Jump to content

nebe

Üye
  • Content Count

    312
  • Joined

  • Last visited

Posts posted by nebe


  1. HIZIR İNANCI (Hızır kimdir? Ne iş yapar?)

    “Hızır” sözcüğü; “yeşil” demektir ve baharı simgeler. Bu kavram ilk önceleri ilkel toplumların çok tanrılı inançlarındaki, belki “Bitki Tanrısı” denilebilecek bir kavrama karşılık gelmekte iken, daha sonra kişileştirilmiştir. Kişileştirme ise ortaya yeni bir sorun çıkarmıştır: Kimlik!HIZIR KİMDİR?Bize göre cahil ve sapık çevrelerin inanç ve kabullerine göre Hızır:“İbrâhim As.dan sonra yaşamış bir peygamber ve ya velidir. Avrupa ve Asya kıtalarına hâkim olan Zülkarneyn As.mın askerlerinin komutanı ve teyzesinin oğludur. İsminin, Belkâ b.Melkan, künyesinin Ebu-l Abbas olduğu ve soyunun Nûh As.mın oğlu Sam’a dayandığı bildirilmiştir. Bazıları da Hızır As.mın İsrailoğullarından olduğunu söylemişlerdir.Hızır lâkabıyla meşhur olmasının sebebi, kuru bir yere oturup kalktığında, oranın yeşerip, yemyeşil olmasından dolayıdır.Hızır As. Allah’ın sevgili kullarındandı. Doğdu, büyüdü ve vefat etti. Ancak cenabı Hak onun ruhuna insan şeklinde görünmek ve kıyamete kadar yardım isteyen Müslümanların imdadına yetişmek, yardım etmek, konuşmak, ilim öğretmek özelliklerini verdi.Bazı âlimler Peygamber, bazıları da Velî kabul ederler.Hızır, gerçek fizyonomisini değiştirme, sonsuz değişik kalıplarda görünme kabiliyetine sahiptir. İhtiyar bir adam, genç veya bir çocuk olabilir. Kuş, tavşan vs. gibi her türlü hayvan biçimlerine girebilir. Göz açıp yummadan uzun mesafeleri katedebilir. Yardıma ihtiyaç duyulduğu bir anda görünüp, işini bitirince hemen yok olur gider. Tabiattaki varlıkları kendi emrine alabilir. Onları kendi hizmetinde kullanabilir. Ölü insanları diriltme kabiliyetine sahiptir. Havada, boşlukta yürüyebilir; su üstünde batmadan dolaşabilir.”(!)Görüldüğü gibi cahil ve sapık olarak nitelediğimiz çevreler Hızır’a, İslâm dini ile hiç bağdaşmayan bir anlayışla insanüstü, doğaüstü güçler ve özellikler yakıştırmışlardır.DİNÎ KAYNAKLARDA HIZIRYukarıdakilere benzer şekillerde kimlik kazandırılmış Hızır inancı, Zerdüştlük, Hıristiyanlık, Yahudilik, Şamanizm ve Eski Yunan dinlerinde yer almaktadır. Özellikle de Yahudilikteki İLYA inancı, Hızır inancı ile tıpatıp aynıdır. Kitab-ı Mukaddes’e göre İlya, Yahudi mistiklerine görünmekte, onlara gizli hikmetleri öğretmektedir. Yahudi mistikleri de yollarda, çöllerde İlya’ya rastladıklarını ondan bilgi aldıklarını, maddî ve manevî yardım gördüklerini anlatırlar.İslâm dininde ise böyle bir inanç ve motif yoktur. Dinimizin tek kaynağı olan Kur’an, Hızır diye birisinden bahsetmez.Ancak, cahil çevrelerce, “yeşil” anlamına gelen Hızır sözcüğü kutsallaştırılıp, yeşil renk İslâm’ın rengi olarak kabul edilmektedir. Özellikle de Şİİ kesim bu rengi Ali sülâlesinin ve dolayısıyla da Şiilerin kutsal rengi saymaktadır. Şii kesimin Hızır’ı böyle sahiplenmelerinin bir nedeni de yine rivayetlere dayanmaktadır. Rivayetlere göre Hızır, Ali’nin cenaze namazına katılarak ehli beyte başsağlığı dilemiş, hatta Hüseyin şehit edilince de arkasından mersiye okumuştur. (!)Bu rivayetlerde Hızır’ın, Ali ve Hüseyin şehit olurken nerelerde ne yaptığı, niye bu katliama engel olmadığı hakkında bir bilgi olmadığı gibi, rivayetlerdeki ravilerin de Nevf b.Fudala el bekkali ve Ka’bü-l Ahbâr gibi Yahudi kökenli kişiler oluşu dikkat çekicidir.Müslümanlar arasında Hızır konusu ile ilgili olarak yaşanan bir diğer gelişme de, Kur’an’daki iki kıssa üzerine yapılan tartışmalar neticesinde ortaya çıkmıştır:

    Kehf suresinde anlatılan kıssadaki Musa peygamberin yol arkadaşı “âlim kul” ile Neml suresinde varlığı bildirilen Süleyman peygamberin maiyetindeki “âlim kul” hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüş ve Kehf suresindeki Musa’nın, İsrailoğulları’nın peygamberi olan Musa mı yoksa başka bir Musa mı olduğu, “âlim kul”un ise insan olmayıp melek ya da cin olabileceği hep tartışılmıştır. İşte bu tartışmalar içinde, Kur’an’da yer alan bu “âlim kul”, Hızır olarak isimlendirilmiş, çeşitli ekleme ve uydurmalarla da bu Hızır, halk içerisinde yaşayan, onlara dar zamanlarında yardıma koşan, insanüstü bir varlık olarak kabul edilmiştir. Hatta, ayrı zamanlarda ve ayrı mekânlarda yaşamış olmalarına rağmen Musa peygamberin yol arkadaşı olan “âlim kul” ile Süleyman peygamberin yanında bulunan “âlim kul”un aynı kişi olduğu, bu kişinin de Hızır olduğu kabul edilmiş ve böylece KUR’AN’A AYKIRI olarak ölümsüz, ebedî, zaman ve zemin üstü, kıyamete kadar yaşayacak HURAFE bir varlık oluşturulmuştur.Oysa, “Musa ve Âlim Kul” başlıklı çalışmamızda yaptığımız tespitler göstermektedir ki, Kur’an’da geçen bu “âlim kul” bir insandır. Bunun ispatı ve ayrıntısı, sözünü ettiğimiz çalışmamızda olup, burada vurgulamak istediğimiz husus, o “âlim kul”un, Hızır diye birisi olmadığıdır.Ama daha önemlisi, Hızır özelliklerine sahip bir varlığın mevcudiyeti Kur’an’a göre mümükün değildir:Enbiya; 34, 35:34Biz, senden önce de hiçbir beşer için sonsuzluk tanımadık. Peki, sen öldün de onlar sürekli kalanlar mıdırlar?35Her kimliği olan varlık ölümü tadıcıdır. Ve eritip saflaştırmak üzere, sizi Biz, şer ve hayır ile sınarız. Ve siz, yalnız Bize döndürüleceksiniz.HADİSLERDE HIZIR:Kehf suresinde Musa ile “âlim kul” kıssasını anlatan ayetlerin tefsirini (!) ve “İlim”i konu alan hadislerde, bu “âlim kul”un Hızır olduğu beyan edilmektedir. Metinleri çok uzun olduğu için Arapça ve meallerini örnek olarak buraya almadığımız bu mealdeki hadisler, hadis kitaplarının en sağlamı denilen Sahih-i Buhari’de bile vardır. Bu kitabın Kitabü-l Enbiya ve Kitabü-l İlim bölümlerinde Hızır’dan bahseden hadisler yer almakta ve bu “alim kul”un Hızır olduğu söylenmektedir. Ama Hadis İlminin (!) “Mevzuu Hadisler (uydurulmuş hadisler)” bölümü incelendiğinde ise, Hızır adı geçen hadislerin tümünün yalan ve uydurulmuş olduğunun MÜTTEFEKUN ALEYH olduğu, yani o hadis denen sözlerin yalan ve uydurma olduğunun OY BİRLİĞİ ile kabul edildiği görülmektedir. Bu sebeple tüm bu hadislere şüphe ile bakılır olmuştur.TASAVVUF KİTAPLARINDA HIZIRİslâm dininin yegâne kaynağı olan Kur’an’da böyle bir varlığın mevcudiyetinden söz edilmemesine ve “Hızır” sözcüğünün Kur’an’da hiç yer almamasına karşılık, tüm tasavvuf ve tarikat çevrelerinde “Hızır”, bir inanç, bir ana unsur olarak yer almıştır. Bu çevrelerde; “âlim kul”un Hızır olduğu, Hızır’ın da Nebi olmayıp Velî olduğu kabul edilmekte, Kehf suresinde anlatılan kıssadaki “âlim kul”un Musa peygamberden bilgili olmasına dayalı olarak da Velî’nin Nebi’den üstün olduğuna inanılmaktadır. “Rüya”, “Keşif” gibi aslı astarı olmayan safsataları kendilerine temel kaynak edinmiş olan bu çevreler, Hızır adındaki uydurma kişiliği de kendilerine sermaye yapmışlar ve bu konuyu çok eskiden beri, dini bilmeyenler üzerindeki sömürülerinde ilâve bir malzeme olarak kullanmışlardır.

    Hızır hakkında bir çok yalan ve yanlış olaylar uydurulmuş, bu olayları konu alan belki de yüzlerce kitap yazılmıştır. Meselâ; İmam-ı Gazalî tarafından yazılmış ve Hızır’ın bazı tasavvuf erbabıyla görüşmelerini nakleden İhyâ; Muhydidîn-i Arabî tarafından yazılmış ve Hızır’la bir çok kez karşılaşıp konuştuklarını anlattığı Futuhât; Hacı Bektaş Velî tarafından yazılmış ve Hızır’la yapılmış olan görüşmelerin yer aldığı Makâlât; İmam-ı Rabbanî tarafından yazılmış ve yine Hızır’la yapılmış olan görüşmelerin yer aldığı Mektûbât adlı eserler, bu kitaplardan birkaç tanesidir.

    Bu meşhur kişilerin meşhur eserlerinin yanında piyasada dolaşan yüzlerce tasavvuf ve tarikat kitapları ile evliya menkıbelerini konu alan kitaplarda, Hızır’dan ve onun kerametlerinden bahsedilmektedir.İslâm dini ile hiç alâkası olmayan bu kitaplar, temsil ettikleri akımın ayrı bir din olduğunu göstermektedir. Hiçbir tasavvuf ve tarikat erbabı bunu açıkça ifade etmese de maalesef bu bir gerçektir. Çünkü tasavvuf ve tarikatlar incelendiğinde, onların İslâm dininden (Kur’an’dan) ayrı bir inanç temeline dayandıkları açık ve net bir şekilde görülmektedir. Böyle olmasına rağmen “din adamı” geçinen İslâm âlimleri(!) ise, saflık görünümü altına saklamaya çalıştıkları korkaklıkları ile, o sapık hazretlerin herzelerine kılıf hazırlamaya uğraşmaktadırlar.Meselâ; Mevlâna unvanlı Celâleddin Rumî’ye ait olduğu söylenen kitaplar eğer gerçekten bu şahsa ait ise ve başta Mevlevîler olmak üzere diğer tarikat zümreleri tarafından baş tacı yapılmış olan Menâkıbu-l Arifin adlı kitapta yazılan rezillikler doğru ise, Celâleddin Rumî’nin Müslümanlığına yüz bin şahit az gelir. Ama hakkında “AŞK PEYGAMBERİ MEVLÂNA” diye kitap yazılan ve “aşk dini”nin peygamberi ilân edilen bu şahıs için hiçbir Müslüman “Ne peygamberi?” diye bir soru sormamakta, hiçbir “din adamı” kisveli zevat da tüm ülkede satışı yapılmakta olan kitap hakkında ve de bu şahsın Kur’an’a aykırı olarak Muhammed’den sonra peygamber ilân edilmesi karşısında bir söz söylememektedir.Özetle ifade etmek gerekirse; Hızır inancı, İslâm dini ile uzaktan ve yakından alâkası olmayan ve ayrı bir sapık din olan tasavvuf ve tarikat kanalı ile Müslümanlar arasına sokulmuş pek çok sapık ve yanlış inançlardan birisidir.SONUÇ OLARAK İSLÂM’DA HIZIRHızır inancı, kışın bitişini ve baharın gelişini simgeleyen, havaya, suya ve toprağa hayalî bir “cemre (kor)”nin düştüğünü varsayan “cemre düşmesi” inancı gibi gerçek dışı bir inançtır.Hızır inancı İslâmî bir inanç olmayıp, Zerdüştlük, Hıristiyanlık, Yahudilik, Budizm, Şamanizm gibi, tahrif olduğu için batıl hâle gelmiş dinlerin mensuplarında görülen bir inançtır. Bu inanç, tamamen vehme dayalı ve uydurulmuş bir inanç olup, Müslümanlar arasına da sonradan sokulmuştur. İslâm dininin biricik kaynağı Kur’an’a göre de böyle bir kişi veya varlık yoktur.

     

    HAKKI YILMAZ

    • Like 1

  2. ALLAH ve melekleri resüle hiç salavat getirirmi!!

     

     

    “Peygamber’ i putlaştırma eğilimlerin baş gösterdiği Hicrî I. yy’da suistimal edilerek anlamı kaydırılan bu ayet (33:56) üzerinde biraz dikkatlice inceleme yaptığımız takdirde salavatla ilgili hadislerin uydurmadan ibaret olduğu görülür.

    Öncelikle belirtelim ki, nebi kelimesi, Muhammed için Kuran’ın her neresinde kullanılmışsa sürekli olarak onun diri hâline işaret eder, öldükten sonrasına değil.

    … Salli ala ifadesi bu ayetten 13 ayet önce 33:43’te müminler için de kullanılıyor:

    Allah ve melekleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için sizi teşvik eder (yusalli aleyküm). Allah, müminlere karşı çok merhametlidir. (33:43)

    Demek ki Allah ve melekleri sadece Peygamber’ i değil, aynı zamanda müminleri de salat etmekte yani teşvik edip desteklemektedir.

    9. surenin 103. ayeti çok daha ilginçtir. Bu ayet, salli ala ve yusalli ala kelimelerinin anlamını daha da belirgin hâle sokar. Bu ayette Peygamber’in de müminleri salat etmesi emredilir. Tıpkı 33:56’da müminlerin kendisini salat etmekle emredildikleri gibi…

    (Ey Muhammed) Onların mallarından bir miktar sadaka al ki onunla onları temizleyesin ve ayrıca onları teşvik et (salli aleyhim); çünkü senin teşvikin onlar için bir tesellidir. Allah işitir, bilir. (9:103)

    ‘Teşvik etmek, desteklemek’ anlamına gelen salli ala ifadesini peygamber için bir dua veya gece gündüz övmek anlamına kaydırdıktan sonra ‘Benim ismim zikredildiğinde bana salavat getirmeyenin burnu yerde sürünsün!’ veya ‘Kim bana günde şu kadar kez salavat getirirse şefaatime hak kazanır’ gibi hadisler uydurmuşlardır.

    4. 33:56 ayetinde ‘sallallahu aleyhi vesellem’ sözünün tekrarlanması emredilmiyor. Burada bir işin yapılması emrediliyor. Ayetin ifadesi, ‘kulu sallallahu aleyhi vesellem (Sallallahu aleyhi vesellem deyiniz) biçiminde değildir.

    5. Kuran’ da Muhammed’in ismi tam dört kere geçmesine rağmen hiçbirisinden sonra ‘sallallahu aleyhi vesellem’ denilmemektedir.

    6. Allah’ın ismini övgü ifadelerini kullanmadan zikretmeyi Allah’a karşı bir saygısızlık olarak saymayanların, O’nun kulu ve hizmetkârı olan Muhammed’in ismini yalın olarak anmayı saygısızlık saymaları inançlarındaki hastalığın belirtisidir.

    8. Peygamber’in arkadaşları 33:56 ayetini geleneksel inanışın iddia ettiği gibi anlamış olsalardı, ‘sallallahu aleyke vesellem (Allah sana salat ve selam etsin) biçiminde bir ifadeyi sık sık kullanmaları gerekirdi. Hadis kitaplarında böyle bir ifadeye rastlanmaması dikkat çekicidir.

    9. Ünlü insanları tek bir isimle anmak evrensel bir teamüldür. Tarih kitaplarını veya günlük gazeteleri bile incelerseniz bunu göreceksiniz…”

    1. Hz. Allah ve melekleri yalnızca Son Nebi’ yi değil, aynı zamanda müminleri de salât etmektedir (33/43). Bu durumda bu hususta öbür inananlar karşısında Nebi’ nin hiçbir ayrıcalıklı durumu yoktur.

    2. 9/103 belgisinde Nebi’ nin de inananlara salât etmesi gerektiği buyurulmaktadır. Bugünün zamânı için, ölmüş bir Nebi’ nin günümüz mü’minlerine salât getirmesi, açıklanabilir nitelikte midir? Bununla ilgili olarak zâten Nebi’ nin bu salâtının ne amaç taşıdığı âyette belirtilmiştir: Çünkü onun (Nebi’ nin) salâtı inananlar için bir yatıştırıcıdır.

    3. 33:56 belgisinde “sallallâhu aleyhi vesellem” sözünün söylenmesi buyrulmuyor. Burada bir işin yapılması buyruğu var; çünkü bu belginin söylemi (ifâdesi), “Qulû: Sallallâhu aleyhi vesellem! = “Sallallâhu aleyhi vesellem!” deyiniz) biçiminde değildir.

    4. kur'anda Muhammed’ in ismi, tam dört kez anılmasına karşın hiçbirisinden sonra ‘Sallallâhu aleyhi vesellem!’’ denmemektedir. Bu da gösteriyor ki, Yüce Allah’ ın algı şemasında ‘salavat getirme’ diye bir şey yoktur. Eğer böyle bir şey olsa idi, sorunsal (problematik) olarak ele aldığımız 33/56 belgisine koşut ve El-Kitap’ ın Mübiyn (âyetlerin kendisi ile tebyin edilmiş olan) önadına uygun olarak bizzat Allah’ ın Hz. Muhammet’ in ismini andığı belgilerde salavat getirmesi gerekirdi.

    5. Saygıdeğer Son Nebi’ nin sahabesi, 33/56 belgisini geleneksel inanışın bugün savladığı gibi anlamış olsaydı, “Sallallahu aleyke vesellem! = Allah sana salât ve selam etsin!” biçiminde bir söylemi sık sık kullanması gerekirdi. Hadis kitaplarında böyle bir söyleme rastlanmaması düşündürücüdür.

    (alıntı)


  3. bu yazının yazarı eren erdemdir. ama ben bu konuyu daha önce edip yükselden dinlemiştim (çok sevdiğim biri değil ama bazı konularda net güzel bilgiler veriyor. edipin kevser suresi 2. ayete verdiği meal ''Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kendini ada/yönel.'' şeklindedir. kuranı bütün okuduğunuz zaman kurban hac da farz kılınıyor. Allah salat ve yardımlaşmaya çok önem veriyor. salat ise kuranda birkaç şekilde (eş sesli) geçiyor. zekat sadaka, ihtiyacı olana yardım son derece önemli.

    Not: sakın kimse kurban kesmeyin diye algılamasın.

     

     

    face arkadaşlarımdan birinin başından geçen olay:

     

     

    Otuz senelik bir arkadaşımla telefonda bayramlaşıyoruz. Hayvan kesmiş yorgunluğunu anlatıyordu,

    __ Yedi kişi bir danaya girdik, sen ne yaptın?

    __ Biz 5 kişi bir İnsana girdik..

    --- Nası ya anlamadım ?

    --- 5 kişi diyorum, bir araya geldik, iki aydır çalışmayan birinin evine gittik.

    2 aylık ev kirasını, birikmiş faturalarını ödedik, mutfağına ne lazımsa kolilerle indirdik.

    Son olarak da esas müjdeyi verdik, bayramdan sonra yeni açılan Bir firmada 2000 tl maaş+sgk+yemek ücreti

    işe başlıyorsun.

    Hadi hayırlı olsun.

    --- Çok güzel yapmışsınız da Kurban yerine geçer mi ?

    --- Senin et dağıttığın insanlar bu adam kadar sevindi mi ?

    --- Hayır, zannetmiyorum.!

    --- Öyleyse geçti..! Amaç kurban ( Allah'a yakınlaşmak, paylaşmak ) ise biz yakınlaşmak adına paylaştık,

    bu huzur ve vicdan rahatlığı bizim için bayram oldu.

    --- Doğrusunu söylemek gerekirse kesim esnasında isyan edesim geldi, babama bir daha gelmeyeceğimi söyledim.

    Gelecek sene beni de aranıza alsanıza...!

    --- Seve seve dostum..! Aslında herkes bu bilinçle guruplar kurup, 7 kişi bir dana yerine bir insana girse

    ortalık cennet çığlıklarıyla dolar. Bizler de iyi birşeyler yapmış olmanın mutluluğunu yaşarız..

    (ALINTI)


  4. matrix kardeş hatırladığım kadarıyla siz gerçeği arayan, hurafelerde diretmeyen bağnaz olmayan biriydiniz. bende buna güvenerek sizinle aşağıdaki bilgiyi paylaşıyorum. çünkü aklını kullanmamaya and içmiş gibi davranan koyunlara hiçbirşey anlatamıyorsun. kevser sureinde yanlış meallendirme sözkonusudur. açıklama aşağıdaki alıntıda mevcuttur.

     

     

     

     

    . Kur’an’ın ayetleri üzerinde yapılan “çeviri tahribatları akabinde üretilen yapay algılamalara dikkat çekeceğim.”

    Kurban’ın hayvan kesmek olduğu iddiasını besleyen surelerden birinin de Kevser suresi olduğu iddia edilir. Malum, Kevser suresi bir namaz suresidir. Surenin ikinci cümlesinde “fe salli li rabbike venhar” ifadesi, Rabbin için namazı kıl ve kurbanı kes biçiminde çevrilir. Bu çeviri tamamen bir katliamdır.

    Ayette geçen “salli” kalıbı, salat kelimesinin bir veznidir. Bu kalıp, şu ayetteki kalıp ile hemen hemen aynı manaya gelir. “Allah ve melekleri o resule salli ederler.” Eğer buradaki salli kelimesini “namaz” diye çevirirsek, Allah ve melekleri peygambere namaz kılmış olur. Ki bu saçma ve hatalı bir yakıştırma olacaktır.

    Dolayısı ile buradaki salli, “destekleme” anlamıyla çevrilir. Allah ve melekleri peygamberi desteklerler...

    O halde Kevser suresinde ki salli kelimesi de “desteklemektir.”

    Ve gelelim venhar kelimesine. Venhar, nahr kökünden türemiş bir kelime olup, boğazına bıçak dayanmış devenin göğsünü ileri attırması manasına gelir. Yani “bir işi göğüslemektir.” Ama vatandaş kalkmış, bıçağı dayama kısmını almış ve olmuş sana hayvan gırtlaklamak...

    Allah’a yaklaşma

    Bu haliyle Kevser suresinin doğru çevirisi;

    “Rabbini destekle/devrimcilik yap ve güçlükleri göğüsle” biçiminde olmalıdır...

    Maide suresi 27. ayet konuyu ayrıca zenginleştirmekte dir.

    Onlara Âdem’in iki oğlunun haberini de gerçek olarak oku. Hani, ikisi birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmişti, ötekinden kabul edilmemişti. “Seni mutlaka öldüreceğim.” dedi. Öteki: “Allah sadece takva sahiplerinden kabul eder.” dedi.

    Habil ile Kabil olarak bilinen bu iki kişi arasındaki dialog, görüldüğü gibidir. Bilindiği üzre, ‘’hayvan kesme geleneği, İbrahim Resul ile ilişkilendirilmektedir’’. Yani, Kuran’ın kurban getirdiler ifadesi, İbrahim Resul öncesinde olmuş bir olay ile ilişkilendirildiğinde, hayvan kestikleri manasına gelmez! Bu, Allah’a yakınlaşma adına bir fiil,eylem ürettikleri manasına gelir...

    Yukarıdaki ayette gördüğümüz gibi, bu iki kişiden biri, doğru bir eylem üretmiş, yani Allah’a yaklaşmıştır. Diğeri ise, yaklaşamamıştır. Yine yaklaşamama nedeni ayetin devamında belirtilir ; ‘’Seni muhakkak öldüreceğim’’. Bu, kibrin ve egonun dışavurumudur. Kibir ve ego, toplumsal paylaşımı engelleyen, tarihsel süreçte Kuran’ın temel düşmanı olan şirk dininin, yani mal ve servet yığmak sureti ile bireyci tutum sergileme dininin temel kıstasıdır. Kuran, bütün olarak infak ayetlerinde, mal ve servet yığıcıların dinini ‘’şirk’’ dini olarak tanımlarken, bu genel izahat çerçevesinde, yukarıdaki söylem; bu dine mensubiyet manası taşımaktadır

    • Like 1

  5. bakın Peygamberimiz kıyamette bizi Allaha nasıl şikayet edecek

    Furkan 30 : Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terkettiler.

     

     

    ama kuranın ne dediği kimin umurunda! atalarımızın dinine uymak varken ne diye itikadımızı bozalım. bunca alim yalan mı söyledi , yanlışmıydı.... hep aynı teraneler.

    Ya haklılarsa ucunda koskaca ahiret kaybı var araştıralım demek gerekirken itikadımızı bozmayalım nasıl bir mantık hatası. bu mantıkta olanlar şia aileden doğsaydı koyu bir şia olup Sünnileri müşrik olarak göreceklerdi. Peygamberimizin katıksız değiştirilmemiş gerçek sünneti Kurandı. o kuranı tebliğ etti, onu yaşadı ve onunla hükmetti.


  6. Eser Demirden alıntı..

     

    Şirk, ikinci bir Allah var demek değildir..Veya bir valığa ilah, Allah demekte değildir..

    Dersen buda şirktir ama, bunu İblis bile demiyor..İnsanlık tarihi boyu...nca bunu diyen hiç kimse olmamış zaten..

    Kur'an' ın anlattığı şirk, Allah' a ait bir sahaya başka valıkları veya kendini "" ortak "" etmesidir insanın..

    Şirk; şirket sözcüğünün köküdür..Şirket kurmaktır şirk..Ortak etmektir.. Örneklemek gerekirse, duanın Allah yalnızca kendisine yapılamasını emretmektedir..Dua alanını kendisine has kılmıştır.. Bu alana bir başka varlığı ortak etmek, bu alanı Allah' la beraber o varlığada verip, " Allah + o varlık " ikilisinden oluşan, iki ortaklı bir şirkete çevirmektir dua müessesesini..

    Şefaat ya resulullah...

    Bu bir duadır..Allah' a değil, resule yapılan bir duadır.. Şefaat yardımı, Allah' tan değil, resulden istenmektedir..Allah' a değil, resule dua edilmektedir.. Bunu böyle söylediğiniz an, "Allah' ın izniyle" şefaat edecek derler.Yani Allah zaten devrededir..Dolayısı ile, dua konusunda ki olay;

    Allah+resul ortaklığında iki ortaklı bir şirket müessesesine dönmüştür..

    İşte şirke bir örnek..Kimse resule ilah demedi, Allah' ta demedi..Resul dedi..Ama resulü Allah' a ait bir sahaya, dua sahasına "" ortak "" ederek, resulü duada Allah' a ortak etti...

    Şirk, ortak etmektir..

    Ve hiç kimse, şirkini Allah' tan bağımsız bir halde yaşamaz..Her müşrik, putuna bu yetkiyi Allah' ın verdiğini iddia eder..Hep Allah' ın izniyledir..Hiç kimse, benim putum bu yetkiyi Allah' tan zorla aldı demez.. Şirki yasaklayan Allah' a , şirke izin verdi diye iftira atarlar..

    Sanki Allah' ın izin vermesi ortaklık olmasını değiştirir..Kim kime zorla ortak olmuş ki ? Veya izin verilerek yapılan anlaşmaların, ortaklıkların, izin veriliyor olması, izinle olması, onun ortaklık olduğu gerçeğini değiştiriyor mu ?

    Biri bana ortak olacaksa elbet benim iznimle olacak.. Ben izin verdimde oldu diye, artık ortak olmamış mı olacak...

    Allah' ın izin vermesi, kendine ortak seçmesi demektir..Allah' ta ortağım yok diyorsa, böyle bir izni kimseye vermiyor demektir..

    Allah' a iftira etmeyin..Haddinizi bilin !! Allah' ın gazabı çok şiddetlidir..Acilen aklınızı başınıza alın..Yoksa gelecek olan bir günün azabından sizi kimse kurtaramaz..


  7. güzel bir konu.sadece kurani kerimi arapca okumayalim.mealinide okuyup anlamaya calisalim , yasayalim,anlatalim sirk dolu bilgilerle beynimizi doldurmayalaim arastiralim.rabbim derki" halaa aklinizi calistirmazmisiniz" der

     

    haklısın kardeşim ama ne yazıkki kime kuran desem yüzü asılıyor.

    zaten Allah ayetlerinde müşriklere ayetlerden bahsettiğinde yüzlerinin asılacağını söylüyor. kuran anlamak yaşamak öğüt almak için gönderilmiş bir hayat kitabı. ama ne yazıkki tıpki Peygamberimizin ahirette bizi şikayet edeceği gibi( ''Allahım bu ümmetim benim kuranı terketti'' ) gerçekten kuranı asırlardır terkettik.

    Hem Allahın yazılı ayetlerini (kuranı) okuyup hayatımıza geçirmeliyiz hemde kainat ayetlerini okumalıyız (ilim öğrenmeliyiz)

    Allah akletmeyenlere pislik yağdıracağını söylüyor kitabında. bakın bi Müslüman toplumlarına ne içinde. Allah ve meleklerinin müminlere destek olacağını söylüyor yaradan yüce kitabında peki bizim halimiz neden böyle??? çünkü biz akletmeyeli , kuranı arkamıza atalı yüzlerce yıl oldu


  8. Kuran'da her şey yoktur diyen kaç defa açıp okumuş acaba?

     

    maalesef çok haklısınız

     

    neden bu kadar tabisiniz diye soruyoruz kuranı iyi biliyor diyor

    sen okuyor musun dediğinde arapça okuduğunu kendinin anlamayacağını söylüyor

    peki hiç okumadığın bir kitabı çok iyi bildiğini söylediğin kişinin gerçekten iyi bildiğini neye dayanarak söyleyebiliyorsun?

    Allah kuran eksiksiz tam derken , yeterli derken hatta hud suresi 1, 2 de

    ''(1-2) Elif Lâm Râ. Bu Kur’an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır. (De ki:) “Şüphesiz ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” derken yaratıcıya güvenmeyip

     

    kuran islamı sapıklığı çıktı diyenlere inanmayı tercih tercih ediyorlar. Anlamak mümkün değil. tabiki herkesi dinle doğruları al ama kuran dışında hiçbirşeyi alma. Allah her sözü dineyip doğru olanına uymamızı öğütlüyor.

    adama ayetlerden bahsediyorum geç bi onları ama falanca imam böyle fişmanca hoca şöyle dedi diyor...

    biz şirki cansız putlara secde zannediyoruz ama Allah dışında otoriteye uymanın şirk olduğu kuranda apaçık görülüyor. kimse Allah adına bu helaldir şu haramdır diyemez. derse diyende, ona uyanda şirktedir (ayetlerle sabit)

    ALLAH NE DİYORSA O!!! deyip kestirmek gerekiyor


  9. Eser Demir den alıntıdır 04.07.2014

    Kıyam.. ( Ayaklanma )

     

    La ilahe illallah..

     

    Müşrik Allah' ın varlığına ve "" birliğine "" inanır.. Dünyada ki hiç bir dinde Allah iki değildir..Her din Allah' ın varlığına ve birliğine iman eder.. Yezidilikte ( şeytanperestlik ) bile Allah vardır ve birdir..Ama Allah çok iyidir..Allah' tan kötülük gelmez..Kötülük; şeytandan gelir, Bu nedenle ibadet edilip, korunulması gereken şeytandır felsefesiy...le; yezidiler şeytana ibadet ederler.. Yezidilik bile, Allah' ın varlığına, birliğine, iyi olduğuna iman eder..

     

    Bu nedenle bu vasıflar kimseyi müslüman yapmaz..Bu vasıfları hem şeytan, hemde şeytana tapan Yezidi' lerde taşırlar..

     

    Bir insanı müslüman yapan, dinini sadece Allah' a özgüleyebilmesidir.. Tüm resulleri Allah, bunu tebliğ edip, bunu anlatsınlar diye resul seçti ve görevlendirdi.. Her resul şu ilahi cümleyi tebliğ etti, bu cümle için savaş verdi, bu cümleyi yaşadı, kimileride bu cümle uğrunda öldürüldü...

     

    LA İLAHE İLLALLAH..

     

    Yeryüzünde bunu söylemeyen insan yoktur.. İster Hristiyan' a gidin, ister Yahudi' ye, ister Budist' e, ister Şintoist' e, ister Yezidi' ye.. Hiç farketmez..Hepsi size bu cümleyi "" canı gönülden "" söyleyecektir..

     

    Demek ki bu cümleyi "" söylemek"" te insanı müslüman yapan birşey değil..

     

    Müslüman "" teslim olan "" demek.. İnsan "" yalnızca Allah' a "" teslim olduğunu söyleyerek müslüman olmaz..İnsan; "" yalnızca Allah' a teslim olarak "" müslüman olur.. Müslüman olmak; söylemden değil, eylemden geçer..

     

    İlah kelimesi "" Allah "" olarak algılandığı için, dahada doğrusu, İblis ( düşünce yetimiz ) insanları "" sonsuzluk ağacı, çökmez mülk ve saltanat "" ile kandırıp, dinden kazanç sağlama, mülk ve saltanat elde etme bu vesile ilede ölmeyecekmiş gibi yaşama vesveseleri ile, ilah kavramının içini boşaltıp, "" menfaat "" doğrultusunda kendi kafasına göre doldurttuğu için, tevhidin anahtarı olan bu cümle, şirkin üstünü kapatan sihirli bir değnek haline getirilmiştir..

     

    Kur'an Zuhruf suresi 43. ayette şöyle der:

     

    "" Gördün mü arzularını ilah edinen kimseyi, şimdi ona sen mi vekil olacaksın ""

     

    Ayet arzuların ilahlığından bahseder.. Arzuların ""Allahlığından "" değil.. Arzuların yaratıcılığından hiç değil.. İlah kelimesini Kur'an, sözüne itaat edilen / otorite gibi anlamlarda kullanır.. Kim arzularının, heva ve hevesinin emrine girmişse, o kişi artık müşriktir.. Allah' ın otoritesi altında değil, arzularının otoritesi altındadır.. Allah' ın otoritesi altında olması gerekirken, Allah' ın yerine arzularını koyduğu için, arzuları ile Allah' a ortak koşmuştur..

     

    Bu konu açıldı mı akla ilk şu soru gelir daima..Arzularımıza nefsimize hangimiz uymuyoruz? Hangimiz hatasızız, hangimiz günahsızız..Evet bu sorunun cevabı hemen hiçbirimizdir..Burda dikkat edilecek nokta şudur. Nefsine uymak ayrı şeydir, nefsini ilah edinmek ise apayrı birşeydir..

     

    Şöyle örnekleyelim;

     

    İnsan bir günah işlerken, nefsine uyarken, içinde Allah' a karşı bir mahçubiyet, bir pişmanlık taşıyorsa, bu kişi için ilah Allah' tır.. Çünkü Allah' ın ilahlığı aklında ve kalbindedir..Pişmanlığı, rahatsızlığı bu nedenledir.. Bu pişmanlığını bastırmak için, herhangi bir çıkış yoluna gitmiyorsa, uygulayamasada hükme itiraz etmiyor ve "" Allah beni affetsin "" diyorsa, bu insan sadece günahkardır.. Örneğide bir örnekle örnekleyelim:

     

    Diyelim ki, alkol alıyorsunuz.. Bu konuda hüküm açıktır.. İçmeyeceksiniz değildir hüküm.. "" yaklaşmayacak sınızdır "".. Yani hükmün tartışılacak hiç bir yanı yoktur ve haramdır.. Ama siz içeceksiniz.. Şayet içerken;

     

    "" İki duble içip yatacağız, kimseye bir zararımız yok "" gibi bir söylem kullanır, hükmün üstüne, yumuşatıcı bir hüküm koyarsanız, işte burda film kopar.. Bu söylem, insanın ilahlaşmasıdır..Çünkü Allah' ın hüküm koyduğu bir konuda, başka bir hüküm icra ederek yumuşatma yoluna gitmiştir insan..Buda Allah' a hükmünde ortaklık olur.. Şayet içerken, "" Günahtır, Allah' ın hükmü ortadadır, beni affetsin "" diyerek içiyorsa, ki bunu diyebilen insan, zaten pişmanlıkla içer, bu sadece insanı günahkar yapar..

     

    Nefsin ilahlaşması ise, artık insan ne günah işlerse işlesin, Allah' ı hatırlamaz duruma gelmiş olmasıdır.. Allah unutulmuş, Allah' ın yerini tamamen "" nefs "" almıştır.. Arada ki bu ince çizgi, tevhidin ne kadar hassas bir itikat olduğunuda gözler önüne sermektir..Bu nedenle Allah; takva için "" korunma ve sakınma "" terimlerini kullanmıştır.. Tevhid ehli her an şirkten sakınan, aklında devamlı Allah olan, onun sahasını bilen, girmemek ve kimseyi kendi tarafından girdirmemek için mücadele verip, bundan korunan ve sakınan insandır..

     

    Bu durumda ilah teriminin; otorite anlamına geldiğini Kur'an' la belgeledikten sonra, kendi kendimize soralım :

     

    Allah' tan başka ilah var mı; yok mu ?

     

    Benim cevabım:

     

    İlahtan çok ne var..Her yer ilah.. Herkes otorite..Şahıslar ilah, kurumlar ilah..

     

    İşte la ilahe illallah, bu sahte ilahları red etmek, bu sahte ilahlara, "" size kulluk etmeyeceğim, sizi tanımıyorum "" deyip resti çekmek ve kelamı, kitabı Kur'an' la yalnızca Allah' a teslim olacağının, ilah / otorite olarak yalnızca Allah' ı tanıyacağının, Allah' tan başka kimsenin emrine itaat etmeyeceğinin, yani Kur'an' da yazmayan birşeyi dinden atacağının, yalnızca Kur'an' da yazanlarla Allah' a itaat edeceğinin sözünü vermektir..Bunu hayatına taşıyan insana "" müslüman "" denir..

     

    Kur'an' da şu yazmaz demek, insanı Allah muhafaza dinden çıkartır.. Çünkü bu Allah' a ortak bir ilah belirlemektir.. Yazmayanı yazan bir başka ilah.. Adına ister ilah densin, ister kul..Farketmez.. Allah katında, yazmayanı din yapan kişi ilahtır..Buna uyanda yazanın kuludur..Çünkü emrine itaat etmiş olur..

     

    Akla şuda gelebilir..Çalışan insanlarız.Kimimiz askeriz, kimimiz şirkette personel..Hepimizin üstleri var.. Bu durumda onlarda ilah olmuyor mu ? Biz çalışarakta şirke düşmüş olmuyor muyuz diye haklı bir soru gelebilir..

     

    Bu sorunun cevabı ise şöyledir:

     

    Komutanınızın size yarın bölüğü topla diye bir emir verdi.. Bu dinmidir değilmidir önce buna bakacak sınız..Şayet bu din değilse, Allah bu konuda bir hüküm koymamışsa, bu konuyu geçim ve düzenin sağlanması ile ilgili kullarına bırakmışsa, bu emre itaat etmekte bir sıkıntı yoktur.. Şayet;

     

    Komutanınız, yarın akşam, Ahmet albayın kafasına sık diye size emir veriyorsa, işte sıkıntı burdadır..Çünkü öldürmek; kısasa kısas, nefsi müdafa ve terör gibi durumlar haricinde büyük günahlardandır..Allah' ın bu konuda ki hükmü açıktır..

     

    İşte siz böyle bir durumda, Allah' ı değil, komutanınızı dinlerseniz, komutanınızı ilah edinmiş olur sunuz..

     

    Bu nedenle Kur'an;

     

    Allah' a, resule ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin der..

     

    Yani resulünde, komutanında, patronlarında verecekleri emirlerde, yaptıracakları işlerde, kaynak yine Allah olmak zorunda, resul, komutanlar, patronlarda emir verirken, iş yaptırırken, Allah' ın çizdiği sınırlar içerisinde kalarak, Allah' ın sahasına girmeyerek, kaynağı Kur'an olarak belirleyerek görevlerini icra etmek zorundadırlar.. Ki kendilerini ilahlaştırmış, Allah' a rakip olmamış, kendilerini Allah yerine koymamış olsunlar..

     

    Patron, size ürün verirken terazide oynama yap diyorsa; "" Allah' ın terazide oynama yapma "" kelamının, hükmünün karşısına, kendince doğru ve zıt bir hüküm koyarak, kendini ilahlaştırmış ve Allah' a "" terazi "" hükmünde kendini ortak etmiş olur.. İşte ilahlık ilanı budur..Sizde "" Allah yasaklıyor "" demeyip yaparsanız, Allah' ın değil, patronun sözünü dinlemeyi tercih ettiğiniz, Allah' ı patronunuza değiştiğiniz, kulluğunuz itaatiniz Allah' a değil, patronunuza olduğu için, sizin ilahınız patronunuz olur..Sizde itaat ettiğiniz için artık patronun kulu olur sunuz..

     

    Müslümana düşen "" Allah yasaklıyor "" Allah' tan başka ilah / hüküm koyucu / otorite kabul etmiyorum ben deyip, itiraz edip, yapmamaktır..

     

    La ilale illallah bir söylem değil, cihanda ki en büyük eylemdir..Şirk ne kadar şiddetli ise, la ilahe illallahın icrası, şirkten çok çok daha fazla şiddetlidir.. Ve cihanın en büyük eylemidir..

     

    Bunun adı Kur'an' da; kıyamdır..

     

    La ilahe illallah..!!

     

    **

    Kıyam; Allah' ın karşısında ayaklanmak değildir ..!

     

    Kıyam; Alah' ın yanında ayaklanmaktır..!

     

    Kıyam; Allah yasaklıyor, veya serbest bırakıyor; sende kimsin deyip ayaklanabilmektir..!

     

    Kıyam; Allah bu konuda konuşmamış, oda kimki deyip; başkaldırabilmektir..!!

     

    Kıyam, Kur'an' da yazmaz diyene, Allah yazmamışsa, yazan diğer ilahı ben red ediyorum diyebilmek ve rededip, şahlanabilmektir..!!

    ...

    Kıyam...Kur'an' da ayakta dinelmek değildir, Kıyam Kur'an' da; bambaşka birşeydir..Bambaşka bir ayaklanış, bambaşka bir şahlanış, bambaşka bir başkaldırıştır.!

     

    Anlatılmaz..Anlatılmaya çalışılır..Kıyam, yaşanır..!! Ve Kıyam özgürlüğün doruk noktasıdır..Çünkü insan fıtraten özgür yaratılmıştır..!!

     

    La ilahe illallah, en büyük özgürlük parolasıdır..!!

     

    Kıyam; Allah' ın yanında, davasına hizmet vererek ayaklanmaktır..!!


  10. KURAN’DA HERŞEY YOKTUR DİYENLERE…

     

    Bugün sizlerle konuşmak istediğim konu, bizlere kuran yetmez, çünkü kuranda her şey yoktur, özet bilgi içerir diyerek İslamı yaşamak ve anlamak için beşerin birçok kitaplarına bizleri yönlendiren, kuranın yetmeyeceği tezini savunan düşüncenin, doğru olup olmadığını kurandan arayıp, aslında her şeyin kuranda nasıl olduğunu göstermektir.

     

    Bizler İslamı o kadar yanlış bir yolda yaşıyoruz ki, bunun farkına varmak için kuranı birkaç kez anlayarak okumak yeterli olacaktır, bir şartla okumalıyız, ön yargısız ve Rabbim`e dayanıp kuranın ipine sarılmak şartıyla. Bu yazıyı okuyan kardeşlerimden tek bir ricam olacak, daha önce geleneksel İslamın öğrettiklerini Kuran ayetleriyle karşılaştırdıktan sonra, Allah`ın sözleriyle bize aktarılan hadisler birbirine uymadığında lütfen eeee peygamberimizin hadisleri ne olacak? Ne yani peygamberimiz postacı mıydı demeyiniz. Peygamberimiz Allahın ayetlerine ters düşecek bir şey söylemeyeceğine göre, demek ki o söz peygamberimizin sözü değilmiş deme zamanı geldi artık sanırım. Kuran özet bilgidir ve orada her şey yoktur diyenlere bakın Rabbim ne cevap veriyor.

     

    Kehf Sur54. ayet; Yemin olsun, biz, bu Kuran`da, insanlar için her türlü örneği değişik ifadelerle gözler önüne koyduk. İnsan ise varlığın, tartışmaya en çok tutkun olanıdır

     

    İsra suresi 89. ayet; Yemin olsun, biz bu Kuran`da, insanlar için her benzetmeden nice örnekler sıraladık. Ama insanların çoğu inkâr ve nankörlükten başka bir şeyde diretmediler.

     

    Bunlara benzer onlarca ayet yazabilirim, bakın hepsi ne diyor? İnsanlar için her türlü örneği değişik ifadelerle gözler önüne koyduk diyor. İnsanlar için her benzetmeden nice örnekler sıraladık diye çok açık ve net belirtiyor. Şimdide şu ayet hakkında düşünün lütfen. ( Enam suresi 104. ayet; Gerçek şu ki, size Rabbinizden gönül gözleri gelmiştir. Kim görürse kendisi yararına, kim körlük ederse kendisi zararına… Ben sizin üzerinize bekçi değilim. ) Burada bahsedilen gönül gözü ne olabilir dersiniz? Elbette KURAN. Kuranda her şey yoktur diyenlere sormak isterim, acaba Rabbim bizlere gönül gözü, rehber olsun diye indirdiği kuran açık ve detaylı değilse, nasıl bizlere rehberlik edecek ve gönlümüzün açıkgözleri olacak? Akıllarını ve düşünme melekesini birilerine teslim edenler, kiraya verenler elbette bunun farkında olamayacaktır, Allah böyle durumlardan bizleri korusun.

     

    Şimdi de Kuranda her şey yoktur diyerek verdiği örnekleri tek tek kuran süzgecinden geçirelim. Önce şunu söylemeliyim. Bizler dinimizi kurandan öğrenmediğimizden bizlere öğretilenleri kuranda bulamadığımızda ne yazık ki bakın işte bunlar ya da şunlar kuranda yok. Demek ki kuranda her şey olmuyormuş düşüncesiyle farkında olmadan beşerin kitaplarını hâşâ kurandan üstün tuttuklarının farkında bile değiller. Hâlbuki formül o kadar açık ve net ki, Allah ayetinde ne diyordu? (Zühruf Suresi 44 Gerçek şu: Bu Kuran sana ve toplumuna elbette ki bir hatırlatıcı/bir düşündürücü/bir şeref/bir öğüttür. Bu kitaptan sorumlu tutulacaksınız. ) Peki, dostlar Allah sizleri bu kitaptan sorumlu tutacağım dedikten sonra, acaba hâşâ sözünde durmazda kuranda olmayan, hiç bahsedilmeyen başka şeylerden de sorumlu tutar mı dersiniz? Bunları söylerken bile üzüntü duyuyorum ama hala birileri anlamamakta ısrar edebiliyor.

     

    Kuranda her şey yoktur diyenler şu örnekleri veriyorlar;

     

    -Kuranda namazın nasıl kılınacağı, hangi duaların okunacağı ve rekât sayısı yoktur, demek ki bakın her şey yazmıyormuş kuranda.

     

    -Hacca gittiğimizde neler yapacağız detaylı anlatılmamıştır, örneğin şeytan taşlamayı kuran yazmaz, demek ki her şey yokmuş kuranda.

     

    -Zekâtlarımızı nasıl vereceğiz, ne kadarını vereceğimiz yazmıyor, demek ki kuran her şeyi yazmıyormuş.

     

    Konuyu daha fazla uzatmamak için devam etmedim daha çok şeylerin olmadığını iddia ediyorlar, ama her nedense bunun tersini düşünmeyi yani yanlıştan doğruya gitmeyi hiç düşünmüyorlar. Ne demek yanlıştan doğruya sözü derseniz birlikte yapalım. Bize bir söz söylendiğinde onu test ederiz inanmadan önce. Örneğin birisi ben 18 yaşını doldurdum derse kanıtlamasını isteriz ve çıkar bakalım nüfus kâğıdını deriz ve baktıktan sonra doğruysa inanırız. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Peki din ve iman adına bizlere söylenen sözleri neden kontrol etme gereği duymuyoruz dersiniz? Yoksa kontrol edilecek veri, bilgi, güvenilecek rehber elimizde yok mu? (HÂŞÂ) Ya da elimizdeki rehber çok açık ve net değil mi de bizler böyle bir kontrol mekanizmasına müracaat etmiyoruz? Hani Allah bizleri kurandan hesaba çekecekti ne oldu Rabbin bu sözü? Unuttuk mu, hatırlamak mı istemiyoruz? Madem birileri kurandan her şeyi bulamadıkları için tedirginler, acaba kimler Rabbin katında çok güvenli de onun sözlerine iman edelim? Bu konuda emin olan var mı aramızda? Hangi mezhep imamının sözleri Rabbin korumasında bilen varsa söylesin de aydınlanalım. Rahman güveneceğiniz, dayanacağınız yalnız ben varım dedikten sonra, nasıl olurda bunun tersini söyleriz. Kimin takvaca üstün olduğunu, kimin doğru yolda olduğunu Allah yalnız ben bilirim diye bizleri uyarıyor, nasıl olurda birilerini veliler edinip ardına düşeriz ve kuranda olmayan sözlerini Allah emri diye alırız, doğrusu anlamakta zorlanıyorum.

     

    Şimdide gelelim kuranda olmadığını söyledikleri konulara. İşin ilginci onlara tam tersi soruyu sormak gerekirken, bizler Kuranı savunmaya kanıtlamaya geçiyoruz. Hâlbuki Rabbim sizleri kurandan hesaba çekeceğim demişken, onlara sormak gerekir, sen kanıtla senin kuranda olmayan ve inandıklarının Allah emri olduğunu demek gerekir. Neyse biz yinede zoru seçelim ve anlatalım Allahın izniyle.

     

    Kuranda en çok bahsedilen konulardan birisi de namazdır. Allah hem çok bahsedecek hem de bunun nasıl olacağını izah etmeyecek doğrusu bu da ilginç bir yaklaşım ve savunma tarzı. Namaz kılmak İbrahim peygamberden bu yana her topluma farz kılınmıştır. Örneğin Bakara suresi 83 ayetinde İsrail oğullarına da namazın farz olduğunu söyler kuran. Ali İmran 39. ayette namazın bizden önceki ümmetlere farz olduğunu anlarız. Namaz kılarken yapacağımız hareketleri Allah bizlere anlatmıştır. Bakın Meryem anamıza nasıl namaz kılacağını hatırlatıyor tamamen şeklini bile tarif ederek. (Ali İmran 43: Ey Meryem, Rabbine divan dur, secdeye kapan ve rükû edenlerle birlikte rükû et. ) Yani Allahın huzurunda saygıyla ayakta dur, buna kıyam duruşu diyoruz. Devamında da yine secde ve rüku duruşunu anlatıyor. Tevbe suresi 112 ayette de namazın en önemli unsurlarını söyler ( …rükû edenler, secdeye kapananlar…) (Hac sur. 26: Bir zamanlar İbrahim için, o evin yerini, şöyle diyerek hazırlamıştık: Bana hiçbir şeyi ortak koşma, evimi; tavaf edenler, kıyamda duranlar, rükû-secde edenler için temizle. ) Ayet ne kadar güzel açıklıyor, hatta İbrahim peygamberimizden bahsederek. Kabeyi hazırlaması için emir verdiğinde o evi tavaf edenlerin nasıl namaz kılacağını bile açıkça söylüyor. Kıyamda duranlar yani ayakta saygı duruşunda duranlar, rükû yani saygıyla eğilenler Allah önünde, secde edenler yine Allahın karşısında saygıyla yerlere kapananlar dua edenler için hazırlanıp temizlendiğini belirtiyor. Daha bu konuda birçok ayet var ama anlayana bunlar yetecektir sanırım.

     

    Şimdi de genel olarak düşünelim tüm İslam âlemi namazı aynı şekilde mi kılıyor? Kuranın emrettiği ana konular hepsinde aynıdır değişmez, nedir bunlar? Kıyamda durmak yani Allahın huzurunda saygı duruşunda durmak, eğilmek rükû etmek ve secdeye kapanmak aynıdır. Peki, ne gibi değişiklikler var derseniz, örneğin bir kısmı kıyam duruşunda ellerini bağlamaz yana salar, bir kısmı bağlar. Bir kısmı şekil ve oturuş kalkışta küçük değişikler eklemiştir. Ama hiçbirine yanlış ya da hatalı kimse diyemez. Çünkü hepsinde istenen Allahın kıyam, rükû ve secdesi vardır. Şimdide bakın namazlarda hangi dualar okuyacağımız yazmıyor kuranda diyenlere cevap verelim. Allah müzzemil suresinde (O halde Kuran`dan, kolayınıza geleni okuyun!) diye açıklık getirir. Demek ki namazda okunacak duaların sabitlenmesi ve öyle okumazsan kabul olmaz denmesi asla mümkün değildir. Çok daha açık anlatmak gerekirse bakın Rabbim namazla benden nasıl yardım isteyin diyor ayetinde. ( Bakara 45: Sabra ve namaza sarılarak yardım dileyin. Hiç kuşkusuz bu, kalbi ürperti duyanlardan başkasına çok ağır gelir. ) ( Bakara 153: Ey iman sahipleri! Sabra ve namaza sarılarak yardım dileyin. Hiç kuşkunuz olmasın ki, Allah sabredenlerle beraberdir) Allah namazla kendisinden yardım dilenmesini istiyorsa namazlarda şurasında şu duayı okuyacaksın demek kurana asla uymaz. Rahman namazla benden yardım dileyin diyor ama birçok ayetinde de nasıl dileyeceği örneğini de veriyor. Birkaç örnek verelim. (Bakara 201: Onlardan kimi de şöyle yakarır: “Ey Rabbimiz, bize dünyada da güzellik ver, âhirette de güzellik ver! Ve bizi ateş azabından koru. ) ( İsra 80: Şöyle yakar: “Rabbim! Beni, gireceğim yere doğruluk-dürüstlükle sok, çıkacağım yerden doğruluk-dürüstlükle çıkar. Katından bana yardımcı bir güç/kanıt ver. ) Demek ki namazlarımızda ne okuyacağımız bizlere kalmış, çünkü Rabbim öyle söylüyor. Bunu sabitleyip kimse illaki şunu okuyacaksın diyemez. Bakın o da açıklanıyormuş hem de ne kadar güzel, hiç sıkmadan, özgür bırakılarak içimizden geldiğince Rabbe yakarırcasına. Rekât sayısına gelince. Kuran hiçbir zaman Allahın huzurunda ne kadar kalacağını sınırlamamış ve bir miktar belirlememiştir, tek bir şartla. En kısa kılınacak namazı bizzat peygamberimiz eşliğinde tarif etmiş kıldırmış ve bu da bir rekâttır VE KISALTILMIŞ NAMAZDIR (BURADAN TAMNIN EN AZ İKİ REKAT OLDUĞU ORTAYA ÇIKIYOR). Savaş ve zorluk halinde kılınan namazı bizzat peygamberimiz eşliğinde anlatmıştır kuran onu da hatırlayalım. ( Nisa 102: Sen içlerinde olup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir grup seninle namaza dursun; silahlarını da alsınlar. Bunlar secdeye varınca, diğerleri arkalarında beklesinler. Sonra namaz kılmamış olan diğer grup gelip seninle birlikte kılsınlar. Dikkatli olsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler isterler ki, silahlarınızdan ve teçhizatınızdan habersiz olasınız da üstünüze bir çullanışla çullanıversinler. Eğer yağmurdan gelen bir sıkıntı varsa yahut hasta-yaralı iseniz silahlarınızı bırakmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Ama tedbirinizi alın, dikkatli olun. Allah, kâfirler için rezil edici bir azap hazırlamıştır. ) Bizler bize öğretileni kuranda bulamadığımızda bundan sorumlu değiliz diyeceğimize, eeee bakın demek ki söylenen doğruymuş, demek ki her şey yokmuş kuranda deme gafletinde bulunuyoruz. Allah ben her şeyden örnekler verdim ki anlayasınız diyorsa gerçekten her örnek var demektir ama anlamak isteyene. Şimdi yazacağım ayet yukarıda verdiğimiz örneğin açıklayıcısı bir ayettir. ( Nisa 101: Yeryüzünde dolaştığınız zaman, küfre sapanların size tedirginlik vermesinden korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şu bir gerçek ki, küfre batanlar sizin için açık bir düşmandır. ) Demek ki zor anlarımızda namazın kısaltılmasının kolaylığını açıkça belirtiyor, peki diğer zamanlarda ne kadar kılacağımızı neden söylemiyor dersiniz? İşte onu da bizlere bırakıyor, tıpkı zekât konusunda bizleri serbest bıraktığı gibi o konuya gelince anlayacaksınız. Her izahı yapan Allah bizleri bu konuda sınırlamadıysa, bizlere rahmetiyle rahatlatıp özgür bıraktıysa, bizler bunu anlamayarak bakın her şey kuranda yazmıyor mu dememiz gerekir sizce? Eğer böyle bir emri olsaydı bizlere bunu da açıklar ve söylerdi, bunu aklımızdan çıkarmayalım ve sanki bunun açıklanmaması eksiklikmiş gibi göstermeyelim, yoksa Rahman a saygısızlık yapmış olacağımızı da aklımızdan çıkarmayalım. Bu konuyla ilgili sizleri düşünmeye davet edecek bir şey söylemek istiyorum. Allah sabah namazı vakti yani fecir vaktinde okunan kuran, kılınan namazda da kuran okunduğuna göre namaz, şahitlidir diye bildirir bizlere kuranda. Bu sözden bu vaktin önemli olduğu anlaşılır Rabbin katında, Peki neden 2 rekât farz namaz kılarız bu Rabbin özenle bahsettiği vakitte de, öğlen ya da diğer vakitlerde 4 rekât farz kılarız hiç düşündünüz mü? İşte kurana göre değil de beşerin öğretisine göre yaşamaya devam edersek, nereye varacağımızı Rabbin huzuruna gittiğimizde göreceğiz, bence herkes aklını başına almalı gibi geliyor bana, ne dersiniz?

     

    Hac konusuna gelince, insanlar beşerin öğretisini beyinlerine o kadar kazımışlar ki, onu kuranda bulamadıklarında ne yazık ki eksik diyebilmektedirler. Şeytan taşlamak kuranda geçmiyor diye kuranı yeterli görmeyenler, hala haçta şeytan taşlarken yapılan izdihamdan ölenlerden ders almamış görünüyorlar. Bakın Allah Hac konusunda o kadar çok detayı vermiş ki kuranda. Bakara suresi 189 ayette haccın vaktini ayın hareketlerinden belirlendiğini açıklıyor. Bakara suresi 158. ayette hacca gidildiğinde sefa ve Merve tepelerinin ziyaret edilmesinde bir sakınca olmadığı açıklamasını yapıyor. Düşünün tepelerin seyahatinden bahseden Rabbim, şeytan taşlama konusunu söylemez miydi olsaydı? Burada kurban kesileceğini belirtiyor. Hacca gittiğinizde cinsel ilişkiye girmeyeceksiniz diye belirtiyor ayetinde. Savaşmak yasaktır diyor. Bakara 199. ayetinde Kabeyi dönerek tavaf edilmesini söyler Allah. Bakara 203. ayetinde de hac ziyaretini isteyen iki günde bitirebilir onlara günah yoktur der, geç dönene de günah yoktur diye açıklar. Ama bizler her ne hikmetse yüksek maliyetlere çıkarmak için sanki haftalar ve günlerle planlamalar yapılarak böylece herkesin gitmesini de engellediklerinin farkında bile değillerdir. Allah hac zamanının bilinen aylardadır diyerek açıklamasına rağmen (haram aylardan bahsederek) onu görmezden gelip, peygamberimizin hayatında bir kez gittiği hac gününden başka günün kabul edilmeyeceğini söyleyerek bu kutsal görevin önüne koskoca bir duvar örmüşlerdir, sebep olanların hesabı çetin olacaktır eminim. Dünyadaki tüm Müslümanları bir güne sığdıran zihniyet aklın ve mantığın zihniyeti değilse, Yüce Rabbin emri zaten asla olamaz, artık bunun farkına varmanın sizce zamanı gelmedi mi dersiniz? Bakın Allah hac görevi için kuranda onca açıklamayı yaptığı halde, hala kuranın açıklamalarını yeterli bulmayanlara ne söylemek gerekir acaba? Yorumu sizler yapınız.

     

    Zekât konusuna gelince. Kuran ben her şeyden nice açıklamaları değişik ifadelerle verdim diyorsa bu konuda da açıklama yapmıştır, önce acaba beşerin bu konuda öğretisi nedir onu hatırlayalım. Hatırlarsınız bizlere altının, paranın, ziynetin 1/40ını zekât olarak vereceksiniz diye öğrettiler. Köylünün ektiği ve biçtiği mahsulünde 1/10 unu vermesi gerektiği öğretildi şimdiye kadar. Garip köylüm parası ve altını olandan dört kat fazla zekât vermekten hiç erinmedi, itiraz da etmedi hep verdi. Bazen düşündü acaba ben neden fazla veriyorum diye. Büyüklerimiz öyle söylemişse vardır bir hikmeti dedi ve sustu. Ama keşke Rabbin bizler için indirdiği rehbere bir baksaydı gerçekleri nasıl görecekti o zaman. Bakın Rabbim nasıl zekât vereceğimizi ne kadar güzel açık ve net bizlere söylemiş, ama hala anlamayanlara sözüm yok. ( Bakara 219: …. ” Ve sana neyi infak edeceklerini de soruyorlar. De ki: “Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin. ” Allah, ayetleri size işte böyle açıklar ki, derin derin düşünebilesiniz. ) Sizce bu ayetten her şey anlaşılmıyor mu? Kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin dedikten sonra, hala eeee bakın ne kadar vereceği yazmıyor denir mi? Diyorlar işte söyleyecek bir şey de bulamıyorum doğrusu.

     

    Demek ki kuranda her şey varmış, zaten var olduğunu söyleyen ben değilim, Yüceler yücesi Rabbim. Allah bunu söylemesine rağmen acaba bunun tersini söylemek nasıl bir düşünce olabilir? Allah kuranda insanların yaptığı yanlışları anlatır ve onlardan örnekler verir. Bu şekilde de bizlerin aynı hataya düşmemizi engellemeye çalışır, bizlere kitaplar ve elçiler gönderip uyarır. Sizlere sormak isterim, kuran o kadar ince detaya bile girer ki bakın birkaç örnek sizlere, yazacağım bu detayları yazan bir kitap için hala her şey yoktur denir mi takdirinize bırakıyorum.

     

    Allah namaz kılarken okuyacağımız duanın ses tonunun ne şekilde olacağını anlatır. Ne çok yavaş ne çok hızlı orta bir kararda okuyun der. Aynı anneyi emen sütkardeşlerin birbiriyle evlenemeyeceğini belirtir. Sizce çevrenizde bir düşünün kaç kişiyi ilgilendirir bu konu, onu bile yazıyor kuran. Yolda kasıla kasıla yürüme diye ikaz eder bizleri. Bir annenin çocuğunu 24 ay emzirebileceğini anlatır. Mirasımızı nasıl dağıtacağımıza açıklık getirir. Birbirimizden borç alınca hem yazın hem de şahitler olsun der. Daha neler neler. Allah bunları atlamadan yazıyor ve önemsiyor da, birilerinin dışarıdan öğrettikleri kuranda çıkmayınca mı kuranda her şey yazmaz deniyor, el insaf lütfen artık kendimize gelelim, eğer uyumaya ve körlüğe devam edersek Allah bir gün bizlerin cezasını da vereceğini unutmayalım. Çok güzel bir söz geldi aklıma. (Geçmişi hatırlayamayanlar, onu bir kere daha yaşamak zorunda kalırlar. ) Geçmişte yapılan hataları Allah kuranda açıkça verir, bunları masal olsun diye anlatmaz. Kuranın 3/2 si böyle ibretlerle doludur. Eğer masal okur gibi okur da ondan ibret almazsak oradaki kavimlerin sonunu bizlerde yaşarız Allah korusun. Kuranda her şey yoktur özet bilgidir demek, Allahın bir güneş ve rehber olsun diye gönderdim dediği kurana apaçık bir saygısızlık yapılmış olacağını unutmamalıdır. Rabbimden dileğim geçmişinden ders alan, gönül gözleri açık, gönlü mühürlenmemiş kulları arasına bizleri alması dileklerimle.

     

    alıntı

     

    10487469_10152504896444029_8500626511408683597_n.jpg


  11. bu yeni bir bilgi değil, geçen yılki ramazanda aldığı miktarın bu olduğu ta o zamandan beri söyleniyor ve yalanlama da olmadı kendi tarafından.

     

    bir öğretmen günde 6 saat çene yoruyor, kafa patlatıyor ve aynı şekilde aldığı eğitimle hakkederek yapıyor ve 9 ayda alıyor 20 000 lirayı. Karşısında onu dinlemeye hazır insanlara değil; dersi kaynatmaya çalışan sınıfı önce hazır hale getirerek...

     

    neyse bu kısmı önemli değil de Mehmet oOkuyan'ın videosu aklıma geldi. Orada Mehmet Okuyana soruyorlar (ilahiyat profesörü)

     

    _ Hocam o kadar programa, konferansa gidiyorsunuz, ne kadar kazanıyorsunuz?

    _ nasıl bir soru bu hicap duyuyorum. İnsan Kuranı, dini anlatırken para alırmı. Bu zaten Allahın bir lütfu ve Allah Kuranda lanet ediyor böylelerine. Çok şükür üniversitede bir mesleğim var oradan aldığım para yeter bana

     

    *bir de Edip Yüksel in Nihat Hatipoğluyla ilgili bir videosu var aratırsanız seyretmenizi tavsiye ederim. (Edip Yüksel çok sevdiğim biri değil ama kuran, islam konularında yabana atılamayacak çok güzel tespitleri olan bir insan. yalnız 19 gibi yada reşat khalife gibi asla tasvip etmediğim konuları var). Edip Yüksel (T) şeklinde arattığınızda diğer videolarını da dinleyebilirsiniz.

     

     

    *''Mehmet okuyan salebeyi bir de böyle dinleyin'' anahtar kelimeleriyle aratın ve ağlanacak halimize bir güzel gülün

     

    Mehmet Okuyan gerçekten çok taktir ettiğim bir Hoca

    • Like 2

  12. Dilerim Yüce Rabbimizden, İslam ın sınırlarını Kur’an dan bizzat öğrenen ve O sınırları asla aşmayan, Kur’an ın tüm ayetlerini hayatına geçiren ve ona ters düşen hiçbir bilginin ardına düşmeyen, İslam ı hurafe ve batıldan uzak yaşayan, Rabbin halis kullarından oluruz.

     

    Amiiin!! inşallah


  13. estaizübillah

    4:85 Kim iyi bir işe aracılık ederse onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötübir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyinkarşılığını vericidir.

    estaizübillah

    4:146 Ancak tevbe edip hallerini düzeltenler, Allah'a sımsıkı sarılıp dinlerini(ibadetlerini) yalnız onun için yapanlar başkadır. İşte bunlar (gerçekte)müminlerle beraberdirler ve Allah müminlere yakında büyük mükâfat verecektir.

    Fatır 5 ; Ey insanlar; Allah'ın vaadi muhakkak haktır,dünya hayatı sizi aldatmasın. Ve o mağrur (şeytan) da Allah ile sizi aldatmasın.

    (şeytandan Allah'a sığınırım)

    5:49 (Sana şu talîmatı verdik): Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet veonların arzularına uyma. Allah'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından senisaptırmamalarına dikkat et. Eğer (hükümden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla)Allah ancak, günahlarının bir kısmını onların başına belâ etmek ister.İnsanların birçoğu da zaten yoldan çıkmışlardır.


  14. Ben sünnetlere inanıyorum ,nasılmı? Mesela sabah namazı 2 sünnet 2 farz o iki sünneti kılsan da olur kılmasan da,ama bana göre kılmak güzeldir. Ayrıca Kuran'da Peygamberinize uyun diye emrediyorsa bu O'nun (sav) nasıl davrandığına,ibadetine,yaşantısına,adaletine ve ahlakına uyun demek . Bence bunu yapmak ve kısmende olsa yaşamaya çalışmakta çok güzel. Yıllardır bunlara uyulmuş ve güzel bir ahlak varmış toplumumuzda,bugün ise bekaret bile tartışılır ve ayıplanır hale gelmişse bence buna uymamaktan kaynaklanıyor. belki her hadis doğru olmayabilir ,ama en azından içinden doğruları seçip çıkarabilmenin faydalı olduğuna inanan biriyim ve herkesin görüşüne de saygım var. Sonuçta herkes kendi ettiğini bulacaktır.

     

    aslında daha önecki mesajlarımda sünnet konusunun cevabı var ona çok değinmeyeceğim sadece şunu bilmenizi istiyorum namazı, tesbihi kısaltmak diye bir şey sözkonusu değil. Allah müminlerin gece gündüz Allahı tesbih ettiğini söylerken ... yine 4 kıl buna mani yok hatta sınırlama yok 10 rekat kıl. kaldıki huşu içine kılanan sabah namazını çok övüyor Allahu tela niyetinde sadece Allah rızası olunca kabul mü görmeyecek. ama aksi durumda şirk şüphesi var bunu göze alabiliyor musunuz?

    Not :Fatır 10 '' Kim izzet ve şeref istiyor idiyse, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah'ındır. O'na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah'a amel-i sâlih ulaştırır. Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzağı bozulur'' ayetine baktığımız zaman teşbihin bir kenara çekilip ''Allah Allah...'' demekten ibaret olmadığını, hayatımızın her noktasında Allahı anmamız gerektiğini tesbihin güzel işler yaptığımızda Allaha ulaştığını/ değer gördüğünü anlıyoruz...

     

    kuran Müslümanlığı ile namussuzluğu nasıl bağdaştırabildiniz mana veremiyorum. Allaha duyulan korku, sevgi, saygıdan içi titreyen bir insan nasıl evlilik dış birşeyler yaşar?

     

    ayrıca islam tarihini çok saf temiz bir birliktelik içinde olduğunu mu sanıyorsunuz?

    kurana yönelen imamı azamı bile Hanefi mezhep imamının verdiği emirle öğrencisi tarafından öldürdüler. şu anki 4 mezhebin tamamı zamanında birbirini mürted ilan ettiler ve ölüm emri çıkardılar. O zamnlarda yüzlerce mezhep var ve herbiri diğerini dinsiz ilan ediyor. hadisi inkar edip kuranı savunanlr hemen mürted ilan edilerk öldürülüyor bundan dolayı kuranı savunanlar hem sessiz sedasız ve küçük guruplar halinde kalıyor. mezhep imamlarındn çok sonra yüzlerce mezhep zamanın alimleri tarafından 4 mezhebe indirgniyor.

    iletişim gelişip artık insanlar birşeyleri öğrenip birbirlerine aktardıkça kuran Müslümanlığı tekrar gün yüzüne çıkıyor

     

     

    peki madem Peygamberimiz yazdırmadığı halde bunların yüzyıllar sonra yazılması ve reddenin mürted ilan edilmesi sebebi ne?

     

    çünkü herkesin işine geliyor. aklındaki dini ayetlere söylettirmeye çalışanın imdadına yetişiyor. öylesine geniş ve çelişkilerle dolu ki kim neye inanıyorsa onla ilgili hüküm bulabiliyor. Bunlara zaten kuranda referans yok bunu açıkça görüyoruz ama nasıl Resulu Ekreme bu iftiraları yapabiliyorlar akıl işi değil

     

    Gece lambalarını güneş diyeanlattılar biz güneşi görünce gözlerimiz kamaştı bu ışık değil dedik.Peygamberimiz 23 yıl boyunca hakikat güneşi olan kuranı anlattı. Peygamberimizinsünneti işte budur. Kuranı anlatmaktır. (Mehmet okuyan)

     

    KURANDAN ASLA ÇIKARILAMAYACAK HÜKÜMLERİ ÇIKARMAYA YARIYOR

     

    * Mesele 4 halife şuara ile seçilerek yönetime gelmiş usul budur ama babadan oğula geçen her türlü padişahlık, halifelik, kırallık gigib yönetimlerin burada kalmak uğruna yapabilecekleri tüm kurana aykırı hükümler Peygamberimize isnat edilen hadisler yoluyla çıkarılmıştır. Kardeş katlini vacip kılan bir kuran düşünebiliyor musunuz? vatan liderin ailesinin ortak malı olabilir mi? parçalanmaması içinde masum canlara kıyılabilir mi? (her şeye rağmen ecdadım ama seviyorum diye yanlışlarına doğru diyemem)

     

    * Kurana bakarak 50 lerinde insanların 9 yaşında kızlarla evliliğine cevaz verilebilir mi? asla!!! ama Ayşe validemizin 6 yaşında nişanlanıp 9 yaşında evlenmesi masalıyla (ki tarihi kanıtlarla Ayşe validemizin en az 19 yaşında olduğu ortaya çıkıyor) kocaman erkeklrin 9 yaşındaki çocuklara evlenme gözüyle bakma hakkı veriliyor.

     

    * kadınların köleleştirilmesi de bu yolla sağlanıyor. neymiş'' kocasının tüm vücudu irinle kaplansa kadınlar yalasa kocasının hakkını ödeyemezmiş!!'' '' Allah kendinden başkasına secde etme emri verseymiş bu kadnın kocasına secdesi olurmuş'' kuranda eşlerinin birbirleri üzeindeki hakları belli ama bu sanırım bazılarına yetmiyor. kulu kölesi yapacaklar mutlaka

     

    * kurandan bir hükmü neshetmek için de kullanıyorlar. hatta bir ilahiyat profösörüne soru soruluyor o da köşe yazısında cevaplıyor

    Soru: hocam ayet, hadi, mezhep farklı söylüyorsa biz hangisine inanacağız

    Cevap: hadis peygamberimizin sözüdür o Allahın söylediğinden başkasını söylemez ayetle çelişiyorsa hadisi dikkate almalıyız. mezhep imamları hepsinden üstündr aynı konuda o başka söylüyorsa ona uymakla mükellefiz

     

     

     

    bu örnekler uzaaar gider. iyi niyetli ise iyi anlamda kötü niyetliyse kötü anlamda kullanıyorlar anlıyacağınız.

     

    Yalnız meal okurken dikkat etmek lazım. bazıları kendi aklındaki geleneksel dine göre meal yapıyor kelime anlamlarını değiştiriyor. o nedenle farklı meallerden karşılaştırarak okumak lazım


  15. Devlet memurları içinde en fazla maaşı alan askerlerdir,Bayrağımızo çapulcu bir leş kargasına indirttikleri için mi alıyorlar bu paraları

     

    arkadaşım maalesef o kadar basit değil olay. ben 6 yıl doğuda çalıştım eşim polis , akrabalarımdan asker olanlar var

     

    görev için muşa gitti taşlandı ama amir kesinlikle karşılık verdirtmedi, orada durum çok başka

    bu gibi olaylara gelince;

    ellerini kolarını bağladılar, onlar uzun nmlularla ateş açacaklar, yaralanan olacak öyle karşılık verecekler. öyle taciz ateşlerine falan karşılık vrme hkları yok artık. özellikle yaşları küçük çocuk sayılacaklar önden gönderip taşlattırıyorlar, arkadan kendileri geliyor böylece herhangi bir durum olduğunda toplumsal olaya döndürülmüş oluyor. eylem zamanları çocuklar okula bile gelmiyor taş toplayıp bölgeye gidiyorlar. bu sanki terör değil de toplumsal bir şey görünümü veriliyor, polisin, askerin herhangi bir tutumu '' çocuk ve kadınlara bu yapılır mı bunlarda mı terörist'' diye yaftalamıyor.

    bir tarafta kandırlan bir halk diğer tarafta ülke bütünlüğünü korumak isteyen bir halk... Allah sonumuzu hayırgetirsin birlikteliğimiz sağduyumuzu artırsın. Ama günah keçisi yapılan 2 uzmançavuşumuz başkalarının suçunu çekiyor

    • Like 1

  16. öncelıkle nıkınızı yalnış telafuz etıgım ıcın kusura bakmayın ama acıklamalarınız unutmadan yazayım dedım namazda aklıma geldı sız kral cıplak dıyenlerdensınız teşekur ederım cevabınız ıcın

     

    estağfirullah teşekkür hakkedecek bir şey yapmadım. kuranı okumak okuduğunu anlatmak her Müslümanın vazifesi

     

    Hidayet Allahtandır. Allah herkese hidayet kapıları açar kul eğer o kapıdan girmek ister bütün aracıları atarak tam bir yönelişle kuranı okursa Allah onun kalbini açar eğer aklındaki putlarla, öğretilerle okursa anlayamaz tersine şirkini artırır.

     

    basiretsiz bazı insanlar:

    sanki Allah ın seçtiği elçisi olması yeterince büyük bir lütuf ve şeref değilmiş gibi

    sanki Allahın vahyini insanlara ulaştırmak yeterince büyük lütuf ve şeref değilmiş gibi;

    ''ne yani Peygamber postacımıydı'' deme cehaletine düşebiliyorlar

    Allah o güzel insanları hem elçisi hemde bulundukları topluma lider yaptı. bu insanlar Allh Ayetlerde ''ben sadece bir beşerim'' demelerini emrettiği halde insanüstü varlık yapmaya çalışıyorlar Allaha karşı gelerek

    Ayetlerde geçen ''Allah ve resulu'' sözcüklerini kuran dışı hükümlere yoruyorlar. önceki mesajdaki ayetlere önyargısız dikkatle baktığınızda bahsedilenin Kuran olduğu anlaşılıyor.

     

    hidayetin Allahtan olduğu ve kimin hidayeti hakettiğini yine Allahın bildiği ayetlerden ortaya çıkıyor. Daha birçok ayet var bununla ilgili ama şuan zamanım yok

    · Biz, buKur'ân'da akıllarını başlarına almaları için türlü şekillerde (ikaz ve ihtarı)açıkladık. Fakat bu açıklamalar ancak onların nefretini artırmıştır. (İSRA/41)

    · Allah'ın emirlerini) onlara iyiceaçıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. ArtıkAllah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Çünkü O, güç vehikmet sahibidir.

     

    · O hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacakbir öğüttür . (HAKKA/48)

     

    · De ki:"Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür?". De ki: "Allah,benimle sizin aranızda şahittir ve bana bu Kur'ân vahyolundu ki, onunla hemsizi, hem de sizden sonra kendisine ulaşan herkesi uyarayım. Allah'la beraberbaşka ilâhlar olduğuna siz gerçekten şahitlik eder misiniz?" De ki:"Ben buna şahitlik etmem". "O, ancak ve ancak bir tek ilâhtır vegerçekten ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım"de. (EN'AM/19)

    · Ancak Allah'tan korkan kimse için bir öğüt olarak(indirdik.) (TAHA/3)

    · Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki, insanlaronun âyetlerini düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar. (SAD/29)

    · Rabbinin sözü hemdoğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirebilecekhiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir. (EN'AM/115)

    · Hiç şüphe yok ki,Kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.(HİCR/9)

    · Korunmuş birkitaptadır. (VAKIA/78)

    · Ona ne önünden, ne de ardından batıl gelemez. O hüküm vehikmet sahibi, öğülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir. (FUSSİLET/42)

    · O, güzellik veiyilik yapanlar için bir hidayet ve rahmettir. (LOKMAN/3)

    · Ey insanlar! SizeRabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, müminlere bir hidayet verahmet geldi. (YUNUS/57)

    · (Ey Resulüm!) Biz,sana bu kitabı (Kur'ânı) sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlaraaçıklaman için ve iman edecek topluma bir hidayet, bir rahmet olsun diyeindirdik. (NAHL/64)

    · Biz Kur'ân'dan, imanedenler için bir şifa ve rahmet kaynağı olan âyetler indiriyoruz. Zalimlerin deancak zararını artırır. (İSRA/82)

    · Ve o, müminler içingerçekten bir hidayet rehberi ve rahmettir. (NEML/77)

    · Allah, kelamın en güzelini ikizli, ahenkli bir kitap olarakindirdi. Ondan Rablerine saygısı olanların derileri ürperir. Sonra derileri de,kalpleri de Allah'ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Allah'ın rehberidir. Allah,onunla dilediğini doğru yola çıkarır. Her kimi de Allah şaşırtırsa, artık onadoğru yolu gösterecek yoktur. (ZÜMMER/23)

    · Onlara (arzularınagöre) bir âyet getirmediğin zaman, derleyip toplasaydın ya derler, sen de deki; ben ancak Rabbimden bana ne vahyolunuyorsa ona uyarım, işte bütünüyle buKur'ân, Rabbinizden gelen basiretlerdir(kalp gözünü açacak beyanlardır), iman eden bir kavim için hidayettir, rahmettir. (A'RAF/203)

    · Bu (Kur'an) insanların kalb gözünü açan bir nur,kesin bilgi edinmek isteyen bir toplum için de hidâyet ve rahmettir. (CASİYE/20)

    · (Resulüm!)Kur'ân'ı (okumayı, tebliğ etmeyi ve ona uymayı) sana farz kılan Allah, elbetteseni (yine) dönülecek yere döndürecektir. De ki: "Rabbim, kimin hidayetlegeldiğini ve kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu en iyi bilendir." (KASAS/85)

    · Allah'ın emirlerini) onlara iyiceaçıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. ArtıkAllah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Çünkü O, güç vehikmet sahibidir.

    · Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm'a açar;kimi de saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır. Allahinanmayanların üstüne işte böyle murdarlık verir.

    · Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu azbir bedel karşılığında satmak için «Bu Allah katındandır» diyenlere yazıklarolsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarındanötürü vay haline onların!


  17. peki arastirirken neyi ölcü aliyorsunuz? mantikmi, vicdanmi, toplumun veya kisisel huzurun saglanmasimi yada daha farkli seylermi??

     

     

    Onların çoğu, ancak ortak koşarakAllah'a iman ederler. (yusuf .106)

    17:73 (resulum ) Başka bir şeyi uydurupbize yakıştırman için nerdeyse seni sana vahyettiğimizden ayırıpsaptıracaklardı. İşte o zaman seni dost edineceklerdi.

    17:74 Senisağlamlaştırmasaydık, onlara neredeyse bir parça meyledecektin.

    17:75 O zaman da hayatın ve ölümün azabınıkatlayarak sana tattırırdık. Sonra bize karşı bir yardımcı da bulamazdın

    5:48 Kendinden öncekikitapları doğrulayan, onların yerine geçen bu kitabı, gerçekleri kapsayıcıolarak sana indirdik. ALLAH'ın sana indirdiğiyle aralarında hüküm ver. Sanagelen gerçekleri bırakıp onların hevesine uyma. Her biriniz için bir yasa veyöntem belirledik. ALLAH dileseydi hepinizi bir tek toplum yapardı. Ancak, sizeverdikleriyle sizleri sınıyor. İyilikte yarışın. Hepinizin dönüşü ALLAH'adır.Ayrılığa düştüğünüz konuları size bildirecek.5: 49 Aralarında ALLAH'ın indirdiği ile hüküm vermelisin.Onların keyfine uyma. ALLAH'ın sana indirdiklerinin bir kısmından sakın senişaşırtmasınlar. Yüz çevirirlerse, demek ki ALLAH bazı günahları yüzünden onlarıcezalandırmak istiyor. Gerçekten insanların çoğu yoldan çıkmıştır.

    Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışındabir hakem mi arayayım? (6-Enam-114)

    De ki: “Ben sizi yalnızca vahiy ile uyarıp korkutuyorum.” (21-Enbiya-45)

    Kendilerine okunmakta olan kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?(29-Ankebut-51)

    “Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysaki Allah, gökte ne var,yerde ne var hepsini bilir. Allah her şeyi çok iyi bilmektedir.”(49 Hucurat-16)

    Hüküm yalnız Allah’ındır. O kendisindenbaşkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur. Ama insanlarınçoğu bilmiyorlar. (12-Yusuf-40)Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz. Rabbininkitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kudretyoktur. (18-Kehf-26-27)

    Not: Peygamberimiz aynı zamanda bbir site devlet olan medinen lideriidi. Hüküm konusunda 1 ayettepeygamberin verdiği hükme uyun der oda devlet yönetimi, idaresi gibi dünyevikonulardadır (ama bazıları eyti yarıda kesip öndeki sondaki ayetleride bırakıpsadece peygamberin hükmüne uyun kısmını alarak ayrıca diğer bunca ayeti yoksayarak ‘’bakın peygamberimizde hüküm verebiliyor gibi bir iftira atmaktançekinmemişlerdir). Asla din adına hüküm ekleyemez bundan menedilmiştir. Bir başka ayettede aralarında sorun çıktığında o sorununhalledilmesi kosunda peygamberimize danışmaları emredilmiştir yani hakemlikkonusunda.Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda bizimlekarşılaşmayı ummayanlar derler ki: “Bundan başka bir Kuran getir veya bunudeğiştir.” De ki: “Benim onu kendiliğimden değiştirmem asla mümkün değildir.Bensadece bana vahyedilene uyuyorum. Eğer Rabbim’e isyan edersem büyük gününazabından korkarım.” (10-Yunus-15)

    ***** *Din Adına Kur’an’ın Yeterliliği:

    Biz bu kitabı sana, herşeyinayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara birmüjdeolarak indirdik. (16-Nahl-89)

    *Kendilerine okunmaktaolanKitab’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? (29-Ankebut-51)

    Hüküm Yalnız Allah’ındır:

    Hüküm yalnızAllah’ındır. O kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğruolan din işte budur. Ama insanların çoğu bilmiyorlar. (12-Yusuf-40)

    Kendi hükmünde hiçkimseyi ortak kılmaz. Rabbin’in kitabından sana vahyedileni oku. O’nunkelimelerini değiştirecek hiçbir kudret yoktur. (18-Kehf-26,27)

    * Kur’an’ın İndirilişinin Tamamlanmasıyla Din de Tamamlanmıştır:

    Rabbinin sözü hemdoğruluk, hem adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecekhiçbir kuvvet yoktur. (6-Enam-115)

    * Kur’an’ın İndiriliş Sebebi:

    Bu bir kitaptır ki,Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, O övgüye layık, AzizOlan’ın yoluna çıkarman için sana indirdik. (14-İbrahim-1)

    * Kur’an Din AdınaGerekli Olan Her Detayı İçerir:

    Allah size kitabıdetaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem miarayayım?(6-Enam-114)

    Ey iman sahipleri,size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirkenonları sorarsanız size açıklanır. Allah onları affetti. AllahBağışlayandır,Merhametlidir. (5-Maide-101)

    * Bir Konu Kur’an’da Yer Almıyorsa Bu, Allah Unuttuğu İçin Değildir:

    Rabbin asla unutkandeğildir.(19-Meryem-64)

    * Kur’an Dini Konularda Eksiksiz Bir Kitaptır:

    Kitap’ta hiçbir şeyieksik bırakmadık. (6-Enam-38)

    O yalnızca bir öğüt veapaçık bir Kuran’dır. (36-Yasin-69)

    * Kur’an Din Adına Hüküm Koymaya Kalkanlardan Delil İster:

    Size ne oluyor, nasılhüküm veriyorsunuz? Hiç mi öğüt almıyorsunuz? Yoksa sizin apaçık olan birdeliliniz mi var? Şayet doğru söylüyorsanız kitabınızı getirin.(37-Saffat-154-157)

    Neyiniz var? Nasılhüküm veriyorsunuz? Yoksa okuyup, ders almakta olduğunuz bir kitabınız mı var?İçinde keyfinize uyanın sizin olduğu. 68-Kalem-36,37)

    * Kur’an Her Peygambere Allah’ın İndirdiği İle Hükmetmelerini Söylemiştir:

    Sen de aralarında,Allah’ın indirdiğiyle hükmet. (5-Maide-49)

    * Din Adına Sadece Kur’an’a Uyan Biri Peygambere’de Uymuş Olur.PeygamberimizSadece Kur’an’a Uymuştur:

    De ki “Ben sizi ancakvahiy ile uyarıyorum.” (21-Enbiya-45)

    Böylece biz seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete,sana vahyettiklerimizi okuman için gönderdik. (13-Rad-30)

    Bu Kuran, bana, sizive ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu. (6-Enam-19)

    Onlara ayetlerimizapaçık belgeler olarak okunduğunda bizimle karşılaşmayı ummayanlar derler ki:“Bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir.” De ki: “Benim onukendiliğimden değiştirmem asla mümkün değildir. Ben sadece bana vahyedileneuyuyorum. Eğer Rabbime isyan edersem büyük günün azabından korkarım.”(10-Yunus-15)

    Kur’anDetaylandırılmış ve Ayetleri Allah Tarafından Açıklanmıştır:

    Andolsun ki size açıklayıcı ayetler, sizden önce gelip geçenlerden örnekler vekorunup, sakınanlar için de bir öğüt indirdik. (24-Nur-34)

    BunlarıKuran’da türlü türlü şekillerde açıkladık ki öğüt alıp hatırlasınlar. Fakat busadece kaçışlarını artırıyor. (17-İsra-41)

    Andolsun bu Kuran’da her örnekteninsanlar için türlü türlü açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu isetanımamakta ayak diretmektedirler. (17-İsra Suresi-89)

    Bak iyicekavramaları içinayetleri nasıl türlü şekillerde açıklıyoruz. (6-Enam-65)

    Bilgiyle uzun uzadıya,etraflıca açıkladığımız,inanan bir toplum için doğruya iletici ve rahmet olanbir Kitab’ı onlaragetirdik. (7-Araf-52)

    Bu bir kitaptır ki, Hakim veHer şeydenHaberdar olan, ayetlerini hüküm ifade edici kılmış ve sonradetaylandırıpaçıklamıştır. (11-Hud-1)

     

    Peygamberimizin Hesap Günü Ümmetinden Şikâyetçi Olma Sebebi:

    Ey Rabbim! Benim toplumum buKuran’ı terk ettiler. (25-Furkan-30)

     

    Peygamberlerin Görevleri:

    Peygamberimizin, Adem Peygamberimizden itibaren gönderilen tüm peygamberlerin dinadına görevleri dini tebliğ etmek yani Allah’ın mesajını insanlaraulaştırmaktır; bu mesaja müdahalede bulunmak,ilaveler ya da değişiklikleryapmak vazifeleri olmadığı gibi, Peygamberler’in böyle bir eylemi gerçekleştirdiğide düşünülemez. Peygamberlerin vazifesi sadece dini tebliğ etmektir. Bu iseyeterince şerefli bir görevdir.

    Allah’a itaat edin, elçiye itaat edin,sakının. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin: bizim elçimize düşen sadece apaçıkbir tebliğdir. (5-Maide-92)

    Elçiye düşen, tebliğden başka bir şey değildir. Allah sizin açığavurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilir. (5-Maide-99)

    Ya onlara vaat ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana gösteririz yahut da senivefat ettiririz. O halde tebliğ etmek sana, hesap sormak bize düşer.(13-Rad-40)

    Elçilere düşen, açık bir tebliğden başkası değildir. (16-Nahl-35)

    Yine de yüz çevirirlerse artık sana düşen, açık bir tebliğden başka şeydeğildir. (16-Nahl-82)

    Eğer yalanlarsanız bilin ki,sizden önceki ümmetler de yalanlamıştı. Resule dedüşen, açık bir tebliğden başka şey değildir. (29-Ankebut-

    18)

    Yüz çevirirlerse, Biz seni onlar üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen,tebliğden başkası değildir. (42-Şura-48)

    Kur’an ayetleriincelediğinizde göreceğiniz gibi pek çok ayette Kuran’ın din adına yeterliolduğu, Kur’an’da geçen konuların ise detaylı ve açık anlaşılır bir biçimdeifade edildiği belirtilmektedir. Peygamberimiz hayattayken de vefatındansonraki ilk yıllarda da din adına sadece Kur’an kaynak olarak kabul edilmiştir.

    Peygamberimiz üstün bir insandır ancak insan üstü bir varlık değildir. O davahiy geldikçe Allah’ın emirlerini ve yasaklarını öğrenmiş ve Cebrail’invasıtasıyla bu bilgileri özümsemiştir. Peygamberimiz’in ve etrafındaki samimiMüslümanlar’ın din adına anlatıp yaşadıkları Kur’an ayetlerinden başka bir şeydeğildi. Mevcut hadis kitaplarını inceleyen insaflı her kişi Kur’an’a, mantığave birbirine muhalif birçok hadis içeren bu kitapları dinin kaynağı olarakkabul etmenin Kur’an’a ve Peygamberimize iftira olduğunu anlayacaktır.

    Hadislerin dinin kaynağı olamayacağını, sadece içlerinde saçma ya da tutarsızolanlar var oldukları için değil; en temel olarak Kuran’a göre Kuran dinin tekkaynağı olduğu içinsavunuyoruz 40. Hiçşüphesiz o (Kur'an), çok şerefli bir elçinin sözüdür. Sözün asıl sahibi, şüphesiz Cenab-ıAllah’tır. Elçi (peygamber veya Cebrail) aracılığı ile tebliğ edildiğinden,«söz» elçiye nisbet edilmiştir.

    41. Ve o,bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz! 42. Birkâhin sözü de değildir (o). Ne de az düşünüyorsunuz! 43. (O),âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. 44. Eğer(Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, 45. Elbetteonu kıskıvrak yakalardık. 46. Sonraonun can damarını koparırdık (onu yaşatmazdık). 47.Hiçbiriniz buna mâni de olamazdınız.

     

    merhaba nebı namazda kıldıgımız sunnet ve sallı barık hakında bılgı varmı elınızde bunada bır acıklık getırebılırmısınız kımı sadece farzı kılıyor sunnetı peygamberımıze kıldıgımız soyleyen var kafam karıştı

     

    sanırım nicimi yanlışlıkla nebı yazdınız

    nebe: benim ve eşimin isimlerinin ilk iki harfleri

     

    dini Allaha özgülemezseniz şirk koşmuş olursunuz. Allah sadece kendi emirlerinden sorumlu tutuyorbunun dışında sevap kaynağı yok (sünnet sevabı gibi). bizi yoktan O varetti kuşun kanadında, soluduğumuz havada, aklınıza hayalinize gelen gelmeyen bütün varlığın yaratılışında Allah tan başka kimsenin zerre miktar katkısı yoktur.

    Allah ayetlerinde tebbihin, tenzihin, ibadetin herşeyin yalnızca kendisine yönelik ve kendi emirleri doğrultusunda yapılmasını emrediyor

     

    3. ve 4. cüzü okuduğunuzda Peygamberlerin rabbim katında değerli olduğunu, kimilerini kimilerine üstün kıldığın söylüyor bunun hikmetini ve detayını sadece Allah biliyor biz bilmiyoruz bize sadece hepsine iman etmemizi ve aralarında ayrım yapmamamızı emrediyor. nasıl çoğu haram olanın azıda haramsa şirke de bu noktada dikkat etmemiz gerekiyor. Mesela İbrahim peygambere Allahın dostu diyor, İsa peygamberimize farklı lütuflarda bulunduğunu söylüyor ve onu kelimatullah diyerek övüyor. Bunlar hep Rabbimin katında olup bizim kıyas yapma hakkımızın olmadığı şeyler.

     

    Allah namazın hem vakit hem rekat konusunda sadece alt sınırını vermiş. Peygamberimizin namaz kılarken ''niyet ettim Allah rızası için sabah namazının sünnetine'' diye niyet etmiş olabileceğini düşünebiliyormusunuz? siz öğleyi 10 rekat kılmak istiyrsanız tam bir yönelişle 10 kıl ama niyetini doğru yap sünnet demene gerek yok dersen Allaha başkasının emriyle bir ibadet yapıyor olursun ama bir önceki mesaja verdiğim ayetlerin tamamını iyi niyetle okursanız din Adına herhangi bir isimle kimsenin ibadet ekleyemeyeceğini açıkça görürsünüz.

     

    kusura bakmayın işten yeni geldim ve yorgunum umarım açıklayıcı olmuştur.

     

    Rabbim ''ben sana yetmezmiyim kulum'' diyor bizde artık hasbunallahi nimel vekil deyip kurana sarılalım ben sizi falanca şahsa değil sadece kurana davet ediyorum

    • Like 1

  18. her şeye söyliyecek bi sözünüz var doğrusu size hiç katılmıyorum Yüce Rabbim tüm kainatı peygamber efendimiz yüzsuyu hürmetine halk etmiş bunu bile durup bi düşünürsek salavatı şerife okumanın ne kadar önemli olduğunu anlarız daha gerisini söylemiyorum artık varın düşünün arkadaşlar bence kimse umudunu yıkmadan okusun Yüce Rabbimdir sonuçta kalbimizi bilen

     

    ''herşeye söyleyecek sözünüz var'' biraz kırıcı bir tarif olmuş. bu din sadece sizin değil herkese ait. siz nasıl ki bilginizi paylaşıyorsunuz bizde hasbel kader uyarma noktasında paylaşmaya hakkımız var.

    madem benim sözlerimden rahatsız oldun alıntıyla cevaplayım:

     

    SALAVAT MESELESİ....

    Maalesef din diye inandığımız ve yaşadığımız Ku'an'daki halis/saf Allah'ın dininden başka bir şey durumundadır. Dil-din ilişkisi açısından hareketler yüzlerce kavramın içi boşaltılmış, binlerce sözcüğün anlamı saptırılmak suretiyle kimsenin işine yaramayan (din tüccarları hariç) bir ucube din ortaya konmuştur.

    "Salavat getirme", "salavatı şerife okuma" da yukarıda değindiğimiz maddelerden bir tanesidir. Ki bu konuya ahzab suresinin 56. ayeti yanlış mealler verilmek suretiyle ve de yanlış tebyinlerle (onlar maalesef tefsir diyorlar) tahrifat yapılmıştır.

    Salavat:- Allahümme salli ala muhammed ve sellim..

    Türkçe anlamı: " Ey Allahım! Muhammed'e sen yardım et, gerekli desteği sen yap ve onun güvenliğini sen sağla.....

    Şimdide Konuyla ilgili ahzab suresinin 56.ayetine bi bakalım..

    Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.(Ali Bulaç)

    Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin (Diyanet meali)

    Bu ayet çevirilerine göre,hadi melekler tamamda,ALLAH hangi ALLAH'tan (haşa)Muhammed peygambere yardım etmesini ve destek olmasını istemektedir..ALLAH 'tan başka ,bir ALLAH dahamı vardır??

    Bu ayet Peygamberimizi ilahlaştırmak adına anlamı,kavramı tahrif edilmiş ayetlerdendir..

    ayetin orjinal meali:

    Allah,

    - "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi destekliyorlar/ ona yardım ediyorlar/ onun için gerekeni yapıyorlar. Ey mü'minler! Siz de ona destek olun ona yardım edin/ onun için gerekeni yapın ve onun güvenliğini tam bir güvenlikle sağlayınız!" (ahzap/56)

    Biz de çıkmışız:

    - Allahümme salli ala muhammed ve sellim.. yani; " Ey Allahım! Muhammed'e sen yardım et, gerekli desteği sen yap ve onun güvenliğini sen sağla..... diyoruz.ve yetmiyor bu ALLAH ve melekleride Muhammed peygamber için söylüyor diyoruz..ALLAH hangi ALLAH'a haşa söylüyorsa...

    Ne büyük tezat/çelişki ve ne iğrenç küstahlık!

    Bu durum aslında şuna benzemektedir..

    Bu hal, Maide suresi 20-26 daki konu içersinde 24. âyet: " Dediler ki: Ey Mûsa! Onlar orada oldukça biz oraya asla girmeyeceğiz. Hadi sen git, Rabbinle birlikte savaşın. Biz şuracıkta oturacağız."

    Beniisrail ile Musa As.'ın vaziyetine benziyor mu benzemiyor mu? Bizimkisi biraz kibarca olsa da!

    Peki ayetin orjinal kapsamı anlamında biz Muhammed peygambere nasıl destek olacağız?

    Peygamber bu gün aramızda olmadığına göre bu görevi destek ve güvenlik sağlamayı toplumda peygamberlik misyonunu (Rasülüllah`ın Medinedeki konumunu; Kur`an`ın tebliği ve tebyinini, İ,müslümanların devlet başkanlığı görevini) sürdüren kişi ve kurumlara yapmalıyız.

     

     

    Ama padişahım çok yaşa! diyerek değil. Gerektiği yerde ""KRAL ÇIPLAK..!! "" diyerek...

    selam sevgi ve dua ile...

     

    Yüzü-Suyu Hürmetine Dua Yapma Doğru Mudur ?

    1- Yüce Allah kimsenin hürmetine bir iş yapmaz Kimse bir işi yapması konusunda ona ortak olamadığı gibi, Allah üzerinde (Haşa !) baskı da kuramaz…

    2- Birilerinin hatırına bir şeyler istemek Allah’tan fazla onu önemsemeye ve bu kişi ya da kişileri kutsallaştırmaya dönüşebilir bu ise zamanla şirke kapı aralar…

    ... 3- Allah kendi isimlerini vermiş, bize kendisini tanıtmıştır ve nasıl dua yapacağımızı bize öğretmiştir… Bzk: A’raf 180 ve İsra 110…

    4- Allah’a baskı ve şantaj yapacak bir güç yoktur, O birilerini hatırına birilerini affetmez ya da cezalandırmaz… O birilerinin hatırına kimseye torpil de yapmaz...

    5- Merhamet edenlerin en merhametlisi Allah’ı ikna edebilme için (!) araya birilerin sokuşturmak aslında O’na güvenmemenin bir tezahürüdür. Sanki Allah kötü birisi onun sevdiğini araya koyarsak öfkesi gidermiş…

    6- Yüce Allah her halimizden haberdardır, bizi bilir ve görür ihtiyaçlarımızı birilerin aracılığı ile iletmemize gerek yoktur. Allah’a birilerin adı ile değil Salih amel ile yaklaşılmalıdır… Bkz: Sebe 37

    7- Kur’an’ın hiçbir yerinde, hiçbir peygamberin, birilerinin yüzü-suyu hürmetine dua yaptıklarını göremezsiniz…

    8- Allah “Falanın hürmetine isteyin” diye bir emir vermemiştir, tersine yalnız bende isteyin demiştir. (Fatiha 4-5) Allah’a dua ederken bir başkalarının isimlerini araya koymak aslında müşriklerin en belirgin özelliğidir…

    9- “Yüzü-Suyu hürmetine dua anlayışı” bize yabancı kaynaklardan bulaşmıştır ve Kur’an merkezli anlayıştan sapınca yanlış kaynaklarlan birlikte dallanıp budaklanarak iyice aramızda yer etmiştir…

    10- “Falanın hürmetine” dua ediyoruz ama şunu hiç düşünmüyoruz: Adını verdiğimiz kişi bizi ne duyar nede görür ayrıca bu kişi de bizim gibi kuldur Allah’a ne tür baskı da bulunabilir ki !?

    Sonuç: Allah’ın isimleri ile O’na yalvararak sadece O’ndan isteyin ve başkalarının adını katarak şirke kapı aralamayın…

    • Like 1

  19. Salavat adanır mı bilemem.... Ama konuyla ilgili böyle bir yazı okudum. Aklı karışanlara belki bir fikir verir....

     

    Alıntıdır..

     

     

    "

    Salâvat getirmek Allah'ın emri

    Salavât, salât'ın kelimesinin çoğulu ve tebrik, dua, istiğfar, rahmet gibi anlamlara geliyor. Kur'ân-ı Kerîm'de, Ahzâb Sûresi 56. ayette de Efendiler Efendisine (sas) salâvat getirmek açıkça emrediliyor. Yüce Allah bu âyet-i kerime de şöyle buyuruyor: "Allah ve melekleri, peygambere salâvat getirirler. Ey mü'minler! Siz de ona salât edin ve samimiyetle selam verin."

    Prof. Dr. Faruk Beşer'e göre, salavât Efendimiz'e olan saygının bir ifadesi. Ve Allah bu ayet-i kerime ile bize bu saygı ifadesini hez zaman söylememizi açık açık emrediyor. Beşer, bu nedenle Hazreti Peygamber'e salât getirmeyi mü'minlerin bir vazife addetmesi gerektiğini söylüyor. Mehmet Y. Şeker ise neden salâvat getirmemiz gerektiğinin izahını farklı bir pencereden yapıyor. Şeker, "Cenab-ı Allah bize, orucu, namazı ve pek çok ibadeti Kur'ân-ı Kerîm'de emreder ama bu ibadetlerin hiç birini kendisi yapmaz. Ancak, Ahzâb Sûresi 56. ayette Peygamber'e melekleriyle birlikte salât ve selamda bulunduğunu söyler sonra da kendi yaptığı bir şeyi kullarına da emreder. Bu yüzden Hazreti Peygamber'e (sas) salât edip selam vermeyi Yüce Allah'ın da yaptığını görüp hayatımızın merkezine koymalıyız." diyor.

    Mehmet Y. Şeker, Allah'ın emrettiği bu ibadetin farz olup olmadığı konusuna da açıklık getiriyor: "Her mü'minin ömründe bir kez Peygamber'e salât ve selamda bulunması farzdır." Şeker, daha sonra şunları ilave ediyor: "O'nun adı anıldığında salât göndermek vacip olduğu, namazda salât okumanın Efendimiz'in (sas) sünneti olduğu konusunda âlimler ittifak etmiştir. Konuya dair çeşitli ihtilaflarda söz konusudur. Bazı âlimler, Allah Resulünün adının her anıldığında salâvat getirmenin vacip olduğunu, bazıları da Hz. Peygamber'in (sas) adının kaç defa anılırsa anılsın bir kez salâvat getirmenin vacip olduğunu söyler.

    Prof. Dr. Faruk Beşer ve Mehmet Y. Şeker'e göre inananlar, nefsin bitmek tükenmek bilmeyen isteklerine karşı koyabilmek, Cenâb-ı Allah ile olan irtibatını sağlamlaştırabilmek için salâvatı dilden düşürmemeli. Kutlu Doğum bu alışkanlığı kazanmak için bir fırsat ama salâvat-ı şerîfeyi sadece bu kutlu zaman diliminde okumamalı, yılın her gününe yaymalıyız. Çünkü dünyamıza ve ahretimize katkıları saymakla bitmiyor.

    Salâvat getiren, lütuflandırılır

    Faruk Beşer'e göre, Efendimiz'e salât ve selam getirdiğimizde, Yüce Allah kullarına, Resul'ü için istenen merhametin on katıyla mukabelede bulunuyor: "Ey Peygamber! Ümmetinden sana salât getirenin on günahını affedeceğim, on hasene vereceğim ve onun makamını on derece yükselteceğim." Efendimiz'in hadisi de yine Beşer'in bahsettiği lütufların birebir kaynağı. Salât getirmenin dünya ve ahiretimize katkılarını Efendimiz bizzat bildirmiş. Bu hadislerden en önemlisi "Ümmetimden bana salât gönderene şefaatim vacip olur." hadisiyle kendisine okunan salâtların bizlere şefaatçi olacağını bildirmesidir. Beşer, salavâtların Efendimiz ile aramızda bir bağ oluşturduğunu da söylüyor. "Salâvat çekerek, Efendimiz'e 'Seni tanıyor, Seni seviyor, Sana inanıyor, Seninle yaşıyoruz' demiş oluyoruz." diyor. Mehmet Şeker salâvatların dünya ve ahretimize neler sağladığını öğrenmek için inananların konuya dair hadislere bakmasını tavsiye ediyor. "Efendimiz'in, 'Bana salâvat okuyan bir mü'min yoktur ki ona melekler rahmet duası etmemiş olsun. Bu, bana salâvat okuduğu müddetçe devam eder. Kul bunu, ister az ister çok yapsın.', 'Kim bana bir defa salât getirirse, Allah Teâlâ da ona on misli merhamet eder.', 'Kim herhangi bir kitapta benim üzerime salavat getirirse, isimim orada kaldığı müddetçe, melekler o adam için istiğfar eder.' gibi hadisleri salâvatın önemini izah ediyor...... "

     

    1. ykarıdaki meal gelenekçi zihniyete göre yapılmış zorlama bir meal.

     

    mantıken düşünün saavat getirirken ''Allahümme salli....'' diye devam ediyorsuuz yani Allahım salat et peygamberimize diyosunuz yani. Madem Allah sana emretti neden Allaha salat et diyosun? demekki burada bir fiil var. salat kuranda birçok farklı anlamda kullanılır bulunduğu cümleye göre anlam kazanır (Türkçedeki eşsesli sözcükler gibi) bu ayette saygı duy destekle anlamında kullanılmıştır (daha doğrusu en yakın anlamı budur). ''Allah ve melekleri destekliyor siz de destekleyin ve saygı duyun''

     

    2. Aynı surenin 43. ayeti bakın ne diyor: ''O ki sizi karanlıklardan ışığa çıkarmak için melekleri ile birlikte sizi destekler. O, inananlara karşı Rahimdir.'' Not: ahzap 56 ve 43 te aynı salat kullaılmıştır. yani aynı salat müminlere de yapılıyor demekki bahsettiğiniz anlamda salavat getirmek değil bu.

     

    hep aynı ayeti delil gösteriyorlar gerisini de peygmberimize ait olmayan hadislerle destekliyorlar hatta ayeti bile o hadisler gölgesinde anlamlandırıyorlar.

     

    anlayarak arınarak meal okuma zamanı gelmedi mi? yanlış anlamayın kimseyi yargılamıyorum ama sonsuz ahiret hayatı sözkonusu ve bizi kuranı kerimden sorumlu tutacak Yüce Allahımız


  20. Sayin Nebe..su ahir zamanda en buyuk mesele Iman la gitmek..birtakim cikarimlara gelinceye kadar oncelikle imanin ve islamin sartlarini anlamak, anladigini uygulamak gerekki bu yolculuk cok uzun ve zor...diger yandan Evliya ve Alimlerin uzerinden cikarimlar Iman konusundan cok sonra, ve nacizane fikrim cok tehlikeli, ve paylastiginiz insnalarin kafasinda baska cikarimlara bile yolacar nitelikte..Hz Mevlana buyuk bir Evliyadir.. Onu takip edenler onun felsefelerini bozmus yada yanlis anlamis olabilir ama bu onu analiz etme yetkisini bize vermez...Bir gun bizde Mevlana yada diger Evliyalar kadar ilim sahibi olursak belki..su andaki durumumuzla bu ancak yanlis yollara goturur..

     

     

    Mevlana konusunu geçelim zaten esas konu o değil farklı bir amaçla yazdım onu ama konu ona döndü. hatta sileyim.

     

    anlamk istemediğiniz ama sonsuz ahiretimizi kaybetmemize sebep olacak bir kuran gerçeği var. biz arapça okuyup hatim yapmakla sadece sevap makinesine indirgediğimiz kuranın gönderiliş amacı bu değil. Allahın bize okuyup uygulamak yaşamak üzere gönderdiği yüce bir kitap. ondan yüz çeviren yapacağı en büyük kötülüğü yapar kendine. nasılolsa birileri okudu hükümlerini çıkardı biz ona uyarız mantığı var insanlarda. son derece tehlikeli bir mantık çünkü geçmişte ve günümüzde yaşamış çoğu insan kuranı okurken başkalarının hadislerin (PEygamberimizin sözleri olmadığı halde ona isnat edilmiş sözler) rivayetlerin öğretileri gölgesinde yorumladılar yüce kitabımızı. Ama Allah arınmayanların istediği kadar okurlarsa okusunlar kuranı anlamayacağını söylüyor ayeti kerimede. herşeyi birkenara bırakıp saf tertemiz bir kalple okumadan anlayamazsınız.

     

    17:9 Şüphesiz ki bu Kur'an en doğru yola iletir; iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.

     

    25:30 Elçi de, 'Rabbim, halkım Kuran'ı terketti,' der.

     

    ENAM SURESİ 50. AYET De ki (eyPeygamber:) "Ben size 'Allahın hazineleri bendedir! demiyorum; ne insanidrakini aşan şeyleri bildiğimi söylüyorum ve ne de size 'Ben bir meleğim!diyorum: Ben sadece bana vahyedileni yerine getiriyorum". De ki: "Hiçgören ile görmeyen bir olur mu? Siz düşünmez misiniz?"

     

    (estaizübillah) «Biz, Allah'a vebize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kub ve esbâta indirilene, Musa veİsa'ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere verilenlere,onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'ateslim olduk» deyin. (Kur'ân-ı Kerim » 2 / BAKARA - 136 )

    6:116 Yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni ALLAH'ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece tahminde bulunup saçmalıyorlar.

    17:9 Şüphesiz ki bu Kur'an en doğru yola iletir; iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.

     

    25:30 Elçi de, 'Rabbim, halkım Kuran'ı terketti,' der.

     

    6:110 İlk başta İNANMAMAYA karar verdikleri için anlaklarını ve gözlerini çevirip azgınlıkları içinde bocalar durumda bırakırız.

    29:51 Kendilerine okunmakta olan Kitab'ı sana indirmemiz onlara yetmemiş mi? Elbette iman eden bir kavim için onda rahmet ve ibret vardır.

    43:43 Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen, dosdoğru yoldasın.

     

    45:6 İşte sana gerçek olarak okuduğumuz bunlar Allah'ın âyetleridir. Artık Allah'tan ve O'nun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?

    17:9 Şüphesiz ki bu Kur'an en doğru yola iletir; iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.


  21. Bakın bizim anladığımız manada salavat çekmek gibi bir ibadetin dinde kesinlikle yeri yok. Buda atalarımız zamanında dinimize sokulmuş bidatlardan biridir. Anma ibadeti yalnızca Allaha yapılır. eğer meal okursanız bunu açıkça görürsününz. kuranda geçen Peygambere salat edin Allah ve melekleri de bunu yapıyor ayeti desteklemek anlamını taşır. o dönemde Peygamberimiz yeni bir kitap tebliği yapıyor çokça düşmanı var. Zaten aynı salat müminler için de söylüyor Allah. yani Allah ve melekleri mümin kullarınıda destekleyeceğini söylüyor.

     

    Allah hıristiyanında yahudininde budistinde duasını kabul ediyor. bu sizin ne kadr istediğiniz ve Allahın dilemesi ile ilgili bir olay yani salavat çekiminizle alakası çok


  22. insanların evliya mı değil mi oldukları allahın bileceği bir şeydir mevlana allahın dostuysa kendine dostu değilse kendine ben allah dostu olduğuna inanıyorum insanların yaptıkları ya da yapmadıkları işler islamı bağlamaz allah hesapları görücüdür hesapları görmeye çalışmayın lütfen michael jackson müslüman mıydı değil miydi yani bana ne müslümansa kendine değilse de kendine elin günün sonunu merak edeceğimize kendi sonumuzu merak edelim diyorum, islamın şartları imanın esasları belliyken kafanız karışmasın.

     

    benim amacım mevlanayı kötülemek değil; herkesçe evliya olarak bilinen birinin aslında sandığımız kişi olmadığı

    buradan yola çıkarak (özelden genele çıkıp) kuran dışında sarılacak herhangi bir kaynak, olmadığı sonucuna varmak. çünkü kendimiz kuran okuyup dini öğrenmek yerine falanca hacı, hoca, şeyhin dinden anladığını yaşıyoruz

    • Like 1
×
×
  • Create New...