberdar etmeyi kararlaştırdı ve ilk olarak 17 Ekim günü Anadolu Ajansı aracılığıyla su bildiri yayımlandı: "Riyaseti Cumhur Umumî Kâtipliği'nden 1- Reisicumhur Atatürk'ün sıhhî vaziyeti hakkında müdavi tabipleri tarafından bugün verilen rapor ikinci maddededir. 2- Reisicumhur Atatürk'ün duçar olduğu karaciğer hastalığı normal seyrini takip ederken 16 birinci tesrin 1938 tarihine tesadüf eden pazar günü birdenbire aşağıdaki arazı göstermiştir: a) Saat 14.30'dan 22.00'ye kadar gittikçe artarak devam eden umumî zaaf ile birlikte hazmî ve asabî araz. Bu saate kadar nabız, dakikada 116 ve teneffüs 22 ve hararet derecesi 36,5'idi. b) Saat 22.00'den bu sabah saat 10.00'a kadar yukarıda ismi geçen araz kısmen hafiflemiş ve nabız dakikada 104 ve teneffüs 20 ve hararet derecesi 37 olmustur. c) Yapılan muayene ve müsavere neticesinde tespit ve tatbik edilen müdavattan sonra umumî ahvalde hafif bir salah görülmekle beraber vaziyet ciddiyetini muhafaza etmektedir. 3- Müteakip sıhhî vaziyet raporları neşredilecektir. Müdavi ve müşavir tabiplerin imzaları..." Bu bildiriyle ülke ayağa kalktı. Endişe içinde radyo basına koşanlar, dinledikleri sözlerden durumun vahametini ve önderin ölüm anının gelip çattığını sezinlediler. Ülkenin üstüne adeta bir ölü toprağı serpildi. Bütün Türkiye nefesini tutup, değerli hastanın iyiliği için çaresizce dua etmeye başladı. Herkes günü radyo basında yeni bir bildiri bekleyerek tüketti. Beklenen yeni haber, akşam yayımlanan ikinci bildiriyle geldi: "Riyaseti Cumhur Umumî Kâtipliği'nden Bugün, dün akşama nispetle daha iyi geçmiştir. Asabî arazlarda bir değişiklik yoktur. Nabız muntazam ve 116, teneffüs 20, hararet derecesi 37'dir." 19 Ekim 1938 / "Ölüm, ondan korktu'' Herkes korkunç finali bekliyordu. Ama korkulan olmadı. 4. gün Ata'nın durumunda nispî bir iyileşme gözlendi. 19 Ekim Çarşamba günü, yatmakta olduğu büyük karyola, çarşaflarıyla birlikte, küçük bir karyolayla değiştirildi. Aynı gün öğleden sonra kendisinden istenen bazı hareketleri yapabildiği görüldü. Dilini göstermesi istenince dilini gösterdi. Mucizeydi. Bir doktorunun deyişiyle "ölüm, ondan korktu." O aksam kamuoyuna su açıklama yapıldı: "Asabı arazlarda hafif, fakat aşikâr bir iyilik vardır. Umumî hal daha iyi; nabız muntazam..." 21 Ekim 1938 / "Ben kaç saat uyudum?" Nihayet 21 ekim sabahı kız kardeşi Makbule Hanım başucunda Kuran okurken Atatürk, bir pencerenin rüzgârdan gürültüyle kapanması sonucu gözlerini açtı. Karsısında bassofracısı İbrahim Ergüven'i gördü: "İbrahim sen burada mısın? Bu yatağı ne zaman değiştirdiniz?'' diye sordu. Odada bir sevinç dalgası gezindi. Ergüven, bazı durumlardan dolayı yatağı sık sık değiştirdiklerini söyledi. Bu değiştirme sırasında battaniyeyle taşınırken, yatağın üzerine çıkılması sonucu karyolanın kırıldığını ve bunun üzerine bu küçük karyolayla değiştirildiğini anlattı. Atatürk bunları dinledikten sonra: "Ben kaç saat uyudum? Saat kaç? Gazeteler geldi mi" diye sordu. Doktoru Neşet Ömer Bey, bir gün kadar uyuduğunu söyledi. Bu da doktorlar arasında tartışma konusu olmuştu. Kimi doktorlar hastanın moralinin bozulmaması için yalan söylemeyi savunurlarken, kimileri de her ne olursa olsun işin aslının saklanmaması gerektiği görüşündeydiler. Sonunda "yalan"cılar baskın çıktı ve Atatürk'ten bir haftaya yakın zamandır komada olduğu gizlendi. Bu konuşmalar sırasında koşup içeri giren Mim Kemal Öke'yi görünce Ata, kuşkulandı: "Kemal Bey niçin burada? Burada mı yatıyor?" diye sordu. "Vapuru kaçırmış da ondan" diye yanıtladılar. Atatürk yeniden uykuya daldı. Akşam şu bildiri yayımlandı: "Bugünü çok iyi geçirdiler. Umumî ahvaldeki iyilik devam etmektedir." 22 Ekim 1938 / "Her şeyi, bu küçük gözyaşları anlatmış oldu" Ertesi sabah normal vaktinde ve hiçbir şey olmamış gibi uyandı. Yanına ilk giren, Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak oldu. Atatürk: "Gel bakalım" dedi. "Biz gittik geldik. Bu doktorlar adeta insana can veriyorlar." Sonra da sorguya başladı: "Bana ne oldu?" Önceden bu soruya karsı standart bir yanıt, daha doğrusu tek tip bir yalan hazırlanmıştı:"Biraz fazlaca ve derince uyudunuz efendim." "Ya bu karyola niye değistirilmiş?" "Temizlik yapmak lazımdı, aynı zamanda bir değişiklik olur diye de düşündük." Atatürk bu kısa ve kaçamak yanıtlardan neler olup bittiğini tahmin etmişti. Genel sekreterini bu sıkıntıdan kurtarmak için: "Ne ise..." dedi, " gerisini sormayacağım." Gerisini herkes gizledi, ama ''büyük sırrı'', küçük Ülkü ele verdi. Ata'nın yanına girince, bütün tembihlere rağmen gözyaşlarını koyuverdi. Her şeyi, bu küçük gözyaşları anlatmış oldu. 29 Ekim 1938 / "Bayram ve Gözyaşı" Nihayet 29 Ekim geldi. O gün Cumhuriyetin 15. yaş günüydü. Ankara Hipodromu'ndaki törenler öncesinde Celal Bayar Ata'nın orduya mesajını okurken, O, sarayda kısılıp kaldığı yatağında Salih Bozok'a durup durup, "Ah Ankara... Ah Ankara'ya gidemedik..."diye yakınıyordu. Akşam olunca havaî fişekler gökyüzünü aydınlatmaya ve patırtıları duyulmaya başlandı. Atatürk bu gürültüyle uyandı ve zile basıp sofracı Kâmil'i çağırdı. "Bu patırtılar nedir?" diye sordu. Sofracı Kâmil, Atatürk'ü üzmemiş olmak için: "Gök gürlüyor Paşam" diye yanıtladı. Atatürk, yanıtın amacını ve saflığını anlayınca dudağının kenarıyla gülümsedi ve: "Hadi, enayi..." dedi. Yaverleri ilgililere telefon edip, havaî fişek gösterisinin durdurulmasını istediler. O sırada hiç beklenmedik bir şey oldu. 29 Ekim törenlerinden dönen Kuleli Askerî Lisesi öğrencilerini taşıyan vapur Dolmabahçe önünden geçiyordu. Öğrenciler vapurdan,"Atamızı görmek istiyoruz" diye bağırdılar. Ardından da İstiklal Marşı'nı ve 10. Yıl Marşı'nı söylemeye basladılar. "Çıktık açık alınla/10 yılda her savaştan" dizeleri Dolmabahçe'nin hüzünlü duvarlarında çınladı. Kılıç Ali, hemen pencereye koştu Kılıç Ali (silah arkadaşı): "Atatürk'ün mütees ki 'Varol... Yaşa...' sesleri göklere çıkıyor, gençlerin bu coşkun tezahüratı etrafı çınlatıyordu. Geri çekildim. Kapının önündeki paravanın arkasından Atatürk'e baktım. Yatağında doğrulmuş, oturuyordu. Atatürk, gözyaşlarını daha fazla tutamadı. Yanındakiler, son düşmanı ölümle savaşan bu kudretli adamın ilk kez o gün ağladığını gördüler.'' 7 Kasım 1938 / "Son İsteği; Enginar" İste son 3 güne girilmişti. Hastalık, artık son aşamasındaydı. Atatürk 29 Ekim'den 7 Kasım'a kadarki 10 günü yarı uyur, yarı uyanık vaziyette geçirdi. Genellikle kendinde değildi. Uyku arasında bazı kelimeleri belli belirsiz tekrar ediyor, ayıldıkça da süt, pirinç suyu ve meyve sularından oluşan mönüsüyle karnını doyurmaya çalışıyordu. O günlerde canı enginar yemeği istedi. Fakat o zaman İstanbul'da enginar bulunmadığından Hatay'a ısmarlandı. Enginarlar geldiğinde o ölüm döşeğinde, derin bir uykudaydı. Yemek kısmet olmadı. 5 Kasım Cumartesi hafif kendine gelir gibi olunca başucundaki Makbule Hanım, Afet Hanım ve Sabiha Hanım, ince, kemikli elini son kez öperek onunla vedalaştılar. Karnındaki su iyice artmış ve göğsüne ve kalbine baskı yapmaya baslamıştı. Bu yüzden boğulur gibi oluyor, zor nefes alıyor, ıstırabı, yüzünden okunuyordu. Sonunda 7 Kasım Pazartesi sabahı arkaüstü yatarken tükürmeye basladı. Tükürüğünde kan vardı. Hemen doktorlar geldiler. Atatürk, Nihat Reşat Belger'e: "Doktor" dedi, "karnımdan bu suyu çekmek zamanı geldi. Çünkü bu mayi benim nefesime dokunuyor. Soluk almamı güçleştiriyor. Bunu çekip alın." Belger "Emri devletinizi yarın ifa ederim" diyecek oldu. Çünkü su çekme işlemi öncesi kalbi takviye edecek önlemler almak istiyordu. Üstelik ilk üç ponksiyonu yapan Mim Kemal Öke sarayda değildi. Ama Atatürk de dayanacak halde değildi: "Emrediyorum, bunu bugün çekin" dedi. Bu, onun son buyruğuydu ve odadaki doktorların hiçbiri bu emre direnemedi. Hasan Rıza Soyak (genel sekreteri): "Çaresiz kalan doktorlar hazırlık yapmak üzere odadan çıktıktan sonra kaşlarını çattı. Hiddetli bir sesle: 'Niçin tereddüt ediyorlar? Olacak olur' dedi. Sonra da karnını işaret ederek: 'Bu, insuportable'dır (dayanılmaz)' diye ekledi." 7 Kasım günü saat 12.20'de üçüncü ponksiyon başladı. Bu kez operasyonu Mim Kemal Öke yerine Dr. Mehmet Kâmil Berk yapıyordu. Dr. Nihat Reşat Belger (doktoru): "Atatürk su çekme esnasında suyun hepsinin çekilmesini ısrarla emrediyordu. Bizlere 'Kaç litre var? Sayın' diyordu. Sayan bendim. Ve her yarım litreyi bir sayarak '12 litre' dedim. Hakikatte 6 litre su çekmiş bulunuyorduk." Bu operasyondan sonra Atatürk'ün ateşi hafif yükseldi. Fakat rahatlamıştı. Aksam 20.00'den geceyarısına kadar sakin uyudu. Geceyarısı uyandı. 8 Kasım'a girilirken, kendini bilmiyordu. 8 Kasım 1938 / "Son sözünü söyledi ve ikinci ağır komaya girdi. Bu komadan bir daha çıkamayacaktı" Atatürk'ün "Müsahade Defteri"nden 7 Kasım'ı 8 Kasım'a bağlayan gece: "Geceyarısı etrafındakileri tanımıyor. Saat 02.10'da uyanıyor. Bay Rıdvan'ı çağırıyor, uyuyamadığından şikâyet ediyor: "Hayret Monşer" diyor. Bir sigara istiyor, içiyor. Daha bu bitmeden ikinci bir sigara daha istiyor. Onun da yarısını içiyor. Evvela: "Beni gezdir" diyor, sonra: "Beni sağ tarafıma yatır" diyor. "Ört... ört..." diye emrediyor. Rıdvan çıkmak istiyor: "Nereye gidiyorsun..? Off.. beni kaldır, belki bir şey olur" diyor. Yatırılıyor, uykuya dalıyor. 06.00'da uyanıyor. Süt veriliyor. "Denizde bir motor sesi var. Bu nedir?" diye soruyor ve tekrar uyuyor. 07.40'ta: "Rıdvan!" diye çağırıyor. Bir şey ister gibi bir jest yapıyor. Lakin istediğini ifade edemiyor. Nihayet çay istiyor. Ördek getiriliyor. O esnada: "Beni kaldır" diye ısrar ediyor. "Ördek var" deniyor. "Off... off..." diyor, bir şey söylemek istiyor. Lakin kelimeleri bulamıyor. Gözleri açık. Ama dalgın. Derece almıyor: 36,5 deniyor. Bir şey söylemiyor. 08.20'de Bay Rıdvan giriyor. Sütlü çay getiriyor, istemediğini anlatmak istiyor. Sözleri bulamıyor. Başka bir şey istiyor, adını bulamıyor. Birçok maddelerin ismi söyleniyor. Nihayet poriçte duruyor. Saat 10.00'da verileceği söyleniyor." Hasan Rıza Soyak (genel sekreteri): "O gün gıda olarak saat 06.00'da altı kaşık sütlü kahve, 08.30'da beş kaşık sütlü çay, 11.00'de bir miktar yulaf unundan poriç, 13.00'te altı kaşık süt, 15.10'da biraz çorba ve 17.15'te dört kaşık elma suyu almıştı. Saat 18.35'te telefonla fenalaştığını bildirdiler. Telasla hususî daireye koştum. Yatak odasının iç içe olan iki kapısı arasındaki boşlukta Kılıç Ali duruyordu. Odaya girdiğim zaman Atatürk yatağın ortasında oturmuş, iki elini yanlarına dayamış mütemadiyen öğürüyor ve: 'Allah kahretsin' diye söyleniyordu. Ara sıra da hizmetçilerin tuttukları tasa koyu kahverengi pıhtılaşmış kan çıkarıyordu. "Nöbetçi doktor Abravaya ile o sırada yetişen Prof. Neşet Ömer İrdelp kendisine yine bir taraftan bazı ilaçlar enjekte etmeye, bir taraftan da buz parçaları yutturmaya başladılar. Bir aralık sağında bulunan tuvalet masası üzerindeki saate baktı; herhalde iyi göremiyordu ki bana sordu: 'Saat kaç?' '07.00 efendim.' Aynı suali bir iki defa daha tekrar etti, aynı cevabı verdim. Biraz sükûnet bulunca yatağa yatırdık. Başucuna sokuldum: 'Biraz rahat ettiniz, değil mi efendim' diye sordum. 'Evet...' dedi. Arkamdan Neşet Ömer İrdelp yanaşıp rica etti: 'Dilinizi çıkarır mısınız efendim?' Dilini ancak yarısına kadar çıkardı. Dr. İrdelp tekrar seslendi: 'Lütfen biraz daha uzatınız.' Nafile. Artık söyleneni anlamıyordu. Dilini uzatacağı yerde tekrar tamamen çekti. Başını biraz sağa çevirerek Dr. İrdelp'e dikkatle baktı ve: 'Aleykümselam' dedi. Son sözü bu oldu." 8 Kasım Salı aksamı saat 19.00'da, yani dördüncü ponksiyondan tam 30 saat sonra Atatürk son sözünü söyledi ve ikinci ağır komaya girdi. Bu komadan bir daha çıkamayacaktı. 9 Kasım 1938 / "Son 24 Saat" 9 Kasım çarşamba sabahı Atatürk'te adale kasılmalarıyla istenç dışı hareketler ve inlemeler görüldü. Bunun üzerine bromürlü lavman yapıldı. Bu hareketler azaldı. Bir ara sık sık öksürdü. Terledi. Öğle üzeri saat 11.00'den sonra 3 dakika süreyle oksijen verildi. 13.10'da bu, tekrarlandı. Bayar ve Dr. Arar, saraya geldiklerinde karşılaştıkları manzara suydu: Dr. Asım İsmail Arar (doktoru): "Atatürk derin bir uyku içinde idi. Nefes alma ve kan deveranı faaliyetleri muntazamdı. Etrafındaki doktorlar son tıbbî vazifelerini yapmak için feragat ve gayretle çalışıyorlar ve her çareye başvuruyorlardı. Bu doktorlar, her iki saatte bir değişmek üzere ikişer ikişer nöbet bekliyorlar ve hastalığın seyrine ait müsahadeleri ve tatbik edilen tedbirleri ve ilaçları kayıt ederek vazifelerini kendilerinden sonra nöbete girecek olan arkadaşlarına terk ediyorlardı. Hastanın halini görünce her şeyin bitmiş olduğuna kani oldum. Yalnız bütün hayatı bitmez tükenmez mücadeleler ve Türk vatanım kurtarmak için icabında katlandığı mahrumiyetler ve heyecanlar içinde geçen ve bir seneye yakın bir zamandan beri en ağır bir hastalığın pençesinde ıstırap çeken bu büyük adamın kalbi o kadar sükûn ve intizam içinde çalışıyordu ki, devam edip giden komaya rağmen artık önü alınması kabil olmayacak kötü akıbetin ne vakit gelip çatacağını tayin etmek mümkün olamıyordu. Akşama doğru Atatürk yeni bir komaya girdi. Gözbebekleri ışığa cevap verse de tabandan artık refleks alınamıyordu. Nefes borusundan hırıltılar işitilmeye başlandı. Başucundaki doktorlar Müşahade Defteri'ne 'Agoni' diye not düştüler." "Agoni", "can çekişme" demekti. 9 Kasım - Saat 20.00... Resmî tebliğ: "Bugünü yorgun ve dalgın geçirdiler. Umumî ahvaldeki ciddiyet biraz daha ilerlemiştir." Artık tıbbın yapabileceği bir şey kalmamıştı. Dr. Akil Muhtar Özden bu resmî tebliğin yayımlandığı saatlerde Atatürk'ün başucunda onun ölüm döşeğinin karakalem resmini çiziyordu. 9 Kasım - Saat 24.00... Resmî tebliğ: "Saat 20.00'den itibaren dalgınlık artmıştır. Umumî ahval vahamete doğru seyretmektedir." Atatürk güpegündüz fani hayata veda edip gidiyor, herkes ellerini kavuşturmuş, büyük bir acz içinde duruyor, kimsenin elinden bir şey gelmiyordu. 10 Kasım 1938 Perşembe / "Bir Tarih Göçüyor" 9 Kasım'ı 10 Kasım'a bağlayan gece oldukça sıkıntılı geçti. Atatürk'e kısa aralıklarla oksijen verildi. Sabaha doğru boğazındaki hırıltılar azaldı. Şafak doğarken sarayın dışında İstanbul, parlak ve güneşli bir sonbahar sabahına hazırlanıyordu. İçeride ise, kutsal nöbettekilerin içindeki son umut ışıkları sönmek üzereydi. Saat 08.00'de Dr. Mehmet Kâmil Berk ve Dr. Nihat Reşat Belger Atatürk'e glikozlu serum verdiler. O sırada yüzünün daha da solduğu ve birden gırtlağından "Hiii... hiii..."diye sesler çıkarmaya basladığı görüldü. Saat 09.00 olduğunda göğsü hızla inip çıkmaya basladı. Dünyadaki son 5 dakikasına gözleri kapalı giriyordu. Dışarıda bütün bir ulus, endişe içinde radyo basında bekliyordu. Savarona, son bir saygı duruşu için Dolmabahçe önüne demirlemişti. İçeride saray tam bir sessizliğe gömülmüştü. Odada başucunda Mehmet Kâmil Berk, bir elini karyolaya yaslamış, diğer elindeki ıslatılmış pamukla Atatürk'ün ağzına su vermeye çalışıyordu. Bu arada akan gözyaşları, ak bıyıklarını ıslatıyordu. Arada bir başını Operatör Mim Kemal Öke'nin omzuna dayayıp, hıçkırıyordu. Ayakucunda üzüntüsünden sapsarı kesilmiş bir çehreyle Prof.Dr. Süreyya Hidayet Serter ile Dr. Abravaya Marmaralı taban reflekslerini kontrol ediyorlardı. Prof. Dr. Akil Muhtar Özden kendinden geçmiş, odanın içinde telaşlı adımlarla durmadan dolaşıyor; hem ağlıyor, hem de mütmadiyen: "Aman yarabbi...." diye mırıldanıyordu. Muhafız Komutanı İsmail Hakkı Tekçe ve Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak da yatağın sol tarafında ayakta bekleşiyorlardı Uyuşmuş, donmuş gibiydiler. Hizmetlilerden Mehmet Mete, Rıdvan Gurari ve Rıza Tığlı ile Binbir Hanım bir kenara büzüşmüşlerdi. Kılıç Ali ellerini kavuşturmuş, son saygı duruşundaydı: Kılıç Ali (silah arkadaşı): "Hayatına kastedilmemesi için icabında canımızı fedaya azmetmiş olduğumuz büyük Atatürk gözümüzün önünde güpegündüz fani hayata veda edip gidiyor, herkes ellerini kavuşturmuş, büyük bir acz içinde tazimkârane bir vaziyet almış duruyor ve kimsenin elinden bir şey yapmak gelmiyordu. Aman yarabbi... Adeta dehşet içindeydik. Bir ara Hasan Rıza dayanamadı, büyük bir teessür içinde bana: 'Kılıç bak, koca bir tarih göçüyor' dedi. Saat tam 9'u 5 geçiyordu." Hasan Rıza Soyak (genel sekreteri) :"Birdenbire gök mavisi gözleri açıldı ve sert bir hareketle başını sağa çevirdi. Ben de artık hıçkırıklarımı zapt edemedim. Diz çöktüm. Sağ elini ellerimin içine aldım. Öptüm ve yüzüme sürdüm." Soyak'ın ardından Muhafız Komutanı İsmail Hakkı Tekçe de aynı eli öptü ve yorganın altına koydu. Bu arada Prof. Dr. Mim Kemal Öke Atatürk'ün açık gözlerini kapattı. Dr. Kâmil Berk de "G.M.K." (Gazi Mustafa Kemal) markalı beyaz bir mendille çenesini bağladı. Salih Bozok (yaveri) : "Hekimler büyük ölünün odasından çıktıkları zaman yüzüm kim bilir nasıl korkunç bir hal almıştı ki operatörü Mim Kemal Bey telaşlanarak:' Nereye gidiyorsun' diye sormaya mecbur oldu. 'Hiç' dedim, 'gidiyorum. îşim bitti artık. 'Fakat Mim Kemal Bey bırakmadı. Kolumdan tutarak aşağı kadar indirdi. Kalbim, iki değirmen taşı arasına düşmüş bir buğday tanesi olsa ancak bu kadar ezilirdi. Ne ağlayabiliyor, ne konuşabiliyor, ne de konuşulanları anlıyordum. Bir ara büsbütün kendimden geçmişim. Odadan deli gibi fırladım.' Nereye?' diye arkamdan koştular. 'Şimdi geliyorum' dedim. Bundan sonrasını hiç, ama hiç hatırlamıyorum." Atatürk'ün Yaveri Salih Bozok, şuursuzca sarayın merdivenlerinden aşağı koştu. Alt katta boş bulduğu bir odaya dalıp kapıyı kapattı. Az sonra içeriden tek el silah sesi duyuldu. Sesi duyup odaya koşanlar içeride onu kanlar içinde buldular. Tabancasından kalbine sıktığı bir kurşunla devrilmişti... Kaynak: Sami Çelik - Atatürk'ün Son 100 Günü Hasan Rıza Soyak - Atatürk'ten Hatıralar Can Dündar - Sarı Zeybek Hulusi Turgut - Atatürk'ün Sırdaşı Kılıç Ali'nin Anıları
  9. Büyük gösterişli çiçekleri severmisiniz? Sarı, beyaz, pembe ve başka başka renklerde muhteşem alımlı çiçekleriyle bahçenizi canlandırmak isterseniz meleklerin boruları çiçeğini bahçenize dikmeli siniz. Meleklerin trompeti çiçeğini çok seveceğiniz bir diğer özelliği de akşamları mis gibi kokan güzel kokularıdır. Akşamları tüm kokusunu yayarak bahçenizi mis gibi kokutmak elinizde. Bahçeniz yoksa üzülmeyin bu güzel çiçekler saksılarda da yetiştirilebiliyor. Meleklerin borazanı çiçeğini saksıda balkonunuzda yetiştirebilir balkonunuzu bu güzel çiçekle süsleyebilirsiniz. Meleklerin boruları, meleklerin borazanı ve meleklerin trompeti gibi isimlerle geçmekte olup siz hangi isimi beğendiyseniz onu kullanabilirsiniz. İsterseniz brugmansia olan botanik ismini de kullanabilirsiniz. Brugmansia sp. (Angels Trumpet) Botanik isim: Brugmansia Aile: Solanaceae Büyüme hızı: Hızlı Tuz toleransı: Az Toprak isteği: Zengin ve nemli toprak Sulama isteği: Düzenli sulama Gübreleme: Her ay dengeli sıvı gübre Yetişme yerleri: Rüzgardan korunaklı kısmi gölgeli yerler Form: Büyük geniş Yapraklar: Uzun ve yeşil Çiçekler: Geceleyin güzel kokuludur, uzun boru şeklindedir Çoğalma: Tohumla ve çelikle En fazla 2 m boy yapan meleklerin boruları çiçeği yılda birkaç kez trompet şeklinde bol ve iri çiçekler açarak görsel açıdan çok güzel görünmektedir. Çiçekleri geceleri ve kapalı havalarda çok hoş kokmaktadır. Bu güzelliği gören komşularınızın çelik istemek için bolca kapınızı çalabilir. Brugmansia lar çelik ile kolayca köklenebilir. Köklenen çelikler esas yerlerine dikildiğinde kısa zamanda çiçek açacaktır. Solanaceae ailesinden olan brugmansia aynı aileden olan datura çiçeğine çok benzer. Aralarındaki genel farklar brugmansia lar çalı ve ağaççık formunda olurken datura lar otsusur. Daturaların meyveleri dikenli, brugmansiaların dikensizdir. Daturalar ülkemizde doğal olarak yetişebilmektedir. Tatula çiçeklerinin ağzı yukarı dönüktür ve yaprakları kötü kokar, brugmansia türlerinin çiçekleri ise uzun sarkık ve güzel kokuludur. Brugmansia ve daturaya verilen genel ad ise meleklerin borazanı, meleklerin boruları dır. Dona dayanıksız olan meleklerin borazanı çiçeği saksıdaysa içeri almanız iyi olacaktır. Eğer dış mekanda dikili ise soğuklarda – donlu günlerde bitkiniz büyük zarar görür ve yaprak ve dalları hemen donar. Fakat ilk baharda dipten tekrar sürerek yeniden hayata dönmektedir. Kışın kök bölgesinin üstü yaprak, çalı ve saman gibi malzemelerle örtülürse (malçlama yapılırsa) bitkinin kök kısmının donması önlenir kök kısmı donmazsa ilk baharda tekrar güçlü bir şekilde filizlenir. Dikildiği ilk yıl çiçeklenen bitki, budamayla ağaç formu verilebilir. Akrabası daturalar gibi, saksıda da kolayca yetişebilen brugmansia, sadece soğuğu sevmez. Bunun dışında, Kuraklığa karşı çok dayanıklıdır. Bakımı çok kolay bir bitkidir. Böcek yapmaz ve bilinen pek bir zararlısı da yoktur. Bu nedenle ilaçlamaya gerek kalmaz. Dikkat: Son zamanlarda bahçelerin en popüler çiçeklerinden biri haline gelen meleklerin borazanı çiçeğinin yetiştiricileri tedirgin eden tek korkusu tüm parçalarının zehirli olmasıdır. Evet yanlış okumadınız brugmansia bir çok bitki gibi zehirli olup dikkatli yetiştirilmelidir. Ve hatta güzel kokularını içinize çekerken peş peşe koklamanın bile zararlı olabileceği söylenmekte Eee ne demişler “Her güzelde bir kusur var imiş amma, aşkın gözü kör göremez derler” Sizde brugmansia yı benim gibi çok sevdiyseniz kusurunu görmezsiniz, zaten bir çok bitki mesela zakkum da zehirli, hemde evlerimizde yetiştirdiğimiz dieffenbachia da zehirli. Sonuçta meleklerin borazanı çiçeğini biz güzel çiçekleri için yetiştireceğiz yemeyeceğiz değil mi zaten yenilecek bir tarafı da yok. Yalnız aklınız da zehirli olduğu muhakkak kalsın.
  10. Dantel Anglez Modelleri
  11. Ateşin Bulunuşu ve İcat Hikayesi Nasıldır Ateş, dünya tarihini en çok değiştiren, en önemli konulardan biridir. Günümüzde elimizde yer alan tarihi kaynaklar, ateşin tam 800 bin yıl öncesinde kullanıldığını gösteriyor. İsrail’in Şeria Nehri’nin kıyısında bulunmuş kalıntılar; insanoğlunun ateşi bulmasının son derece eski bir olay olduğunu kanıtlar nitelikte. Ateşin bulunuşundan sonra, karanlık çağların daha hızlı bir şekilde ve insanın kendisine çeşitli konularda gelişmiş ürünler yaratarak ilerlemesi, ilkel üretim metotlarını ortaya çıkardığı gibi, aynı zamanda da üretilen araç ve gereçler ile hem avcılık ve toplayıcılığı geliştirmiş, aynı zamanda da tarımsal faaliyetlerin daha profesyonel bir çizgide ve daha yüksek hacimlerde elde edilmesine meydan hazırlamıştır. Ateşin bulunması, Ortadoğu çıkışlı bir gelişim gibi görülmektedir, bunun sebebi ise, dünyanın en eski yerleşim birimlerinden biri olan o bölgenin köklü tarihi, geçmişidir. Günümüzde üretim modelleri ele alındığında, ateşin son derece önemli bir yerinin olduğunu görürüz. Gerçekten de, ateş ile birçok konuda insanoğlu kendisini geliştirecek gereçler yapmayı başarmış, hayatın her alanında yadsınamayacak derecede önemi bulunan ateşin kontrolü ve endüstriyel alandaki yeri ile, birçok yeni icada ve gelişime zemin hazırlanmıştır. Sağladığı faydaların yanı sıra aynı zamanda tehlikeli bir enerji de olabilen ateş ile, devasa ormanlar yanabilir, birçok canlı yok olabilir. Bundan dolayı ateş kadar ateşin kontrol altına alınması da en az o kadar önemli bir konudur.
  12. Elektriğin Bulunuş ve İcat Hikayesi Hakkında Bilgi Elektrik akımı, birçok alanda dünyayı gerçekten değiştirmiş ve diğer icatlara da zemin hazırlamış önemli bir enerjidir. Elektriğin ilk bulunuşu, aslına bakılırsa koyun yünlerinin birbirlerine sürtünerek çıkardığı sesler ve birbirleri ile aralarında yaptığı akımlardan sonra gerçekleşmiş denilebilir ancak o dönemde bu olayla karşılaşanlar bunun farkında değillerdi. Nitekim elektriğin etkileri ve nasıl bir enerji olduğu bilinmiyordu. Modern anlamda elektrik akımının bulunması ve çeşitli alanlarda kullanılması ise sonraki dönemlerde rastlamaktadır. William Gilbe, elektrik konusunda çeşitli araştırmalar yapan bir bilim adamıydı. Elektrikli parçacıkların, eksi ve artık kutuplar ile birbirlerini çeken özel bir yapıyı barındırdıklarını tespit etmişti. Bu araştırma ve çalışmaları ile, Gilbe modern anlamda elektriği bulan kişi olarak kabul edilmektedir. Sonra uzun bir süre elektrik konusunda herhangi bir bilimsel gelişme kaydedilememişti. Lakin, 19. yüzyıl içerisinde, elektrikli pili icat eden Alessandro Volta ile birlikte, elektrik konusundaki çalışmalar tekrar bilim gündemine gelmiş, farklı bilim adamlarınca teorik ve pratik altyapılı çalışmalar hızlandırılmıştır. 1800’lü yılların son dönemlerinde ise gerçek anlamda elektrik üretim ve kullanımı yaygınlaşmış durumdaydı. Thomas Edison, 1800’lü yıllarda kendi elektrik santralini kurarak elektrik üretimine başlamıştı. Sonrasında ise elektrik ile ilgili bilimsel çalışmalar artarak devam etti. Elektriğin yaygınlaşması ile birlikte hayatın her alanında kullanılması oldukça hızlı bir şekilde gelişti, elektriğin ardından dünyayı asıl değiştirecek olan teknoloji olan elektronik de hızla gelişecek, dünyamız farklı bir çağa başlayacaktı.
  13. Akvaryum Balıkları Neden Ölür? Ölmemeleri için Nelere Dikkat Edilmeli? Akvaryum kurulumunda canlıların sağlıklı yaşamaları için bir kaç hususa dikkat edilmesi gerekir. Bu hususlardan biri akvaryumu kendiniz yapacaksınız camlarınızı yapıştırmanız için kesinlikle akvaryum silikonu kullanmanız gerekmektedir. Eğer farklı bir silikon kullanıyor iseniz balıkları öldürebilir yani öldürmeseniz bile zehirlenmelerini sebep olabilirsiniz. Akvaryum silikonu bulamıyor iseniz petshoplar dan bu ürünlere sahip olabilirsiniz. Aslında nalburlar da genel olarak bu ürünler satılmaktadır fakat her yerde bulmanızı imkansızdır. Bu sebepten dolayı petshoplar dan bu ürünleri satın alabilirsiniz. 1- Bir diğer konu ise akvaryum balıklarının neden öldüğü hakkındaki bilimsel gerçekler ile ilgilidir. 2- Akvaryumun büyüklüğüne göre filtrelenmesi seçimi oldukça önemli bir etkendir çok büyük akvaryumlarda büyük balıkların yaşamak isterdiniz akvaryumlarda dış filitre gerekmekte nokta daha çok su sirkülasyonu ve temizlik işlevi görür. 3- Tank ebadına göre distans rezistans yani ısıtıcı seçmek gerekmektedir 100 litrelik bir akvaryuma 100 wallt oranı uygun olarak görülmüştür. Fakat en çok tanınan petshop dan akvaryumunuzun boyutuna göre almanız yararınıza olacaktır. 4- Balıkların oksijen olması için tanka mutlaka hava motoru oksijen için hava motoru gerekmekte çünkü balıklar suyun içerisinde oksijen alamadıklarından dolayı üzerine çıkarak şu üzerine çıkarak oksijen almaya çalışırlar ve bu durum bir zaman sonra balıkların ölümüne sebep olur. Akvaryumun içerisine biyolojik denge oldukça önemlidir balıklar yer değiştirdiği zaman pisikolojik olarak sitesi girerler ne bu durum balıkların ölümüne sebep olabilir yeni ortama alışmaları oldukça zordur biyolojik dengeyi sağlamak için gerekli su düzenleyiciler kullanmak önemlidir su değerleri değiştiği için balık kendini rahatsız hissetmez rahat hissetmesi bu durum için akvaryumda 1 hafta yani 7 gün boyunda yeni yapmış olduğunuz akvaryuma balık koymamanız çok önemlidir. 1 hafta boyunca gerekli envanterler içerisinde bulunarak çalışır vaziyette bekletmeniz oldukça önem arz eden bir durumdur. Balıkların yaşayabileceği ısı değerini öğrenin balıkların akvaryum içerisindeki ortamını ve ısısını ona göre ayarlamanız gerekmektedir. Bu durum balıkların yaşamı için oldukça önemlidir. Önceden dinlendirilmiş suyu %20 yada %25 lik kısmını çekerek boşaltıp 2 gün bekletilmiş ve aynı sıcaklıkta olan suyu eklemek gerekir suyun hepsini değiştirmek balıklarda çeşitli sorunlara yol açabilir bu durumu balıkların ölümüne bile neden olabilir. Balıkların yemlenmesi için balıklara verilen yemlerin ufaltılmış rak verilmesi önemlidir ve düzenli miktarda verilmesi gerekir aksi taktirde fazla olarak balıklara yem veriyor ise balıkların ölümüne sebep olabilirsiniz tüberküloz herhangi bir balığı etkileyebilir. Balıklardan şişkinlik yapabilir şişmelerine sebep olabilir ölmüş balık ya da ölmeye yakın olan balıkları hastane anları bir an önce akvaryumun içerisinden çıkarmanız gerekmektedir diğer balıkların sağlığı için bu oldukça önemlidir.
  14. Akvaryum Balıkları Cinsiyet Ayrımı Melek Balığı Cinsiyet Ayrımı Resimli Melek balıkları, yapıları itibariyle narin akvaryum balıklardır. Yetişkin erkek ve dişi melek balıkları cinsiyet ayrımı yapılırken 3 noktaya dikkat edilir. Şu ayrıntıları inceleyerek cinsiyet ayrımı konusunda tahmin yürütebilirsiniz. 1- Kafa yapısı : Erkek meleklerde kafa yapısı hafif hörgüçlü dür. 2- Ağız yapısıı : Dişi meleklerde ise ağız bölgesi ince uzun yapıdadır. 3- Tüpçükler : En kesin bilgi, üreme dönemindeki melek balıklarının tüpçük’leri incelenerek karar verilir. Sivri ve ince tüpçüğü olan melek balığı erkek, kalın tüpçük olan ise dişi melek balığını işaret eder. Erkek Melek Balığı Tüpçük görüntüsü Erkek Melek Balığı Tüpçük görüntüsü Yandaki şekilde sivri ve ince tüpçüğü olan erkek melek balığı görülüyor. Bunun dışında erkek melek balığında 1-Büyük ve dairesel bir vücut yapısı, 2- Alında belirgin tümsek, 3-Çatallı ön yüzgeç, 4-Sivri ve ince tüpçük Kalın Tüpçük Görünümü ve Dişi Melek Balığı Dişi melek balıklarında öne çıkan ayırıcı özellikler şunlardır. 1- Küçük ve köşeli vucut yapısı, 2- Alında tümsek, 3- Düz ön yüzgeç, 4- Kalın ve küt yapıdaki tüpçükler Eşleşen melekler 15-20 gün arayla ortalama 400-500 civarında yumurta verirler. Üreme faaliyetleri tüm yıla yayılsa da genellikle kış aylarında balıkların dinlendikleri görülmektedir. Balıkların kendini rahat hissetmeleri için saz gibi kripto gibi uzun boylu bitkiler ve geniş yapraklı anubias türleri gerekmektedir.
  15. En sevdiğiniz felsefi sözler Uzun bir yolculuk tek bir adımla başlar. Konfüçyüs (MÖ.551 -479) Kendini bilmek, tüm bilgeliğin başlangıcıdır.Aristoteles(Mö.384- Mö.322) Sorgulanmayan yaşam yaşanmaya değer değildir. Sokrates (Mö. 470-399) Özler(varlıklar) gereksiz yere çoğaltılmamalıdır. Ockham’lı William (1285 – 1349?) Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabileceği kadardır. Mevlana(1207-1273) Büyük fikirleri düşünenler büyük hatalar yaparlar. Martin Heidegger(1889-1976) En sevdiğiniz felsefi sözleri alalım lütfen...
  16. Ekonomi Sözlüğü A A Tipi Yatırım Fonu/ Ortaklığı Fon içtüzüklerinde / esas sözleşmelerinde asgari sınırları belirtilmek kaydıyla, portföy değerinin en az % 25’ini devamlı olarak mevzuata göre özelleştirme kapsamına alınan kamu iktisadi teşebbüsleri dahil Türkiye’de kurulmuş ortaklıkların hisse senetlerdir AACB (African Association of Central Banks) Afrika Merkez Bankaları Birliği Afrika ülkeleri arasında para, bankacılık, maliye alanlarında işbirliğini geliştirmek amacıyla 1968'de oluşturulmuş bir kuruluştur Birlik, Afrika merkez bankalarına ve finans kuruluşlarına ödeme politikalarının ve mali anlaşmaların oluşturulmasında yardımcı olmakta, ihracat finansmanı, bölge içi ödemeler sistemi konularında bilgi toplamakta ve aktarmaktadır AB (Aktielbolaget) Limited şirket (İsveçce) ABA (American Bankers Association) Amerikan Bankacılar Birliği AC (Account Current) Cari hesap Acenta Acentalık sözleşmesi çerçevesinde, faaliyet gösterdikleri mahalde, sadece sermaye piyasası araçlarına ilişkin alım ve satım emirlerinin aracı kuruma iletilmesine ve gerçekleşen emirlerin tasfiyesine aracılık eden gerçek kişi veya ticaret şirketleridir Acentelik Mümessillik; ticari temsilci Daha çok hizmet sektöründe görülen acentelik kurumu, ana şirketle, ayrıntılı şekilde şartları belirlenmiş sözleşmelerle faaliyetlerini yürütür Acentelik, belli bir yer veya bölge içinde vekil ve satış memuru gibi sıfatlara sahip olmadan ana şirketi ilgilendiren konularda anlaşmalara aracılık etmek ya da şirket adına anlaşmalar yapmaktır Aciz vesikası Borçlunun kanuni yönden takip edilen alacağı ödemeye yeterli malı bulunmadığına dair İcra Dairesi tarafından verilen resmi belge "Kesin" ve "geçici" olmak üzere iki çeşittir Kesin aciz vesikası, borçlunun kovuşturulan alacağı tamamen veya kısmen ödeyemeyecek durumda olduğunu kesin şekilde gösteren belgedir Geçici aciz vesikası ise borçlunun yeterli malı bulunmadığı hallerde haczedilmiş mallara takdir edilen kıymetle alacak miktarı arasındaki farkı gösteren tutanaktan ibarettir Alacaklıya, borçlunun mallarına bu fark kadar haciz konulması hakkını verir ve malların satışından sonra bu vesika geçerli olmaz Yerine kesin aciz vesikası alınır ACP (African Caribbean and Pacific) İlkeleri Afrika, Karaib ve Pasifik ülkeleri Ekonomik dayanışma örgütüdür 28 şubat 1975'de AET ile Lome Sözleşmesi'ni imzalayan 46 ülkeyi tanımlar Bu ülkelerin ortak özelliği, eski koloniler olmalarıdır ACU (Asian Currency Unit) Asya Para Birimi, Uzak Doğu'nun mali piyasalarındaki dolarlar Acyo Para veya senedin üzerinde yazılı olağan değerden daha çok değer kazanması durumunda, eski değeri ile kazandığı değer arasındaki fark, para veya senedin gerçek değeri ile itibari değeri arasındaki fark Açık Artırma Alıcılar arasında rekabet yaratarak satın alınacak nesneye en yüksek fiyatı verecek alıcıyı bulmak amacıyla uygulanan bir satış yöntemi Ekonomik genişleme dönemlerinde bu uygulamada satıcılar yüksek fiyat bulabilirken, ekonominin daralma dönemlerinde bunun tersi olmaktadır Tarihi ya da sanat değeri olan nesneler, bu yöntemle oldukça yüksek fiyatlarda satılabilmektedir Açık Ciro Poliçenin ciro edilen şahsın adı yazılmaksızın imzalanması Açık Ekonomi Diğer ülke ekonomileriyle mal-hizmet ticareti, sermaye emek hareketinin serbest olduğu ekonomi; ithalat ve ihracat üzerinde herhangi bir sınırlamanın bulunmadığı veya faktör hareketlerinin karşılıklı olarak serbest olduğu ekonomi Açık Hesap Güvenilir bir banka yaptığın ticaret hacminin çok daha üstünde kredi alabilme ya da bankanın size kefil olabilmesi Bu tür avantajlara sahip kişiler veya kurumlara uluslar arası ticarette çok rahat ederler Açık İşsizlik Gayrı iradi işsizlik; kişinin çalışma istek ve yeteneğine sahip olduğu ve ayrıca geçerli ücret düzeyinde çalışmayı kabul ettiği halde çalışacak iş bulamaması Açık Kapı Politikası Bir ülkenin başka ülkelere kendi pazarlarında serbestçe ticaret yapma hakkı vermesi; yabancı kişi ve kuruluşların bir ülkenin vatandaşlarıyla eşit koşullarda ekonomik faaliyette bulunmasına imkan veren uygulamalar demeti Karşılıklı olma şartı aranmazsa kapitülasyona dönüşür Açik Kredi Bankaların herhangi bir güvence aramaksızın açtığı kredi Burada güven unsuru, kişilerin ve firmaların ticari itibarlarıdır Açık Pazar Alım-satım işlemlerine dış müdahalelerle herhangi bir sınırlamanın getirilmediği piyasa Açık pazar terimi, uluslararası ekonomide daha çok tekelci durumdaki yabancı firmalardan yapılacak ithalata gümrük vergisi, kota gibi kısıtlamalar koymayan ülkeler için kullanılır Açık Piyasa İşlemleri (APİ) (Open Market Operations) Merkez bankasının para veya kredi hacmini denetlemek için devlet tahvili, hazine bonosu ve döviz alıp satması işlemi Durgunlaşmaya yüz tutmuş piyasayı harekete geçirmek, ekonomideki emisyon miktarını azaltmak, enflasyonist eğilimi önlemek amacıyla hazine bonosu veya döviz alım satımı yapılır Merkez bankası piyasadan menkul değer veya hazine bonolarını nakit ödemek suretiyle satın alarak piyasanın para ihtiyacını karşılamış olur Böylece toplam talep genişler, faiz hadleri düşer Merkez bankası, menkul değer ve hazine bonoları satarak piyasadan para da çeker ve satın alma gücünün düşmesini sağlar Açık Pozisyon (Short Position) Vadeli işlem piyasalarında alınmış ve henüz kapatılmamış pozisyonara denir Döviz, altın, menkul kıymet gibi bir finansal araç üzerinden sahip olunan varlıkların aynı cinsten yükümlülükleri karşılayamayan kısmıdır Örneğin 10 milyon USD yükümlülüğe karşı 5 milyon USD varlık bulunduruluyorsa aradaki 5 milyon USD, açık USD pozisyonunu ifade eder Açığa Satış Sahip olunmayan menkul kıymetlerin ödünç alınmak sureti ile satılmasıdır Açık Sigorta Politikası Deniz Sigorta firması her türlü aksiliği ödeyeceğine dair garanti veriyor, buna teslimatın geç yapılması da dahil Açık Tarla Sistemi Avrupa'da iki bin yılı aşkın süreyle uygulanan toplu tarım sistemi Buna göre köylülere ait topraklar dağınık haldedir ve dönüşümlü ekim, ortak otlatma usulü benimsenir Ortak toprakların bir bölümü nadasa bırakılır Toplumsal ilişkilerin karmaşık bir hal alması ve pazar ekonomisinin gelişmesi bu sistemin uygulanmasını daha sonra zorlaştırmış, yerini bireysel çiftçiliğe bırakmıştır ADB (Asian Development Bank) Asya Kalkınma Bankası Merkezi, Filipinlerin başkenti Manila'da bulunan ve bölge ülkeleri arasında iktisadi işbirliğini geliştirmeyi amaçlayan bir kalkınma bankasıdır Kaynakları, bölgedeki yoksul ülkelere, ağır olmayan koşullarda kredi sağlanmasında kullanılmaktadır Açılan kredilerle tarım, enerji, madencilik ve sanayi alanlarındaki projeler finanse edilmektedir ADB (African Development Bank) Afrika Kalkınma Bankası 10 eylül 1964'de bağımsız Afrika devletlerinin ekonomik gelişmesine yardımcı olmak amacıyla kurulmuş bölgesel bir bankadır Merkezi Fildişi Sahili'nin başkenti Abidjan'dadır Banka, kalkınma projelerinin değerlendirilmesi, koordinasyonu ve finansmanı ile ilgilenir Ad Valorem Değere bağlı, değerine göre, değeri oranında ithal mallarına uygulanan gümrük vergisi Bu tip vergilendirme ile gümrük vergilerinin enflasyon nedeniyle etkilerini kaybetmesi önlenir Spesifik vergilerin, malların kalitesi arasında ayırım yapmaması nedeniyle ortaya çıkan adaletsizlikleri önler Ademi-Merkeziyetçi Ekonomi Bir ülkede çeşitli ekonomik birimlerin emredici bir devlet planına ve tek bir idari merkezin kararlarına uymak zorunda bırakılmadığı ekonomi tipi Bu ekonomide piyasa ve para iktisadi birimlerin birbirinden ayrı olarak yaptığı bir çok planın uyuşmasını sağlar Devlet uyguladığı para ve maliye politikasıyla iktisadi gelişimi etkilemekle yetinir ADF (African Development Fund) Afrika Kalkınma Fonu 1972 yılında oluşturulmuş uluslararası bir kuruluştur İyeleri arasında Afrika dışındaki ülkeler de yer alır Afrika Kalkınma Fonu, sermaye ihracatçısı sanayileşmiş ülkelerden sağlanan kaynakların kullanımını denetlemekte ve üyelerine düşük faizli krediler açmaktadır Amacı, Afrika Kalkınma Bankası üyesi ülkelerin ekonomik kalkınmasına ve işbirliğini geliştirme çabalarına yardımcı olmaktır Adi Hisse Senedi Şirket ana sözleşmesinde aksine bir hüküm bulunmayan ve sahiplerine eşit haklar sağlayan hisse senedidir Adil Ücret İşçiye toplumsal yaşam düzeyine göre ailesiyle birlikte geçimini sağlayacak ücret 19 yüzyılda ilk kez papaz St Antonius tarafından tanımlanmıştır Antonius, ücretin mal olarak ya da ayarı bozuk parayla veya eksik ödenmesini adalete aykırı saymıştır Adisyon Hesapta toplam AFL-CIO Amerikan İşçi Sendikaları Konfederasyonu (American Federation of Labor and Congress of Industrial Organization) Amerika Birleşik Devletleri'nde hem ulusal hem de uluslararası sendikaların birleşmesiyle oluşmuş gönüllü bir kuruluştur Agraryan 19 yüzyıl sonunda Almanya'da çiftçi taraftarı bir partinin kurulmasından sonra, tarımcıların çıkarlarını savunan partilere ve üyelerine verilmiş olan ad Toprağın, bu topraklarda tarım yapanlar arasında bölüştürülmesini esas alır Bu tip partiler İsveç ve Finlandiya'da çok etkili olmuştur Agrovil Eski Sovyetler Birliği'nde mesken ve zirai işletme grubu 1949'da hazırlanan ve zirai çalışma metodlarında reform öngören bir programa göre birleştirilecek bir çok kolhozdaki halkın biraraya toplanmasını amaçlar Ağırlıklı Ortalama Fiyat Bir sonraki seansa ait baz fiyatın hesaplanmasına esas teşkil eden hisse senedinin miktar ağırlıklı ve küsüratsız fiyatıdır AID (Agency for International Development) Uluslararası Kalkınma Ajansı ABD Dışişleri Bakanlığı'na bağlı, özellikle gelişmekte olan ülkelere ekonomik açıdan yardım etmek üzere 1947'de kurulan birliktir Hükümetin dış yardımlarını dağıtır Aile Ücreti 19 yüzyıl başlarında ücretlerin iyileştirilmesi için mücadele eden sendikaların hedef aldıkları ölçü Buna göre alınacak ücret, eşe ve çocuğa bakmaya yetmelidir Akıcılık Piyasa giriş ve çıkışların serbest olması Böylece malların ya da hizmetlerin,arz ve talebinin kolaylıkla birbirine uyumu sağlanmış olur Akord Sistemi İşçinin ürettiği mal birimi başına üretim kararlıştırılması ve ödenmesidir Akredite Etmek İtimatnameyle memur etmek, bir kimseyi, herhangi bir yerden para tahsil etmesi ya da ticari işleri yürütmesi için temsilci olarak göndermek Akreditif Teminat mektubu; ticaret finansmanı olarak kullanılan kredi İthalatçı firmaların kendi ülkelerinde başvurdukları bankaları yoluyla kendilerine mal satan yabancı ülkelerde ihracat firmaları lehine açtırdıkları vesikaya dayanan kredilerdir Bir başka deyişle, alıcının satıcı ile yaptığı satış sözleşmesinin ifası için satıcıya bazı şartlar altında belirli bir paranın verilmesi konusunda alıcının bir bankayı aracı kılmasıdır Akselerasyon Borçlunun mukaveleye uymaması yüzünden alacaklının vadeden önce alacağını isteyebilmesi, hızlandırma Akseptans Kabul edilmiş poliçe, bir poliçeyi ödeyecek kimse tarafından poliçe bedelinin vadesinde ödeneceğinin imza yoluyla taahhüt edilmesi Aktarılmış Nakliye Tazminat olarak ihraç malların nakliyesini yapan bağımsız bir iş koludur Aktif Herhangi bir kurumun taşınabilir ve taşınamaz tüm varlığı ile üçüncü şahıslardan borç taleplerini içeren bilançosunun bir parçası Aktif Karlılık Oranı Aktiflerde yapılan yatırımın net karlılığını göstermektedir Bu oranın yüksek olması şirketler için iyidir Fakat şirketlerin aktif karlılık oranı kadar yapılan yatırımların finansmanından öz kaynak ya da yabancı kaynak kullanıldığı da önemlidir Bu oran aşağıdaki formülle hesaplanır: Aktif karlılık Oranı: Net Dönem Kar'ı / Aktif Toplamı Aktif Nüfus Bir ülkenin üretim faaliyetlerinde bulunabilecek nüfusu Aktüer Hayat sigortası istatistikleri uzmanı Sigorta şirketlerine prim belirlemede ve ödeme güçlerine paralel olarak verebilecekleri tazminatların saptanmasında yardımcı olur Akümülasyon Yığılma, birikme, sermaye birikimi; yatırım veya harcama amacıyla biriktirilen sermaye Alacak Bildirim Formu (ABF veya NTR) Satıcı firmanın (Müşteri) Factoring şirketi ile imzaladığı sözleşme kapsamında, temlik etmiş olduğu alacakların doğduğunu Factoring şirketine bildirmesi amacıyla doldurduğu formNot : Aynı zamanda muhasebe işlemlerinde dekont yerine kullanılabilen bir belgedir Alameti Farika İmal edilen mallar için saptanan işaret, yapımcıların ya da satıcıların mallarını başka mallardan ve rakip firmalardan ayırmak için kullandıkları marka Sanayide, küçük sanatlarda, tarımda imal olunan veya ticarette satışa çıkartılan her nevi mala, diğerlerinden ayırabilmek için bu mal ve ambalajı üzerine konan, mal üzerine konmadığı takdirde ambalajlarına yazılan ve bu amaca elverişli bulunan işarettir Bir işaretin marka olabilmesi için üç unsur taşıması gerekir: (1) İzerine konulduğu eşyanın sanayide, küçük sanatlarda, tarımda imal edilmesi, hazırlanması, üretilmesi ya da ticari eşya olarak satışa çıkarılması, (2) O güne kadar tescilli bulunan markalardan ayırıcı bir nitelikte bulunması, (3) Satışa çıkartılan eşyanın ya da eşya ambalajının üzerine konabilmesi Alıcı Acenta Satın alan acenta Alım Vergisi İşletme vergisi; mubayaa vergisi; perakende satışlarda tahakkuk ettirilen vasıtalı vergi Tüketimi etkilemek gerekçesine dayanır Ancak asıl amaç, devletin gelir sağlamasıdır Genellikle yiyecek ve zorunlu ihtiyaç malları bu verginin kapsamı dışında tutulur Tüketimi zorunlu olmayan mal ve hizmetleri vergilendirme gerekçesine dayanır Alım Kağıtları Nakliye ücretlerini tahsil etmek için alıcıya teslim edilen belgelerdir (ticari fatura, konşimento, vb) Alım Satıma Aracılık Daha önce ihraç edilmiş sermaye piyasası araçlarının aracılık sıfatıyla ve ticari amaçla alım satımını ifade eder Alış (Bid) Piyasa katılımcılarının, piyasada işlem gören değerleri (döviz, menkul kıymet gibi) almaya istekli oldukları fiyattır Alış – Satış Farkı (Spread) İşlem gören herhangi bir kıymetin, alış ve satış fiyatı arasındaki farkı ifade eder Alivre Sonradan teslim edilmek kaydıyla yapılan satış Mahsul henüz tarladayken ve yetiştiği zaman teslim edilmek üzere önceden pay verilerek yapılan satış Mukaveleye göre satıcının, satılan bir malı belli bir vade içinde teslim etmeyi yüklenmesidir Alman Okulu İktisat biliminin , klasiklerin kullandığı soyut yöntemlerle incelenemeyeceğini, bunların tarihsel çerçeve içinde değerlendirilmesi gerektiğini savunan ve 1840-1860 yılları arasında etkin olan okul Alonj Bono, poliçe ve çeklerin arka yüzünde işlemler için yer kalmadığı zaman senede eklenerek üzerinde yapılan her tür işlemin senede yazılmış sayıldığı belge Alt Yapı Bir toplumun sosyal kurumları Karayolu, demiryolu, teknoloji, iş gücü, enerji santralleri, eğitim ve sağlık kuruluşları gibi Altın Kıymeti oranında kağıt paranın piyasaya sürüldüğü ticari değeri yüksek metal Altının saflık ölçüsü "ayar" ile belirtilir Saf altın 24 ayardır 22 ayarın yüzde 9166'sı, 18 ayarın yüzde 75'i ve 14 ayar altının da yüzde 5833'ü saftır Altın Ankesi Merkez bankalarının ihtiyat amacıyla kasalarında bulundurdukları altın stoku Altın ankesi genellikle ulusal paranın değerini desteklemek ve dış ödemelerde kullanılmak üzere bulundurulur Altın Bloku 1934'de Belçika, Fransa, Hollanda ve İsviçre tarafından kendi aralarındaki ticareti geliştirmek ve paralarının değerini korumak amacıyla oluşturulmuş birliktir Altın bloku ülkeleri sabit kur rejimi uygularken dış ülkelere karşı tarifeler ve nükleer kısıtlamalar gibi koruyucu önlemlere de başvurmuşlardır Blok, 1935'de Belçika'nın devalüasyon yapmasından sonra varlığını sürdürememiştir Altın Çağ İnsanların barış refah ve mutluluk içinde yaşadığı dünyanın ilk ve en iyi çağı Bazı ekonomistler İkinci Dünya Savaşı sonrası zenginleşmenin başladığı 1950 yılı ile petrol krizinin başladığı 1973 yılları arasındaki dönemi de altın çağ olarak nitelemektedir Altın Havuzu Altının fiyatındaki yükselmeyi belirli bir tavanla sınırlamayı amaçlayan ülkelerin 1961 yılında kurduğu bir organizasyon ABD, İngiltere, Batı Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda ve İsviçre tarafından kurulan teşkilat, altının bir ons fiyatının 352 doları aşması halinde altın satarak belirlenen düzeyin üstüne çıkması engellenmiştir Havuz, Fransa'nın ayrılmasından sonra 1967'de dağılmıştır Altın Kambiyo Standardı Altın standardının özel bir türüdür Bu standardı kabul eden ülkelerin merkez bankaları, kendi paralarını altınla değiştirmez, ancak değeri altın karşısında sabit ve altına konvertibl bir başka parayla değiştirir Altın Külçe Standardı Paranın sadece külçe altına çevrilebildiği sistem Altının, çıkarılan banknotların garantisi olarak külçe ya da çubuk halinde merkez bankalarında muhafaza edildiği, iç piyasada ise ödemelerin banknotla yapıldığı altın sisteminin bir türüdür Altın külçe standardında para, altın külçe ya da çubuklar karşısında konvertibiliteye sahiptir Altın Rezervi Merkez bankasında veya devlet hazinesinde kur istikrarı için külçe ya da madeni para olarak saklanan altın Altın Sertifikası Altına endeksli senet, ana para ve faiz ödemelerinin altınla yapılacağı senet ABD hazinesi tarafından çıkarılan ve altını temsil eden sertifikalardır 1933'de tedavülden kaldırılmıştır Altın Standardı Mevcut altın miktarına uygun olarak banknotların altınla veya dövizle değiştirilmesi temeline dayanan para tedavül biçimi Altın Tranşı IMF üyesi ülkelerin bu kuruluştan sağlayabilecekleri ve "çekme hakları" adı verilen kredilerin ilk dilimidir İye, bu kuruluşta bulunan mevduatının altın-konvertibl paralardan oluşan bölümünü, herhangi bir sınırlama olmaksızın istediği an kullanabilir Altın Zaman Pazar ya da tatil günlerinde çalışanlara ek ücretlerin ödendiği dönemler Ambargo Ekonomik müeyyide; yaptırım; bir yasanın ya da antlaşmanın bozulması üzerine verilen cezalar; ticareti kısıtlama ya da yasaklama Bir devletin limanlarında ya da karasularında bulunan gemilere bu sulardan çıkmamaları ya da belirli bir yükü taşımamaları emrinin verilmesidir Sivil ve uluslararası olmak üzere iki türlü uygulanır Sivil ambargo, bir devletin kendi gemilerini yabancı yağmasından korumak ya da malların belli bir ülkeye ulaşmasını engellemek amacıyla kendi limanlarında alıkoymasıdır Uluslararası ambargo ise yabancı devlet gemilerinin ve mallarının alıkonulmasıdır AMF (Arab Monetary Fund) Arap Para Fonu; Sandukul Maliyi Arabi 1976'nın nisan ayında, Fas'ın başkenti Rabat'ta Arap İlkeleri Ekonomik Konseyi tarafından kabul edilen bir anlaşma ile kurulmuş, bir yıl sonra da fiilen çalışmaya başlamıştır Merkezi Abu Dhabi'dedir Amortisman (1) Borcun ana parasını taksitlerle ödeme, (2) amortisman, eskime veya aşınma payı, itfa, imha, her yıl kardan belli bir pay ayırarak sabit tesislerin aşınmasına karşılık tutma, (3) bir tesis için yatırılmış paranın yavaş yavaş kazançtan ayrılması Analiz Tahlil, doğrudan doğruya bir ekonomik olayı niteleyen sebep ve etki ilişkilerini, zaman ile süre ilişkilerini görev ve güç ilişkilerini aydınlığa çıkarmaya çalışma Andlılar Grubu 26 mayıs 1969'da Bolivya, Kolombiya, Peru, Ekvador, Şili tarafından Cartagena Anlaşması ile kurulmuştur Venezuela, 1973 yılında pakta katılmıştır Amacı, üyeler arasında ortak bir pazar teşkil etmek, ekonomilerin uyumlu ve dengeli gelişmesini ve bunların entegrasyonunu sağlamak, dış ticareti gümrük tarifeleri, kotalar ve diğer kısıtlayıcı önlemlerin kaldırılmasıyla serbestleştirmek, bölgesel sanayileri geliştirmektir Angarya (1) savaş halinde bulunan iki devletten birinin, savaşın dışında bulunan üçüncü bir devlete ait ulaşım araçlarını, özellikle de ticaret gemilerini, ele geçirip bunlardan savaşçı amaçlarla yararlanması, (2) kölelik hukukunda, kölenin ve köylünün derebeyi hesabına mecburi ve ücretsiz çalışması, (3) devletin olağanüstü durumlarda vatandaşlara ait taşıt araçlarını kullanması, (4) usandırıcı, bıktırıcı işler Ankara Anlaşması 12 eylül 1963 tarihinde Türkiye ile AET arasında imzalanan ve 1 aralık 1964'te yürürlüğe giren anlaşmadır Türkiye Topluluğa ilk kez 31 ağustos 1959'da başvurmuştur Gümrük birliğinin aşamalı olarak oluşturulmasını, tarafların iktisadi politikalarının üç aşamada birbirine yaklaştırılmasını hedefler Bunlar hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve tam üyelik dönemidir Anklav Yabancı toprakla çevrilmiş arazi, dört yanından başka bir ülkenin topraklarıyla çevrilmiş ve böylece denize açılacak limanı kalmamış toprak; az gelişmiş ülkelerde ihracata yönelik yabancı sermayenin denetiminde ve yönetiminde üretim faaliyetleri yapılan bölgesi Ulusal ekonomi ile bağının çok az olduğu düşünüldüğünden iç büyüme üzerinde ciddi bir etki yapması da söz konusu olamaz Anonim Şirket Bir unvan altında çalışmak üzere sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan kuruluştur Anonim şirketlerde ortakların sorumluluğu taahhüt ettikleri sermaye paylarıyla sınırlıdır Borçlar ve yükümlülükler yalnızca şirketin sermayesi ile sağlanır Sermaye eşit paylara bölünmüştür Anonim şirket kurmak için en az beş ortağa ihtiyaç vardır Antidamping Vergisi Dış ticarette damping yaparak haksız rekabet uygulayan ülkelere karşı başvurulan bir yöntem Damping uygulamasından gümrük tarifeleri etkinliğini kaybeder ve yerli üretim korumadan yoksun kalır Bu durumda yerli üretimi korumak için dampingle gerçekleştirilen fiyat indirimine eşit bir gümrük vergisi konur Antitröst Yasaları Piyasadaki haksız ya da tekelci sayılan uygulamaları kısıtlayan yasalar Firmalar arası rekabet koşullarını çeşitli yasalar aracılığıyla korumaya yönelik en uzun ömürlü politika, ABD'de uygulanmaktadır Bu tür yasaların ilki ve en ünlüsü ticareti kısıtlayan her birleşme ya da sözleşmeyi yasadışı sayan 1890 tarihli Sherman Antitröst Yasası'dır Buna göre eyaletlerarası ticaret kurallara bağlanmış, hem iç hem de dış ticareti kısıtlayıcı her tür uygulama kanun dışı ilan edilmiştir Antrepo Vergi ve resimleri ödenmiş gümrüğe tabi malların saklanması ve bazı tamamlayıcı işlemlerin yapılması için genellikle gümrüğe yakın yerlere kurulan ambar Antrepo Rejimi Yabancı malların tarife ödenmeksizin gümrük makamlarının denetimine bağlı kapalı yerlerde muhafaza edilmesine imkan tanıyan özel bir gümrük rejimidir Buna göre söz konusu malların antrepolarda bekleme süresi genellikle 5 yıldır Bu mallar ithal edilebileceği gibi sevkedilen ülkeye iade edilebilir ya da diğer ülkelere ihraç edilebilir ANZUS (Australia, New Zealand, USA) Avustralya, Yeni Zelanda ve ABD'nin 1 eylül 1951'de San Fransisco'da imzalayıp 1952'de yürürlüğe koyduğu güvenlik antlaşması Merkezi Avustralya'nın başkenti Canberra'dadır İyelerinden birine yapılan saldırıya karşılık vermeyi taahhüt eder APC (Average Propensity to Consume) Bir ekonomide mal ve hizmet için yapılan harcamaların ekonomide ulusal gelire bölünmesi Keynes'e göre gelir seviyesi ne kadar artarsa APC oranı o kadar düşük olur APEC (Asia-Pacific Economic Cooperation) Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği 1989'da kurulmuştur Apel Pay bedelinin taksitle ödenmesinin sözkonusu olduğu durumlarda, ortaklık yönetim kurulu tarafından ortaklara yapılan çağrıya denir API (American Petroleum Institute) Amerikan Petrol Enstitüsü ABD'de petrol sanayi araştırma ve normalleştirme kurumudur Ham petrolün yoğunluğu API derecesiyle ifade edilir APS (Average Propensity to Save) Mal ve hizmetlere harcanmayıp tasarruf edilen miktarın ulusal gelire oranı Ara Mallar Hammadde niteliğini kaybetmiş, yarı üretilmiş mallar Elbise yapımı için kullanılan kumaş, astar, iplik ve düğmelerin bir ara mal olması gibi Aracı Kuruluş Sermaye piyasası faaliyetlerinde bulunmak üzere Sermaye Piyasası Kurulu’nca yetkili kılınmış bankalar ve aracı kurumlardır Aracı Kurum Sermaye piyasası faaliyetinde bulunmak üzere Sermaye Piyasası Kurulu tarafından aracılık yetkisi verilmiş anonim ortaklıklardır Aracılık Sermaye piyasası araçlarının, yetkili aracı kuruluşlar tarafından, kendi nam ve hesabına, başkası nam ve hesabına, kendi namına ve başkası hesabına alım satımıdır Aracılık Yüklenimi Halka arz edilecek sermaye piyasası araçlarının tamamının satılacağının aracı kuruluş veya kuruluşlar tarafından ihraçcı şirkete taahhüt edilmesidir İki türlü olur: bakiyeyi yüklenim veya tümünü yüklenim Arbitraj (1) karcılık; para işlemlerinde en elverişli faydalanma şekli, bir ülke parasının değişik ülkelerin serbest döviz piyasalarında farklı değerler taşıması halinde söz konusu değer farklarından net yarar sağlama, tahvil mübadelesi (2) ticari ihtilaflarda hakeme gitme; tartışmalı sorunların hakem aracılığı ile çözülmesi Uluslararası arbitraj, devletler arası anlaşmazlıkların barış yoluyla çözümlenmesi yollarından biridir Arşimet Prensibi Bir şirketin ya da işadamının yaptığı son iş anlaşmasının, daha önce yaptığı tüm anlaşmaların toplamından daha büyük olması hali Artık Değer Artık değer teorisi Karl Marx tarafından geliştirilmiştir Üretilen malların değeri ile bu malların üretimi için ödenen ücret arasındaki fark artık değerdir Arz Satıcıların malı piyasaya sürmeyi düşündükleri miktar Arz ve Talep Fiyat değişimlerine karşı satıcı ve alıcıların birbirine karşıt tepkilerini belirleyen, fiyatlar yükselirken piyasada arzın yükselip talebin daralması, fiyatlar düştüğünde ise arzın daralıp talebin genişlemesi durumu; sunu ve istem Arz Yönü Ekonomisi Ekonomik genişlemenin düşük vergi oranlarından kaynaklanacağı teorisi; ülkenin toplam mal ve hizmet arzını artıracak resmi teşviklerin istihdamı kamçılayacağı, daha büyük talep yaratarak toplumu refaha götüreceği teorisi Bu ekole göre daha büyük arz, enflasyonu düşürücü etki yapar Düşük vergiler, vergi gelirlerinin azalmasına neden olmaz Tam tersine artan refah nedeniyle daha çok kişi daha fazla vergi verir ASEAN Güneydoğu Asya İlkeleri Topluluğu (Association of South East Asian Nations) Endonezya, Filipinler, Malezya, Singapur ve Tayland tarafından 1967 yılında Bangkok'da kurulmuştur Daha sonra Brunei ve Vietnam da katılmıştır İye ülkelerin ekonomik ve kültürel gelişmelerini hızlandırmak, siyasi işbirliğini artırmak, güneydoğu Asya'da barışı sağlamak için çalışır Asgari Geçim İndirimi Bireyin veya ailenin asgari geçim düzeyini sağlayacak bölümünün toplam gelirden düşülerek vergi dışı bırakılması Uygulamada genellikle götürü bir indirim saptanmakta ve derinlemesine hesaplar yapılmamaktadır Asgari Ücret Bir işçinin çalıştırılabileceği en düşük ücreti gösteren düzey Çalışanların gelirinin belli bir düzeyin altına düşmesini engellemeyi amaçlar Asgari ücretin belirlenmesine yol açan nedenlerin başında insani düşünceler gelir İcret karşılığında çalışan bir kişi, salt insan olması nedeniyle uygun bir yaşam düzeyine hak kazanır Asıl Manifesto Gümrük Sözlüğü Konşimentolara göre gemide tutulan yük defteri ve mahreç limanlardaki yetkili mercilerce tasdik edilmiş olan yük beyannamelerdir Bu belgeler mahallindeki Türkiye Konsolosluklarına ilgilerce tasdik ettirilir Manifestolarda eşyanın cinsi, kapların adedi, nevi markası, numarası ve gayrisafi ağırlığı ile konşimento veya yük senetlerini numaraları ve milletlerarası anlaşmalar ve gelenekler de göz önünde tutulmak suretiyle Gümrük Müsteşarlığının tespit edeceği diğer bilgiler gösterilir Asit Oran Cari oranın konsantre halidir Dönen varlıklardan daha yavaş nakde çevrilebilen kalemler çıkartılır ve bu şirketin nakit pozisyonuna bakılır Nakte en hızlı dönüşen kalemler ile yapılan bu likidite ölçüsü aşağıdaki formülle heseplanabilir: Hazir Değerler + Menkul Değerler Cüzdani + Tic Alacaklar + Diğer Alacaklar / KV Borçlar Asli para Merkez bankaları tarafından çıkarılan kağıt paralarla, hazine tarafından çıkarılan bozuk paraların toplamı Asya Doları Asya ve Pasifik havzasına yatırılmış olan Amerikan dolarları ASPAC (Asian and Pacific Council) Asya ve Pasifik Konseyi Komünist olmayan bölge ülkeleri arasında siyasal, kültürel ve ekonomik işbirliğini hedef alır 1966'da kurulmuştur Merkezi Bangkok'dadır AC (Asian and Pacific Council) Aşırı Değerlenmiş Kur Politikası Bir ülke parasının değerinin, diğer ülke paraları karşısında bilinçli olarak değerli tutulması Böylece ithalat ucuzlar ve hammadde ithalatı kolaylaşır Aşırı İstihdam Bir ülkede ekonomik faaliyetlerin tam istihdam sınırını aşması Aşırı Talep Belirli bir piyasada belirli bir fiyat düzeyinden tüketicilerin almaya hazır oldukları mal miktarlarının üreticilerin satmaya istekli oldukları miktardan daha fazla olmasıyla ortaya çıkan durum İlke ekonomisi düzeyinde de aşırı talep, toplam mal ve hizmet talebinin arzı aşan kısmını ifade eder Bu durumda da sonuç fiyatlar genel düzeyinin yükselmesidir Atıl Kapasite Firmaların kapasitelerinin altında üretim yapması Atıl Para Para piyasasının dışına çıkarak kullanılmayan paradır ATR Belgesi Malların Türkiyeden Avrupa Birliği üyesi bir ülkeye veya Birlik üyesi bir ülkeden Türkiyeye ihraç veya ithal edilmesinde kullanılan bir belgedir ATM (Automatic Teller Machine) Otomatik Vezne Makinaları Elektronik fon transferi (EFT) sistemlerinden biridir Önceleri sadece nakit para verebilen (cash dispenser) bu makinalar, bugün para çekmenin yanı sıra hesapların yazılı dökümünü çıkarmak, hesaba para yatırmak, hesaplar arasında para transferi yapabilmek, bazı kredi ve döviz işlemleri gibi çeşitli hizmetler sağlar Audit Hesap tetkiki, hesap teftişi, bağımsız dış denetim, hesapları denetleme, şirket hesaplarının doğruluğunun dışarıdan yetkili bir şirket tarafından kontrol edilmesi İşletmelerin mali tablolarının ve bunların dayanağını oluşturan bilgi ve belgelerin gerçekliği ve güvenirliği hakkında görüş bildirilmesi olarak anlaşılmaktadır Aval Bir ticaret senedinin üzerine kaydedilmiş kefillik Avans Bir süre sonra geri alınmak veya mahsup edilmek üzere ödenen para, tahakkuktan önce ödenen, işlemeden ödenen, bankacılıkta belirli ve güvenceli kredi, ikraz, pey Bankaların kısa vadeli kredi işlemleri de avans olarak adlandırılır Avarya Gemiye veya yüke, kendi yıpranmalarından, buz, sis gibi doğa olaylarından, mürettebatın eylemlerinden veya savaş halinde uluslararası deniz ticaret hukukunun içerdiği özel kuralların ihlal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan maddi hasarlar ve olağanüstü giderler(Gümrük ve dış ticaret terimleri sözlüğü-1999) Avi Bankada hesabı bulunanlara hesaplarından yapılan her türlü ödeme ile hesaplarına yatırılan paralar için bankalarca kendilerine gönderilen ödeme alma bildirgesi Avista Poliçelere "görüldüğünde" ödenmek üzere anlamında konan terim Avrupa Birliği Avrupa Topluluğu'nun, 1993 yılı kasım ayından sonra benimsediği adıdır İkinci Dünya Savaşı sonrası birleşme ve ekonomik bütünleşme isteklerinin sonucu olarak ortaya çıkmış bir örgütlenmedir Avrupa Birliği fikri ilk olarak 1943'de Londra'da toplanan sürgün hükümetleri tarafından görüşülmüş, önce Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında "Benelüks" adıyla bir gümrük bölgesi kurulmuştur Daha sonra o dönemin en stratejik iki ürünü kabul edilen demir ve çeliğin, altı kurucu ülke (Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya ve Lüksemburg) tarafından ortak biçimde işletilmesi ve bu iki ürünün üst düzey bir merci tarafından denetlenmesi amacıyla Demir Çelik Birliği kurulmuş, bu kuruluş daha sonra Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Topluluğu olarak anılmıştır Avrupa Ekonomik Komisyonu Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi'nce 28 mart 1947'de Avrupa'nın ekonomik ve teknolojik sorunlarını ele alarak savaş sonrası Avrupa'nın kalkınması için yürütülmesi gereken çalışmalara ilişkin danışmalarda bulunmak üzere kurulmuştur Amacı, Avrupa'nın ekonomik yönden geliştirilmesini ve ilişkilerin yoğunlaştırılmasını sağlamaktır Avrupa Hareketi 1947 yılında Avrupa'nın bütünleşmesini desteklemek amacıyla kurulmuştur Birleşik ve demokratik bir Avrupa için çaba gösteren bütün hükümet dışı uluslararası kuruluşlar bu hareketin üyesidir Avrupa Para Yılanı Ulusal paraların Amerikan doları karşısındaki dalgalanma marjını yükselten Smithsonian anlaşmasından sonra Avrupa Topluluğu ülkelerinin 1971 yılında kendi paraları arasındaki dalgalanma marjını yüzde 225 ile sınırlandırması Amerikan dolarına karşı olan dalgalanma oranı yüzde 45 olmuştur Avrupa Sosyal Fonu Avrupa Birliği içinde iş gücünün ve çalışma imkanlarının artırılması, istihdam olanaklarının artırılması, işçilerin yaşam standartlarının yükseltilmesi, gelir adaletinin sağlanması gibi amaçlarla oluşturulmuş bir finans kuruluşudur Avusturya Okulu 19 yüzyıl sonlarında geliştirilen ve ürün değerinin belirlenmesinde son tüketici açısından sağlanan faydanın önemini vurgulayan iktisat kuramlarının bütünüdür Neo-klasik okulun Avusturya kolunu temsil eden iktisatçılar grubudur Marjinal fayda teorisine taraftardır Ayı Piyasası Gelecek hakkında karamsarlığın ve fiyatların düşeceği beklentisinin hakim olduğu piyasalardır Bu piyasalarda kişiler ellerindeki hisse senetlerini gelecekte daha düşük fiyattan satın alabilecekleri düşüncesi ile satarlar Aylak Sınıf ABD'de işveren sınıfı içinde gösterişçi bir biçimde tüketim yapan asalak kesim Terim ilk kez, Thorstein Veblen tarafından 1989'da "The Theory of the Leisure Class'' adlı kitapta kullanılmıştır Bu aylak elitin, modern işletmelerin, Amerika'nın sanayileşmesi sırasındaki rekabetçi mücadelesinin ürünü olduğu iddia edilir Aylak kesimin içine girdiği bu süreç, servet ve mal israfını kapsayan hedonizmin bir biçimidir Aylak sınıf bireyleri, halkın ilgisini çekebilmek için hem savurganca hem de herkesin izleyebileceği biçimde harcama yaparlar Ayni Ücret İretilen malın bedelinin yine malla ödenmesi Az Gelişmiş Ülkeler Kişi başına düşen reel gelir düzeyinin görece düşük olduğu ve üretim kapasitesinin çok yavaş arttığı ülkelerdir Düşük tasarruf ve yatırım hacmi, ulusal gelirin yüksek bir yüzdesini tarımsal kesimin oluşturması, tarım kesiminde çalışan iş gücünün yüksek olması (yüzde 60-90 gibi), özellikle tarım kesiminde görülen gizli işsizlik, yetersiz alt yapı, bozuk gelir dağılımı, düşük okuma/yazma oranı, yetersiz beslenme ve yüksek çocuk ölümleri, hızlı nüfus artışı, azgelişmiş ülkelerin ortak özellikleridir Az Gelişmişlik Sermayenin nüfusa ve mevcut gelir kaynaklarına göre yetersiz olması; bir toplumun siyasi ve sosyo-ekonomik açıdan, gelişmiş toplumların standartlarına göre geri bir konumda bulunması Sanayileşmemiş, tarımdan makineleşmeye geçememiş, kentleşme ve genel nüfus içinde okuma yazma oranının düşük olduğu, bilimsel ve sanatsal etkinliklere fazla kaynak ayıramayan ülkeleri niteleyen özelliktir Terim, ilk kez Birleşmiş Milletler Genel Kurulu«nda kullanılmıştır Azami Factoring Hacmi (AFH ) Factoring şirketinin satıcı ( müşteri ) firmaya tanıyacağı toplam işlem hacmi Azalan Marjinal Fayda Arka arkaya tüketilmeye devam edilen bir malın belirli bir noktadan sonra onu tüketen kişiye gittikçe azalan miktarlarda fayda sağlayacağına ilişkin teori Çok susamış birinin bir bardak suya ödemeye razı olduğu fiyatın, ikinci üçüncü bardaklarda azalması gibi Azalan Oranlı Vergi Vergi matrahı büyüdükçe vergi oranlarının da azaldığı vergiler Azalan Verimler Yasası İretim faktörlerinden sadece birinin miktarının değiştirilip diğerlerinin sabit tutulduğu durumda firmanın toplam üretiminde meydana gelecek değişmeyi açıklayan yasa Eğer belli zaman dönemi içinde gerçekleştirilen üretimde kullanılan faktörlerden birinin miktarı artırılırsa toplam üretimde artış görülür Ancak belirli bir noktadan sonra artış tekrar azalma eğilimine girer B B Birimi Barclays Bank tarafından 1974'de yaratılan bir para birimi Amaç, ticari alışverişleri kolaylaştıracak ortak bir değer standardının gerçekleştirilmesidir ABD, Almanya, Fransa, İngiltere ve İsviçre'nin para birimleriyle tanımlanmıştır Bu ülkelerden her birinin B Birimi içindeki payı yaklaşık yüzde 20'dir Bağımsız Dış Denetim Ortaklıkların ve sermaye piyasası kurumlarının kamuya açıklanacak veya Kurulca istenecek mali tablolarının, genel kabul görmüş muhasebe kavram ilke ve standartlarına uygunluğu ile bilgilerin doğruluğunun ve gerçeği dürüst bir biçimde yansıtıp yansıtmadığı gösteren denetim Bağlantılı Mallar Bir üretim süreci sonunda birlikte elde edilmiş mallar Bağlı Ortaklık İşletmenin doğrudan veya dolaylı olarak en az % 50 oranında oy hakkına veya en az bu oranda yönetim çoğunluğunu seçme hakkına sahip olduğu iştiraklerdir Bağlı Talep Birbirlerinden tamamen farklı olmalarına rağmen belirli bir ihtiyacın giderilmesi için her ikisinin de birlikte kullanılmasının zorunlu olduğu mallara olan talep Mürekkep-dolmakalem, otomobil-benzin, plak-pikap ilişkisi bağlı talebe örnektir Baker Planı Özel bankalarla çok taraflı bankaların borçlu ülkelere açtıkları kredileri, bu ülkelerin büyümeyi hızlandırıcı yapısal değişiklikler içeren makro-ekonomik politikalar uygulamaları karşılığında artırmalarını öngörmektedir 1985 yılı ekim ayında Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'nın, Güney Kore'nin başkenti Seul'de yaptığı yıllık olağan genel kurul toplantısı sırasında ABD Maliye Bakanı James Baker tarafından gündeme getirilen plan, tüm gelişme yolundaki ülkeleri değil, en borçlu 15 ülkeyi hedef alır IMF'in eski modeli, dış borçları ödemeleri için ülkelerin ihracat yapmalarını, sık sık mini devalüasyonlar uygulamalarını, sıkı para politikası ile tüketimin kısılmasını ülkelerin küçük bir ekonomiye götürülmesini, bu şekilde de dengeler kurulmasını amaçlamıştır Bakiye Ödeme Faturanın vadesinde ödenmesinden sonra sözkonusu faturayla ilgili ön ödeme kullanmış olan satıcıya , tüm masraflar düşüldükten sonra faturadan arta kalan meblağın ödenmesi Bakiyeyi Yüklenim Sermaye piyasası araçlarının, aracı kuruluşlarca halka arz yoluyla satışında, satılmayan kısmın tamamının, bedeli satış süresi sonunda tam ve nakden ödenerek satın alınacağının satışı yapana karşı taahhüt edilmesini ifade eder Banka Sermaye, para, kredi, yatırım, hizmet sunma gibi alanlarda her türlü işlemi yapan, toplumun kullanılabilir kaynaklarına egemen olan kuruluşlar Toplumdaki parasal fonları kanalize etmek, kalkınma çabalarına hızlandırıcı doğrultuyu vermek bankaların başlıca sorumluluk alanlarıdır Para ticareti yapmak, faizle para alıp vermek, ödemelerde aracılık etmek, ücret karşılığında kredi kambiyo gibi parasal işlemleri yürütmek, kasalarında para, değerli evrak ve eşya saklamak, doğrudan yatırımlara girişmek, tüccar ve sanayiciye kredi açmak, ithalat-ihracat işlemlerine aracı ve yardımcı olmak, hisse senedi tahvil alan, ev edinen, sigorta yaptıran müşterilerine yararlı önerilerde bulunmak, geziye çıkacaklara döviz sağlamak, çiftçiye kredi açmak ve kooperatiflerini desteklemek bankaların başlıca işlevleri arasındadır Bankalararası Para Piyasası Bankalar arasında kısa vadeli fonların alınıp satıldığı piyasalardır Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bünyesinde aynı adla işlem gören piyasada bankalar kendilerine tanınan limitler çerçevesinde, önceden belirlenen vadelerde TL alım-satım işlemi gerçekleştirmektedirler Bu piyasada, Merkez Bankası aracı konumu üstlenmekte olup (blind broker) alım-satımı gerçekleştiren taraflar birbirlerini bilmeden Merkez Bankası üzerinden (Merkez Bankasını taraf kabul ederek) işlemlerini gerçekleştirmektedirler Para politikası uygulamasında önemli bir fonksiyona sahip olan bu piyasada Merkez Bankası doğrudan faiz belirleyerek kısa vadeli faizleri yönlendirebilmekte ve son kredi mercii fonksiyonunu yerine getirmektedir Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dışında, bankaların kendi aralarında bu tür işlemleri gerçekleştirdikleri ikincil piyasalar da mevcuttur Banka Bonoları Kalkınma ve Yatırım Bankalarının borçlu sıfatıyla düzenleyip, ihraç ettikleri emre veya hamiline yazılı bir sermaye piyasası aracıdır Banknot Devlet bankası tarafından çıkarılan kağıt para Banknotun, altın, gümüş, döviz gibi menkul kıymetlerden teşekkül eden bir karşılığı bulunur Eskiyen para tedavülden çekilerek imha edilir Kağıt paraların eskime süreleri Türkiye'de 36 ay, ABD'de 18, Batı Almanya'da 55, İngiltere'de ise 10 yıldır Bankor Uluslararası ödeme aracı olarak Keynes tarafından 1944'te önerilen para biriminin adı Banka parası (kaydi para) niteliğindeydi ve altın temeline göre değerlendirilecekti Bretton Woods Konferansı'nda kabul edilmemiştir Barem İcret ve aylıkların derece ve miktarlarını gösteren kıdem esası üzerine kurulu cetvel, hesap cetveli, gelirlerin ne kadar vergisi olduğunu gösteren cetvel 17 yüzyıl matematikçisi BF Bareme'in adını almıştır Barter Para kullanmadan gerçekleştirilen mal veya hizmet mübadelesi, takas, trampa, sayışma; vereceğini alacağına saymak suretiyle ödeme, tek bir kontrat çerçevesinde iki taraf arasında sürekli mal değişimi, para aracılığı olmaksızın malı malla değiştirme, alacak ve borçların karşılıklı mahsubu, para kullanılmadan malların birbirleriyle değiş tokuş edildiği ticaret yöntemi Basit Faiz Bir yatırımın, yatırım dönemi süresince sadece anaparasının kazandığı faiz oranıdır Baş vergisi Bireyler arasında ekonomik güç farklılıklarının bulunmadığı varsayımıyla kişi başına eşit miktarda alınan vergi Verginin konusu ve matrahı, yükümlünün kendisidir Zaman içinde nüfus artışı, toplumsal ilişkilerin gelişmesi sonucunda baş vergisinin gerçek ödeme gücünü temsil etmemesi, adil olmaması, vergiyi ilkel bir uygulama haline getirmiştir Başabaş Noktası Bir firmanın ne kar ne de zarar etmesi durumu Başlangıç Sermayesi Kayıtlı sermaye sistemine tabi ortaklıkların sahip olmaları zorunlu asgari çıkarılmış sermayeleridir Başlangıç Teminatı Vadeli işlem sözleşmesinde uzun veya kısa pozisyonalan yatırımcının pozisyon açarken yatırması gereken teminattır Batık Kredi Şüpheli alacak, tahsili kabil olmayan alacak Baz Fiyat Bir hisse senedinin seans içinde işlem görebileceği üst ve alt fiyat limitlerinin ve fiyat adımlarının belirlenmesine esas teşkil eden fiyattır Baz Puan (Basis Point) Faiz oranlarındaki değişimi ifade eden bir ölçüm birimidir Noktadan sonraki 4 üncü haneye karşılık gelir (00001) Örneğin fazi oranının % 6525’den % 6675’e yükselmesi durumunda 150 baz puanlık bir artış söz konusudur Diğer bir deyişle baz puan % 001’e karşılık gelmektedir Bebek Endüstrisi Gelişmekte olan ülkelerde, güçleninceye kadar dış rekabete karşı korunan yeni kurulmuş sanayi dalı "Yavru Sanayi" de denir Zengin ülkeler, tekstil, deri gibi yaşlanmış sanayi dallarını da gelişmekte olan ülkelerin rekabetinden korumaya çalışır Bedelsiz İthalat Yurt dışına döviz transferi yapılmadan mal ithal edilmesi Yurt dışında çalışan işçilerin ya da geçici görevle yurt dışına giden devlet memurlarının dönüşlerinde getirdikleri kişisel ya da mesleki kullanıma yardımcı nitelikteki mallardır Bedelli Sermaye Artırımı Şirketlerin sermaye artırımı karşılığında çıkardıkları hisse senetlerini nominal değerinden veya daha yüksek bir fiyattan satmak suretiyle gerçekleştirdikleri sermaye artırımlarına denir Bedelsiz Sermaye Artırımı Anonim ortaklıkların, iç kaynaklarından yaptıkları sermaye artırımı karşılığı çıkardıkları hisse senetlerini bir bedel almaksızın ortaklarına dağıtarak gerçekleştirdikleri sermaye artırımlarıdır Belgeler İçin Ödeme Mal alımında transfer belgeleri için yapılan nakit ödemedir Belgesel Taslak Belgelerin iliştirildiği taslaktır Benchmark (Ölçüt) Ölçüm ve karşılaştırma kriteri anlamında kullanılmaktadır Örneğin portföy yönetiminde, benchmak portföy, bu yapı dışında oluşturulan portföylerin performans (getiri ve risk anlamında) başarısının ölçümüne esas alınan portföydür Diğer bir örnek; benchmark menkul kıymetler, piyasada yeterince likiditeye sahip, ihraç eden kurum tarafından bu özelliğinin devam ettirilmesi söz konusu olan ve piyasada benzer ihraçlar için bir referans teşkil eden kıymetlerdir Benchmarking Tezgah çalışması; bir kuruluşun kendi sektöründen veya dışından başarılı bir kuruluşu referans alarak karşılaştırma yapması ve daha iyi olmaya çabalaması; aynı sektörde çalışan şirketlerin birbirlerinin ürünleri üzerinde yaptığı inceleme, piyasa araştırması, pazarlama taktiklerinin belirlenmesi gibi etkinlikler; bir şirketin rakiplerinin üretimden yönetim şekline kadar tüm yöntemleri detaylı olarak incelemesi ve kendi şirketine adapte etmesi Benelüks Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasındaki gümrük anlaşması İlk kez 1921'de Belçika ve Lüksemburg birleşme girişiminde bulunmuş, bu birlik İkinci Dünya Savaşı'na kadar sürmüş, savaş sonrasında da Hollanda'nın katılımıyla 1 kasım 1960'da 'Benelüks Ekonomik Birliği' resmi nitelik kazanmıştır Bertran Çözümü İki satıcının egemen olduğu bir piyasada satıcıların fiyat politikası uygulayarak nasıl dengeye geldiklerinin araştırılması BES (Business Expansion Scheme) İş Genişletme Programı BSS (Business Start Up Scheme) kavramının yenileştirilmiş şeklidir Girişimcilerin riskli yatırımlara girmelerini teşvik eder Karşılığında vergi kolaylığı sağlar Beş Yıllık Plan (1) ülkede orta vadede uygulanacak ekonomi politikalarının genel gelişme yönünü, hedeflerini, kaynaklarını, koşullarını öngören kararlar (2) endüstriyi ve kollektif tarımı yaygınlaştırmak için Rusya'da Stalin yönetimi tarafından uygulanan plan 1928-1932 dönemini kapsayan Birinci Beş Yıllık Plan, büyük çapta acı çekilmesine yol açmakla birlikte dev bir sosyal devrim niteliği taşımış, ağır sanayinin geliştirilmesine, merkezileştirilmiş bir tarımsal ekonominin kurulmasına zemin hazırlamıştır 1933-1937 dönemini kapsayan İkinci Beş Yıllık Plan, daha çok tüketim malı üretilmesini amaçlamıştır 1938-1942 tarihleri arasındaki İçüncü Beş Yıllık Plan, özellikle silahlanma ve savunma sanayine yöneliktir Beşeri Sermaye Kişilerin üretken bir biçimde çalışmaları ve hizmetleri karşılığı gelir elde etmelerine imkan veren kazanılmış beceri ve kapasiteler Beyan Sahibi Kendi adına beyanda bulunan kişiyi veya adına beyanda bulunulan kişiyi ifade eder Beyaz Yakalı El emeğine dayanmayan bir iş yapan Beyin Göçü Az gelişmiş ülkelerden gelişmiş ülkelere nitelikli iş gücü, bilim adamı ve araştırmacı göçü Gelişmiş ülkeler arasında da olabilir Ancak ekonomik ve sosyal etkileri açısından daha etkileyici olduğu için az gelişmiş ülkeler için önemlidir Bırakınız Yapsınlar Ekonomik liberalizm; sınırsız dış ticaret politikası; ekonomik gelişmenin bireysel çıkarlara dayandığı ve bireylerin serbestçe davranmasına imkan verilmesi savı; devletin ekonomik etkinliklere, sanayi ve ticaret işlerine müdahale etmemesi prensibi; en az devlet müdahalesine dayalı politika Bilanço Envanterde gösterilen kıymetlerin değerleri itibariyle tasnifli ve karşılıklı olarak tertiplenmiş özeti; bir işletmenin belirli bir dönem sonunda, bütün varlıklarını, alacaklarını ve borçlarını göstermek üzere düzenlenen ve işletmenin ekonomik durumunu muhasebe diliyle ifade eden cetvel; işletmenin belli bir tarihte sahip olduğu aktif, pasif ve öz varlığını (kaynaklarını) gösteren tablo "Bir şirketin dönemsel faaliyetleri sonucu, dönem sonunda hazırladıkları (31 Mart, 30 Haziran, 30 Eylül ve 31 Aralık) ve yayınladıkları tablolardır Şirketin portresini çizen bu tablolar muhasebe dilinde ""t tablosu"" olarak adlandırılır" Bilateralizm İki taraflılık; bütün dünyada ticari engellerin ortadan kalktığı bir dönemde daha önem kazanan ikili ilişkiler; iki ülke arasında yapılan, hükümleri başka ülkeleri bağlamayan, özellikle ticaret ve ödemelerle ilgili ikili anlaşmaları içeren sistem Söz konusu ülkelerin, uluslararası ticarette diğer ülkelere tanımadıkları ayrıcalıkları birbirlerine tanımalarıdır Bu ayrıcalıklar, kapsamlı ithalat kotaları ya da gümrük tarifesi indirimleri biçiminde olabilir İki yanlılık, GATT ilke ve kurallarının onaylamadığı bir dış ticaret ilişkisidir Bu ilişki biçimi, İkinci Dünya Savaşı'nı izleyen yıllarda AET ve EFTA gibi birçok ülkeyi bünyesinde toplayan ekonomik bütünleşmelerin doğmasıyla etkinliğini kaybetmişti Bilgisayar Sistemi Gümrük idarelerinde gümrük işlemlerinin yürütüldüğü yerel veya geniş alan ağı ile birbirine bağlı entegre bilgisayar sistemini anlamına gelir Bilgisayarlı Gümrük Etkinlikler (Bilge) Eşyanın gümrük sahasına girişinden çıkışına kadar tüm gümrük işlemlerinin gerçek zamanlı olarak bilgisayar ortamında yürütülmesine ilişkin olarak kullanılan bir yazılımdır Bileşik Faiz Bir yatırımın yatırım dönemi boyunca kazandığı faizin de yeni yatırım döneminde yatırıma tabi tutulması sonucu elde edilen getiriyi gösteren faizdir Diğer bir deyişle faizin de faiz kazanmasıdır Bimetalizm Altın ve gümüşe dayalı para sistemi; çift maden sistemi Bu sistemde altın ve gümüş arasında belli bir değer oranı vardır Oran, 16 ons gümüşün 1 ons altına eşit olmasıdır Ancak bu yasal orantının, metallerin ticari değeriyle ilişkisi yoktur Her iki maden de birlikte dolaşımda bulunur Bireyci Ekonomi Fertlerin çıkarlarını amaç edinen ekonomik görüş Bu görüşe göre toplum kişiyi alet olarak kullanmaz Kendisi kişinin rahatını sağlayacak bir alettir Ferdiyetçilik aşırı bir görüşe uyularak kişinin herşeyi kendine göre ayarlaması, her türlü bağdan sıyrılması olarak kabul edilmiştir Karşıtı kollektivizmdir Birikmiş Faiz Bir yatırımın, yatırım dönemi içerisinde, ödeme tarihine kadar üzerinde biriken faizdir Örneğin, 6 ayda bir dönemsel % 30 kupon ödemeli 100000 TL ‘ den ihraç edilen bir devlet tahvilini almak için, piyasa oranının değişmediği varsayımı ile 3 ay sonra ödenmesi gereken fiyat yaklaşık 115000 TL’ dir (dönem sonunda toplam 30000 TL faiz kazanması için, bu durumda ikinci 3 ay için % 1304’ lük bir getiri söz konusudur) Buradaki 15000 TL yatırımın üzerinde biriken faizi ifade etmektedir Birincil Piyasalar Menkul kıymetleri ihraç eden şirketler ile tasarruf sahiplerinin doğrudan doğruya karşılaştıkları piyasalardır Diğer bir anlatımla, menkul kıymetlerin ihraçcı kuruluşlarca tasarruf sahiplerine ilk kez satışa sunulduğu piyasalardır Benzer şekilde, devlet iç borçlanma senetlerinin, TC Hazine Müsteşarlığı tarafından ihale yöntemi ile satımı da bir birincil piyasa işlemidir Bu senetlerin daha sonra yatırımcılar arasındaki alım-satımları ise ikincil piyasa olarak adlandırılan piyasalarda gerçekleşmektedir Birikmiş Faiz Bir yatırımın, yatırım dönemi içerisinde, ödeme tarihine kadar üzerinde biriken faizdir Örneğin, 6 ayda bir dönemsel % 30 kupon ödemeli 100000 TL ‘ den ihraç edilen bir devlet tahvilini almak için, piyasa oranının değişmediği varsayımı ile 3 ay sonra ödenmesi gereken fiyat yaklaşık 115000 TL’ dir (dönem sonunda toplam 30000 TL faiz kazanması için, bu durumda ikinci 3 ay için % 1304’ lük bir getiri söz konusudur) Buradaki 15000 TL yatırımın üzerinde biriken faizi ifade etmektedir BIS (Bank for International Settlements) Uluslararası Ödemeler Bankası Bütün merkez bankalarının bankası niteliğindedir 1930'da kurulmuştur Amacı, Alman savaş borçlarına ait hesapların ve ödemelerin tanzim edilmesidir Günümüzde ise merkez bankaları arasındaki ilişkileri düzenlemek, işbirliğini geliştirmek, çeşitli uluslararası finans işlemlerinin kolaylaştırılmasını sağlamak, uluslararası mali operasyonlar için kolaylık temin etmektir Blankizm Bir avuç devrimci komplocunun iktidarı ele geçirmesiyle kapitalist sömürüye son verilebileceğine inanan ünlü politik eylemci Louis Auguste Blanqui'nin (1805-1881) adıyla anılan 19 yüzyıl Fransız devrimci hareketi Blankistler, işçi sınıfının kitlesel işçi hareketine dayanan politik bir parti içinde örgütlenmesinin zorunluluğunu reddetmişler ve kaçınılmaz olarak devrimi başarısızlığa mahkum etmişlerdir Blok Satış Emir miktarı şirketin ödenmiş/çıkarılmış sermayesinin % 10’unu aşan satış işlemidir Blokaj (1) Paranın harcanmasını yasaklama, bir varlığın, yetkili mercilerin izni olmadan sahibi tarafından kullanılamaması; yasal koşullara uygun olarak sahibinin tasarrufuna ve kullanmasına izin verilmeyen dondurulmuş değer Bloke hesap uygulaması, icra veya vergi borçlarından veya dış politika nedenlerinden kaynaklanabilir (2) Abluka; bir devletin bir başka devlete karşı uygulayabileceği çeşitli önlemlerdir Boğa Piyasası Talebin arzdan daha çok olduğu ve borsada fiyatların tırmanışa geçtiği dönemi ifade eder Bolluk Ekonomisi Bir ülkenin tüm bireylerinin hayat seviyesini üst düzeye ulaştıracağı ileri sürülen ekonomik düzen; bir ülkede mevcut satın alma gücünün tüketim malları sanayini tam kapasite ile çalıştırmaya yetecek kadar yüksek olması Bologna Ekolü Faizin yasaklanmaması gerektiğini savunan ekol 12 ve 13 yüzyıllarda Bologna kentinin hukukçuları tarafından, faiz alınmasına karşı çıkan Katolik Kilisesi'ne tepki olarak ileri sürülmüştür Bon Marşe 1852'de Paris'te Aristide Boucicaut tarafından açılmış ve kısa sürede genişlemiş mağazalar zinciri Satış hacmi, sekiz yıl içinde on katına, sahibi öldüğünde de yüz katına çıkmıştır Bonifikasyon (1) Vergi muafiyeti, bir verginin kaldırılması, teşvik amacıyla bazı ihraç mallarının vergiden istisna edilmesi, (2) Müşterinin uğrayacağı zararı karşılamak amacıyla satıcının verdiği mal fazlası veya fiyat indirimi Fiyat indirimi, çok miktarda mal satın alan müşterilere de yapılabilir Bono Borç Senedi Bir bedelin kayıtsız şartsız ödeneceğini ifade eder Düzenleyenin imzasını, düzenleme tarihini, alacaklının ismini, bono veya emre muharrer senet sözcüklerini içeren bir taahhüt senedidir Taahhüt senedinin bono sayılabilmesi için bu şartları içermesi gerekir Düzenleme yeri veya ödeme yeri ifadelerinden birinin bulunmaması bononun niteliğini değiştirmez Ancak her ikisi de belirtilmemişse taahhüt senedi bono değil adi senet kabul edilir Bonservis İşten ayrılan birine yöneticiler tarafından verilen, ilgilinin işini ve çalışmalarını özetleyen hizmet belgesi; tavsiye mektubu Borç Bir kişi veya kuruluşun diğerine karşı yerine getirmek zorunda olduğu yükümlülük Borç/Servis Oranı Dış borçların ana para, faiz ve diğer ödemelerin yıllık toplamının, cari ödemeler bilançosunda yer alan döviz kazançlarına (ülke ihracatına) oranı Bir ülkenin borçlarını geri ödeme kapasitesini ortaya çıkaran göstergelerden biridir Bu oran elde edilen dövizin ne kadarının borç ödemelerine ayrıldığını gösterir Borç Devir Hızı "Borçların satışların maliyetine oranlanması; şirketin borçlarını ne hızda ödediğini gösterir Bu oranın düşük olması şirket için o kadar iyidir" Borç/Özsermaye Oranı Şirket, işletme sermayesi ve yatırımlarının finansman ihtiyacını dış kaynaklardan mı (borç) yoksa iç kaynaklardan mı (özsermaye) karşıladığını gösterir Ülkemizde dış kaynak finansmanı genelde içsel kaynaklardan daha yüksek maliyetli olduğu düşünülürse bu oranın düşük olmasi tercih edilir Borçlanma Oranı İşletmenin borçlanarak sağladiği yabanci kaynaklar ile, ortakların sağladığı ve faaliyet sonucu yaratılan özsermaye arasındaki ilişkiyi göstermektedir Borçlar Toplamı / Özsermaye formülü ile hesaplanır Borçlu / Alıcı Vadesinde faturanın bedelini ödemekle yükümlü olan ve malların alıcısı konumunda olan firma Borçlu İşlem Hacmi (BİH ) Satıcı firmanın her borçlusu için ayrı ayrı tanınan azami işlem hacmi Borçlu Ödeme Faturanın vadesinde alıcı tarafından ödenmesi Borsa Mübadele konusu olan mal ve değerli maddelerin ortada olmadan kağıtlarla alınıp satıldığı Pazar Borsa Eksperleri Menkul kıymetlere ilişkin alım-satım emirlerinin ilgili iç yönetmelikte belirtilen esaslara göre karşılaştırılması ile fiyatların teşekkülünü izleme ve alım satım işlemlerinin sonuçlandırılmasını sağlamakla yükümlü olan görevlilerdir Borsa Emirleri Müşteri emirleri, aracı kurum üye temsilcileri tarafından seans içinde borsa bilgisayar sistemine aktarıldığında borsa emrine dönüşür Borsa Fiyatı Borsada belirli kurallara göre işleyen organize pazarlarda işlem gören menkul kıymetlerin, borsadaki arz ve talep koşullarına göre oluşan fiyatıdı Borsa Payı Borsa üyelerinin, Borsa’da gerçekleştirdiği işlem hacmine göre hesaplanarak Borsa’ya ödenen meblağ olup Borsa Yönetim Kurulu’nca belirlenir Borsa Üyeleri Sermaye Piyasası Kurulu’ndan yetki belgesi ve Borsa’dan üyelik belgesi almış aracı kuruluşlardır Borsaya Kote Olmak Borsanın izniyle halka arz edilecek hisse senetlerinin, borsaya kaydedilmesidir Kote ettirilmemiş senetlerin ticareti olanaklı değildir Kote olmuş senet, ilgili borsada tanındığını ve alım/satımının yapılmasına izin verildiği anlamına gelir Hisse senetlerinin ticaretinin yapıldığı bir piyasa olan her borsanın kendine özgü kuralları vardır Bowley Teorisi Düopson durumunda kar ve üretim miktarının ilişkilerini saptayan kuram İngiliz ekonomist ve istatistikçi Arthur Lyon Bowley tarafından ileri sürülmüştür Bir malın iki satıcısı olması durumunda, bunların arasındaki rekabetin bir ölüm kalım savaşına varmaması için fiyatları nasıl saptamaları gerektiğini açıklar Boykot Bir topluluğun bir kişi, kuruluş ya da ülkeyle ilişkilerini kesmesi Brandt Raporu 1977'de Dünya Bankası'nın önerisi üzerine az gelişmiş ülkelerin sorunlarını incelemek ve çözüm yolları önermek amacıyla Alman siyaset adamı Willy Brandt'ın başkanlığında bir komisyon kurulmuştur Komisyon çalışmasını 1980 yılında, 'Kuzey-Güney: Yaşam Savaşı İçin Bir Program' adı altında yayınlamıştır Rapor zengin Kuzey ile yoksul Güney arasında büyüyen açığı vurgular Brent Piyasası Kuzey Denizi petrolünün piyasası Bretton Woods Konferansı 1944 yılında Dünya Bankası ve IMF'nin kurulduğu konferans İkinci Dünya Savaşı sonrası, uluslararası ödemeler ve sermaye hareketleri açısından genel bir düzenleme yapılmasına, uluslararası bir para kuralı belirlenmesine ilişkin olarak yapılan toplantı Broker Simsar, acente, komisyoncu, yatırımcılar için ticari işleri yürüten kişi, mal alışverişinde acentelik yapan kimse Brüt Ağırlık Bir nakliyede malların ambalajıyla birlikte toplam ağırlığıdır Brüt Kar Marjı Oranı İşletmenin satışlarının brüt karlılığını göstermektedir Brüt satış Karı / Net satışlar formülü ile hesaplanır Bullionizm Altın, gümüş ya da diğer değerli madenlerin külçe halinde ihracatının yasaklanması Bundesbank Federal Almanya Merkez Bankası Business to Business Commerce (B2B) İnternet aracılığı ile iki işyeri arasında gerçekleşen ticari işlemler Geçmişte Elektronik Veri Alışverişi (EDI- electronic data interchange) ile yapılan Bu ticaret şekli günümüzde XML teknolojileri ile yapılmaya başlanmıştır Business to Consumer Commerce (B2C) İşyerleri ve bireyler arasında gerçekleşen ticari işlemler Bütçe Gelecekte belli bir dönemde gerçekleşmesi öngörülen gelir ve giderlerin karşılıklı tahminlerini içeren cetvel; belirli bir süreyi, çoğunlukla takvim yılını veya ekonomik yılı kapsayan, devlet gelir ve giderleri planının parasal göstergelerle ifadesi Geniş anlamıyla bütçe kurumların, örgütlerin, kuruluşların ya da kişilerin belirli bir süre içindeki gelir gider planlarıdır Bütçe Açığı Devletin harcamalarının, gelirlerinden yüksek olması Bütçe Dengesi Devlet harcamalarının gelirlerine eşit olması Bütçe Fazlası Devlet gelirlerinin harcamalarından yüksek olması Büyüme İş gücü, doğal kaynaklar ve donanımda, kişi başına bir yıldan geçen yıla oranla daha yüksek bir gelir sağlayacak şekilde kaydedilen artış Büyüme Oranı Milli gelirin bir önceki yıla göre artış oranı Belli bir dönemin sabit fiyatlarla GSMH'sinin, bir önceki yılın aynı döneminin GSMH'sine bölünmesiyle bulunur Sanayileşmiş ülkelerde, ekonominin bir yıl veya üç aylık dönemler itibariyle performansını ölçerken gayrısafi milli hasılanın büyüme hızı kullanılır İç aylık hesaplamalar ekonominin seyrinin daha iyi izlenmesi için yapılır Böylece hükümete ekonominin gidişi konusunda ipuçları verilir ve gerekli önlemlerin alınması için bir erken uyarı sistemi görevi görür Sanayici ve işadamları büyüme oranının seyrine göre üretim, satış ve yatırım programlarını daha sağlıklı bir şekilde yapabilirler C-Ç-D C CACM (Central American Common Market) Orta Amerika Ortak Pazarı 1960'da imzalanan anlaşma gereği 1961'de kurulmuştur Merkezi Guatemala City'dedir İyeleri: Costa Rica, El Salvador, Guatemala, Honduras, Nikaragua Call Option Opsiyon, sahibine, opsiyona konu olan kıymeti, kontratta yazan fiyattan, kontrat vadesinde herhangi bir yükümlülük doğurmadan alma hakkı verir Bu tür bir mali araçta, vadede, opsiyona konu olan kıymetin fiyatı kontrat fiyatının altında gerçekleşirse opsiyon sahibi bu hakkını kullanmaz ve işlemini daha düşük olan piyasa fiyatından gerçekleştirebilir Cambridge Okulu Cambridge İniversitesi'nden bir grup ekonomistin oluşturduğu topluluk Okulun kurucusu, 1885-1908 arası Politik İktisat Kürsüsü Başkanlığı yapmış olan Alfred Marshall'dır Keynes'in hocası olan Marshall, o zamana dek makro ekonomiye yönelik olan dikkatlerin mikro ekonomiye çekilmesini sağlamıştır En büyük başarılarından biri mikro ekonomiyi arılaştırıp geliştirmesidir Cari Kur Gerçek kur Döviz piyasasında günlük olarak döviz alım, satım işlemleriyle oluşur Cari Varlıklar Satılabilir pay senedi ve tahviller, alacaklar, stoklar, kasa ve öteki döner varlıklardın oluşan bütün CAMO (Common African and Mauritius Org) Afrika ve Madagaskar Ortak Grubu 1965 yılının şubat ayında kurulmuştur 1970'de Afrika, Madagaskar ve Mauritius Ortak Örgütü (OCAMM) adını almış, 1974'te de Madagaskar'ın örgütten çıkmasıyla yeniden eski adını kullanmıştır CARICOM (Caribbean Common Market) Karaibler Topluluğu ve Ortak Pazarı Bölgesel ve uluslararası bir örgütlenmedir 1973'de kurulan örgütün amacı, Karaib ülkeleri arasındaki işbirliğini ve bölgesel ticareti geliştirmektir Category Killer Uzman mağaza; belli bir sektörde satış yapan mağaza Amerika Birleşik Devletleri«nde ortaya çıkmış bir perakende satış şeklidir Önce geleneksel ticaret ve perakendecilik anlayışının egemen olduğu bir pazar boşluğu belirlenir Hayat tarzı ve talep analizleri yapılarak, hangi tür malların satış şansı olduğu araştırılır İnsanların yoğun olarak yaşadığı ve on kilometre çapında bir alana hizmet verecek bir yerde mağaza açılır CE İşareti "Bir ürünün Avrupa Birliği direktifleri ile belirlenen sağlık, güvenlik, çevrenin ve tüketicinin korunması gereklerine uygun olduğunu gösteren bir Birlik işaretidir " CEO (Chief Executive Officer) Genel Müdür CF Fiyatın mal bedeli ve taşıma masraflarından ibaret olduğunu gösteren kısaltma CFR Ticari Mal bedeli ve navlun Chaebol Güney Kore'nin holdinglerine verilen ad CIF (Cost-Insurance-Freight) Bir malın maliyet, sigorta ve navlun ücretlerini kapsayan fiyatı; müşterinin limanına teslim, malın ihraç olunan yere teslimi CIO (Chief Information Officer) Şirketin enformasyon sistemleri ve bunlarla ilgili kaynaklardan sorumlu üst düzey yönetici Ciro (1) çekin arkasını imzalama, (2) bonodan doğan hakların bir başka kimseye senet sahibi tarafından devredilmesi, (3) bir şirketin bir yıllık iş hacmi Clayton Yasası 1914'de çıkarılan ve rekabeti büyük ölçüde azaltacak girişimleri yasaklayan yasadır Piyasadaki toplam malın önemli bir kısmını üreten tekellerin gelişmesinin denetim altında tutulmasını hedeflemiştir Colbertism Fransız Merkantilizmi, Sanayi Merkantilizmi; 1664-1681 arasında uygulanan, ülke sanayini geliştirerek ihracatı artırma politikası Bu çabaya özel sektör kadar devlet de yoğun şekilde katılmalıdır Devlet eliyle sanayileşmenin desteklenmesine, koruyucu dış ticaret politikasıyla ithalatın kısılarak ihracatın artırılmasına, ithalata yüksek vergiler uygulanmasına yönelik bir dizi politika düzenlenmesini içerir Colombo Planı Güney ve güneydoğu Asya'daki Batı yanlısı ülkelere ekonomik yardım yapılması amacıyla 1950'de uygulamaya konan plan Başta İngiliz milletler Topluluğu çerçevesinde gelişen bu örgütlenme, diğer Asya ülkelerinin de dahil olmasıyla genişlemiştir Comecon (Council for Mutual Economic Aid) Karşılıklı Ekonomik Yardım Konseyi; Doğu Bloku Ortak Pazarı CMEA olarak da bilinir Ekonomik amaçlı uluslararası bir örgütlenmedir İye ülkelerin kalkınma planlarının koordinasyonuna ve ekonomik gelişmelerine ağırlık vermiş, bu amaçla öneriler hazırlamıştır COMESA Doğu ve Güney Afrika Ortak Pazarı 1983 yılında açılan Doğu ve Güney Afrika Tercihli Ticaret Bölgesi, 1993 yılında 21 ülkenin ortaklığı ile bir ortak pazara dönüşmüştür Amaç, üye ülkeler arasında gümrüksüz ticaret yapmaktır İyeler: Angola, Burundi, Cibuti, Eritre, Etiyopya, Kenya, Komor Adaları, Kongo, Madagaskar, Malawi, Mauritius, Mısır, Namibya, Ruanda, Seyşel Adaları, Sudan, Swaziland, Tanzanya, Uganda, Zambiya, Zimbabwe Çapa (Nominal Anchor) Ekonomik karar alma süreçlerinde referans olarak alınan büyüklükleri ifade etmek için kullanılır Örneğin kur çapası kavramı, Merkez Bankasının kur için belli öngörüleri sonrasında, diğer ekonomik birimlerin de bu öngörüye güven duyması ile birlikte, alınan ekonomik kararlarda kurun, kurdaki artışın esas alınması ve fiyat, ücret artışı, yatırım gibi kararlarının kur politikası çerçevesinde şekillenmesini ifade eder Bu tür bir çapaya (politikaya) güvenin olmaması halinde, seçilen büyüklükler bu özelliklerini kaybederler Parasal büyüklükler, faiz oranları, enflasyon, büyüme oranları “çapa” olarak kullanılan büyüklüklerdir Özellikle son yıllarda, kur ve faiz oranı gibi büyüklüklerin çapa olarak kullanımında ortaya çıkan güçlükler, enflasyonun bu amaçla kullanımını yaygınlaştırmıştır Çapraz İşlem İşlemin alıcı ve satıcı tarafının aynı üye olması durumunu ifade eder Bu şekilde işlem oluşturmaya yönelik emirler (Cross Orders), belirli kurallar dahilinde işlleme tabi olurlar Çapraz Kur Bir ulusal paranın dışında iki yabancı paranın birbiri karşısındaki değiştirilme oranıdır Çek Para yerine kullanılan değerli kağıt; herhangi bir kredi kurumunda hesabı bulunan bir kimsenin özel işaretli bir matbu kağıtla, söz konusu kişiye ya da kağıda sahip kişiye yazılı miktar kadar para ödenmesine ilişkin verdiği yazılı emir, bir bankada ticari hesap açtırmış olan kimsenin gerek kendisine gerekse de başkasına ödeme kolaylığı gösteren yazılı talimat Çekirdek Enflasyon (Core Inflation) Tüketici ve Toptan Eşya Fiyat Endeksleri gibi genel kullanıma açık mal ve hizmet sepetlerinden oluşan enflasyon endekslerinin temel enflasyonist eğilimleri tam olarak yansıtmadığı varsayımı ile, bazı mal grupları ile fiyat değişmelerine yol açan bir takım unsurların enflasyon endeksinden çıkarılması sonucu ulaşılan bir enflasyon tanımıdır Bu amaçla, dışsal etkilere (enerji fiyatlarında artış, mevsimsel koşullar, maliye politikası vs) daha açık olan ve geçici nitelikler taşıyabilen, enerji, temel gıda maddeleri fiyatları ve dolaylı vergiler bu tür enflasyon hesaplamaları içerisine katılmamaktadır Amaç, fiyatlar genel seviyesindeki değişimi sürekli kılan unsurları tespit etmek ve bunlara yönelik daha gerçekçi politika kararları alabilmektir Özellikle, enflasyon hedeflemesine yönelen ülkelerde bu türden alternatif endeks oluşumları değişik formları ile kullanılmaktadır Türkiye’de Özel İmalat Sanayi Fiyat Endeksi "çekirdek enflasyon" olarak adlandırılmaktadır Çevre Ekonomileri Geri bıraktırılmış ekonomi Arjantinli ekonomi profesörü Raul Prebisch tarafından ileri sürülmüştür Prebisch, gelişmiş ekonomilere de "merkez ekonomileri" demiştir Merkezde olup bitenler çevreye daha geniş ölçüde yansır Merkez ekonomilerde gelir düşmesi görülmeye başlamışsa çevre ekonomilerinde bu düşme daha büyük ölçüde olmaktadır Çevrilebilir Para Birimi İstendiğinde alınıp satılabilen para birimidir Çıkarılmış Sermaye Kayıtlı sermaye sistemine tabi ortaklıkların satışı yapılmış hisse senetlerini temsil eden sermayeleridir Çift Metal Kuralı Para değerinin altın ve gümüşe göre saptanmasıdır Güçlüğü, iki metal arasındaki değişim oranının belirlenmesindedir 19 yüzyıl ülkelerinin genellikle kabul ettiği oran 15-16 ölçek gümüşün bir ölçek altına denkliğidir Ne var ki, bu iki metalin değer oranı değiştiği zaman, değer kazanan metalden yapılan paraların halk tarafından saklandığı ve ortadan kaybolduğu görülmüştür Bu kural, 1870'lerde terkedilmiş, yerine altın kuralı kabul edilmiştir Çift Vergileme Bir vergi konusunun iki kez vergilendirilmesi Çoğaltılabilen Mallar Miktarı her zaman için üretimle artırılabilen mallar Ekmek, peynir, otomobil gibi Çoğaltılamayan Mallar Miktarının artırılması mümkün olmayan mallar Tarihi ve antika eşyalar gibi Çok Fiyat-Sürekli Müzayede Sistemi "Çok fiyat yöntemi; bir menkul değer için verilen alım satım emirlerinin fiyat ve zaman önceliği kurallarına uygun olarak teker teker karşılaştırılması sonucunda oluşan fiyatlarla alım satım işleminin gerçekleştirilmesidir" Çok Uluslu Şirket Birden fazla ülkede üretim ve pazarlama faaliyetleri olan firma Genellikle dünya pazarları için üretim yaparlar Gelişme stratejilerini global olarak saptarlar Özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yaygınlaşmışlardır D DAC (Development Assistance Committee) Kalkınmaya Yardım Komitesi OECD bünyesinde özel bir komitedir İyeleri: Avustralya, Avusturya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Yeni Zelanda, Norveç, İsviçre, ABD, Fransa, Japonya, Almanya, İngiltere, Hollanda, Kanada, İsveç, İtalya, AT Komisyonu Dağıtıcı Bir üreticinin mallarını direk olarak satan ve hizmeti veren yabancı acentadır Dalga Etkisi Bir ülkedeki ekonomik canlanmanın komşularına da yansıması Dalgalı Borçlar Devletin gelir ve giderleri arasında zaman açısından ortaya çıkan farkları gidermek amacıyla sağladığı kısa vadeli krediler Dalgalı Döviz Kuru Ulusal paranın değerinin serbest piyasada döviz arz ve talebine göre belirlendiği sistem "Serbest döviz kuru sistemi", "yüzen kur sistemi", "esnek döviz kuru sistemi" gibi isimler de verilmektedir Bu sistemde döviz kuru günlük olarak herhangi bir kamu müdahalesi olmadan belirlenir Döviz piyasasındaki denge ve ödemeler bilançosu düzeltmeleri döviz kurundaki değişmelerle gerçekleşir Damping Toptan ucuz fiyata satma, maliyetin altında satış, bir malı dış pazarlarda iç pazarlardan daha ucuza veya zararına satma, ihraç mallarının aynı zamanda aynı şartlar altında bir imalat memleketindeki alıcıya kendi ülkesinden daha ucuza sunulması Darboğaz Bir üretim sürecinde karşılaşılan arz ve talep dengesizlikleri Dardanizm Özellikle tarımsal ürün piyasalarında fiyatları yüksek tutmak ya da maliyetlerin aşağı düşmesini önlemek amacıyla malın çeşitli yollardan yok edilmesini sağlamak Dayanıklı Mallar Birçok kez kullanılmaya elverişli mallar Toprak, ev, otomobil, beyaz eşya gibi Dayanıksız Mallar Sadece bir kez kullanılmaya elverişli mallar Gıda maddeleri gibi Dayanışmacılık Dayanışmayı toplumun törebilimin politika ve ekonominin temel ilkesi sayan bireycilikle kollektivizm arasında yer alan görüş Dealer Alım-satım işlemlerinde kendi nam ve hesabına hareket eden kişi ve kurumlara verilen isimdir Dealing Room Bankaların döviz ve mevduat alışverişi yaptıkları bölüm Bir şirket merkezindeki tüm yatırım uzmanlarının katılımı ile borsanın seansı boyunca borsa temsilcileriyle sürekli açık bir telefon sisteminin olmasıdır Bu sistemde yatırımcı, emirlerini bir gün önceki fiyatlara göre değil piyasada oluşan fiyatlara göre anında verir Böylece yatırımcı, borsadan ne kadar uzakta olursa olsun işlem yaptırabilir Deblokaj Blokajın kaldırılması, bloke edilmiş bir bölge ya da değerin kurtarılması Bir çeşit özel takastır Dış ülkelerden alacağın tahsili için başvurulur Alacağını uzun süre tahsil edemeyen ülkeler, borçlu ülkeye yeniden mal göndermekten kaçınırlar Bu durum ihracat imkanlarını daraltır Deflasyon Tedavüldeki paranın azaltılması, ekonomik daralma, deflasyon, emisyondaki azalma, paranın piyasada azalması üzerine satın alma gücünün artması, fiyatlar genel düzeyinin düşürülmesi Enflasyonla değerini kaybetmiş olan paranın değerini tespite yarayan tedbirlerden biridir Fakat para değerindeki düşüş çok fazla olduğu zamanlar deflasyon çok güç hatta imkansız olur Deflatör Para darlığını destekleyici etkendir Bu etkenlerin başında faizlerin yükseltilmesi, kredilerin daraltılması, para biriktirme, piyasadaki paranın geri çekilmesi gelir Bir ülkede bir yıl içinde mal ve hizmetlerdeki ortalama fiyat artışını ifade eder Parasal terimlerle ifade edilmiş olan bir faktörün değerinin gerçek değere çevrilmesinde kullanılan fiyat endeksidir Defter Değeri İşletmenin aktif toplamından, borçlarının düşülmesi ile bulunan özvarlığının, çıkarılmış/ödenmiş hisse senedi sayısına bölünmesi ile bulunur Değer Paradoksu Yaşamsal değeri düşük, marjinal faydası yüksek malların, yaşamsal değeri yüksek marjinal faydası düşük mallara olan avantajı Doğada nadir bulunan elmasın, çok bulunan suya oranla değerli olması gibi Ancak çölde suyun değeri elmastan çok daha fazladır Değer Zinciri Üretim, pazarlama ve sevkiyat gibi şirketin faaliyetlerini oluşturan tüm fonksiyonların tek tek ve birbirleriyle ilişkisinin dikkate alınarak incelenmesi Değer zinciri, şirketin iç operasyonlarının rekabetçilik açısından analiz edilmesi için kullanılır Michael Porter tarafından incelenen kavrama göre bu yöntemle işletmelerin bazı faaliyetlerini rakiplerinden daha iyi ve ucuza gerçekleştirmeleri mümkündür Değişim Ekonomisi Mal ve hizmetlerin değişimlerinin, tarafların serbestçe gerçekleştirebildiği piyasa örgütlenmesi Değişken Faizli İhraçlar (Floating Rate Notes) Getirisi, ihracı sırasında sabitlenmeksizin önceden belirlenen başka değişkenlere bağlanan kıymetlerdir Gerçekleşen enflasyona veya LIBOR gibi uluslararası faiz oranlarının, örneğin geçmiş 3 aylık ortalamasına endekslenen ihraçlar bu türe girmektedirler Getiri (faiz) oranlarındaki belirsizliğin arttığı ve fiyat oluşumlarının güçleştiği ortamlarda, hem ihraç eden hem de yatırımı yapan kişi ve kuruluşlar açısından riski daha düşüktür Değişken Faizli İşlemler Factoring ücretinin piyasa koşullarına göre günlük değişken olduğu, müşterinin anapara geri ödemesini istediğinde yapabildiği işlemlerdir Faiz ödeme dönemi o/n, ay veya dönem sonları olabilir Deming Ödülü Japonya'da kaliteli ürünler üreten sanayi firmalarına verilen ödül Ödüle adını veren yönetim teorisyeni W Edwards Deming, 1950'ler boyunca Japonya'da kalite sistemleri üzerinde çalışmıştır "Japonlara kaliteyi öğreten adam" olarak bilinen Deming, Batı'da ancak 1980'lerde keşfedilmiştir Özellikle Japonya'nın toplam kalite temelinde yükselen sanayi gücü, Batı'yı telaşa düşürünce gözler Deming'e ve Japon yönetim tarzına çevrilmiştir Demografi Nüfusun dağılım, yaş, meslek gibi özellikleriyle doğum, ölüm gibi hareketlerini konu alan bilim "Demos" (halk) ve "Grapho" (yazma) kelimelerinden meydana gelmiştir Demografik istatistikler ve araştırmalar, coğrafya, sosyoloji, ekonomik planlama ve diğer sosyal bilimlere veriler sunar Dengeli Büyüme Ekonomide bütün sektörlerin uyumlu bir biçimde büyümelerini öngören plan Bu planlar genellikle az gelişmiş ülkeler tarafından yapılır Böyle ülkelerde dengeli gelişme, birbirini tamamlayan üretim zincirinin gerçekleşmesine bağlıdır Örneğin demir-çelik sanayi kurulması öngörülüyorsa, bununla birlikte kömür, ulaştırma gibi diğer yardımcı sektörlerin oluşumu da dikkate alınır Dengesiz Büyüme Bir ekonomide belli sektörlere ağırlık verilerek büyüme Denetleme Sertifikası Alınan malın nakliyesinden hemen önce iyi koşulda olduğunu gösteren sertifikadır Deniz Konşimentosu "Gemi acentası veya kaptanı tarafından düzenlenerek yükletene verilen , malın teslim alındığını ve kararlaştırılan şekilde taşınarak gönderilene teslim edileceğini gösteren, malı temsil eden ve üzerinde tasarruf hakkı sağlayan kıymetli evrak niteliğindeki " Depresyon Ekonomik bunalım; ekonomik çöküntü; ekonomide gerileme; fiyatların düşük, işsizliğin yüksek ve satın alma gücünün hızla azalmakta olduğu, ekonominin küçüldüğü dönem Büyüme oranının negatif değerlere düşmesi ve durgunluğun derinleşmesidir Depresyon, resesyondan daha uzun sürer ve toplumun her alanında etkisini gösterir Depo Belgesi Ürünün hangi koşulda nasıl saklandığını gösteren belge Devalüasyon Bir ülke parasının değerinin resmi olarak azaltılması, dolayısıyla yabancı paraların değerinin yükseltilmiş olması; paranın satın alma gücünün azaltılması, kıymetini kaybetme, devalüasyon Ödemeler dengesi ciddi açık veren ülkeler tarafından bir dış ticaret politikası olarak uygulanır Bu yönteme paranın nazari değeriyle piyasa veya kambiyo değeri arasındaki farkı kaldırmak için başvurulur Devlet Bankası Sermayesinin tamamının ya da büyük bir kısmının devlete ait olduğu banka Devlet İç Borçlanma Senetleri Devletin cari yıl bütçe kanununa dayanarak, bütçe açıklarının finansmanı amacıyla çıkarmış olduğu borçlanma senetlerinin genel adıdır Devlet İç Borçlanma Senetleri Bu tür menkul kıymetlere yatırım yapanlarının kıymetleri fiyat ve getirilerindeki gelişmeleri basit ve anlaşılabilir göstergeler yardımıyla izleyebilmelerini sağlamak amacıyla oluşturulmuşlardır Devlet Kapitalizmi Devletin özel üretim üzerinde siyasi ve ekonomik kontrol uygulaması Devletçi Ekonomi Ekonominin devlet eliyle yürütülmesi, bir memleketin tarım ve sanayinin devlet eliyle yönlendirilmesi Devletin her ekonomik etkinliğini devletçilik kabul etmemek gerekir Yol, liman, köprü, baraj yapımı gibi bayındırlık işleri hükümete devletçi niteliği vermez Ancak memleketin büyük üretim araçları, hükümet tarafından işletiliyorsa bu iktisadi tutum devletçilik sayılır Devletçilik, liberalizmin karşıtı olarak gösterilmektedir Devletleştirme Özel sektörün ekonomik kuruluşlarının kamu mülkiyetine geçirilmesi Destek seviyesi Fiyatların düşerken yoğun alımlar ile karşılaştığı ve daha aşağıya düşmekte zorlandığı seviyedir Dezenflasyon Enflasyon beklenti ve belirtilerinin önlenmesi yoluyla ekonomik istikrarın korunması Dış Borç Alındığında bir ülkenin mevcut kaynaklarını artıran, ana para ve faiz ödemeleriyle birlikte ödendiğinde ise reel kaynaklarını azaltan borç Dış borçlanmaya giden bir ülke iki açıdan yarar sağlar Birincisi iç tasarrufların yetersizliği nedeniyle yatırım projelerinin finansmanına kaynak sağlamak, ikincisi ise döviz darboğazı nedeniyle karşılaşılan dış ödeme güçlüğünü hafifletmektir Dış Denge Bir ülkenin dış ödemeler bilançosunun açık ya da fazla vermemesi Devlet Tahvili Devletin aldığı borçlar karşılığında özel ve tüzel kişilere verdiği ve tahvil sahibinin devletten alacaklı olduğunu gösteren belge: ? Hamiline yazılı tahviller ? İsme yazılı tahviller ? Hem isme, hem hamiline yazılı tahviller Dış Ticaret Bir ülkenin dış ticareti ile ilgili konuları arasında, aylık ithalat ve ihracat değerleri, yılbaşından itibaren toplam ithalat ve ihracat değerleri ve dış ticaret açığı gibi kalemler yer alır İthalat ihracattan fazla ise dış ticaret açığı, ihracat ithalattan fazla ise dış ticaret fazlasından söz edilir Açığın büyümesi döviz dengesini tehlikeye sokabilir İhracatın ithalatı karşılama oranı, ihracatın ithalata bölünmesiyle bulunur Dış ticaretin ana sektörlere göre dağılımında tarım, madencilik ve sanayi ürünlerinin ihracat ve ithalattaki payı incelenebilir Dış ticaretin ana mal gruplarına göre dağılımında ise yatırım malı, tüketim malı ve hammadde ayrımı yapılır Dış Ticaret Sermaye Şirketleri Dış ticari işlemlerdeki riskleri azaltmak, maliyetleri düşürmek ve uluslararası pazarlarda güçlü bir rekabet ortamı bulabilmek amacıyla kurulmuş şirketler Dış Yardım Genel olarak gelişmiş ülkelerden az gelişmiş ülkelere sermaye ve teknoloji aktarımı Yardımın en yaygın tanımı, "doğrudan hibe veya gerek nakit gerekse de mal transferi" şeklindedir Ekonomist Hans Morgenthau'ya göre dış yardımları şu şekilde sınıflandırmak mümkündür: (1) İnsancıl amaçlı dış yardımlar, (2) Varlığını sürdürmek için yapılan dış yardımlar, (3) Askeri nitelikte dış yardımlar, (4) Rüşvet niteliğinde dış yardımlar, (5) Prestij amaçlı dış yardımlar, (6) Ekonomik amaçlı dış yardımlar Dışa Açık Ekonomi Bir ülkenin mal, hizmet, sermaye ve işgücü hareketleri açısından dünya ekonomisi ile bütünleşmesi Dışsal Ekonomiler Ekonomide bir etkinliğin taraf olmayan ya da etkinliğin dışında kalan kesimler üzerindeki iyi ya da kötü etkileri Bir şirket, yaptığı üretim sırasında su ya da havayı kirletirse kirli havayı solumak ya da kirli suyu kullanmak zorunda kalan insanlara verilen zarar dışsal ekonomi maliyetidir Yeni yapılan bir parkın çevredeki gayrımenkulun değerini artırması da bir dışsal etki yararıdır Dışsal Eksi Ekonomi Bir firmanın bünyesinde bulunan iş kolları ile birlikte büyümesi sırasında mamul maddelerin fiyatlarının yükselmesine neden olan enerji, limanlama, haberleşme gibi dar boğazların tümü DIY (Do It Yourself) Bir mamulün fabrikada özel hazırlanmış parçalarının birarada satılması Dikey Birleşmeler Birbirini tamamlayan birkaç malın üretimini yapan, üretim konuları farklı işletmelerin, hukuki bağımsızlıklarını koruyarak birleşmeleri Dikey Kartel Belli bir malın üretimiyle ilgili bütün şirketlerin hukuki varlıklarını korumak amacıyla birleşmeleri Dikey Tröst Belli bir malın üretimiyle ilgili bütün şirketlerin ekonomik ve hukuki varlıklarını kaybederek birleşmeleri Dilim IMF'ye üye ülkelerin fon kaynakları üzerinden normal çekme haklarının bölümlendirilmesi Dirijizm Ekonomiye yön verme anlayışı; liberalizme karşıt bir anlayışla ekonomiye bir üst yetke tarafından yön verilmesi gerektiği savı; güdümcülük 17 yüzyıl Fransız monarklarının politikasını tanımlamakta kullanılmış, bazı sosyalistler tarafından devlet kapitalizmi olarak nitelendirilmiştir Direnç noktası Borsada, belli bir süreç içinde sürekli bir fiyat artışının yoğun satışlar sonucu durdurulduğu fiyat seviyesini ifade eder Disponibilite İhtiyari karşılık, kasada nakit bulundurma zorunluluğu, istifade edilebilecek durumda olma, kullanılabilir halde bulunma, mevcut hazır para Bankalar, topladıkları mevduatın tümünü kredi olarak vermezler Bunun bir bölümünü güvence niteliğinde Merkez Bankası'na "mevduat munzam karşılığı" olarak yatırırlar Bir kısmı da para çekilişlerini karşılamak üzere kasada bulundurulur Bu rezerv paraya "disponibilite" denir Distribütör Dağıtıcı Firma Doğal Ekonomi Bir toplumun tüm üretimini kendisi tüketmesi; üretimin sadece kullanım değeri için yapıldığı ve paranın kullanılmadığı ekonomi Bu durumda mal mübadelesi veya ticaret söz konusu değildir Böyle bir ekonomik yaşantıya sadece ilkel toplumlarda rastlanır Doğal Kaynaklar Verimli topraklar, ormanlar, akarsular, göller, güneş enerjisi, denizaltı zenginlikleri gibi doğadan kullanılan kaynaklar Dolar Amerika'da bağımsızlık savaşından önce İngiliz Kuzey Amerika sömürgelerinde kullanılan 8 pesoluk İspanyol parasının İngilizcedeki adı ABD, Antigua, Avustralya, Bahamalar, Barbados, Belize, Bermuda, Brunei, Cayman Adaları, Dominika, Fiji, Grenada, Guyana, Hong Kong, Jamaika, Kanada, Liberya, Nauru, Puerto Rico, Singapur, Tayvan, Trinidad ve Tobago, Yeni Zelanda, Zimbabwe para birimleridir Dolar Diplomasisi Bir ülkenin, başka ülkelerde yatırım yapmış olan özel girişimci vatandaşlarının çıkarlarını korumak ve geliştirmek amacıyla bu ülkelere karşı güç kullanmaya kadar varabilen baskı uygulaması ABD«nin 1909-1913 arası başkanlığını yapan Taft«ın, kurşunu dolarla yer değiştirme politikasıdır Dış politikada Amerika«nın zenginliğinin ve ticari nüfuzunun kullanılmasını öngörür Dolar Kıtlığı İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Batı Avrupa ülkelerinde görülen dolar kıtlığı Savaş sonrası dönemde Avrupa'nın sermaye varlıkları tamamen yıkıma uğramış olduğundan, ekonomileri yeniden kurmak ve tüketimi belirli bir düzeyde tutabilmek için sağlanması gereken mal ve hizmetten kaynaklanan talep büyük ölçüde ABD tarafından karşılanmıştır Dolarizasyon Bir ülkenin para sistemini ABD Doları ile değiştirmesi Dolaysız Vergi Vasıtasız vergi; yasama organının, verginin fiyatlara dahil edilmemesine özen göstererek çıkardığı, ödeyen kişinin vergi yükünün taşıyıcısı olmasını istediği vergi Doğru Konşimento Geminin malları aktarma yapmadan yükleme limanından diğer boşaltma limanına taşınması halinde gerekecek konşimento DÖNEN VARLIKLAR Şirketin en likit aktiflerini gösterir, yani nakit, nakit benzeri araçlar, alacaklar ve stoklar Dönemsel Faiz Bir yatırımın fiilen elde tutulma süresince getireceği faizi ifade eder Döviz Uluslararası ödemelerde geçerli olan yabancı para, para işlevi gören her tür bono, poliçe, kredi mektubu, havale ve benzeri varlıklar Alım satımları efektif ve serbest piyasa olmak üzere iki ayrı değerde yapılır Efektif döviz, nakit biçimindeki yabancı para anlamına gelir Döviz kavramının aksine efektif kurda, çek, senet, poliçe gibi ödeme araçları bulunmaz Efektif satış kuru genellikle döviz satış kurundan daha yüksektir Bu iki fiyat arasındaki fark, "kur farkı" veya "kur makası" olarak bilinir Bu farkın büyümesi dövize olan talebin arttığını, farkın kapanması da talebin azaldığını gösterir Yüzde 1-15 dolayındaki fark normal sayılmaktadır Farkın büyümesi halinde merkez bankaları müdahalede bulunur Bu müdahale rezervlerdeki dövizin bir miktarının piyasaya sürülmesiyle gerçekleştirilir Döviz Arbitrajı Döviz piyasalarındaki kur farklarından yararlanarak kazanç sağlama işlemi Bir dövizin ucuz olduğu ülkeden alınıp pahalı olduğu ülkede satılması Çapraz kur farklarından yararlanılarak da yapılabilir Döviz Arzı Herhangi bir biçimde elde edilen ve ulusal paraya dönüştürülmek için döviz piyasasına arz edilen yabancı paralar Döviz arzına etki eden başlıca unsurlar şunlardır: (1) İlkenin ihracatına olan talebin fiyat esnekliği, (2) İlke ihracatına rakip olan yabancı mal arzının fiyat esnekliği, (3) İhraç edilen malların arzının fiyat esnekliği, (4) İlkenin ihraç mallarına olan iç talebin fiyat esnekliği Döviz Bonosu Bankada mevduatın bulunduğunu gösteren, isme veya hamiline düzenlenen kıymetli evrak Döviz Karaborsası Yasa dışı döviz alım satımının yapıldığı piyasa Resmi döviz kurunun, yabancı paraları ulusal para karşısında aşırı değerlendirmesi, döviz arzının talebi karşılamasını zorlaştırır Bu durum, dövizin yüksek karaborsa fiyattan alınıp satıldığı bir piyasanın oluşmasına neden olur Döviz Kontrolu (1) Yurt içi politikalarla döviz fiyatlarının denetlenmesi Görünmeyen işlemlere konan miktar sınırlamaları, döviz alım satımına uygulanan primler, döviz bulundurmanın çeşitli derecelerde sınırlandırılması gibi (2) Dövizle işlem yapan kuruluşların faaliyetlerinin devletçe denetim altında tutulması Dış ödemelerde karşılaşılan güçlükleri gidermek, ülkeden sermaye çıkışını denetlemek, ekonomik kalkınmaya katkıda bulunmak, sanayii korumak ve kamu gelirlerini artırmak amacıyla gerçekleştirilir Döviz Kuru Bir ülke parasının diğer ülke parasına göre değeri Döviz Paritesi Kamu otoritesinin ulusal para ile değer standardı olan yabancı para arasında belirlemiş olduğu fiyat Döviz Piyasası Döviz arz edenlerle döviz talep edenlerin karşılaştıkları piyasa Döviz piyasasının üç ayağı vardır Arz edenler, talep edenler ve aracılık edenler Döviz piyasalarının diğer piyasalar gibi belirli fiziksel mekanlarda bulunmaları gerekmez Günümüzde uluslararası döviz piyasasının başlıca merkezleri; New York, Paris, Tokyo, Frankfurt ve Londra'dır Döviz Spekülasyonu Döviz kurlarının gelecekte göstereceği gelişmelere ilişkin tahminlere dayınalarak kazanç sağlamak amacıyla döviz piyasalarında sürdürülen alım satım işlemleri Spekülatörler, değerinin düşeceğini bekledikleri dövizi elden çıkarmakta, değer kazanacağını düşündükleri dövizlere yatırım yapmaktadır Spekülatörlerin etkinlikleri uluslararası para piyasasında döviz kurlarındaki istikrarsızlıkları güçlendiren bir faktördür Döviz Talebi Yabancılara ödemede bulunmak amacıyla talep edilen toplam yabancı para miktarı Döviz talebini belirleyen unsurlar şunlardır: (1) İthal mallarına olan talebin fiyat esnekliği, (2) İthalata rakip malların arzının fiyat esnekliği, (3) İthal malları arzının fiyat esnekliği, (4) İthal mallarına yönelen yabancı ülke taleplerinin fiyat esnekliği Döviz Kuru Rejimleri Döviz kurları günümüzde özellikle küçük ve açık ekonomiler için taşıdıkları önem ve reel ekonomiyi doğrudan etkileme potansiyelleri nedeniyle, uygulanan para politikası çerçevesinde doğrudan hedef, gösterge veya araç olarak kullanılmaktadırlar Döviz kuruna yönelik uygulamalar, bir uçta tamamen sabit kur sistemi, diğer uçta ise tam serbesti olmak üzere, iki rejim arasında şekillenmektedir Tamamen sabit kur sisteminde, ulusal para yabancı bir para veya paralardan oluşan bir sepet karşısında sabitlenmekte ve bu değerin sürmesi para otoritesi tarafından bazen açık bazen de dolaylı olarak garanti edilmektedir Para Kurulu (Currency Board) türü uygulamalarda, bir taraftan kur sabitlenirken diğer taraftan ulusal para arzı tamamen bu kur üzerinden gerçekleştirilen döviz alış-satışlarına bağlanmaktadır Tamamen serbest kur sisteminde ise, döviz kurunun fiyatı doğrudan piyasada oluşan arz ve talebe göre belirlenmektedir Ara rejim olarak adlandırılan, Avrupa Para Sistemine geçiş aşamasında da uygulanan kurun bir band içerisinde hareketine müsaade eden yapı ile kontrollü dalgalanma (managed float), sürünen kur (crawling peg) adı altındaki sistemlerde ise, kur belli bir takım kriterlere göre yönlendirilmekte ve para otoritesi tarafından gerektiğinde müdahale edilmektedir Kura yönelik bu tür rejimlerin seçimi, ülkelerin içinde bulunduğu şartlara göre değişmektedir Döviz Tevdiat Hesabı Yurtiçi ve yurtdışında yerleşik kişilerin, ticari bankalarda açmış oldukları yabancı para cinsinden mevduata verilen isimdir
  17. İyi ki doğdu... İyi ki güldü... Bugün hâlâ filmlerini sıkılmadan ve zevkle izliyorum. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun inşallah...
  18. Bu çiçekli bitki Solanacear ailesinden bir bitkidir. İlkbahardan dondurucu soğuklar gelene kadar çiçek açarlar. Birkaç petunya çeşidi duymuş olabilirsiniz fakat yine de bilgilendirmek gerekirse bu çiçek türü büyük çiçekli, çok çiçekli, küçük çiçekli ve zemin kaplayıcı olmak üzere 4’e ayrılırlar. Büyük çiçekli petunyalar adı üstünde büyük boyutta çiçek açarlar. Boyutları 5-7 santim inç arasında değişir. Bazıları basamak haline gelme özelliğindedir bu yüzden asıldığı yerlerde son derece şık dururlar. Çok çiçekli petunyalar çok sayıda çiçek üretirler fakat bu çiçekler daha küçük boyutlarda olur. Bu kompakt çiçekler birlikte demetlenirler ve çiçek bahçenize inanılmaz bir renk cümbüşü katarlar. Küçük çiçekli petunyalar ise isminden de anlaşılacağı gibi minyatür çiçeklerdir. Genelde köşeleri doldurmak için kullanılan çiçeklerdendir. Çok küçük oldukları için, diğer çiçeklerle karışım yapmak için oldukça uygun bir bitkidir. Zemin kaplayıcı petunyalar ise genelde boş kalan duvarları süslemek için kullanılır, ismini de bu kullanışından alır. Yetişen Petunyalar Artık petunya çiçeğinin türlerini de bildiğinize göre, bu çiçekleri saksılarda büyütmeyi mi, sepetlere asmayı mı yoksa çiçek yatağında yetiştirmeyi mi yani nerde büyüteceğinizi seçmenin vakti geldi. Petunya bakımı için önemli olan ve mutlaka bilmeniz gereken birtakım özellikler vardır. Petunyalara nasıl bakacağınızı merak mı ediyorsunuz? O zaman ilk olarak bu bitkinin yetişmesi için gerekli olan ortam koşullarından haberdar olmanız gerekli. Aşağıda bu konu ile ilgili bazı bilgiler bulunmaktadır. Alan Seçimi En önemli nokta bitkinin yetişeceği alanın seçimidir. Petunya bitkisini yetiştirmek istediğiniz yerin günde en az 6 saat güneş ışığı aldığına dikkat edin. Petunyalar bir miktar gölgeye tolerans gösterebiliyor olsalar bile, çokça çiçeği ancak bol miktarda ve yeterli derecede güneş ışığı alan petunya bitkilerinde görebileceksiniz. Petunya bitkileri için tuz çok önemli olduğundan dolayı ortamın iyice kuru olduğundan emin olun. Gerekli olan tuzu karşılamak ve ya yenilemek için de ayrıca gübre kullanabilirsiniz. Fakat tuz daha az yoğundur, bu sebeple gübre eklemek ortamı daha da yoğunlaştıracağından bitkinin su emilimini kolaylaştıracak ve bazı mineralleri topraktan daha fazla almasına yardımcı olacaktır. Petunya Ekimi Petunyalar petunya filizleri ve tohumlarından yetişebilir. İsterseniz bitkiyi direk olarak çiçek ve bitki satan mağazalardan satın alabilirsiniz. Petunyaları tohumdan yetiştirme durumunda iseniz, bilmeniz gereken şey tohumların filizlenmesi için yaklaşık 8 – 10 haftaya ihtiyaç duyması gerektiğidir. Tohumlar kabın üzerine iyice saçılmalıdır. Tohumlar çok küçük oldukları için idare etmek zordur, bu nedenle de filizleri ekmek daha rahat olacaktır. İlkbaharın gelmesiyle birlikte petunya bitkisinin gelişip büyümesi için uygun bir ortam bulmanız gerekmektedir. Bitkiyi çiçek yatağında yetiştirdiğiniz takdirde, bitkilerin arasında 15-20 santimlik bir mesafe bırakmaya özen gösterin. Eğer ki saksıda yetiştiriyor iseniz de 2 – 3 bitkiyi aynı saksıda orta kısımlara doğru ekerek yetiştirebilirsiniz. Sulama ve Gübreleme Petunya bakımının bir diğer önemli hususu da sulamadır. Saksılara ya da pencere pervazındaki çiçek kutularına dikerken, belli aralıklarla ve sıkça sulamak gerekir. Yeni bitkiler yetişkin bitkilere oranla daha çok sulanmaya ihtiyaç duyarlar ama yine de bitkiyi çok fazla suya boğmamaya da dikkat edin. Aynı zamanda uygun bir biçimde gübreleme de yapmanız gerekir ki bu da bitkinin bol miktarda çiçek vermesine ve daha canlı bir görünüme sahip olmasına yardımcı olur. Gübreleme için ise bitkiyi sularken kullanabileceğiniz sıvı gübreleme yönteminden de faydalanabilirsiniz. Budamak Petunya bitkisini budamayı asla unutmayın. Ölü ve işlevini kaybeden çiçekler ile uzayan otları ortadan kaldırmanız gerekmektedir. Eğer otları budamazsanız, topraktaki petunya için gerekli olan mineralleri alarak petunyanın gelişimini baltalayabilir. Budama işlemi çiçeklenmenin artması ve fazla dallanıp budaklanan gelişmenin önüne geçmek için ciddi anlamda önem taşır. Bu saydıklarımız petunya bakımı için ihtiyacınız olan genel bilgileri içermekteydi. Eğer bu sevimli çiçekli bitkiyi bahçenize ekmek istiyorsanız, petunya bakımına özen göstermenizi tavsiye ederiz.
  19. Test için kan alınacak bölge, kişinin yaşına ve yapılacak testin özelliğine göre farklılık gösterebilir. Kan damarları dolaşım sisteminin organlarındandır. Görevi kanı vücudun farklı bölümlerine taşımak olan kan damarlarının farklı türleri vardır. Atardamarlar kanı kalpten alıp vücudun farklı bölümlerine taşırken, toplardamarlar vücudun farklı bölümlerinden kanı kalbe taşırlar. Bununla birlikte iki istisna mevcuttur: pulmoner arter kirli kan, pulmoner ven ise temiz kan taşır. Vücuttaki en büyük damar kanın kendisi aracılığıyla tüm vücuda doğru pompalandığı aort atardamarıdır. Vücutta bulunan her organın en az bir tane temiz kanı kalpten getiren ve birden fazla kirli kanı kalbe götüren damarı vardır. İnsan vücudundaki damarların toplam uzunluğu 100.000 km kadardır. Venöz kan alma Genellikle sol veya sağ kolun dirsek içi bölgesindeki damarlardan alınır. Bu işlem için oturur veya yatar pozisyonda olmanız gerekir, kolunuzu omuz bölgesine kadar açık olacak şekilde hazırlamalısınız. Dirseğinizin üst kısmı, damarınızın kolayca bulunabilmesi için, turnike adı verilen bir lastikle sıkılır ve yumruğunuzu sıkmanız istenir. Kan alınacak bölge alkol (p) ile temizlenir, sizin için ilk defa kullanılacak olan steril vakumlu tüp veya enjektör iğnesi damarınıza girerken, çok kısa süreli bir yanma ve acı duyabilirsiniz, daha sonra tübün veya enjektörün içerisine kan dolarken acı duymazsınız. Parmaktan kan alma Bu işlem, kan şekerinin günlük kontrolü veya venöz damarların çok zor bulunabildiği durumlarda uygulanır, genel olarak tercih edilen bir kan alma şekli değildir. Kan almak için yüzük veya orta parmak ucunun iç yüzü tercih edilir. Parmak ucuna kan birikmesi için elinizi bir süre aşağı doğru sarkıtmanız istenir ve parmak ucunuz temizlenerek, steril lancet veya otomatik delici alet kullanılarak delinir. İlk damla pamuk ile temizlendikten sonra test için gereken kan alınır. Topuktan kan alma Genellikle bebekler ve yenidoğanlarda uygulanır. Bebek yatar durumda veya anne kucağında iken topuk alkol (p) ile temizlenerek steril lancet veya otomatik delici alet kullanılarak delinir. İlk damla pamuk ile temizlendikten sonra test için gereken kan alınır.
  20. Antik çağdan günümüze kadar gelen şifalı bitkilerdendir. Bilimsel adı Polypodium vulgare olan bitki, nemli bölgeleri sevmekte olup, dünya üzerinde 5000’ den fazla türü bulunmaktadır. Eğrelti otunun kökleri ve yaprakları, kurutularak toz haline getirilir ve bu şekilde kullanılmaktadır. Kullanımında dikkatli olunmalıdır. Zira orantısız kullanım zararlı olabilmektedir. Tavsiye edilen miktara göre kullanılmalıdır. Çocuklar ve emziren annelerde kullanılmaması daha uygundur. İçerdiği Maddeler: Bitkisel yağlar, eterli uçucu yağ asitleri, bitkisel etken maddeler, karbonhidrat, B2 vitamini ihtiva etmektedir. Faydaları Nelerdir? Basur için faydalıdır. Memeleri için kullanılmaktadır. Bağırsak solucanlarının ( kancalı kurt, tenya )düşmanıdır. Müshil etkisi bulunmaktadır. Safra salgılarını artırmaktadır. Boğaz ağrıları ve balgam için şifa dağıtmaktadır. Varis için özellikli bir bitkidir.
  21. ZÜMRÜT TAŞI Bütün kadınların gözdesi ve karşı konulmaz güzellikte olan zümrüt, görkemiyle ve bizlere sunduğu faydalarla dikkatleri üzerine çekmektedir. Derinlemesine yeşil, saydam ve oldukça göz alıcı olan zümrüt taşı, beril mineralinin bir türü olup, en kaliteli zümrütler Kolombiya’dan temin edilmektedir. Bazı zümrüt çeşitleri elmastan bile daha değerlidir. Zümrüt taşı, ününü üzerindeki çatlakları ve kırıklarından alan taşlardan olup, çok değerlidir. Zümrüdün ihtişamını arttırmak isterseniz size tavsiyemiz zümrüdün etrafına bakır veya gümüşle işlemeler yaptırabilirsiniz.Zümrüt yüzyıllardır mücevher olarak kullanılmaktadır. Bazı kültürler zümrüdü 55.evlilik yıl dönümünün geleneksel hediyesi olarak kullanılırsa evliliklerinin sürelerini uzattığına inanmaktadırlar. Zümrüt taşı yalnız görünüş itibariyle değil aynı zamanda maddi ve manevi faydalarıyla da dikkat çekmektedir. Bu faydalı özelliklerinin birkaçı şunlardır: Göz rahatsızlıklarına giderir. Gözü kuvvetlendirir. Bereket ve neşe verir. Samimiyet ve sadakati getirir. Büyü ve nazardan korur. Zihni geliştirir ve düşünce gücünü arttırır. Hafızayı güçlendirir Üretkenliliği geliştirir, ilham verir Kararsızlığı giderir, cesaret verir. Kalbi temizler ve dürüstlük verir. Duygusal karışıklığı, depresyonu giderir. Ciğerlerin düzenli çalışmasına yardımda bulunur. Kan dolaşımını düzenler, kanı temizler. Kanlı basur için faydalıdır, özellikle tavsiye edilir. Bağışıklık sistemini, sinir sistemini, kalbi ve böbrekleri güçlendirir. Sancılı ishal için iyileşmeyi hızlandırır. Vücuttaki negatif enerjiyi alır. Zümrüdün görünüş ve etkilerinin yanında inanılan birde kutsal özellikleri olduğu varsayılıyor. Geçmişte Şeytanın Cennet’ten kovulurken alnından düşen taşın ve Kutsal Kader’deki taşın da Zümrüt olduğu söylenir. Renginin yeşil olması sebebiyle taşın yağmur yağdırdığına da inanılır.
  22. Kolda künye, boyunda kolye ve bazen parmakta yüzük. Çeşit çeşit yapılan takıları ile vücutta aksesuar görevi gören akik taşı, diğer taşlar arasında özel bir öneme sahiptir.Turuncu, sarı ve siyah renkleri ile de gözlere hitap eden akik taşı bazı yörelerde yemen taşı veya agatolarak da bilinir. Peygamberimizin de takılmasını tavsiye ettiği, gerek fiziksel olsun gerekse ruhsal olsun sağlığımıza birçok faydası bulunmaktadır. Akik ve akik taşının faydalarını sizler için araştırdık. FAYDALARI NELERDİR? Özellikle stres için birebirdir. Sinirleri yatıştırır, kişinin kendine olan güvenini sağlar. Sıkıntıyı giderir. Damarları kuvvetlendirir. Omuz ve sırt tutulmalarında ağrı azaltıcı özelliği bulunmaktadır. Bağırsak tembelliğini önler. Göz yorgunluğuna iyi gelir. Cinsel aktiviteyi artırır. Böbrek üstü bezlerinin sağlıklı çalışmasını sağlar. Heyecanı giderir. Mutluluk hissi verir. Kemik ve dişlerin korunmasında yararlıdır. Gebelikte bebek ve anne sağlığı için önerilmektedir. Konsantre olmayı artırır.
  23. Füsun Demirel (d. 20 Ağustos 1958, Ankara), Türk oyuncu, çevirmen. Özellikle Züğürt Ağa, Uçurtmayı Vurmasınlar ve Büyük Adam Küçük Aşk gibi filmler ile Sıdıka ve Şaşıfelek Çıkmazı gibi dizilerdeki rolleriyle tanınır. Perugia Dil Üniversitesi (1976) ve Roma Dramatik Sanatlar Akademisi tiyatro bölümünden mezun olan (1980) sanatçı, 1980'de Almanya Berlin Kollektiv Theater'da Vasıf Öngören'in yazıp yönettiği Zengin Mutfağı oyunuyla sanat hayatına başladı. Çevre Tiyatrosu, Dormen Tiyatrosu, Devekuşu Kabare, Dostlar Tiyatrosunda çalıştı. 1984 yılında Atıf Yılmaz'ın Bir Yudum Sevgi filmi ile tiyatrodan sinemaya geçiş yaptı. Oyunculuğunun yanı sıra, iyi derecede İtalyanca, İngilizce, Almanca bilgisine dayanarak çevirmenlik yaptı ve Dario Fo ile Franca Rame'nin toplam 27 oyununu Türkçeleştirdi. Füsun Demirel 1996 yılında ÇASOD başkanlığı yapmıştır. Filmografisi Yalan Dünya - 2012 Tövbeler Tövbesi-2011 Ey Aşk Nerdesin -2009 Geniş Zamanlar - 2007 Saklı Yüzler - 2006 Kızlar Yurdu- 2006 Kameranın Ardındaki Kadın: Bilge Olgaç - 2005 Canım Benim - 2004 Eğreti Gelin - 2004 Aşk Meydan Savaşı - 2002 Roos en Rana - 2001 Büyük Adam Küçük Aşk - 2001 Dönüşü Olmayan Yolculuk (Reise Ohne Rückkehr) - 2001 Avrupa Geceleri - 2000 Şaşıfelek Çıkmazı - 2000 Figüran - 1999 Yara - 1998 Babamı Hırsızlar Çaldı - 1998 Sıdıka - 1997 Hollywood Kaçakları - 1996 Şehnaz Tango - 1996 Kurtuluş -1996 Oğlum Adam Olacak - 1995 Böcek - 1995 Gerilla - 1994 Beyhan'ın Düğünü - 1994 Artist Palas - 1994 Babam Askerde - 1994 Cadı Ağacı - 1994 Şans Blokları - 1993 Rumuz Sev Beni - 1993 Ay Vakti - 1993 Belkıs Hanımın Konağı - 1992 Hadi Gel Bar - 1992 Mem û Zîn - 1991 Menekşe Koyu - 1991 Gizli Merkez - 1991 Berdel - 1990 Camdan Kalp - 1990 Bekle Dedim Gölgeye - 1990 Bir Küçük Bulut - 1990 Boynu Bükük Küheylan - 1990 Vatan Yolu (Dei Heimreise) -1989 Uçurtmayı Vurmasınlar -1989 Gömlek - 1988 Sevgili Bayan - 1988 Biri Ve Diğerleri - 1987 Kiracı - 1987 Menekşeler Mavidir - 1987 Ferhunde Kalfa - 1987 Aaahhh Belinda - 1986 Asiye Nasıl Kurtulur? - 1986 Kupa Kızı - 1986 Züğürt Ağa - 1985 Bir Yudum Sevgi - 1984 Gizli Duygular - 1984 Gazap Rüzgarı - 1982
  24. lösemi kan kanseri 1. S: Lösemi nedir? C: Lösemi halk arasinda kan kanseri diye bilinen hastaliktir. Bu hastalikta çogunlukla kemik iliginden kaynaklanan ve bir tek hücrenin kanserlesmesi, daha sonra bu hücrenin bölünerek çogalip, önce kemik iligini, daha sonra tüm organlari istila etmesi durumu söz konusudur. Eger tedavi edilmezse olay kisa sürede hastanin kaybi ile sonuçlanir. 2. S: Çocuklukta Lösemi görülür mü? C: Çocuklarda en sik görülen kanser türü Lösemidir. Beyaz irkta çocukluk çaginda Löseminin sikligi 100.000 canli dogumda yaklasik 5 kadardir. 3. S: Lösemi çocuklarda en sik hangi yaslarda ortaya çikar? C: Lösemi en sik 2 - 5 yaslari arasinda görülür. Bu dönem çocuklarda Lenf dokusunun en aktif oldugu dönemdir. 4. S: Çocuklarda Lösemiye neden olan faktörler nelerdir? C: Herseyden önce tüm kanserler gibi Löseminin de genetik bir hastalik oldugunu, yani vücudumuzdaki kanser önleyici veya kanser yapici genlerdeki bazi bozukluklar sonucu ortaya çiktigini bilmek gerekir. Bu bozulmayi kolaylastiran bazi faktörler vardir. Bunlar arasinda iyonizan radyasyon, bazi virüsler, bazi kimyasal maddeler ve bazi genetik hastaliklar sayilabilir. 5. S: Löseminin belirtileri nelerdir? Bir ebeveyn hangi durumlarda Lösemiden süphelenmelidir? C: Löseminin klinik belirtileri birçok hastalik ile karisir. Halsizlik, istahsizlik, solukluk, düsmeyen ates, deride morluklar veya küçük kirmizi kanama odaklari, burun ve dis etlerinden kanama, karinda sislik, lenf bezlerinde büyüme, kol ve bacak agrilari bunlar arasinda sayilabilir. Bunlardan birinin veya birkaçinin olmasi durumunda bir çocuk kan ve kanser hastaliklari uzmanina basvurulmalidir. 6. S: Lösemi ölümcül bir hastalik midir? Bu hastalikta sag kalma orani nedir? C: Lösemi çocukluk çaginda görülen kanserler arasinda tedavi sansi en yüksek olanlardan biridir. Günümüzün modern tedavi protokolleri ile akut Löseminin genel anlamda tedavi sansi %70 - 75 dir. Bazi Lösemi tiplerinde bu oran %90 in üzerine çikmaktadir. 7. S: Lösemi tedavisi için yurtdisina gitmek gerekir mi, yoksa tedavi olanaklari ülkemizde de mevcut mudur? C: Ülkemizde Löseminin her türlü tedavisi en modern sartlarda ve yurt disindan çok daha ucuza yapilabilmektedir. Bunun için yurt disina gitmek gereksizdir. 8. S: Lösemi olusmasinda yiyeceklerin bir rolü var midir? C: Lösemi ile yiyecekler ve yiyecekler içindeki koruyucu maddeler arasinda bugüne kadar herhangi bir iliski gösterilememistir. 9. S: Lösemi olusmasinda ebeveynin ihmali söz konusu mudur? C: Hamilelik sirasinda sigara içmek veya uyusturucu kullanmak ile veya hamileligin ilk 3 ayinda röntgen çektirmek ile Lösemi olusumu arasinda ilgiye isaret eden bilgiler vardir. Bu tür davranislardan kaçinilmalidir. 10. S: Lösemi tedavisi her hastanede yapilabilir mi? C:Hayir, Lösemi tam donanimli ve Çocuk Kan ve Kanser Hastaliklari bölümü bulunan bir hastanede tedavi edilmelidir. Bu hastaligin tedavisi ancak bu konudaki uzman kisiler tarafindan yapilmalidir. Çocukluk Çagi Kanserleri (Ç.Ç.K.) tüm kanserler içerisinde % 2 oraninda görülür. 15 yas altindaki tüm çocukluk çagi içerisinde rastlanilan ölümlerin %10’nu ÇÇK nedeni iledir. Çocukluk çagi kanserlerinin eriskin dönemde görülen kanserlerden klinik, biyolojik ve ve genetik bakiminda bir çok farkliliklari bulunmaktadir. Amerika’daki SEER programi sonuçlarina göre Bir milyon nufuslu bir popülasyonda her yil yeni kanser görülme sikligi 129.77 çocuk olarak bildirilmistir. En fazla 0-5 yas arasinda görülmektedir.ÇÇK’lerinin görülme sikliginin ülkelere ve çografi bölgelere göre degisiklik gösterdigi saptanmistir. Örnegin Akut lenfoblastik lösemiye en fazla Çin, Japonya ve Amerika’da rastlanirken, Ortadogu ve Afrika’da daha az rastlanilmaktadir. Yine Lenfomalara en fazla Afrika rastlanirken , Japonyada en az rastlanilmaktadir. Genel olarak çocukluk çaginda görülen kanserlerin sikligi Tablo-1’de verilmistir 1 . Bu siralamaya göre en fazla görülen hastalik lösemilerdir. HASTALIK ADI ve GÖRÜLME SIKLIGI (%) Akut Lösemi /ALL,AML) 27.5 Santral sinir sistemi Tüm. 20.7 Lenfomalar 11.3 Nöroblastoma 7.3 Böbrek tümörleri 6.1 Kemik tümörleri 4.7 Rhabdomyosarkoma 3.4 Retinoblastoma 2.9 Diger tümörler 16.1 KANSER NEDENLERI Çocukluk çagi kanserlerinin nedenleri halen bir çok bilim adami tarafindan arastirilan bir konudur. Bu konuda üzerlerinde durulan en önemli nedenler asagida siralanmistir. 1-Ailesel geçis : Bir ailede kanser görüldügünde anne ve babayi endiselendiren en önemli soru , diger çocuklarinda da kanser görülüp görülmeyecegidir ? Bu soruya hemen evet veya hayir demek zordur. Ancak kanserin bazi türlerinin ailsel geçis özelligi olabilir. Daha ziyade Down sendromu gibi genetik bozukluga sahip bir çocukta kanserin ortaya çikma ihtimalinin daha fazla olabileceginden bahsedilebilir. Retinoblastoma ve glioma gibi tümörlerin ailesel geçis ile yakin ilskileri olabilir. Bu oran %1-10 arasinda degismektedir. Ayrica kromozom anomalileri bulunan ailelerde kansere meyilden bahsedilebilir. Bu yüzden bir ailede kanser görüldügünde diger aile fertlerinde de görülebilecegini söylemek zordur. 2-Ultraviyole Radyasyonu : Ultraviyolenin cilt kanserlerine yol açtigi bilinmektedir. 3-Ionize radyasyon : Ionize radyasyonun lenfositlerde kromozomal anomalilere yol açarak kansere neden olabilecegi ileri sürülmektedir. Hamilelik döneminde rasyasyona maruz kalan annelerden dogan çocuklarda kanser görülme olasiligi diger çocuklara oranla daha fazladir. Bilindigi gibi 2.Dünya savasi sirasinda Hiroshima ve Nagasaki’ye atilan atom bombasindan sonra o bölgelerde yasiyan ailelerin çocuklarinda kanser görülme insidansinin 3 kat daha fazla artmis oldugu bilinmektedir. 4-Elektromagnetik dalgalar : !979 yilinda Werheimer ve Leeper tarafindan yapilan bir çalismanin sonucunda elektromagnatik dalgalarin ÇÇK’ne yol açabilecegi (Bilhassa lösemi) bildirilmistir. 5-Kimyasal ajanlar : Aflatoksinler, Aromatik aminler,rsenik, Asbestos, Benzene, sigara, Nikel , Polisiklik hidrokarbonlar,trikloroetan ve Vinyl kloride Kansere yol açtigi bilinen kimyasal ajanlardir. Pesatori ve arkadaslari 1993 yilinda Italya Sveso’daki bir endüstiriyel kazadan sonra dioxin ile temas edenlerde kanser riskinin artmis oldugunu vurgulamislardir. Insektisidlerinde kansere yol açabilir. 6-Viral enfeksiyonlar : Ebstein Barr virusünün Burkitt lenfomasina yol açtigi bilinmektedir. Ancak bazi viruslerin insanlarin kromozomlarinda bulunan kanser genlerini aktive ettikleri ileri sürülmektedir. Sonuç olarak bazi kanser türlerinin haricinde hala kanserin kesin nedeni bilinmemektedir LÖSEMILER Günümüzde lösemilerin nedenleri bilinmemekle beraber, hastanin içinde bulundugu çevresel faktörler ve genetik yapisi arasindaki karsilikli etkilesim sonucunda ortaya çiktigi düsünülmektedir. 15 yas altinda her yil yeni hasta görülme sikligi 100.000 kiside 4 olarak bildirilmektedir. En fazla dört yas civarinda görülür. Lösemi blast adi verilen lösemi hücresinin kontrolsüz çogalmasi sonucu basta kemik iligi olmak üzere çesitli organ ve dokulari tutan malin bir hastaliktir. Tedavi edilmedigi zaman ölüm ile sonuçlanir. Ancak günümüzde kullanilan etkili ilaçlar ve kemik iligi transplantasyonu ile çok basarili sonuçlar alinmaktadir. Lösemiler akut ve kronik olarak ikiye ayrilir. Kronik lösemilere çocukluk çaginda nadiren rastlanir. En sik rastlanilan lösemi türü akut lenfoblastik lösemidir. Akut Lösemi; Akut lösemiler lenfoblastik ve myeloblastik olmak üzere iki gruba ayrilir. Tedavileri ve sonuçlari farklidir. Akut lenfoblastik lösemiler tedaviye daha iyi yanit verirler. Klinik : Hastalik solukluk, yorgunluk, kilo kaybi, ates, kemik agrisi, istahsizlik ve halsizlik gibi genel sikayetler ile basliyabilir. Bazen çok kisa sürede doktora müracaat edilen bir klinik tablo gelisebilirken , bazen de aylarca süren hafif belirtiler ile seyredebilir. En fazla romatizma ile karisabilir. Muayenede boyun, kasik ve koltuk altinda bezeler, karaciger ve dalakda büyüme, vücutta toplu igne basi büyüklügünde kizarikliklar ve/veya daha büyük morluklak tespit edilebilir. Laboratuar: Bu sikayetler ile doktora basvuran hastanin yapilan kan sayimi ve yaymalarindan hastaliktan süphe edilir. Beyaz kürenin bazen 6000 mm3/dl altinda , bazen de 100.000 mm3/dl üzerinde olabilir. Beyaz kürenin yüksek oldugu durumlarda hastalik enfeksiyonlar ile karistirilabilir. Ayrica hemoglobin düzeyinde düsme (kansizlik) ve trombositopeni (kan pulcuklarinin azalmasi) görülebilir. Tani : Kesin tani kemik iligi muayenesi ile konur. Tedavi: Kemoterapi, Radyoterapi ve kemik iligi transplantasyonudur. Tedavi malin hücrelerin ortadan kaldirilmasini hedefler. Hastalikta merkezden merkeze tedavi degisebilmektedir. Esas olarak baslangiçta Indiksiyon tedavisi denilen ve lösemik hücrelerin ortadan kaldirilmasini hedefliyen bir tedavi uygulanir. Bu Hücum tedavisi tam remisyon saglamak için verilir. Tespit edilebilir lösemik hücrelerin kaybolmasi ile hasta remisyonda kabul edilir. Kemik iligi ve kan sayimlari normale döner. Bu tedavi genellikle 4 haftaliktir. Hastalarin %90’ni bu süre içinde tam remisyona girerler. Lösemik hücrelerinin sayisi azaltildiktan sonra hastaligin tekrarlamamasi için ve tahlillerde görülemiyen kalinti lösemik hücreleri temizlemek için idame tedavisi düzenlenir. Idame tedavisi kiz çocuklarda en az 2 yil , erkek çocuklarda 3 yildir. Bu tedavi yoluyla siddetle kemik iligi baskilandigi için nötropeni (beyaz kürenin düsmesi) gelisebilir. Hastaligin baslangicinda veya idame tedavisi sirasinda Santral Sinir Sistemi tutulumu tespit edilebilir. En sik belirtiler bas agrisi, kusma ve ense sertligidir. Hastalik bazen idame tedavisi sirasinda tekrar ortaya çikabilir. Bu nedenle hastalarin düzenli takibi gereklidir. Prognoz : Hastanelerde kullanilan çesitli yogun kombine kemoterapi protokolleri ile 5 yillik yasam orani çocugunuzun girecegi risk grubuna göre %60 ile % 90 arasinda degismektedir. TEDAVISI: Lösemi, son derece uzun, zor ve pahali bir tedavi gerektirmektedir. Lösemi tanisi alan vakalara haftada, ayda bir damardan verilen çok sayida ilaç ve kemoterapi tedavisiyle 2.5 yil kadar süren bir tedavi uygulanir. Bu tedavi sonucunda % 70-85 oraninda tamamen iyilesme saglanabilir. Yanlizca % 5 oranindaki vakalarda ve uygun durumlarda kemik iligi nakli yapilabilir. Türkiye'de kemoterapi ve kemik iligi nakli bati ülkeleri standartlarinda, basariyla yapilmaktadir. LÖSEMILI ÇOCUKLAR VE AILELERININ PROBLEMLERI: - Okuldan uzak kalmak - Arkadaslari tarafindan dislanmak - Toplumun bu çocuklarin iyilesme sansinin olmadigini düsünmesi - Maske yüzünden hastaligin bulasici oldugunun düsünülmesi - Çocuklarin sosyal etkinliklere katilamamalari (Sinema, tiyatro, ...) - Çocuklarin sevdikleri yiyeceklerden uzak durma zorunlulugu - Kan bulamamak - Parasizlik - Hastanede çocuklarina refakat etmek isteyen ailelerin is yerlerinden çok sik izin almalari sonucu islerine son verilmesi LÖSEMİYLE İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR Kırmızı kan hücresi (Eritrosit=Alyuvar) Kana kırmızı rengini verir, görevi vücudun iptiyacı olan oksijeni taşımaktır. Alyuvarların kandaki normal değerleri: 4.5-4.9 milyon/mm3 tür. Alyuvarlar içlerinde hemoglobin (Hb) taşırlar. Hemoglobinin normal değerleri: 12.0-14.5 g/dl, hematokritin normal değerleri: Trombosit Kanın pıhtılaşmasını sağlar. Normal koşullarda kanamayı önler. Böylece vurma, çarpma durumunda kanama durur. Trombositlerin kandaki normal değerleri: 150.000-400.000/mm3 arasındadır. Beyaz kan hücresi (Lökosit = Akyuvarlar = WBC) Enfeksiyonlar mücadelede görevlidir. Vücudun bağışıklık sisteminin bir komponentidir. Bakteri ve virüsler ile mücadelede önemli fonksiyonları vardır. Enfeksiyon durumunda akyuvar yapımı artar. Sayı çok düşükse enfeksiyonlara yatkınlık artar. Akyuvarlar nötrofil, lenfosit, eozinofil, bazofil ve monositlerden oluşur. Nötrofil Primer olarak bakterileri öldürür. Lenfosit İmmun cevaptan sorumludur. T ve B lenfosit alt grupları vardır. Eozinofil Allerjik ve iltihabı reaksiyonlarda rol alır. Monosit (makrofaj) İmmun cevaptan özellikle virüs, mantar, tüberküloz gibi etkenlere karşı sorumludur. Akyuvarların (WBC) kandaki normal değerleri WBC: 5.000-10.000/mm3 Nötrofil: (WBC'nin) %50-60'ı Lenfosit: (WBC'nin) %25-35'i Eozinofil: (WBC'nin) %1-3'ü Bazofil: (WBC'nin) %0-1 Kemik iliğinde kök hücresinin farklılaşması, çoğalması ve olgunlaşması sonucu yapılan tüm hücreler kanımıza salınır. Bu hücreler ancak olgun şekillerde vazifelerini yapabilir ve enfeksiyonlarla mücadele edebilirler. Lösemi nedir? Kan kanseri olarak da adlandırılan lösemi, kan hücrelerinin yapıldığı ve kemiklerin ortasını dolduran doku olan kemik iliğinin hastalığıdır. Kan hücrelerinin hatalı, başı boş, kontrolsüz yapımı sonucu oluşur. Lösemide kan hücreleri hep genç, ilkel kalır ve durmadan çoğalırlar. Bu ilkel şekildeki hücrelere blast denir. Blast Nedir? Blast hep genç, ilkel kalan ve vazifesini göremeyen beyaz kan hücresine denir. Löseminin cinsine göre adlandırılırlar: Lenfoblast, miyeloblast, monoblast gibi. İnsan yaşamında olduğu gibi kemik iliğinde de hücreler yapılır (doğar), büyür, olgunlaşır, çoğalır, kana verilir, vazifelerini görür ve ölürler. Aslında yeni doğan hücrede bir blasttır. Ancak bu blastlar kemik iliğinin 100 hücresinin 5'inden azdır ve olgunlaşmasını sürdürür. Lösemide ise hücrelerin hemen hepsi %20-%100'ü genç ve sorumsuzdur. Sayı olarak hızla ve dengesiz bir artış gösterir. Mikroskopta blastlar tipine göre farklı özel bir görünümdedir. Lösemi belirtileri nelerdir? Kemik iliğinde "lösemi blastları" ortaya çıkıp sürekli artmaya başladığında, bu artış giderek bir istilaya dönüşür. Kemik iliğinde bir yaşam kavgası başlar. Ancak bir süre sonra lösemi blastları her köşeyi kaplar. Artık kana renk ve dokulara oksijen veren kırmızı kan hücreleri, infeksiyonları önleyen beyaz kan hücreleri, kanamaları durduran trombosit hücreleri yoktur. O zaman çocukta ilk belirtiler ortaya çıkmaya başlar. Kansızlık: Kırmızı kan hücreleri yapılamadığından hasta soluk, halsiz, iştahsızdır. Çabuk yorulur. Çünkü kalp, beyin, kaslar oksijensiz kalmıştır. Kanama: Burun kanaması, dışkı-idrarda kanama, deride morluklar, kırmızı mor noktalar, çürükler gibi belirtiler olabilir. Çünkü, artık kanamayı durduran trombositler yoktur veya çok azalmıştır. Ateş ve infeksiyon: Olgun beyaz kan hücreleri olmadığı için vücut müdafaasız kalır ve tüm mikroplar vücudu işgal edebilir. Diğer organ tutulum bulguları: Hastalarda blastlar kemik iliğinden kana dökülürler. Bu hastaların kan sayımında çok yüksek sayıda beyaz kan hücresi-blast çıkabilir. Normalde 4.000-10.000/mm3 olan sayı 100.000/mm3'ü aşabilir. Bazı hastalarda ise çok az sayıda blast kana geçer. Kana karışan blastlar vücudun tüm dokularına yayılabilir. Ama beyin, testis gibi bazı yerleri de özellikle seçerler. Beynin lösemi hücreleri ile tutulumu sonucu baş ağrısı, bulantı, kusma, çeşitli sinir felçleri (yüz felci, ayaklarda felç) görülebilir. Erkeklerde yumurtalıkların tutulumu ile bu bölgede şişlik, kızarıklık, ağrı olabilir. Lenf bezlerinde büyüme: Lösemi hücreleri lenfatik sistemi tutar ve bu bezlerde büyüme, sertlik olur, gözle görülür ve muayenede ele gelir. Kulak arkası, çene altı, boyun, koltuk altı, kasık gibi bölgelerdeki lenf bezleri tutulur. Karın şişliği: Lösemik hücrelerin karaciğer, dalağı istila etmesi ile bu organlarda büyüme olur. Karın ağrısı, gerginlik, şişlik görülebilir. Lösemi tipleri ve sıklığı: Çocukta lösemi aslında çok nadirdir. Yüzbin çocuktan sadece 3-5'inde olur. Her yüz lösemili çocuktan yaklaşık %75'inde "Akut Lenfoblastik Lösemi" (ALL), %20'sinde "Akut Miyeloid Lösemi" (AML), %15'inde "Kronik Miyeloid Lösemi" (KML) vardır. Yani lösemi tek tip bir hastalık değildir. Bayaz kan hücrelerinin çeşitli alt gruplarından çıkışlarına göre isim alırlar (nötrofil, lenfosit, monosit v.b). Eğer hastalık birden başlar, gürültülü, hızlı bir seyir gösterirse ve hızla ilerliyorsa buna "Akut" lösemi denir. Buna karşın sinsi, yavaş ve bazen de tesadüfen ortaya çıkıyorsa, "Kronik" lösemi adını alır. Kronik lösemide kemik iliği, blastların yanında yeterli, normal hücre de üretir. Bu da kemik iliğine yayılma eğilimi gösteren lösemi hücrelerinin tespit edilmesini geciktirir. Akut Lenfoblastik Lösemi (ALL) Çocuklarda en sık görülen tiptir. "Lenfosit" adını alan beyaz kan hücrelerinin genç formunun kontrolsüz çoğalması ve işgali ile oluşur. Kısaca ALL diye bilinir. Hücre tiplerine göre L1, L2, L3; yüzey işaretlerine göre de B ve T hücreli olarak ayırt edilir. Genellikle 2-8 yaşlarda olur. Ancak her yaşta da görülebilir. Bilinmeyen nedenlerle erkek çocuklarda kızlardan daha sıktır. Akut Miyeloid Lösemi (AML) Çocukluk çağı lösemilerinin %20'sini oluşturur. AML diye de adlandırılır. Nötrofil, monosit gibi beyaz kan hücrelerinin infeksiyonlarla mücadele ile görevli tiplerinden kaynaklanır. Hücre tipine göre M0, M1, M2, M3, M4, M5, M6, ve M7 olarak ayırt edilir. Kronik Miyeloid Lösemi (KML) Bu tip de çocukların değil, erişkinlerin hastalığıdır. Çocuklarda çok nadirdir. Miyeloid seri de denen beyaz kan hücrelerinin hel olgun, hem de ilkel tipleri çoğalır. Sinsi bir gidiş gösteren bu tip lösemiye genelde tesadüfen veya hızla büyüyen dalak-karaciğerin neden olduğu sorunlarla tanı konur. Lösemi neden gelişir? Löseminin kesin nedeni bilinmektedir. Ancak çeşitli faktörler lösemi gelişiminde risk oluşturabilir. Yüksek doz radyasyon Japonya'da atom bombası atıldıktan sonra lösemi insidansında belirgin bir artış oluşmuştur (normalden 20-25 kez daha fazla). Bir kişi hamilelik döneminde röntgen çektirirse bebekte lösemi gelişme riski artabilir. Hodgkin hastalığı nedeniyle ışın ve kemoterapi almış hastalarda 2-12 yıl içinde lösemi gelişme riski %5-10 oranında artar. Fanconi Anemisi, Nörofibromatoz, Ataksi-Telenjiektazi'si olanlarda artmış risk vardır. Kronik Miyeloid Lösemili hastaların %90'ında kromozom anomalisi (filadelfia kromozomu) bulunur. Tedavi ve kemik iliği nakli ile düzelebilir. Kimyasal ajanlar ve ilaçları Bir çok kimyasal ajan ile lösemi gelişimi arasında ilişki bulunmuştur. Bazen, gazolin ile uzun süre temas sonucu 20 kat fazla lösemi riski görülür. Virüsler Retroviruslar (RNA tümör viruslar), EBV, HLTV-1 lösemi oluşturabilir. Tanı (Teşhis) Yukarıda sıralanan (kansızlık, ateş, kanama vb.) bulgularla doktora getirilen hastaya kesin tanı için bazı testlerin yapılması gereklidir. Çünkü infeksiyöz mononükleoz (öpücük hastalığı), bademcik iltihabı, kansızlıklar, romatizma, menenjit, diğer kanserler, kedi tırmığı hastalığı gibi bazı hastalıklar lösemiyi taklit edilebilir. İlk yapılacak işlem "kan sayımıdır". Sıklıkla parmak ucundan, bazen damardan alınan kandaki hücre sayıları özel yöntemlerle saptanır (kırmızı kan hücresi-bunu gösteren hemoglobin ve hematokrit, beyaz kan hücresi, trombosit). Ayrıca bir damla kan lam denen camlara yayılıp boyanarak mikroskopla incelenir. Uzman bir doktor bu kan hücrelerini inceleyerek belli bir sonuç çıkartabilirse de esas tanı kemik iliği incelemesi ile konur. Kemik iliği aspirasyonu Kemik iliğini alma işlemi kısa ve zararsız bir olaydır. Ağrı olmasını önlemek için yapıldığı bölge özel ilaçlarla uyuşturulur veya hasta uyutulur. Hasta yüzü koyun yatırılır, kalça bölgesi uygun maddelerle temizlenir ve mikroplardan arındırılır ve uyuşturulur. Daha sonra özel bir iğne ile kalça kemiğinden çok az miktar kemik iliği (enjektör içine) emilir ve aynen kan gibi cam üzerine yayılır, boyanır ve mikroskopta incelenir. Bu incelemede hem löseminin olup olmadığı, hem de tipi belirlenir. Bazen buna ilave bazı kan ve kemik iliği, gen testleri gerekebilir. Ayrıca blast hücrelerinin nereleri işgal ettiğini araştırmak içinde bazı testler yapılır. Akciğer filmi, karaciğer-böbrek testleri ve bel suyundan örnek alıp bakmak anlamına gelen "lomber ponksiyon" işlemleri yapılır. Lomber Ponksiyon Beyin-omurilik sıvısının incelenmesi beyin dokosunun lösemi hücreleri ile tutulumunu gösterir. Lomber ponksiyon için hasta oturur veya yatar pozisyonda ve doktora arkası dönük olarak yerleştirilir. Bel bölgesi temizlenir, uyuşturulur ve özel bir iğne ile girilerek bel suyundan birkaç damla örnek alınır. Bu sıvıda kan gibi cama yayılır, boyanır ve mikroskopla bakılarak blast olup olmadığı araştırılır. Normalde hiç bir hücre yoktur. Varsa beyin-omurilik tutulumundan söz edilir. Yumurtalıklar (testis) doktor tarafından muayene edilmelidir. Şişme, renk değiştirme blastların işgaline işaret olabilir. Kateter Uygulaması Çocuklara acı veren iğne batırılarak parmak ucundan veya damardan kan alma işlemi yerine veya ilaçların, kan ve kan ürünlerinin deri-deri altı dokulara kaçmadan damar yoluyla verilebilmesi için derin damarlara kateter uygulaması (Hickman, Groschong) yararlıdır. Kateter narkoz altında göğsün sağ veya sol bölgesinden çıkış noktası bulup boyun kısmından derin damarlara yerleştirilir. Haftada 1-2 kez bakımı ve pansumanı gereklidir. Hastaneye yatış ve tedavi Bu önemli, ciddi, ancak iyileşmesi mümkün hastalıkla ilk mücadele, hastanede yapılmalıdır. Bu dönemin bazı özellikleri ve safhaları vardır. 1- Lösemi tanısının aileye söylenmesi: Mutlaka en zor dönemlerden biridir. Kıymetli evladının özellikle adı nedeniyle çok ürkütücü olan bu hastalığa tutulduğunu öğrenmek anne/baba için zor ve kabullenmesi güç bir durumdur. Bu anı anne/babaların tümü en zor dakika olarak tanımlamaktadırlar. Ancak tanının anne/babaya uygun ve doğru bilgilerin eşliğinde aktarılması doktorun önemli görevidir. Beraberinde psikiyatrist ve psikolog, sosyal uzman ile beraber konunun uzmanı bir doktor aileye tanıyı aktarır ve hastalığı tanıtır. Ayrıca anne/babanın sorularını da cevaplayarak birlikte mücadelenin ilk adımını atar. 2- Çocuğun hastaneye yatışı: Hastaneye kabülü ile çocuk yepyeni bir dünyaya adımını atar. Yepyeni insanlar, garip aletler, canını da yakan birçok işlemlerle karşılaşır. Çevresi de kendisi gibi çocuklarla doludur. Onlarla ve yeni yaşamıyla bir denge sağlamaya çalışır. Özellikle küçük ise ilk günler sürekli bir isyan halindedir. Ağlar, bağırır, hiç kimseye yakınlık göstermez. Belki yalnız annesine inanır. Daha sonra bir kabullenme ve çevreye yönelme devri başlar. Hala ağrılı işlemler onu rahatsız eder, ama çevresiyle daha ilişkilidir. Bu dönemlerde doktor, hemşire yanında psiko-sosyal ekip de çocuğa ve anne/babaya destek olmalıdır. Bütün çocuklar hastalıklarını da bilmek isterler. Anlayabileceği dille bilgi verilmelidir. Özellikle uzak kaldığı okulu, arkadaşları onu çok üzebilir. Yaşa göre oyun odaları veya okul dersleri ile ilişkisini sürdürebilecek bir hastane okulu çok yararlı olacaktır. Ayrıca meşguliyet eğitiminin yanında odalara özellikle mutlak izolasyon dönemlerinde konacak televizyon, bilgisayar, resim malzemesi çocuk için son derece faydalıdır. Oda meşguliyetlerinde psikososyal ekip ve anne de görev alır. Uzun yatak istirahatlerinin sonucunda ortaya çıkacak kas erimesini önleyebilmek için egzersizler, bisiklet kullanımı, fizyoterapistler eşliğinde uygulanmaktadır. Lösemi tedavisi: Hastalığın tedavisi mümkündür. Ancak mutlak olarak anne/baba, çocuk ile doktor/hemşire/psiko-sosyal ekibin işbirliği şarttır. Tedavide çeşitli yöntemler kullanılır. a) Kemoterapi (ilaç tedavisi) b) Radyoterapi (ışın tedavisi) c) Destekleme tedavisi d) Kemik iliği nakli Doktorunuz çocuğunuza uygulayacağı tedaviyi bir çok özelliği göz önüne alarak seçecektir: tedaviyi kaldırabilmesi, hastalığının tipine göre en uygun tedavi seçimi v.b. dikkate alınacaktır. Amaç hastalığı iyileştirmektir. Aynı tanıyı alsalar bile sizin çocuğunuz diğerlerinden farklıdır. Asla hastaları ve hastalıklarını birbirleri ile mukayese etmeyin. A) Kemoterapi (ilaç tedavisi) Lösemi tedavisinde ilaçla tedavi çok önem taşır. Her gün daha yeni ve etkili ilaçlar bulunmakta ve kullanılmaktadır. Lösemide tipi ne olursa olsun ilk hedef, lösemi, "blast"larının işgalindeki kemik iliğini, yoğun ilaç tedavileriyle temizlemektir. Bu dönemde hasta değişen sürelerde ama mutlaka hastanede tutulmalıdır. Anne-baba-çocuk bu güç dönemi beraber atlatırlar. Damardan, ağızdan alınan ve ayrıca bel iğnesi ile verilen bir çok ilaç kullanılarak blastlara karşı savaş kazanılmaya çalışır. Bu döneme "HÜCUM" dönemi (indiksiyon da) demekteyiz. Başarı sağlanırsa hedeflenen; kemik iliğinin uykuya sokulması "REMİSYON" ve blastlar yok edilerek yerini işe yarar iyi hücrelerin (kırmızı kan hücresi, beyaz kan hücresi, trombosit) almasıdır. ALL'li 100 çocuktan 90'ı AML'li 100 çocuktan 75'i "Remisyon"a ulaşacaktır. İndiksiyon dönemini tamamlayan çocuklara sağlanan uyku dönemini daha da sağlamlaştırmak için bir "SAĞLAMLAŞTIRMA" (konsolidasyon) tedavisi uygulanır. Artık hastalığa karşı ilk zafer kazanılmıştır. Ancak hastalığın blast hücreleri beyin-omurilik gibi ilaçların çok iyi ulaşamadığı yerlere saklanabilirler, hatta ilk başlangıçta bile buraları tutabilirler. İlaçlarımızı onlara ulaştırmak için "lomber ponksiyon ve bel iğnesi (intratekal)" tedavi yapılır. Direkt olarak bel suyuna ilacımızı vererek saklanmış blastlara yüz yüze mücadele yapma şansını sağlarız. Aynı amaçla ikinci bir uygulama da başa (beyine) ışın tedavisi uygulamaktır. Bu tedaviye "Radyoterapi" denir. Lösemide sık kullanılan ilaçlar, kullanım şekli: Prednizolon / damar içi, kas içi ve ağız yolu Vincristine / damar içi L-Asparaginase / deri altı, kas içi (damar içi) Cyclophosphamide / damar içi Daunorubicine / damar içi 6-Mercaptopurine / ağız yolu Methotrexate / damar içi, ağız yolu, intratekal Aclarubicin / damar içi Cytosine Arabinoside / damar içi, deri altı Etoposide / damar içi Thioguanine / ağız yolu Mitoxantrone / damar içi Amsacrine / damar içi Lösemide kullanılan ilaçların yan etkileri: Lösemi tedavisi şarttır, ancak ilaçlar iki tarafı keskin kılıç gibidir. Bozuk lösemi hücrelerini yok edip öldürdükleri gibi sağlam dokulara da zarar verebilmektedir. Tedavi sırasında istenmeyen etkiler görülmektedir. Erken dönemde görülen yan etkiler: Bulantı ve kusma: Genellikle sitostatik ilacın verilmesinden 4 saat sonra gelişir ve 2 gün kadar sürer. Günümüzde bulantı kusmayı azaltıcı ilaçlar yararlı olabilir. Bulantı oluşumunun nedeni mide-barsaktaki hücrelerin zedelenmesi sonucu ortaya çıkan serotonin adlı hormondur. Serotonin hormonunun sinir sistemi uyarısı ile beyindeki bulantı kusma merkezi uyarılır ve sonuç olarak bulantı-kusma gelişir. Bulantı-kusma olduğunda ilaçlara ilâve olarak bazı önlemler yararlı olabilir. Besinler soğuk, ılık yenmeli, sıcak olanlardan kaçınılmalıdır. Ağır, yağlı, tatlı, tuzlu, baharatlı, karışık besin alınmamalı, limon sıkılmalı, patates, pirinçli gıdalar, elma, muz gibi meyveler tercih edilmelidir. Ağır kokulardan uzak durulmalı, temiz hava alınmalı, müzik, televizyon, oyunlar ile dikkat başka alanlara çekilmeli ve uyumaya çalışılmalıdır. Saç dökülmesi: Kimi hastaların saçları tamamen dökülebildiği gibi bazılarının ki daha az etkilenir. Kaşlar, kirpikler, vücudun muhtelif yerlerindeki tüyler de dökülebilir. Ancak unutulmamalıdır ki bu durum geçicidir ve saçlar daha gür ve yumuşak olarak tekrar çıkacaktır. Saçlar neden dökülür? Aslında saçın kendisi canlı değildir; saçlı deride bulunan saç hücreleri bu saçları üretir. Sitostatik ilaçlardan bu saç hücreleri zarar gördüğü için saçlar dökülür. Hücreler yenilenince saçlar tekrar çıkar. Tedavi sırasında hastanın saçları kesilirse, dökülen saçlar etrafa saçılmaz ve rahatsızlık vermez. Ancak saçlar psikolojik nedenlerle kestirilmek istenmezse daha dikkatli bakım ister. Saçlar ılık su ile tahriş etmeyen şampuanlar ile yıkanmalı, jöle, lastikli toka v.s. kullanılmamalıdır. En iyisi bone takmaktır. Bu dönemde peruk takılabilir. İnfeksiyonlara artmış eğilim: İlaçların başlıca yan etkisi enfeksiyonlara sık ve ağır olarak yakalanmadır. Tedavi sırasında gerek savunma sisteminin diğer hücreleri, gerekse akyuvarlar sayıca azalacağı ve fonksiyonları da bozulacağı için vücut direnci bozulur ve solunum yolu, idrar yolu, barsak, mukoza infeksiyonları da artar. Enfeksiyon etkenleri olarak viruslar (Herpus uçuk virusu, CMV, EBV, parvovirus) mantarlar (candida ve aspergillus) ve bakteriler (Gram (+) ve Gram (-), anaerobik) sayılabilir. Kendimizi İnfeksiyonlardan nasıl koruyalım? - Besinlerimizi ihmal etmeyelim, düzenli beslenelim. - Kendimizi aşırı yormayalım. - İnfeksiyonu olan kişilerden uzak duralım. Okul, kreş, otobüs, toplantı gibi kalabalık ortamlara girmeyelim. - Canlı aşı uygulanmış (felç aşısı) kişilere yaklaşmayalım. - Durgun su kullanmayalım. - Temizliğe (banyo, diş, ağız, tuvalet v.s.) dikkat edelim. - Besinleri hep taze, her öğünde pişmiş olarak tüketelim. Sütlü gıdaları kaynatarak yiyelim. Soyulmuş muz, elma gibi meyve haricindeki sebze, meyveleri pişirip yiyelim. - Çiçek ve süs bitkileriyle yakın temas etmeyelim. - Sık sık ellerimizi yıkayalım. - Banyo küvetinde yıkanmak yerine duşu tercih edelim. - Tuvalet yaptıktan sonra o bölgemizi sabunlayalım. Hangi durumlarda acilen doktora, hastaneye başvuralım? - Ateş 38 C° dereceyi geçerse - Öksürük, boğaz ağrısı olursa - Aşırı terleme veya üşüme hissi duyulursa - Sık idrar ve ağrılı idrar yapma - Deride sivilce gibi kızarıklık, ısı artışı gelişen durumlar - Yanıklar - İshal gelişirse Halsizlik, Yorgunluk Kemoterapinin geçici yan etkilerindendir. İlaçlar kemik iliğine zarar verir ve daha az alyuvar üretebilir, daha az oksijen vücuda taşınabilir. Bu kaslarda kuvvetsizlik, baş dönmesi, baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu yaratabilir. Yine yetersiz beslenme, azalmış uyku, ağrı, korku, sinirlenme ve psikolojik olarak etkilenme sonucu da gelişebilir. İştahsızlık Tedaviye bağlı tat alma hissinde azalma, çiğneme ve yutma güçlüğüne bağlı gelişir. Genellikle bulantı ve kusma ile birliktedir. İştahsızlığı azaltmak için besinler sık sık az miktarlarda yenmelidir. Kahvaltı ihmal edilmemeli, besinler özenle iştah açıcı şekillerde sunulmalıdır. A ve C vitaminlerden zengin tablet veya besinler alınmalıdır. İlaç Sızıntısı Bazı ilaçlar damara verilirken dışarı sızarlarsa yakarlar ve kötü yaralar açarlar. Bu tip ilaçlar uygulanırken dikkat edilmeli ve acı hissinde doktor, hemşire uyarılmalıdır. Sarılık/Böbrek Sorunları Nadirdir. Uygun testlerde izlenerek gerekli tedbirler alınır. Havale Nadiren hastalarda özellikle bel iğnesi ve radyoterapi esnasında görülür. Uygun ilaç değişimi ile düzene sokulur. Bazen de beyin tutulumunun işaretidir. Kalp ile ilgili sorunlar Bazı ilaçlar kalbi de etkileyebilir ve kalp kasını bozabilir. Bu durumda o ilaca devam edilmez. Mide ağrısı - Yanma/Kusma Özellikle prednol gibi kortikosteroid alanlarda olur. Uygun ilaçlarla düzeltilir. Kan şekeri artışı Bazı ilaçların yan etkisidir. Uygun diyetle ve tedavi ile düzeltilir. Ağızda yaralar Uygun ağız bakımı ve ilaçlarla düzeltilir. Geç dönemde görülen yan etkileri: Büyüme-gelişme geriliği Alınan yoğun tedaviler, özellikle kemik iliği nakli sonrası görülebilir. Büyüme yavaşlayabilir. Radyoterapi sonrası bazen çocuğun okul başarısı etkilenebilir. Işınlama 2 yaşın altında yapılmaz. Kısırlık Normal şartlarda çok nadirdir. Ancak yoğun tedaviler, kemik iliği nakli sonrası kaçınılmazdır. Graftın alıcıyı reddi Kemik iliği nakli sonrası deri, karaciğer sorunları ve ishale giden bir tablodur. Özel ilaçlarla korunma ve tedavisine çalışılır. Katarakt Kemik iliği nakli sonrası görülebilir. Uygun cerrahi müdahale ile düzeltilir. B) Radyoterapi (ışın tedavisi): Işın tedavisi 2-3 hafta sürer. Her hafta belli sürelerle uygulandığı "DEVAM (İDAME)" dönemi izler. Artık hasta normal yaşamına döner, okulu, arkadaşları, ailesi ile günlük uğraşlarını sürdürür. Bazı ilaçları sürekli ağzından uygularken, diğerlerini aylık ziyaretlerle hastanede alır. Bu dönem 2-3 yıl sürer ve sonuçta her şey yolunda giderse şifaya ulaşır. Ancak bazen her şey bu kadar düzenli gitmez ve uyuyan lösemi blastları bazen kemik iliğinde, bazen beyinde, bazen yumurtalıkta yeniden uyanır. Biz buna "TEKRARLAMA (RELAPS)" dönemi deriz. O zaman kemoterapi yanında kemik iliği nakli gibi başka yöntemlere de yönelmek genellikle gerekecektir. C) Destekleme tedavisi: Büyük bir harbe benzetebileceğimiz ve hem hasta, hem aile, hem de doktor için büyük bir mücadele dönemi olan hücum ve sağlamlaştırma dönemlerinde sorun yalnız lösemi değildir. Verilen ilaçların yan etkileri, lösemi ve tedavisi ile boşalan ve henüz gerekli hücrelerini yapamayan, hırpalanmış bir kemik iliğinin getirdikleri de problem doğurabilir. Özellikle trombositlerin yokluğu kanamalara ve beyaz kan hücrelerinin (lökosit) yokluğu da infeksiyona yol açabilir. Bunun için kan merkezlerinde trombositlerin ayrılması ile elde edilen "trombosit süspansiyonları" verilerek kanamaların oluşumu önlenebilir. Trombosit süspansiyonları hücre ayrım cihazları ile (cell seperator) sağlıklı seçilmiş vericilerden hazırlanır. Ne yazık ki aynı şey lökositler için geçerli değildir. Lökositlerin ayrılması ve uygulanması denenmişse de çok fazla sorun doğurduğu görülmüştür. Onun yerine hastayı enfeksiyondan korumak için beyaz kan hücreleri yükselene dek temiz, giriş-çıkışı kısıtlanmış özel odalarda tutma yoluna gidilmiştir. Bu esnada gerek anne-babalara, gerekse doktor, hemşire, sağlık personeline büyük görev düşmektedir. Şu noktalar asla ihmal edilmemelidir: - Odaya giren her kimse mutlaka elini en azından sabunla, daha iyisi uygun mikrop kırıcı (antiseptik) sıvılarla yıkamalıdır. - Ayakkabı ve giysilerle dış ortamın mikropları içeri taşınabilir. Bunun için maske, eldiven, galoş (ayakkabı üzerine giyilen lastik kılıf), önlük gibi koruyucu malzeme mutlaka kullanılmalıdır. - Hastaların kendi derileri, ağız-mide-barsak sistemleri de mikrop kaynağı olabilir. Onun için hasta sık sık yıkanmalı, en azından derisi silinmeli, ağız bakımı muntazam yapılmalı, doktorunuzun önereceği ilaç ve gargaralar muntazam kullanılmalıdır. Hastanın yiyecekleri ve suyu özellikle lökositleri düşükse mutlaka kaynatılmalı, pişirilmelidir. Eğer infeksiyon ortaya çıkarsa uygun antibiyotikler ve gerekirse mantar ilaçları ile tedavi yapılmalıdır. D) Kemik iliği nakli: Son yılların en büyük keşfi basit olarak sağlam bir kişiden alınan kemik iliğinin iyice tedavi edilmiş (kemoterapi, radyoterapi görmüş) hastaya verilerek onun hasta kemik iliğinin yerini almasını sağlamaktır. Böylece artık kemik iliğinde lösemik blastlara yer kalmaz ve hasta şifaya kavuşur. Bu yöntemle hastalığı tekrarlamış her 10 ALL'den 5'i (ALL'de ilk remisyon uyuma dönemi bozulmadan sürerse kemoterapiye devam edilir. Kemik iliği nakline gerek yoktur.) kurtulur. AML'de ise ilk remisyonda kemik iliği nakli uygun olur ve her 10 hastadan 6-7'si bu yöntemle kurtulabilir. Ancak bu işlem o kadar da kolay olmayabilir. Yaklaşık 4-6 hafta hasta tamamen mikropsuz bir ortamda korunmalıdır. Ayrıca kanama olmasın diye trombosit süspansiyonları da verilmelidir. Kemik iliği nakli için öncelikle, bir verici bulunmalıdır. Bu verici ideal olarak kardeştir. Ancak öncelikle "doku uygunluğu testi" yapılır. Uygun verici aranır. Bazen hastanın kendi kemik iliği de remisyonda iken alınıp, blastalardan temizlenip dondurularak saklanır ve gereğinde kullanılır. Verici çok nadiren yakın akrabalar veya dokusu uygun yabancılar da olabilir. Eğer verici hastanın kardeşleri veya yakınları ise bu tip kemik iliği nakline "allojenik" kendi kemik iliği ise "otolog" denir. Bunun yanında bazen verilen kemik iliği hastayı, bazen de hasta verilen kemik iliğini kendine uygun bulmaz. Bu da ya kemik iliğinin reddi (graft versus host hastalığı-GVHD) ya da hastanın kemik iliğini reddi ile sonlanır (rejeksiyon). Bazen de lösemi her şeye rağmen geri gelir (relaps). Yine de şifa şansı vardır. Kemik iliğini veren kişiye hiç bir zararı yoktur. Sadece 30-45 dakikalık bir anestezi ile kemik iliği alınır. Bunun dışında normal yaşamını sürdürür. Tedavilerini tamamlayan hasta artık yaşıtları arasına karışır. Özellikle 5 yılını doldurduğunda her şeyi geride bırakır. Geleceğe yönelir. 3- Ailenin diğer fertleri ve kardeşleri: Özellikle evde kalan çocuklar çok önemli bir sorun oluşturabilir. İlk dönemde ailede bir sorun olduğunu hisseden kardeşlerde korku ve kargaşa hissi kaçınılmazdır. Kardeşlerinin hasta olduğunu anlamasalar dahi; onun yokluğunu anne-babanın huzursuz ortamı, evden uzaklaşmaları onları çok rahatsız eder. Bu aşamada onların sorunlarına ciddi ve tatmin edici cevaplar vermek, onları dinlemek gerekir. Küçük yaştakiler basit açıklamalarla yetinirken, büyük çocuklar detaylarını sorabilirler. Onlara löseminin ciddi ve özel ihtimam gerektiren bir hastalık olduğunu anlatmak, duygu ve düşüncelerini paylaşmak, sırdaş olarak almak çok yararlı olabilir. Kardeşlerinin tedavisinde rol oynamak onların terk edilmek ve suçluluk gibi duygulara saplanmasını da engelleyebilir. Hatta uygun şartlarda hastanede kardeşlerini ziyaret etmeleri de sağlanmalıdır. Böylece onunla olan ilişkileri daha canlı sürdürülebilir. 4- Diğer aile sorunları: Anne/babanın sorunları yalnızca çocuklarının hastalığının tedavisi olmamaktadır. Lösemi tedavisi uzun, masraflı bir süreçtir. En önemli sorun bu ağır masrafların karşılanmasıdır. Özellikle SSK, Emekli Sandığı gibi bir sigorta sisteminin güvencesi altında olmayan bir ailenin işi çok zordur. Bu aileler ya sosyal güvenceli bir işe teşvik edilmeli ya da Sosyal Yardımlaşma Vakfı gibi yardımlardan yararlandırılmalıdır. İkinci önemli sorun aile içi psikolojik sorunlardır. Anne-baba-kardeşler konuyla ilgili psiko-sosyal ekibin destek tedavilerine alınmalı, grup tartışmaları ve belli aralarla yapılacak eğitim seminerleriyle sorunlarına destek olunmalı, soruları cevaplanmalıdır. Diğer bir yöntem aileler arası dayanışmanın sağlanmasıdır. Lösemi tedavisi sırasında sık kullanılan terimler: Akut: Hızlı ve kısa süreli. Anemi-(Kansızlık): Kırmızı kan hücrelerinin sayıca yetersizliği Bakteri: Hücrelerin olgun aşamaya gelmeden önceki genç, olgunlaşmamış ana şekli. Beyin tutulumu: Lösemide, beyin/omurilikte blast hücreleri saklanabilir ve hastalığın alevlenmesine neden olabilir. Hatta kemik iliği normal olsa dahi ilk tekrarlama buradan olabilir. Dalak: Lenf bezleri gibi bakteri ve kanser hücrelerini süzgeç gibi toplayan bir karın organıdır. Lösemide büyüyebilir. Deri altı (SC=Subkutan): Bazı kemoterapi ilaçları özellikle kolda deri altına injekte edilir. Destekleyici Tedavi (Supportif): Lösemi tedavisinin en önemli koludur. Kan ve kan ürünlerinin verilmesi, antibiotikler, el yıkama, özel temiz odalar, maske/galoş, önlük kullanımı bu tedavinin önemli öğeleridir. Devam tedavisi (İdame): Gerekli hücum ve sağlamlaştırma tedavilerini takiben 2-3 yıl süre ile sağlanan kemik iliği uyumasının (remisyon) şifaya dönüşmesi için yapılan tedavidir. Doku Grubu: Anne ve babadan yarı yarıya alınan ve insanın dokusal özelliklerini belirten işaretler (Kan grubu ile aynı değildir, HLA olarak da anılır). Eritrosit: Kırmızı kan hücresi. Hemoglobin adı verilen bölümü ile akciğerlerden dokulara oksijen taşır. Galoş: Ayakkabı üzerine giyilen naylon/lastik kılıf. Graftın Alıcıyı Reddi (Graft Versus Host Hastalığı-GVHD): Kemik iliği nakli sonrası görülen ve deri, karaciğer bulguları ve ishale giden bir yan etkidir. Hematokrit: Kanın taşıdığı eritrosit oranını belirleyen bir ölçüdür. %30'un altında kan verilir. Hematoloji: Kan ve kan yapan organlarla uğraşan bilim dalı. Hematolog: Eritrositlerin oksijen taşımasıyla görevli bölümü. Hickman kateteri: Ameliyatla damara konan ve kan alma tedavi işlerinde kullanılan özel hortum. Hücum tedavisi (İndüksiyon): Lösemide kemik iliğini işgal eden ve blastların yok edilmesi ve kemik iliğinin uykuya sokulması (remisyon) için yapılan tedavi bölümü. İmmun Sistem: Vücudun hastalıklara karşı direnmesini sağlayan lökosit ve benzeri bazı hücrelerden oluşan sistemdir. İnfeksiyon: Vücutta hastalık yapıcı mikroorganizmaların çoğalması ve vücudu işgali. İntramüsküler (İM): İlacın kas dokusu içine yapılması. İntratekal (İT): İlacın direkt olarak belden özel iğnelerle bel suyuna verilmesi. İntravenöz (İV): İlacın damara direkt verilmesi. Kan grubu: Kan hücreleri insandan insana değişen ve özel yöntemlerle gösterilebilen işaretleyiciler taşır. Kan naklinden önce alıcı ve vericide aynı olmaları şarttır. Başlıcaları A, B, O, AB ve Rh (+) / (-)'dir. Kanser: Kontrolsuz ve normal dışı hücre artışı ile giden yaklaşık 100 hastalığın ortak adıdır. Artan hücre urlar yapabilir, diğer dokuları işgal edebilir. Karaciğer: Hayatın devamı için gerekli birçok karmaşık işi yapan (sindirim, kan proteinleri yapımı, artıkların yok edilmesi) bir karın içi organıdır. Kemoterapi: Kansere karşı ilaçlarla tedavi. Kronik: Belirti ve bulguları uzun süren, yavaş ortaya çıkan, süregen. Kültür: Ateş/infeksiyon anında neden olan mikroorganizmanın (bakteri) tespiti için alınan kan, boğaz, idrar, dışkı örneklerinde yapılan ve etkili antibiotikleri de (infeksiyonlara karşı kullanılan ilaçlar) gösteren testler. Lenf Bezi: Tüm vücuda yayılmış, özel sistemi bulunan ve bakteri, kanser hücreleri için süzgeç görevi yapan organlar. Lösemide büyüyebilirler. Lökosit: Beyaz kan hücreleri. Lomber Ponksiyon: Bel suyunun incelenmesi veya ilaç verilmesi amacıyla yapılan, belden özel iğnelerle girilerek uygulanan tanı / tedavi yöntemi. Lösemi: Kemik iliğinde olgunlaşmamış, genç blast hücrelerinin kontrolsuz çoğalması ile giden ve kan kanseri adını da alan bir hastalık. Mantar: Tüm vücutta infeksiyon yapabilecek bir çeşit hastalık erkeni. Nötrofil: Beyaz kan hücrelerinin, bakteri, mantar, viruslara karşı vücut medafaasında önemli bir rol oynayan tipi. (Nötropeni: Nötrofillerin normalden az olması). Onkoloji: Kanserin fiziksel, kimyasal, biyolojik tüm özellikleri ile uğraşan bilim dalı. Onkolog: Onkoloji ile uğraşan bilim adamı. Oral: İlacın ağız yolu ile verilmesi. Patoloji/Patolog: Hastalıkların dokuda yaptığı değişiklikleri inceleyen, yorumlayan ve tanı koyan bilim dalı, bilim adamı. Pateşi/Ekimoz: Özellikle trombositin düşük olduğu hastalarda deri içine küçük / büyük kanamalar. Prognoz: Hastalığın sonucu / geleceği hakkında tahmini yaklaşım. Radyoterapi: Özel aletlerden çıkan ışınları kullanarak yapılan tedavi. Rejeksiyon: Hastanın dışarıdan verilen dokuyu (Ör. Kemik iliği) reddi. Relaps: Hastalığın uykuya daldıktan sonra yeniden uyanma ve bulgu vermesi. Remisyon: Uygun tedavilerden sonra lösemik hücrelerden temizlenmiş kemik iliğinin uykuya dalması, normal çalışması. Sağlamlaştırma Tedavisi (Konsolidasyon): Uygun hücum tedavisiyle remisyon sağlandıktan sonra yoğun bir tedavi ile yapılanların garantiye alınması. Şifa: Hastalığın kesin olarak iyileşip bir daha geri gelmemesi. Testis (Yumurtalık) tutulumu: Erkek çocuklarda testislere saklanan lösemi hücrelerinin çoğalması ile şişme, hassasiyet ile giden ve hastalığın tekrarına neden olan durum. Trombosit: Kanın pıhtılaşmayı sağlayan, zedeli damarı tıkayarak kanamayı durduran hücresi. Virüs: Çok küçük, ancak özel alet ve yöntemlerle saptanan kızamık / suçiçeği gibi hastalıkları yapan etken. BÜYÜME VE GELİŞME TANIM: Büyüme, hücre sayısı ve büyüklüğünün artışıyla vücut hacmi ve kitlesinin artışıdır. Gelişme ise hücre ve dokuların yapı ve içeriğinin değişimiyle bedensel olgunlaşmayı ifade eder. Çocukluk çağı, erkek ve dişi üreme hücrelerinin birleşmesi ile başlar ve ergenliğin tamamlanmasına kadar devam eder. Çoğunlukla bu iki kavram bir arada değerlendirilir. Çocukluk dönemini diğer dönemlerden ayıran en önemli özellik, gebeliğin başlangıcından ergenliğin tamamlanmasına kadar devam eden bir büyüme ve gelişme süreci oluşudur. Büyüme ve gelişme bu evrede zaman zaman daha hızlı seyreder. Doğadaki diğer canlıların yaşam süreçleriyle karşılaştırıldığında çocukluk çağı insanda çok daha uzundur. Çocuklar sürekli büyüyen ve gelişen organizmalar olmaları sebebiyle, sağlık durumlarını bozan her türlü etken, büyüme ve gelişme süreçlerini yavaşlatabilir, hatta durdurabilir. 0 - 1 yaş ya da süt çocukluğu dönemi olarak ifade edilen devrede, büyüme hızının belirgin olarak yüksek oluşu nedeniyle, maruz kalınan etkenler büyüme ve gelişme sürecinde daha ağır ve kalıcı değişiklikler yaratır. Normal büyümenin tarifi oldukça güçtür. Ancak kabaca, hastalık belirtisi göstermeyen, yaşına uygun bedensel büyüme ve olgunlaşma, ruh ve zeka gelişimi sergileyen bir çocukta büyüme ve gelişmenin normal olduğunu söyleyebiliriz. Yaşa uygunluk, toplumda daha önce sağlıklı çocuklarda yapılmış geniş çaplı araştırmalarla ortaya konmuş olan normal büyüme eğrilerine göre değerlendirilir. Büyüme ve gelişme durumunun yaşa göre normal, geri ya da ileri olduğunun belirlenmesi, çocuklarda klinik muayenenin en önemli bölümünü oluşturur. ÇOCUKLUK DÖNEMLERİ Çocuklar büyüme süreci içinde değişik dönemlerden geçerler. Her birinde farklı sorunların görülebildiği bu dönemler, doğum öncesi ve doğum sonrası olmak üzere önce iki gruba ayrılır, daha sonra kendi içinde alt gruplar halinde tasnif edilir (Tablo 1). Tablo 1 Doğum Öncesi ( Anne karnında geçirilen ) Dönem ---------------------------------------------------------------------- Embriyonal Dönem ( 0 - 10 hafta ) Fetal Dönem ( 10 haftalıktan doğuma kadar ) Doğum Sonrası Dönem ----------------------------------------------------------------------- Yeni doğan Dönemi ( 0 - 4 hafta ) Süt Çocukluğu Dönemi ( 1 ay - 12 ay ) Oyun Çocukluğu Dönemi ( 1 - 3 yaş ) Okul Öncesi Dönemi ( 4 - 5 yaş ) Okul Çocukluğu Dönemi( kızlarda 6-10, erkeklerde 6-12 yaş ) Ergenlik Dönemi ( kızlarda 10-18 yaş, erkelerde 12-20 yaş ) Sevgili anne ve babalar, Tablo 1'de gördüğünüz, gebeliğin başlangıcından ergenliğin sonuna kadar olan evrelere, ilgili bölümlerde ayrıntılı olarak değinilecektir. Kendine özgü karakteristikleri nedeniyle her dönemde fizyolojik ve patolojik bulguların sınırları birbirinden farklı olduğundan, dönemlerin her biri kendi özellikleri çerçevesinde değerlendirilecektir. İntrauterin Dönem Günümüzde yaşamın döllenmeyle başladığı kabul edilmektedir. İntrauterin dönem dediğimiz gebelik süresi, bebeğin doğumdan sonraki yaşam standardını belirleyen en önemli evredir. Büyüme ve gelişme, en hızlı seyrini anne karnındaki dönemde gösterir. Özellikle gebeliğin ikinci yarısında boy ve tartı artışı daha da belirgindir. 10. haftada bütün organ taslakları tamamlanmıştır. Grafik 1'de, gebelik haftasına göre bebeklerin büyüme eğrilerinde görüldüğü gibi anne karnındaki 12 haftalık bir bebeğin ağırlığı 18 gram, boyu 6,5 cm kadardır. 16. haftada ağırlık 135 gram, boy 16 cm olur. Bundan sonra sırasıyla haftalara göre tartı / boy değerleri: 20. haftada 340 gr / 25 cm, 24. haftada 570 gr / 33 cm, 28. haftada 900-1000 gr / 37 cm, 32. haftada 1600 gr / 40,5 cm, 36. haftada 2500 gr / 46 cm, 40. haftada 3400 gr / 51 cm kadardır. Sevgili anne ve babalar, çocuğunuzun büyüme ve gelişmesinin çeşitli faktörlerden etkilenebileceğini unutmamalısınız. Bebeğinizin büyüme ve gelişmesinde yavaşlama saptandığında daha sık ve yakın takibe girmeniz gerekmektedir. Günümüzde bebeğin gebelik evresi bir muamma olmaktan çıkmıştır. Yeni metodlarla bebeğinizin durumu belirlenebilmektedir. İntrauterin dönemin başlangıcı olan embriyonal dönemde (0-10 hafta) bebek, dış etkilere karşı son derece hassastır. Çoğu doğumsal anormallikler bu dönemde maruz kalınan etkenler sonucu meydana gelmektedir. Bu nedenle gebeliğin ilk haftalarında, diğer dönemlerden çok daha dikkatli olunmalıdır. Fetal dönem 11. haftada başlar ve doğuma kadar devam eder. Bu dönemde doku ve organların olgunlaşma süreci ile hızlı büyüme gerçekleşmektedir. Fetal büyümenin değerlendirilmesinde rahim büyüklüğü, ultrason, son adet tarihi ve bebeğe ait ölçümler gibi parametreler kullanılmaktadır. Fetal dönemde, özellikle gebeliğin ikinci yarısında bebeğin büyüme ve gelişmesi belirgin olarak hızlanmaktadır. Aşağıdaki tabloda sunulduğu gibi *bebeğe, *anneye, *plasentaya ve *çevreye bağlı nedenler bebeğin gelişimini çok çeşitli yönlerden etkileyebilirler. Bu faktörlerin önemli bir bölümü, girişimde bulunulduğunda bebeğin gelişimini iyi yönde etkileyebilecek özelliklerdir. Sevgili anneler, hayatınızın en önemli evresi olan gebelik döneminde sağlığınıza özen gösteriniz. Yeterli ve dengeli besleniniz. Düzenli olarak gebelik kontrollerinizi yaptırınız ve zararlı çevresel faktörlerden kaçınınız. Böylece bebeğiniz kendi genetik potansiyeli doğrultusunda en uygun şekilde büyüme ve gelişme gösterecektir. Tablo 2 Fetal Büyümeyi Etkileyen Faktörler --------------------------------------------------------------- Bebeğe Ait Nedenler Irk Cinsiyet Genetik Kromozom anomalileri Fetal infeksiyonlar Doğumsal anomaliler Çoğul gebelik (ikiz, üçüz, vb.) Anneye Ait Nedenler: İnfeksiyonlar İnfeksiyon Dışı Nedenler Boy Yaş ( <18, >35 ) Azalmış besin alımı Gebelikte yetersiz tartı alımı Doğum öncesi düşük kilo Yetersiz bakım İlaç bağımlılığı, sigara ve alkol Kronik hastalık (kalp, böbrek, şeker hast., astım..) Yüksek tansiyon Sık doğumlar Plasentaya Ait Nedenler Plasenta, anneyle bebek arasında oksijen ve besin alışverişini sağlayan, "eş" olarak da adlandırılan bölümdür. İnfeksiyon Plasenta tartısı Plasentada iletim bozukluğu Plasenta tümörleri Plasentanın kısmen ayrılması İkizden ikize kan geçişi Çevresel Nedenler Çevre Hijyeni Radyasyon Yüksek irtifa Sevgili anne ve babalar, gördüğünüz gibi bebeğin anne karnında büyümesini etkileyen birçok faktör mevcuttur (Tablo II: I-IV. Maddeler). Bunlardan herhangi biri bebeğinizin büyümesini yavaşlatabilir. Hamilelik esnasında hekim denetiminde yapılacak düzenli takiplerle, büyümeyi etkileyen faktörler geç kalınmadan kontrol altına alındığında, anne karnındaki dönemde büyüme normal olacak, sağlıklı bir bebek dünyaya gelecektir. Yeni doğan Dönemi Doğumdan sonraki ilk 4 hafta yeni doğan dönemidir. Dünyaya yeni gelmiş olan bebek, dış ortama hızla uyum sağlamak durumundadır. Anne karnındaki ideal dönem artık sona ermiştir. Kendi vücut ısısını kendisi düzenlemek, solunum, kan dolaşımı ve sindirim faaliyetleri gibi işlevlerini kendisi yerine getirmek zorundadır. Bu devrede uygun oda sıcaklığının sağlanması ve anne sütüyle beslenme son derece önemlidir. Her annenin sütü kendi bebeği için özeldir. Erken doğum yapan annenin sütü hızlı büyüyen ve yaşıtlarını yakalamaya çalışan prematüre bebeğin beslenmesi için yeterli miktarda protein, yağ ve kalori içermektedir. Sevgili anneler, bebeğinizin en iyi şekilde beslenmesini, büyüme ve gelişmesini sağlayan anne sütünü ondan esirgemeyiniz. Bebeğinizi doğar doğmaz ilk yarım saat içinde mutlaka emziriniz!.. Anne sütü ilk 4-6 ay sağlıklı büyüme ve gelişme süreci için tek başına yeterlidir!.. Sevgili anne ve babalar, yeni doğan bebeğinizin diğer dönemlerden farklı olarak hastalık belirtisi olmayan bazı fizyolojik özellikleri vardır ki bu özel durumları bilmenizin son derece yaralı olacağı kanısındayım. Sağlıklı bir yeni doğanın cilt rengi gül kurusu pembesidir. Doğumu izleyen ilk saatlerde daha koyu olabilir, ancak birkaç saat içinde normale döner. Koyu kırmızı renk devam ediyorsa kan hücrelerinin fazlalığı söz konusu olabilir. Solukluk ise kansızlığı düşündürür. Her iki durumda da gerekli kan tahlilleri yapılarak nedene yönelik tedavi uygulanmalıdır. Normal yeni doğanlarda göz kapaklarında el, kol ve bacaklarda hafif ödem saptanabilir. Doğumu izleyen birkaç gün içinde kendiliğinden düzelir. Ciltte küçük damar genişlemeleri görülebilir, çok belirginse doktorunuza danışınız. Kalça ve sırtta kurşuni mavi renkte doğum lekesi olabilir, herhangi bir hastalığa delalet etmez, 1 yaşına kadar kaybolur. Prematüre bebeklerde ciltte bol miktarda tüy bulunabilir, kısa sürede dökülür.Yeni doğanların yaklaşık %40'ında yüzde inci beyazı renkte, toplu iğne başı büyüklüğünde kabarıklıklar görülebilir, tedavi gerektirmez. Bazen anneden geçen hormonların etkisiyle bebeğin yüz ve boynunda sivilceler oluşabilir, kız çocuklarda vaginal akıntı olabilir, tedavi etmeye gerek yoktur, kendiliğinden geçer. Yine aynı nedenle yeni doğan bebeğin memeleri şiş olabilir. Kesinlikle sıkılmamalı, düzelme zamana bırakılmalıdır. Süt Çocukluğu, Oyun Çocukluğu ve Okul Öncesi Dönemi Süt çocukluğu dönemi 1 - 12 ay, oyun çocukluğu 1 - 3 yaş, okul öncesi çocukluk dönemi 4 - 6 yaş arasındaki evredir. Bu evreler birbirleriyle olan yakın ilişkileri nedeniyle bir arada ele alınmışlardır. Süt çocukluğu dönemi, yeni doğan döneminden sonra insan yaşamındaki en önemli evrelerden biridir. Bebeğin doğum sonrasında en hızlı büyüdüğü dönemdir. Bir yaşın sonunda çocuk, doğum ağırlığının 3 misline, boyu 1.5 misline ulaşır. Süt çocuğunda önceleri en hızlı büyüyen bölüm baştır. 6. aydan sonra göğüs çevresi genişler, 9. aydan sonra kol ve bacakların büyümesi öne geçer. Beyin, sinir ve kasların gelişimi baştan ayağa doğru olan bir rota izler. Bu nedenle çocuk önce başını tutar, sonra oturur, daha sonra yürüyebilir. Çocuğun istemli hareketler yapma, anlama, etrafla ilgilenme, istediklerini belirtme yetenekleri gelişir. Sevgili anne ve babalar, çocuğunuzu tabloda sunduğumuz rakamsal değerlerle kıyaslamayınız. Ancak büyüme-gelişme eğrisinde kendisine ait yerini bularak takibini yapabilirsiniz. Eğride normalden sapma (özellikle düşüş) gördüğünüzde doktorunuzla temasa geçerek altta yatan bir sorun olup olmadığının araştırılmasını sağlayınız. (Beslenmeyle ilgili sorunlar, infeksiyon hastalıkları vb..). Vücut Ağırlığı Ortalama doğum ağırlığı 3000-3500 gram kadardır. İkinci ve üçüncü çocukların doğum kilosu birinciden, erkeklerinki kızlardan fazladır. Zamanında doğan bebekler normal olarak ağırlıklarının % 5-10'unu, erken doğanlar tartılarının % 10-15'ini ilk bir iki hafta içinde kaybederler. Buna fizyolojik kayıp adı verilir. Çocuklar ilk 6 ay içinde ayda 600-1000 gram, sonraki 6 ay içinde ayda 400-600 gram ağırlık kazanırlar. Bir bebek 5. ayda doğum ağırlığının 2 katına, bir yaşın sonunda 3 katına, üç yaş sonunda 4 katına çıkar. 7. yaşın sonunda 7 katına ulaşır. 2 yaşından büyük çocuklarda normal vücut ağırlığını kabaca hesaplamak için Yaş X 2 + 8 formülü kullanılabilir. Bulunan rakam ortalama değerdir. Sevgili anne ve babalar, her çocuk kendi büyüme eğrisinde izlenmeli, ne kendi kardeşleriyle, ne de diğer ailelerin çocuklarıyla karşılaştırılmalıdır. Boy Uzunluğu Doğumda boy uzunluğu 48 ile 52 santimetre arasında değişmekle birlikte ortalama 50 cm kadardır. Sonraki 3 ay içinde 8 cm, ikinci 3 ay içinde 8 cm, üçüncü 3 ayda 4 cm, dördüncü 3 ayda yine 4 cm boy uzaması olur. Çocuklar ilk yaş sonunda doğum boylarının yarım katı olan 75 santimetreye, dört yaşında iki katına, 13 yaşında 3 katına erişirler. İki yaşından büyüklerde yaklaşık boy uzunluğunu bulmada Yaş X 5 + 80 formülü kullanılabilir. Elde edilen rakam ortalama boy uzunluğudur. Normal değerler ise çok geniş bir yelpazeye dağılır. Sevgili anne ve babalar, ağırlıkta olduğu gibi her çocuğun boy gelişimi yine kendi eğrisi üzerinde izlenmeli, başka çocuklarla hatta kendi kardeşleriyle bile kıyaslanmamalıdır. Baş Çevresi Baş çevresi doğumda ortalama 35 cm kadardır. 3. ayda 40,5 cm, 6. ayda 43 cm, 1 yaşın sonunda 46 cm olur. Yeni doğanda baş ve göğüs çevreleri eşittir. Birinci yaştan sonra göğüs çevresi baş çevresinden büyük olur. Süt çocuklarında baş çevresinin her ay ölçülmesi çok önemlidir. Baş çevresi eğrileri üzerinde değerlendirilen normalden sapmalar derhal ele alınmalı, nedenleri ciddiyetle araştırılmalıdır. Bu sayede örneğin kısaca beyin içinde su birikmesi olarak tarif edebileceğimiz "hidrosefali"nin erkenden tanınması ve hasar meydana gelmeden tedavi edilmesi mümkün olabilir. Benzer şekilde mikrosefali ( küçük kafa ) de tespit edildiğinde gecikmeden nedenleri araştırılmalı, sebebe yönelik tedavi yapılmalıdır. Diş Gelişimi Diş gelişimi çocuklarda büyüme ve gelişme süreciyle doğrudan ilişkili bir parametre olmamakla birlikte çocuğunuzun beslenmesi yönünden önem arz ettiğinden diş gelişimine de kısaca değineceğim. İlk diş çıkarma zamanı daha çok ırsi eğilimlere bağlıdır. İlk diş ortalama 4 - 9. aylar arasında çıkar. Ancak 15 aya kadar gecikmesi de normal kabul edilir. Diş çıkarma sırasında hafif ateş, ishal, huzursuzluk görülebilir. Yerel içme suyunda flor yeterli değilse, diş çürüklerinden korunmak için kalıcı dişler çıkana dek günde 0,25 mg florun ağızdan verilmesi uygun olur. Sevgili ebeveynler, sağlıklı bir diş gelişimi için çocuğunuza diş fırçalama alışkanlığını mutlaka kazandırmalı, çocuk diş hekimlerince düzenli takibini sağlamalısınız. Kemik Gelişimi Kafada 6 adet bıngıldak bulunur. Bunların önde yer alan büyüğü ve arkadaki küçük olan elle kolayca fark edilir. Ön bıngıldak dışındakiler bir kaç ay içinde kapanırlar. Öndekinin kapanması ise 3 ile 18 aylar arasında gerçekleşir. Kapanmadaki gecikmeler doğumsal tiroid bezi yetersizliği, D vitamini eksikliği gibi hastalıkları öncelikle akla getirir. Araştırma sonuçlarına göre nedene yönelik tedavi yapılır. Kemiklerin gelişimi esnasında baş büyüklüğünün vücuda oranı, kulaç mesafeleri gibi bedensel oranlarda önemli değişiklikler olur. Çocuklarda oturma yüksekliği gelişmeyi değerlendirmede çok yaralı bir göstergededir. Boy uzunluğundan oturma yüksekliğinin çıkarılmasıyla bacak mesafesi elde edilir. Her iki değer için de normali yansıtan eğriler mevcuttur. Grafikler üzerinde yapılan değerlendirmeler, büyüme bozukluklarının erken tanısını olanaklı kılar. Kemik gelişimiyle igili bir sorun olduğunda bu konuda yetişmiş uzman bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Okul Çocukluğu Dönemi 6 yaşından cinsel olgunlaşma belirtilerinin başladığı ergenlik dönemine kadar çocuğun gelişmesindeki başlıca özellikler, gittikçe anne babaya olan yakın ilginin azalması; öğrenme, yarışma, ödev, sorumluluk ve başarma duygularının yerleşmesidir. İlkokula yeni başlayan çocuklarda kısa veya uzun süreli uyum sorunları çok yaygındır. Sınıfa annesiyle birlikte girmek, sınıfta durmamak, sıraya oturmamak, altını ıslatmak, altını kirletmek, ağlamak, derste gezinmek, bir şeyler yemek gibi belirtilerle kendini gösteren uyum güçlükleri birkaç gün ya da birkaç haftayı bulabilir. Bazı çocuklarda okul fobisi görülebilir. Bu aşırı okul korkusu aslında okuldan korkma değil, anneye aşırı bağımlı olan çocuğun, okula gitmekle annesinden ayrılması sırasında ortaya çıkan anneden ayrılma korkusudur. Okula uyum sorunlarının çözümü için okula yeni başlayan çocukta okuma yazma öğrenmekten önce evdeki olumlu ilişkinin okulda da sürdürülmesi, bir tür anne baba modeli olan öğretmenin çocuğa duygusal doyumu sağlayacak şekilde davranması ve bizzat kendi davranışlarıyla da çocuk için iyi bir örnek oluşturması gereklidir. Sevgili anne ve babalar, aynı yaştaki çocukların tartı ve boy değerleri tıpatıp aynı olamayacağı gibi, aynı nörolojik ve ruhsal gelişim özelliklerini sergilemezler. Bu nedenle yaşa uygun beceriler değerlendirilirken, her bir çocuğun istenen tüm hareketleri yapması beklenmez. Ancak normalden sapmalar varsa, doktorunuza başvurarak nörolojik ve psikolojik durumunun değerlendirilmesini sağlamanız çok yararlı olur. Ergenlik Dönemi Ergenlik, çocukluktan erişkinliğe geçiş sürecidir. Bu süreç iç salgı bezlerinden salgılanan hormonlar tarafından başlatılır ve sürdürülür. Testis ve yumurtalık gibi cinsiyet organlarının ve cinse özgü dış görünüm özelliklerinin gelişmesi, büyüme ve kemik olgunlaşmasında belirgin hızlanma, vücut oranlarında ve bedensel yapıda değişiklik, ergenlik sürecinin özelliklerini oluşturur. Vücutta ergenliğe yol açan hormonal değişikliklerin başlamasından sonra dış görünümdeki ilk değişiklikler kız çocuklarında 10 (8-13), erkeklerde 12 (9,5-15) yaşında ortaya çıkar. Değişikliklerin tamamlanması genellikle 3-5 yıl sürer. Ergenlik döneminin sonunda -kızlarda otalama 16, erkek çocuklarda 18 yaşında- bireyin büyüme ve gelişmesi büyük ölçüde tamamlanmıştır. Adolesans, kimi zaman ergenlikle eş anlamda kullanılmakla birlikte aslında, hayatın bu devresinde vücutta oluşan biyolojik değişikliklere eşlik eden ruhsal gelişme ve psikososyal değişiklikleri de kapsayan bir terimdir. ERGENLİKTE BÜYÜME VE GELİŞME Boy Büyümesi İlk 4 yaştan sonra büyüme hızı erkek ve kız çocuklarında benzer şekilde yılda 5-7 cm gibi oldukça durağan bir gidiş gösterir. Ergenlik belirtilerinin başlamasıyla beraber cinsiyet hormonlarının vücut kitlesini arttırıcı etkisiyle boy uzamasında belirgin bir hızlanma görülür. Kız çocuklarında ergenlik erkeklere kıyasla 2 yıl daha erken başlar. Bu nedenle büyüme hızlanması da kızlarda daha erken olur. 10-12 yaşlar arasında kız çocukları erkeklerden daha iri olurlar. Ergenlikte büyümenin en hızlı olduğu "büyüme hızı doruğu" kızlarda ortalama yılda 9 cm, erkeklerde ortalama yılda 10,5 cm'dir. Ergenlik sürecinin daha geç başlaması erkek çocuklara büyümede aşağı yukarı 2 yıl kadar bir süre kazandırır. Kalıtım faktörlerinin etkisine bağlı olarak ergenliğe erişme yaşı çok değişken olduğundan büyüme hızı doruğunun görüldüğü yaş da bir çocuktan diğerine farklılık gösterir. Bu nedenle aynı yaştaki iki çocuğun ergenlik belirtilerinin başlayıp başlamamış olmasına göre boy ve vücut yapılarında büyük farklılıklar olması doğaldır. Boy uzaması ergenliğin son evrelerinde giderek yavaşlar, kızlarda 16-18, erkeklerde 18-20 yaşlarında hemen hemen durur. Ancak 30 yaşa dek omurga büyümesinin bir miktar daha devam etmesi sebebiyle 3-4 milimetrelik bir artış gözlenebilir. Kilo Artışı Okul öncesi döneminden ergenliğin başlangıcına kadar olan evrede, boy büyümesine koşut olarak yıllık tartı artışı, 2-3 kilogram arasındadır. Ergenlikte vücut ağırlığı kızlarda yaklaşık 16 kg, erkeklerde 20 kg artar. Erkek çocuklarda kas gelişmesi ve iskelet kitlesinin artması vücut ağırlığının artmasında önemli pay alırken, kızlarda tartı artışı büyük ölçüde yağ depolanması sonucudur. Kemik Büyümesi ve Olgunlaşması İlk önce el ve ayakların büyümesi hızlanır. Bunu ön kol ve bacaklar, daha sonra üst kol ve uylukların uzaması izler. Ardından enine büyüme hızlanır. Kalçalar, göğüs ve omuzlar genişler. Kızlarda kalçaların, erkeklerde omuzların genişlemesi belirgindir. Yüz kemikleri hızla büyür, yüz görünümü değişir. Çene uzar ve kalınlaşır, burun büyür, profil değişir. Ergenlik öncesi kemik olgunlaşması kızlarda 2 yıl daha ileridir. Bu nedenle kız çocuklarda epifizler daha erken kapanır. Boy artışı erkeklerde 17-18 yaşlarına kadar sürerken, kızlarda büyüme 15-16 yaşlarında durur. Ergenlik Dönemiyle İlgili Sorunlar Vücuttaki yapısal değişikliklere ve çevreye uyum gerektiren bu dönem son derece duyarlı olunması gereken bir devredir. Çocukluktan çıkıp erişkinliğe ilk adımını atan insanın bedeninde ve biyolojik işlevlerinde meydana gelen değişikliklere alışması ve kabullenmesi, ayrıca fiziksel değişiklikleri nedeniyle çevresindekilerin kendisine karşı davranışlarına alışması gerekmektedir. Yine bu dönem okulda kendisinden beklenen sorumlulukların arttığı, içgüdülerini kontrol ederek davranışlarında ölçülü olmasının beklendiği bir dönemdir. Geleceği için meslek seçimi ve yaşam biçimi gibi konularda karar vermesi gerekmektedir. Sevgili ebeveynler, çocuğunuzun hem bedensel hem de ruhsal değişimlerin yarattığı karmaşanın içinde boğuştuğu erişkinliğe geçiş sürecinde, anne ve babasının mutlak desteğine gereksinimi vardır. Ona bir erişkin gibi yaklaşmanız, sevgi ve ilginizi hissettirmeniz, sorunlarını anlamaya çalışmanız kuşkusuz çok yararlı olacaktır. BÜYÜME VE GELİŞMEYİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER Kalıtım ve Ailesel Faktörler Toplumun genelinde büyümeyi etkileyen en önemli etken kalıtımdır. Kalıtım ( ırsiyet ), öncelikle boyla ilişkilidir, ancak şişmanlık ve zayıflık gibi fiziksel özellikler de etkilenir. Büyüme geriliğinden kuşkulanılan bir çocukta bu durumun kalıtımla ilgili olabileceğine karar vermede, anne babanın ve varsa kardeşlerin özelliklerini değerlendirmek büyük önem taşır. Kısa boylu ailelerin çocukları kısa, sarışın olanların çocukları açık renkli olmaya eğilimlidir. Cinsiyet Büyüme gelişme süreci kız ve erkek çocuklarda farklıdır. Doğumda kızların tartısı daha düşüktür. Doğum tartıları aynı olan erkek ve kız çocuklar karşılaştırıldığında kızlar daha ileri bir gelişme düzeyi gösterirler. Ergenlik dönemine erken giren kızlar hızlı büyür, ancak çabuk dururlar. Erkeklerde kas dokusu daha fazla gelişir, boy daha uzun olur. Beslenme Beslenme, büyüme ve gelişmeyi etkileyen en önemli çevresel faktördür. Çocuğun iyi büyüyebilmesi için yeterli ve dengeli beslenmesi, bu besinleri sindirmeye yeterli bir barsak etkinliği bulunması gerekir. Süt çocukluğu döneminde yetersiz beslenmeden boydan çok tartının öncelikle etkilendiği bilinmektedir. Çoğu kez beslenme kökenli bir kansızlık geliştiğinde, iştah azalmasına yol açarak problemin artmasına neden olur. Bu durumda kansızlığın düzeltilmesi, asıl sorunun çözülmesi için uygulanan tedavilerin başarısını arttırır. Sevgili ebeveynler, büyüme yetersizliği düşünülen bir çocukta alınan günlük besinlerin yeterli olup olmadığı mutlaka bir hekim tarafından hesaplanmalı, eksiklik söz konusu ise uygun beslenme şemalarıyla tartı alımı, olması gereken sürece oturtulmalıdır. Hormonal Durum Normal büyüme için bir çok hormona ihtiyaç vardır. Sağlıklı çocuklarda hormonlar uygun miktarlarda salgılanır. Hipofiz bezinin salgıladığı "büyüme hormonu" boyca büyümeyi, tiroid bezinin salgıladığı "tiroid hormonu" gelişme ve olgunlaşmayı sağlar. Ergenlikte böbrek üstü bezi, testis ve yumurtalıklardan salınan hormonlar da büyümeyi etkiler. Büyüme hormonu yetersizliği durumunda boy kısa kalırken, konjenital hipotiroidi dediğimiz doğumsal tiroid bezi yetersizliğinde zeka da etkilenir. Sevgili anne ve babalar, erken tanı konulursa her iki hastalığında tedavisi oldukça başarılıdır. Ayrıca, hormon bozukluklarına bağlı büyüme gelişme bozuklukları son derece nadirdir. Ancak diğer nedenler tam teşekküllü bir merkezde yapılacak tetkiklerle bertaraf edildikten sonra düşünülebilir. Gebeliğe İlişkin Faktörler Bebeğinizin sağlıklı doğması yanında normal tartı ve boya sahip olabilmesi için gereken koşulların kendine özgü karakteristikleri nedeniyle gebelik dönemi, yaşamın diğer evrelerine göre son derece önem arz etmektedir. Gebeliğin ilk üç ayında annenin geçirdiği virus infeksiyonları çocuk için zararlıdır. Anne hamileyken kızamıkçık geçirdiği taktirde çocukta kalpte bozukluk, katarakt, sağırlık, küçük kafa ve zeka geriliği ortaya çıkabilir. Gebelik süresince ve özellikle ilk haftalarda annenin aldığı ilaçlar dikkatle seçilmelidir. Bu dönemde alınan ilaçlar ve sigara içimi gibi etkenler bebeği etkiler, doğuştan bozukluklara yol açabilir. Hamilelikte röntgen, radyum gibi ışınlar çocukta küçük kafa, bel bölgesinde yarık ya da kese, zeka geriliği ve uzuvlarda bozukluklara yol açabilir. Hamilelikte hormon bozuklukları bebeğe zarar verebilir. Örneğin şeker hastalığı olan annelerin çocukları iri doğarlar. Tosuncuk diyebileceğimiz bu çocuklarda kalp, akciğer ve metabolizma bozuklukları görülebilir. Sevgili anneler, doğacak bebeğinizin sağlığı için gebeliğiniz esnasında mutlaka bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanının kontrolü altında olun, sigara, ve alkolden uzak durun, rasgele ilaç kesinlikle kullanmayın. Kronik Hastalıklar Sağlıklı olarak dünyaya gelen bir bebekte kalıtımsal olarak gelen ya da sonradan edinilen kimi hastalıklar müzminleşerek büyüme ve gelişme sürecini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu hastalıklar arasında kronik karaciğer hastalığı, kronik böbrek yetersizliği, romatizmal hastalıklar sayılabilir. Büyüme geriliği, astım ve diğer alerjik hastalıklarda da ortaya çıkar. Bunların tümünde sebep kullanılan ilaçlar değildir. Hastalığın kendisi de gerilikte başlıbaşına önemli bir faktördür. Ağır akciğer infeksiyonları ve morarmayla seyreden kalp hastalıklarında da büyüme olumsuz yönde etkilenir. Çocukların sonraki dönemlerde yaşıtlarını ne ölçüde yakalayacakları, hastalığın seyri ve süresi, başlangıç yaşı, iyileşme sonrası geride kalan büyüme süresi ve iyileşmenin tam olup olmaması gibi bir çok faktöre bağlıdır. PANİK ATAK Başta "Panik Bozukluk" olmak üzere, bir çok psikiyatrik bozuklukta görülebilen; aniden beklenmedik bir anda herhangi bir yerde ortaya çıkan yoğun kaygı-bunaltı, korku karışımı bir nöbettir. Bu nöbet kişiye öylesine yoğun bir korku ve rahatsızlık duygusu yaşatırki; kötü bir şey olacağı veya sonunun geldiğini, öleceğini hisseder. Bu korku fırtınasını yaşayan insan doğal olarak o ortamdan ve durumdan kaçma, uzaklaşma davranışı gösterir, bir an önce yardım alınabilecek bir sağlık kuruluşuna müracat edilir.....çoğu kerede hastane, doktor gördüğünde kişide rahatlama olur ve nöbet geçebilir... Panik atağı yaşayanların bazıları, o esnada; kalp krizi geçirdiklerini aklını kaçıracağını, felç geçireceğini, kontrolünü yitireceğini, düşüp bayılacağını hissederler. PANİK ATAK TÜRLERİ 1-Beklenmedik Ataklar: Nedensiz, birden ortaya çıkan nöbetler, Panik Bozuklukta bu tür ataklar vardır. 2-Duruma bağlı olanlar: Korkulan bir kedi, köpek veya başka bir nesneyle yada bir durum karşılığında ortaya çıkar. 3-Durumsal yatkınlık gösterilen panik ataklar: Genellikle destekleyici bir etken vardır, ama her zaman panik oluşmaz, örneğin araba kullanırken panik atak oluşmaktadır, bazen araba kullandıktan sonra atak geçirmektedir... Panik Atağın 13 bedensel bilişsel belirtisi vardır. Bunlardan 4 tanesinin olması nöbet için yeterlidir çoğunlukla 7-10 arası belirti yaşanmaktadır. Nöbet hızlı başlangıçlıdır, 10 dakikada zirveye çıkar. Bazen yarım-veya bir saat sürebilir. PANİK ATAKTA GÖRÜLEN BELİRTİLER: 1-Çarpıntı, kalp atışlarını duyumsama, kalbin yerinden fırlayacakmış gibi olması, göğüste basınç bazen sol kola yayılan ağrı ve uyuşmalar... 2-Terleme (Sıcak -Soğuk boşalımlar, bazen üşüme bazen alevlerin basması hissi) 3-Titreme-sarsılma-itilme hissi 4-Boğulma ve nefes alamama hali (Boğazda düğümlenme veya bir yumru, tıkanma hissi) 5-Soluğun kesilmesi (Derin nefes alma ihtiyacı havanın yetmemesi gibi hisler) 6-Göğüste daralma, sıkışma, ağrı duyumsama 7-Bunaltı, karında ağrı, şişkinlik ve gaz oluşması (Bazen mideden başlayıp boğaza doğru yayılan kalkışma rahatsızlık hali) 8-Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma hali 9-Derealizasyon (Gerçek dışılık duyguları panik yaşandığında olaylar bir sis perdesinin gerisinde algılanır, cisimler, küçülür her şey bulanıklaşır...yada depersonalizasyon (Benliğinden ayrılmış olma hali: sanki bedenle ruh birbirinden ayrılıyor ve kişinin kendisini hissedememe, algılayamama kendisine yabancılaşma durumu oluşur....) 10-Panik anında kontrolünü kaybedeceği yada çıldıracağı korkusu (Kendisine çocuklara, çevreye zarar verme korkusu) 11-O esnada "yaşamım buraya kadarmış" duygususu-ölüm korkusu 12-Ellerde, kollarda, bacaklarda, başta ve birçok yerde uyuşmalar, yanmalar, karıncalanmalar, diken ,diken olma halleri 13-Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları PANİK BOZUKLUK TOPLUMDA NE ORANDA YAYGINDIR? Panik bozukluk-kadınlarda erkeklere göre 2-3 kat daha sık görülür. Panik bozuklu tanılı hastaların %75-80'i kadındır. Aile çalışmalarında; eğitim, etnik yapı, sosyal durumla bağlantı bulunmamıştır. Yaşam boyu yaygınlığı değişik çatışmalarda %1,5-3,5 arasında saptanmıştır. Bu oran gittikçe artmaktadır. Değişik hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkan panik ataklar ve "sınırlı belirtili atakların" ise %15-20 arasında olduğu bildirilmektedir. Dolayısıyla gerek panik bozukluğuna bağlı gerekse diğer pisikolojik, biyolojik nedenlere bağlı panik atakların her yüz kişiden 20-25 inde görüldüğü anlaşılmaktadır. Bu oran her 4 kişiden 1'inin panik ataklı olduğu anlamına gelmektedir. Paniğin bu kadar popüler olması bu yaygınlığı ve korkutucu belirtileri olsa gerek... Panik hastalarının çoğunluğu psikiyatri dışı hekimlere başvurmaktadır. Görülen belirtiler otonomik ve fiziksel belirtiler olduğunda kalp hastalığı görünümü verebilmektedir. İlk başvurular bu yüzden dahili branşlar olmaktadır. Stein, 1994, Chignon 1993'de yaptıkları bir araştırmada panik bozukluklu hastaların % 35'nin sık sık nefes alma, % 20-30'unda kalp damarlarının normal çıktığı, anjiosu normal bulunan hastaların % 35-45'inin ayrıntılı muayenesinde panik bozukluğu olduğu saptanmıştır. (Mukerji, katun) bu yanlış anlayış ve yöntemin ABD'ye yıllık maliyetinin 33 milyon dolar olduğu iddia edilmektedir. PANİK BOZUKLUKTA SOSYAL-DEMOGRAFİK ÖZELLİKLER: -Panik Bozukluğu her yaşta başlayabilir. -En sık 20-30 yaş arasında başlar, yaş ilerledikçe başlama oranı düşer. -Etnik, kültürel farklılıklar çok önemli bulunmamıştır. -Şehir yaşamında, kırsal bölgelere göre daha sık görülmektedir. -Ekonomik durumla bağlantısı bulunamamıştır. -Eğitim düzeyiyle panik bozukluğu arasında direkt bir ilişki saptanmamıştır. -Evli insanlarda, dul yada boşanmış insanlara göre daha az görülmektedir, (bir çalışmada boşanmış yada dullarda 5 kat daha fazladır.) PANİK ATAK VE PANİK BOZUKLUĞUNUN TESHİŞ KRİTERLERİ NELERDİR? PANİK ATAK TEŞHİS ÖLÇÜTLERİ (DSM_IV'e göre panik atağı tanı ölçütleri) Not: Panik atağı kodlanabilir bir bozukluk değildir. Aşağıdaki semptomlardan dördünün (ya da daha fazlasının) birden başladığı ve on dakika içinde en yüksek düzeyine ulaştığı, ayrı bir yoğun korku ya da rahatsızlık duyma döneminin olması: 1-Çarpıntı, kalp atımlarının duyumsama ya da kalp hızında artma olması 2-Terleme 3-Titreme ya da sarsılma 4-Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları 5-Soluğun kesilmesi 6-Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi 7-Bulantı ya da karın ağrısı 8-Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma 9-Derealizasyon (gerçekdışılık duyguları) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma) 10-Kontrolunu kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu 11-Ölüm korkusu 12-Paresteziler (uyuşma ya da karıncalanma duyumları) 13-Üşüme; ürperme; ya da ateş basmaları. DSM-IV (Psikiyatrik hastalıkları sınıflandırma kitabı)'e göre "AGORAFOBİ OLMADAN PANİK BOZUKLUĞU" TANI ÖLÇÜTLERİ A-Aşağıdakilerden hem(1), hem de (2) vardır: 1-Yineleyen beklenmedik Panik Atakları 2-Atakların en az birinin, 1 ay süreyle (ya da daha uzun bir süre) aşağıdakilerden biri (ya da daha fazlası) izler: (a)başka atakların da olacağına ilişkin sürekli bir kaygı (b)atağın yolaçabilecekleri ya da sonuçlarıyla (örn. kontrollunu kaybetme, kalp krizi geçirme, "çıldırma") ilgili olarak üzüntü duyma ©ataklarla ilişkili olarak belirgin bir davranış değişikliği gösterme B-Agorafobinin olması C-Panik atakları bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi bir durumun (örn. hipertiroidizm) doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir. D-Panik Atakları, Sosyal Fobi (örn.korkulan toplumsal durumlarla karşılaşma üzerine ortaya çıkan). Özgül Fobi (örn. özgül bir fobik durumla karşılaşma), Obsesif-Kompulsif Bozukluk (örn.buluşma üzerine obsesyonu olan birinin kir ve pslikle karşılaşması), Posttravmatik Stres bozukluğu (örn. ağır bir stres etkenine eşlik eden uyaranlara tepki tepki olarak) ya da ayrılma Anksiyetesi Bozukluğu (örn. evden ya da yakın akrabalardan uzak kalmaya tepki olarak) gibi başka bir mental bozuklukla daha iyi açıklanamaz. AGORAFOBİ NEDİR? Agorafobinin belirgin özeliği; yalnız kalmaktan yada kaçmanın zor olabileceği ve ani bir sorun yaşanacağından yardım alınamayacağı korkusu ile kalabalık, topluma açık yerlerde bulunmaktan duyulan korkudur. İşlek bir cadde, sinema, tiyatro, cami, tünel, asansör, toplu taşıma vasıtaları, büyük kapalı alış veriş merkezleri en sık kaçınılan yerler ve durumlardır. Agorafobikler çoğu kez evden çıktıklarında mutlaka güvendikleri birinin kendilerine eşlik etmelerini ısrarla isterler. Agorafobi panikle birlikte veya tek başına da olabilir. Gözlemlerimize göre çoğunlukla birlikte olmalarıdır. Çünkü panik atağı yaşayacağı korkusu kişinin düşünce ve davranışlarında ciddi kaçınma davranışlarına yol açar. AGORAFOBİ TEŞHİS ÖLÇÜTLERİ A. Beklenmedik bir biçimde ortaya çıkabilecek ya da durumsal olarak yatkınlık gösterilen bir Panik atağın ya da panik benzeri semptomların çıkması durumunda yardım sağlanamayabileceği ya da kaçmanın zor olabileceği (ya da sıkıntı doğurabileceği) yerlerde ya da durumlarda bulunmaktan anksiyete duyma. Agorafobik korkular arasında özel birtakım belirli durumlar vardır ki bunlar arasında tek başına evin dışında olma, kalabalık bir ortamda bulunma ya da sırada bekleme, köprü üzerinde olma ve otobüs, tren ya da otomobile geziye çıkma sayılabilir. Not: Kaçınma, bir ya da sadece birkaç özgül durumla sınırlı ise Özgül Fobi tanısını, toplumsal durumlarla sınırlı ise Sosyal Fobinin tanısını düşününüz. B. Bu durumlardan kaçınılır (örn. geziler kısıtlanır) ya da Panik Atağı ya da panik benzeri semptomlar olacak anksiyetesiyle ya da yoğun bir sıkıntıyla bu durumlara katlanır ya da eşlik eden birinin varlığına gereksinilir. C. Bu anksiyete ya da fobik kaçınma, Sosyal Fobi (örn. utanacak olma korkusuyla giden toplumsal durumlarla sınırlı kaçınma), Özgül Fobi (örn. asansör gibi tek bir durumla sınırlı kaçınma), Obsesif Kompulsif Bozukluk (örn. buluşma ile ilgili obsesyonu olan birinin kir ve fislikten kaçınması), Posttravmatik Stres Bozukluğu (örn. ağır bir stres etkenine eşlik eden uyaranlardan kaçınma) ya da Ayrılma Anksiyetesi Bozukluğu (örn. evden ya da akrabalardan ayrılmaktan kaçınma) gibi başka bir mental bozuklukla daha iyi açıklanamaz. PANİĞİN ALT TİPLERİ Panik atak yaşayanların hepsi aynı biçimde belirti ve korku yaşamayabilirler. Araştırmalara göre paniğin alttipleri şunlardır; -KLASİK PANİK (solunum ve kalp sistemi belirtileriyle giden...) -KOGNİTİF PANİK (bilişsel belirtilerin önde olduğu) panik -NONKOGNİTİF PANİK (bilişsel belirtilerin olmadığı panik) -NOKTURNAL PANİK (uykuda gelen ve kişiyi uyandıran panikler) -ALEKSİTİMİK PANİK -GASTRO İNTESTİNAL PANİKLER (mide, barsak sistemi belirtileriyle seyreden panik) -KORKUSUZ (nonfearful) PANİK Klasik panik: kişide önce çarpıntı, heyecan başlar göğüste sıkışma, sol kola vuran ağrı ve uyuşma görülür. Bununla birlikte hızlı soluk alıp verme ve boğazda düğümlenme başlar. O anda kalbin solunumunun duracağı; kalp krizi geçirileceği hissi oluşur. Yakınlarından kalp krizi geçirenlerde daha sık görüldüğü gözlenmektedir. Kognitif panik: Bilinç sistemini etkiler. Kendisini tam algılayamama,ruhun bedenden ayrılması hissi.Etrafı sisli,cisimleri uzak farklı algılama baş dönmesi,boşlukta olma hissi görülür. Ayrıca kontrolün yitirileceği elde olmadan kötü şeylerin olabileceği , aklın kaçırılabileceği bazen ölüneceğinden korkulur. Nonkognitif panik: Kognitif panikteki belirtiler görülmez .Daha çok bir fenalık , göğüste baskı , çarpıntı hissi olur. Nokturnal panik: Uykudan ani bir çarpıntı ve korku ile uyanıldığı paniklerdir. Hemen pencere açılır ve hava alınmaya çalışılır uykuda "panikle ölürüm" diye kişinin uykusu kaçar bilinçli olarak uyumamaya çalışır. Zamanla uykusuzluğun getirdiği diğer sorunlarda ortaya çıkar. Aleksitimik panik: Nöbet nöbet bedensel belirtilerin olduğu bir türdür. Gastro intestinal panikler: Midede , karında başlayıp göğüse doğru dalga dalga yayılan fenalık hissidir. Boğazda düğümlenme yumru hissi oluşturur. Beraberinde bulantı , şişkinlik , gaz, ishal olabilir. Bu türünün "abdominal epilepsiyle" ayırd edilmesi önemlidir. Korkusuz (nonfearful) panik: Panik bozukluğun teşhis kriterlerini karşılayan bir durumdur. Buradaki panik ataklarda korku, anksiyete görülmez. Bu gruptakiler nöroloji, kardioloji uzmanlarına daha çok müracat ederler.Tahlillerde ve muayanede hiç bir şey saptanmaz. PANİK ATAĞIN GELMEMESİ İÇİN GELİŞTİRİLEN DAVRANIŞLAR PANİK BOZUKLUKLU HASTALARIN DÜŞÜNCE VE DAVRANIŞ ÖZELLİKLERİ: Panik Bozukluğu olan hastalar, yaşadıkları panik ataklar nedeniyle zamanla yaşamlarında bazı değişiklikler yaparlar. Çok şiddetli ölüm korkusu veya kontrolünü yitirme duygusu yaşadıklarından düşünce davranışların da aşırılıklar abartılar, korkular, dikkati çeker, fakat bütün bunlar hastanın elinde ve iradesinde değildir. Yapılan panik tedavisiyle bütün belirtiler ortadan kalkar... Örnekler: "Her an bana bir şey olabilir, düşüp bayılırım" korkusuyla aşağıdaki davranışlar geliştirilir: Yanında su taşıma, Sürekli kalbini ve nabzını dinleme ve tutma, Tansiyon aletiyle dolaşma, sürekli tansiyonunu ölçme ve ölçtürme, Yakınlarının adreslerini, telefonlarını özel bir şekilde yanında taşıma, Panik krizi yaşanır endişesiyle cinsel ilişkiden kaçma, sportif aktiviteleri bırakma, Sürekli yanında birilerinin bulunmasını isteme, yalnız kalamama, sokağa çıkamama, kalabalık, kapalı yerlere girememe, toplu taşıma vasıtalarına binememe... Bulunduğu muhitten uzağı gidememe, Tatile seyahate çıkamama, Birçok sağlık sigortasına üye olup, kartları yanında taşıma, Bir yere gideceği zaman sağlık kuruluşlarının olduğu güzargahlar dan gitme, Sık sık, acil ünitelerine başvurup kalp grafikleri (EKG) çektirme, Check-Up,lar Yaptırma, Berbere diş hekimine gidememe, Boğazını sıkan bir şey giyememe, Sütyen takmaktan sıkıntı duyma, Camiye gidememe, veya en arka safta namaz kılma, Cenaze arabası, ambulans, itfaiye aracı görünce hastanelere gidince fenalaşma hissi, Uykuda panikle ölürüm diye uyumama ve uykusunu kaçırma, Tansiyon yükselecek, kalp krizi geçirilecek veya felç kalınacak korkusu ile aşırı rejim-diyet uygulaması (bazı panik krizlerinde tansiyon ciddi bir şekilde yükselmekte ve yapılan kan tahlillerinde kolesterolda yüksek çıkmaktadır.), Tv'lerdeki, basındaki intihar, cinayet, felaket haberlerinden aşırı etkilenme, onlar gibi olma korkusu, Otomobilde panik yaşarım korkusu ile, otomobiline binememe, otomobilini satma, Uçağa, vapura binememe, Tek başına banyo yapamama, tuvalete gidememe, kapıda birisini bekletme, Bayılırım, ölürüm diye aylarca banyo yapamama, Panik krizi geçtikten sonra, aşırı yorgunluk, keyifsizlik halinin ortaya çıkması. Tünellerden, köprülerden geçememe, yüksek yerlere çıkamama. Kendisini aşağı atma korkusu, Panik anında bayılırım korkusuyla organlarını ve cildini belli etmeyecek giysi giymek. Değerli takı takmamak, Panik sürecinde tuvalete gitme isteği, Daha fazla güvenebileceği birilerinin yanına taşınma (aileden biri, doktoru ya da hastanelere yakın...) Kriz süresince bildiği bütün duaları okumak, Uyumadan önce dua etmek. Birgün panikle ölebilirim diye yakınlarına ve sevdiklerine servetini dağıtma ve vasiyet yazma. Her gömleğinin, ceketinin cebine kriz anında kullanılmak üzere ilaç koyma, Issız ve şehirden uzak yerlere gidememe PANİK BOZUKLUK NEDENLERİ 1- Genetik ve ailesel nedenler. 2- Biyolojik teoriler 3- Psikodinamik teoriler 4- Gelişimsel teoriler 5- Öğrenme kuramları 6- Bilişsel modeller 1- GENETİK VE AİLESEL ÇALIŞMALAR: Panik bozukluğu olan hastaların birinci derecede yakınlarında panik bozukluğu ve panik atak görülme oranı %15-30 arası bulunmuştur. Aynı yumurta ikizlerinde aynı anda panik bozukluk görülmesi %30-40 arası saptanmıştır. Panikte klinik belirtilerin hastaların çoğunda benzerlik göstermesi genetik nedenleri düşündürmektedir. Yapılan genetik çalışmalarda; 16g 22 kromozomunda bir genin bu konumdaki rolünden bahsedilmektedir. Fakat kesinlik için yeni araştırmalara ihtiyaç vardır. 2-BİYOLOJİK TEORİLER: Panik atağı esnasında oluşan biyokimyasal ve fizyolojik değişikliklerden yola çıkarak; beynin hangi bölgelerinde ne türlü reaksiyonlar ortaya çıktığı araştırılmıştır. Panik atağı olan ve olmayanlara "sodyum-laktat" enjeksiyonu yapılmıştır. Panikli insanlarda "panik atağı" ortaya çıkarken, kontrol gruplarında çıkmamıştır. Diğer yandan aşırı egzersizle artan laktat panikte artmış, oksijen tüketimi, metabolik hızı artıran kafein, yohimbin ve karbondioksitinde panik atağı ortaya çıkardığı bilinmektedir. Karbondioksit beyinde katekolamin ve noradrenerjik siklusu artırarak paniğe neden olur. Panik esnasında aşırı noradrenalin salgısı olmakta ve otonomik belirtileri ortaya çıkarmaktadır. (Çarpıntı, ağız kuruluğu vs..) -SEROTONİN VE PANİK İLİŞKİSİ: Sinir hücreleri arasında iletişim görevi olan önemli bir "norotransmitter" dir. Serotonin seviyesindeki değişiklikler, serotonin işlev bozukluklarında paniğe yol açtığı söylenmektedir. Beyin görüntüleme çalışmaları ve panik: Panik oluşturan kafein, yohimbin, laktat gibi ajanlarla PET ve SPECT çalışmaları yapılmıştır. Beyin kan akımında düzensizlikler saptanmıştır MRI da hipotalamus ve temporal bölgelerde bozukluklar saptanabilmiştir. PANİK BOZUKLUKTA, RİSK FAKTÖRLERİ (Kimler paniğe daha yatkın?) -Birinci derece akrabalarında panik ya da başka anksiyete bozukluğu olanlar. -Sıkıntılı, telaşlı, aceleci, mükemmeliyetçi, insanlar. -Düşünce ve duyguların yeterince dışarıya yansıtamayan, "içsel insanlar." -Alkol yada başka bağımlılık yapabilen maddelere yatkınlık ve bağımlılık -Geçmişinde panik atak diğer anksiyete bozukluklarından bir rahatsızlık ya da depresyon geçirmiş olmak. -Sürekli baskı altında olmak, engellenmek yada kendi kendini baskılamak. -Sosyal fobik, kaçıngan kişilik yapıları -Sürekli "verici" davranma "iyilik meleği"gibi davranma "hayır" diyememe. -Öfkesini, kızgınlığı dışarıya yansıtamayan insanlar -Dürtülerini sürekli bastıran insanlar -Cinselliği baskılamak, cinsel tatminsizlik ve yoğun bilinç dışı aldatma dürtüleri ve gizli homoseksüel eğilimleri olanlar. -Aşırı hırslı, sürekli başarı ile beslenen, başarısızlıklarda kendisini suçlayan yapı.. NEREYE KADAR PANİK? (Paniğin seyri, gidişatı) Panik bozukluk en çok 30'lu yaşlarda ortaya çıkar. Az sayıda çocuklukta başlar. 45 yaşında başlaması olağan değildir... Gidişatı kişiden kişiye değiştiği gibi aynı kişide bile belirtiler değişebilir. Uzun süreli izleme çalışmalarında % 40'nın belirtilerden arındığı, yaklaşık % 50'sinin belirtilerinin çok hafiflediği ve yaşamlarını engellemediği saptanmıştır. % 10-20 arası belirtilerin iniş-çıkışlarla devam ettiği görülmüştür. PANİK BOZUKLUKTA TEDAVİ Panik atak kesinlikle kontrol altına alınabilir. Tedavide Temel ilkeler şunlardır: 1-Panik atakları ortadan kaldırmak 2-Sürekli atak yaşayacağım diye bunaltı, kaygı yaşamayı önlemek. 3-Panik atak korkusuyla yapılmayan davranışların yapılır hale gelmesi (tek başına yola çıkabilmek, kapalı mekanlara girebilmek, yalnız kalabilmek gibi... ) 4-Panikle birlikte görülebilen diğer bedensel ve psikolojik sorunları gidermek 5-Zamanla paniği önemsemeyecek ve unutacak seviyeye gelmek 6-Panikten dolayı bozulan aile, iş-sosyal yaşamın eskisi gibi normalleşmesi. 7-Hiçbir panik belirtisi ve davranışı olmadığı halde tedaviye bir süre daha devam ettirmek. Hasta-hekim arasında çok iyi bir iletişim olmalıdır. Hasta hekimine her an ulaşmalıdır. Tedavide kullanılan ana ilaçlar antidepresanlardır. Yardımcı olarak; sakinleştiriciler, yatıştırıcılar, bedensel belirtileri önleyen ilaçlar kullanılır. Antidepresanların bir kısmı eski kuşak ilaçlardır. (Anafranil, tofranil, ludiomil, insidon, laroxyl, tolvon... gibi ) Yeni kuşak, ilaçlar (efexör, seroxat, cipram, remeron, prozac, lustral, serzone, faverin, gibi.. ) Bu ilaçların bir kısmı paniği tedavi eder. Hekimin yaptığı muayene ve tecrübesi sonuca en uygun ilaç seçilir. Bir ilaç her hasta da aynı sonucu vermeyebilir. İlaçların bir kısmı (eski kuşak) başlangıçta belirtileri arttırabilir, ağız kuruluğu, sıcaklık hissi, terleme, kiloartışı , kabızlık, cinsel problemler yapabilir. Yeni kuşakta bulantı, titreme, cinsel problemler, kilo artışı gibi yan etkileri olabilir. Bunlar kalıcı değildir. Bir süre sonra azalabilirler. Panik bozuklukta ilaç tedavisinin en aşağı bir buçuk yıl olması gerekir. -Hekim önerisi dışında kesinlikle ilaç almamak gerekir. -Panik belirtileri düzelir düzelmez ilaçları ne azaltmak nede kesmek gerekir. Yoksa kısa sürede tekrarlar. -Yardımcı ilaçlar yeşil reçeteye tabi olanlar (Xanax, diazem, nervium benzeri ilaçlar.) Ve bazı kalp-tansiyon ve mide ilaçlarıdır. Bunların kısa süreli kullanılması gerekir. -Başka hastalıklarınız nedeniyle ilaç alacaksanız doktorunuza danışın. -ilaçlar zamanla iştahınızı arttırır. Özellikle -tatlıya- karşı dayanılmaz istek olur. Bunun için tedbir alın bol su için, meyve ağırlıklı beslenin. İlaç tedavisi dışında -bilişsel, davranışsal, terapi'nin panikte iyi sonuç verdiği bilinmektedir. Burada kişinin bedensel belirtileri algılama ve onlara "kötü anlamlar yükleme" olayı anlatılır. Düşünce, beden ve belirtilerin ilişkisi; belirtilerini-düşünceyi nasıl etkilediği konuşulur. Yani önce hastalığın nasıl oluştuğu, belirtilerinin anlamını ne olduğu ve nelere yol açamayacağı anlatılır. Daha sonra kaçınma davranışlarının nasıl yok edileceğini geçilir. Bunları mutlaka bir terapistle birlikte yürütmek gerekir. Terapiye istekli ve azimli olduktan sonra bir ayla üç ay arasında epey yol alınır. -Panikli olmak bir "kader" olmamalı. -Paniğin süresi ne kadar olursa olsun, tedavi edilebilir. Yirmi otuz yıllık panikleri Depam'da çok tedavi ettiğimizi belirtmek isterim. PANİK ATAKTA EN ÇOK SORULAN SORULAR ve CEVAPLARI: -Panik atak kalp krizine yol açar mı? HAYIR -Panik felce yol açar mı? HAYIR -Panik anında ölebilir miyim? HAYIR -Panik anında kendimi, kontrolümü yitirir kendime ve çevreme zarar verebilir miyim? HAYIR -Panik atak bayılmaya sebep olur mu? HAYIR -Deliliğe yol açar mı? HAYIR -Uçakta panik atak gelirse ölür müyüm? HAYIR -Tedavisi var mıdır? EVET - İlaç beyni nasıl etkiler, düşünceyi ve davranışı nasıl değiştirir...? Beyindeki "alarm" sistemindeki hassasiyeti giderir. Bozulan dengeleri düzenleyerek aşırı bedensel duyum ve belirtileri yok eder. Aklımız beynimizden uzaklaşmaya başlar ve yaşamın diğer yanlarını tekrar görmeye algılamaya başlarız. Zamanla paniği unutur hale geliriz. -Panik Tekrarlar mı? Biyolojik, Sosyo-kültürel-ekonomik ve psikolojik şartlar müsaitse her hastalık gibi panikte tekrarlayabilir. Fakat ciddi uzun süreli bir tedavi ile tekrar riski azalır. Ayrıca tekrarlayacaksa çok hafif tekrarlar. Kontrol edilebilir seviyede olur. Bazen doktora bile ihtiyaç duyulmaz. Tedavide paniği kontrol altına almak ve onu tanımak ne yapıp-yapamayacağını bilmek önemlidir. -Panik şizofreniye çevirir mi? HAYIR -Alkol alarak paniği yenebilir miyim? HAYIR (zamanla artar ve bağımlılık gelişir) -Kendimi dine inanca versem geçer mi ? Paniğin inançsızlık ve ibadetsizlikle ilgisi yoktur. "İnançlı" insanlarda da panik yaşanır. -Yanımda ilaç, adres ve telefonlar, su, bisküvi, tansiyon aleti vs.. taşıyorum. Olmayınca yola çıkamıyorum bir şey olur mu? Bağlanma, garantiye alma ihtiyacından yola çıkıyorsunuz. Tedavi ile yavaş yavaş bu bağlanma nesnelerinden kurtulmak, özgür ve özgüvene dayalı "sahaya" çıkmanız mümkündür. -Spor paniği arttırır mı? HAYIR (faydası vardır) -Sex yapabilir miyim ? EVET -Panik geldiğinde acile gideyim mi? HAYIR (Daha önceki nöbetler nasıl geçtiyse bu nöbette geçecek) -Panik depresyonla beraber olur mu? EVET -Panik anında boğazım düğümleniyor, tıkanıyorum. Nefessiz kalıp ölebilirmiyim. HAYIR -İlaçla beraber alkol alınır mı? Çoğunlukla HAYIR, fakat doktorunuza danışmakta yarar var... -İlaçlar bağımlılık yapar mı? Hayat boyu kullanmam gerekir mi? HAYIR -Panikten dolayı işimi değiştirip, veya bırakayım mı? HAYIR Kesinlikle işinizi bırakmayın ve değiştirmeyin. -İlaçlar, yiyecekler içecekler boğazımı tıkar mı? Boğulur muyum? HAYIR -Bana büyü yapılmış veya 'cin' çarpmış olabilir mi? Paniğin bunlarla hiçbir ilişkisi yoktur kesinlikle hocalara, büyücülere, medyumlara, biyoenerjiyle uğraşanlara gitmeyin. ÖNERİLER 1-Hastalık hakkında doktorunuzdan ve yayınlardan çok iyi bilgi alın. Temel Kural: "Düşmanını Tanı" Sana ne yapıp ne yapamayacağını bil! 2-Dahili, fiziksel muayeneler ve tahlillerde hiçbir şey yoksa; bir daha tahlil yaptırmayın ve dahili muayeneye gitmeyin. 3-Her hastanın tedavi süresi, onun kişiliğine durumuna bağlı olduğundan tedavi süresini bilin ve bu süreyi en verimli bir şekilde kullanın. 4-Yakınlarınızıda doktorla görüştürün. Hastalığın sizin elinizde ve iradenizde olmadığını öğrensinler ve size "yüklenmesinler" 5-Umudunuzu ve kendinize olan güveninizi hiçbir zaman yitirmeyin. "Başaracağım, bu hastalığı yeneceğim ve yaşama sımsıkı sarılacağım. Kendime inanıyorum ve güveniyorum!" Telkinini sık sık yenileyin. 6-Mümkünse her gün yarım saat yürüyüş yapın. 7-Her gün duş alın. 8-Yüzme imkanınız varsa yüzün. 9-Yılda iki kez tatil yapın. 10-Çözemediğiniz ve sizinle direkt ilişkisi olmayan sorunlarda üzülmeyin. "Kulak arkası edin." 11-Kahve, koyu çay, kolalı içeceklerden uzak durun. 12-Midenizi tıka basa doldurmayın, uzun süre aç kalmayın. 13-Sizin gibi panik yaşayan insanlarla bir araya gelin. Sosyal-kültürel faaliyetlerde bulunun. 14-Panik krizini hissettiğiniz an dikkatinizi başka yere vermeye çalışın. 15-Nefes egzersizleri yapın (Derin nefes alıp içinizde tutun ona kadar sayın ve ağzınızdan üfler gibi yavaş yavaş verin) 16-Her gün gevşeme (relaksasyon) egzersizleri yapın. Bütün vücut kaslarınızı kasıp sonra gevşetin. 17-Sex yaşamınızı canlandırın, fanteziler üretin. HASTA YAKINLARI NE YAPMALI? HASTAYA NASIL DAVRANMALI? -“Bir şeyin yok, evham yapıyorsun, her şey senin elinde” lafını etmemek. -Paniğin kişinin kontrolünün dışında olduğunu bilmek ve onu anlamak. -Fiziksel muayene ve tetiklerde bir şey saptanmayınca hemen psikiyatrist’ e başvuruyu sağlamak. -Onu eleştirmeyin, küçük düşürücü yada zorlayıcı davranışlarda bulunmayın. -Hastalık kontrol altında olana kadar ona destek olan ve psikiyatrist direktiflerini uygulamada ona yardımcı olun. -Hastayı zorlayarak korktuğu durumlarla yüz yüze getirmeyin.Örneğin,seyahate yollamak, asansöre bindirmek,kalabalık alışveriş merkezine sokmak gibi... -Kendi kaygı ve korkularınızı iyileşene kadar ona yansıtmayın.Çünkü, panikli insan hastalık,acı,keder,felaket haberlerinden olumsuz etkilenir. -Hastanız evhamlı yapıdaysa bir sefer iyi bir fiziksel muayeneden geçirtin. Ayrıntılı Çek-Ap yaptırın .Paniği açıklayan fiziksel bir neden yoksa, bir daha fiziksel işlemlere baş vurmayın.Hastanızın psikolojisini bilmeyen bazı hekimler, muğlak konuşarak hastanın paniğini artırabilir. -Hastanın yanında sağlık haberlerini okumayın,falan kalpten gitmiş,filan aklını oynatmış şeklinde kesinlikle konuşmayın. -"Yeter artık bir an önce iyileş bizde bıktık usandık" demeyin! -Hastanızın rol yaptığını, naza çektiğini sakın düşünmeyin ve telaffuz etmeyin. -“ Ne var canım bir gün ölmeyecekmiyiz, ölümden bu kadar korkulur mu “ demeyin bu korku klasik ölüm korkusundan farklı ve şiddetlidir. Büyük konuşmayın ve hastanızın “İnşallah başına gelirde beni anlarsın” beduuasın almayın. -Hastanıza “Senin için ne yapayım, nasıl yardımcı olayım “ diye sorun. Onu mutlaka can kulağıyla dinleyin ve anlamaya çalışın. -Şunu unutmayınki, panikli insanlar yaşama çok bağlıdırlar. Kendi kendilerine acı çektirmek isterlermi? -Paniğin dini inanç eksikliği, iman zaafı olmadığını bilin.Dindar insanda ülser olduğu gibi panik atak da yaşayabilir. -Hastanızın doktorundan aldığınız bilgi ve direktiflerle hareket edin. -Sabırlı olun panik atak mutlaka kontrol altına alınan bir durumdur.
  25. Erkeklerde memenin büyümesine tıp dilinde ‘’jinekomasti’’ denir. Şişman erkeklerde meme bölgesinde yağ dokusunun artışına bağlı meme büyümesi yalancı jinekomastidir. Erkeklerde meme büyümesi iki taraflı olabildiği gibi tek taraflı da olabilir. Tek taraflı jinekomastilerde iyi huylu ve kötü huylu tümör olup olmadığının araştırılması gerekir. Meme büyüklüğüne erkeklerde çok sık rastlanır ve genç sağlıklı erkeklerde % 40’a yakın oranlarda bulunabilir. Ergenlik döneminde ve yenidoğanlarda bu oran % 70 düzeyine kadar çıkar. Nedenleri: Jinekomasti, genellikle iyi huylu nedenlere bağlı olmakla beraber önemli bir hastalığın belirtisi de olabilir. Dolayısıyla basit bir görüntü problemi olarak algılanmaması ve araştırılması gereken bir durumdur. Ancak jinekomastili erkeklerin büyük kısmında bu araştırmalar sonucu önemli bir hastalık da çıkmayabilir. Çoğu hastada ise artık var olmayan bir hastalık veya durumun ksıdır. Jinekomasti normalde yenidoğan döneminde, ergenlikte ve yaşlılıkta olabilir. Hastalık olarak jinekomasti gelişiminin ana nedeni kanda kadınlık hormonu olan östrojenin artması buna karşılık erkeklik hormonu olan testosteronun azalmasıdır. Bu nedenle aşağıdaki hormon bozukluklarında jinekomasti olabilir: 1)Testosteron hormon eksikliği: Klinefelter sendromu denen genetik hastalık, testis hastalıkları ve buna bağlı olarak testisten testosteron üretim azlığı ve diğer hipogonadizm nedenleri 2)Östrojen üreten bazı tümörler 3)Karaciğer (siroz) ve böbrek hastalıkları (böbrek yetmezliği), tiroid bezi fazla çalışması, 4)Bazı ilaçlar: İlaçlar çok değişik mekanizmalarla jinekomastiye yol açar. Bir kısım ilaç testosteron üretimin azaltarak (spironolakton gibi), bir kısmı testosteronun etkisini bloke ederek (spironolakton, simetidin gibi), memedeki östrojen reseptörlerini uyararak (östrojenler, spironolakton, digitoksin, marijuanadaki fitoöstrojenler) veya prolaktin salgısını arttırarak (fenotiazinler, metildopa, rezerpin) jinekomasti yaparlar. 5)Adrenal bez veya testisin hormon üreten tümörleri jinekomastinin çok nadir rastlanan nedenleri olmakla beraber mutlaka ekarte edilmelidir. Klinik (Belirtileri) : Tek taraflı jinekomastili hastalarda öncelikle jinekomastiye yol açan yağ kitlesi (lipom), nörofibrom gibi tümörler veya meme kanseri gibi tümörler ekarte edilmelidir. Bu açıdan jinekomastinin son zamanda başlamış olması önemlidir. Tek taraflı, sert ve çevresi düzensiz büyüme öncelikle meme kanserini düşündürmelidir. Hastanın ilaç kullanımı, ergenlik başlangıcı, hipogonadizm (seks hormon azlığı) bulguları, çocuğu olup olmadığı ve jinekomastiye yol açacak diğer hastalıkların olup olmadığı araştırılır. Laboratuvar Tetkikleri : Jinekomastili hastalarda LH, FSH, testosteron, östradiol, prolaktin ve beta-HCG gibi hormonlara bakılır. Yine hastanın karaciğer, böbrek ve tiroid tetkikleri de mutlaka araştırılmalıdır. Bazı hastalarda karın ve testise yönelik bilgisayarlı tomografi ve ultrasonografi gibi görüntüleme yöntemleri uygulanabilir. Meme kanseri düşünülen olgularda da mamografi ve ultrasonografi ile ince iğne aspirasyon biyopsisi tanı koydurur. Tedavi: Jinekomastinin tedavisi altta yatan nedene göre planlanır. Östrojen veya HCG üreten bir tümör varsa ameliyatla çıkarılır. Jinekomasti yapan ilaçlar mümkünse kesilir veya değiştirilir. Altta yatan tirotoksikoz gibi tiroid hormon fazlalığı ya da böbrek yetersizliği gibi hastalıklar tedavi edilir. Uzun zamandır meme büyümesi olan hastalarda estetik cerrahi yapılır. Testosteron eksikliği varsa testosteron tedavisiyle jinekomasti geriler
×
×
  • Create New...